Transcription
Abone ol. Bu Hancı, Sâmiha Ayverdi, Kubbealtı Neşriyatı.
Abone ol. Bu ikinci kapakta Kurbağa Altı Neşriyatı No 20.
Basıldığı yer: Kent Basımevi, İstanbul.
Telefon: 527 99 22.
Basıldığı tarih: 1988.
İstanbul Çizgi, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı.
Bu Taksim.
Bu fikir ve iman hayatımıza müstesna eserler kazandırmış olan Muhterem Sâmiha Ayverdi hanımefendinin gönül coşkunluğunu ve iç dünyasının zenginliğini büyük bir şiir estetiğiyle dile getiren bu kitap, onun 1938 senesinde başlayan yazı hayatının cemiyete, fikri meselelere ve Türk tarihine bu kukla eğildiği devrelerindeki eserlerinden ziyade, imanını bir duygu meşeli halinde büyük bir şevkle dile getirdiği ilk eserlerinin bir halkası gibidir.
O, Müslüman Türk olmanın verdiği mesuliyetle ömrü boyunca bir cihad şuuru içinde fasılasız 30'u aşkın eser veren hizmeti dağlar misali olan Ayverdi Hancı ile bizi yolun başındaki Sâmiha Ayverdi'ye götürmekte.
Sanki elime verilen kalemle elimden geleni yaptım ama işte ben gene buyum, gene aşkı Beşev kitap taze olalım demektedir.
Yazdığı her kelime için payansız minnet ve şükran.
İlhan Ayverdi.
Bu kitabı seslendiren Gülten Okutan.
Bu Handır, bu gönlüm ya misafirhane.
Ders konuklar, derman konuklar, hayal konuklar, melâl konuklar, mümkün konuklar, muhal konuklar, hele hasret çıkmaz oradan, çıkmaz oradan.
Handır bu gönlüm, yıkık dökük, fakir konuklar, zengin konuklar, âlim konuklar, cahil konuklar, gelen konuklar, geçen konuklar.
Hele bir hancı vardır, hiç çıkmaz oradan, çıkmaz oradan.
Abone ol ve bu salıncakta kolay vurmaktan vazgeçelim mi?
Diyorsun, istersen geçelim.
Başım döndü, dizlerim yoruldu, kollarım mı kesildi, dermansız, takatsiz, halsiz mi düştüm?
Hayır, hiçbiri değil.
Seninle hayat salıncağında uçarcasına sallanmayı göze almanın heyecanı, ızdırabı, korkusu o mertebe büyüktür ki ölümle ikizdir, beraberdir.
Bir işte ben de bu hayat kar, seni ölümle girin arasında bir uçtan bir uca uçarken başım birinin zirvesinden ötekinin şahikasına değer durur.
Bu hayat hızla sürülür geçerken bir ses.
Önder, çabuk ölüme kucağına atıldığı zaman ise gene o ses, hem de telaşlı, hem de sanki bir daha dirilmeye çekmiş gibi korkulu ve üzgün.
Ta canevime basubadelmevt kadehini da yar.
Sen kimsin diye sordular.
Bu dünyada işi bitirelim dedim.
Öyle de neden sefere çıkmasın dediler.
İşi bitmemiş olanlara yoldaşlık etmem murattır dedim.
Senin için mürit diyenlerde, murat diyenlerde var.
Hangisisin sen dediler.
İşte buna gülesim geldi.
Yesribli mum, kah müridin, kah muradın olduğumu onlara söyler miyim hiç?
Ama sen ateş peresin dediler.
Beni sevenlerle yek buradayım dedim.
Sen mecusinin dediler.
Beni gönlümdeki ateşe taparım dedim.
Çünkü putperest bir diyenlerde var dediler.
İnkâra sebep ne?
İmanın sana gönül verip benden kaç alı kafir var tık dedim.
Sen mezamir okuyup ağlar mısın dediler.
Ah, ağlarım elbet.
Davut da bir vakitler benim için gözyaşı dökmüştü dedim.
Bu duyduk ki o sağdan yara çıkarmışsın dediler.
Bu nasıl çıkmam?
Firavuna karşı koyarken benimle meşveret etmişti dedim.
İyi ki laf değil bu söz.
Sen ters Asım dediler.
Beni, beni Mesih aile erişim ezelidir dedim.
Senin sürmen tutanlarda eksik değil dediler.
Hem de ne doğru bu.
Ah, idim ben.
Bu cihanda seni bir ilmekten gayri ne karım var Allah'ım dedim.
Abone ol.
Bu kapını aç.
Kapını aç, sana geldim.
Kapını aç, bu dünyadan o dünyadan aldım boyunun ölçüsünü.
Ezel ebet arasında nice yam gezip tozdum, sığamadım dünya aleme, sana geldim.
Kapını aç, yoldaşım var, çift kişiyim.
Günah benden hiç ayrılmaz, tek değilsem ne olur sanki.
Yer gök sürmüş o kapıya.
Biz ideal.
Kapını aç, kapını aç, kapını aç ama bir an oldu gene de gittin.
Ama o zaman bu zaman hayalin.
Ben de rehindir sen gelinceye kadar, yemin ettim bırakmam.
Bu kandil sentez, gel, geldi hayaline izin verip seni onun yerine otur tayım.
Oturayım da gene başıma geleceklere razı.
Sen söyle, ben diyeyim selam söyle, fermanla mı söyle?
Bana gene duymak istediklerimi de istemediklerimi de dudaklarını kulağıma yaklaştırıp bir bir söyle, bekliyorum.
Bu alın yazım, alın yazım.
Yeşim, yeşim, yeşerip ve çemen olsam gene seni tanırım.
Alın yazım, alın yazım.
Tane tane yağmur olup dökülür, sen de gene seni tanırım.
Alın yazım, alın yazım.
Saklansan da gizlen, sen de renk renk kaftan, boy boy hilat giysen de, vallahi billahi yine seni ben tanırım, ben tanırım.
Bu alın yazım, alın yazım.
Yaylalarda yaylasan da, cihan cihan dolansan da, elbet seni ben tanırım, ben tanırım.
Bu kah kitapsın, 5K eğlenen, kah insansın.
Aşk bekleyen, kahin, zaman bir tas sihir, kah İsa, gir, gâhi kemirir, kah yürekte bir kanlı ok, kah cefaya bir gözütok, kah perende, kah uzak, kah muhteşem, kah ufak.
Memnunum eyle zaafı derun.
Alın yazım, alın yazım.
Kah sevilen, kah ise renk.
Ah, öldü renk.
Ahi ölen, kahya kalan, kah yanan, her ne olsa ben tanırım, ben tanırım.
Abone ol.
Ya ben devletten ayrıldım, ben izzet'ten ayrıldım.
Yer gök ağlamış, çok mu devletimden ayrıldım?
O zaman zaman içindeydi.
Ben zamanın içinde, yerin göğün bilmediği devran benim içimde.
O devrandan ayrıldım, o zamandan ayrıldım.
Yansa cihan ateşe, ben cihanlar ayrıldım.
Gönül gönül içindeydi, ben gönül'ün içinde, insücinin bilmediği hicran benim içimde.
Ben yerimden ayrıldım, ben yurdumdan ayrıldım.
Yansa cihan ateşe, uçuş, ben senden ayrıldım.
Bu kah meltemler, defar elenen sular gibi gösterip dudak değiştirecek kıyı ararım.
Kah fırtınalarla yeri göğü koparan dalga olup dikilecek sahil ararım.
Kah ocağından kaçan kıvılcım olur, ateşleyecek zemin ararım.
Kah bazı deşilmiş yanar dağlara döner, kol atacak yıldız ararım.
Bazen gizliden gizli olur, bazen aşık erden âşikâre çıkarım, yüzünü gözünü yerlere süren sular gibi.
