📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Ölülere işittirilmez, dua bile edilmez.& Ali Aydın

Ahmet Ali Yıldırım54:00

Transcription

Selamlar. Herkese iyi günler diliyoruz. Bugünkü konumuz da ölmüş insanlarla sağ insanlar arasındaki ilişki, dualar, işte amel, amel yani onun adına hayır yapmak veya duyması, duymaması, görmesi, görmemesi. İşte bu kadar hatimler indiriliyor, eskilerin şeyine gönderiliyor. Tabii o arada bize peygamber yani Nebi için "postacı" derler. Allah'a "postacı" yaparlar. "Asan sevapları şunlara bunlara gönderdik, sen kabul et" diye sanki sevap yapmışlar, belli de kayıt altına alınmış bir yere de gönderiyorlar. Allah Allah'ı da postacı gibi kullanıyorlar. Allah'a akıl öğretmektir bunlar. Çok tabii hayatımızda çok yanlışlar var. Yani şimdi onlara girelim ve görelim nasıl yanlışlar var.

Buyurun. Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Sayın hocam, Emevi ve Abbasi devletleri döneminde İslam'ı kabul etmek durumunda kalan aşiret, kabile ve devletlerin kültür ve geleneklerinden rivayetlere intikal eden inançlar olarak görüyorum bütün bu hurafe ve yalanlar. Yani bu ister Dört Halife dönemi olsun, Emevi ve Abbasiler döneminde olsun, İslam'ı kabul etmek zorunda kalan kültür ve geleneklerin, onların inançlarından, geleneklerinden rivayet yoluyla intikal eden hurafeler ve yalanlardır bunlar. Yoksa bir dinde asla bu kadar yalan olmaz. Özellikle Allah'ın dininde, Allah'ın Allah'ın indirdiği dinde bu gibi şeyler olur mu? Kur'an'ın Kur'an'ın içinde bulunduğu konular bellidir. Kur'an'ın ana konuları bellidir. Başı ve sonu bellidir. Yüce Allah'ın mesajı açıktır. Dolayısıyla yani dinde olan yalan, bu uydurma, uydurma iftira, dinde olan yalan başka hiçbir şeyde bulunmaz. Bunlardan bir tanesi de ölülere hayır yapmak, ölülere dua etmek, ölülere Kur'an okuma, Yasin okuma. Ya hocam, o kadar hayatın içinde olan bir şey ki birisi öldüğü zaman hatimler dağıtılıyor, Yasinler dağıtılıyor, kelime-i Tevhit dağıtılıyor. Bunlar okuyorlar, bağışlanıyor ve Diyanet'in, ilahiyatçıların bunlara söylemiş olduğu en ufak bir söz, en ufak bir karşı gelme yoktur. Ya kardeşim, olmaz böyle bir şey olur mu? Bu çok önemli bir mesele. İnsanlar insanlar hayatlarını, zamanlarını, vakitlerini israf ediyorlar, enerjilerini israf ediyorlar. Yanlış bir din algısına sebep oluyorlar. Kardeşim, Allah'ın dini yerine, Allah'ın rahmet ve hidayet dini yerine şeytanların dinine tabi oluyorlar. Kardeşim, bunlara bir dur deyin, bunlara bir engel olun, bir karşı gelin. Yüce Allah'ın dininin ne kadar saf, berrak, açık, hidayet ve rahmet olduğu ortaya çıksın kardeşim.

Ya şimdi beşer dini, beşer dini ile Allah'ın dini birbirine içine karışınca bu sefer ne olur kardeşim? Allah'tan korkun. Beşeri olan bir şeyi ilahi Allah seviyesine çıkarmış oluyorsunuz. Evet, hocam. Şimdi biz ölülere de masraf da ediyoruz. Bunu konuşurken diyor ki kişiler, "Osmanlı da yapmış bunları." Neler? İşte bu türbeler. Yani bunlara büyük paralar harcanmış ve kalıcı yapmışlar bunları. Şimdi bu DEAŞ'ın ve Arapların yani görüşü, iyi tek bir doğru herhalde görüşlerini şu anda söylemiş olalım. İşte mezarlar, yani türbeler, lahitler vesaire. Onlara para harcamaları ve daha doğrusu 5 yılda bir, 10 yılda bir aynı mezarlık tekrar tekrar doldurulması gerekiyor. Yeryüzü bizim geçimimiz içindir. Yani insanları ayrı yerlere koymak zorunda değilsiniz. 100 yıl önceki mezarlıklar bile duruyor yeryüzünde. Onlar aynı mezarlığa konulabilir. Yani bugün Medine'de uygulanıyor. Yani bunların bu bu uygulaması doğrudur. Yani burada da bir sorun var yani.

