📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Birçok İnsanın Dertlerinden Kurtulduğu İşte O Sohbet - İzafiyet - Kuantum @Mehmedyildiz​

Hayalhanem30:08

Transcription

Eksik olmayın. İbrahim öyle bir yer gezmiş ki, 250 bin metrekarelik oturma yeri. 250 bin metrekare. Yani dört katlıyı gezenler varsa, sizin aranızda dört katlının 100 katı var. Gezdik mi? Üstat dememiş mi "Men talib-el-ilmi veced-el-ilme" diye. İnsan her gün bir belaya girer. Eğer edepsizlik olmazsa şöyle bir şey söyleyeceğim. Dünyası için yaşayan insan biraz ahmaktır diye düşünüyorum. Bu dünyada her şey gelir, gider, eskir. Oturma yeri için bile 250 bin metrekarelik yerler yapıyorlar. Gerçekten dünya, dünya yaşanacak bir yer değil. Eğer ahiret için bir gaye ve bir saha olarak kullanılırsa ne olur, ne mutlu. Ama bir yandan da dünya, gerçekten dünyada mutlu olmak için yaşanacak bir şey değil. Çünkü seni mutlu etmiyor. Sizin aranızda bir öğrenci kardeşim vardı. Sonra işe girdi, para kazanmaya başladı. Dedi ki: "Kardeşim, fark ettim ki param arttıkça borcum da artıyor" dedi. O bile huzurlu ve mutlu değil. Eskiden "Abim var, nerede yatarsam yatarım" derlerdi, ya da Turgay abi. "Ben o istikamette geçimimi sağlıyordum" diyor ama iş hayatına girdim. Kot pantolonumun lüksü artmaya başladı. Seyahat masrafım arttı. Ayakkabı masrafım arttı. Bunları yapmayın diye anlatmıyorum. Bir arkadaş dedi. Dünya bana bu yönleriyle özellikle boğucu geliyor. Hatta imanî hizmet ve Kur'an yoksa, kusura bakmayın, dünya bir çöplük gibi geliyor. Ev bile tadı tuzu yok. Gerçekten yok. Ve ben hep ölümü düşünüyorum. Mesela hadislerinden birinde Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: "Müminin hediyesi ölümdür" diyor, şimdi ölümden korkanlar var ama hadiste müminin hediyesi olarak geçiyor. Başka bir hadiste de: "Lezzetleri acılaştıran ölümü çok zikredin" diyor. Şimdi ölüm zikredilince dünya ebedi gibi gelmiyor. Düşünün, dünyanın bir sonu var. Evet. Sizin bir sonunuz var. Evet. Yaşlılığın bir sonu var. Evet. O zaman dertlerinin de bir sonu olmalı. İnsanın kalbi gerçekten çok ciddi bir şekilde tatmin oluyor, dertlerinizin neden kalıcı olduğunu görmek. Ama şehit olmanın ilk kuralı hayatta kalmaya çalışmaktır, değil mi? Vatanını, milletini, cepheni savunmak için. Yani insanlar ölümü arzular, değil mi abi? Çoğu zaman insanlar huzur ararken telaşlanırlar. Anasına gider, babasına gider, babasına gider, dedesine gider, amcasına gider, halasına gider, amcasına gider. Kesmiyorlar. Bu sefer nereye gidiyor? Bankaya gidiyor, içmeye gidiyor, zinaya gidiyor, kumara gidiyor, bahislere gidiyor. Eski gayrimeşru arkadaşlarımdan geçip gidenler vardı. Beş vakit namaz kılan arkadaşlara hamdolsun. Dün gece mahallerindeydim. Bana birini anlattılar. Dedi ki: "Artık kumarı anlatmıyorsunuz, kumar diye bir şey yok artık." Bana dedi ki: "Eğer siz, iddia diyerek kaç tane adamın tefecilerin eline düştüğünü bilseydiniz, bana sadece bunu anlatırdınız çünkü bu devrin kumarı bu." İddia diye öyle bir bataklık çıkmış ki. İnsanlar bu dertlerine çare ararken, her şeyi bilen ve her şeyi bilebilecek birini istiyorlar. Ona danışmamı istiyorlar, doğru mu abi? Bir zamanlar Hz. Ali kürsüye çıkıp hutbe irad ediyordu. Bu arada Hz. Ali'yi biliyorsunuz, hadislerde "ilim kapısı" olarak geçer. Yani ilim ve fen açısından Hz. Ali çok yüksek bir şahsiyettir. Hz. Ali'nin Celcelutiye diye bir eseri bile var. Yanlış bilmiyorsam Süryanice bir eser olması lazım. Kendisine gelenlere