📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

VIII. Uluslararası, Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi 1. Gün Öğleden Önceki Oturum

Üsküdar Üniversitesi3:14:14

Transcription

İhtiyacı var, daha sonra kendini gerçekleştirme ihtiyacı var. Bu burada bitiyor. Maslow'un klasik piramidinde burada ses. Tamam, burada bitiyor. Fakat 2017'de bir yayın çıkıyor; Venter isimli birisi bir yayın çıkarıyor. Bunun piramidin, sonradan Maslow piramidinin üzerine en tepesine "Self-transcendence" yerleştirmiş. Bunu senelerde gizlenmiş, bu psikoloji camiası bunu gizlemiş. Bu kendini başkalarına yardım etme ve spiritüel deneyimler, manevi deneyimler gibi deneyimleri Maslow hayatının sonunda bunu eklemiş üzerine. Bunun yayını da burada kendi yayını oldu. İnsan, sadece bu kapital sistem bunu kullanıyor. Hep psikoloji eğitiminde de bu kullanılıyor. İnsan, sadece kendisi için yaşayan bir varlıktır diye bir yanlış tanımlamayla bizi senelerdir yanlış bilgilerle bugüne getirildi. Aslında bilimsel olarak bu, herkesin kabul ettiği bir piramit. Bu piramidin kendini gerçekleştirme, kendini aşma, başkalarına çalışma yani sadece kendisini düşünen bir varlık değil, insan diğer insanları da düşünüyor, manevi yönler de düşünüyor. İnsan manevi ihtiyaçlara var, onları da düşünüyor. Bu konu hep ihmal edilmişti, bu da gizli kalmış. Yani psikoloji eğitiminde kullanılmayan bu bilgiyi de vurgulamak istedim.

Sonra, peki hakikate götüren yollar neler? Burada bu bilgilerin önemli bir kısmı bu kitaptaki daha ayrıntıları buradan bulabilirsiniz. Şimdi bir kere hakikate götüren yollar fiziksel akıl, maddesel dinamiklerle ilgili. Bunlar gözlem becerisi, laboratuvar kullanıyor. İkincisi sezgisel akıl; burada kıplık mantığı kullanılıyor, emosyonel kuantum süreçleri burada önemli. İhtimal hesapları burada, bütün bununla ilgili meteoroloji bununla daha çok karar veriyor. Sezgisel aklı kullanarak anlamsal akıl kullanıyor. Yapay zeka bunu kullanıyor. Yapay zekanın ortaya çıkışı, fuzzy mantıklı oldu. Fuzzy mantıkta özellikle 1967'de bir Azerbaycanlı buluyor bunu. Bunu bulduktan sonra yapay zekada ihtimaller içerisinde belli; yani ya siyah ya beyaz. Bu fiziksel aklı siyah beyaza odaklanmış. Ya var ya yok diyor. Sezgisel akıl ihtimal hesapları yapıyor. Gözümüzde görmüyoruz ama o yağmurun yağma ihtimali var diyor. %80-90 tutuyor bunun gibi ihtimal hesaplarıyla görülmeyen bir şeyi bulmaya çalışıyor akıl yolu kullanarak. Burada daha belli bir yoğunluklar oluşturarak bulanık mantığı kullanıyor ve bu şekilde rasyonel din inanç becerilerinin rasyonel inanç bu şekilde ortaya çıkıyor. Bunun sonucunda da akıl yürütme yöntemlerine göre laboratuvar deneyleri; işte ex vivo, in vitro, in silico diye. In silico, bakın laboratuvarda şu anda biz üniversitede bunu in silico laboratuvarı kuruyoruz. Şu anda in silico laboratuvarında matematik modelleme yaparak artık birçok bilgiye hızlıca ulaşılabilir hale getirdik. Yani bilgisayarda matematik modelleme yapıyor, birçok şeyi önceden öngörebilir. Zaten kuantum fizik düşünce deneyiyle çıkmış, düşünce deneyiyle çıkan bir cihaz var biliyorsunuz. MR cihazı birkaç tane Nobel almış. Bu cihaz tamamen olması gerekir diye düşünerek evrendeki Higgs bozonu da aynı şekilde. Daha sonra rasyonel sezgi birçok keşifler; mesela benzen halkası rasyonel sezgiyle bulunmuş ve rasyonel inanç aklı uygun. 4300 tane din var, bu dinlerin hepsi "ben doğruyum" diyor. Bunun bir tanesinin mantıksal çerçeveye akla uygun olması lazım. Sonuçta göreceksiniz ki burada özetlemeye çalıştığımda rasyonel inanç akla uygun inanç, Tevhid inancı. Tevhid olursa ancak bu evrendeki yaratılış yerli yerine oturuyor. Yoksa çok tanrı olduğu zaman, çoklu evren olduğu zaman bunların hiçbiri rasyonel değil.

Evet, şimdi burada bak, görüyorsunuz. Beyinden bahsetmek istiyorum. Kuantum elektrodinamiği, insanın serbestliği, bilinç çalışmaları şu anda en çok insanların kafasını karıştıran çalışmalar bilinç. Biz, insan 20 günde cildimiz değişiyor. Cildimizdeki atomlar 6 ayda aşağı yukarı bütün vücudumuzdaki atomlar değişiyor ama bilincimiz doğuştan sonuna kadar hiç değişmiyor. Bu niye değişmiyor? Bilincimiz değişmiyor. Neden değişmiyor? Bu çatlıyor. Şu anda beyin yanıyor bilim adamlarının, neden bu bilinç nedir diye. Burada bu bilinç çalışmalarında bu kralın yeni usulü, meşhur bir kitap. Burada zihin kuramı matematiği arasındaki bağlantıyı, kuantum mekaniği arasındaki bağlantıyı öne süren kişi Nof. Burada yine beyin sinir hücrelerindeki mikrotübülleri bilgisayar ağı gibi çalışabildiği gösteriyor. Evrenle bağlantı kuruyor bunlar ve voltaja bağımlı iyon kanallarıyla birçok psikiyatride bizim kullandığımız ilaçların çoğu voltaja bağlı iyon kanallarını değiştirerek ve o reseptörleri etkileyerek kullanılıyor. Bu evrendeki evrensel akışla bağlantılı. İnsan beyni ilişkisel bir varlık ve kuantum mekaniği, insan otomatik ve biyomekanik varlık olmaktan çok serbest zihin ve irade sahibi bir kişiliği olduğunu açıklıyor. Bak, Elon Musk maymuna Tetris oynattı, başına elektrot bağlayarak nörolink şirketini kurdu. İyi ki de ilerliyor. Biz sinir bilimciler bir şeyler yapmaya çalışırken, adam atı alan Üsküdar'ı geçti gibi. Elon Musk bütün dünyadaki sinir bilimcileri solladı şu anda. Burada insan beynindeki yüksek teknolojiyi görüyorsunuz. Yani her hücre, her şey bir fabrika gibi çalışıyor. Böyle bir şeyi ve Jung şöyle söylüyor: "Ölüm, insan hayatının sonu olduğunu bilimsel olarak söyleyemez." Yani bazıları insan doğduk, büyüdük, öleceğiz diyor. Yani bu bilimsel bilgi değil. Ölüm sondur, bitiştir. Bu dünyada her şey bitiyor, bilimsel bilgi değil. Tam tersine bu bilimin bir yanılgısı. Spinoza'nın yanılgısı derken bu doğayı tanrısallık ortaya çıkaran kişidir. Yani tabiat yarattı, tabiat tanrıdır fikrini ortaya çıkaran kişi. Tanrı ya da Doğa diye kitabı var. Etika diye kitabı da var. Burada Deus, n diye orijinal ismi herhalde Latince. Doğada bilinç, akıl, irade, güç ve bilgelik yüklemektedir. Doğaya bütün bunları doğaya yüklüyor. ABD üniversitesinde konferans verdiğinde öğrenciler sık sık "Alber aş dayına soruyorlar, Tanrıya inanıyor musun?" diyor. Spinoza, "Tanrısına inanıyorum" diyor. Birçok kimse Tanrıya inanıyorum derken bu tabiata inanıyor aslında. Panteizm başka bir şey değil, yani deizm de değil. Bak, panteizm bütün doğayı... Bu yanılgı şu anda kuantum fiziğinden sonra anlaşıldı ki Spinoza yanılmış. Beden, zihin, bilinç, ruh, Tanrı denklemini çözmeye çalışalım. Burada bak görüyorsun, beyindeki bir hücrenin asal yapısı görüyorsun burada. Yani bırakın 3 boyut, 4 boyut, 7 boyut var beyinde. Bu öyle çalışıyor. Beyin hücreleri böyle bir hücre var. Doğaya tanrısallık atfetmek, yazarlarını görmeden kütüphanenin evrenin sahibi olmaktan görmekten farklı değil. Yani kitaplara bakarak evreni bu yapmıştır demek gibi. Şu üniversitenin kitaplarına bakarak bu üniversite bu kitaplar yaptı demek gibi. Aslında bir komik duruma düşüyor. O yüzden bu kitapların içindeki bilgiler anlaşılınca anlaşıldı. Belki Spinoza şimdi yaşasa bu fikrini değiştirirdi.

Söyleyin, ölüm zaman hayat farklı bir enerji bandı. Her şey bilgi deniyordu daha önce. Bilgi her şey değil. Ama aslında her şey bilgi. İnsan madde değil, enerji. İnsan ibaret. Bizim madde deyip sıkıyoruz ya, böyle aslında bir enerji bulutu. Başka bir enerji bulutuna temas ediyor. Madde diye bir şey yok kuantuma göre. Ölüm, zaman kırılmasından farklı, kırılması ile farklı bir enerji bağına geçiş. Yani Spinoza doğayı gözlemlerken geometriyi fark etmiş, düzeni görmüş. Bir aklın olduğunu düşünmüş. Bu akıl sahibini göremediği ve kilisenin dini iktidar uğruna kullanan tutumlar nedeniyle ciddi bir özgürlük ihtiyacını ifade ediyor. Aslında yapmak istediği de bu.

Burada peki matematiksel varoluşta mesela, biraz önce İbrahim hocamız çok güzel yaratılışla ilgili ayetleri derledi, okudu. Orada "6 günde" diye geçiyor. Bu 6 günü burada ben anlamaya çalıştım. Allah "Ol" deyince olan Allah niye altı günde yapsın diye. Aslında burada altı aşama var yaratılışta. Bak, bilgi her şey değil, her şey bilgidir. Şimdi burada evrende ilk önce evrensel veri tabanı var, bu bilgi. Big data, levh-i mahfuz. Önce Allah, önce Allah katındaki ilim var. Levh, Kur'an-ı Kerim'deki tabir levh-i mahfuz. Bu bilimsel terminolojiyi big data, büyük veri deniyor yahut da evrensel veri tabanı. Önce bilgi var, ondan sonra tasarım var. Matematik ve geometri hesap var. Burada görüyorsunuz. Ondan sonra enerji fizik geliyor, 3 etti madde. Daha sonra madde kimyasal geliyor, geliyor ve daha sonra canlı biyoloji, botanik geliyor. Ondan sonra insan ortaya çıkıyor. 6 tane, 1, 2, 3, 4, 5, 6. Bu evren, evrenin ötesi, metav varoluş. Bu bağlıyor. Bu bilgi her şey değil. Aslında her şey bilmiş. Eğer o Allah'tan başkasını katında olsaydı, kuş husus içinde birçok çelişkiler bulunacak, bulacaklardır diyor Nisa suresinde. Bir big bang, ilk patlama, ilk patlama öncesi evrensel veri tabanı. 6 tane kademe var burada. Bunu da söyleyebiliriz.

Burada bak, matematik Kur'an-ı Kerim'deki matematik mucize ile ilgili hesaplar. Bunlar 365 tane gün geçiyor, 7 defa 7 gök geçiyor, günler 30 defa ay, 12 defa bitki, 12 ağaç, 26 ceza, 117 affetmek, 117 D, 132 dediler, 332 dünya, 115 ahiret, 115 şeytan. Yani 23 senede yazılmış bir kitabın bu kadar matematiksel denge içinde yaratılması, matematik uyum içinde yaratılması, onun ancak bir yüksek bir irade, yüksek bir güç, bir görünmeyen bir irade tarafından yaratıcı tarafından yaratıldığını akıl yürütme yöntemleriyle anlıyoruz. Yani aklımız bizi diyor ki evet, bu ancak bir yaratıcı olur diyoruz. Görmemiz şart değil. Bak, akıl yürütme yöntemleri de akıl gözüyle görüyoruz. Allah'ı kafa gözüyle göremeyiz. Çünkü o zaman sınav diyalektiği ortadan kalkar.

