Transcription
Selamlar Dostlar. Bugünkü işleyeceğimiz konu, "siyam" yani karşılığında oruç dediğimiz kelimedir, söylenen kelimedir. Arkasından zaman olursa "hac" konusuna girdiniz, zaman olursa "beyt" konusuna girmiş olacağız.
Siyam konusu Türkiye'de kalmış. Her ay, her yılın bir ayı oruç tutuluyor ve bu dönerli bir takvim olarak işliyor. Dönerli bir takvim işlememesi gerekiyor çünkü sıcak zamanlarda ayet bahsediyor, kavurucu sıcak şehrinde yani bahsediyor. Fakat bizler takım, eee, dönerli takım olduğu zaman zamanlar, vakitler, haram aylar hepsi değişiyor. Değişmemesi gereken şeyler değişiyor. Ayların yani yerlerini de oynattılar dedikleri işte şu anda o duruma düştük. Yani siyam belli bir paragrafta, belli bir yerde geçer. Bakara Suresi 183 ila 188'e dahildir. V ile başlıyor çünkü o ayet ona da girmemiz lazım. O zaman unutma, çünkü konunun devamı demektir. Ve diğer başka 3-4 surede de yine saum ve siyam var. Onları da işlemiş olacağız ve konu bakalım bizi nereye getiriyor. Ben daha önce bu konuyla ilgili bir video var zaten burada yüklü YouTube'da. Ali Hoca ile beraber yapmadık, ben tek başıma bir arkadaş eşliğinde yapmıştık. Şimdi Ali Hocamla beraber çalışmalarımızı değerlendirerek siyam'a girmiş olalım. Buyur hocam.
Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Tabii Hocam, bu programımızda sıyam ile alakalı olsun, hac ile alakalı olsun, el-beyt kavramı ile alakalı olsun, anlattıklarımız %100 doğru olduğunu iddia etmiyoruz. Biz Kur'an üzerinde düşünerek, yoğunlaşarak, tezekkür ederek bu gibi önemli konuları ortaya çıkardık. Yani inşallah ileriki zamanlarda arkadaşların içinde bu konuda araştırma yapanlar, müzakere yapanlar bu konuyu, bu konuları bizden daha ileri bir seviyeye götürecekler. Bunda asla şüphe yoktur. Dolayısıyla biz Kur'an'dan bunu anlıyoruz, Kur'an'ın bağlam ve bütününden, Kur'an'ın hikmetinden bunu anlıyoruz. Yani itiraz eden arkadaşlara da bu konularda, yani "illa bu bizim söylediğimiz doğrudur" demiyoruz, iddia etmiyoruz.
Evet, siyam. Şöyle bir şey diyeyim ben ilave edeyim. Evet hocam, buyur. Biz bir gelenekten bunları koparmış oluyoruz, belli bir seviyeye getirmiş oluyoruz. Şimdi biz gelenekten kopmak çok kolay bir şey değildir. Gelenekten koparak ayetlere yanlış mana verildiği yerlere işaret ediyoruz. Bizim de yanlışlarımız çıkabilir ki tabii ki, insanız biz. Çünkü Kur'an o kadar evrilmiş, çevrilmiş ki neticede %100'ünü bulmak belki de tesadüfen olur veya Allah nasip ederse olur. Yani tabii ki eksiklerimiz çıkabilir ama bir ileri seviyeye getirmiş oluyoruz olayları. Buyur.
Evet, bu gelenekten koparma, gelenekten kopma önemli bir şey. Bu "Son Şövalyeler" diye bir film var hocam. O filmde ben bir cümle oradan şey yaptım. "Son Şövalyeler" filminde bir çocuk diyor ki: "Değişebilen biri, değişebilen biri örnek alınmalı, yargılanmalı. Dolayısıyla, dolayısıyla bu hurafelerden, bu geleneksel yalanlardan kurtulabilen ne mutlu onlara, selam olsun." diyor.
Evet, siyam. Kur'an'da bulunan "şehr" kelimesine baktığımızda 30 gün olan takvim ayını değil, iklim ve mevsimle ilgili olan Ramazan dolunayını, yani gökteki ayı kastettiğini görüyor. Şii ve Sünni dünyası Kur'an'da geçen dini günleri hicri takvime göre yerine getiriyorlar. Halbuki Kur'an'ın indiği zaman ve zeminde, yani Nebi Aleyhisselam'ın yaşadığı Mekke ve Medine'de kesinlikle takvim mevcut değildi. Hicri takvim Ömer'in hilafeti döneminde, hicretten 17 yıl sonra, Miladi 639'da toplanan bir meclis tarafından, Ali'nin önerisiyle, 4 halife olan Ali'nin önerisiyle hicretin gerçekleştiği yıl bir kabul edilerek oluşturulmuştur. Halbuki Nebi Aleyhisselam 632 yılında vefat etmiştir. Demek oluyor ki Nebi Aleyhisselam'ın yaşadığı dönemde, yani Kur'an'ın indiği zaman hicri takvim diye bir şey yoktu. Peki takvimin ve ayların bulunmadığı bir coğrafyada nasıl olur da Kur'an'dan takvime bağlı bir ay adı ve 30 gün oruç çıkarılabilir? Şimdi bunun hatalı olduğunu, yanlış olduğunu göreceğiz. Tabii Ömer'in hilafeti döneminde konulan hicri takvim güneş takvimine göre sürekli olarak 10 gün geriye doğru kaydığı için Ramazan şehri, Ramazan şehri en sıcak, yani kavurucu sıcaklık anlamına geldiği halde en soğuk aylar olan Ocak ve Şubat tutuluyor. Halbuki Kur'an'ın tanımına göre Ramazan şehri Temmuz veya Ağustos ayının dolunayına denk geliyor. Bu konuda en önemli mesele şudur: Bakara Suresi 185. ayette Yüce Allah, tabii sıyam kelimesinin hangi anlama geldiğini ileride göreceğiz. Sıyam kelimesi hangi anlama geliyor? "Sizden kim o şehre, Ramazan dolunayına şahit olursa, onu savm etsin." buyrulmaktadır. Kur'an'da bulunan "şehide" kelimeleri gözle şahit olma anlamına gelmektedir. Yani "sizden kim o şehre şahit olursa" demek, çocuk, genç, ihtiyar, dağda, çölde, bayırda, ovada, tarlada, tek başına olan, cahil, ümmi, kadın, herkes tarafından görülebilen anlamına gelmektedir. Kimsenin kimseye onu sorma ihtiyacı yoktur.