Yeksan olsam da gökleri el ele dolaşan bulutlar gibi kat kat boy boy yükselsense, her zaman vurgun, her zaman başı dumanlı olduğumu nasıl inkar edeyim?
En iyi ara biliniz ki, kah şehir olurum, kah harabe.
Hah, hazine olurum, kah virane.
Ben Nuh'un gemisine de bindim, ben Süleyman'ın tahtına da çıktım.
Masrafla cinlerin hamalla, Asiye'nin yollarında durdum.
Süleyha ile Yusuf'un muah şakalarını gördüm belki.
Hem Yusuf hem Züleyha oldum, kah yanan, kahya klan, kah asılan, kah kesilen, kah sevilip, kah tekmelenen.
Neden ben olmayayım?
Tahtım var, askerim var, bir kurulmuş devletin var ama gecelere sor, kapısından çıkıp dilenen.
Neden ben olmayayım?
Bu kah dolu bir kadeh, kah kadehleriyle sabahlayan bir sarhoş, kah ümmî.
Ya Halim, kah kuzgun, kah şahin, hem kılıç hem kalkan, hem dara hem İskender, hem zillet hem saltanat, hem şahika hem uçurum.
Neden ben olmayayım?
Ne acep ben ezelden izinde, kah kabaran, kah yakışan bir dalga mıyım ki asırdan asıra yuvarlana yuvarlana bugüne geldim.
Bugünden de yarına doğru geçip gitmekteyim.
Yolun neresindeyim demiyorum, başlamamış ve bitmeyecek olan bir yolun her noktası bir baş ve son değil de nedir bu?
Ey tövbesini bozan, yeminini unutan, mezhebinden dönen, geçmişini silen, geleceğine baş çeviren adam.
Yoksa senin de adımların onun yoluna mı düştüğü?
Ey adını unutan, bildiğini şaşan, dili tutulan can hulk.
Ama gelen adam yoksa gözüne görülmüş olanla sende mi yüzyüze geldi?
Ney, yolunu şaşıran, elini unutan, yaşını başını bilmeyen, sayıyı, hesabı, mizanı yıkıyorum.
Yağmaya veren Mecnun adam.
Acaba sende mi zamanın katili?
Ne rastladın?
Sende bir iki cihanı kalbinden vuran o insafsızın eline düşüp böyle mekansız, duraksız, kararsız oldun.
Bu şayet öyleyse itiraf et de seninle haldaş, sırdaş, yoldaş olalım.
O fecrin dudağı yıldızları üfleyin.
Face öldürse zamanın ayağı yılları çiğne içine, iyi geçip yürürse sayvan sayvan bulutlar kat kat olup görürse bükülse.
Göz göz olmuş yürekler çileği çileği sızlayıp izlese, denizler tutuşup onlara yansa, dağlar ters dönüp tatlılar atsa.
Cennet ve cehennem su, FS barışsak yazılmaz, bozulmaz derdimden kim ne bilir, ne söylerse.
Esse la bu akşam oldu, yüreğim varını yoğunu müsrifçe harcayan bir bahar kadar gamsız, seni bekliyor.
Nerede kaldın?
Neredesin ey gönüller fırtınası?
Bu yaz merkezleriyle tatlı tatlı çırpınan bir perde gibi yüreğimin açık duran penceresinde heyecan ve ümitle kabarık, taşarak seni bekliyorum.
Sen nerede kaldın?
Neredesin?
Es gizlendiği yerden çık artık.
Ey gönüller fırtınası, o evde önce nasıl, ne diye geldin?
Geldiğinde azamet ve haşmetiyle uğuldar olup bu cahil yüreği gömülü olduğu alacakaranlıktan çıkardın.
Göz kamaştırıcı sırlarında yüz yüze getirdim, sonra da kaçtın.
Günlerin, gecelerin ardına saklandın ey zalim rüzgar.
Ey gönüller fırtınası, bu akşam basıyor karanlıktan da, ayrılıktan da uzak olan bu kişileri.
Gök bir siyahi köle ile bir sarışın cariye den doğmuş, çalık renkli melez edasıyla karşımda boy göstermekte.
Benden ne istiyor, dilini dileğini anlamıyorum ki.
Gel, gel de sen sor, sen anla.
Ey koca saltanatlı May, gönül fırtınası.
O senin ikinci, hiç zaman ne olan doğudan, es batıdan, yerden, es gökten.
Siz ister öldür, ister diriç ey gönül fırtınası.
Seni kim istemezse istemesin, heybetinden, dehşetinden kim korkarsa korksun, kim kaçarsa kaçsın, istemeyeni sen de istemek aşan'dan.
Sen de kaç ama 15 hulin zamandan benim için çıktı, kes bul da ey gönül fırtınası.
Ama bir gün şu hayatta romanından senin bir savurun, Tuna uçup gideceğim ama kah.
Sen benim peşimde, kah ben senin izinde.
Kim bilir hangi diyarın hangi köşesinde gene senin elinle dikilip, senin nefesinle fil izleneceği.
May gönül fırtınası, çok gergin istiyorsun, baş mı lazım?
İstediğin bunları s vereyim dedim ya müsrif.
Kim?
Elimde avucumda nem varsa al, senin olsun, yeter ki sen gel, gel de etrafında oğulda gürle.
Ey görürler fırtınası, bu bastığı yerlere şallar döşenen, geçtiği yollara kumlar serpilen, her nefesinde kurbanlar kesilen tahtları, sarayları, inci ve cevahirle işlenen bir hükümdar, senin yanından ola zaman akıl ermez.
Cilve vesilelerle onun mülkünü de, devletini de yağmalarken.
Ey gönüllerin tek taçları.
Sen gel, bir zamanlar geldiğin gibi gene gel, karşımda bütün dehşetiyle savrul, şiirden ez bested.
Enes renkten, Enes kokudan, es surette, nez sirette, nez hikmette, nesi irfanda, ne safada, nez cefadan, esimde nesin kârdan, eşsiz evt.
Enes vecde nessar, savur yerden yere vur.
Ey gönül fırtınası, bahtımsın, talihimiz inkar mısın, zarar mısın, çilemişsin, safa mısın, nimet misin, mihnet misin, almasın tuzak mısın, şirk misin, iman mısın, çarp, yık, sürgü tür.
Ey gönüller fırtınası, bu nişangahım.
Ben nişangah, gelen vurur, geçen vurur, nadan vurur, dana vurur, yar vurur, ayar vurur, neme lazım, vuran bursun.
Ah okçu, ah okçu, deler, kanmaz, deşer, kalmaz.
Nişangahım, ben nişangah.
Hancı vurur, yolcu vurur, yahşi vurur, yaman vurur, bahtılı vurur, bahtsız vurur, kul cefası.
Cefa değil, çanak gelmiş, kemanını çeker, vurur, vurur.
Kanmaz bu müşkülüm var, müşkülüm var ey yaralanmış gülüm var.
Ben aklımı şaşmadan, du alemi açmadan, dertlere sataşmadan bir kaybım var.
Bulur muyum, değil bana bulur muyum, ne dersiniz bulur muyum?
Bir kaybım var, bir kaybım var.
Ey dostlarım, bir kaybım var.
Cihan cihan dolaşmadan, yıldız yıldız tır basmadan, ölüm ile sarmaşmadan.
Ben kayboldu, bulur muyum, değil bana bulur muyum, ne dersiniz bulur muyum?
Ya ben geceyim, gün isterim.
Ben ateşim, kül isterim.
Ben şiirim, vezni isterim.
Ya ben dertliyim, şifa mı ver, parça değil, tam isterim.
Tükenmişim, çare mi bul, bütünlenmiş can isterim.
Bu dağılmışım, topla beni, pare pare kılma beni.