diyor ki: "Bana ne sorarsanız sorun, hepsini cevaplayabilirim." Gerçekten de boş yok. Bir gün hutbe irad ederken birisi Hz. Ali'ye bir soru soruyor. Ali'ye ve Hz. Ali'ye diyor ki, ben bunun cevabını bilmiyorum. "Ey Ali! Eğer sen bunun cevabını bilmiyorsan, sen o makamda ne yapıyorsun?" diyor. "Benim burada bir işim var, çünkü her şeyi bilen makamdan münezzehtir." Kim demek istiyor, Veli abi? Allah Azze ve Celle. Ne cümle ama? Çok ince. Her şey anlatılırken, varoluşla anlatılır. Cihat desem, "Mehmet'i anlat" derim. Siyah saç, ela göz, şu boy, şu kilo... Değil mi? O masa'yı anlat desem; odun dersin, kütük dersin. Ama Cenab-ı Allah varoluşun haricinde bir şekilde tarif ediliyor. Allah'ı anlat. Mümkün. Allah zamanın ötesinde, ayrı, acı. Allah mekanın ötesinde. Allah acizliğin ötesinde. Yani acizlik ona dokunamaz. Doğru mu? Çok enteresan bir şey söyleyeyim. Cenab-ı Allah'ın hazinesi "Yok"tur. Biliyor muydunuz? Allah'ın hazinesi nerede? "Yok"tur. Yani Cenab-ı Allah "Yok"tan yaratır. Siz bugün bir bina yapmak isteseniz, demir toplarsınız, beton toplarsınız, çimento toplarsınız. Onların dizaynı, kuruma... Bir müddet beklemeniz lazım. Neden Sinan? Çünkü var olan bir şeyle bina yapmaya çalışıyorsunuz. Ama Cenab-ı Allah'ın hazinesi "Yok" olduğu için, "Kun" fabrikasından çıkarması yeterli, çünkü "Yok"tan yaratabilir. Yani biz bugün, asıl mesele, dertlerimize kimin çaresi var? Onu konuşacağız. Ama konuşmadan evvel, müsaadenizle, Rabbimizi biraz tanıtmak istiyorum. Şimdi Mülk suresinde bir ayet var. Mülk 14. Ayet şöyle diyor: "Yaratan bilmez mi?" Neyi bilmez? İçini, dışını, kalbinde olanı, aklında olanı, ahiretini, dünyasını, geçmişini, ahiretini... "Yaratan bilmez mi? O Latif, Habir'dir." Habir, her şeyden haberdar olandır. Doğru mu? Peki Latif ne demek? Bugünkü ana konumuz tam olarak burası olacak. Konuya girmeden evvel, Risale-i Nur'dan bir paragraf açacağım. Bu arada Veli abi, ilk 3-5 dakika anlaşamayabiliriz. Okurken, konuşurken bana 3-5 dakika müsaade edin. Ondan sonra çok basit bir şekilde anlaşacağız. Bediüzzaman Said Nursi bir cümle söylüyor: "İ'lem Eyyühel Aziz" İ'lem ne demek? İlim kökünden düşünün. Bilmek demek değil mi? Eyyühel Aziz: Ey aziz kardeşim. Bir velinin mümine sıfatı çok kullanılır. Aziz, mağlup edilemeyen demektir. Yani bugün bir müminden en büyük hayatı alabilirsiniz. Müminden hayatı aldınız, yine şehit oldu, siz galip gelemezsiniz. Doğru mu? Galip gelemezsiniz. Onun için diyor ki: "Dinle, bil, ey aziz kardeşim." İ'lem Eyyühel Aziz! "Maddî bir şey." Maddî şeylere bugün kesif diyeceğiz. Daha önce duydunuz mu? Kesif: Maddî olan bir şey. "Ne kadar uzaklaşırsa." Yani ne kadar katı olursa olsun, "nispeten latif ve gizli şeyleri göremez." Ben senin ruhunu görebilir miyim şu anda Koyuncu? Göremem. Neden? Ben çok maddîyim. Doğru mu? "ve onları anlamakta kusurlu olur." Kusurlu olur. "Fakat nuranî ve latif şeyler nuraniyet derecesinde ilerledikçe," ne kadar latif, ince, hassas olurlarsa... "latif ve ince şeylere nüfuzları o nispette latif ve ince olur." Bediüzzaman Said Nursi'nin bir cümlesi var diyor ki: Şimdi iki kelime var, latif, yani belagat, kesafet ve kesiflik. Bunlar ne demek? Eğer orada sadece bir kumanda arabası olsaydı, ben bu şekilde kumanda arabasını yönlendiremezdim. Doğru mu? Çünkü elim kesif. Yani kesif dediğin zaman, Rasul diyeceksin, tesiri yok. Latif dediğin zaman, tesiri var diyeceksin. Tamam mı? Kesif nedir? Tesiri yok. Latif nedir? Tesiri var. Tekrar