Evet, hipnoza şimdi yaşasaydı ne derdi? Bence evrensel veri tabanından bahsederdi. Biraz önce ancak bunu gücün kilisenin öngördüğü değil, hep her bilim ve düzenin yazan ve yöneten olmadan lidersiz şekilde işlemesi mi akla daha yakın? Yoksa kendini göstermeyen dünyayı geçiş alanı olarak seçen yüksek bir gücün varlığı mı derdi? Bu Tevhid inancını büyük ihtimal yaşasaydı şu anda aynı mantıkla baktığı zaman bunu görecekti. Eee bu Higgs bozonu da biliyorsunuz, eee karanlık madde olarak bilinen evrendeki bu parçacıkların alan standart molekül model olan atomun eee model olacak bu yanlış olmuş. Oluşturuyor büyük bir ustalık eseri. Neden evrenin sırlarını çözmeye çalıştıkça basite değil, karmaşaya doğru gidiş var. Bunun için basite değil, karmaşa hep bulacağız. Karmaşık basit bir şeydi. Denklem çözülecek derken gittikçe yeni şey Webb teleskobuyla şey görüldü uzayda. Artık görünmeyen alanları gördüler. Orada daha çok yıldız var. Yani ayrıntıya girdikçe mükemmellik ortaya çıkıyor. Bu bile evrenin ya o kadar basit bir şekilde, basitten mükemmele doğru sıfırdan oluyor. Tarzındaki ilk önce bilgi var, ilk önce DNA var, ondan sonra canlılar var. Önce mükemmel, daha tasarım var. Tasarım olmadan onun için bilgi burada. Eee Spinoza'yı fikrini çürüttü. Yani ilk sıfırdan olması ve Big Bang'den sonraki bütün o gelişmeler yapılan matematik modellemeye göre 50 sene sonra. Bu da arıların hikayesi çok ilginçtir. Yani arılar şu anda yok olsa, 50 sene sonra dünyada canlı kalmayacak. Arılar yok olsa ama insan yok olsa, 50 sene sonra dünya daha güzel olacak. İşte Çernobil örneği, hiç yem. Yeşilmiş Çernobil, insan girmiyor oraya. Yani demek ki insan bu dünyanın ürünü değil, sonradan gelmiş. Hatta Heisenberg galiba diyor ki insan bu dünyaya atılmıştır diyor. Filozoflardan birisi öyle diyor çünkü hiç uymuyor dünyadaki üretimi sistematiğe uymuyor.

Evet, burada bak görüyorsunuz somut düşünen kimse elmanın içindeki çekirdeği görür ama soyut düşünen kimse çekirdeğin içindeki elmayı görür. İş soyut düşünme yeteneği insanda var. Soyut düşünme, kavramsal düşünme, sembolik düşünme. Eee bütün bu özellikler insanda olduğu için insan Allah'ı bulabilen tek varlık. Diğerlerinin neden bu dünyadayım, niçin buradayım, ne yapıyorum, neden buradayım, nereye gideceğim, nereden geldim sorularını insan dışında hiçbir canlılık sormuyor. Bunlara metakognitif genler araştırılıyor bunlarla ilgili zihin üstü genler. Evet, göğe gelince onu Allah yükseltti. Kainattaki mükemmel ahengi sağlayan ölçü ve dengeyi o koydu. Burada da sıradan bir sinek bak, sahnede 500 kanat çırpıyor, 8.000 petek gözü vereceği var. DNA'sında bu özellik yazılı. Sadece birkaç hafta yaşıyor. Evrende ne iş yapıyor? Bunun için olması akla kıplık mantığına göre hiç imkansız. Evet, Ey insanlar, bir misal verilmiştir. Ona kulak verin. Allah'ın dışına çağırdığınız her şey, bir sineği dahi asla yaratamayan hepsi o iş için toplansa da, şesek onlardan bir şey alıp götürse, o şeyi alıp geri alıp kurtaramazlar. İsteyen de zayıf, istenilen de diye geçiyor Hac suresinde.