Evet, hocam. Bunların bunların da DEAŞ'tan hiçbir farkları yoktur. Bunların da DEAŞ'tan hiçbir farkları yoktur. DEAŞ'ın veyahut da Suudi Arabistan'ın Vahabilerin bunlardan iki tane farkları vardır. İki tane basit farkları vardır. Bir, Vahabiler DEAŞ gibi şeyler, Selefiler ölülere Kur'an okumazlar. Bu bir. İkincisi, türbe yapmazlar. İşte bunlar iki doğru, iki tane doğruları var orada yani doğrular var. Evet, hocam. Bunlardır. Bunun haricinde hocam, bunun haricinde asla bizim Türkiye'dekiler, Diyanet'ten, ilahiyatçılardan asla farkları yoktur. Hepsi Ehli Sünnet dinine mensuplar hocam. Evet, aynı hadislere iman ederler. Ben birine dedim ki, "Yani senin bana Şii'adan, hatta Hristiyanlıktan, Yahudilikten farkını bir söylesene." Dedi bana, "Çok ağrıma gitti." Tabii bu akademisyen birisiydi. Ben, "Biz bu tahrif düşüncesindeyiz." Mücadele için getirmişlerdi. Önce dedi bana ki, "Kur'an dışı vahiy var mıdır?" Yok. Dedi. Dedim, "Şuraya yazalım." On, yani benim ofisimdeyiz, 10 kişi de dinliyor bizi. En son nereye geldi? "Kur'an dışı vahiy vardır." Geldi. Mecbur kaldı. Çünkü dedim, "Yani başlangıçta siz böyle konuştunuz, şimdi başlangıçta yok dediniz de şimdi var dediniz." Siz anla. Senin o zaman dedim, "Yahudilikten, Hristiyanlıktan, Şiadan bilmem neden, DEAŞ'tan ne farkım var ki?" "Ne farkınız var ki?" dedim. Yani hepiniz birbirine bir adam, birine bağlısın, bir kitaplarını okursunuz ve ondan içtihat yaparsınız. Ya farklılık yok. Bunlar dein.

Buyurun. Şimdi hocam, gelelim burada önemli bir şey hatırlattınız bana. Şimdi kabir yapma meselesi, kabir yapma, onlara israf etme. Taştan, mermerden öyle kabirler yapıyorlar ki bunlar. Sağ olanların haklarını ölülere gere harcıyorsunuz. Tamamen bunlar haramdır, tamamen israftır. Çünkü çünkü insan, insan bir enerjiden yaratılmıştır. Bir de onun ham maddesinde toprak vardır, su vardır. İnsan öldüğü zaman, insan öldüğü zaman enerjisi kesilir, kalbi durur, enerji gider, elektriği kesilir. Buna ruh diyorlar. Kesinlikle insanda ruh diye bir şey yoktur. Ruh bilgidir. Zaten ya bilgi yüklenmiş bilgidir. Enerjisi kesilir, ateşi kesilir, lambası söner, can gözle görülmeyen can. Evet, öldüğü anda gider. İkincisi toprağa defnedilir. Orada da vücudu tamamen çürür, tamamen çürür. Geldiği yere, beslendiği yere gider. Sadece kemikler kalır. Sadece orada kemikler sürüyor. Zaman içerisinde beslendiği şeye tekrar geri dönüyor. Evet, sadece toprakta kemikleri kalır. Kemikleri kalır. Yani ahirete intikal eden, ahirete intikal eden nefistir. Yani ceza ve mükafat olacak, alacak olan nefistir. Bundan dolayı kabristanlara masraf yapmalarının bir mantığı yoktur. Neden? Çünkü bütün şu inançlar yanlıştır. İşte efendim, kabirleri ziyaret ettiğiniz zaman onlar sizi görüyorlar, onlar sizi evlerinize ziyaret ediyorlar, onlar sizi işitiyor. Bunların hepsi yalan, hepsi iftira, hepsi F. Yani cuma akşamları da bir şey etmiyorlar. Yok hocam, böyle bir şey olabilir mi?