Sayın hocam, çok enteresan. Orada "minkum" onu söylüyor. "Minkum" halkın bütün kesimlerini içine alan bir kelimedir. Herkes orada dolunay ayını görür. Üç gün veyahut da dört gün mevsimlere göre değişir. Yani şahitlik edilmesi bir konu gerektiriyor. Yani şahitlik ya gözle ya bir eminlik, yani kalp ile mutmain olmak, yani gözle görmek. Yani şahitlik izafe eden bir anlam var burada. Yani...
Evet, hocam. Şahitlik genellikle Kur'an'a baktığımız zaman şahitlik gözle görülen bir şey. Çünkü gözle görmediği zaman insan emin olamıyor. Gözle görecek. Bir de şöyle bir şey var hocam, gözle görmek için yani herhangi bir ortamda bulunmak da şart değil. İsterse dağda olsun, isterse ovada olsun, isterse tarlada olsun, evde olsun, nerede olursa olsun dolunayı görmek mümkündür. Bakara 185. ayette geçen "şehr Ramazan"ın Temmuz veya Ağustos ayının dolunayı anlamına geldiğinden şüpheniz olmasın. Ayrıca dünyanın birçok ülkesinde güneş aynı zaman diliminde doğup batmaz veya aynı zamanda yaz yaşanmaz. Bir ülke yazı yaşarken diğer ülke kışı yaşar. Yani her coğrafyanın sıcak günleriyle soğuk günleri farklı bir zamanda olabiliyor. Dolayısıyla kuzeydeki ülkelerin en sıcak günleri farklı bir zamanda, güney ülkelerin en sıcak günleri farklı bir zamanda oluyor. Aslında Bakara Suresi'nin 184. ayetinde bulunan "Ey Hocam, bu da çok önemli. Ey sayılı günler" ibaresi bize her şeyi açıklıyor. Şimdi bu "eyyamen ma'dudat" ifadesi Bakara 184. ayetten başka üç yerde daha geçmektedir. Şimdi bunlara bakacağız. Üç yere daha geçiyor bu "eyyam ma'dudat". Yani bu "eyyam ma'dudat" aynı ifade, aynı kelime, aynı kavram nasıl değişik? Burada nasıl bir ay oluyor? Burada nasıl bir ay oluyor? Enteresan bir şey yani, çok ilginç bir şey.
Ya, aynı şey aynı şeyi ifade eder kardeşim.
Hocam, bir "hac" ile ilgili. Şimdi bu hac ile ilgili ayette Yüce Allah der ki: "Tak sayılı günlerde, fi eyyami Allah'a anın. Takvalı olmak isteyenler için, bilinçli olmak isteyenler için kim iki gün içinde acele edip Mina'dan Mekke'ye (parantez içinde Mina'dan Mekke'ye dönmek isterse) ona herhangi bir günah yoktur. Dönüşü geciktirenler için de herhangi bir günah yoktur. Allah'a karşı takvalı olun ve bilin ki hepiniz yalnızca Allah'ın huzurunda toplanacaksınız." Hocam, çok ilginç. Burada yani Mina günlerine, Mina günlerine tabii orada iki gün veyahut da üç gün beklerler. Standart olarak üç gün beklerler. Bekleyenler çünkü buradaki böyle anlamışlar, üç gün. Bu doğru bir anlayış. Bakara 203. ayeti açıp bakacak arkadaşlar. Bu ayetten dolayı isteyen hacılar Mekke'ye gelmeden önce veya üç gün Mina'da beklerler. Hiçbir hacı günden fazla Mina beklemez kelimesinden dolayı. Yani bu ayette geçen "ey sayılı günler" ifadesini herkes üç gün olarak anlamıştır. Herkes üç gün olarak anlamıştır ve uygulama da bu şekilde gelmiştir. Bu bir. İkincisi, Yahudiler hakkında hocam. Yahudiler hakkında Yüce Allah der ki: [Müzik] "Evet, kitaptan kendilerine bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hükmetmesi için Allah'ın kitabına çağrılıyor da sonra içlerinden bir grup dönüp yüz çeviriyor. Gerekçeleri ise onların sadece bize sadece sayılı günlerde ateş dokunacaktır demeleriydi. Uydurdukları şeyler dilleri hakkında kendilerini aldatmıştır." Hocam, bu çok, bu cümleyle alakalı bir şey söyleyeceğim ondan sonra ayete döneceğim. Çünkü bu son vahyin tarihindeki gelen din adamlarını da, Şii ve Sünni din adamlarını da ilgilendiriyor. Enteresan bir [Müzik] cümledir. "Dinlerinde iftira ettikleri şeyler onları Allah'ın yolundan uzaklaştırmıştır." Onlara kesinlikle katılıyorum. Ya hocam, yahu bugün iftira ettiklerinden dolayı hakikate ulaşmaları mümkün değil. Bunu geçen konuşmamızda söyledik. Hele maaşı da bu halkın vergilerini alan insanların ağzından doğru söz çıkmaz. Din adamı, çünkü bundan sonra da hocam, gerçekten de Kur'an'dan yüz çevirdikleri, Allah onlara vahyin, hakkın kapılarını ve pencerelerini tamamen kapatmıştır. Artık onlar asla akıllarını kullanamazlar, asla doğruya hidayete dönemezler. Kur'an'ı ezberden yutar bile doğruyu bulamazlar artık, yani bulamazlar. Hocam, burada Yahudilerin, Yahudilerin, yani bizde belli sayılı günlerde demeleri, üç