Evet, burada inşallah zaman geçmedim. Nörokuantoloji dış iradesiz evrimi reddediyor. Nörokuantoloji. Bak burada evrim ve yaratılış diye Scientific American 2017'de bunu yayınladı. Yayınladı burada beyin. Eee şu anda bilimsel bir tartışma eee konusu. Bu üniversite olarak bunu tartışmamız, tartışmazsak vebal vardır. Bizde bu konuyu tanışmazsak, bir üniversite bunu ele almazsa, eee yap bilimin gereğini yapmıyor demektir. Beyin, beyin burada nörokuantoloji evrimi reddediyor. Nörokuantoloji, eee beyin gibi çok sanatsal, aynı zamanda çok karmaşık bir cihazın hayat gerçeğini akılla hareket etmeyen bir evrimle açıklanması inandırıcı mı? Soru bu. Evrim teorisi, tekamül anlamda biyoloji yani canlı bilimin bir türü. İçin sorusuna cevap veriyor. Ancak tesadüfi varoluşu akıl, akıl sırlarını aşıyor. Dış bir aklın ve ruhani deneyimlerin kanıtları bizi görünmeyen bir gerçekliğe götürüyor. Beş duyuyla evrenin sırlarını çözemiyoruz. Evrim teorisinin açıklayamadığı nörokuantoloji. [Alkış] Zamanı güzel kullandığı için Nezzet hocama teşekkür ediyoruz. Zamanı tüm katılımcıların da sağlıklı işleyebilmesi için efektif kullanması gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Değerli katılımcılar, kıymetli misafirlerimiz, YouTube yayınımız engel giderildiği için kıymetli misafirlerimiz, YouTube yayınımız var. Bu hatırlatmayı da yapmak istedim. Şimdi de "Kök hücreden çıktım yola" diyecek olan bir isim, profesör doktor hocamı, Kök hücreden çıktım yola başlıklı konuşması için buraya davet ediyorum. Sayın hocam, buyurunuz. Buyurunuz sayın hocam. Şurayı da kapatınız, kalsın. Evet, şimdi aslında teşekkür faslını geçmek istiyorum çünkü zamanı çok iktisatlı kullan diyor. Herhalde Hikmet sen söyledin, herhalde hoca çok konuşur diye söylemesinin muhakkak yani. Ama ben eee anlaşmalı geldim ben buraya. Ben hikmete dedim ki, tabii bu arada arkadaşlar, e birisi yol arkadaşım, birisi asker arkadaşım. Nevzat Bey benim asker arkadaşım, Hikmet Bey de benim yol arkadaşımdır. O bakımdan 50-55 yıla uzanan bir geçmiş olduğu için kendimi kendi evimde hissediyorum. Bu bir ama Mehmet bana dedi ki yani akşam namazına kadar vaktimiz var dedi bana. Şimdi kalktı bunda yok zaman maman derken hadi ikindiye bitirelim o zaman bu işi. Eee davetiniz için çok teşekkür ediyorum. Gerçekten e kendimi hakikaten eee tam konuşacağım bir yerde buldum. Evet, ben stems eller'den çıktım yola. Sevim nerede? Hah oradasın, kök yüzden çıktım yola diye konuşacaktım ama gerek Hikmet Bey'in gerekse Nevzat Bey'in konuşmalarından konuşmamı değiştirdim çünkü eee o kadar duygulandım ki gerçekten eee tam yerimi buldum diye düşünüyorum. Şimdiye kadar bir sürü e gerek yurt dışı, yurt içi üniversitelerde bir sürü konferanslar verdim ama burada hele hele eee hocanın okumuş olduğu ayetlerden de hareketle bu kongrenin yapılmasına gerek kalmadığı düşüncesi hasıl oldu. Çünkü artık Allah'ın dediği yerde kul susar ama hemen şunu ifade edeyim, ezber bozmaktan. Hikmet Bey dedi ki, eee evet ezber bozmak lazım, bozuldu zaten ezber. Eee Nevzat Hoca, ölüm, canın olmadığını, ölüm zaten yok. Allah bizi ölümü öldürmek için gönderdi. Ölüm diye bir şey yok. Biyolojik olarak ölüm, nükleotitlerin, aminoasitlerin başka bir forma geçmesidir. Ne oluyor? Toprağa hafıza bile artık toprağa geçiyor. Nevzat Hoca çok iyi anlattı, ona da geleceğim. E fizik olarak ne oluyor? Başka bir boyuta geçiyor fizik olarak. Çünkü zaten biz yokuz, varlık diye bir şey yok. Hiçlik makamında zaten kuantum ki kuantum, kuantik çağ diye de kitabını yazdım ben. Kusura bakmayın, ben ben diyeceğim. Bu arada ben yani cerrahlarda böyle bir şey vardır. Kusura bak, bakmayın, yazdım yani bunu yıllardır yazdım. Başka şey ezber bozucu şeyler de var, onları da söyleyeceğim. Şimdi ölüm diye bir şey yok. Şimdi bilim nasıl cevap verir? Kök hücreden çıktık yola. Hücre nasıl oldu? Tamam, inorganik hayattan organik hayata nasıl geçtik? Bunu bilim açıklar, açıklıyoruz. Bing Bang dedik, bilmem ne dedik. Bing Bang'den sonra şu kadar zaman geçti falan, tamam doğru ama niçini, nedeni asla bilim açıklamaz. Bunu açıklayan ilimdir. Efendim, ilimle bilim aynı değil mi? Hayır, kesinlikle aynı değildir. Kesinlikle aynı değildir. Niye aynı değildir? Çünkü bilim ondandır. Bilim ondandır. Bugün doğru olan yarın yanlış, birazdan anlatacağım gibi. Bugün yanlış olan yarın doğru olabilir. Bilim ayıklanır, bilim yanlışlanabilir. Benim yapmış olduğum bir araştırmayı bir başka araştırmacı, eee diyelim ki bir yerde aynı metotla yapar. Eee benim yaptığım çalışmaya uygun yakın bir sonuç elde edebilir veya ondan birkaç bir müddet sonra bir başkası gelir der ki, "Hayır efendim, öyle değil, böyledir" diyebilir. Yanlışlanabilir. Bir papazın sözü var der ki, "Timur hunis unis libri, tek kitaplı insanlardan çekinin." Timur hunis unis libri. Bilim böyledir. Çünkü o öyle der, böyle eder, değişir. Hatırlarsınız, biliyorsunuz, bu Almanya'da 50'li yıllarda talidomit faciası çıkmıştı. Talidomit, hanımlar kusuyorlardı. Doğum hamilelik esnasında talidomit diye bir ilaç buldular, kusma kesildi, harika doktorları ödüllendirdik. Katın peşindedir. Bilim doğrunun peşindedir. Onun için Nevzat Hoca ifade ettiği gibi yani Spinoza'nın hani panteizm, panenteizm ama Spinoza'da önce milattan önce 600 yıllarda Anaksagoras panteizm ve panenteizm, Tanrı'nın kainatta var olan her şeyde Tanrı'dan bir cüz olduğunu, hatta ve hatta panenteizm de panteizm de kainatın bizati Tanrı'nın kendisi olduğunu. Tanrı diyorum çünkü biraz yani eee Allah kelimesini kullanmak istemiyorum. Burada onların ifadesiyle konuşuyorum. O bakımdan eee Tanrı kelimesini yadırgamayın. Panenteizm de yaratılan her şeyde Allah'tan bir iz olduğunu ta milattan önce 600 yıllarda Anaksagoras ki Anaksagoras buralıdır biliyorsunuz Anadolu'dan. Hatta o arada bir de Herophilus da vardır. O da kadık köylüdür, buralıdır. Herophilus da buradan gitmiştir. İskenderiyeyi ilk olarak diseksiyon yapan bir adamdır. Neyse, şimdi Spinoza geldi. Evet, Einstein'a dedi ki, eee Spinoza'nın tanrısına ama biz daha önce bunu Hallac da gördük. Hallacı Mansur'a da gördük. Biz bunu hatta tasavvufta bakın tasavvuf hissiyatı da değerlendirir. Şeriat hukuk kanun fiiliyata göre karar verir ama tasavvuf hissiyata da yani insan düşüncesinden de sorumludur. Yani yolda gidiyorsunuz, kırmızı ışıkta geçerseniz, size şeriatta cezalandırır, kanunda cezalandırır ama tasavvufta öyle değil. Eğer kırmızı ışıkta geçmeyi düşünseniz bile ceza yersiniz. Böyle bir şey. Onun için düşüncelerimiz de kaydediliyor. Tabii burada Yasin suresinde de var bir ayeti, yalnız orada unuttunuz. Eum da ayette var. Her şey kayd altında, düşünceniz bile orada. Hani diyor ya, o gün konuşmasanız bile parmaklarınız konuşur, ayaklar konuşur. O da kuantum kaydediliyor. Şimdi inan, inanmak konusu da artık bitti. Çünkü Bohr meşhur biliyorsunuz. Bohr, bu atomun 1922'de yanlış hatırlamıyorsam, önce inanmıyordu. Bohr, bilim adamları bilim inanmayı gerektiriyor zaten. Eğer inanmıyorsa kafayı sıyırıyor. Tahtalar eksi. Bunu en önemli örneğini Bohr'da görüyoruz. Bohr inanmıyor ve şiddetli bir ateist ve Einstein'a tartışıyorlar. İşte o zaman diyor ki, "Tanrı zar atmaz" diyor Einstein. Ama Bohr, bu atomun etrafındaki elektronların şeyini bulan adam Nobel alıyor 1922, yanlış hatırlamıyorsam. Bohr bakıyor ki enteresan, yani ne kadar proton varsa o kadar elektron var. O zamana kadar zannediyorduk ki biz mesela her elektronun kendine ait bir yörüngesi var ve o yörüngede döner. Fakat baktık ki her elektronun bir yörüngesi var ama her turda farklı bir yörüngeye geçiyor. Ulan, nasıl oluyor da bunlar hiç birbirine çarpmıyor? İşte o zaman Bohr diyor ki Einstein'a, "Yok diyor, mutlaka Tanrı vardır" diyor ve tanrının işine karışma diyor. Bu sefer Einstein'a diyor. O da Nobel alıyor. Yani bilim sonunda inanmayı gerektiriyor. Şimdi gelelim ezber bozma. E tamam, kök hücreden çıkacağız. Yollar Sevim Hanım. Ama bakın, ben yine ben diyorum. K Allah şeyden beni tutsun ama eee olanı da söylemek lazım. Ben 56 yıl önce yazmış olduğum kitaplarda, ben mesela eee Bing Bang'den önce hiçbir şeyin olmadığına inanmıyorum yazdım. Bir şey daha, Bing Bang'den sonra bugün bilimsel olarak mutlaka arkadaşlar vardır, bilenler işte 14,5 milyar yıl yıllık bir süreden bahsedilir. Ben ona da inanmıyorum. Niye inanmıyorum? Onu söyleyeyim ama hemen şunu da ifade edeyim. Buradaki gün kavramında, Nevzat hocanın ifade ettiği gibi, evet 6 günde yaratma kavramı, gün kavramı Kur'an'a göre farklıdır. Kur'an'daki gün, bakın, Hac suresinin 47. ayeti nerede? Hafız neredeydi? Hoca okudu, gitti mi? Hayda, başka hafız yok mu aranızda? Hac suresinin 47. ayeti der ki, "Sizin saydığınız 1000 yıl, bizim katımızda 24 saattir" diyor. Bakın, Mear suresinde, Hac, eee secde suresinde 5000 yıl, şeyde ise Mearic suresinin 6-5 ayetinde ise 50.000 yıldan bahseder. Düşüncenin hızı. Hani Einstein'a dediler ya ki, "E sevginin hızı ne kadardır?" Işık hızının karesi demiştir. Efendim, evet yalnız orada düşüncenin şeyinde. Evet, Hamsin elene, Hamsin el fes, 50.000 yıl. Hac suresinde de 1000 yıl diyor ayet. Şimdi o bakımdan o gün kavramı değişik oluyor. Onun için 14,5 milyar yıllık süreyi ben inanmıyorum. Ve ben bunu da yazmıştım. Televizyon programlarında izleyenler varsa görmüştür. Bing Bang'den önce bir şey vardı diyorum. Ayet açık. Şimdi dedik ya Kur'an dogma, bilim Kur'an'ı dogayı delil kabul etmez. Yani İncil böyle dedi, Matta böyle, Markos böyle, Yannis böyle. Beni ilgilendirmez. Bilim açısından böyle ama ilimde delildir. Şimdi biz iki açıdan baktığımız zaman da bakın şimdi mesela [Müzik] eee dogmatik olarak dedik ya bilim nasıl izah eder, niçini değil. İnsan nasıl yaratıldı? Kök yüzden geldi işte bölündü, prokaryot, ökaryotlar falan filan. Zaten hafızın da okuduğu ayetlerde de zaten çok açık net. Ama niçin yaratıldı? İnorganik hayattan hayata niçin geçtik? Bunu ilim açıklar. Çok önemli. Mülk suresinde, yani hemen mülk suresinde diyor ki, "Biz diyor buradan geldik." Gene konnektom bağlantılara geldik. Hayata çivi çakmak, hayata gelmiş olmamızın sebebini, niçinini ilim açıklar. Bilim açıklamaz. Bilimin işi değil. O ne diyor? Hayatı anlayan, anlamlandıran ve hayata çivi çakan kim olduğunu görmek için. Bakın orada da önce MEV diyor. Bakın, ölüm zaten ölüm diye bir şey yok. Ölüm hadis vardır biliyorsunuz. Biz udayız. İşte ölünce uyanacağız falan filan. Ta bu Eflatun'dan gelen bir şeydir. İdeler alemi vardır biliyorsunuz. Cumhuriyet ve fedli devlet adlı eserlerinde mağara hikayesi vardır biliyorsunuz. Bunları onun için eee burada hayata ameli salih de budur zaten. Ameli salih hayata katkı sağlamaktır, çivi çakmaktır. Onun için bunu da ilim açıklar. Şimdi niye 14,5 milyarla inanmıyorum? Benim hesabıma göre 28 ila 30 milyar yıl geçmiştir diyorum ilk patlamadan. Peki bunu neye göre dayandırıyor bu? Ben bunu 5 yıl önce yazdım, kitaplarımda var, televizyon programlarında var. Benim hesabıma göre biliyorsunuz parçacık ve kuantum şeyinde parçacık ve fotonların gelişi var. Nasıl hesaplıyoruz? Sabiti vardır. Hubble şeysi vardır. Ömer Bey nerede? Bizim sizin şeyiniz vardı. Ömer Bey, rektör yardımcı. Neredeydi? Yok mu burada? T ne Türk Bey. Hani şeyi in siliko, Kuran arkadaş. Nerede o? Yoklama yapıyoruz. Yok bunun için tebrik ediyoruz. In siliko çok önemli. Yani in siliko arkadaşlar. Bakın bu in vivo, in vitro, in siliko matematiksel olarak modellemelerle beraber bizim icabında bir araştırmayı faraza 10 yıl alacak olan bir araştırmayı 2 saatte yapıyor. Hatta saniyeler içerisinde yapabiliyor bu in siliko ile beraber modellemeler beraber hayvan deneylerini ortadan kaldırıyor. Neyse şimdi fotonlar vardır. Foton, yani objeden çıkıp yıldızdan çıkıp ışığının bize gelene kadar olan süreyi hesaplıyoruz. İşte 300.000 km/s ışık hızı falan ama foton gelirken yoruluyor. Bu aslında 1900 yılların başlarında Fits ve eee Gupta diye iki alim tarafından ortaya atılan bir teoriyi ama onu reddettiler o zaman. Hatta aforoz ettiler bu adamları. Fakat ben bunu bir şeyde okuyunca ben bu şer denklerini filan Hubble sabitini oturdum, kendim hesaplamaya başladım. Baktım ki en az iki mis olması lazım. Yani 14,5 milyar değil, en az 28 ila 30 milyar yıl olması gerektiğini ben hesapladım. Kitaplarımda yazdım, televizyon programında var ama El Hayr F olan her şeyde bir hayır vardır. 4 gün önce bir makale yayınlandı Amerika'da. Diyor ki, yeni yapılan çalışmalarda kainatın yaşının 27 milyar olduğu ispat edilmiş. Ben 28 ile 30 diyorum. Başka bir şey, Bing Bang'e inanmıyorum. Şimdi orada eee Nevzat Bey bahsetti. Roger Penrose ve Stuart Homer'dan. Homer of'tan, homero diye geçti ama Stuart, ikisi de benim arkadaşım. Stuart Homer anestezist. Hatta Roger Penrose'un "Shadows of the Mind" diye bir kitabı vardır. Öneririm, müthiş bir eserdir. Shadows of the Mind, 92 yaşındadır, İngilizdir kendisi. Amerikan arkadaşım benim. O da 23 sene önce biliyorsun Nobel aldı. O bu kuantum dolanıklığı ile çalışan Stuart Homer. Aslında nöroanestezi şeyi. Stuart Homer, o 1947 doğumludur. Stuart Homer daha gençtir, bize yakındır. Şimdi onların yaptığı çalışmalar var ve eee Zinger Clus ve Aspect geçen sene bu dolanıklık yani iki parçacığın arasındaki haberleşmeden dolayı Nobel aldılar. Zinger Clus ve Aspect geçen sene aldılar. Ha bu sene alanlar da gene öyle. Yani bu yıl alınan, hatta fizik fizikte verilen Nobel bile itiraz ediyorlar. Niye diyor? Fizikten değil de bunu neurosci almışsınız, yapay zekadan almışsınız. Ama Nevzat hocanın şeklinde gördüğünüz gibi yine beyin. Ha beyin, Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin sonunda "ef efem efker" diye bitiyor ama "efel yakul" neden akıl etmiyorsunuz da? Esas gaye neden bağlantı kurmuyorsa demektir. Bağ kurmak demektir. Siz neden geçmiş ile gelecek arasında bağ kurmuyorsanız yoruluyorum, yorumlu. Peki, Bing Bang'den önce bir şey vardı diyorum. Evet, yazdım, vardı. Niye vardı? Enbiya suresi 30. ayet çok net diyor ki, "Arz ve sema diyor bitişik diyor, ayırdık diyor onları." İşte buradan Sevim Han geliyoruz. Orada bakın, bir şey vardı ki diyor Allahu Teala. E oraya baktığımız zaman da onu koruyan da Allah olduğuna göre bir şey vardı ki e bak, bugün bilim olarak diyor ki enerji olarak bir toplu ile başı bir yüklü kadar konsantre olmuştu da filan patladı filan. Gerçi o da değişiyor, şimdi değişecek. Henüz değişmedi ama değişecek bilim çünkü ondülan. Onun için Bing Bang'den önce bir şey var. Allahu Teala Kur'an'da söylüyor, Enbiya 30. Ha şimdi gelelim, ne oluyor? Bilim ne diyor? Efendim patladı, önce hidrojen, sonra oksijen, işte karbon, şunlar bunlar. Hani bu karbon testleri yapıyoruz ya, işte karbon. Karbonda mesela 6 tane proton var, işte hidrojende bir tane, işte oksijende 8 tane. Böyle şeyleri var. Sonra oksijen ve hidrojen bir araya geliyor. İkisi de gaz. İkisi de gaz. Nasıl oluyor? Hidrojenle oksijen bir araya geliyor da madde oluyor? Bunu bilmiyoruz. Bakın, onları bağlayan şey nedir? Onu bilmiyoruz. Hatta bazı alimler işte onlara ruhtur, muht falan diyor. Ama çünkü orada neden birleşiyor? Onu da bakın, niçini bile cevap veremiyor bilim. Ama neden, nasıl olduğunu söylüyor bilim. Ama neden geldi? İki tane hidrojenle bir oksijen su molekülü haline geldi. Peki ne kadar süre? Bugünkü bilimlerin ışığında diyor ki işte 10 milyar yıldan sonra ilk su molekülü ortaya çıktı. İşte morit ışınlar geldi, nükleotitler filan değişti, işte çamur haline geldi. Bulamaç diyor, bilimsel olarak bulamaç diyor. Peki neden, niçin? Bunu işte e Nevzat Hoca'nın ifade ettiği gibi, onu din Kur'an İslam açıklıyor. Şimdi, evet orada işte morit sınlar geldiler falan, su biriktirdi, orada prokaryot oluştu. Önce prokaryot. Prokaryot nedir? Yani o kök hücrenin e organel hali. Öyle mi Sevim Hanım? Prokaryot, prokaryot. Sonra ökaryot. Hatta bu evvelki sene Nobel alan vardı ya, Jennifer Doudna ve Emmanuel Charpentier, iki kadın, CRISPR yöntemiyle almışlardı. Ben son 10 yıldır hep söylüyorum, neuroscience, neuroscience, neuroscience, neuroscience araştırmaları önümüzdeki 10 yıl hep Nobel alacak. Hatta bizim Recep Bey dün aradı beni, evvelsi gün Recep Öztürk, "Ya hocam," dedi, "sen dedi bunları şey, nöronlarla beraber kuantumla etkileyip de Nobel jürisini e etkileyip de bunlara nörosayns mı Nobel verdiriyor?" da ifade ettiği gibi. Bey, müthiş bir kapı. Orada hiç açılmamış kapılar var. Bir kapı açıyorsun, önüne nam mütenahi açılması gereken kapılar var. Şimdi kök hücre oluştu. Arkadaşlar, su molekülü. Evet, Kamer 49. Kamer Suresi 49'un diyor ki, bakın, "Her şeyi bir hesap üzerine diyor. Biz her şeyi bir hesap üzerine yarattık" diyor. Kamer 49 ayet. Evet, ben demedim. Bak, hoca okudu orada. Ben hoca orada okudu. İyi ki Ömer hoca, iyi ki buradasın, bana destek oluyorsun. Şimdi diyecekler, "Hoca atıyor, kafadan uyduruyor" diyor. İnna ky kaderin. Bakın, bu kader var ya, bu kader değil. Ha o kader, miktar ölçü. Hatta orada hoca okurken şeyi, Rahman suresindeki esas orada çok daha bir şey vardı. Eşşemsu ve Aman Allah'ım, bir üniversitesinin eski rektörü neredeydi? Burada o da yanımdaydı. Orada Biruni der ki, "Beni Allah'a inandıran Ali İmran suresinin 191 ayetidir" der. Ve ve veat vez ki, onlar da biliyorsunuz, Biruni ile İbn Sina hep tartışırlar da bilimsel olarak bu zaman konusunda. Şimdi hesap kader diye. Kader aslında eee İsra suresinin 13 ayetinde diyor ki, "Biz sizin kaderinizi omuzlarınıza yükledik" diyor, değil mi? 13 ayette diyor ki, "Ali diyor, biz omuzlarınıza verdik" diyor. Onun için hesap üzerine o hücreyi ne yaptı? Şimdi gelelim hücreye. O hücreden dağılıyoruz. Şimdi bakın, Kur'an-ı Kerim aslında bir matematik kitabı değil, biyoloji kitabı değil, fizik kitabı değil ama her şey var onda. Edebiyat var, musiki var, bilmem ne var. M hepsi var, anlayana. Onun için Kur'an'ın her 10 yılda bir, en az 10 yılda bir mutlaka bilimsel açıdan, bilim gözüyle mutlaka tefsir edilmesi lazım. Yine hoca orada okudu, Tarık suresinden. Evet, sulbü biliyoruz bugün ama terbi hala çözmüş değiliz. Çözdük mü? İşte çözemedik. Yani bak şu insan nasıl meydana gelmiştir diyor. O erkekte bel kemiğinden ki, onu da şurada 100 yıl önce yani bunun işte sakrumda, sakral pusanda ejakülasyon olduğunu falan filan ama terahi hala bilmiyoruz. Yani kadında yumurtlamanın ovulasyonun ne ilgisi var? Göğüsle Kur'an öyle diyor. Onu bulmak bize düşer. Bak, hala daha geriden gidiyoruz. Peki, başka hani o ayette dedik ki, "Senin diyor saydığın diyor, senin diyor." Yani diyor, "Sayılarınız diyor." O 1000 yıl var ya, diyor, "24 saat bile diyor, o kadar diyor." Ayet, Hac suresinin 47. ayeti. Şimdi bakalım ne diyor. Eee Enbiya Suresi 30'da, hani diyor ya, "Biz bitişik de arz ve sema bitişik." Hatta Peygamberimizin böyle bir hadisi vardır. Tabii ne kadar sahihliği ama var. Yani Buhari'de var. İşte kainatı düşün, arşı düşün, bir halkanın bir çölün ortasındaki gibi bir benzetmesi vardır ama ona girmeyeceğim. Şimdi vakti eee iyi kullanmak bakımından. Yani bakıyor Hikmet Bey gözümün içine ki ne zaman bitireceksin? Daha yeni başlayacak. Daha konferansa başlamadı. Biraz sonra başlayacağız. Şimdi su molekülü oluştu. Su molekülü oluştu. Tamam, ve kle şeyin. Bakın arkadaşlar, ayet diyor ki Allahu Teala, "Diyebilirdi" demiyor. Yani suyunun canlı olduğundan demiyor. "Her canlıyı sudan yarattık" diyor. Ve kle şeyin sıfattır orada. Yani canlı olarak yarattık diyor. Peki o zaman korktum gerim oturacak diye ama neyse. He öyle mi? Evet, şimdi su molekülü oluştu. Nasıl oluyor? İnorganik hayattan eee organik hayata geçiyor. Şimdi başka bir şey söyleyeceğim size ki aslında hep okuyoruz ama hiç kimse ya bu ne demektir? Niye Allahu Teala böyle demiyor? Bilim ne diyor? İşte o hücreden bir hücre ayrıldı, kuşlar bir hücre ayrıldı, işte balıklar bir hücre ayrıldı, bilmem hayvanlar falan. Tabii bu arada kainatta cansız hiçbir şey yok biliyorsunuz. Cemadat, nebatat ve hayvanat çerçevesi içerisinde. Cemadat da canı var, taşın da canı var. Biz hayvanat grubundayız biliyorsunuz. Yani normalde hay canlı demektir ya, hay diyorsunuz. Hayvanat, canlı anlamında. Biz hayvanı natık, kız konuşan hayvanız değil mi? Hatta İbrahim Hakkı Hazretleri bunu aklı evvelden insanı kamile geçinceye kadar mertebeleri marifetnamesi de anlatır. Orijinalinde var. Hatta bu Muhammed İkbal'de de anlatır onu. O da enteresan. Tabii bu arada siyasetnameden bahsetmek lazım. Nizamül Mülk'ün siyasetnamesi, eee prens diye intihal etmiştir. Mahgevel İbrahim Hakkı'nın kitabı da intihal edilmiştir. Onu da söyleyeyim size. Şimdi biz hayvanın atık, konuşan hayvanız. Aklı evvel insanlık ilk alt mertebesi. Peki en üst mertebesi nedir? İnsan-ı Kamil dediğimiz Adem, adam olmaktır. Adem olmaktır. Şimdi hayvanın, bitkinin de canı, hepsinin canı var. Peki, nasıl oluyor? O kök hücre yola çıkacağız oradan şimdi Sevim Hanım. Ama Kur'an-ı Kerim enteresan. Ben Kur'an'ı her okuduğumda inanın, ya diyorum ben bu yani bu ayet, ben yeni mi okuyorum diyorum. Samimiyetimle söylüyorum. Ya ben Hikmet, benim 50 senelik, 55 senelik arkadaşım. Benim yani e belki Nevzat hocayla beraber 40 senelik arkadaşlığımız var ama yani beni bilirler, ben 3 yaşından beri Kur'an okuyan bir adamım ama anlamadan okumuş. Yani şimdi kul hoca okudu ya orada müthiş bir şey. Baktım, lan kuantum bu ya. Yani bugün nasıl ki İsa Aleyhisselam'ı canlandır, balık kırlangıç oluşmaya çalıyorlar, su üstü yürümeyi. Hatta benim kitabımda Nevzat Hoca, beraberdik. O törende felsefe karada yüzme, denizde yürüme sanatıdır diye öyle bir kitabım da var benim. Bu arada reklamlara girelim. Bu şimdi orada, üvey diriltme. Şimdi onun peşindeler. İşlerler geliyor. Şimdi o kök hücre oluştu. Ben her Kur'an'ı okuduğumda ya diyorum ben bu ayeti yeni mi okudum diyorum. İş her şey kayıtlı. Şu anda bugün DNA'yı kütüphane olarak kullanıyorlar biliyor musunuz DNA'yı? Hatta bakteriler, bakteriler istihbaratta kullanılıyor. Bakteriler, bakterilere video yükleniyor. Video, video bir gift yükleniyor. Bakteri üretiliyor, besi yerlerinde 34 suç. Sonra ası tekrar o videoyu oradan deşifre edebiliyoruz. İşte ayet orada. Peki şimdi bakalım şu kök hücre dedik ya Sevim Hanım. Bakıyor gözümün içine. Hocam ne zaman şu kök hücreye geleceksin? Vallahi oradan Hikmet Bey diyor ki devam et diyor konuşmana. Nevzat Hoca da ne zaman bitecek diyor. Bakıyor bana gözüme. Ya Nur suresinin 45. ayeti, tüylerim diken diken oluyor. Bak bilim ne dediğini anlattım. Size oraya girmiyorum. Çok fazla. Nasıl oldu? İşte balçık oldu, oradan gir, bilmem ne, prokaryot, ökaryotlar, bilmem ne falan filan. İşte hatta bakın bir şey daha söyleyeyim size. Darwin Kur'an'ı okumuştur. Darwin Kur'an'ı okumuştur. Darwin'in türlerin kökeninin kitabının 426 sayfasında "Her canlı bir başka canlıdan, ilk canlıyı yaratan Allah'tır" diyor. Creature diyor. Creature tabirini kullanıyor. Kitabını sayfa açın, bakın. Orijinal okumuştur. Galile okumuştur, Newton okumuştur. Biz ama uyuduk. 