edelim, Kesif nedir Apo? Tesiri yok. Latif nedir? Tesiri var. Benim elim kesif olduğu için oradaki kumanda arabasını hareket ettiremez. Ama onun kumandasını alsam, onun kumandasındaki dalgalar latif olduğu için kumanda arabasını ne yapabilir? Hareket ettirebilir. O dinozor sizce latif mi yoksa kesif mi? Kesif değil mi? Neden kesif? Çünkü tesiri yok. Eğer elimde bir kibrit olsaydı. Bu dinozorla trilyon yıl baksa, bu dinozor onu yakabilir mi? Yakamaz. Neden yakamaz? Gelin hep beraber. Çünkü kesif. Kesife tesiri yok. Bu ateşi yakmak için ne lazım? Latif bir şey lazım. Çünkü lütuf ışığı uzağa gider ve tesiri vardır. Şimdi deneyelim, elimdeki bu lazer ışığı? Latif. Bu latif, lazeri tuttuğumda onu yakabildi. Mesela bir alimi o aynaya tutalım. Koyun sana benziyor. Bir alim tutsak, aynadaki de alim midir? Cahil değildir. Peki bu aynayı ona tutabilir misin, sonra alıp aynada bir şey yapabilir misin? "Ey alim bana bir fıkıh dersi ver" diyemezsin. Peki bu aynada bir parfüm olsa, aynanın önüne parfümü koysak, normalde tuttuğunda parfümü koklarsın, değil mi? Güzel kokar. Peki, ayna, parfümün aynadaki yansıması var, doğru mu? Aynayı kokladığında kokar mı? Çünkü parfüm nedir? Kesiftir değil mi? Oturuyor, değil mi Veli abi, biraz daha uzun? 100 bin dolar da aynada görünür mü? Görünür. Peki o 100 bin dolar eder mi? Edemez. Neden? Çünkü para nedir? Kesiftir. Kesifi anladık mı Caner? Kesifte bizim ayıracımız ne olacak? Ayna olacak. Aynada görüntüsü var ama işe yaramıyorsa kesiftir. Tesiri? Tesiri yok. Şimdi hacı kardeşlerime bakın. Mesela güneş ışığını bu aynaya tuttuğumuzu düşünün. Bakın, lazeri tuttum, lazer şimdi duvarda geziniyor. Bu güneş ışığı olsa, bu aynayı tutsam, güneşten ısı verir, değil mi? Peki bu aynayı tuttuğum yerde sıcak olur, değil mi? Çocukken böyle deneyler yapardık, değil mi? Güneşten tutarak kibrit yakardık. Neden sıcak oluyor? Çünkü güneşin ısı veren ışını nedir? Latiftir. Latif olduğu için aynanın tesiri var mı? Var. Dikkat edin, bu elektrikli ısıtıcıların arkasını ayna yapıyorlar. Sıcak olduğu zaman odada aynayla yansıtabilsin diye. Doğru mu? Peki, güneş olarak, bu aynaya yine ışık tutsak, bu aynayı tuttuğumda ışığı sağa sola yansıtabilir miyim? Yansıtabilirim. Hatta kameraların çoğu böyle çalışıyor, değil mi? İçlerinde ayna var, birbirlerine örnek olarak yansıtıyorlar. Peki güneşin içindeki ışık dediğimiz hadise nedir? Latiftir. Latif, kesif bir alana oturdu mu? Burada bir sıkıntı var mı? Sıkıntı yok. Şimdi biraz daha derine ineceğim. Bana 5-10 dakika verin. "Mehmet, bu bize nasıl işleyecek?" sorusunun cevabını vereceğiz. Tamam mı? Bana bir an verin. Big Bang diye bir şey duymuşsunuzdur. Yaklaşık 14 milyar yıl önce. Doğru mu? 14 milyar yıl önce Big Bang diye bir hadise oluyor. Ama bu enerjinin bir hacmi ve bir kütlesi var mı? Yok. Şimdi size su desem, su kesiftir, değil mi? Yarım kilo kaybetmek isteseniz, doğru mu? Önceki elektrik, elektrik enerjisi miydi? Enerji. Bana "Oradan bir torba elektrik ver" desem Verebilir miyim? Elektriğin bir hacmi veya kütlesi var mı? Yok. Neden? Çünkü elektrik ince bir enerjidir. Şimdi herkes dikkat etsin. Evrenin ilk oluşumunda madde diye bir şey yoktu. Hepsi enerjiydi. Hepsi enerjiydi. Bu enerji, evrende sıcaklık birdenbire düşüyor ve bu enerji yoğunlaşmaya başlıyor. Köyde su buharı var, hava birdenbire soğuyor ve katılaşıyor, değil mi? Çiğ olur, arabaların üzerinde görürüz. Aynı şekilde. Sıcaklık düştükçe, kardeş yoğunlaşmaya başlıyor, kuark dediğimiz parçacıklar oluşuyor, gluon dediğimiz şeyler oluşuyor. 