📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Erdoğan Bayraktar'ın Başbakanlık'ta dövüldüğü gün

Cevheri Güven49:08

Transcription

E herkese selam. Bugün Erdoğan Bayraktar dosyasını açıyoruz. Tayyip Erdoğan'la uzun yıllar birlikte çalışmış, Tayyip Erdoğan'a inşaat işini öğreten, inşaatta kiranta öğreten adam. Fakat şimdi araları acayip gergin, kavgalı vaziyetler. Erdoğan Bayraktar ara sıra böyle Twitter'dan Tayyip Erdoğan'a sürekli imalı ve iğneli mesajlar gönderiyor.

Son olarak da bir röportaj verdi ve dedi ki, "17 Aralık, yani Türkiye'nin en büyük operasyonu, en büyük yolsuzluk operasyonunda benimle ilgili ne varsa, telefon dinlemeleri vesaire, hepsi A'dan Z'ye doğrudur."

Muhalefet bir anda heyecanlandı. Kimileri dedi ki, "17/25 Aralık yolsuzluk dosyası yeniden açılsın." Peki, bu yolsuzluk dosyasının içerisinde ne vardı? Erdoğan Bayraktar, Tayyip Erdoğan'a niye böyle kızgın? Acaba birileri Erdoğan Bayraktar'ı yere yatırdı, kafasına da ayakkabıyla mı bastı? O kişi Tayyip Erdoğan mıydı?

Hadi, sen nerede gerçekleşti? 17 Aralık dosyasında Erdoğan Bayraktar, "A'dan Z'ye her şey doğrudur," diyor. Peki, bu dosyada Erdoğan Bayraktar'la ilgili ne vardı? Hep böyle Rıza Zarrab falan konuşuyor ama esas olarak bu inşaat işleriyle ilgili ne vardı?

Sokaktaki yüz kişiye sorsak, 99 tanesi bu yolsuzluk dosyasının Erdoğan Bayraktar'la ilgili ne olduğunu bilmez. Ama o dosyada neler var? Malın nasıl götürmüşler, nasıl götürmüşler, özellikle İstanbul'un nasıl yemişler?

Bugün ben size yolsuzluk dosyasından bazı önemli olayları, en büyükleri anlatacağım. Hepsini anlatmak mümkün değil, en büyük dört tane olayı anlatacağım. Nasıl götürmüşler, bunu göreceksiniz. Ayrıca Erdoğan Bayraktar'ın yere yatırılıp kafasına basıldığı anı ve Erdoğan Bayraktar'ın kızgınlığının temelini, bütün entrikaların hepsini birlikte bu dosyada göreceksiniz. Yolsuzluğun kralını da aynı zamanda bu dosyada göreceksiniz.

[Müzik]

Bu Erdoğan Bayraktar kim, niye önemli? Önce bununla başlamamız lazım. Çünkü pek çok genç izleyici için Erdoğan Bayraktar hiçbir şey ifade etmiyor. Nereden Bayraktar? Tayyip Erdoğan'la İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden beri tanışan ve kendisi özel sektörde inşaat mühendisi. Kendi özel sektörde pek çok konut yapıp satmış bir adam.

Tayyip Erdoğan iktidara geldiğinde üstünde çeşitli baskılar var, askerlerle geçinemiyor falan. Halk desteği kendisi için çok önemli. Daha devletin iplerini almak için halk desteğinin çok çok çok önemli olduğu günler dolayısıyla da halkın hoşuna gidecek projeler yapıyorlar. İşte TOKİ de bunlardan bir tanesi. Dar gelirliler için konutlar üretilecek. Bunlar çok uzun vadelerle satılacak. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan'ın arkasında fakir fukara halk desteği devam edecek.

Erdoğan Bayraktar da bu projenin mimarı olarak, bu projenin üreticisi olarak Tayyip Erdoğan tarafından Çevre Şehircilik Bakanlığı'na oturtuldu. Bu da Türkiye'nin her yerinde, işte gördüğünüz birbirinin aynısı kutu binalar var ya, TOKİ'ler. Her yere, nereye giderseniz, Türkiye'nin aynı yere gitmiş gibi bütün şehirler birbirine benzedi. Bu TOKİ'ler üretilmeye başladı ve daha gerilerde oradan konutlar satın almaya başladılar. Halk desteği devam etti.

Fakat sonra biz bu mekanizmayı ranta çevirebilir miyiz dönemi geldi. Her dönem geldikten itibaren de Erdoğan Bayraktar, Tayyip Erdoğan'ın en önemli adamlarından birisi oldu. Çünkü rantın tam merkezine oturdu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı şimdi özel proje alanı diye bir şey icat ettiler. Bir kavramla inkar ettiler.

Şimdi elimde bir belediye sınırları içerisinde yer var. Bu İstanbul Belediyesi olabilir, Hakkari Belediyesi olabilir. Ve belediyenin burayla ilgili imar planları var, verdiği izinler var, veremeyeceği inşaatlar var, kurallar vesaire. Bir müteahhit, özel teşebbüsü ve herhangi birisi, yerli yabancı bir yatırımcı orada bir yer yapmak istiyor ve belediye olmayana taş koyuyorsa, o kişi Ankara'ya gidiyordu.

Ankara'daki yetkilileri görüyordu. Ondan sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı orayı özel proje alanı ilan ediyordu. Çevre Şehircilik Bakanlığı Türkiye'nin herhangi bir yerinde, herhangi bir bölgeye özel proje alanı ilan ettiği andan itibaren orada artık belediyenin lafı geçmiyor. Artık Çevre Şehircilik Bakanlığı'nın lafı geçiyordu. İstediği kadar kat izni verebilir, istediği kadar inşaat izni verebilir, istediği kuralları düzenler.

Çevre Şehircilik Bakanlığı tamamen normalde asla normal kanunlara aykırı olmasına rağmen bunu fiiliyatta uyguluyorlardı ve bunun üzerinden de çok büyük vurgunlar yapıldı. Türkiye'de ne zamana kadar? 17 Aralık 2013'e kadar. 17 Aralık 2013'te işte Erdoğan Bayraktar'ın da içinde olduğu, üç tane bakanla daha var, dört bakan fakat üçü Rıza Zarrab'la ilgili yolsuzluk işin içerisinde.

Erdoğan Bayraktar'ın kimse imarla ilgili işleri bunlara dördünü birden operasyon yapıldı. Çocuklar üzerine bu olayla ilgili operasyonlar yapıldı ve üçünün çocuğu gözaltına alındı, tutuklandı. Erdoğan Bayraktar'ın çocuğuyla ilgili böyle bir işlem olmadığı. O günde operasyondan birkaç gün sonra, 25 Aralık'ta bir başka operasyonda gerçekleşti. Bu sefer merkezinde bir Erdoğan olduğu operasyonu.

Ben 17/25 Aralık'la ilgili de 25 Aralık'la ilgili ayrı ayrı iki tane video yaptım. Bu videolarda bu yolsuzluk operasyonu neler olduğunu detaylı anlattım. İsterseniz onları izleyebilirsiniz. 25 Aralık 2013'ün yani Erdoğan Bayraktar'ı hedef alan yolsuzluk operasyonundan bir hafta sonra, 25/6 operasyon gerçekleşince Erdoğan Bayraktar, 25 Aralık'ta televizyona çıktı.