Hocam, bir de şöyle bir inanç var. Yani gerçekten bu çok enteresan bir şey. Neyse, onu sonra şey yapayım. Dolayısıyla hocam, kabristanda olanlar, kabirde olanlar asla gelenleri ziyaret görmezler, onları işitmezler, asla onları ziyaret etmezler, onlardan asla haberleri yoktur. Bununla alakalı ayetler var. İnşallah dile getirir. Hadis de var hocam. Evet, sadece ibret almak için kabirler ziyaret edilir. Başka hiçbir amacı yoktur. Ya hocam, tabii ki şöyle bir şey söyleyeyim. Şimdi aklıma geldi. Şimdi şu anda diyorlar ki, "Neden kabristanları yapıyoruz?" Söyleyeceğim şey şu anda aklıma geldi. Neden kabristanları yapıyoruz? Kabri yapıyoruz, üzerine isimler yazıyoruz. Çocuklarımız bilsinler diye. Kadar hocam, onu bile düşünemiyor. Tamam, senin çocukların geldi, gördü. Senin çocukların geldi, gördü. Peki senin torunların bir daha senin, mümkün değil. Senin torunların asla orayı gezmeyecek, görmeyecekler. Hocam, bir de şöyle bir şey var. Enteresan bir şey var. Bir insan öldükten sonra, öldükten sonra biz Allah'ın hafızasında, Allah'a gittikten sonra, "İnna lillahi ve inne ileyhi raciun." "Her nefis ölümü tadıcıdır." Sonra bize döndürüleceksiniz. Sonra bize geleceksiniz. Rabbinize döneceksiniz. Biz Rabbimize gittikten sonra, Allah'a gittikten sonra bizim akrabalarımız, çocuklarımız, torunlarımız bizi görse ne olacak, görmese ne olacak? Ne kadar basit düşünceler, basit görüşler, basit inançlar. Böyle bir şey olabilir mi? Yazık, günah. Asla kabirlere israf yapılmaması gerekir. Haramdır. Onu gidin dilencilere verin, fakirlere verin, komşulara verin, akrabalara verin. Allah'tan korkun. Böyle bir şey yapmayın. Yazık, günah ya. Yazık, günah.

Evet, hocam. Şimdi gelelim onlara yapılan hatimler veya dualar. Kurban dahi kesiliyor diyor. Yani ben kesmişim ha. Yani gençliğime beni aldattılar. Yani Peygamberimize atfen kurban kesmişim. Bunları biz atladık değil. Arkadaşlar, bu yaptığımız şeyleri biz yaşadık. Yani söylediğimiz şu an eleştirdiğimiz şeylerin birini yaşadık. Yani evet. Evet, gerçekten de halkımız, millet olarak insanların duygusal yönlerine hitap ettiğinden dolayı insanlar. Bir de hocam şöyle bir şey var. Anne ve babalarına hayattayken belki onlara sahip olmadıklarından, bakmadıklarından, göstermediklerinden dolayı öldükten sonra daha çok bir duygusallığa kapılarak onlar adına bir şey yapma. Hiç olmazsa dünya hayatında yapmadım, bari öldükten sonra öldükten sonra onlar adına sevap yapayım. Dünyadaki şeyi telafi edeyim, hatalarımı, günahlarımı, onlara karşı olan saygısızlığı telafi edeyim düşüncesiyle bunları yapıyorlar. Asla böyle bir şey olmaz. Dünyada hayattayken, canlıyken olacak bunlar. Bunu işte mevlüt okutuyor, her yıl aynı doğum şey, ölüm şeyine göre. Bunun da kesilenleri