380 bin yıl geçiyor. Bu kuarklar elektronlarla birleşerek atomu oluşturuyor. Genellikle hidrojen atomunu oluşturuyorlar ve elektron dediğimiz, atom dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Şu ana kadar bir sıkıntı var mı? Bazı enerji maddeye dönüşemez. Hala uzayda. Kozmik arka plan radyasyonu diyorlar. Yani elektrik gibi düşünün Aslan Giray, torbaya koyamam, yarım kilo kaybedemem. Evet Değil mi? Mesela elektrik bazen bir kılığa giriyor. Klimadan bize soğukluk veriyor. Doğru mu? Ama soğukluk, elektriğin kendisi değil. Bazen bir kılığa giriyor ve elektrik bize sıcaklık veriyor. Ama sıcaklık, elektriğin kendisi demek değil. Bazen bir kılığa giriyor ve bize ışık veriyor. Ama ışık, elektriğin kendisi demek değil. Ben buradan bir taşla bunların hepsini kırarsam, lambalara zarar veririm, değil mi? Elektriğe zarar verebilir miyim? Allah'a veremezler, çünkü evrende gördüğümüz her şey Allah'ın bir yansıması, bir yansıması, bir isminin bir cilvesi, bir tecellisidir. Ama asla kendisi değil. Konunun nereye gittiğini görüyor musunuz? Dikkat edin buraya? Şimdi hacı kardeşlerim, konuya yavaş yavaş girmem lazım. Einstein diye bir abimiz olduğunu duymuşsunuzdur. Bu arada tekrar etmek istiyorum Kesif ne demekti? Kalın. Tesiri? Yok. Latif ne demekti? İnce. Tesiri var mı? Var. O dinozora ne demiştik? Kesif demiştik. Lazer'e ne demiştik? Latif. İstediğimiz yere gönderebiliriz. Şimdi Einstein diye bir abimiz var. Gerçekten Görelilik Teorisi'nde muazzam bir formül buluyor: E = mc². Değil mi oradan görünüyor? Şimdi bu "E" dediği enerji. Ben size az önce elektriği anlattım. Torbaya koyamadım, kütlesi yok, hacmi yok. Ama enerjisi var mı? Var. "E" dediğimiz o enerji. "M" dediğimiz de kütle. Yani Mehmet kaç kilo, 75 kilo, Masa kaç kilo? Bu kadar ağırlık gibi bir kütlesi ve hacmi var. C, ışık hızı. Yani formül diyor ki, ışık hızı 300 bin yanlış bilmiyorsam. Doğru mu? Teşekkürler. Işık hızı sabit bir şey ve Einstein bu denkleme göre diyor ki, "Eğer ışık hızı sabitse, eğer bir şey ışık hızını aşabilirse, enerji kütleye, kütle de enerjiye dönüşebilir." Mehmet madde değil mi? Keşif. Doğru mu? Işık hızını aşarsa enerjiye dönüşüp bu duvarın içinden geçebilir diyor Mehmet. Biraz daha oturuyor mu? Öncelikle Mehmet; kütlesi var, hangi şekilde yoğun halde doğru? Işık hızını aştıktan sonra hangi hale geldim? Enerjiye döndüm, yani latife. Latif hale döndüğümde zaman ve mekan bana tesir edemez. Biraz devam edeceğim. Einstein'ın teorisinden madde-enerjinin birbirine dönüşebileceğini anladık. Burada bir sıkıntı var mı? Kuantumda "çift yarık deneyi" diye bir şey yapıyorlar, kuantum mekaniğinde böyle bir şey var "çift yarık deneyi". Genellikle göreliliği atom altı parçacıklara uyguluyorlar ve kuantum mekaniğiyle ölçüyorlar. Kuantum mekaniğinin hikayesini anlatayım. Öncelikle parçacık dediğim kesif şeylerdir. Tamam mı? Dalga dediğim şeyler de latif şeyler olacak. Adın ne abi? Şeref. Ben bunu sana buradan atsam, sadece sana gelir, değil mi? Çünkü bu parçacık kesif değil mi abi? Peki ışığı çarpsam herkese gelir mi? Dalga olur. Çünkü bu latif. Anlamadığımız bir şey var mı? Orada bir duvar koyuyorlar. Herkes görebiliyor mu? Oradan görünüyor mu? Burada bir duvar koyuyorlar. Önce duvarda bir yarık açıyorlar. Olayın enteresanlığına bak Mahsun. Burada tekrar bir duvar koyuyorlar, burada bir yarık açıyorlar. Oradan bir tabanca sıkıyorlar. Buradan bir yarık