Çünkü Erdoğan kendisine Bilal Erdoğan üzerine yüklendiği için, o dört tane bakanı görevden alıp bir süre rahatlamak istiyordu. Dört tane bakanın üzerinde de istifa edin baskısı vardı. Erdoğan Bayraktar da buna giremiyordu. "Ben o üç bakanla aynı kefeye koyamazsın. İşte Egemen Bağış, Zafer Çağlayan, Muammer Güler de aynı kefeye koyamazsın. Ben ayrıyım. Ben Rıza Zarrab'la falan işim yok," dedi.

Erdoğan Bayraktar NTV canlı yayına bağlanıp dedi ki, "Benim telefon tapeleri, işte dinlemeler, yolsuzluk soruşturmasına ne geçiyorsa, yaptığım her şey Başbakanın bilgisi dahilinde, onun emir ve talimatlarıyla olmuştur. Ben şu an Adalet ve Kalkınma Partisi üyeliğinden, milletvekilliğinden ve bakanlıktan istifa ediyorum. Tayyip Erdoğan'ın da istifa edip vatanı rahatlatması için yolsuzluk ifadelerinin bulunduğu bir operasyon sebebiyle istifa etmesini bekliyorum.

Beni rahatlatacak deklarasyon yayınlayınız şeklinde tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum ve soruşturma dosyasında geçiyorum. Çünkü soruşturma dosyasında var olan ve yasalara uygun olarak onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan'ın talimatıyla yapılmıştır. Ben 10 var üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ediyorum. Bu milleti devam sokmak için Sayın Başbakan'ı gerektiğine inandığımı ifade ediyorum. Yüce milletimize saygılar."

Erdoğan Bayraktar bu cümleyi kurduktan sonra Türkiye'nin gündemine bomba düştü ve Erdoğan Bayraktar bir anda ortadan kayboldu. Fakat sonrasındaki yazışmalara baktığımızda Erdoğan Bayraktar istifa etmiş olmasına rağmen, başbakan tarafından görevden alınmıştır diye yazışmalarda yer alıyor. Devletin resmi yazışmalarında.

Erdoğan Bayraktar'ın Tayyip Erdoğan kızgınlığının temel sebebi de bu. Erdoğan Bayraktar diyor ki, "Ben, rüşvet alan üç tane bakanla aynı kefeye koydun. Oysa ben ne yaptımsa senin emir ve talimatlarınla yaptım. Dolayısıyla sen şu anda durmak zorundasın. Beni onlarla aynı kefeye koyamazsın."

Günler böyle geçti, günler geçti gitti. Fakat şimdi filmi birileri alacağım, sonra bir de geri alacağım. Erdoğan Bayraktar'a kafasına ayakkabıyla basılma anına geri geleceğiz. Şimdi Erdoğan Bayraktar şu an pasif görevde. Fakat son bir yıldır böyle yavaş yavaş Tayyip Erdoğan'a yönelik imalarda bulunuyor.

Bunlardan bir tanesi, en önemlilerinden bir tanesi, yakın dönemde hatırlayacaksınız. Tayyip Erdoğan bayramda partililere yönelik, parti teşkilatlarına bir canlı yayına bağlandı. Orada konuşurken Tayyip Erdoğan çok hasta gözüküyordu. Metni kaçırıyor, gözleri zaman zaman kapanıyor, kendisine gelemiyor, nerede olduğunu unutur gibi davranışlar içerisinde bulunuyor. Sağlığı berbat gözüküyordu ve herkes şok oldu görüntüleri izleyince.

Erdoğan Bayraktar bunun hemen arkasından bir tweet attı ve "Ne kadar az bilirsen, o kadar rahat uyursun," Rus yazar Gorki'den alınmış bir cümle. Bunu kullandı ve herkes bu cümleyi Tayyip Erdoğan'a yönelik söylediği konusunda hemfikir oldu. Onun devamında bir tweet daha geldi Erdoğan Bayraktar'dan. Bu sefer dedi ki, "Artık Adalet ve Kalkınma Partisi'nde yalakalık devri kapandı, yağcılık devri kapandı, şebeklik devri başladı."

Bu tweet de büyük bir yankı uyandırdı. Sonrasında da işte geldik esas meseleye. Bu sefer Erdoğan Bayraktar 17 Aralık dosyasının kapağını açtı ve bu sefer bir röportaj verdi. Röportajında dedi ki, "17 Aralık dosyasında benim hakkımda ne varsa, 17 Aralık yolsuzluk dosyasında benim hakkımda ne varsa, telefon dinlemeleri, belgeler vesaire, hepsi A'dan Z'ye doğrudur," dedi.

Erdoğan Bayraktar şimdi bu büyük bir itiraf. Normalde 17/25 Aralık dosyası Tayyip Erdoğan tarafından atadığı savcı tarafından kapatıldı. Yani mahkemeye bile gitmedi. Soruşturma aşamasında kapatıldıysa, polisler dağıtıldı, polisten tutuklandı, savcılar tutuklandı, hakimler tutuklandı. O dosyayı yapan kim varsa tutuklandı, karıları tutuklandı, o yetmedi, çocukları da tutuklandı.

Tayyip Erdoğan için bu bir kan davası meselesi. Bu hatta polislerden bazılarının eşleri daha bu hafta tutuklamalar vs. Ömer Köse falan gibi bazı polislerin işleri. Geçtiğimiz hafta tutuklandılar, yakalandılar, daha doğrusu ve tutuklandılar. Pek çoğunun eşi, kızı ve sayede içeride. Neyse, Erdoğan Bayraktar bu cümleyi kurduktan sonra muhalefet üzerine atladı ve muhalefet dedi ki, "Ahaa, işte itirafçı bu."

Dolayısıyla artık yeni bir delil olsun ortaya çıkmıştır. Çünkü soruşturmalarda yeni bir delil ortaya çıkınca soruşturma yeniden açılır, kapanmış olsa bile. İşte Erdoğan Bayraktar, soruşturmadaki bu yolsuzlukları doğruluyor. "A'dan Z'ye doğrudur," diyor. Dosya yeniden açılmalı. Peki, o savcılar nerede? O savcılar, sen hangi savcı açabilecek bu dosyayı Türkiye'de yeniden?

Söyle bir savcı ortada yok. Savcıların nasıl olduğunu artık biliyorsunuz. Savcılara dersen, Tayyip Erdoğan ona dava açmakla meşguldü. Var fakat Erdoğan Bayraktar olayı daha da ileri taşıdı. Dedi ki, "Bir buçuk senedir Tayyip Erdoğan'la görüşmeyi bıraktım. Çünkü faydası yok."

Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi'ne bu cümleyi Tayyip Erdoğan'a karşı kurabilmek büyük bir ücret. Ya çok şey biliyorsunuzdur, elinizde çok şey vardır. Tayyip Erdoğan size dokunmayacağına ilişkin bir garantimiz vardır. Ya da işte Erdoğan Bayraktar gibi böyle Laz kafalı birisi, zaman zaman böyle deliliniz patladı, zaman her şeyi söyleyebilecek birisidir.

Erdoğan Bayraktar da bu Lazlık damarıyla davara su anlatacağım olayların içerisinde de Erdoğan Bayraktar'ın bu yönünü göreceksiniz. Ayrıca bir adım daha ileri götürdü 17 Aralık'la ilgili şeyi ve dedi ki, "Tayyip Erdoğan beni hırsız çuvalının içerisine koydu."

Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi bir kişi, bakanlık seviyesinde çıkmış bir kişi. İlk de ve o üç bakan hakkında, yani Rıza Zarrab'la ilişkiye giren Zafer Çağlayan, Egemen Bağış, Muammer Güler, bunun altına hırsız kelimesi kullandığı, "Beni hırsız çuvalının içerisine koydu. Oysa benim dosyamın onlarla ilgisi yoktu."