veyahut da dört gün olarak çevirilerde öyle. Hocam, zaten diye çevirmişler. Bu bize bir başka şeyi de andırıyor. Yeri gelmişken onu da söyleyelim. Hani Ehli Sünnet görüşünde şöyle bir şey var ya, insanlar cehenneme girecekler, eee, her insan cehenneme girecek ayetlerden zaten atlarından çıkamadı. İnsan ayetlerden onu öyle anlamışlar. Zaten günahlara kadar yanıp çıkacaklar diye bir görüş yok mu? Zaten bu oradan gelen bir görüştür. Allah bunu kabul etmiyor zaten. Müslüman adamın cehennemde ne işi var bile. Düğüm taktır. Yani kesinlikle. Yani bunu, bu görüş, bu fikir, bu inanç Yahudi inancıdır. Yahudi, Yahudi inancıdır. Aynen öyle. Şimdi bu okuduğum hocam, iki ayet, iki ayet, Ali İmran 23 ve 24. ayetleri, onların numaralarını da bilmiş olalım. "Sayılı günler" ifadesi Bakara 80. ayette yine Yahudiler hakkında geçmektedir. Yine diğer yerlerde "eyyam ma'dudat" sayılı günler ifadesi birkaç gün olurken, Ramazan şehrinde olan sıyam ile ilgili "eyyam ma'dudat" sayılı günler nasıl 30 gün oluyor kardeşim? Diğer yerlerde "eyyam ma'dudat" 3-4 gün oluyor da, 2-3-4 gün oluyor da, Ramazan ile alakalı 184. ayette geçeni nasıl 30 gün oluyor? Aynı ifade, aynı sayıları ifade etmek zorundadır. Aynı ifade, aynı manayı ifade etmek zorundadır. Aynı manaya gelmek zorundadır. Birisine 3 gün, birisine iki gün, birisine 30 gün veremezsiniz. "Eyyam ma'dudat" 3-4 gün. Evet, evet. Önemine binaen yine hatırlatalım. Kur'an'ın indirildiği zaman ve zeminde takvim diye bir şey yok. Yani insanların şahit olacakları 30 günlük bir aydan söz edilemez. Ayrıca herkes 30 günlük bir aya şahit olamaz. Fakat alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah kitabında Ramazan şehrine, dolunayına öyle bir açıklama ve tanımlama getirmiş ki, bunu ihtiyar olan, çocuk, genç, dul, ümmi olan, tek başına yaşayan, çölde, dağda, bayırda, yaylada olan, takvim ve saati bulunmayan, yaz, kış değişmeyen, yağmurluk, karlı, kapalı, bulutlu havada bulunan, sadece gözle görülür bir kolaylıkla anlaşılabilen, yani herkes, bütün insanlar, hiç kimsenin kimseye sorma ihtiyacında olmayacağı bir şekilde ortaya koymuş. Bu kadar net. Bu yüzden "şehr Ramazan" demiş, Ramazan dolunayı. Dolayısıyla hiçbir bilimsel açıklamaya ihtiyaç duyulmayan bu açıklama, "şehr sizden kim sizden o şehre şahit olursa onu savm etsin." Yani sadece pencerenin açılıp bakılması ile görülebilen bir geceyi din adamları halen anlamıyorsa, bu açık ifadeyi kabul etmiyorlarsa, bu ilahi vahyi görmezlikten geliyorlarsa, İsa bile bile hakaret ediyorlarsa, insanlara bir ay oruç tutturuyorlar. İsa, Kur'an'ın ayetine aykırı hareket ettiklerinden dolayı büyük bir sorumluluk ve vebal altına girer.
Hocam, aslında mesela tek tek gitsek belki daha iyi gidebiliriz de, mesela "siyam sizden önceki ümmetlere öngörüldüğü gibi farz" diyebiliriz ona. Önemli değil. "Farz olduğu gibi size de farz kılındı." Niye farz kılındı? "Siyam bize umulur ki takvaya ulaşırsınız diye." Ayet konuyu ortaya koyuyor. Demek ki biz bir şey yapacağız, siyam yapacağız veya saum yapacağız, bizim olmamızı sağlayacak bir şey yapmış olacağız. Ayet bunu başından koyuyor zaten ortaya. Doğru mu? Doğru. İkinci ayete geliyoruz, 184. Konu bağlamındaki ikinci ayet. "Ey 'amen ma'dudat' diyor, sizden sayılı günler diyor. Kafadan koyuyor zaten. Kim hastaysa, seferde ise, yolcu ise vesaire ise yapamadığı günler tutamadığı da yok orada kelimede. Siz Arapça biliyorsunuz zaten, tutamadığı diye bir şey yok kelimede. Yapamadığı günler, diğer günler yaparlar. Diğer günler o sayıyı tamamlarlar." Yani diyor, mesela yani diyelim ki bir iştedir, güçtedir, o an sıyam yapma. Karşılıklı yapılır. Siyam zaten saum tek yapılır. Her ikisini de ortaya koyuyor zaten. Konuda zaten sağım da var, sıyam da var. Yani takvaya ulaşmak için yapamadığı bu çalışmayı, yani Kur'an'dan çalışmak ve Allah'ı tanıma faaliyeti, Allah ne dedi bunu anlama faaliyeti. Zaten konunun arkasına doğru 186 gittiğimiz zaman bunu veriyor zaten neti de takvaya ulaşmak için. Şimdi seferde olan, yolcu olan, hasta olan yapamadığı günlerde sayesinde diğer gün yapar sayısınca diyor. Bakın aylar demiyor orada. Orada da gün sayısınca diyor. Doğru mu hocam? Evet.