1400 senedir uyuyoruz. Biz hel 1 yıldır hep uyuyoruz. Şimdi ne diyor? 45. Nur 45. Ömer hoca, önüne bak. Böyle amanım hoc, oky. Hemş, f ile başlar. Öncek son ondan son vedir. Biraz Arapça konuşalım da. Adem Hoca, hay. Susadın mı? Ne oldu şimdi? Diyor ki ayet şöyle. Ha bir de şunu söyleyeyim. Kur'an Arapça, Arapça değil. Kur'an Türkçe. Biraz entelektüeli olan insan yani çözer. Kur'an-ı Kerimi Arapça bilmeye gerek yok. Bakın, demin ne dedim? Rb yev nedir? Yev, yevmiye, günlük. "İn rabbike indinde" Allah'ın katında. Rab, o da Türkçe. Hani temel gitmiş ya, haça demiş ya, demiş herkes demiş ezan demiş Türkçe oku. Elemi demiş Türkçe okudular. Namazı bile İmam dedi Türkçe kıldırdı. "İn bike indinde" Allah'ın indiğinde. Yün bir gün ki elfi senetin. Sene zaten Türkçe. Elfiye denir. Eskiler, bizim yaşımızda olan pek az olduğu için elfiye derlerdi. Binlik, bin sene. Bakın, elfe senetin adet, adet saymak sizin saydığınız 1000 yıla eşittir diyor. Onun için şimdi Nur suresinin 45. ayeti, Amerika'da göze ne oluyor? Ha bağlanacak mı? O zaman şu ayetle bitirelim o zaman. O kök hücreden sudan yarattığımız bir grup diyor, karnı üzerine yürür diyor. Yemşi veş iki ayağı üzerine. Ayet bu. Bakın, Nur suresinin 45. ayeti. D, ayak üzerine. Şimdi bağlantı yapacakmış. Beni fazla konuşur. Ben her zaman söylüyorum ya. Ben dedim ki, ya burası kendi evimizdir. Sabaha kadar konuşuruz ama kesi. Neyse, gene sen hoca, sana bir şey diyemedim. Arkadaşlar, çok teşekkür ediyorum. Çok sağ [Alkış] olun. Profesör Doktor İsmail Hakkı Aydın hocamıza "Kök hücreden çıktım yola" baş konuşması için başlığını değiştirdiğim ifade etti. Sağ olsun, güzel değerlendirmelerde kıymetli hocamız için. Evet, şimdi de efendim açılış konuşmaları kapsamında bize bağlantımız olacak. Konuşma başlığı "Yaratılış ve ahiret içgüdüleri, bilincin ahirete aktarılması." Sayın Thomas, bizi duyuyor mu? Yes, ladies and gentlemen. Important International Creation Congress. It addresses creation in the light of sciences. This is a very timely and critically important direction. It seeks new knowledge to be found in the thoughts and concepts and cooperation between various scientific and technical disciplines and the equal reality of the spiritual. I [ __ ] a p president of the communic society and an i fellow for contributions to the field of network management. After a long and fulfilling career in the field of information and communications technology with Bell laboratories at and Verizon, my thoughts turn to the science of neurotheology. I want to thank professor Tan ofar University for inviting me to present my concepts of creation and afterlife instincts and consciousness transfer to the afterlife. Here is my hypothesis: a creation instinct and an afterlife instinct exist in the neural structure of each human brain. As a requirement of human life, these provide a platform for intellectual awareness of human creation and after the platform for intellectual awareness informs the vastly intelligent human species about its creation. The afterlife instinct tells humans that their existence is unique. These instincts enhance survivability of the species. They have taken billions of people, many remote from others, to know there is creation of and afterlife for human beings. They also result in beliefs, religions, and institutions that vary widely but are constructed foundations of right versus wrong and good versus evil. Respect for all these beliefs, religions, and institutions enhance respect for all human individuals and communities. Neuroscientists have already found repeatable evidence of spirituality and self-transcendence in the posterior parental region of the human brain. A study led by investigators at Brigham and Women's Hospital finds that spiritual acceptance can be localized to a specific brain circuit and the percal gray, a brain stem region. These brain sites inform the prefrontal cortex where humans live their humanity and realize their special and individual place in all creation. Humanness is defined here as all knowledge, experiences, and emotions accumulated in life on Earth. Human consciousness is transferred to the afterlife. The afterlife is a realm of continued consciousness interactions and growth. It remains for neuroscience, other medical science, computer and information science, geneticists, and others to find the creation and afterlife instinct sites and the consciousness transfer sites in the brain as well as DNA code that creates these neural structures. Humans are the only species capable of pondering their own existence. Their powers of reason, logic, and deduction are unmistakably real. The cognitive portions of the human brain focus intelligence on both real and abstract problems to arrive at solutions. Many reason, logic, and deduction to see a creation process everywhere. They feel that nothing on Earth and in the universe occurred without a creation process. The complexity of DNA and other requirements of life are among endless convincing examples. Others deduce that happenstance is the driving force in creation. The passage of time in a universe of enormous can combine with energy to create the basis of life and life itself. Reason, logic, and deduction also goes on to tell many that human existence makes no thoughtful or intellectual sense without an afterlife. Humans are too intelligent, too intelligent to be wasted in pointless existence. Their lifetime knowledge, experiences, and emotions are too valuable to be thrown into a literal dustbin. Afterlife means the sharing and continuous growth of consciousness. Just as humans interact on Earth and their consciousness grows, so in the afterlife does each individual's consciousness grow in a rich community of human consciousness brought to the afterlife by countless individuals, most of whom were never known to each other on Earth. Millions would be from other centuries. Would early humans be able to ask themselves questions about creation and afterlife without some intuitive frame of reference? Could the species generate its own timely and uniform frame of reference derived from the intelligence in its neural brain structures and processes? This latter question would have to be separated communities of humans, many of which would never experience other human communities on its face. It would seem impossibly unlikely that a creation instinct and an afterlife instinct were some form of timely spontaneous construction that became early instincts built into every human brain. Animal species evolve. This must include instincts for survival that are passed on to offspring over hundreds of thousands of years. This process of nature can afford the time to reach sound survival solutions. Multiple thousands of species completed this journey, but not all. And it is still happening. When humans arrived, they exhibited three unmistakable characteristics: intelligence, a dark side to their nature, and lesser physical abilities compared to many threatening predators. The dark side of human nature includes envy, greed, anger, violence, and so much more. Humans required more unique instinct than the lower species, but they did not have the benefit of long passage of time to develop additional survival instinct. They needed early addal instincts concurrent with their creation or they faced the possibility of extinction from within their own species. A creation instinct and an afterlife instinct would be the platform for human intellectual access to their creation and after, and a aid to their survivability. These distinctly human instincts do not drive humans in a ro manner. Using their neural basis and processes, access to these platforms teach the difference between right and wrong and good versus evil. Increased survival of the whole human species would result. Human reason, logic, and deduction leads individuals and groups of individuals to very different places, from a wide variety of beliefs and religions to agnostic and atheist conclusions. In spite of varied outcomes, these instincts would cause respect for every religion, institution, and organization that teaches the difference between right and wrong and good versus evil. Every human would benefit. As mentioned earlier, neuroscientists have already found repeatable evidence of spirituality and self-transcendence in the posterior parental region of the human brain. Selective damage to these regions leads to heightened spirituality and self-transcendence. This I feel should in turn lead to questions of how damage can result in increased function. I feel this can be explained by immediate neural access to the creation and afterlife instincts, which, taking in the concept of computer parlance, it reboots the brain back to spirituality. These regions inform the prefrontal cortex where humans live their humanity and realize their special and individual place in all of creation. Neuroscientists have found that the prefrontal cortex directs attention and selects actions, including attention and actions relative to instincts. As stated earlier, individual consciousness is defined as all knowledge, experiences, and emotions accumulated in life on Earth. The afterlife is a realm of consciousness interactions and continued growth. If the data stored in a computer or other device is loosely compared to human knowledge, experiences, and emotions stored in the brain, and uploading of data from a computer to another device or to a storage facility is loosely compared to the uploading of an individual's consciousness to the afterlife, then in both cases data transfer is taking place. Perhaps an individual's knowledge, experiences, and emotions exist simultaneously in the brain and in the after. Is there continuous activity in the memory portions of the human brain that cannot be explained but could be data transfer activity? Neuroscientists have recently observed a surge of gamma oscillations in the human brain that occur after the body has died. It is well known that brain waves can be measured outside of the skull. Is it time to tie these facts together? One answer, and just one, I feel brings all this together: creation instinct and an afterlife instinct exist in each human brain as a requirement of human life. Consciousness transfer makes the afterlife happen. Scientific testing will begin with the creation and afterlife instincts. I define phase zero testing. This will examine existing medical records to determine if past medical treatments shed light on the question of a creation instinct and an afterlife instinct. Evidence may be hiding in pl. For example, do some cases of brain injury due to accident, stroke, tumor, disease, lesion, or other circumstance result in loss of grounding in creation and afterlife? By extension, was that accompanied by growing confusion over previous attitudes toward right versus wrong and good versus evil? Religion and spiritual beliefs, if a common neural site or sites in only two patients can be identified, that will pass an important threshold. Perhaps artificial intelligence can be used in phase zero to expedite this data search. I define phase one testing. This will use neuroimaging and/or other technologies to look for a damaged neural site or sites in current patients that result in loss of grounding in creation and afterlife. If phase zero and/or phase one identify a common site or sites, neuroimaging and/or other technologies will focus on looking for a response to prompts about creation, afterlife, right versus wrong, and more. One thing is clear: successful identification of a creation and life instinct site in phase zero and/or phase one in several diverse study cases will have profound implications. I believe at this point these findings should be published. Phase two testing will proceed across local, independent, diverse, and worldwide programs to achieve scientific significance. Further scientific research will identify brain that causes TR consciousness transfer to the afterlife. Zero will research existing medical and other records to determine if findings on past medical treatments shed light on the question of consciousness transfer. Near-death experiences would likely be part of this research. Phase one will direct scientific experiments using neuroimaging and other technologies to identify and examine memory portions of the brain for continuous activity that cannot be explained except as transfer sites. Phase two will extend the phase one investigation to an enlarging number of diverse study cases to achieve scientific significance. Still further scientific research will identify that builds the creation instinct, the afterlife instinct, and consciousness transfer to the afterlife. I want to conclude by thanking Uskudar University for sponsoring a research program to be defined and initiated by Professor Turker Ergaz, including specialists at neuroscience laboratories and the NP İstanbul Brain Hospital. I thank you for your attention. Dr. Thomas, thanks for your great contribution to the International Congress in sciences andure over here again for the great talk. Thank you. Evet, teşekkür ediyoruz. Soru sonra alacağız galiba hocam. Soru Türker hocam, soru alıyor muyuz? Buyurun. Eee [Müzik] değerimiz hocamızın bir sorusu olacak hemen reciye söyleyin açsın. Ha tamam mı? Evet. Eee ben bu güzel e konuşma için teşekkür ederim. Yani özellikle eee bilinç transferi, öldükten sonra bilinç transferi konusu çok eee çarpıcı bir konu. Eee bu konuyla ilgili faz 1 çalışması, faz 2 çalışmasından söz etti. Eee bu çalışmalarla ilgili eee veri tabanına ulaşabilir mi? Bu konuda bize şey yapabilir mi kendisi? Evet, sorumuzu çevireceksin herhalde. Evet, faz 2. Ya evet, evet, evet. Yes, OK, so will be in touch with you for the database. Yes, indeed, and I'm looking forward to working with Turker and others, other specialists and those at the hospital to initiate this research program. I'm very definitely excited to do that. Evet, biz teşekkür ederiz. Çok etkileyici sunum oldu. Çok teşekkür ederim. Bir sorumuz daha olacak. Near p patients or what was the methodology actually in your research? So Dr. Thomas, one of our researchers is asking about your zero and one studies. So you tried your studies. Which kind of group? Could you please mention the data set? Again, I have done no, I have done none of the testing myself. I imagine that the data would, the phase zero, of course, is a data research activity, whereas phase one is a neural scientist activity. I have not initiated any of that research work on my own. OK, I especially wonder about the, are you looking at the brain map during this remain hypothesis? Sorry, and it requires scientific testing. OK, thank you hocam. Soruyu dilerseniz tekrar alalım. [Müzik] Sorry, I don't, I understood the transferring cons from subject to the other subject. And the question is how do you transfer cons from one subject to the other? What of? Well, that is to be identified. Evet, başka sorusu olan galiba yok. Türker hocam, teşekkür ediyoruz. Be de teşekkür ediyoruz. Tamam, tamam. Hocamıza mikrofon katkıda bulunmak istiyor. Buyurunuz. Bu konu çok önemli tabii. Arkadaş tabii ki söylemez. Ama bunlar makalelerde var. Eee çok basit EEG cihazlarıyla bile bu yapılabiliyor. Eee şöyle, eee zannediyorum bir 6 ay önce Nature'a çıkan bir makale var. OK, thank you very much. Kapatın şu adamı ya, duy cevap veriyor bize. Son birkaç ay önce Nature kapattık mı onu? Türker hocam, şu tam kapalı değil mi? Tamam, be ses. Evet, dinliyoruz. Biz ama dinliyoruz. Evet, dinliyorum. Ben OK. Tab, tab, çeviri var. Yani son birkaç ay önce Nature'da çıkan bir makalede her bir nöronun hangi kimee göreği isp edici civarında bir epileptik hastalarda eee geniş anlamlı, geniş bantlı eğer de bile. Tabii kortek bahsetmiyorum, normal klasik eiden bahsediyorum. Hangi nöronun hangi kelimenin hangi nöronu ateşlediğini. Fakat tersten okursak, hangi bu yerde. Bu anlamda düşünceyi de ben burada başka bir şey daha söyleyeyim size. Hikmet Bey burada belki hatırlar. 45 sene önce, arkadaşlar, 45 sene önce biz Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji kliniğinde bir çalışma yaptık. Tali Ural, rahmetli, deki o zaman Yılmaz Muyan, Allah rahmet eylesin, bir ekip olarak oluşturuldu. Epileptik bir hastada eee epilepsi. O zaman tabii MR, anjio, şu bu yok. DSA, MR tomografi falan yok. Biz hastayı uyutmadan, sen hatırlaman lazım belki, Hadi oditoryumda yapılmıştı, üstten seyrediliyor idi. Eee hastayı uyutmadan lokalle epileptik odağı bulmak için Üner Tan'ı duymuşsunuzdur. Üner Tan biliyorsunuz, onu da kayıt yaptırdık. Üner Bey, o nörofizyolog. Biz eee hastaya konuşarak ameliyat yapıyoruz. Hastaya konuştuğu andaki elektrokortikografi. Yalnız o zamanki basit elektrotlarımız var. Şimdiki gibi eee yani mikro elektrotlar değil ama o zamanki şeye göre o elektrotla da kayıt yaptırdık. Sonra hastaya eee, siz biliyorsunuz, beyin dokusunda ağrı duyusu yoktur, kemikte de ağrı duyusu yoktur. Onları lokalle cildi eee şey yapmıştık, anestezi etmiştik. Sonra hastaya biz o düşündüğü, söylediği şeyi düşünmesini, düşüncenin kaydı ve düşündüğüne kaydettiğimizde baktık ki ikisinin arasında çok fazla bir fark yok. O zaman text to speech yapmak mümkün değildi. Yani onu söze çevirmek mümkün değildi o zamanki teknolojiyle. Ve Tali Ural hocamız, Allah rahmet eylesin, kulak burun boğaz hocamızı, bizim eee Talih Ural, eee Amerikan bordu olan ENT bordu olan bir hocamızdan dedi, "Sakın bunu yayınlamayın, bizi dedi, idam ederler" dedi. Çünkü ilk defa olarak yapmıştık biz bu çalışmayı. Sonra eee ben bunu yıllar sonra yayınladım, yurt dışında yayınladım. Ben bunu hatta eee Word Brain, web kavramını geliştirdim. Kitapta da yazdım onu. Beyinsizsiniz, 5 ciltlik bir eser var. Onun ikincisi Beyinsizsiniz 2.0, Word Brain ve beyinler arası internet orada bahsedildi. Orada yaptık biz bunu. Ve daha sonra bundan 45 sene önce Şikago Üniversitesi'nde o çalışma bir örneği yapıldı ve text to speech yapıldı. Hatta cebimde var, o isterseniz size dinletebilirim. Vaktimiz varsa onu size dinletebilirim. Yani eee hastanın eee konuştuğu andaki elektrokortikografi frekanslarının text to speech, bir de konuşmadan düşünceyle nöronların fonksiyonlarının frekanslarının text to speech, çok yakın birbirine. Neyse, onun için bu tabii onu anlat, anlatması doğal. Gerçekten bunlar artık zihin transferi, transhumanizm değil. Bakın, transhumanizm farklı, e animo farklı, e hümanoid farklı. Fakat bu yapılabiliyor. Artık bugün zihin transferi yapılıyor. Flash dislere kaydedilebiliyor. Hatta beyin dondurması, yani beyinleri dondurma biliyorsunuz. E James Bedford 1967 yılında eee Harvard Üniversitesi'nde kendini dondurdu. Akciğer kanseriydi. 76 yılında eee 67'dir, kişi var, dondurulmuş, bekliyorlar. E sonra e çözülecek. Tabii 23.000 tanesi çürüdü, daha sonra problem oldu ama şimdi bu zihin transferi için beyin dondurma yöntemi devreye girdi. Bunlar yapılıyor. Ama dediğim gibi, birkaç ay önce Nature'da yayınlanan makalede hangi düşüncenin hangi nöronu ateşlediğini biliyoruz. Artık bu ne demektir? Siz o düşüncenin frekanslarını bir topluma, bir millete, bir insana adrese teslim şeklinde göndererek o insana o istediğiniz düşünceyi düşündürmek mümkün. Teşekkür ediyorum. Evet, katkıları için İsmail Akaydın hocamıza teşekkür ediyoruz ve devam ediyoruz hızlıca. Şimdi de ilahi gösterge alanı olarak evren başlıklı konuşması için Profesör Doktor Sayın Arif Ali Nidi kürsüye davet ediyorum. Buyurunuz, alkışlarınızla efendim. Sağ olunuz. Bismillahirrahmanirrahim. Alhamdulillah, wasat, wassalamu rah. Good morning, ladies and gentlemen, and thank you very much for this kind invitation from this esteemed university, Uskudar University, under the able leadership of Professor Dr. Tarhan. I'm really grateful for the invitation and my apologies for not speaking in Turkish. I hope to learn it soon, inşallah. Now, this conference is about cosmology and it is about cosmology in the light of science and how it connects with spirituality and religiosity and other non-material things. We have heard some profound presentations by the previous speakers and I'm grateful to all of them. My talk is a bit philosophic and a bit into Kalam, Kalam, and then I will come to contemporary physics, science, and engineering and so forth.