Onların çocukları tutuklandı, çocukların evinden para sayma makineleri, ayakkabı kutuları içerisinde paralar çıktı falan ama ben de yok dedim Egemen Bağış. Dolayısıyla kendisini onlardan ayrı tutulması gerektiğinin altını bir daha çizerken, o üç bakanı açıkça hırsız kelimesiyle yapıştırdı.

Peki, Erdoğan Bayraktar niye kızdı bu kadar? Şimdi gelelim buraya. Tabii ki bu hırsız çuvalının içerisinde konmasından dolayı kızgın. O işbakan kendileri Rıza Zarrab'la da bazı işler çevirmişler. Tabii ki Erdoğan'ın bilgisi dahilinde. Rıza Zarrab pek çok iş çevirmişler. Rıza Zarrab'tan Erdoğan'a, eğer Tayyip Erdoğan'a da giden rüşvetler var.

Ama Erdoğan Bayraktar diyor ki, "Ben bu imar işlerinde falan bırakmak meseleler var ya, bundan bu eşeklik yaptım sanıyorsun. Ne yaptımsa senin bilgin dahilinde yaptım," diyor Tayyip Erdoğan'a. "Doğrudan niye benim arkamda durmadın?" Fa diyor ki, "Ben senin kırk yıllık dava arkadaşım." Çünkü milli görüşün içerisinden geliyor. Dava arkadaşları video.

Oysa o üç bakan, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan ve Muammer Güler, bunlar böyle milli görüş içerisinden gelip Tayyip Erdoğan'la hareket etmiş adamlar değiller. Onlar sonradan Adalet ve Kalkınma Partisi'ne eklenmiş adamlar. "Beni kırk yıllık adamı nasıl sattın?" noktası getiriyor Erdoğan Bayraktar.

2010'da da haklı fakat olayı şimdi 17 Aralık'tan bir ay sonrasına saracağım size. İşte şimdi Erdoğan Bayraktar'ın bütün çevresinde anlatılan ve Tayyip Erdoğan'ın koruma zincirinin içerisinde anlatılan olayların esas kızgınlığın, esas affedilemez meselelerin patladığı güne geliyoruz.

Şimdi Erdoğan Bayraktar daha yolsuzluk operasyonu devam ederken, Aralığın son haftası 2013'te çıktı. Dedi ki, "Ben bakanlıktan, milletvekilliğinden istifa ederim." Bu Tayyip Erdoğan'a vatanı rahatlatmak için istifa etmeleri dedikten sonra Erdoğan Bayraktar ortadan kayboldu. Ne kadar? Bir ay süreli ortadan kayboldu.

Erdoğan Bayraktar işte Tayyip Erdoğan o arada durumu toparladı. Dört bakanı görevden aldı. Erdoğan Bayraktar dahilinde paralel söylemi her medyada, her tarafta konuşulmaya başlandı. Polisler görevden alındı, savcılar görevden alındı. Erdoğan durumu toparladı ve bir ay sonra Tayyip Erdoğan da Erdoğan Bayraktar'la başbakanlıkta bir araya geldiler.

2014'ün Ocak ayının son haftasının Perşembe günü bir araya geldiler. Bu, bütün o dönem korumalar arasında anlatılan mevzu. Şimdi de Erdoğan Bayraktar çevresinde esas olarak kızgınlığın kabalığı ve pek çok şeyin müsebbibi olarak gösterilen gün. Normalde o gün Erdoğan Bayraktar'la Tayyip Erdoğan görüşecekler. Bir su imzalanacak. Erdoğan Bayraktar bu durumu düzeltecek. Ondan sonra yollarına devam edecekler bir şekilde.

Fakat Erdoğan Bayraktar, Tayyip Erdoğan'ın makam odasına adım attığı andan itibaren, daha önceden orada hazırlanmış bir koruma takımı var. O koruma takımı da Tayyip Erdoğan'ın yeğeni Ali Erdoğan tarafından yönetiliyor. Hani şu meşhur Ali Erdoğan var ya, arkadaşının karısına sarkması ile ilgili tapeler ortaya çıkan, vatandaşı telefon açıp ana avrat küfür ettiği tapeler ortaya çıkan, otomatik tüfekle yolda geçen motosikletleri durdurup onları tehdit eden, hatta milletvekillerine Tayyip Erdoğan'ın karşısındaki dur diye, böyle bir milletvekilinin pantolonundan tutup yukarı çekmişti, "Dik dur," diye.

Yani koruma milletvekiline böyle davranıyor. Milletvekili, siyasetçi, daha doğrusu AKP'de siyaseti bıraktı, onuruna vurun. A7R mail. Neyse işte, Ali Erdoğan'ın kontrolünde bir takımlar orada bekliyorlar. Erdoğan Bayraktar'ı Tayyip Erdoğan odasının girişinde.

Erdoğan Bayraktar, Tayyip Erdoğan'ın odasından içeri girer girmez, bu koruma takımı Erdoğan Bayraktar'ın üzerine çullandı. Önceden planlanmış her şey. O zaman Bayraktar'ı yere yatırıyorlar. Ondan sonra Tayyip Erdoğan geliyor, ayakkabısıyla Erdoğan Bayraktar'ın kafasına basıyor.

Erdoğan Bayraktar orada çok ağır cümleler kuruyor ve Erdoğan Bayraktar'a o vaziyette özür dile getiriyor. O vaziyette amandil ettiriyor. Ondan sonra Erdoğan Bayraktar'ı biraz da hırpalayıp bırakıyorlar. Ne yapacağını, ne diyeceğini her şeyde tarif edip Erdoğan Bayraktar'ı bırakıyorlar.

Ondan birkaç gün sonra, pazartesi gününe geldik. 3 Şubat 2014 günü Tayyip Erdoğan Almanya'ya gidecekti. Su almaya gitmeden önce havalimanında basın toplantısı düzenledi. Bu basın toplantısında da önceden sonrasında hazırlanmış bir şekilde Tayyip Erdoğan, "Erdoğan Bayraktar böyle sizi istifaya davet etmişti. Bu konu ne olacak?" falan gibi bir soru soruldu.

Tayyip Erdoğan dedi ki, "O konuyu düzeltecek olan kişi ben değilim. O konuyu düzeltecek olan kişi Erdoğan Bayraktar. Sanırım bu konuda bir şeyler söyleyecek," diye bir cümle kurdu. Bu, olduktan birkaç saat sonra Erdoğan Bayraktar hemen uzun bir yazılı açıklama yaptı. Hazırlanmış sanki böyle uzun bir yazılı açıklama yaptı.

İşte Erdoğan Bayraktar'ın üstü buna da uygun bir yazılı açıklama değil, az tuz kelimeler onun üstü değil. Ve bu yazılı açıklamada Erdoğan Bayraktar, Tayyip Erdoğan açık açık özür diledi ve Tayyip Erdoğan'ın ne kadar yüce bir lider olduğu falan filan bunların hepsini anlattı. Ve defter bu şekilde kapandı.

Erdoğan Bayraktar da tamamen diskalifiye edilip bir köşeye atıldı. Adalet ve Kalkınma Parti teşkilatına bile doğru düzgün gidemez bir hale geldi Erdoğan Bayraktar. Fakat arız bu yolsuzluk çuvalının içerisinde, hırsız çuvalı diyor ya Erdoğan Bayraktar, o çuvalın içerisinde atılmak çok ağır bir şey.