var. İşte yani bundan da kesenleri var. Yani hocam, iyi ki hatırlattınız. Allah razı olsun. Bu bu 7 gecesi, 40 gecesi, 52 gecesi. Ondan sonra hocam, bizim memlekette, bizim memlekette Mardin'de öldükten sonra Akika, Akika değil hocam, ölüler adına bir şey keserler, kurban keserler. Ya kardeşim, Allah'tan korkun. Bunu. Hocam, bir de şöyle bir şey var. Bunu gelenek haline getirmişler. İnsanlar geleneğe çok bağlıdırlar. Geleneği yerine getirmedikleri zaman, icra olmadığı zaman insanlar tarafından acayip bir şekilde kınanıyor. İnsanlar bu kınamayı kaldırmadıkları dolayı, fakir de olsalar, gariban da olsalar, borçlan harçla bir büyük bir hayvan kesmek zorunda kalıyorlar. Kardeşim, Allah'tan korkun. Böyle bir şey olur mu? Sorun nerede? Ne diyor? Nebi'ye ası, Allah ne der diye düşünmedin de insanlar ne der diye düşündün? Öyle. Evet, evet, aynen aynen aynen. Şu anda öyle yaşıyoruz biz. İnsanlar ne der diye. Evet, Allah ne der diye. Bakalım Allah ne diyor? Yani demiş zaten, "Kınayıcının kınamasından onlar yüksüzler" demiyor mu Allah? Tabii, tabii. Öyle şeyler var ki, kınayıcıyı kınamasından asla yüzler. Tabi hocam, kınayıcıların kınamasından korkar. Ölüler adına hayır yapılmaz. Dua bile edilmez. Allah'ın kitabına baktığımızda ölüler adına hiçbir hayrın yapılmayacağını görürüz. Dolayısıyla ölüler adına hacca gidilemeyeceği gibi. Hocam, bu da çok önemli ya. Ölüler adına adam annesi, babası, şey adına, hocaları, imamları hacca gönderiyorlar. Onların paralarını alıyorlar. Hocam ya, böyle bir şey olur. O fetvayı niye verdiler? Orada da birileri nemalanıyor. Gene hacca gidiyor işte veya gezmeye gidiyor. Onun adına. İşte hepsinde bir geçim var. Bakın dikkat edin arkadaşlar. Ölüler adına kurban kesilmez. Bu da hocam, çok yapılan bir şey. Arkadaşlar, ölüler adına as kurban kesmez. Ben kesmişim. Yani Muhammed Aleyhisselam'a güya atfen kurban kesmişim. Yani Kur'an okunmaz. Yani Yasin, Fatiha, Kur'an okunmaz. Sadaka verilmez. Hatta dua bile yapılmaz. Hatta dua bile yapılmaz. Ya şimdi biz bunları söylüyoruz ve şimdi biraz sonra ayetleri saracağız ya. Diyanet, sen ne diyorsun bu konuda? Sen de bir şey söyle. Allah'ın kitabı, Allah'ın dini, Allah mı daha önemli? Allah mı daha değerli, yoksa insanların kınaması mı? İnsanlar seni kayacaklar. Şimdiye kadar niye doğru. Evet, bizim bu sorularımıza, bu şeylerimiz, hocam, hepsinin ama ile başlayan bir cevapları olacak. Ama diyecek, "Ama şu eski alimler, ama şu içtihat yapanlar, şu müçtehitler böyle demiştir." Sen bunlara inanmıyor. "Ama hadislerde şu vardı." Ama hep bir ama olacak. Halbuki tek tek bir tane doğru vardır. O da Allah'ın kitabında bize bildirdikleri. Evet, bir de aklı kullanan zaten bunları bulur zaten. Mantığına fırsatına uygun gelir zaten. Evet.