Now, the world is full of things and the science or the branch of philosophy that studies the catalog of and kinds of things is called ontology, the science of being or beings. This vast auditorium has a collection of things and on ontology describing this auditorium and its contents. We try to classify the kind of things that are in this auditorium. There are some material things like wood and plastic and so on. There are human beings, they are very different than mere things. As the philosopher Emmanuel Kant says, that things are used for other purposes but persons are for themselves. So there is a huge distinction between things and human beings. But even amongst things, there are different types of things. There are inner things like wood, like plastic, like the screen, but there are also artifacts or more precisely things that we look at as artifacts. So yes, there is this podium for example, but as a thing, and I can study the chemical composition of the wood, I can study the mass of the podium by putting it on scale, I can study the color by analyzing the light waves reflecting from the podium. But I can also study it as an artifact, as something made by someone. And when I study it as something made, a number of new factors come in. Most importantly, intentionality. What we call in Arabic "q". This podium has the intentionality built into it. It's embedded into it, into the very makeup of this podium. The intentionality that it would be a good platform for people to speak from. So when we look at things as artifacts, new factors come in, most importantly intentionality and embedded intentionality.

There is also another strange thing about some types of things, most importantly things that are signs for other things. For example, on this podium, I can't see it now, but I was seeing it when I was sitting there. There is a sign that says Uskudar University in Turkish. It also has the light, that's the symbol, has the foundation date. This is a sign, it's a thing, but it is also a sign. And as a sign, new factors come in, most importantly what we call in Arabic "dilala", signification. There is a pointing to this. This is not just a piece of wood. This is a piece of wood that points to a reality called the university, Uskudar University. So the amazing thing about this thing, which is the sign, is it tells you don't stop at me, look at me in order to understand something else. So this sign is a thing that actually pushes you away from it to another concept. So it's an indicator, a signifier. So I can study things as things, I can study things as artifacts and bring in embedded intentionality, and I can study things as signs that point to other concepts or things or signs or processes or events.