Gövdem başım nerede bilmem.
Merkez, mihver baş isterim.
Bu ecel yakın, destur gerek, destur değil yol ister.
Ben seni ölü sanallar var, ölümü.
Tövbe, tövbesi dirilerden hiç kimse şu kadına söz geçiremedi ama o dik kafalı, inatçı bir tek işaretiyle el pençe emrindedir.
Ey toprak altında yatan, ey ebedi ha, yola bu İsrafil sorunu vakitsiz çalsa, abuhayat yol bulup yolunu.
Axa ömürler, ömrümü asırlar kaçsa, şu ölmüş gönül dirilir mi dersin?
Bu sustur beni, kes şu lisan-ı bir ahenk olayım, cihanın sığdığı titreyiş olayım.
Elsiz, ayaksız, isimsiz, sıfatsız, kayıtsız, vadesiz, köpürüp taş, ayıp yok, yetişmiyor.
Bu insan sığmıyorum dünyaya, sığmıyorum kendime.
Aç şu kapıları, çöz şu zincirleri, bırak da cihana çıkışlar yapayım.
Bırak da gönülden hamleler kılayım.
Gitmek istiyorum.
Ayak değmedik, kuş uçmadı, ccell geçmedik, yer etmedik dünyalara gitmek istiyorum.
O Zahide ne cümbüşler burada kalsın, şekiller, suretler sizlerin olsun, bırakın gideyim.
Meramın kelamını el pençe durduğu sevdanın biricik ibadet olduğunu dünyalara gideyim.
Bir titreyiş olayım, bir ahenk olayım, isimsiz, sıfatsız, renksiz, şekilsiz, tek soluk olayım, olayım.
Allah'ım, senin olayım.
Ben yoluma devam edelim, ederken de kimsenin aşamayacağı kadar kendime şaşarım.
İkiyüzlü, hem ona dört elle sarılan, hem de ondan kurtulmaya düşensin, öyle mi dedim?
Haşa, haşa, senden razı olmak isteyen ben değilim.
Ey canıma işlemiş gönül yanığı, çok soğuklar, yağmurlar, karlar, fırtınalar altında doğacak baharın sancısı çekerken, feryat eden tabiat gibi vakit vakit inleyip sayıklar olurum.
Ama sen ki hala şimdi, nasıl bunları bir çaresiz inna çarlığı kabul etmez misin?
Taha, ezel gününden başlamış şu dünya muharebesine, celadet ve kudretinle katılırken, beni vurmak için gönüllü yazıldığını bilmez miyim?
Ey efendim, gönül yanığı, ne istersen havasız istersen, susuz istersen, azıksız kalayım.
Yeter ki bir lahza dahi benden irak olma, ey şevketlim, ey gönül yanığı.
Gece için to, yanından yorgun düştü.
Gülsem de küssem de gitmeye hazırlanıyor.
Onu geliş anneden ben değilim, sensin.
Evet, sensin ama gör ki intikamını gene benden alıyor.
Peki, gitsin, günde, gecede, dünyada, ukbada sel gibi akıp gitsin.
Sen kal, sen var, oley ulvi nasip eyle.
Cihanlara bedel olan gönül yanığı.
Abone ol.
Bu, ey benim eşsiz kahramanım.
Gün geldi senin yolunda sabır taşı bile çatladı.
Gerçi insanoğlunun taştan daha katı olduğu anları varsa da, sırasında sudan bile eksen olduğunu da bilirsin.
Ya böyle birden, böyle bir zaaf ve takatsizlik baş kaldırıp elime kolumu büker, kararlarımı öfkeleri mi yağmaya verirse, o zaman taksirin kimde olduğunu kulağıma fısıldar.
Beni döneklikle suçlandırımadığını söyler misin?
Eve geldim diyorsun ama su kesilmemişsin.
Yandım diyorsun ama ne ateşten ne külden bir haber var.
Yaralıyım diyorsun, kan damlaları.
Hani şahane müjdelerle geldim diyorsun, bu ekşi yüzde beşaret ne arar?
Hastayım diyorsun, inilti, Dante gandan bir haber yok.
Sarhoşum diyorsun, ayık bakış, dolaşık, sız değil, seni yalanlıyor.
Öldüm diyorsun, ah, o günler.
Hani o mevt ait atio ebedi rıza.
Abone ol.
Bu güneş bulutların kalbini delik deşik edip karanlığı yutmak istiyor da, sen arzu, istek nedir bilmeyecek misin?
Yorgun gün bir aşk telaşı ile son ışıklarından soyuyorum başını yastığa bırakmak istiyor da, sen daha direkt mi nedir bilmeyecek misin?
Bu toprak içinde tuttuğu nefesini üfleyince yerden çiçekçi hemen bitiyor da, sen sırlarını dökmek için hiçbir telaşı etmeyecek.
İnsaf nedir bilmeyecek misin?
O cennet neresi, geceler senin olduğu yerdir dedim.
Cehennem neresi dediler?
Senin olmadığın yerdir diyecektim ama diyemedim.
Senin olmadığın yer yok ki, ah, vallahi de yok, billah da yok.
Allah'ım, o ödenmez borcum var.
Bu alem halkına verdikçe daha ver, daha ver.
Diyorlar sorarsan borcumu bu cihan halkına, Yavuz'u Yahşi sevmektir, diyorlar.
Abone ol.
Bu tundan tura geçmeyi, renkten renge girmeyi senden değil derlerse, ya ben kimden öğrendim?
A72 milletle gitmiş, türlü mezheple, izzet, zillet, mihnetle, vahdet, kesre, hicretle, hasret, hasret, hasretle haşır neşir olmayı senden değil derlerse, ya ben kimden öğrendim?
Ve bu karanlık gece bana bir çift siyah gözü hatırlatıyor.
Bahçenin yaseminler de sevişen havası içimi koparan bir kokuyu hatırlatıyor.
Gökyüzünün kara tahtasındaki yıldız yıldız yazılar sökülüp okunmaz olmuş.
Bir destanı hatırlatıyor.
Gökteki ayı içine düşürecekmiş gibi gerilmiş bulutlar gönlüme çelme takmış.
Çok eski günleri hatırlatıyor.
Bu yüreğim yumuşayıp su kesildikçe taş kalpli zamanı inadı tutmuş.
Bir alınganlığı, bir insafsızı hatırlatıyor.
O gelmiş ile geleceği ile bu uyku sersemi, mahmur gece, kah gecelerin, kah gündüzlerin eteğine saklanan bir garibi bender kenara hatırlatıyor.
Bu çocuktum, ufacıktım ama yüreğimde koca bir dert, koca bir acı, koca bir ateş vardı.
Hüzünlüydü, melâli miydi, istek miydi, hasret miydi, neydi ki?
Ya ben büyüdüm, o büyüdü ya leste.
Eyyam geçti, günler, iyi günler, iyi geceler, geceleri aylar, ayları yıllar, yılları kovaladı durdu.
Artık onu içime sığdıramaz oldum.
Bu ne üzüldün?
Eke derdine sevinçten.
Ne istekte nedemel, meğer bu senden bir haberci, bir sözcü, bir müşteri giymiş.
Ne bilirdim ben şu bu gülen'e, ağlayana, sevene, dövene, aldana, aldatana, ekene, toplayana.
Herkese hak veriyorum, herale açana, istihkakını dağıtan sen olduğun için.
Ey hesabı kitabı şaşmaz mizancı.
Bu hesaba kitaba aklım ermiyor, sana ne gam, seni hesapla kitapla mı buldum?
Allah'ım, hile hudaya.
Zihnim yatmıyorsa ne zarar, seni tuzakla kemençemi yakaladım.
Allah'ım, bu bir takipten görülmüş, tüm benzeri yok.