Şimdi geliyoruz 185'e. İşte "şehrü Ramazan fil Kur'an". Onun açıklaması. Hoca başladı zaten. Şehrin ne olduğunu, işte Ramazan'ın takvimi vesairesinin açıklamasını yaptı. Peki bu "şehr Ramazan" Kur'an ne dedi? Sonunda "Kur'an indirildi." O [Müzik] zamanda. Yani insanlar, ben zannediyorum ki bu ayetleri almışım. Eğer ayetleri almadı, tabii Kur'an açıp Kur'an'dan onları aktarırız. Evet, buyur hocam.
O şimdi 185'e ya, zaten 183'ü ortaya koyduk. Biz orada "söyle varsa söyle". 184, 185'e bu Kur'an indirildi diyor. O zamanda diyor. Niye indirildi? Şimdi sebebini de açıklıyor zaten. Yani, yani sıyam aslında sıyam, sıyam Kur'an'la ilgili bir şey. Onu açıkla. İnşallah sıyam, sıyam Kur'an'la alakalı, Kur'an'la ilgili bir şeydir. Yani hocam şunu da söyleyelim. Bu halk yani bir gelenekten kaldı. Kur'an yani sıyam Kur'an'la ilgili olduğunu biliyorsun. Ramazan ayında hatimler indirilir, mukabele yapılır, bir Kur'an çalışması yapılır ama tabii ki nasıl yapıldığını görüyoruz işte. Anlayarak değil. Mukabele, karşılıklı dersleşmek. İşte bak mukabele odur. Karşılıklı dersleşmek. Siyam da odur. Karşılıklı dersleşmek. Zaten ders yapmak. Yani ders. Okuduğun anlam değil. Siyam karşılıklı dersleşmek. Zaten saum da tekil. Or müsait değil. Evin uzakta vesaire. Tekilin tekil de savun var. Yani Kur'an'dan çalışmak var. Zaten saum, saum tekildir. Siya, tekildir. Siyam çoğul. Savun çoğuludur. Sa'ın çoğuludur. Zaten Kur'an Ramazan siyam için neden sayılı birkaç gün demiştir? Bir ay içerisinde gökteki ayın birtakım evreleri vardır. Ayın tamamen görünmediği bir zaman dilimi mevcuttur. Ay o zaman diliminde güneşe çok yakın olduğu için güneş ışığından dolayı görünmüyor. Daha sonraki günlerde ay yavaş yavaş belirgin hale geliyor. Demek ki "şehr" belirgin hale gelmek oluyor. Belirgin bir şeyin belirgin halini ortaya koyuyor. İyice belirgin hale gelip dolunay halini alıyor. Şimdi "şehr" kelimesini de ben söylemekten şeye diyorum, yine söyleyeyim. Anlamı, kadının doğum halinin son evresi demektir. Yani ne demek? Belirgin hale gelmesi. Bir şeyin belirgin hal. Mesela bizim Türkçede "şehir içi" deriz. Mesela şehir içi, şehir içi. Bu "şehr" kelimesinden gelir. Şöhretli yerden gelir. Şöhretli yerlere "şehr" deniyor. Şimdi dolunay şöhretli bir zamandır, en şöhretli olduğu zamandır. Şehir içi bir semtin en belirgin yeridir. Yani belirgin kelimesine gidiyor kelime. Yani en belirgin olduğu zaman demek oluyor. Evet, buyur.
O zaman en yoğun, en kalabalık olduğu, yani gözle görülme... Evet, en kalabalık olan yere şehri diyoruz. Yani en belirgin olan yer. Yani herkes tarafından belli, herkes tarafından belli şöhretli yeri. Yani en şöhretli yeri. Evet. Bu daha sonraki günlerde ay yine kararmaya başlıyor ve tekrar görünmez oluyor. Yani dolunay bazen 3 gün, bazen de 4 gün oluyor ve 7'den 70'e kadar herkes bunu gözleriyle şahit oluyor. Dolayısıyla aynen Bakara 185. ayette geçtiği gibi gerçekleşiyor. Sonuç olarak Ramazan kavurucu sıcaklık anlamına gelmektedir. Ramazan kelimesi kavurucu sıcaklık anlamına gelmektedir. Kur'an'a göre kışın yapılan saumun bir anlamı yoktur. Saumun yapıldığı mevsim Ağustos veya Temmuz ayının dolunayında olacaktır. Yani hicri takvim de aynen miladi takvim gibi sabit bir takvimdir. Onu nasıl dönerli hale getirdiklerini araştırmak gerekir. Siyam daha önceki ümmetlere yazıldığı gibi sayılı günlerdir. "Eyyam ma'dudat" sayılı günlerin bir ay değil, üç gün olduğunu yine Kur'an'dan öğreniyoruz. Evet, Bakara 203. ayet. Yukarıdaki ayetin devamında "eyyam ma'dudat" sayılı günlerin üç gün, yani dolunay anlamına geldiğini görüyoruz. Dördüncüsü, Yüce Allah "saum ve siyam" anlatırken "Allah sizin için kolaylık ister, yani sizin için zorluk istemez." buyuruyor. Fakat Hocam, biz gene Bakara 183. ayete geleceğiz. [Müzik] İnşallah. Evet, "Allah sizin için kolaylık ister, yani sizin için zorluk istemez." Bakara 185. buyurduğu halde insanların bir ay boyunca susuz ve aç kalmalarını istemez. Şimdi burada Allah hem de "sıyam" dediği halde insanlara, bu insanlar içinde hasta vardır, şeker hastaları vardır, ne bileyim her türlü hastalığa müptela olanlar vardır. Siz bu insanlara bir de tabii ümmi insanlar bunu farz olarak dayattığı zaman, gerekli bir şey olarak dayattığı zaman insanlar hasta bile olsalar ibadet olduğundan dolayı belki