Şimdi bu yolsuzluk çuvalının içerisinde tavsiye olanlar var ya, mesela onlardan Zafer Çağlayan, Muammer Güler, buna psikolojik tedavi gördüler. Her mesaj Zafer Çağlayan, Rıza Zarrab işte 750 bin Euro'luk bir saat hediye etmişti ya, Zafer Çağlayan'ın sağda solda restoranda orada burada insanlar görüyor bakanı bu falan gibi laflar atıyorlardı.

Zafer Çağlayan bir ara insan içerisinde çıkamıyordu. Muammer Güler de aynı şekilde. Bunlar psikolojik tedavi gördüler. Egemen Bağış'ın derisi kalın olduğu için onu da hiç bu tanıma vesaire, hiçbir olmadığı için öyle bir psikolojik tedavi görmesi, hatta mutlu olmuştur. O biraz daha yiyecek fırsat geldi falan diye.

Fakat Erdoğan Bayraktar da anlıyoruz ki psikolojik olarak çok etkilenmiş. Onlarla birlikte uçun içerisinde atılmakta. Peki, Erdoğan Bayraktar masum mu? Erdoğan Bayraktar'ın "A'dan Z'ye doğrudur," dediği yolsuzluk dosyalarının içerisinde ne var?

Şimdi dedin ya, bunu Türkiye'de sokaktaki yüz kişiye sorsan, 99 tanesi bilmez. Fakat ben şimdi Erdoğan Bayraktar'ın yolsuzluk dosyası, 17-20, 17-25 Aralık'ın içerisinde, 17 Aralık yolsuzluk dosyası içerisindeki imar vurgunları ile ilgili meselede Erdoğan Bayraktar'ın rolü, Erdoğan Bayraktar'a zorla yaptırılan şeyler.

Fakat çok, o milyarlarca dolarlık bir vurgunun döndü. Sadece İstanbul'dan dört tane hadise anlatacağım. Yolsuzluk neymiş, malı nasıl götürmüşler ve özel sektörün içerisindeki o müteahhitlerle hangi müteahhitler parayı nasıl götürdüler, rüşvet masa döndü vesaire. Bunların hepsini detaylarıyla anlatacağım.

Tabii ki bu işin kalbinde, Sedat Peker'in sürekli gündeme getirdiği Süleyman Soylu'nun akrabası Sadık Soylu da başrollerde. Zorlu Center ile başlıyoruz. Hani İstanbul'da Boğaz Köprüsü'nden geçtiğiniz zaman gördüğümüz o dörtlü bina var ya, Zorlu AVM vesaire. Burada nasıl dolaplar dönmüş, nasıl paralar götürülmüş, kimlerin cebine neler girmiş, duyunca dinledikçe kahrolacaksınız.

Şimdi burası bildiğimiz Zincirlikuyu İETT garajıydı. Burası 2007 yılında satışa çıkartıldı ve işte o zamana kadarki en büyük satış bedeli, o zamana kadar tek parça halinde kamudan satılmış en büyük bu olarak tarihe geçti. Zincirlikuyu İETT garajına Ahmet Nazif Zorlu aldı. Kim bu meşhur Vestel'in sahibi Ahmet Nazif Zorlu? Normalde böyle işte seküler, laik falan bir adam. Cumhuriyeti Gazi'den geliyor falan böyle bir adam.

Hatta askerlerle arası çok iyi. Sağdaki Vestel fabrikası, yeri geldiğinde silah fabrikasında dönüştürülecek şekilde devletin desteğiyle, ordunun planlamasıyla falan yapılmış. Devletle de askerlerle falan da arası iyi. Böyle Cumhuriyetçi falan bir adam. Fakat böyle bu para malı götürme rantı olunca, bir bakıyorsunuz böyle ideolojileri hiç önemi kalmıyor.

Böyle çoğunun son derece laik, Kemalist falan gibi gözüken Zorlu Ailesi, öyle en koy İslamcı iktidarla falan da çalışıyor. Beraber paralarda yer değiştiriyorlar. Hepsi malı götürüyorlar. Vatan, millet, Türkiye, İstanbul'un silüeti, İstanbul'un trafiği, şu bu, halkın parası, hiçbir şeyin önemi olmuyor. Para oldu mu, ideolojiler mitoloji, bir şey malı görülmek oldu mu, hiçbir şey kalmıyor.

Şimdi burada Nazif Zorlu'nun da neler yaptığını, ondan sonra rüşvet alanlarında neler yaptığını anlatacağız. Şimdi İETT garajı Zorlu geçtikten sonra işte proje ile ilgili yarışmalar yapıldı, proje çıkartıldı. Ortaya proje ile ilgili olaylarda verildi. İşte özellikle Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun onayı son derece önemli. Çünkü Boğaz'ın silüeti ile ilgili kısımlar vesaire.

İnşaat başladı fakat projede kinden on başka bir inşaat yükselmeye başladı. Normalde şu anda gördüğünüz 100 metrelik kuleler var ya, dört kulenin her biri 100 metre. Bu normalde sadece en arkadaki kule 100 metre olacaktı. Diğer kuleler daha kısa olacaktı. Kule başına 25 metre, 15 metre arası hırsızlık var orada. Normalde oklar olmayacaktır fakat inşaat yürüdü ve dört tane kule hiç bu olmadılar.

Bu kucağa oturtmak için adam inşaatı yaparken hiç dokunmadılar. Dört tane kulede 100 metre dikti. Bu yetmedi, normalde onun altı işte yeşil alan olacak. Çevrenin inşaat alanın hepsini kullanamaz. Aldı Hasan, hepsini içerisine yeşil alanda olmak zorunda. Bir tane yaşlı merkezi içerisinde yapılmak zorunda ve ayrıca da sığınakları olması gerekiyor.

Belli bir kodda korunması gerekiyor. Takındağı tepeyi komple eritip oradaki sireti bozamazsınız. Fakat oradaki kot tamamen aşağı indirildi. Bütün o sığınaklar, depo olması gereken yerler hepsi açığa çıkartıldı ve bunların hepsi dükkana dönüştürüldü. Devasa bir AVM oluşturuldu orada. Yaşlı merkezi otele dönüştürüldü ve dört tane bina da sadece bir tanesi 100 metre olması gereken 400 metre yapıldı.

Ortaya İstanbul'un bağrına saplanmış bir hançer çıktı. Bu hançer lafı da kime ait? Bu Bayraktar'a ait. İşte o 17 Aralık'taki ellerinde Erdoğan Bayraktar, kendi bürokratları ile konuşuyor. Çevre Şehircilik Bakanlığı bürokratları ile, İstanbul Çevre İl Müdürlüğü'nün bürokratları ile konuşuyor. Erdoğan Bayraktar diyor ki, "Ya adam oraya yavrusu gibi bir şey yapmış."

Normalde bununla ilgili diyor, "Bu hazine ne vermiş? Böyle bir bina yaptı. Doğru da diyor ki, hazine 500 milyon dolar ek para vermesi lazım orada yaptığı işlerle ilgili." Fakat bu 500 milyon dolar hazine'nin cm geliyor mu? 20. Yo, Erdoğan Bayraktar bunu söylüyor ama o paranın kimin cebine gittiğini şimdi adım adım göreceksiniz.