Bir suretten güzel gözler, güzel kaşlar, yasemin el, bir servi boy.
Yasemin el ve selvi boy, güzel kaşlar, güzel gözler.
Veresiye bir terkip tipi geçmez, olmaz.
Geldi geçti, günü geldi, güzel yüze, servi boya.
Ada sana veda dedin.
Zaten o al, bir bastı, bir el çekip suyu verdim.
Bu suyu verdi ama ne oldu?
Sen hep olsun.
Evet, sensin, ezelde sen gelsen de, sen gitsen de, sen menzil menzil devirde bir kahiye.
Arap kah ise Türk, boş komadın bu dünyayı.
Ne ki dünya kemik etti, ölüm hayat oyuncağın.
Kah bununla, kah onunla hem oynarsın, hem oynatır gelebilir.
Boy oyun.
Ettin, ettin ama cana değdin.
Bu oruçlar uyuyor, dağlar uyuyor, çimen çayın uyuyup kalıyor da nedenler uyanığım?
Güneş uyuyor, ayyıldız uyuyor, yer gök uyuyor da neden benim gözlerim açık?
Khirana uyuyor, hüzün uyuyor, acı keder yazışıp uyuyor da gamlı gönlüm neden bir lider?
Ben Kerem uyuyor, meram uyuyor, ses soluk.
Ah, ilk uyuşup kalıyor da neden yüreğimde bu derin ezgi, bu bitmez heyecan?
Ey hicranına paylan olmayan devletli.
Abone ol.
Evet, şu etrafın güzelliğine bak dedim, gözüm senden gayri görmüyor.
Hele şu yürek ezici kalan sesini dinle dedim.
Kulağıma senin kelamından gayrısı haramdır dedi.
Ya şu havaya asılmış güzel kokuları içine çekmez misin dedim?
Ben senin canını tutmuş, kokun cihanın ıtırlı, bastırmış, duyamıyorum ki dedi.
Bir türkü söyle de dinleyeyim.
Öyleyse dedim, senin metinden gayrısına dudakların bağlı olduğunu daha öğrenmedin mi der gibi.
Sistemlerin en acısıyla yüzüme bakıp başını yana çevirdi.
Her gün mü diledim, sevap mı istedim, şu an mı bekledim?
Ayıbım çok, günah tepemden aşkım kulum ben kurtul hası eğri gerek.
Dillere düşelim, kemikte sürü içelim, haram sudan içelim.
Veli değil, deliyim ben de, lonan zincir gerek, zincir.
Zindan, tımar gerek.
Abone ol, abone ol.
Bu fakir oldum, avucuma para koy, durdun.
Sultan oldum, başıma taş oturdun.
Kah iki taş arasında ezelim, ufak oldum.
Tozları magelere verdin, kah cihanla birleşik kapama sığmaz oldum.
Dünyalardan öte âlemler açtın, askerden asker oldum.
Daha küçük dedi, Nazan'dan Azam oldum.
Yetmez, daha büyü dedin, dirildim.
Öl dedin, öldüm, bilmemi istedin.
Büyücü değilsin, haşa, sihirbazlıkla kapından uzak anlamıyorum.
Nedir?
Öyleyse bu gözbağcılık, bu şaşırtmaca, bu oyun, bu bulutlar, vefasız sevgililer gibi arkalarına bakmadan kaçıp gitti.
Aldatmayı bilirsin ama aldırmayı bilir misin?
Sen, sen seher vakti ellerini gecenin koynuna sokup gömleğini yırttı, didik didik etmek.
Üner indir ama bu acıyı hiç çektirme.
Sen bu birden mazenin sağır ve dilsiz derisi yırtıldı, bir geçmiş zaman oluk oluk gönlüme akmaya başladı.
Adını bir boyluydu, sanda gönül nedir bilir misin sen?
Sen, sen güneş, ilk aşk, heyecanlı çeken bir kız kadar ürkek, meçhul sevgilisinin kapısından süzülüp gitti.
Kaçmayı bildiğin malum, ısrar özdeyiş.
Hele takip nedir bilir misin sen?
Uyku gene tadını gözlerimden esirgeyip boş kalan yerine yaşlarla doldurdu.
Bir gözüm olduğunu bilirsin ama yeşil olduğunu bilir misin sen?
Bu vatan, gün çiçeklerinin kasesini altınla doldurdu.
Dayanamadım gönlümü uzatıp, bana da dedim.
Kaşlarını çattı.
Peki ama ödünçtür, az sonra geri alacağım.
Razı mısın dedi ve demesiyle de ufukta bir tavus kuşu şuymuş gibi.
Elvan elvan, yeni tazelenen kuyruğunu bırakıp kayıplara karıştı.
Ah, bu gelmeleriyle gitmeleri bir olanlara ne diye iltifat ederiz, bilmem ki.
Bu bir daha ne var gönlümde?
Yağmur istemez, güneş istemez, hava istemez, toprak istemez.
Sürmez, sert bilmez, sen olmayınca, sen olmayınca.
Bir sır var gönlümde.
Namet semel şu an istemez, söz istemez, saz istemez.
Açılmazsa açılmaz, sen olmayınca, sen olmayınca.
Bu elimde Beşiktaş'ı, her neyi denesem kalk çıkıyor.
Bu da geçmez, bu da kalp diyor.
Sefa'yı denedim, cefayı deneyelim.
İkbali denedim, itibarı denedim.
Her neyi sıra duysam esas çıkmadı.
Bu elimde bektaş-ı dünyayı denedim, ukbayı denedim, acıyı denedim, tatlıyı denedim.
Her nereye baktıysam esas çıkmadı.
Bu elimde ve ki taşı diyor ki, ey kadın artık deneme, baksana, baksana soluna.
Hepsi de kalp, hepsi de yalan.
Esas olan ise oğul.
Allah, bu izinden, gözünden, sözünden, özünden Allah ayırmasın.
Ey Hakkı bildiren, ona götüren, perdeyi kaldırıp onu gösteren, hakkın var olduğunu, varlığın hak olduğunu, görünenin gösteren, gösterenin görülen olduğunu bildiren.
Bu dünyada, o dünyada Allah senden ayırmasın.
Abone ol.
O senin olduğun, var olduğunda da askerlerin var.
Kime çavuş ki-moon başı, kime yüzbaşı, hatta paşa.
Bunların hiçbirinde gözüm yok.
Bana emir ver, yeter.
İster barışa yolla, ister savaşa.
Bu akşam oldu, bulutlar zengin ama cimri bir adam gibi.
Yağmuru tek tek damla damla dökmeye başlarken vazgeçip rüzgarla yer değiştirdi.
Bir zamanda bu oyna kesinti, geçişleri görülmeyen perilerin ayak sesleri mişcesine.
Kah telaşlandı, kah parmak uçlarına basa basa hafifleyerek geceye eteğinden yakaladı.
Bu gece gündüz ne benim seni eteğinden yakalayacak zor bazı bir kahraman olmadıktan sonra.
Leylü nehar isteyenin olsun.
Allah'ım, şu ya ben şartlıyım.
Güneşin doğduğu taraftarıyım.
Buluta sözüm geçmez ama güneşin memleketi olduğum için hatır gönül.
Nazlı yaz yolunda karşılıklı cilve eleştirimiz çok olur.
Bu gece dünyanın üstüne basılmış efsanevi bir mühür gibi.
Giriş yazısını tabiat ana şeymiş sanki bir görünmez dudakta.
Bu zor hecelenir yazıyı sökmek için kendi kendine mırıldanıp duruyor.
Güneşi haber yolladım, geciksin doğmasın diye.
O da bana müjdelerle yüklü bir haberci gibi koşarak ve gülümseyerek gelen rüzgarda cevap gönderdi.