varsa, karşıda kaç tane iz oluşur? Bir tane oluşur. Çünkü bir delik var. Oradan sıkıyorsun, sıkıyorsun, karşıda aynı yere gidiyor. Yani aynı alana gidiyor, değil mi? Yine kuantum mekaniğindeki çift yarık deneyini anlatıyorum. Önce duvarda bir yarık açıyorlar. Karşıdan silahla sıkıyorlar ve karşıda bir iz var. Yine hem bu hem bu yarıktan silahla sıkıyorlar. Bu sefer karşıda iki tane bant oluşuyor. Bu da normal değil mi? Çünkü iki tane yarığımız var. İki bant oluşuyor. Şu ana kadar bir sıkıntı yok. Aynı deneyi bu sefer suyla yapıyorlar. Diyorlar ki, iki yarık açayım ve suyu buradan vereyim. Suyu verdiğin zaman, su burada dalgalanıyor, tepe ve çukur birbirine kesişiyor ve sadece iki yere gitmiyor, bu sefer duvarda birçok iz buluyorlar. Peki su hangi özelliği gösterdi? Dalga. Silah hangi özelliği gösterdi? Parçacık. Tekrar soruyorum, silah hangi özelliği gösterdi? Parçacık. Su hangi özelliği gösterdi? Dalga. Şöyle düşünün. Ben buradan fener tutsam, duvarda iki tane nokta göremezsiniz. Böyle yayılmış bir hareket görürsünüz. Çünkü dalga özellikleri gösteriyor. Veli abi, buraya kadar bir sıkıntı yok. Bir yarık açıyorlar. Buraya bir elektron tabancasıyla bir elektron sıkıyorlar. Karşıya gidiyor. Tekrar sıkıyorlar, karşıya gidiyor. Tekrar sıkıyorlar, karşıya gidiyor. Yani silahla sıktığımızın aynı versiyonunu alıyorlar. Burada parçacık özelliği gösteriyor. "Demek ki elektron=parçacık" diyorlar. Bizim zamanında fizik dersinde gördüğümüz, böyle dönen bir şey görüyorduk, değil mi? O dönen şeyi elinde tuttuğunu düşün. Parçacık değil mi o, çünkü dönüyor. Sonra diyorlar ki, "Ben bu sefer çift yarıkla aynı şeyi yapacağım." Bir elektron sıkıyorlar. Bir elektron aynı anda buradan çıkıyor ve iki delikten geçiyor. Dalga özellikleri göstermeye başlıyor. Bir an önce kesif olan elektron, şimdi latif bir özellik gösteriyor. Bir elektron sıkıyorlar, ayrıldığı yerde, iki delikten geçiyor, dalga oluşturuyor ve tekrar birleşiyor. Ve adamlar iki çizgi beklerken burada 2'den fazla bant serisi buluyorlar. Tamam mı Yahya, net mi? Yani ilk örnekte elektron parçacık özellikleri gösterdi. Kurşun gibi biliyorsunuz. Ama ikinci örnekte elektron bir tane atılıyor. Bir tane olan elektron, aynı anda iki yerden geçiyor. Cümleye dikkat edin. Diyorlar ki, "Elektron tabancasının yanına bir ölçüm cihazı koyalım, bu elektron neden böyle dalga özellikleri gösterdi?" Ölçüm cihazı konulduğunda, sanki elektron anlamış gibi iki yarık özelliği gösteriyor. Tekrar parçacık oluyor. Bakın, çok enteresan bir şey anlatıyorum. Çok enteresan. Aşağıda bulamamışlar ama bulamadıkları şeylere bakın, İslam nasıl yaklaşacak? Baştan anlatayım, Einstein diyordu ki: E = mc². Yani bir şey parçacık olabilir veya enerjiye dönüşebilir ve latif olabilir. Yani hem kesif hem latif olabilir diyordu. Bunlar elektron tabancasıyla denemişler. Bir yarık açmışlar, kesif halde olduğunu görmüşler. Demişler ki bu elektron dönen bir şeydir gördüğümüz gibi. İki yarık açmışlar ve demişler ki, Allah Allah bu parçacık değil, dalga gibi hareket ediyor. O zaman bu elektron latifmiş, demişler. Bakın Şeref, cümleye dikkat et. Bir elektron sıkıyorlar, diyorum ki ikisinden aynı anda geçiyor. Bakın cümleyi iyi anlayın. Ondan sonra diyorlar ki, ölçüm cihazı koyalım. Ölçüm cihazı konulduğunda, sanki elektron anlamış gibi tekrar parçacık özelliğini gösteriyor. İki delikten geçiyor. Şimdi bir sıkıntı var mı? Şimdi bu deneyde şunu fark ettik, atom altı dünyaya indikçe, kesif bir