Why am I making all these very abstract distinctions? I make these distinctions because it makes a huge difference for cosmology. What kind of cosmos are we studying? Cosmology is the logos of cosmos in Greek. The cosmos comes from the etymology that means order. Now we say cosmology as the science of the universe. When I study the universe, am I studying the universe as a collection of things? Am I studying the universe as a collection of artifacts? Or am I studying the universe as a collection of signs? I believe that the Muslim way of looking at things is to study the first way, the second way, and the third way. And the third is the most important. Signs in Arabic are "ayat". The cosmos is not just a mere collection of things and it is actually an indicator. Every atom of it is an indicator of its divine origin in the sense that Allah created it. So it's already a sign, it's already an artifact that there is hikmah or perfection in the way it's made. There is divine manifested in the intricacy of the thing I am studying. There is "iah" or divine sustenance and that it continues into existence. So when you look at the world, it's not just a looking. It depends on how it is that you look at the world. As made, the distinction between do I study the thing in itself or do I study it as indicating divine originator makes a huge difference.

So what is our position vis-à-vis contemporary cosmology of physics? Well, it's a because there are multiple approaches to cosmology today. But a good thing is cosmology has moved on from the early 20th century to this day from a mechanistic cosmology that looks at just a collection of pieces, of course, like for example just a collection of mere things. We now speak of fields and field theory. We now speak of fields of forces. We speak of energy. We speak of waves. We speak of wave functions. The amazing thing about all these expressions is on the one hand they're not sly, they're not like tables and chairs and stones and trees. Waves, but what are waves? What are waves? We study the mathematics of waves, sinusoidal and other types. We can have differential equations of waves, but what are waves? What are fields? When we say fields and we say fields of forces, what is a force? It's not very tangible, is it? On the other hand, its effects are very tangible. The effects of gravity are very tangible, you can sense it, but somehow you cannot see it. So what is energy? We use the term as if, but it's a non-perceivable thing. Yes

Bu bize bir disiplin veriyor; öğrencilerin derslere iyi gelmesi, anne babalarını dinlemesi, anne babaların sorumluluğunu bilmesi, yöneticilerin elemanlarını iyi çalıştırması ve onları daha verimli hale getirebilmesi gerçekten böyle bir disiplinli programa dayanıyor. Böyle olursa insan hayatta daha başarılı oluyor, daha sağlıklı oluyor. Abi, demek ki bize verilen emirler hiçbir zaman boş değil, mutlaka bizim içindir. Demek ki matematiğe bir bak, abi; sen düşman olma, dost ol. Dost olursan zarar gelmez, daha güzel olur.

Şimdi ben bundan birkaç sene önce Adem Şahin vardır, Türk Standartlar Enstitüsü'nün başkanı oldu, bizim rektörümüz oldu falan. Adem Bey'e dedim ki, "Hocam, dedim, şu elini bana uzat bakayım, ne yapacaksın?" "Hocam," dedi, "abi benden sana kötülük gelmez." Dedim, "Ya uzat bakayım." Şu orta parmağı uzattı, şuna şehadet deniyor değil mi hocam? Orta parmağı uzattı, 8 cm geldi. Abi, serçe parmağını uzattı, 5 cm geldi. Dedim, "Hocam, ya Allah seni ne güzel yaratmış, ne demek istiyorsun?" "Hocam," dedi, "daha dedi, başka bakacağın yer var." Çok dedim. Sonra ona bakın, şuna bak; efendi ağız uzunluğu, burun genişliği, bu da aynı çıkıyor. Nevzat hocam, gözbek arasındaki uzaklık, kaçlar arasındaki uzaklık vesaire. Şimdi vaktim olmadığı için ben bunu bırakacağım. Hocam, isteyen kişiler alabilir. Bak, bahsettiğim denklem bu: x^2 - x - 1 = 0. Çözümü bu. Efendi, fark denklemi var. Bu tavşan problemidir. Benim öğrencim var, Kastamonu'da bölüm başkanıdır, Yaşar Bolat profesör. Abi, tavşan problemiyle ben ona doktora yaptırdım. Bu denklemin çözümü, fark denklemi. Hem bu denklemlerin çözümü hem estetik. Bunlar nasıl bir araya geliyor? Ya bunu rastgele olarak düşünebilir miyiz? Hocam, iki dakikamız kaldı. İki dakikam var, o zaman matematik için kim ne demiş? Bak, akciğerlerde, kalpte, her şeyde bu altın oran var. Ben enteresan, beden eğitimi hocaları dediler ki, "Hocam, sen biliyor musun yürürken, yürüyüş yaparken ayağın yere basmasının vaktini hesapla, yürüme vaktini hesapla." Bunu da böl, altın oran çıkıyor. Doğru yürüyorlar. İsa, yani kalpte ritim var, düşük 70 falan galiba, hocalarım daha iyi bilir. 115 abi, o da altın oran. Biz ona Allah diyoruz. Yani bunları başka türlü yorumlamak, yaratılanlara da saygısızlık oluyor. Dolayısıyla bunları ben geçiyorum.

Hocam, daha çok bak, DNA'ya buyurun. Bakın, sanatçıların taklit ettikleri bu kuralla tasarlanan bitkiler, galaksiler, mikroorganizmalar, kristaller ve canlılar, Allah'ın üstün sanatının birer örneğidir vesaire. Şimdi matematik için kim ne demiş, bir de onu söyleyeyim. Muhsin Hocam, şimdi bakın, bana niçin matematik derken ben araştırdım. Bu Cin Suresi ayet 28'in son tarafında deniliyor ki, "Biz her şeyi sayılar üzerine kurduk. Biz her şeyi bir düzenin üzerine." Buradan başlıyorum. Bana dediler ki, "Hocam, sen matematikçisin." Abi, matematikçiyim ama gerçek bu. Bakın, Harezmi ne demiş? Rabbimiz ve koruyucum olan Allah'a hamd ve senalar olsun. Niy, algoritma böyle diyor bize. O kadar nimet, o kadar imkan verdiği için biz buna şükretmemiz lazım. Fahrettin Razi'nin bu meşhur bir tefsiri de var hocam. Bunun ben bizim rektör hediye etmiş, üniversite camisine 34 ciltlik. Abi, o kadar nefis bir tefsir ki, ne diyor? "Allahu Teala'nın mahlukların inceleyen fen adamları, onun büyüklüğünü herkesten iyi anlarlar." Biraz önce Adem hocam da söyledi. Bak, İbn Haldun da ne demiş? "Matematik insanın davranışlarını değiştirir, hatta insanı dürüst kılar." İbn Haldun, Ali Fuat Başgil rahmetli, "Dinsiz ilim ve ilimsiz din birbiri eksiktir, onlar birbirini tamamlamalıdır," diyor. Ali Fuat Başgil, mesela bu Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nin kurucularından bir iddia, "Matematik formülasyona girdiği ilmilik kazanır." Bakın, Cahit Ar hocamız ne demiş? "Matematikte zekadan önce sabır gelir." Üçgenin başını onun için koyduk, abi. Evet, bu Tolstoy'un sözü çok nefis bir sözdür. Yani siz bir kişinin değerini bayağı kesirle gösterirseniz, efendi, mela şuraya yazayım. Ben bir ekmeği 4'e böldük, birini aldık. Peki hocam, bu ekmeği 5'e böldük, birini aldık. Hangisi daha büyük parçanın? Hangisi daha büyük? Paydası küçük olan daha büyük. Paydası büyük büyüdükçe ne oluyor? Kesrin değeri küçülüyor. İşte bu Tolstoy diyor ki, bu da ilginç; insanoğlunun değerini kesirle gösterirseniz, payı gerçek değerini gösterir, paydası da kişinin kendisini ne zannettiğini. Yani burada bayağı kesirin bize verdiği mesaj tevazudur. Kibir zaten bizim kültürümüzde de çok tehlikelidir. Onun için yani ben desem ki, "Abi, çok güzel anlatıyorum." Hocam, "Boş konuşuyorsun, sen ne anlattığını dinleyenin verdiği karardır." Bu da tevazuyu bize öğretiyor. Evet, bakın Fibonacci ne demiş? "Bir gülün güzelliğindeki sır, onu yaratanın içine sakladığı matematik sanatının ta kendisidir." Hah, şunu da söyleyeyim, daha çok sözümüz var ama bak, Albert Einstein da şöyle demiş: "Gerçeği aramak, onu elde etmekten daha kıymetlidir." Onun için ne yapar bilim adamları? Araştırır. Artık şimdi teknofestler, şükür ki çok güzel, bizim yüzümüzü güldürüyor, çok güzel gençler geliyor. Şimdi arkadan, onun için gerçekten moralimizi çok iyi tutmamız lazım. Bakın, Albert Einstein ne demiş? "Kainatın yaratıcısına olan inanç, ilmi araştırmanın en kuvvetli ve en asil muhar gücüdür." Hocam, süremiz saygılarım. Çok teşekkürler. Ömer hocama da çok teşekkür ediyoruz.