Ne fayda ki tuzak olup av olmayan bir sevgili, bir salih çabuk kaçtı.
Ne dediğini anlayamadım, o zaten bu gece hiçbir ses kulaklarımın eşiğine atlamıyor.
Zira yüreğimdeki mihmanın nefes yerinden gayri duyulmuşlarda duyulacaklarda karşımda.
Boş kadehler gibi kuru ve manasız.
Acaba güneş sözümü dinleyecek ve doğmayacak mı dersiniz?
Rüzgarda kaçıp nerelere saklandı?
Bilmem ki nasıl edip de tekrar bulup sormalı.
Yok yok istemez o güneş ki hem şehrimdir.
Ben istemedikçe ışığını dünyaya salıp da çatısını, duvarını karanlıklardan ördüm.
Kale mi yıkar mı hiç bu gece acı kimlere hoş görünmek için?
Bu akşam kadife elbisesini giymiş mihmanım da diyor ki, hayır senin gözlerin keskin değildir, iyi bak.
Sırtında canfes libası var.
Barama elime geçirdiğim eteği kaygan ve yumuşak diyorum.
O gene hayır, bu elbise hışırtılı bir kumaştan dikilmiş, kılmadıkça dere kenarındaki sazlar gibi mırıldanıyor.
Evet, ben de bir ses işitiyorum.
Acaba mihmanım bunun tekrar güneşten müjdeler getiren rüzgarın sesi olduğunu neden bilmek istemiyor?
Şu bu ismini sorarlarsa söylemem.
Sen de benimkini sakla.
Bu dünyaya lazım olanlar nişan değildir.
İnsanoğlu güneşe bir at takmamış olsaydı da o gene seher vakti geline geline doğmakta, akşam vakti de kirpiklerinden olgunluk akarak batmakta devam edecekti.
Bu varsın, alem halka bizim de kim olduğumuzu araştırmakta kalsın.
Kalsın da yalnız her anımızın gözcüsü olsun.
Hoş, o meraklıların suallerine cevaplandırmak istesen de üstesinden gelemeyeceği mi biliyorum.
Sira şu anda seni kendimden ayırt edebiliyor muyum?
Sanki seni ararken kendimle buluşuyor, kendimi bulmak isterken seninle yüz yüze geliyorum.
Belki gene şu anda yeni doğmuş bir çocuksun da deseler inanacağım, bir ihtiyarsın da deseler evet diyeceğim.
Bu ey cihan'ım, kainatım derdim.
Devam olan sen, bu gece uyku parmaklarını gözlerime bastırma.
Benden hayır olmadığını anlayan gece ise her zamanki gibi tabiatın gözlerini öperek uyuttu.
Daha gün doğmadan da yüzüne gül suyu serpilerek uyandırılan genç bir sultan gibi.
Mışıl mışıl uyuyan yeni günü boncuk boncuk çiğ taneleri ile ıslatarak uyandırma uğraşıyor.
Abone ol.
Bu haydi sudan yeni çıkmış, taze bir kıza benzeyen bu nemli ve taravesti sabah saatinde bir boy dolaşalım bahçede.
Sabaha kadar tembel tembel uyuyan gül fidanı, görünmez bir hayat hamlesiyle nasıl kocasına açarsa, ben de bu cihan ortasında gelecek zamanlara armağan hazırlamak istiyorum.
Allah razı mısın bana?
Mecnun desenler senden uzaklara düşeli.
Günüm gecem hep yolculukla geçiyor.
Daha demiyor, TP demiyor, yürüyor, yürüyorum.
Sırtımda ne de çok ağırlığın varmış.
Hepsinden evvel kunduralarım atayım dedim.
O zaman da ayaklarımı taşlar kesti.
Ama ziyanı yok, bu acı içimdekini yavaşlatıyor.
Ve muhacir kuşlar bile yıldan yıla geçecekleri memleketi tanıyıp şaşırmazken, canı canımdan ayrı düşen söylesem de susamda.
Gece gün akşam sabah demeyip sana hicret etmekte yeni mi yoğumu arar olmakta bir kanatla mahluktan daha mı az feraset göstermeliyim?
Bu ey canı canımı çağıran kod yiyen, istediğini desin.
Senin ezelden davetin olup yollara düştü mü?
Düşüp de bir mevzide, bir menzilde karar edemediğimi dünya ne bilir, ne Allah?
Allah'ım var ya, seni bu cihana bağlayan yüz ipliğin 98'i o davetlinin ellerine, kollarına dolanmış olduğunu söyleyenin de sen olduğunu.
Gene kendi başının havasına düşmüş dünyaya kim anlatır?
Rabbim, abone ol.
Sen bilirsin.
Daha kendimi mana aleminin emekleyen bir çocuğu bulmaya başlarken, dilimin döndüğü, gücümün yettiği kadar seninle bu cihan ortasında aracılık etmeyi önüne geçilmez bir heyecanla yaşar oldum.
O çok defa susayım, artık susayım, bir daha hiç ağzımı açmayayım dediğimde oldu ama çeşmenin suyunu elin ayası ile tıkamak gafletinde bulunan çocuk, bu karşı koyuşu isyan eden sularla nasıl tepeden tırnağa ıslanırsa, ben de ne zaman kendi kendimi susturmak istediği semo söz geçmez coşkunluğu sitemi tufanına uğradım.
Devletlim, afak içinde, mavira içinde neyim?
Ben ezelden ebede savrulan zaman harmanı içinde bir burçak kahekili iğrenç.
Ah biçilen kah yeşerip, kahta işlenen bir tane.
Bu da ne?
Evvelce seni bilmeye özenir, bileceğini sarardı.
Zamanlar geçtikçe hiçbir şey bilmeyeceğim.
Ne bu dünyaya sade hayran olmak için gelindiğini öğrendi.
Bilmenin ala derecesini bilmemek, ilmin gayet ve ilimsiz dikmiş buna bizim an etmeyiz de kim eder, söyle kim eder?
Ne diyorlar ki?
Nereye gitsen dünyanın da beraber götürüyorsun yüzümü.
Yenile örtüp gülümsüyorum, gün ya mı götürüyorum?
Öyle mi?
Ne fahiş?
Ata kimse bilmiyor ki varım, layı unla sana göç etmişim.
Sevincim leke derim ile geçmişimle, geleceğimle, ümidimde, hayalimle sana taşınmışım.
Imm, senin dünyana göçmüş, tüm senden gayrı dünya mu var ki onu sırtında taşıyayım?
Allah'ım, abone ol.
Ne söyledin?
Yıllar ve yıllardır neler neler söyledin, her biri çağladı.
Yaprak yaprak döküldü, birikim hazinelerim oldu.
Kıyafetler gelip geçse, bunlar eksilmez, tükenmez.
Ey varlığının hırsızı olduğum devletli, bu eskimez, tükenmez.
Şimdi susuyorsun fakat karanlıkları boydan boya kesen şimşek gibi sükutundaki o heybetli esrarın dilinde gene gökten sahife sahife ile bir semavi kitabın belagat-i var, kanlı bir meydana dönmüş yüreğimin üstüne.
Yemin ederim ki bu sükutun sanki binlerce dudak kesilip gene veriyor, veriyor.
Bundan sonra ister söyle, ister sus, istersen sadece dinle ama cümle alem şuna inansın ki evvelce söyleyemediklerinde bugünkü kutunun kurtulduklarını da konuşuyor.
Ama ben ustamın hazinesinde bir karaman kırım ama o bu kara bu kırık mangal gücü kor gibi altınlar arasından çekip pey sürerek hazinesinde yer verdi.
Üstelik seni kendim için, beni aleme söyleyip bildirmek için seçtim, aldım dedi.
Abone ol.