kurtuluşuna vesile olacağından dolayı insanlar hasta bir şekilde bunu yerine getirmeye çalışıyorlar. Kardeşim, Yüce Allah "saumun" daha önceki ümmetlere yazıldığı şekil bize yazıldığını haber veriyor. Peki daha önceki ümmetlerde "saumun" nasıl olduğunu bir görelim. Hocam, bu çok önemli. Bu çok önemli. Şimdi biz Yüce Allah diyor ki: "Ey iman edenler, size sıyam yazıldı, yasalaştı. Sizden öncekilere yasalaştığı gibi yasa olarak yazıldığı gibi bilinçli olasınız." Peki bizden önceki ümmetlere nasıl yazılmış? Onu bir görelim. Meryem Suresi 26. ayet hocam. Evet, tek bir tane ayet buluyoruz bizden önceki ümmetlere uygulanmış. Evet, burada Yüce Allah Meryem'e diyor ki: "Ye, iç, gözün aydın. Beşer, herhangi birini görürsen, ben adadım Rahman olan Allah'a adadım." Burada tekil olduğu için Meryem olduğu için "saum" ama "siyam" olduğu zaman çoğunluk tarafından yapılan bir şeydir. Burada Meryem tek başına olduğu için "saum" kelimesi gelmiştir. "Ben Rahmana saum adadım." Peki ne yapacak? İnsanlarla bugün beşeri yönden, dünyalık yönden, maddi yönden, geçici yönden heveslerle şeyle alakalı konuşmamayı adadım. Demek ki burada "saum" daha derinlikli, daha manevi, daha yoğunlaşma, vahiye yoğunlaşma, Allah'a yoğunlaşma, Allah'la iletişim ve diyaloğu arttırma, ziyadeleştirme. Ki "saum", "saum" nedir? "Saum" eğer bir insan "saum" yapacaksa, bu Ramazan şehrinde Kur'an'la baş başa kalacak. Malane, malane işleri bırakmış olacak. Tabii İsrailiyat var, Şabat denilen günler var, işte hiçbir iş yapmayacaklar. Allah'a kulluk görevlerini yerine getirecekler, ibadet. Yani diyelim ev yapıyorlar, onlar Şabat günleri. Buyur hocam.
Şimdi bu "saum" bir insan tek başına "saum" yapacağı zaman, yani dünyevi işlerden, dünyalıklardan biraz uzaklaşacak, onları bir kenara bırakacak, oturacak bir evde, işte buna itikaf deniliyor. Bir mescitte, o mescide gidecek, orada "siyam" yapacak. Evde kendi başına "saum" yapacak ama mescide gidip arkadaşlarla, yani aynı fikirde, aynı inanca sahip vahiy ehli muvahhidlerle oturup müzakere yapacak, hüccetleşme yapacak, Kur'an üzerinde düşünecekler, tefekkür edecekler, Kur'an'a yoğunlaşacak, Kur'an'da Allah'ın amacını öğrenecekler. Hocam, bir şey söyleyeceğim burada. Arkadaşlar, bir ibadet, belki ilerilerinde de bu var ama belki yoktur. Bir ibadet, bir inanç, bir ibadet, bir uygulama, bir ritüel, ne derseniz deyin, ne olursa olsun, eğer sizi bilince yönlendirmiyor, farkındalığa yönlendirmiyor, Allah'ı bilmeye, Allah'ı takdir etmeye götürmüyorsa, Allah'ın elçilerini öğretmiyorsa, dinin, imanın, Hanif İslam'ın, ihlasın hangi anlama geldiğini size öğretmiyorsa, onu yapmayın kardeşim, onu yapmayın. Burada bir sorun vardır. Bunda bir sorun vardır. Bu Allah tarafından gelmemiştir. Allah tarafından, Allah tarafından abes, boş, insanlara bir şey öğretmeyen bir şey gelmez. Şekilselik bir şey olmaz. Yani insan, dedim ya daha önce hep deklare ediyoruz, insanlık yararına, doğa yararına, kainattaki şeylerin yararına değilse, bu Allah'ın emrettiği şey değildir, olamaz, olamaz.
Şimdi hocam, bir şey söyleyeceğim burada devam edeceğim. Şimdi arkadaşlar, sizin asırlardan beri, 14 asırdan beri tuttuğunuz oruç. Şimdi biz topluma bakıyoruz, toplum içinde yaşıyoruz. Toplumun din adamlarına bakıyoruz, ilahiyatçılarına bakıyoruz. Kur'an'dan konuştum zannedenlere bakıyoruz. Arkadaşlar, Kur'an'ı bilmiyor. Kur'an'ın farkında değil. Kur'an'ın kavramlarının farkında değil. Kur'an'ın hikmetinden farkında değil. Bağlam ve bütünlüğünü bilmiyor. Allah'ın huzuruna çıkacak adam, prof olmuş, Allah'ın huzuruna çıkacak, Kur'an'dan haberi yok. Din adamlarının, Kur'an'dan haberi yok. Allah'tan haberleri yok. İslam'ın hangi anlama geldiğini, ihlasın hangi anlama geldiğini, takvanın, ibadetin, vallahi ibadetin hangi anlama geldiğini bilmiyor. Kardeşim, bunları sorgulayın. Bunların ibadetlerini, iman kitaplarını sorgulayın. Bu doğru bir yol değildir. Bu doğru bir yol değil. Demek ki hocam, "saum" yemek ve içmekten uzak kalmak değil, insanı meşgul eden dünyalık şeylerden uzaklaşıp vahyin üzerinde düşünme, vahyin üzerinde düşünme ve vahiyle baş başa kalmak anlamına gelmektedir. Zaten ayette "ye, is" diyor, ona değil mi? Aynen. Yalnız orada burada bir ifade var, insanların kafasını karıştıran bu ifade ve ve... Hocam, bu ifade ve ve...