Şimdi de ben acizane sunumumu yapmak üzere köşeye geçiyorum. Herkesi saygıyla selamlıyorum, özellikle bu kongreye davet eden heyete saygılarımı sunuyorum. Ben bugün size hangi evrimi anlatacağım? Gerçekten evrim denildiği zaman ne anlamamız gerekiyor? Gerçekten materyalist felsefenin bize dogma olarak sunduğu evrimi mi, yoksa başka bir evrimi mi anlamamız gerekiyor? Onunla ilgili vaktinde bitirmeye çalışacağım. Malumunuz, ilk defa Lamark ile başlayan ancak Darwin ve arkasından Neo-Darwincilik [Müzik] başladığından bu yana hep kafayı yukarı meselelerden bir tanesi. Ancak Lamark'ın fikirleri arkasından Darwin'in Galapagos adalarında dolaşırken beslenme çeşitlerine göre ve avlanma çeşitlerine göre kuşların ayaklarındaki farklılıkları görmeleri açısından tabii Malthus'un etkilenmesi oldukça önemli. Çünkü Malthus'un bildiğiniz gibi nüfus teoremi var. Bu teoreme bağlı olarak da Darwin evrim teorisini "Origin of the Species" adlı kitabını yazıyor. Ancak ilginç bir şey var; Gregor Mendel de Darwin ile aynı çağda yaşıyor ve Gregor Mendel 1864 yılında bezelyeler üzerine yapmış olduğu şu çalışmayı yayınlıyor. İlginç olan bir mesele var; 1900'lü yılların başlarında Danimarka'da ve Almanya'da farklı bilim insanları Mendel'in 50 yıl önce yaptığı çalışmaları, onun yaptığı çalışmadan haberleri olmadan tekrar yapıyorlar ve bunun neticesinde yayınlamaya geldikleri aşamada Mendel'in 1864'te yayınladığı yayını görüp aynı sonuçları elde ettiklerini anladıklarında Mendel'in bulgularını o zaman 3 tane Mendel kanunu adı altında yayınlıyorlar. Tabii ki burada 50 yıl bu adamın yaptığı çalışmaların bir örtbas edilmesi söz konusu. Bunu herkes kabul ediyor. Ancak 50 yıl sonra başkaları tarafından bu açığa çıkartılıyor. Dolayısıyla aslında Mendel'in yaptığı çalışmalar genetiğin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Ve buna bağlı olarak da özellikle Mendel, o güne kadar canlıların gelişiminde, canlıların oluşumunda anne ve babanın iki farklı eşeğin üreme hücrelerinin kaynaşması neticesinde, blending teori denilen yani kırmızı boya ile beyaz boya karıştırıldığında pembe boyanın açığa çıkması gibi bir inanışa sahiptiler. O zaman gen kavramı yok, zaten Mendel de genden bahsetmiyor. Ancak Mendel'in yaptığı çalışmalar, blending teorisinin yani o harmanlama teorisinin son bulmasına neden oluyor. Mendel ile birlikte artık particulate teori ortaya çıkıyor. Yani anne ve babaya ait genler ilk nesilde görülmeyebilir, ancak bir sonraki kuşaklarda o karakterlerin tekrar açığa çıkması söz konusudur. O zaman bizim karakterlerimizi oluşturan o yapılar birer parça halinde oğul döllere aktarılabilir teorisi gelişiyor. Ondan sonra tabii ki [Müzik] Mendel'den sonra işte gen teorisi ortaya atılıyor, sonra kromozomlar ve kromozomların üzerinde yer aldığı belirleniyor. 1910 yılında Thomas Morgan, Drosophila genetiğini başlatıyor ve bu meyve sineklerinin gen haritasını 1928 yılında öğrencileriyle tamamlıyor. Ondan sonra kromozomlar üzerine çalışmalar devam ediyor. Ta ki işte kromozomların temelde DNA adını verdiğimiz şu yapıdan meydana geldiği anlaşılıyor. Ve bu DNA dediğimiz molekül öyle bir molekül ki, mesela bizim her birimizde aşağı yukarı 100 trilyon tane hücre var. Doğumda 2 trilyon civarında, ancak ilerledikçe 100 trilyona çıkıyor. Ve kendi vücudumuzdaki her bir hücremiz de DNA moleküllerini bir iki ucundan bir iğne olsa da böyle gelebilsen, sadece haploid sayı yani kromozomların yarısı 1 metrelik bir uzunluğa erişiyor. Ancak 1 metre uzunluğundaki bu ipliğin kalınlığı 1 milimetrenin milyarda 2'si kadar ve bu iplikte aşağı yukarı 3,5 milyar tane şurada gördüğümüz nükleotitleri oluşturan yapılar var. 3,5 milyar. Ben o gün internette biraz böyle dolaştım, dedim ki ya bu 3,5 milyar harf oluşan yapıyı biz deşifre etsek ne kadar yer tutar? İnternetin bana söylediği, Google dedenin bana söylediği diyor ki, "1000 tane karakter bir tane A4 sayfası yapar." 12 Punto Arial ile yazarsan diyor. Dolayısıyla her bir hücremizde, her bir, sadece annemizden veya babamızdan gelen kromozomda 3,5 milyon sayfalık bilgi saklı. 1000 karakter bir sayfa ettiğine göre aşağı yukarı 3,5 milyon sayfalık bir bilgi var. Ancak bizim eşey hücrelerimiz hariç diğer hücrelerimiz de bu bilgi ikiye katlanmış gerekiyor. Yani burada Hazreti Ali'nin, "Hani siz, sen kendin cürmünü küçük mü sanırsın, sende bir alem gezilir," ifadesi belki böyle anlaşılabilir. Ve 3,5 milyon XP, 2,7 milyon sayfalık bilgi DNA'mızda şifrelenmiş. Aslında hani insan kainatın bir örneğidir ve levhi mahfuzda yazılmış olan şeyler kader konusu. Bizim fenotipik olarak dünyada yaşantımız olarak kaderimiz bu molekülde şifrelenmiştir. Bu molekülün çalıştırılmasına göre, işlemesine göre belirli bir zaman sonra işte değişik tiplerimiz, yüzümüzdeki kıvrımlar, kemiklerimizin erimeye başlaması vesaire, hepsi bu molekül üzerinde şifrelenmiş durumdadır. Önemli olan bu molekülü anlayabilmek. İşin ilginç tarafı bu ikili sarmal halinde ve birbirine antiparalel olarak uzanmış ve dört harften yazılmış bir şifredir. Bazen insanlar, "Ya D harfiyle ne yazılabilir?" diye düşünebilir. Bu mümkündür. Halbuki Mors alfabesinde bir nokta bir de çizgi var ve bir nokta bir çizgiyle yazamadığımız şey yok. İşte bu molekülde özellikle şuradaki merdivenin basamaklarını oluşturan nükleotitlerin eksene göre eğimleri birbirinden farklı açılarla yapılmıştır. Bunu biz öğrencilerimize yaptırdım. Ben zamanında yaptırdım. Siz o açılarla bir tane nükleotit iplikçiği oluşturduğunuzda, karşı iplikçiği de ona benzer açılarla yaptırdığınız zaman, böyle ikisini yukarıdan tuttuğunuzda kendi üstüne birbirine kıvrılıyor. Yani burada hakikaten o nizam, o mizan, o ölçü, o matematik bilgisi gerçekten çok önemli. Evet hocam.