Ben odun muyum, ocak mıyım, damla mıyım, deniz miyim, da ne bileyim, tuzak mıyım, almayın, avcı mıyım?
Bilmem ki ben neyim?
O zaman olur köle, esir zaman olup sultan, emir esah mı?
Öyle mi?
Öyle mi?
Ben abone ol.
Bu dua edecektim.
İçimden bir ateş yükseldi, kelâmı meramı yakıp kül ettim.
Bir ses duydum, sen miydin yoksa ben mi?
Bir ses duydum, Allah diye feryat etti, bilmiyorum.
Sen miydin yoksa ben mi?
Bir ses duydum, lebbeyk diye cevap verdi.
Lebbeyk, lebbeyk diyen sen miydin yoksa ben mi?
Abone ol.
Bu ey yalnız zaman kapısını çalan, acımın içinden sesin gelmiyor.
Biraz memnun, biraz mahzun, sıcak mahrem.
Sesim geliyor, bu ey yüreğimin eşiğine atlayan, derdimin içinden devam geliyor.
Biraz acı, biraz tatlı, hem şifalı hem sefa lıge.
Ah, sitemkâr, kahin, şadan sesin geliyor, sesin geliyor.
Bu taş seni bilemediği için taştır.
Demir seninle ısınmadığı için soğuktur.
Seninle olup da senden olmayanlarda öyle.
Ah, öyle, sensiz olan zaman bir bakar.
Kör değil de ya nedir?
Allah'ım, abone ol.
Bu nisan tutmayan, renkte kokuda tutmayan.
Fakat seni tutan o alem nerede?
Ben hep buradayım, fakat o nerede?
Gönül kervanı yürür fakat görülmez.
Şimdi o kervan nerede?
Yoksa ben de onun için deliyim?
Bilmiyorum, hem bilsem de söyleyemem.
Senin kulağına işittik de kendi dilimle nasıl söyleyebilirim?
Söylemem ama 100 Nasuh tövbesi bozduran bir ses, söyle, söyle diyor.
Ne yapsam, nasıl da değilim?
Söylesem mi acep?
Bu göz alabildiğine uzayıp giden ormanları yetiştiren, sulayıp büyüten hep sensin.
Ben ise sadece oralarda ablanı yorum, elimde de torbamda da ne azık varsa hepsi ama hepsi de mülkünün bereketlidir.
Bir ağlasam, ah, ağlayabilsem ama ne mümkün.
Sanki bir muharebe sonu, bir mütareke günü yorgunluğu içindeyim.
Fakat ben iyilikte barış değil, mutlak su hislerim.
Hedef bu sefer ve barış.
Ya Rabbi, imdat yolla, benim arub etme.
Madem kelime-i tevhid bayrağını verdin, bunu yere düşüp nefsim düşmanına çiğnetme.
Bu güvenim sensin.
Ne tarafa döndürülürsen, sen oraya giderim.
Kah emir olur, buyruk dinlemem, kah esir olur, gülmem, söylemem.
Ölüm nedir derlerse, onu da söylemem.
Hiç mi hiç söylemem, sensizliktir demem.
Vallahi demem, billahi demem.
Allah'ım, bu bir ses.
Ben de iyiyim dedi.
Sen, sensin, sensin, sensin dedim.
Ne yapayım, senden daha güzel bir şey yok ki seni ona benzettiğim.
Allah'ıma abone ol.
Sen beni bu dünya tuzağına kim düşürdü?
Sana rastlamak, seninle karşılaşmak için mi ayaklarım bir gizli a takılıp şu cihana yuvarlandım?
Bana bu çakıl salı, yüreği kim verdi?
Suların bile uyuduğu bu dünyada gece gündüz demeden sana akmak için mi durulup yatışmaz olduğum?
Allah'ım, sen ne zaman doğdun?
Ne zaman büyüdüm?
Doğmaya da ölmeye de inanmadığım aşağı vursam ne olur?
Söyle, dünyanın beşiğini sallayan ilahi ahenkten payıma senin sesini kim duyurur oldu?
Ama şunu da söyle, beni bu dünya çarkına kaptıran da kimdir?
Kendi eskisini yeniyapan, sağdan aldığınız sola veren, kendi harcı, kendi hamuruyla olup biten dünya için biliyorum ki çürüyen de doğan kadar.
Bu daha iyi devren hizmetkârı.
Yoksa bu mahkumiyette iradenin iradesini görmek için mi?
Hayretlere hikmetleri ağzı olur oldum.
Sen beni bu dünyanın bayağı bir sufle için neleri arasına kim arkamdan itti?
Suçlara, günahlara ikrah ve nefretle bakıp imtihanda sıfır almam biçimidir.
Bu oyun.
Abone ol.
Bu Eflak mı şaşıracak mış?
Şaşırsın.
Şems malzemesini de alacakmış da alsın.
Cihan alt üstü olacakmış, olsun.
Hangi semavi inkıraz, hangi kıyamet?
Senin hasretinden daha korkunçtur.
Ne yapayım, özdeyiş.
Kıyamet perdelerini kaldırınca, siz incir eline yakışır sözler söylüyorum.
Suçlarımı bağışlamak için benzerim olmaya ne hacet?
Diyorlar ki, kulun günahını Allah'ın affı aşıkmış.
Nerede bir taksi görürse oraya koşan bu afad'a, görüyorsun ki işte kulların aşık.
Allah'ım ve ocağa nefsinin iştahlarını sür, yansın.
Bu çerçöp yapılı arzuları odun misali ateş atarsan, çömleğin içindeki ayda o kadar test kaynar.
Mecnuna da evvelce kaysi derlerdi ama yanıp pişme.
Click onun adını Mecnuna çevirdi ama sakın İpek kurduna kozasının içinde makbuz olduğu için acıyıp hanesini viran etme.
Bil ki o bu tenhalıkta hoş ve sarhoştur.
Ey benim Allah'ım, emret ki sana sığınmış olan gönlü de kimse hücresinden çıkarmaya kalkışmasın.
Bacadaki duman, ocaktaki ateşin habercisidir.
Allah'ım, ya benim için için yanıp tutuşuyorum.
Gözüne hiç iyileşmedi mi?
Bana tahammül ver Allah'ım.
Çünkü tahammülüm de bu ocakta yanıp kül oldu.
Daha fazla yakma, korkarım bu ateş etrafa sıçrar da cümle alemi tutuşturur.
Ver, bu abone ol.
Ya Allah'ım, dünya dünya olalı beri seni binlerce ağız tarif etmeye uğraşmış, binlerce kalem yazmış, sahifeler, kitaplar dolup taşmış.
Bilen de söylemiş, bilmeyen de.
Bilen Muhammed'den geçmiş, kimse anlamamış.
Bilmeyen İncili dolaşmış, çapraz söylemiş, gene kimse anlamamış.
Allah'ım, sen müşkülden düşkünsün.
Gönlünde şevk ve muhabbetten bir anahtarı olmayan o derun razı nı nasıl açıp çözebilir?
Ben gönlümü ağla diyorum, ağla ama kimseler görmesin.
Zira gözyaşı çabuk hasede uğrar.
Ağla, ağla ki temizlensin bu yürek.
Yoksa kuruluş çeşmelerin yağı süprüntü olur.
Abone ol.
Bu bir ses duyuyorum, kurt kuş onu dinliyor.
Çayır çimen de öyle, cennet cehennem.
Yer gök, günler, aylar hep ona kulak kesilmiş.
Tek nabız gibi çarpan kainatta o sese müştak insan var.
Onu dinlerken ne dünyası kalıyor, ne obası.
Ama insan var, onu ne duyuyor, neden ağlıyor?
Ah, en acısı ne de iman edip inanıyor.
Çok isterim ki bin sene, binlerce sene sonra da benim için gülesin.