Vallahi buyuruyor Yüce Allah, Ahzab 4. ayette, "Sadece Allah hakkı söyler, yani hidayete sadece o ulaştırır." Onun için ben buradan din adamlarına çağrımı yapıyorum, Diyanet'e, ilahiyatçılara. Önemli olan Allah'ın dinidir. Önemli olan Allah'ın muhasebesi. Önemli olan Allah'ın şahit olmasıdır. Halktan insanlardan korkmayın. Bunun vebali, bunun günahı çok ağır olacaktır. Bir kişi yapmış olduğu bütün hayırları kendisi için yapmış olur. Bir insan yapmış olduğu bütün hayırları "anne babamın ruhuna da" dese, sadece kendisi için yapmış olur. Çünkü Kur'an'da Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Bilsin ki insan için kendi çabalasından, kendi çalışmasından başka hiçbir şey yoktur ve çalışması, emeği de ileride görülecektir. Sonra da karşılığı tastamam verilecektir." (Necm Suresi 39, 40, 41). Demek ki neymiş? İnsana kendi yaptığından, kendi çalışmasından, kendi amelinden başka hiçbir şey yok. Müddessir Suresi 38. tur, 21. ayette çok güzel bir ibare var. Yüce Allah buyurur ki: "Her nefis kazandıklarına rehin edilir." Hocam, muhteşem bir bir ayet, muhteşem bir cümle. "Her nefis kazandıklarına rehin." Ne demek? Yani senin kazandıkların, senin amelin, senin yaptıkların, senin çaban seni kurtaracak. Ya Allah daha ne desin hocam ya? Kuran şurada. Orada bizim eskilerimiz kullanırdı, keseyi. Kese var orada. Kese kes yardık biz. Kazanç sarımı keseye toplardık. Orada da kese var. Yani kesenize koyduklarınızdan kazandığınız. Onlar zaten kesenize ne koymuşsan yani. Evet, hocam. Orada "kesebet" kesebet yani kazandıklarınız anlamına geliyor. Evet, hocam. Bir ayet aldın mı bilmiyorum. Ben kelimeyi Türkçesinden söyleyeyim sana. Şimdi onu düşünüyordum, yeri nerededir diye. Sen onu bulursun. Hani insan ölüyor ya, gidiyor, cehenneme gideceğini anlıyor, diyor ki, "Ya Rabbi, beni gönder de malım mülküm bana fayda vermedi. Malımı infak edip de geri geleyim." Tabii hocam, Münafıkun Suresi'nin 2. sayfasında. Hocam, şimdi onu ben çok şöyle tahlil ettim, şimdi düşündüm. Bu ayette diyor ki, "Beni geri gönder de infak edeyim, malı mülkümü hepsini vereyim, ameli salih işlemiş olayım." Yani kazan, ham ş, yani tasadduk edeyim, sadaka vereyim, yani salihlerden olayım. Evet, şöyle demedi: "Ya Rabbi, ben uşakları geride bıraktım, mallar da onlara kaldı ama onlar şimdi benim adıma verirler, ben onlardan sevap kazanırım." Demedi. Orada, "Beni gönder de." Yani uşaklar oraya, mallardan hayır yaparlar, bana da onlardan sevaplarından gelir, ben kurtarırım. Ya Rabbi, diyemedi. Yani çok ham, çok önemli. Gerçekten çok önemli. Eğer böyle bir şey olsaydı, biraz biraz aklımızı, mantığımızı düşündüm. Tamam mı? Ne yapak? Yani eğer ölülere hayır olsaydı, eğer ölülere hayır yapılsaydı, gerçekten de "Ya Rabbi, beni geri döndür." "Gönder de infak edeyim, sadaka vereyim, salihlerden olayım" demezdi. Kardeşim ya, "Benim uşaklar gelip benim malımdan verecekler, bana gelir oradan sevap" derdi ya. Yani öyle düşündüğün zaman. Evet, kendim gideyim dedi. Bir de bir de hocam, şöyle şunu da hatırlatalım. Bir ihtimal belki ya, hiç olmazsa insanlar şunu da düşünsünler. Y, ben öleceğim, gideceğim. Çocuklarım benim adıma hayır yapacaklar, sadaka verecekler, infak edecekler. Ya bunun garantisi de yok. Yapmazlar. Niye yapsınlar? Sen kendin kurtar. Ya kendi kendini kurtar kardeşim ya.