Ve şurada da burada gördüğümüz gibi, yani o kadar uzunluktaki bir şey ki, bir bakteri hücresinin patlaması neticesinde bakterinin içerisindeki DNA'nın uzunluğunu burada görüyorsunuz. Normal olarak bir bakteri DNA'sının uzunluğu 1,39 milimetredir. Bu E. coli türüne ait ve bu uzunlukta aşağı yukarı 5000 tane birbirinden farklı gen vardır. O genler, o canlının ortam şartları ne olduğunda nasıl metabolizma faaliyetini göstereceğini hepsini şifrelenmiş olarak o bakteri hücresi bulundurmaktadır. Evet, şimdi bu 1 metre dedik, bir 23 kromozomumuz. Halbuki vücudumuzda 46 kromozom var. Bu kromozomun ancak ilginç olan bazı özellikleri var. İnsan Genom Projesi neticesinde biz bunları öğrendik. Bunlardan proteine kodlanan sadece % 1,5 düzenleyici diziler, o da % 1,5. Ama geri kalan % 197'si tekrarlı ardışık serpiştirilmiş tekrarlar ve transpozon adını verdiğimiz, bugün bir hücremizde bir kromozomumuzda ertesi gün başka bir kromozomumuzda bunu yakalayabiliriz. Hareketli elementler var ve bir de yalancı genler var. Etkisini yitirmiş, proteine kodlanmayan genler ve bir de kodlanmayan gen dizileri var. Bazı alimler, bazı bilim insanları bunu çöp olarak isimlendiriyor. Ama son çalışmalar, aslında çöp olmadığını, genlerin çalışmalarının düzenlenmesinde önemli rol aldığını ifade ediyorlar. Şimdi bu genetik yapıda çevre şartlarına bağlı olarak, beslenme alışkanlıklarımıza bağlı olarak birtakım değişiklikler meydana geliyor. Neo-Darwincilik, özelliklerle beraber genlerdeki mutasyonla oluştuğunu evrimin ifade ediyorlar. Bu mutasyonların bize neler yaptığını ben size birazdan kısaca ifade etmeye çalışacağım, hocam. Evet, onlara göre mutasyon evrim için çok gereklidir. Eğer mutasyon yoksa evrim olamazdı. İfade bu. Yani bu görüşe göre durum bu. Peki, mutasyonlar bizde ne yapıyor? Şu ana kadar belirlenmiş olan yaklaşık 7000 tane kalıtsal hastalığın, genetik hastalığın temelinde ki bunlara biz nadir hastalıklar diyoruz, bunların hepsi ve % 85'i mutasyonların neticesinde ortaya çıkmıştır. Mutasyonlarla oluşan genetik bozuklukların listesini ben Wikipedia'ya girdim, bir baktım ve bunu dedim, bir kaydedeyim. Yani ne kadarlık bir alan oluşturuyor? A4 kağıdına PDF olarak 12 sayfa tutuyor sadece genetik hastalıkların listesi. Bu peki, mutasyonlar nasıl değişiklikler ve neler oluşuyor? Burada kromozomun yapısında, sayısında değişiklikler olduğu gibi gen ya da nokta mutasyonu dediğimiz mutasyonlar da meydana geliyor. Aslında bu mesela kromozom sayısının değişmesinde, özellikle mesela bu trizomi gibi işte bazı hastalıklar da ifade ediliyor. Ama bazen poliploidi de ifade ediliyor. Yani kromozomun bir takım yerine birden fazla takım halinde yer alması. Buna örnek olarak şu iki semenderi gösteriyorum size. Bunlardan soldaki sağdakinin 3 katı kromozoma sahip. Ancak ikisi de semender, aralarında bir farklılık yok. Biz bunu gıdalarımız üretirken ziraat mühendisleri bu işler ile çok uğraşıyor. Ziraat mühendisleri poliploidi sebze ve meyveler üretiyorlar. Neden? Kromozom sayısını 23 katına çıkardıkları zaman ürün daha büyük ve daha verimli oluyor. Ancak elma her zaman elma, buğday her zaman buğday, patlıcan her zaman patlıcan olarak karşımıza çıkıyor. Bununla beraber gen mutasyonları dediğimiz yapılar var. Şimdi bunu ben lisansüstü eğitimdeki öğrencilerime anlatırken kullanıyorum. Gen mutasyonlara özellikle yani İngilizce olduğu için özür dilerim, kusura bakmayın. Ana ifade "the cat, the dog." Neden? Çünkü bizim genlerimizde amino asitleri şifreleyen nükleotitler üçerli halde yazılmış. 3 nükleotit içerir. Bu nükleotitlerin dizilişi ve sıralanışı, yani o üçünün sadece 1, 2, 3 şekildeki sıralanışı, genetik kodun doğrudan ifade edilmesi, doğrudan bir proteine dönüştürülebilmesi açısından oldukça önemlidir. İşte şurada gördüğünüz gibi bakın, nokta mutasyonlara bakın. Buradaki "cat" c yerine "b" geldiği zaman kedi burada yarasa oluyor. Yine burada "d" yerine geldiği zaman "hog" oluyor ve burada "saki" "w" yerine "t" harfi geldiği zaman da "set" dönüşüyor. Dolayısıyla anlam oldukça büyük miktarda değişikliğe sebep oluyor. Ancak bazen bu mutasyonların hepsi çok önemli değişikliklere neden olmuyor. Çünkü özellikle 3 harfte değişiklik, Bubble hipotezine göre çok etkili değil, aminoasit dizilişini belirlenmesinde. Onun için onlar sessiz mutasyon olarak kalabiliyor. Ancak anlam değişikliği olursa buna biz missens mutasyon adını veriyoruz ya da nonsens mutasyon adını veriyoruz. Bununla beraber şurada gördüğünüz gibi çerçeve kayması mutasyonlar da meydana gelebiliyor. İşte burada "cat" in "c"si kaybolmuş ve sıra şu hale gelmiş. Yine bazen yani bu delesyon yani ıpla oluşabildiği gibi yeni bir harfin ilavesi şeklinde de olabiliyor. O zaman yine anlam oldukça farklı bir şekilde değişiyor. Talasemi ile orak anemisi arasındaki farklılık, Talasemi şey oluyor, şuradan "e" missens mutasyon oluyor. Amino asidin yeri değişiyor. Bir amino asit olması gerekirken normalde onun yerine başka bir amino asit geliyor. Ama talasemide frame shift reaksiyonu. Bu da delesyon meydana geliyor. Aslında delesyon meydana gelmiyor, frame shift'te belirli bir nükleotit dizisinden sonraki kodon stop kodonun dönüşüyor. Dolayısıyla globülin proteini tam delesyon kısmına geldiğimiz zaman. Gerçi bu yani kromozomun kendi yapısı içerisinde şu anda ülkemizde çok meşhur bir şekilde ifade edilen, çok popüler olan SMA hastalığı. SMA hastalığında SMN proteinini sentezleyen egzon var. Bir veya birkaç tanesi kaybolmuş, ortadan kalkmış. Dolayısıyla o protein düzgün ve doğru bir şekilde sentezlenemiyor. Şeklinde de bunu genellikle doğal yollarla transpozonlar da gerçekleştiriyor. Ama bunun yerine şurada görüldüğü gibi yeni nükleotitlerin işin içerisine girmesi neticesinde bu mutasyonlar ortaya çıkıyor. Ve mutasyonları neticesinde arkadaşlar polimorfizm denilen bir kavram ortaya çıktı. Ve bu kavram aslında herhangi bir mutasyon belirli bir toplulukta % bir'den daha fazlaysa ona polimorfizm adını veriyoruz. Aslında temeli mutasyon, ancak toplumdaki yaygınlığı da önemli. Ve bu özellik aslında insanların birbirinden farklı olmalarını da sağlıyor. Bu sadece görünüşte değil, metabolizmal farklılıkları da aslında belirliyor. Ve gururla söyleyeceğim bir şey, bu polimorfik özelliklerden faydalanarak Türkiye'nin ilk farmakogenetik laboratuvarını bu üniversitede kurduk. Ve nöropsikiyatrik hastaların genotip ve fenotiplerini bakarak doktora bir rapor verme durumundayız. Şu an laboratuvarımız aktif olarak çalışıyor. Şu çalışma yaklaşık 750.000 kişinin katıldığı ve 5 tane farklı laboratuvarın oluşturduğu bir çalışma ile 275 milyon daha önce rapor edilmeyen genetik farklılıkların belirlenmesine sebep oldu. Yani DNA kaderimiz, kader değişmez değil mi? Yani boost hatası gibi değişebiliyor. Dolayısıyla işte bu şekilde değişiklikler durmadan oluşuyor ve meydana geliyor. Ancak şimdi bu ilk şeye geldiğimizde, şuraya geldiğimizde işte şu farklılıkların bir şekilde ortaya çıktığı ve canlıların şurada da özellikle gösterildiği gibi Adem babamızın da bahsettiği işte bir atadan şu şekilde canlıların ortaya çıktığı söyleniyor. Kaç dakika var bilmiyorum hocam ama tamam hocam burada. Önemli olan evrimcilerin belki de açıklamada çok sıkıntı çektikleri ve kafalarında karmakarışık olduğu bir gen ailesi var. O aile genetik açıdan homeotik gen ailesi. Bu hem bitkilerde hem de hayvanlarda mevcut olan bir gen ailesi. Bu genler, hayvanların baş kuyruk ekseni boyunca bir embriyonun vücut planının bölgelerini belirleyen grup ilişkili bir gen ailesi. Bu proteinler pozisyon özelliklerini kodlar ve belirler. Böyle doğru yapıların vücudun doğru yerlerinde oluşmasını sağlar. Evet, evrimcilerin bize sundukları embriyolojik delillerden bir tanesi bu balık, semender, işte kaplumbağa, tavuk, koyun ve insan. Belirli bir dönemi hakikaten hepsi birbirine benziyor. Ancak hoks genleri neticesinde, hoks genlerinin embriyonun belirli bir döneminden sonra çalışmaya başlamasıyla her birinden farklı tipte canlı meydana geliyor. Dolayısıyla ortama baktığımızda şöyle, bu işi iyi bilen insanların mesela 500 metreden bile bir koyun sürüsünü gördüğünde onu "Bunlar koyun," diye biliyor. "Bunlar dana," diyebiliyor. "Bunlar keçi," diyebiliyor. Ya da saygıdeğer hocam gibi botanik çalışmış olan hocalarımız karşıdan ağaçlara baktığı zaman, "İşte bu çam ağacı, bu köknar ağacı, bu işte kavak ağacı, bu söğüt ağacı," diyebiliyorlar. İşte bunu diyebilmelerinin sebebi hoks genleri. Hoks genleri oldukça olan genlerdir. Bunlar bozulduğu zaman ne oluyor? Bakın, 39 tane insan hoks geninin ikisinde mutasyonların konjenital malformasyonlar neden olduğu son yıllarda gösterilmiş. Ancak dikkat ederseniz gene insan farklı bir canlı değil. İşte bu genlerin gerçekten ne olduğunu etmek oldukça zor. Ben sözlüğe baktım, yani hangi evrime getirmek için internette bu bir sayfadan aldım. "Evolüsyon" kelimesini yazdığım zaman burada 29 tane anlam çıktı herhalde. Evet, Trenk sözlüğünden aldığım yapı bu. Ancak bununla beraber Osmanlı Türkçesinde kullanılan kelimeler, bunu hocamın yazdığı internet sayfasından buldum. Dolayısıyla biz annenin rahminde, anne ve babamızın iki tane hücresinin bir araya gelmesi neticesinde oluştuk. Ve bu oluşum süreci o kadar farklı evreler geçirdi ki bu evreler neticesinde şu anki ben varım. Ama ben yaşlandıkça farklılaşmaya da başlıyorum. Dolayısıyla bir tek hücreden 100 trilyon tane hücre haline gelmiş olan ben ne yapıyorum? Bir değişiklik arz ediyorum. İşte bu evrim. Bu bir tekamül söz konusu. Hocamın bahsettiği, ifade ettikleri varyasyonlar söz konusu. Bunlar özellikle atom ve moleküllerin birbirlerine dönüşümleri. O evrim değil, artık kanun değil mi hocam? Evet. Yani normalde ekmek yiyoruz, başka hiçbir şey yemeyelim. Vücut o ekmekten yağ ihtiyacını da karşılıyor, protein ihtiyacını da karşılıyor, tuzlarını da karşılıyor, her şeyi karşılıyor. Yani bir şeyden çok şeyi yapmak ve moleküler düzeyde moleküllerin birbirlerine dönüşmeleri artık teori değil. Bu kanun. Ancak biz burada cümlemizi toparlayalım. Tamam hocam, bitmek üzere. Burada biz neye evrim diyeceğimiz, işte özellikle bakış açısı çok önemli. Ve evrim gerçekte sadece ileri sürülmüş bir teori midir, yoksa pozitivist ve materyalist felsefenin dogması mıdır, ya da dini midir? Yoksa temelinde İslâm'daki Allah kavramını God kavramı ile karşılanamaması mı kaynaklanmaktadır? Çünkü ben doktoraya gittiğimde, benim hocam bana "Ben ateistim," demişti. İngiltere'de bana ilk oturmamızda "Evrim hakkında ne düşünüyorsun?" demişti. Ve o zaman işte bütün arda monosakkaritlerin, disakkaritlerin, polipeptitlerin, nükleotitlerin, nükleik asitlerin hepsinin olması, bunların birbirinden türediği anlamına geliyor. Sen ne diyorsun, demişti. Eee ben de ona şöyle bir cevap verdim: "Dedim ki, bizim alimlerimiz, eee nasıl ki bir ressam fırça vuruşundan boyayı kullanan eee farklı yerlerde tablolarını gördüğümüz bu bulundur, diye biliyorsak, bizim alimlerimiz de hepsinde bu ortak özelliklerin aslında yaratıcısının tek olduğunu ifade ediyorlar," dedikten sonra aynen, yani hiç unutmadım o sözünü, "Anyway," dedi. "Let's change," dedi. Ancak ben doktoramı tamamlayıp dönerken bana, "Biliyorsun, benim dinim yok," demişti. Ben çok dua ettim, Müslüman olarak ölmesi için. İnşallah öyle ölmüştür. Hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ederim. Şimdi süreyi normal programda olan süreyi bir hayli açtık. Eee bir 10 dakika sorusu olan varsa, tebliğ sunan hocalarımızdan bu arada eee bir alalım. Yoksa heh, yemeğe de çok kısa süre kalmış. Sonra M atar sorular. Peki, bir saatlik süre var. Soru almak isteyenler var. O zaman bunu kapatalım. Bu şekilde bir saat sonraya tehir edelim. Hepinize teşekkür ederiz. Saat 2'de buluşmak üzere. Evet, hocalarımıza teşekkür ediyoruz. Dalmadan bir fotoğraf alacağız. Hocam, fotoğraf alacağız. Katılımcıları fotoğrafta olmak isteyenleri buraya davet ediyoruz. Kürsüye buyurunuz, sayın hocalarım. Evet, saat 1.30'da başlayacak oturumda sunumları olan hocalarımızın flash disklerini teslim etmeleri gerekecek. Sunumlarını bir de kulaklıklarım yine burada sahnede görevli olan arkadaşlarımıza teslim edebiliriz. Simultane çevirileri için kulaklıklarım 1.5 az bir zaman kaldı hocam. Yani 13.30'da programımız başlayacak. Yemek aramız yarım saat olmuş oldu. Evet, evet, biraz hızlanmamız noktala. Öğle yemeğimiz ardından 1.30'da kaldığımız yerden devam edeceğiz. Eş zamanlı Emir Nebi 3'te de programlarımız devam edecek. -1 katta kıymetli katılımcılarımız öğretimi Hüseyin Allah verdi hocam ve Abdullah Keser hocalarımız 1.30'dur burada bizlerle birlikte olacak. Aşağıda teşekkür ediyoruz. Tamam, al.