Benim için ağlayasın, her bir zerrene benim için olasın.
Bin sene, binlerce senin dedim.
Hayır, bütün bir ebediyet senden ayrı olsam da beraber imama beraber olduğumu bilmemekten korkuyorum.
Ebediyet de ne demek?
Ölçülere, endazelere sığmayan bir devri daim içinde seninle yaşamak, seninle ölmek istiyorum.
Bu kurdu kuşu sindirim yola getiren insanoğlu neden seni ehlileştirme mi?
Şey gönüller arslanı, havada uçan, denizde yüzen, dağları aşan Ademoğlu.
Her tuttuğunu koparmış da neden sana diş getirememiş?
Ey gönlümün tek sultanı, bu mektubu mu elim yazmadı?
Yok yok, benim yazıcım gönlümdür.
Bir hayır eksik söyledim.
Ne elim var ne de gönlüm çek desen mızrap da.
Ama bilmem ki ne zaman sen ben demekten kurtulacağım.
Abone ol.
Çok şaşırdım, hala ne seçtin benim, ne seçtin?
Beni bu alem içinden salımı var, saltanatın mı, uçakların mı var, hal ayıklarım mı, hanların mı var, külhanları mı?
Hem eğlenin, hem dokuyan, hem dikenim, hem yamayan, hem ekelim, hem toplayan, hem biçerim, hem de yırtan.
Anne ağzın dualı, ne gönlüm safalı, yüze çıkar, göze çarpar.
Günahlarımı baştan aşkım yolcu olsam.
Durak, bilmem avcı olsam, ılık görmem.
Şaşarım, şaşırdım, ne seçtin benim mi, seçtin nice seçtin?
Bu garibi cihan içinden.
Abone ol.
O kör de olsam seni göreyim.
Sağır dolsam seni duyayım.
Ermez elle yetmez güçle gene sana her şeyi meyci hanımefendisi.
Ocağın olsam otsuz tüküreyim.
Odun olsam ocaksız yarayım.
Gizli nolayım, gizlenmez in olayım.
Gelmişsin olayım, geleceğin olayım, tuzağın olayım.
Abone olayım, bağın olayım, gülün olayım, gamın olayım, neşen olayım, var olayım, yokun olayım, şevkın olayım, aşkın olayım.
Ah, olayım, olayım, naz olayım, niyaz olayım, derdi dilinle zar olayım.
Ey cihan'ın efendisi, abone ol.
Bu bir kuyudur, kova değmez, muammadır, akıl ermez.
Sağ keçeden, sol keçeden dolaşım, az erişilmez.
Burcu burcu sevda tüter, yanar döner, yakar gider.
Kah gün olur, kah gecedir, adı sana çift hecedir, bilmece den bilmecedir.
Ah, bu gönlüm, ah bu gönlüm.
Abone ol.
Bu ne gelen umurumda, ne giden.
Olurum da gelip gideceğiz.
Sen olmayalı beri ne gözlerim yolda, ne gözleri yolda olanlar umurumda.
Da kendini istedim, çerağı yak dedim, gecemden günümden.
Hayır kalmayı, beri ne zaman olurum da, ne zamandan, mekandan mı tutanlar olurum da.
İyi günler geçer, aylar geçer, yıllar çağlar akıp geçer.
Geçmez olan yare bile çene atlar, cana geçer.
Ya sen benim tanıştığım, ya sen benim bir işim.
Nerede kaldın, neredesin sen?
Korkar mısın, çekinir misin?
Minişler sinde geçmezsin.
Sen yolu yolun çaprazlama zayıfı düştük bilmez misin?
Sarp da olsa kayalıkta, mahşer sırat, her ne olsa geç yolundan, geç devletim.
Yolun izin gönlüm gerek.
Abone ol.
Allah rahmet olsam, serpil sem flama ibli plana gitmiş iki millete.
Gök ehline cihan içre, cihana o zulmet sürmek dolaşsam.
Şule olup saçı lsam, bet kuyruğu yakem gözlüye.
Asi cani mücveri ne zaman içine zamana risk olsam da alsam.
Sefil, zelil, naçare devran içine devrane.
Bu niyetlerden evvel davranayım, fikirlerden evvel yollayayım.
İznik olayım, hayalin kova alayım.
Sağ açar payım, sola vurayım.
Yolum yolunu düşer mi dersin?
Olmazları olur kılayım.
Kaf Dağı'na caris alayım.
Anka ile dost olayım, seni onu ara atayım.
Yalvarayım, ya karayım.
Yolum yoluna düşer mi dersin?
Bu İsrafil densu kapatayım.
Bilir bilmez ben çalayım, kıyameti koparayım, haşır mizan ettireyim.
Yolum yoluna düşer mi dersin?
Bu taştan yastık koydun, katı gelmedi.
Yedi iklim dolandım, zorlu gelmedi.
Teksan aras layım, rastlarım diye sağa çarptım, sola vurdum.
Zelil olduğumu, aziz oldum.
Ömür ömür gezdim, durdum, güç gelmedi, hafif gelmedi.
Tek sana varayım, varayım diye.
Yes az da eğlendim, sözde eğlendim.
Dağda bayırda dur durak bilmedi.
Mtech izine rastlayan diye, yel gibi uçtun, sel gibi geçtin.
Göz açıp kapayınca gözden silindirin.
Yaralandım, ver elendim, paraladım.
Acı macı gelmedi, tek seni göreyim, göreyim diye.
Bu hasretin zalimden zalimmiş.
Meğer dil döktüm, yakamı bıraksın diye.
Yalvardım, yakardım, yola gelmedi.
Gelmedi, gelmedi, insafa gelmedi.
O yıldızlar el ele tutuşup karşıma gelse, seni benden dilese.
Melekler cem olup saf saf dizisi, illa onu ver bize dese.
Yerler gökler dize gelse, yalvarı yalvarı kadim dilese.
Zaman kol kola kıp yolumu kese, seni elimden almak istese.
Cihan'ın kılıcı bağırma derse, kanımı canımı sevil eylese.
Azrail ölüme ferman getirse, ruhunu kabz edip alsa, götürse.
Değil gününü dikenini vermem.
Bu ne uyur kendini?
İstediğin ne?
Uyanıkken türkü söylediğin var.
Ne kırlarda çiçek topluyor ve toplanmış çiçekleri kokuyorsun?
Kuyumu değişti, keyfin mi kaçtı, küstün?
Gücendim mi yoksa?
Ne zamana iltifatın, ne devrana ihtiyacın kaldı, ne bir zevk?
Ee ettiğin ve kimseyi özlediğin var.
Barah haklısın, haklısın, hem de ne haklı.
Huyunu çevirdik, keyfini bozuk, küstürdü, kgü cendir.
Dik kaçırdık elden, ne hazin ki senden sonra dünya düzenini bozma dışı.
Gene güldü, gene söyledi, gene çaldı, gene çağırdı.
Ama bir garip var ki, onun dünyası felekler den silindi.
Ne yer dönecek yerine, gök denecek, göğü kaldı kabul olmuş bir dua gibi.
Sade çağırışlarını duydu, sade bu icabet eder oldu.
Abone ol, abone ol.
Ve sen her devriyle kıvılcım saçan bir bileği taşı gibi.
Binbir acı, binbir ızdırap püsküren aşk çarkında hançerini bileyen ve onu rastgele, ah rastgele kullansın.
Ama gene sen doğuruyor, doğru demeyi de bilen hakikat ve malum olmakta hoşluk bulansın.
Yalvarırım, bir an bilmezliği anlamazdık o da beni dinle.
Sanki bütün bir ömür seni görmemiş gibiyim.
Bunu bildiğini biliyorsan da tekrar.
Ama hoşgör dileğimi yerine.