Şimdi ayet hocam, bak ne diyor ayette. Bu da hocam, Nah Suresi 111. ayet hocam. "Öyle bir gün gelecek ki, her nefis, herkes, herkes kendisini kurtarmak için uğraşacak." Hocam, güzel. O gün kişi kardeşinden kaçar, babasından kaçar, hanımından, çocuklarından kaçar. Her insan için kendisi için başı için yetip artacak bir derdi, bir belası vardır. Kardeşim, Allah'tan evet. Aklıma bir şey geldi. Bu ayeti tam olarak incelemek. Bu sanki günümüzde de bu duruma düştük biz. Yani o gün derken bugün kaçıyor. Bu ayetin bu, bu dünyada da yeri var sanki gibime geliyor. Yani olabilir hocam. Şimdi ayetleri iki boyutlu düşünmek lazım. Bu ayetlerin gerçekten de Kur'an'daki ayetlerin dünya boyutu da var, ahiret boyutu da var. Geldik yani şu anda insanlar kendileri dostluk kalmadı, akraba ziti vesaire. O eski düzen yok. Artık her geçen gün insanlar yalnızlaşıyor. Yani evet, evet olabilir hocam. Yani bunun bir gerçek payı var. Payı var ama şey hocam, ayetin sonunda Yüce Allah, ayetin sonunda yani burada bu son iki ayet işin ahiret boyutunun ne kadar ağır olduğunu gösteriyor. Bu okuduğumuz ayetler, Abese Suresi'nin son ayetleriyle onlarca ayet vardır mesela. Evet. Ölüler adına dua edileceğine delil olarak gösterilen ayet hocam, burada çok önemli bir şey var. Şimdi biz ölülere dua edilmez dediğimiz zaman arkadaşlar diyor ki, "Ölüler adına dua edileceğine delil olarak şu ayet vardır." Bu ayet hocam, Haşr 10. ayet. Bu ayette Yüce Allah der ki, evet, "Rahim." Ölüler adına dua edileceğine delil gösterilen tek ayet budur. Evet, hocam. Hocam, bu şimdi hatırladığım ayetin içeriğinden dolayı bu zaten oradaki Ensar ve muhacir arasındaki olan sorunları. Dünyalık bir dua değil miydi orası? Aynen hocam, aynen. Ama bu ayet yanlış anlaşılıyor. Orada sadece bir bir kelime ekliyorlar, bir kelime ekliyorlar, ayeti yamultuyorlar, hocam, ayeti tahrif ediyorlar. "Mü'minler." Hayır, onun ötesi var. Mal paylaşımından dolayı Allah bunları da şey ediyor. Ensar'a da bir değer veriyor. Muhacir'e mal verdiklerinden dolayı onların ise kin, nefret kalmaz vesaire. Yani bu tamamen orada bir bağlam bütünlüğü var. Orada kelimeleri, mevzileri kaydırıyorlar, tahrif ediyorlar. Evet. Şimdi ayetin manasını vereceğim ve hangi anlama geldiğini söyleyeceğim. "Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz bizi ve bizden önce ve bizden önce gelmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla." Hocam, burada "bizden önce gelmiş, geçmiş, ölmüş gitmiş" gibi mana veriyorlar. Hayır, hayır, hayır. Kalplerimizde Medine'den gelenler için söyleniyor bunlar. Onların bizden önce iman etmişler diye. Evet, kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Rabbimiz, şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin." Haşr. O yanlış meal verilen bu ayetin doğrusu şöyle olacaktır. Şimdi hocam, yanlış mealin doğrusu şöyle olacak. "Bunların arkasından gelenler demin okudum hocam, yanlış meal vermiş. Gelmiş geçmiş, ölmüş gitmiş." Öyle değil. Esas meal. "Bunların arkasından gelenler, yani muhacirlerden sonra iman eden Ensar şöyle derler: Rabbimiz bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla." Ya kardeşim, burada "gelmiş geçmiş, ölmüş gitmiş" diye bir şey yok ki. Bunlar Medine'den gelenler, muhacirler. İman da bunlar daha önce iman ettiler. Nebi'yi gördüklerinden do. Tabii, tabii. Hocam, bak burada ayet açık. "İmanda bizden önce davranan, bizden önce iman eden." Bu budur. "Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla." Yani "imanda bizi geçmiş, bizden önce kendilerine iman nasip olmuş kardeşlerimizi bağışla" anlamına gelmektedir. Ayet, "bizden önce ölmüş gitmiş kardeşlerimiz" değildir kardeşim. Böyle bir şey, böyle bir mana verilir mi? Zaten ayetin içindeki hocam, bak çok enteresan. Hocam, ayet var ya, o kadar bize bir ipucu veriyor ki. Zaten ayetin içindeki şu cümle buna açık bir delildir. Bak hocam, "diriler hakkında olduğu, muhacirler hakkında olduğu o kadar açık ki." "Kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma." O kar, tamamen canlı, hayatta olan insanlarla alakalı. Kardeşim, Allah'tan korkun.