Dürüst bürokratları çalıştırıyorlar. Dürüst robotlar gidiyor İstanbul Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü'nden. Binada ki her şey önce fotoğraflı yollar, Erdoğan Bayraktar'ın talimatıyla. Ondan sonra aykırılıkları kalem kalem, 100'den fazla maddeli ortaya çıkartıyorlar. Bunların hepsini güzel bir rapor yapıyorlar.

Fakat bu sistem nasıl yürür? Bu Erdoğan'ın sistemi. Dürüst memurları böyle çalıştırıp, bütün aykırı önce adamın aykırılık yapmasına yol veriyorlar. Sonra dürüst memurları çalıştırıyorlar. Düşmanlara bütün yolsuzlukları tespit ettiriyorlar. Aykırılıkları düşmanlar da görevini yapmanın gurur içerisinde son raporu alıyorlar. Mal sahibinin önüne şantaj unsuru olarak koyuyorlar. "Bak, bu aykırılıklar var. Yıkarız şurasını, burasının yukarısında adam bir sürü zarar vuracak. Önce yap," diyorlar.

Her şey yol veriyorlar. Dolayısıyla onu da şantaj unsuru olarak kullanıyorlar. Ve Erdoğan Bayraktar'ın da talimatıyla bütün dosya hazırlandıktan sonra, normalde Eylül ayının 13'ünde ya da 15'inde, tam hatırlayamadım, o binanın 2013 yılının Eylül ayında binanın açılması gerekiyor. Fakat bina açılmıyor. Biranın resmi açılışı erteleniyor.

Ondan sonra Nazif Zorlu sürekli Çevre İl Müdürlüğü, Tabiat Varlıklarını Koruma Müdürü'ne, Çevre Bakanlığı falan arıyor. Sonra da Çevre Bakanı dönüyor, kendi bürokratları ile konuşuyor ve diyor ki, "Hiçbir şey izin vermeyin," diyor. Ondan sonra Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu ile problem var, Çevre Bakanlığı ile problem var. Bir sürü aykırılıklar yapılmış, hiçbir şey izin vermeyin," diyor.

Ondan sonra topu kime yuvarlar? Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kucağına yuvarlar. Nazif Zorlu, 23 Eylül 2013'te Tayyip Erdoğan'la bir araya geliyor. Tayyip Erdoğan'la bir araya geldikten sonra, Tayyip Erdoğan son raporu önüne koyuyor. O raporda bütün aykırılıkları gösteriyor ve Tayyip Erdoğan bunun karşılığında da bir fatura koyuyor.

Fakat o fatura, Erdoğan Bayraktar'ın söylediği gibi hazine'ye ek 500 milyon dolar ödeme faturası değil. O fatura kendi cebine ödeme faturası. Nazif Zorlu ayrılıyor ve açılış tekrar erteleniyor. Açılış erteleniyor ve Ekim ayına doğru geldiğimizde Erdoğan Bayraktar'ın bir ok, bu arasındaki telefonlar dinlemeye takılıyor. Yolsuzluk operasyonu takip eden polislerin dinlemelerine işleme.

Şu Sedat Peker'in bahsettiği Süleyman Soylu'nun akrabası Sadık Soylu, o zaman kim? Çevre Şehircilik Bakanı. Erdoğan Bayraktar'ın danışmanı ve Sadık Soylu tabii, bütün bu süreci takip ediyor ve arıyor, Çevre Şehir İl Müdürü'nü. Dünkü konuşuyorlar, diyor ki, "Nazif Zorlu'nun işi ne oldu?" falan diyor.

Ondan sonra gülerek söylüyor. Sadık Soylu, "O iş Allah Allah olur," falan diye gülerek söylüyor. Kendi aralarında kalk atıyorlar. Çünkü Nazif Zorlu götürüp o rüşveti Tayyip Erdoğan'ın cebine koyuyor. Ondan sonra bütün izinler pat pat pat pat pat peşpeşe çıkmaya başlıyor. Çevre Bakanlığı'ndan, Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan vesaire. Bütün izinler peş peşe çıkıyor.

Ondan sonra Ekim ayı içerisinde Nazif Zorlu binayı açıyor. Nasıl açıyor? Tam ilk planı bu onaylanmış ve ihalesi yapılmış. O ihale üzerinden düşün okuyan üzerinden ihale yapıldığı için olur o şekilde. Varsa satılmış. Onun tam 86 bin metrekare fazla kapalı alan olacak şekilde bitiyor inşaat ve bu yolsuzluğa izin veriyorlar.

Şimdi orada oğlu kasyon da 86 bin metrekare fazla kapalı alan demek. Şimdi girin Türkiye'de emlak siteleri var. Yine emlak sitelerinde Zorlu Center'daki dairelerin fiyatlarına bakın. 70 metrekarelik iki artı bir daireler 900 bin dolara, 1 milyon dolara satılıyor. En küçük daireler, bunlar 1 milyon dolara yakın para ya satılıyor.

Hatta fazla yapılan yer var ya, dört tane kule. Dediğim gibi, üç kulede her birinde 25 metre, 15 metre fazla yaptı ya. 25 metre bir fazlalık ne demek biliyor musunuz? 9. kat demek neredeyse. Boğaz manzaralı. Oh, bu katın fiyatını düşünün. Ve orada bazı daireler var, büyük daireler. Dairelerin fiyatı 175 milyon dolar. Tek bir dairenin fiyatı. Çünkü dünyanın en güzel manzaralarından bir tanesini görüyorsunuz.

Ve orada o kulelerin her birinden 9 kat, 8 kat, 7 kat fazlalık attılar. O kulelerde o binaların çapını da görüyorsunuz. Ayrıca kutu son derece aşağı indirip, sığınakları, depoları falan, bunların hepsini dükkana çevirdiler. Bunları dükkan olarak sattılar. Hatta Erdoğan Bayraktar orada diyor ki, "Bak, diyor, arkaya diyorduk, düd depoları normal planda depo gözüken yerlere dükkana çevirmişler. İyice yerin altına depo yapmışlar arkaya ama orayı da diyor dükkana, dükkanlara katacaklar."

Bu net gözüküyor diyor yeni planda. Fakat buna da gözüküyorlar. Yaşlı merkezine oluyor. Yaşlı merkezi diye bir şey yok. Yaşlı merkezde otel oluyor. Dolayısıyla buradan milyarlarca dolarlık bir rant Zorlu grubu'na cebine geçip geçiyor. O rantın kimin cebine girmesi lazımdı? Türkiye halkının cebine girmesi lazımdı.

Sadece küçük bir hesapla bile hazine ödemesi gereken farkın 500 milyon dolar olduğunu ortaya çıkartıyor. Fakat normalde öylesine devasa, Erdoğan Bayraktar'ın deyimiyle gavur ölüsü gibi bir planı onay verilmiş olsaydı, ihale de o arsa zaten o fiyata satılmaz, kat kat fazlasını satılırdı. Fakat bütün bu organizasyonla bu işi Tayyip Erdoğan'ın cebine doğru çalıştırdılar.

İstanbul'un suretinde her seferi Boğaziçi Köprüsü'nden geçen herkes o dört tane çirkin binaya bakıyor. Ve dört tane çirkin binanın İstanbul'un silüetini, Boğaz'ın silüeti nasıl buldu, bozulduğunu görüyor. Düşünün yan tarafta böyle binalar var, 5 kat, 6 katlı binalar. Piyango, 100 metrelik dört tane bina yükseliyor. Boğaz'ın sünnetinde, bu trafiği mahvetti o bölgedeki vesaire vesaire pek çok büyük problem ortaya çıkardı.