İçin başta "bude siyah iplikle siyah iplikle beyaz iplik size göre belli oluncaya kadar yiyin için." Şimdi orada "e kadar" olduğu için sanki o zamana kadar yiyin için, ondan sonra oruç tutun anlamına geliyor. Yok, burada o... Evet, hocam, buyur hocam.
Oradaki iplik yok orada. Biliyorsun, "hayt" kelimesi sanki yaşamla ilgili bir kelimedir. Yani "hayt" kelimesi iplik var. Hocam, iplik var. Abdullah yok ki orada. Yok orada "hablullah" geçiyor. "Hablullah" ayrı bir şeydir. "Hablullah" himaye demektir, hocam. "Hablullah" kelimesi Ali İmran Suresi 103. ayette geçer. Orada Allah'ın himayesi anlamına gelir. Allah'ın himayesine sığının. Oradaki ib değil zaten. Allah'ın himayesi demek. Niye? Şunu söyleyeyim hocam. "Habl" kelimesi, "itisam" kelimesi mesela, "itisam" kelimesi Ali İmran'da geçer. Yüce Allah der ki: "Nasıl inkar edersiniz Allah'ın ayetleri size tilavet edildiği halde, içinizde Allah'ın Resulü de vardır. Kim Allah'ın himayesine sığınırsa, kim Allah'a sığınırsa, ile sırat-ı müstakim, sırat-ı müstakime hidayet edilmiş olur." Dolayısıyla hocam, bu "habl" kelimesi, Ali İmran 103. ayette bulunan "billahi" Allah'ın ipine sarılın değil, Allah'ın himayesine sığının. Şimdi bu Bakara 187. ayette geçen "hayt" kelimesi, hocam, "hayt", "hayt" kelimesi bütün Araplara, Araplara gidildiği zaman kime sorarsanız sorun, "hayt" kelimesi normal bildiğimiz maddi iplik anlamına geliyor. Ya şey, pardon, burada "fecir" "hayt" aslında ipliktir ama burada "fecir" deki fecri karanlıkla şudur. Yani fecire bakılır, gündüzün aydınlığı, eee, gecenin aydınlığı gidecek, gündüzün aydınlığı gelecek. Kur'an buna eğer fecir demeseydi başka simgesel manalar arayabilirdik ama burada "fecrin siyah ipliği ile beyaz ipliğinin birbirinden ayrılması" dediğinden dolayı bunu biliyoruz. Evet, sayın hocam, buyur.
Tamam hocam. Şimdi, eee, sıradan gitmediğimiz için biraz şey oluyor. Kur'an'ın yani 185'e 2 anlamları, yani hile, batılı, hidayet yolunu, akifin olmak, eee, vesaire o konuya biraz girsek. Yani Kur'an çalışması olduğu, bugün de biliniyor. Fakat mukabele, karşılıklı anlayarak okumak demektir. Bu yapılmıyor. Kur'an çalışması yapılıyor gibi, eee, ezberden okunuyor. Şeyi kalmış yani kokusu kalmış o şeyden, aslından kokusu kalmış. Kur'an çalışması olacak tabii o günlerde karşılıklı ve Allah'ı tanıma faaliyeti. 186. ayette onu söyler. 185'e değinecek misin bilmiyorum. 187'de yine "yiyin, için" der. Orada "yemeyin" hepsinde "yiyin, için" geliyor. Yemeğin yoktur orada. Bakın niye yemeğimiz 188'de izah ediyor. Evet. Zaten Kur'an'ın anlaşılmasında ve yaşanmasında orucun hiçbir faydası olmamıştır. Geleneksel dinde var olan bütün ibadet ve uygulamaları sorgulamak gerekir. Kur'an'a dikkatli bir şekilde baktığımızda başta ibadet olmak üzere, salat, takva, ihlas, ihsan, saum, hac, hidayet, sırat-ı müstakim gibi birçok kavramın Kur'an'ın anlaşılması ile ilgili olduğunu görüyoruz. Her şey Kur'an'la değer kazanır. Kur'an'ın ilmi ve ahlakı, yani hikmeti olmadan Yüce Allah gerektiği gibi takdir edilemez. Evet, Kur'an bilinmeden din, iman ve İslam bilinemez. Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğü olmadan İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed Aleyhisselam bilinemez. Kur'an'ın ilmi olmadan Allah resullerin iman ve mücadeleleri idrak edilemez. Sözün özü, Kur'an olmadan Yüce Allah'tan din ve imandan söz edilemez. Dolayısıyla Kur'an'da var olan bir kavram insanları Kur'an'a götürmüyorsa ortada büyük bir sorun var demektir. Yani namaz, oruç, hac ve ömre gibi uygulama insanları bilince ve şuura değil de taklit ve cehalete sevk ediyorsa çok düşünmek gerekiyor. Yani bunları Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğü içinde yeniden yorumlamak gerekir. Bir düşünmek gerekiyor. Ümmet olarak neden Kur'an cahiliye? İbadet olarak bildiğimiz şeyler neden bize huzur ve mutluluk, güven ve istikrar vermiyor? İbadet olarak bildiğimiz bütün uygulamalar neden bizi Kur'an'dan uzaklaştırıyor? Şu dünya hayatında Kur'an'ın ilim ve ahlakından daha değerli bir şey var mıdır? Bakara 183. ayette "sıyam" takvaya ulaştırdığı haber veriliyor. Evet, "ey amen". Demek ki "siyam"ın getirisi, "siyam" insanlığa kazandırdığı bilinç takvadır. Ey bilinçli olacaksınız. Yani "siyam" yaptığınız zaman bilinçli hale geleceksiniz. Peki bir olayda eğer müzakere olmadan, diyalog olmadan, tebliğ olmadan, bir araya gelmeden, hüccetleşme olmadan, tartışmadan, konuşmadan nasıl bilinç gerçekleşecek? Nasıl olacak bu iş? "Siyam" oruç tutmak insanı bilinçli yapar mı kardeşim? Bir düşünün. Bir düşünün. Oruç tutmanın insanlara vermiş olduğu herhangi bir bilinç var mı? Zerre kadar. Zerre kadar. Halbuki Kur'an'dan başka hiçbir şey insanları takvaya ulaştıramaz, bilince ulaştıramaz. İnsana güzel ahlak ve ihlası, ihlasa hak ve hidayete ulaşmanın ulaşmanın da tek yolu Kur'an'dır.