şey latif özellik gösterebilir mi? Gösterebilir. Şimdi bakın hacı kardeşlerim, insan vücudu nedir? Şeref nedir? Kesiftir, Allah sizden razı olsun, ruhunuz nedir Şeref? Latiftir. Mesela rüyada görüyorsunuz abi, normalde yatağınızda olmanız lazım. Ama ruhlar alemine gitmiş. Büyümüşsünüz, küçülmüşsünüz. Yani ruhun zaman ve mekan mefhumu var mı? İmanla beslenmesi gereken ruhum, gıdasız ve zayıf kalmış, ben bildiğiniz gibi materyalist bir adam olurum. Huzuru parayla bulurum. Ofisimde huzur bulurum. İnsanları aldatmakta huzur bulurum. Ve ruhum vücudun hapishanesinde bir mahkum gibi kalır. Ama vücudumu zayıf bırakıp ruhumu daha çok beslersem, ruhum artık vücuduma hakim olur ve kesif bir Mehmet, az önce elektron tabancası örneğindeki gibi, yavaş yavaş latif ve latif bir özellik göstermeye başlar. Soru: Somuncu Baba aynı anda Bursa Ulu Cami'de 3 kapıdan nasıl çıktı? Cevap: Letafet ile çıktı. Nasıl oldu? Teşekkürler. Elektron kesifiydi. Tek bir elektron aynı anda iki yarıktan mı geçti? Bitti. Şimdi İslam'da, evliyaullahın, evliyaların böyle halleri olduğuna inanıyor muyuz? Allahu Teala, bunun nasıl olduğunu yine fizik aleminde bırakmış. Somuncu Baba gibi şahıslar vücutlarından daha çok ruhlarını besledikleri için, kesif olan vücutları giderek latifleşiyor, yani o şahısta fizik kanunları geçerliliğini yitiriyor. Zaman geçmiyor. Mekan geçmiyor. Yerçekimi geçmiyor. Kısıtlamalar geçmiyor. Ve Somuncu Baba, Bursa Ulu Cami'de fark edildiğinde, üç kapıdan aynı anda çıkıyor. Kuantum da bana az önce anlattığımı söyledi, çift yarık deneyinde. Böyle dediğimizde yobaz oluyoruz. Kuantum dediğimizde bilim oluyor. Burası üzücü. Hikayeyi anladınız mı? Ve sizden rica ediyorum. Makaleleri, videoları görün. Ben bu işin ehli değilim, acemiyim, yanlışım varsa kusura bakmayın. Ama anlatmaya çalıştığım şey, Cebrail (as) Peygamber Efendimiz (sav) ile görüşürken, Dihye adında çok yakışıklı bir Sahabe kılığında idi. Duydunuz mu hiç? Dihye adında bir Sahabe kılığında. Şimdi olaya bakın. Cebrail (as) latiflik vasfına sahip, doğru mu? Yani latifliği çok yüksek bir seviyede düşünün. Estağfurullah, hatta tesbih. Benzetmelerim yanlışsa kusura bakmayın. Bir enerji gibi düşünün. Ama görevi için yeryüzüne inmesi yerine, keşfedilmesi gerekiyor. Bu hızla Cebrail (as) parçacık haline dönüşüyor, bu sefer Dihye kılığında. Yani latifken kesif oluyor, sahabelerin arasında oluyor ve Peygamberimize vahiy getiriyor. Nasıl anladınız mı? Çift yarık deneyindeki elektron tabancasındaki hadise insanları şok etmezken, İslam'daki hadise genellikle algılara biraz uçuk geliyor. Neden? Çünkü onu onunla ilişkilendirmiyoruz. Bunlardan biri, Kur'an, Allah'ın kelam sıfatından doğmuş bir kitaptır. Bu evren kitabına baktığınızda, yaratılış emirlerinin toplamına baktığınızda, Allah'ın diğer isimlerinin tecellisi olan bir kitap görüyorsunuz. Yani iki kitabı bir araya getirdiğimizde muazzam bir farkındalık ortaya çıkıyor. Burada bir sıkıntı var mı? İsra suresinin 1. ayetinde şöyle diyor: "Hz. Muhammed (sav) bir gecede Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gitti." Gecede Adam diyor ki, bu nasıl olur? El-Mescidü'l-Haram, yani Hicaz bölgesi, ve El-Aksa Camii, Kudüs bölgesidir. Ne kadar uzak? Bir gecede nasıl oraya gidebilir? Bu şekilde. Kesif haldeyken, Rabbimizin Aleyhisselam'ın ruhu o kadar yüce ve o kadar uludur ki, Allah'ın izni ve inayetiyle dilediği her şekilde latif bir hale birdenbire bürünebilir. Burada bir sıkıntı var mı? Devam