İşte o garajı böyle bir ranta dönüştürüldü. Yaşlı merkezi vesaire, yeşil alan falan, onların hepsi hikaye oldu. Arazinin neredeyse tamamına bina yaptılar. Yeşil alan diye de dükkanları çatısına böyle biraz çim etmişler falan, onları da yeşil alan gösterdiler.

Böylesine büyük bir rant. Fakat burada ne oldu? İşte Türkiye'nin en böyle modern ailelerinden falan gösterilen Zorlu, vuran Tabur altı için hiç böyle İslamcı vesaire, böyle normalde bir araya gelip tokalaşmayı bile kişilerle anlaştı. Rant konusunda hiçbir anlaşma yok. O binalarda, kulelerde İstanbul'un silüetini mahvettiği, burada bir yoksuzluk döndüğünü bile bile o kulelerde de Türkiye'nin en ünlü sanatçıları, onlar bunlar hepsi de oralarda planlar aldılar.

Hatta altına bir tane de sanat merkezi gibi bir yer açtılar. Orası iyi, yolsuzluklar rüşvetle yapıldığı 2013'ten net olarak bu yolsuzluk dosyalarında ortaya çıkmasına rağmen, halen daha kendisini muhalif olarak adlandıran tiyatro grupları da gidip orada gösterir, sergiliyorlar. Normalde normal bir düzende muhalif sanatçılar o merkezi protesto ederler. "Kardeşim, burası rantla, yolsuzluklar rüşvetle yapılmıştır," protesto ederler.

Ama Türkiye'de böyle bir ilkem, ilke, böyle bir şey aramayın. Hak getire. Bu Zorlu dosyasıydı. 86 bin metrekare kapalı alanın İstanbul Boğazı'na bakan 86 bin metrekare kapalı alanın vurgunu hikayesi böyleydi.

Şimdi gelelim başka bir yolsuzluk dosyasına. Erdoğan Bayraktar'ın "A'dan Z'ye doğrudur," dediği 17 Aralık yolsuzluk operasyonunun imar dosyası içerisindeki en büyük bunlardan bir tanesi de Ali Ağaoğlu ile ilgili vurgundur. Bu Ali Ağaoğlu'nun iki tane büyük projesi bu dosyanın içerisinde girmiş. Bunlardan bir tanesi Maslak 1453, ikincisi Bakırköy 46 projesi.

Bunların ikisinde de imara aykırı, emsal artışları, fazla kat yapma, orman arazisine taşma, işte az önce saydığım bodrum mekanlarını dükkana çevirme falan gibi her şey var. Özellikle Bakırköy 46'da çok fazla kat çıkılmış. Ondan sonra Maslak 1453 dosyasının içerisinde ise orman arazisine taşma. Normalde verilen arazinin neredeyse tamamı inşaat arazisi olarak kullanılmış.

Orada görüyorsunuz, inanılmaz çirkin, tamamen devasa bir beton. Yani insanı rahatsız ediyor. Hatırlarsınız buranın reklamlarını. Ala oldu böyle ormanın içerisinde beyaz bir hafta dolaşıyoruz. Sinan Çetin çekmişti. Hatta reklamını falan. Son derece büyük bir yolsuzluk var. Ve yine bunu türü bu patlar ortaya çıkartıyor.

Bu sefer düz pro kaslar nerede? İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin içerisinde. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin içerisinde bu alanlardaki büyük vurgunlar ortaya çıkarılınca Kadir Topbaş bununla ilgili bazı hamleler yapıyor. Özellikle Bakırköy 46 projesinde Kadir Topbaş, o katların traşlanması ile ilgili bazı baskılar yapıyor.

O zaman Ali Ağaoğlu ne yapıyor? Önce Çevre Şehircilik Bakanlığı'na gidiyor, ondan sonra Tayyip Erdoğan'a gidiyor. İşte orada Erdoğan Bayraktar'ın bütün tapeler aldığınıza doğru diyor ya. Ali Ağaoğlu Erdoğan Bayraktar'a diyor ki, "Ya sen diyor, boş ver diyor, kuralım buralı falan, sana uymuyorsa senin istediğin gibi yap."

Geçiyor istediğini yap diyor. Resmen Çevre Bakanı, İstanbul'un en değerli lokasyonlarında, Nicky tanesine bir müteahhit ediyor ki, istediğini yap diyor. Bir bakalım bu nedir? Bu neyin karşılığındadır? Niye bunu der? Karşılığı şu: Ali Ağaoğlu şantiyelerinde vesaire bütün yemek işlerini Erdoğan Bayraktar'ın oğlu Oğuz Bayraktar'a veriyor.

Hani böyle işçiler bazen isyan ediyorlar ya, yemeklerin içerisinden böcek çıkıyor, berbat yemekler falan. O yemek şirketi esas işi bu değil ki. O yemek şirketi, bir orada güzel yemek çıkarıp da beğenilip de bir başka şantiyede yine işe almak gibi gider. Diyor ki, o işi zaten rüşvet de almış. Rüşvetin karşılığı olarak almış. Kötü yemek gönderse zaten iş veren Ağaoğlu şikayet edemeyecek. Çünkü rüşvetin karşılığı o işi vermiş.

Dolayısıyla sonradan milyonları götürüyor. Ali Ağaoğlu'nun tellerini düşünün. Bir sürü yerde. Bütün bunların yemek işi Oğuz Bayraktar'ın paravan olduğu. Daha diye bir tane yer var. Orada, orada o şirket üzerinden veriliyor. Ve ayrıca işte elektrik işleri falan gibi bazı işlemlerin var. Yani işleri gibi bazı işlerde veriliyor.

Ayrıca 17 Aralık dosyasına göre bu Bakırköy 46 ve bilmem Maslak 1453 projesinden 23 milyon Oğuz Bayraktar'la Sadık Soylu'nun üzerinden bir tarafa doğru yönlendiriliyor. Sonra bu projede Kadir Topbaş taş koyduktan sonra, önce Çevre Bakanlığı'nı arıyor. Ali Ağaoğlu bunları söylüyor. Daha sonra gidiyor, işi orada halledemeyince belli bir ölçüde garanti alamayınca, çünkü Kadir Topbaş taş koyuyor burada ve bürokratları taş koyuyor.

O zaman da gidiyor Tayyip Erdoğan'a. Ali Ağaoğlu'nun yine bir telefon tapası takılıyor. Burada yolsuzluk dosyasında Ali Ağaoğlu diyor ki, "Kadir Topbaş çözmedi." Ondan sonra bakanda çözemedi. "Ben de gittim patronun yanına," patron gittim patrona mevzuyu anlattım. Patron orada, patron dediği Tayyip Erdoğan. Kadir Topbaş aradı diyor. Kadir Topbaş'a fırçaladı diyor. "Ondan sonra bu iş halloldu," diyor.

Sonra dönüyoruz, o A'dan Z'ye doğru tapeler var ya. Çevre Bakanlığı'nın kendi bürokratlar arasında ki konuşmaya yine burada da Sadık Soylu, Sedat Peker'in gediklisi, Sadık Soylu başrolde. Sadık Soylu işte olayı bütün o bürokratları anlatıyor. Ali olduğunu gitti, Tayyip Erdoğan'la konuyu hallettim. Bütün onun detaylarını veriyor ve bütün bürokratlar da önünden çekiliyor.