O halde saum tek başına Kur'an'a yoğunlaşma anlamına gelirken, sıyam toplu şekilde yoğunlaşma anlamına gelmektedir. Hocam, burada bir şey söyleyeceğim. Burada siyam hangi anlama geldiğini en güzel ortaya koyan ayetlerden bir tanesi Nisa 92 ayet. Nisa 92 ayet. Bu ayette Yüce Allah, hata olarak, kaza olarak bir müminin bir mümini öldürmesinin mümkün olmadığını anlatır. Yüce Allah der ki, Nisa Suresi 92. ayette, "Şim" cümlemize geleceğiz. "Şim" Yukarıdaki maddeleri bulamayan, Türkçesini okuyabilirim ama "es" konumuz geldi. "Aki" şeyleri bulamayan, yani fidye, hata olarak adam öldüren, fidye olarak, diyet olarak imkanı yoksa veyahut da bir köle azat edemeyecek. Diyor ki, "Femen lem yecid" kim yukarıdaki maddeleri bulamıyorsa ne yapacak? Ekonomisi yok. Ekonomisi yok. Yani ekonomisi yok. Cezayı vermeye, parasal ceza verecek gücü yok.
Buyur. Aynen, aynen hocam. "Şeher" iki "şeher" siyam yapacak. "M m" arka arkaya. "Tövbet minallah." Allah'tan, yani tövbesinin kabul edilmesi için. Hocam, şimdi kaza olarak adam öldüren birisi iki ay oruç tutacak diye koymuşlar. Mem, kardeşim, Allah'tan korkun. Bir hata olarak adam öldüren iki ay oruç tuttuğu zaman ne kazanacak, ne elde edecek?
Şöyle bir şey geldi aklıma hocam. Evet, hocam. Bizi yaratan Allah değil mi? Evet. Kazağımızı da gönderen odur. O zaman şu anda kaza adam öldürene iki ay oruç tutsanız, bunu insanoğlunu, biz kabul ediyor mu, etmiyor mu demek? Yaratanın vicdanı kabul etmiyor bunu. Öyle ya. Evet, kabul eder mi bunu? Tabii. Ama bu kişi ıslah olsa, ıslah eğitimi alsa, hatasını gerçekten benimsediğini anlasa, Allah'tan özür dilese, yani ıslah terbiye, Allah'ı tanıma faaliyeti diyoruz biz bu. Sama tabii. Tamam mı? Takvaya, bilince ulaşmak eğitimle olacak. Yine bu, bunun ıslah evleri var mesela. Bu siyam, Bakara 196 versiyonları da var hadisinde. Onu işleriz. Zında, bak burada hasta olanlara siyam yaptırmıyorlar. Orada hasta olanlara siyam yaptırıyorlar. Yani oruç tutuyor. Bu Nisa 92 ayette ne yapılacak siyam? Hocam, kasasında.
Geçenlerde gene söyledik. Kur'an'da var olan konuların, kavramların pratik hayatta karşılığı var. Hepsinin hayatta karşılığı var. Sosyal, içtimai hayatta. Bunun da var. Rehabilitasyon merkezleri var hocam. Siyam merkezleri kurulacak. Siyam merkezleri. Adam herhangi bir suç, hangi suçu işlemişse işlesin, yani insanlara karşı ufak hatalar diyelim veya bu bir hata olarak adam öldürme. Bu hesaba çekilecek bir kurul olacak. Yani uzmanlardan, uzmanlardan, yetkililerden, psikologlardan bir kurul olacak. Bu adam hesaba çekilecek. Bu adam, bu adama siyam yaptırılacak. Bu adamın yetişmiş olduğu aile, yetişmiş olduğu çevre nasıl bir, nasıl bir çevrede, nasıl bir ailede, nasıl bir akıl ve fikirle, nasıl bir inançla, nasıl bir eğitimle bu adam siyam yaptıracak? İki "şeher", iki dolunay peş peşe. Bu adam hesaba çekilecek. Bu adam rehabilite edilecek. Bu adam tedavi edilecek. Bu adam oruç tutmayacak kardeşim.
Tabii, bu şeyi de izah et o zaman. Eşini boşayan kişi de iki "şeher" siyam yapacak. Eşinle buluşmadan önce. Hocam, o da aynı. Bak, bunu da yazmışım. Evet, evet.