Gelmeyeceğini bildiğim halde ne yapayım?
Gene de hararetten yanan bir hasta gibi su su diye inliyorum.
Biliyorsun değil mi?
Şu sensiz günlerin ne kadar, ah, ne kadar uzadığını biliyorsun değil mi?
Sabah olsa da ya sen bana gelsen, ya da ben sana gitsem.
Eğer güneş hasretim gibi ya, yemin ederim ki vakitsiz doğar.
Bu Allah'ım, dayanamayacağım, dayanamayacağım artık.
Sabah yıllar var, beni güneş etmez misin ki şu gecenin içinden beklenmedik bir saatte doğayım, doğayım da aramıza gelen o simsiyah geceyi parça parça edeyim.
Bu affet beni ey uğrunda ölümlere kanamadım, affet seni artık.
Bir divane, bir çılgın gibi çağıracağım gelmediğin zamanları hesap edip, adetlerin korkunç bol tusuna gömülme yiyeceğim.
İster gel, ister gelme.
Gelsende, gelmesende, olan olmuş.
Bana kıya bilsem, billah seni suçladım.
Ne diye şu garip dünyaya gelip sıkıyorum?
Bu bozdun, inkar edemem, aldığınıza da verdin, keyfimi, rahatıma alt üst ettin.
Sıhri, sihirli taht düzüp bu senindir diyerek kolumdan çekip üstüne oturdun.
Ne ki ızdırabı da taç yapıp gene kendi eline başıma koyan sen oldun.
Ve saltanatım, hükümranlığı, mash siz de olsa bilmez misin ki buyruğu da devleti de koyup bu cihanın dışına yol bulmak tek karımdır benim.
Abone ol.
Bu yanan mumun alevi içinde bir siyah nokta vardır.
Onur, bu küçücük sürmek köşesinden doğar.
Biliyorum, biliyorum ki benim aydınlığında karanlığında bunun gibi cancana iç içe beraber yanar durur.
Ben bütün azamet ve ihtişamı ile parlayan bu şarkının zurriyetinden kaçan değilim ama zaman zaman dayanamaz olur da hırçınlık edersem darılmak neden?
Nihayet anlama beşeriyet damgasını vuran sırtıma şu vücut kaptanı giydiren kimdir?
Allah'ıma ben kime gideyim?
Kime gideyim?
Bir çift sözüm var.
Kime gideyim?
Sen gidecek kimsesi bu dünyada ben mi diyeyim?
Ben mi diyeyim?
Ben nideyim?
Kimim, kimsem?
Söyle bana, kime gideyim?
Ben nideyim?
Ben nideyim?
Derdim dağım, kime diyeyim?
O sensiz kalmış cihan içre, ömrü günü ben nideyim?
Ben nideyim?
Ben nideyim?
Abone ol.
Abone ol.
Bir kuş olsam, uçar mıyım?
Kervan olsam, geçer miyim?
Dost elinden, ilinden, yel olsam, eser miyim?
Sen olsam, akar mıyım?
Yarı elinden, ilinden, kul olsam, kulak olsam, el pençe durak olsam, boyun gitsem, can oynasam bir kere mcık.
Duyar mıyım?
Yar dilinden, dilinden.
Hey zamane, zamane, su gibi akışım yok, gün gibi yakışır yok.
Can dersem aşar mıyım dost ilinden, ilinden?
Abone ol.
Bu Çin'de yim, Hint'teyim, her yerdeyim.
Ben ölenle ölürüm, kalan da kalır.
Ağlayana yüzüm yok, gülen neyim?
Ben, ben darağacında katil deyim, mahkemede mücrim.
Kendimde şaşarım, kaç parçayı ben bu şahbaz gibi.
Bulut deler, kötülüğü sürünürüm bir aşkın gözyaşında.
Yanındayım ben, şebnem.
Şebnem atılırım günlere, gecelere.
İplik iplik dolanırım seslere, hecelere.
Brais, aman işine.
Durağım yok, mekan sızım.
Ben bu hot müşkülüm.
Kadim denim bilmeceyim.
Ben melodi kat diyorlar, esaslı acep rast mı, doğru mu?
Aşksa da şef SD veledi kalp SD taşsın.
Gönlümden dolsun dünyaya bu arzu, bu ezgi, bu hicran.
İhtizaz suret bağlasın, şekle dönsün, göç etsin.
Benden aksın cihanara.
Bilmiyorum nedir, nedir bu ihtizaz?
Şaft olası mı, aşk olası mı?
Veledi kat diyorlar, desinler elhak.
Günlerden bir gün de taşıp duası mı doğup da söz olası, saz olası mı?
Bir derdim var, Allah'ım, derdim var, gideyim.
Minişlerim, bu derdi suya verdim, su almadı.
Göre verdim, gök almadı.
Yere verdim, yer almadığı ele verdim.
Sene verdim, pulluk pulluk döküm.
Saçımda almadı, taş almadı.
Bu akıtmalı atabilsem, cihanlar gezip dönsem, ye lsl.
Selam versem, yılan kaymaz, kervan şaşmaz.
Bayır çayır koşup geçsem, katlansam.
Göl çıksam, bulut bulut, boyun büyük.
Sem yıldız yıldız, yüzüm sürsem, alın desem.
Bir el atıp alırlar mı?
Bakın desem, bir göz atıp bakarlar mı?
Abone ol.
Sağ ol canım, cihana serpil de topla beni.
Kıvam gerek.
Ben esirim baştan ve rol.
Azad değil, zindan gerek.
Günahkarım, rahmet nerede?
Rahmet bana yüzün gerek.
Ben deliyim, deli delisi, zincir gerek, zincir gerek.
Ben yokmuşum, sen misali, misali, bana yüzün gerek.
Ben suretim, mana.
Hani ben manayı suret gerek.
Bu vakit geldi, vakit geldi, bu dünyadan geçmek geldi.
Fermanı yaz, güzel elim geri dönmez, izin gerek.
En iyi ne kadar titreyen gecenin kulağına eğildim.
Korkar mısın?
Üşür müsün?
Kaç anne öpersin dedim, sustu.
Yapraklarda yumak yumak yuvarlanan güneşin kulağına yenildim.
Ne bu telaş?
Bu saklanmış bir öz GTA San mı var dedim?
O da sustu.
Ben Burak abiye varmış soluğu kesilmiş denizin kulağına yanaştım.
Daha sormadan baş çevirdi, dudak bağladığı sükut etti.
Ayıplanmaz, korkarlar elbet.
Korku ne çok bu dünyada.
Ateş afet, çile, mihnet, dağ dağ olmuş, küme küme, öbek öbek korkanlardan bir korkan da benim.
İşte korkuyorum, anlamazdan.
Hasret, hicran tanımazdan, omuz silken, dudak büken, gülüp geçen aşk çekmemiş bir işaret eden zar izari.
Korkmak dayım, korkuyorum.
Bu münadi baktım, cihan çağırdım, arattım, tarattım.
Yalvardığım ya kastım, gelmedi.
Gelmedi, giden gelmedi.
Savulun salonun, bir de ben arayayım.
Günah tan gideyim, sabahtan gideyim, yılandan gideyim, inkardan gideyim.
Göğü eğim, yeri deneyimde storlu gideyim, destursuz gideyim.
Gideyim, gideyim, gideyim, gideyim, ona gideyim.
Yerlerin altında, kapların ardında, zeminde, zamanda, şu koca devranda.
Savulun, savulun, kendim arayayım, kendim arayayım, kendim bulayım.
Otlağı olayım, durağı olayım, uğradığı olayım, konağı olayım.
Hiçbir olmazsa yalvarın, dostlar, yalvarın, yalvarın, kurban olayım.
Abone ol.
Bu kitap bitti, seslendiren Gülten Okutan.