Ali Ağaoğlu, Erdoğan Bayraktar'ın dediği şekilde Maslak 1453'te de Bakırköy 46 projesinde de istediği her şeyi yapıyor. Orman arazisine giriyor, bütün aldığı arsanın tamamını da betonları döküyor. Daha fazla kat çıkıyor, istediği her şeyi yapıyor. Ondan sonra buradan milyarlık bir rant Ali Ağaoğlu'nun cebine giriyor.

Peki, Ali Ağaoğlu gitti de Tayyip Erdoğan'a bunları bunları söyleyip, İstanbul Büyükşehir Belediyesi su çal attı. Ne karşılığında? Neyin karşılığında? Ne olduğunu da daha sonraki tapelerde görüyoruz. Bu sefer Tayyip Erdoğan çağırıyor Ali Ağaoğlu'nu. Diyor ki, "Senin İstanbul'da şöyle bir arsa varmış." Diyor, "O arsayı bizim Bilal'in yönettiği TÜRGEV Vakfı'na devredin."

Ali Ağaoğlu da büyük hayırsever olarak o arsayı TÜRGEV Vakfı'na devrediyor. Sonra telefon konuşmasında şöyle diyor, "Patron bize çok sağlam bir fatura kesti," diyor. "Orada kamunun malını, orman arazisi falan ve mahvedip bu çirkin heyula gibi nalları dikersen, ondan sonra sağlam bir fatura gider."

Fakat bu satın fatura devede kulak gibi fatura. Ali Ağaoğlu'nun binalarını İstanbul'un her tarafını dolaştığımızda görüyorsunuz. Dur, İstanbul'u nasıl mahvettiğini, o çirkin beton binalar, o çirkin heyulalar, Erdoğan Bayraktar'ın deyimiyle, "Yahu, ölüşü şeyleri," hepsini görüyorsunuz.

Nasıl oluyor da bütün İstanbul'un her yerinde bir tane müteahhiti sürekli böyle kıyak Tayyip Erdoğan denediği? Ben bunu araziler tek tek veriliyor. İşte bu organizasyon sayesinde veriliyor. Ve bugün Erdoğan Bayraktar çıkıyor, diyor ki, "O dosyanın içerisindeki her şey A'dan Z'ye doğrudur," diyor.

Ve bunu da doğrulanmış oluyor. Hala oğlunun üzerinden yürütülen bütün rüşvet ve rüşvetin karşısında verilen imalatlarında Erdoğan Bayraktar doğrulanmış oluyor. Fakat bir savcı, bir cesur savcı hala yok. Şimdi gelelim bir başka vurgun dosyasına. Yine başrollerimizde tabii ki Erdoğan Bayraktar var.

Bu kez yolsuzluğu merkezi İstanbul'un başka bir göz bebeği, Şişli. Şişli'de Bulgar Ortodoks Kilisesi'nin bir arazisi var. Ve arazi sadece sağlık tesisi yapmak üzere ayrılmış. Yani şehir planlamasında, belediyenin yaptığı şehir planlamasında bu arazinin üzerine sadece sağlık testi yapılabilir.

Taş Yapı'nın patronu Emrullah Turanlı, belediye başvuruyu diyor ki, "Ben bu arazi üzerine otel dikmek istiyorum," diyor. Belediye meclisine konu geliyor. Belediye meclisinde AKP'li, CHP, SP ve MHP'li üyelerin hepsinin oyuyla, yani oybirliğiyle bu reddediliyor. Deniyor ki, "Burası sağlık testi yapılmak üzere ayrılmış bir arazi. Buraya sadece sağlık testi yapılabilir."

Ne yapıyor taş yapı patronu Emrullah Turanlı? Hemen gidiyor Ankara'ya, kime? Ceplerini görecek kişilerin yanına. Sadık Soylu bunlardan bir tanesi. Ayrıca bütün bu işlerin içerisinde dönemi Çekmeköy Belediye Başkanı Sipahi de var. O da burada örgüt lideri olarak anılıyor bu 17 Aralık dosyasının içerisinde. Çünkü o İstanbul'da bir mevzu olunca onun üzerine gidiyorlar.

O işte Ankara'daki mi göreceklerini flanş yapıyor. Bütün organizasyon sonrasında kargo para organizasyonu bu şekilde yapılıyor. Hadi taş Yapı'nın patronu Ankara'ya gidiyor ve Çevre Bakanlığı ile görüştükten sonra, yani Sadık Soylu'yla görüştükten sonra bir anda Çevre Bakanlığı bu arazi özel proje alanı ilan ediyor.

Çevre Bakanlığı arazi özel proje alanı ilan ettikten sonra artık Çevre Bakanlığı'nın lafı geçiyor. Ve İstanbul'un Şişli sakinlerine sağlık merkezi olarak hizmet verecek bir arazi, o otele dönüşüyor. Otele dönüşmesi demek, dur 56 10K Trump demek. Burak ne oluyor? Taş yapının cebine indiriyor.

Taş yapının cebine indirilince, burant bunun karşılığında aynı şekilde Çevre Bakanlığı'ndaki bürokratlar, Çevre Bakanı Tayyip Erdoğan, bütün bu sirkülasyon hepsi sakallarını alıyorlar. Hepsi rüşvetleri alıyorlar ve İstanbul'un kalbine bir hançer daha dikiliyor. Bir sağlık alanı olması gereken yer otele dönüşüyor.

Ve şimdi gelelim yine merkezinde Erdoğan Bayraktar'ın olduğu ve Erdoğan Bayraktar'ın "A'dan Z'ye doğru," dediği olaylardan bir tanesi. Bu sefer Tayyip Erdoğan'ın kendi ailesi için yap, bu villa meselesine. Selamünaleyküm. Ve aleykümselam. Hayırlı akşamlar abiciğim, nasılsın? İyi akşamlar. Allah razı olsun. Sen nasılsın? İyisin inşallah. Sağ olasın abi.

Abi şu şey imar bakalım ne vardı ona söyleyebildim. Urfa Kaymakamı şeye gidecek. Söyle o kendi sağlayacaktır müdürü. Haberim olsa ben Erdoğan'ın tekrar bana bugün telefon ettiler de. Kaymakam gitmiş oraya. Beni böyle bir şeyden haberim yok demiş. Bir şey o imar müdürü. Erdoğan böyle hiç ölmeyecekmiş gibi her yere 5 tane villa dikme huyu var. İşte İstanbul kısıtlı da beş tane villa var. Bir tanesi kendi, dört tanesi çocuklar için.

İşte Çatalca'ya beş tane villa yaptı. Şu an İskender'e dört tane çocuklar için bir de Uğur'la meselesi var. Buraya da işte beş tane villa yapılıyor. Urla Zeytineli, Türkiye'nin en güzel nokta lokasyonlarından bir tanesi. Normalde orada gençler klavye diye bir plaj var. İşte gençlerin gidebileceği böyle sarp bir arazi. Sonra gidiyorlar orada bir koy var. İnsanların çadır kurup denize girdikleri bir alan.

Fakat Tayyip Erdoğan buraya göz koyuyor. Kiminle birlikte? Latif Topbaş'tan birlikte. Erenköy cemaatinin lideri, önde gelenlerinden bir tanesi. Ve Tayyip Erdoğan'a da aslında baktığımızda Tayyip Erdoğan milli görüşten ziyade Erenköy cemaatinin adamıdır. Hasta bakarsanız köken itibariyle onları daha yakında, ondan rahle-i tedrisinden daha çok geçmiştir esas olarak.