ediyorum Veli abi. Hazır mıyız? Okuduğum makalelerin bir kısmı karanlık madde diye bir şeye dayanıyor. Karanlık demelerinin sebebi, göremiyor olmaları. Kötü bir şey oldukları için değil. Mesela evren şu anda büyüyor mu, küçülüyor mu? Büyüyor, değil mi? Büyüyen bir şeyin enerji girdisi olması lazım? Lazım. Evrene bakıyorlar ve diyorlar ki, "Bu enerji girdisi nasıl oluyor?" Yani karanlık madde diye bir şey var. Bu sürekli evrene enerji enjekte ediyor diyorlar. Söylediklerimi doğrudan kabul olarak algılamayın. Yani bir tecrübeyi aktarmaya çalışıyorum. Karanlık madde diye bir şey var diyorlar. Mesela evrende galaksiler ve yıldızların birbirlerine bir kütle çekim kuvveti olduğunu biliyorsunuz, değil mi? M1 çarpı m2 bölü d kare diyorlar. Kütlelerin çarpımı, mesafenin karesi, değil mi? Evrende hesaplamalar yapıyorlar ve bu kütle çekim kuvvetine yetmediğini görüyorlar. Yıldızları ve galaksileri dengeleyecek başka bir enerji olması gerektiğini söylüyorlar. Kara enerji diyorlar. Şu ana kadar bir sıkıntı var mı? Yani kara kötü demek değil. Göremediğimiz bir enerji var diyorlar. Hicr suresinde bir ayet var: "Biz cinleri de dumansız ateşten yarattık." Dumansız ateş, görünmez ateş demektir. Demin bahsettiğimiz kara enerji görünür müydü? Görünmez. Bir varsayıma göre şöyle deniliyor; Cinlerin yaratıldığı dumansız ateş var deniliyor, bu karanlık madde, kara enerji. Yani kara enerji, çok yüksek bir cazibeye sahip bir enerji türü demek. Az önce söylemedik mi? Çok yüksek bir enerji türü demek. Bu varsayım şöyle gidiyor. Yine söylediklerim kabul değil, varsayım. Masada arkadaşınla bir sohbet yapıyorsun gibi al, böyle al. Doğrudan böyle alma. Cinlerin dumansız ateşten yaratıldığı dendiğinde, bu dumansız ateşi o karanlık madde, kara enerji olarak kabul ediyorlar. Eğer cinler dumansız ateşten yaratıldıysa ve bu dumansız ateş bu karanlık madde ise, eğer bu karanlık madde bilim ilerledikçe manipüle edilip kontrol altına alınırsa, bu demek oluyor ki bir insan artık cinlere hükmedebilir. Bazen duydum, hiç şahit olmadım ama siz de duymuşsunuzdur. Bazı istihbarat servislerinin cinleri ellerinde tuttuğunu, onları yönettiğini ve bu şekilde istihbarat sağladığını söylüyorlar. Bakın tekrar söylüyorum, bunlar kabul edilmiş şeyler değil. Doğru olduğu anlamına gelmez. Siz duyduklarınızı anlattığınız gibi, ben de bu hususta duyduklarımı anlatıyorum. Peki soralım, cinler şimdiye kadar yönetildi mi? Abi soralım mı? Cinler değil, şeytan bile yönetildi. Belkıs'ın Neml zamanındaki tahta olayı var ya? Belkıs'ın tahtı bir cin tarafından birdenbire bir yere alınıyor. Ayette şöyle geçiyor: "Cinlerden bir cin, yerinden kalkmadan sana onu getireceğim" derken, tahtı "Ben onu taşıyabilecek güvenilir biriyim" diyor. Yani cinleri kontrol ettiler mi? Şeytanı kontrol edebilirler mi? Edebilirler. Süleyman'ın cinleri ve şeytanları kontrol edebildiğini biliyorsunuz. Enbiya suresinde bir ayet var. Ayette şöyle diyor: "Yine şeytanları emrimize verdik, denize dalıp onun için, yani Süleyman Aleyhisselam için, madenleri çıkarıp başka işler yapanlar." Kime emriyle? Süleyman Aleyhisselam'a. Yani, önceki tezimizde cinlerin ve şeytanların dumansız ateşten yaratıldığını söylediysek. Bu dumansız ateş dediğimiz kara enerjidir. Bu demek oluyor ki, Cenab-ı Allah bazı kullarına bu cinleri yönetme kabiliyetini vermiş. Yani, bu kara enerji denilen şey manipüle edilip kontrol altına alınırsa, bir insan da cinlere hükmedebilir gibi bir varsayım var. Doğru