O halde saum tek başına Kur'an'a yoğunlaşma anlamına gelirken, siyam toplu şekilde yoğunlaşma anlamına gelmektedir. Buna bağlı olarak Zihar kefaretinin, hocam, buna bağlı olarak Zihar kefaretinin mücadele 4 ve hatalı bir şekilde ölüme sebep olan kefaret de iki ay oruç değil, iki dolunay, yani altı gün rehabilitasyon merkezinden geçecektir. Bunlar hocam, siyam geçen yerlerde Ramazan, Ramazan şehri hariç. Ramazan şehri neden önemli? Çünkü o genel bir siyamdır. Genel bir saklar. Sıcakların olduğu zaman senin vakitlerde yapılacak bir şeyden bahsediyor. Allah genel olarak işi gücü olmayanlar, işi gücü olanlar diğer günlere yapacak o çalışmayı. Ama diğer suç işleyen herkese var siyam. Veya tabii, tabii. Bu siyam, bu Ramazan şehrinde geçen siyam hariç, öteki siyam geçen yerlerde hep dikkat et. Hocam, bir hata oluşmuş. Bir hatanın arkasından siyam geliyor. Burada bir kaza olmuş. Bu rehabilite edilecek, tedavi edilecek. Bu adamın sorunu çözecek. Bugün Avrupa ve Amerika, hocam, rehabilitasyon merkezleri var. İnsanlar toplanıyorlar, çeşitli psikolojik, ruhi bunalımda olanları ne yapıyorlar? Konuşuyorlar, konuşuyorlar, konuşarak, anlatarak, ikna ederek fıtratları, fıtratları doğru işleten ülkeler gelişmiş ülkeler. Aslında vahyin demek istediğini anlamışlar. Yani vahiyi okumadan, çünkü fıtratımızda yüklüdür bu vahiy. Evet.
Hatta hocam, bir şey söyleyeyim. Neden Meryem? Neden Meryem, Allah'ın selamı üzerinde olsun? Neden Meryem ki, "Keşke bundan önce ölseydim ve unutulup gitseydim" dediğinden dolayı da saum yapmış olabilir. Burada da bir hata var gibi. Dolayısıyla Kur'an'a baktığımız zaman, hata, hata, iman edenlerin hata yaptıkları yerde siyam ortaya çıkıyor. Burada o zaman bir tedavi yöntemidir bu. Çok mükemmel bir. Keşke bugün bütün şehirlerde, İstanbul'da, Ankara'da, Elazığ'da, bütün şehirlerde rehabilitasyon merkezleri olsaydı. Yani bunalımda olanlar, bir çıkmazın içinde olanlar, maddi manevi sorunlar, onlar bunlara gelseydi, müracaat etseydi, parasız bir şekilde oturacaklar, onlarla konuşacaklar. Hem dini sorunları, ailevi sorunları. Kim yapsak onları rehabilite? Adam onları rehabilite yapak adam yok işte. Siyam budur hocam ya. Siyam budur ya. Evet, devam et hocam. Buyur. Yani onların ahlaki ve psikolojik durumları incelenecek, incelenecek ve rehabilite edilecekler. Yoksa oruç tutmalarının hiçbir faydası olmayacaktır. Siyam, Ramazan dolunayında, yani Temmuz veya Ağustos ayının dol dolunayında, diğer zamanlarda ayrı olarak hem bireysel hem de toplu olarak mescitlerde itikaf, Kur'an ile yoğunlaşma anlamına gelmiş olamaz mı diye arkadaşlara şey yapıyoruz. Arkadaşlar, üzer düşünsün. Hocam, ben bu kadar notlar almışım. Hocam, sizin eklemek istediğiniz bir şey varsa şimdi, mescitlerde siyam, sa, mescitlerin iki anlamlı geldiğini görüyoruz arkadaşlar. Mescitler arı duru, Allah'ın emirlerinin kabul edildiği yerlerdir. Bu ev de olabiliyor, bir bahçe de olabiliyor, yani tarlada da olabiliyor. Bir mekansal bir yer de olabiliyor. Mescit kelimesinin anlamı buraya geliyor. E, Akif demek, Akif olmaktan geliyor zaten. Yani bir şeye eğilmek, önemsemek, önem vermek, üzerine durmak, örnek bilgi sahibi olmak olarak geliyor. 187 çok fazla değin demedik. Orada da yeğin içtim var zaten. Bu siyam nereye kadar tamamlayacağım? Sa, saum da siyam da ayetin içerisinde geçiyor. 188'de "v" ile başlar ayet. "V" ile başlayan ayet konusu öncesi devam ediyor demektir. Yemeyin, içmeyin, insanların mallarını haksız yere yemeyin. Yani yememek, içmemek orada geliyor zaten. Ben daha önce de alan konuştuğumuzda bu oruç tutmayı, yani hangi kelimeden çıkardılar ki ben anlamıyorum onu dediğimde, burada sihamı, siyama oruç verilince fez kadar tamamlayın. Hatta orada akşama değil ki geceye tamamlayın diye de var zaten. İler, yani ley gecedir. Niye Allah gece dedi de akşam demedi? Akşam kelimesi var, gece kelimesi var. Allah bunları bilin kullan. İşa kelimesi, işa kelimesi akşamdır. Ly kelimesi gecedir. Evet, aynen, evet. Bu kullanılıyor Kur'an-ı Kerim'de. Çünkü ne dedim ya daha önce de bir sohbetim var benim, bir tek başına yaptığım sohbet var siyam ile ilgili. Buam burada bitiriyoruz. Hocamın ilave edecekleri var mı bilmiyorum. Buyur hocam. Yok hocam, teşekkür ederim. Benden bu kadar. Allah razı olsun. Pek hayırlı günler diliyoruz.