Ve burada Latif Topbaş da beraber oraya villaları konduruyorlar. Beş tane, bir tane de Latif Topbaş kendisine yaptırıyor tabii ki. Fakat orası birincil derecede sit alanı. Birinci derece sit alanından çıkartılması lazım. Fakat o dönem hala düz pro patlar var ve İzmir Valisi de karşı çıkıyor.

İzmir Valisi'nin karşı çıktığını Latif Topbaş telefonda Tayyip Erdoğan'a söylüyor. Hani Erdoğan Bayraktar'ın aldığınıza doğru dedi tapeler var ya. Tayyip Erdoğan'a söylüyor. Tayyip Erdoğan, vali'nin işe taş koyduğunu duyunca, "Hı," filan yapıyor. Böyle bir ses çıkarıyor. Çünkü nasıl olur da bir vali, Tayyip Erdoğan'ın kendisi ailesi için yaptığı yere hayırdır taş koyar?

Çünkü vali kanuna kurala göre çalışmak zorunda. Orası birincil derecede ve sit alanı, çivi çakılmaz. Fakat ne yapıyorlar? Orayı salonundan çıkartmaları gerekiyor. Ali'yi de o şekilde görevden alırlarsa, o dönemin şartları içerisinde olay olma ihtimali var. Dolayısıyla Çevre Bakanlığı devreye sokuyor. Kim? Erdoğan Bayraktar.

Her zaman bayraklara talimatlar veriliyor. Oranın üzerinde baskı kurulması, oranın birinci derece sit alanından çıkartılıp üçüncü derece sit alanına düşürülmesiyle ilgili. Tabii Erdoğan Bayraktar bu mezunu içerisinde. Eğer bu tabuları villaları içerisinde öyle suçlu bir pozisyonda değil. Fakat Erdoğan Bayraktar bu işin şahitlerinden bir tanesi, en önemli işaretlerinden bir tanesi oradaki imar vurgunlu yolsuzluğun şahitlerinden bir tanesi.

Sonra orayı birinci dereceden üçüncü derecede sit alanı yapacak kişileri tek tek buluyor. Hemen köy cemaatinin en önemli isimlerinden Latif Topbaş. Onların hepsine rüşvet veriliyor ve ondan sonra orası üçüncü derece sit alanına getirip Tayyip Erdoğan'ın beş tane villası oraya da konduruluyor.

Fakat baktığımızda kısıtlı da villası var. Çatalca'da işte yayla gibi gideceği yerde beş tane villası var. Urla'da beş tane villası var. Şimdi de saray dönemine geçti. Artık villalar yetmiyor. Yazlık saray, kışlık saray, ahlakta sarayı, deniz kenarında saray. Saraylar yapılıyor fakat sağlık yok. Sayıları içerisinde artık doğru düzgün yemek yemiyor.

Yemekleri kusan bir lider, ayakta durmakta güçlük çeken bir lider. Bu saraylar yapıldı, villalar yapıldı, paralar biriktirildi, havuzları oluşturuldu, odalarda milyarlarca dolar, yurtdışındaki bazı ülkelerde, İsviçre'deki bankalarda milyarlarca dolar. Fakat yiyecek zaman tükendi. Ömür tükenir, ömür bitiyor. Böyle bir gerçek var.

Fakat Erdoğan Bayraktar meselesi bağlarsak, Erdoğan Bayraktar'ın dediğim gibi kızgınlıkları var. Ve bu kızgınlıklarından bir tanesi kendine yapılan kötü muameleler. Ayrıca kendisine hırsız çuvalının içerisinde konması. Fakat Erdoğan Bayraktar'ı daha doğrusu bunların şöyle enteresan bir düşünceleri var.

Erdoğan Bayraktar'ın mantığı şöyle: "Türk'ü bana bunları Başbakan talimat verdi. Ben Başbakan'ın talimatıyla yaptım. O zaman benim suçum ne?" diyor. Böyle bir şey yok. Başbakan'ın verdiği talimatları kanuna, yasalara aykırıysa, yani kanlı aykırı emir diye bir şey var. Bunlar uygulayamazsınız. Herkesin sorumluluğu var.

Sen Çevre Bakanı, insan orada. Ha iyi bakın, orada devletin lehine imar yasalarına uygulamak durumdasın. O imar yasalarını Tayyip Erdoğan'ın cebine rüşvet girsin lehine uygulamak durumunda değilsin. Şunu bir türlü anlayamıyorlar. Ve bu anlayışın mimarlarından bir tanesi Efkan Ala. Hep kanalın hatırlayın.

Yine Erdoğan Bayraktar'ın "A'dan Z'ye doğru," dediği 17 Aralık'ta pelerin içerisinde şöyle bir konuşması var. Diyor ki, "Ya diyor, biz diyor çoğunuz diyor, biz iktidarız diyor. Bizim 151 oyumuz var diyor. Biz de istersek ki, suç olan şey suç olmaktan çıkarız," diyor. Mantık bu şekilde istiyor.

Ya böyle bir şey yok. Demokrasi demek böyle bir şey değil. İktidar olmak, iktidarı çoğunlukla seçilmek böyle bir şey değil. İktidar, yani siyasetçiler hükümet kurulur. Hükümet koalisyon şeklinde de kurulabilir. 151-160, yüzde yetmiş kilo alabilir, ne alırsa alsın, kendisine bağlayan yasalar var. İstediği her şeyi yapamaz.

İktidar olmak demek, çok oy almak, bu halkın size istediğinizi yapın onayı vermesi anlamına gelmiyor. Siz ooo ile yasalar çerçevesinde yapabileceklerinizi yapıp, ülkeye halka pozitif şeyler vermek durumundasınız. Ve ülkeyi tamamen de yönetemezsiniz. Ülkenin yönetimi ile ilgili bürokrasinin yetkileri var, yargının yetkileri var, hem bütün kurumların yetkilileri var.

Bu kurumların hepsi yetkilerini kullanır. Hükümet kurumu da yetkilerini kullanıp bunların hepsini yönetir. Fakat istediğinizi yapma hakkına sahip değilsiniz. Fakat o Efkan Ala'nın özetlediği 1151, "Biz istediğimizi suç olmaktan çıkarız," mantığı işte bütün bu yolsuzlukların, rüşvetin de temelindeki mantığı.

Şöyle düşünüyorlar: "Biz seçildiğimize göre, biz bunu hak ettik. Bize yüzde yirmi, her işten yüzde yirmi komisyon vermek zorunda. Nazif Zorlu da vermek zorunda. Bu arada vermek zorunda, başka herkes Aliağa'da vermek zorunda." Dolayısıyla da bunu da nasıl sağlıyorlar? Dürüst bürokratlara rapor hazırladık. Sonra onları şantaj meselesi olarak bunların önüne koyuyorlar.

Ve o şekilde ceplerini bu rantları indirilmiş oluyorlar. Şimdi Erdoğan Bayraktar bir demeç verdi. Bu demeç tarihe geçmiş bir değil. Türkiye düzelir mi bilmiyorum. Eğer hukuk yeri gelirse, 17 Aralık dosyasının yeniden açılması için Erdoğan Bayraktar'ın bu beyanı tek başına yeterli. Ne demişlerdi ama? "17 Aralık dosyasında benimle ilgili A'dan Z'ye bütün belgeler, bütün telefon dinlemeleri, tapeler hepsi doğru," dedi.

Bu sadece Tayyip Erdoğan'ı ömrü boyunca hapse gönderecek, yüce liman dosyası oluşturmak için yeterli. Biz için teşekkür ederim. Bir sonraki videoda buluşmak üzere. Abone ol. [Müzik] Abone ol.