mu, bakın? Böyle bir şey yok. Bu sadece bir varsayım. Yani %100 doğru kabul etmeyin tamam mı abi? Bunlar varsayım. Ama baktığınızda ardı ardına mantıklı geliyor. Mülk suresindeki ayeti hatırlatarak dersi yavaş yavaş bitiriyorum. Ayette diyordu ki, "Yaratan bilmez mi?" Neyi? İçindeki her şeyi. Neden? Çünkü Yaratan'ın özü kesif mi, latif mi? Latif. Latif ise, güneşin ışını her yeri ışığı gibi kapsar mı? Kalbimi, yanımı, ruhumu, ciğerimi? İşte Allahu Teala, şah damarından daha yakındır, çünkü her yeri kapsayabilir, çünkü ismi Latif'tir. Latif olan Allah, şah damarından daha yakın olan Allah, yardım ve ümit için kesif haram sevgi ve gayrimeşru yollarda arıyorsa, vay senin haline deniliyor. Başka bir şey denemeyin. Şimdi bu ayeti tekrar okuyacağım. "Yaratan bilmez mi, O Latif, Abir'dir." Yani her şeyden haberdardır. Latiftir'i anladık sanırım, değil mi? Çocuk var mı? İki tane. Teşekkürler. Allah razı olsun. Abdullah, o çocuğu eline aldığında huzur bulur musun? Bulursun. Abdullah, huzur latif bir şey midir, kesif bir şey midir? Latif. Senin çocuğun latif mi, kesif mi? Keşif. Kesif bir şey latif bir şey veremez. Demek ki senin çocuğun sana huzur veremez. Latif olan bir yaratıcı olması lazım. Yani Allah verir. Ağacın dalları elinden portakal verir gibi. Yoksa o kuru dalda portakalın tadı yok. Senin çocuğuna vesile kılarak kalbinde huzuru yaratan Allah'tır. O zaman huzurun kaynağı senin çocuğun mu, Allah mı? Allah. Bazen mesela insanlar gayrimeşru aşka düşerler eskiden Murat. Bir gencin gayrimeşru aşka düştüğü zaman bu çok zor bir durumdur. Kesiftir. Peki, onun üzüntüsü latif midir, kesif midir? Latiftir. Kesif bir şey böyle bir şey yaratamaz, estağfurullah. "Zordayım abi, derdimin dermanı kimde?" diye bakarsan, derdinin dermanını çocuğunda veya karında bulamazsın. Bunlar sadece umumî perdelerdir, esbaplardır. Çünkü istediğin huzuru, üzüntüyü, saadeti yaratmak için anbean, latif vasfına sahip bir insan gereklidir. Abdullah, seninle tekrar bir örnek yapsak olur mu? Abdullah, ben maskeli bir adamım. Elindeki bıçağı da çıkardım. Umarım örneğim boşuna olmaz. Eşini aldık bu şekilde Abdullah. Pencereyi de kapattık. Her yer karanlık. Sadece beni görebiliyorsun Abdullah. Durumu bilmiyorsun. Ben neyim Abdullah? Bıçaklı maskeli bir adam. Abdullah birdenbire 4 kişi gelir, eşinin elinden ayağından tutar, masaya yatırır. Sen gerçekleri bilmiyorsun. Camın arkasındasın ne haldesin? Çıldıracak gibisin değil mi? Camı kıracak gibisin. Camın arkasındasın ve 4 kişi eşini masaya yatırıyor. Ondan önce "Abdullah yardım et" diye bağıran hanım artık bir şey söyleyemez. Ve ben maskeli adam gelirim, bıçağı çıkarırım, eşinin karnına bıçağı saplarım. Camın arkasında ne hissedersin? Kendini öldürürsün değil mi? Vur vur. Böyle yaşamama yalvarırsın değil mi? Abdullah, birdenbire ışıklar yandı. Eşinin elinden ayağından tutan 4 kişi hemşirelerdi. Ağzını tutan anestezi uzmanıydı. Ben de cerrahım, doktorum. Karnında bir kanser tümörü varmış. Karnını açıp kanseri alıp eşini kurtaracağım. Senaryo nasıl oldu? İlkinde bana eşimi kesme diye yalvarıyordun, değil mi? İkincisinde ışık yandı. Karnın kanserliymiş, onun için kesiyordum. "Doktor bey, lütfen karımı kesin, size 10 bin dolar vereceğim" demez misin? Okumaz mısın? Peki olay nerede? Bıçak yemekte değil. Bıçak kimde? Evrende başına gelen her şey, Allah'ın, tek ve tek Latif olanın elinde ve sebepler bir perdedir ise, sen neye üzülüyorsun arkadaş? Allah rızası için El-Fatiha.