Peki neden ölüler adına hayır yapılmaz, hatta dua bile edilmez? Neden? Aslında kabir hayatı ve ölüm diye bir şey olmadığı içindir. Onun için Yüce Allah, "Her nefis ölümü tadıcıdır" buyurur. (Ankebut 57). Yani nefis ölümü sadece tadıyor, sonra kıyamet gününe kadar uyku moduna geçiyor. Kıyamet gününe kadar uyuyor. Vefat eden bir kimse kabirde aslında kabir diye bir yer de yok. Uyku halindedir hocam. Allah'ın Allah'ın bildiği bir yerde, bir alemde insanlar uyku halindedir hocam. Evet, hocam, buyurun. Bir şey geldi aklıma. Bunu söylemezsek eksik kalacak. Hani amel defteri kapanmayan kişi var ya? Evet, kapanmayan diye hadiste gelir zaten. Allah sonunda bir için, yani iyi, iyi bir evlat, aile, çocuk yetiştiren değil mi? Ha, sanat yapan gibi. Üç tane şey sayarlar zaten. Evet. Bunlardan kazanacağı şeyle zaten Allah bunları bilir. Kaç para kazanacak, kaç gram sevap kazanacak, toplamış, onun defterine işlenmiştir. Yani kıyamete kadar Allah'u bildiğinden dolayı işlenmiştir. Ama hadiste şöyle gelir, "Defteri amel defteri kapanmaz." Yani onlardan buna sevap gelir diye. Hadis öyle işler. Fakat öyle değil tabii. Defteri kapanır kişinin. Kimse ona bir şey gönderemez zaten. Yetiştirme mesela kulüpler bir topçu yetiştiriyor. O topçu kaç kulüp değiştirirse değişsin, şu anda yetiştirme parası alıyor. Okulu onu yetiştirdi. Sen bir iyi evlat yetiştirmişsin. Zaten onun ezini alıp hesabına, defterine yazılmış oluyor zaten. Topluma hayır, sanat, okul vesaire yaptırmışsan. Bunların sevapları sen Allah ne kadar Allah zı bildiğinden alıp hesabına koymuş oluyor. Yani buraya da değinmiş olalım. Bu insan Hocam şöyle bir ayet var. Bu bu konuda şöyle bir ayet okuyacağım. Buyurun. "İnne." Yasin Suresi 12. ayette bu var hocam. "İnne." "Şüphesiz, ölülere ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi, her eseri yazarız biz. Her şeyi apaçık bir kitapta." Yani Allah daha gökleri ve yaratmadan önce Allah bunu yasaya koymuştur. Bu yasada vardır hocam. Bu altına alınmıştır zaten. Evet. Hayır, bu amel defteri kapanmıyor akla bu gelir. Evet, evet. Hadiste öyle geçer. Kapanmadığını varsayın. Önemli değil. Yapacağı sevap ne kadar. İsa Allah onu alıp deftere koymuştur. Deftere kapanmıştır yani. Öyle anlayalım bu konuyu. Adem Aleyhisselam döneminde ölen ile Kur'an'a göre Adem Aleyhisselam döneminde ölen ile kıyametin son anında ölenler kabirde aynı zaman dilimini yaşar. Kur'an'ın kabir kelimesini kullanması bizim anlayış kabiliyetimiz uygun olduğundan dolayıdır. Bir insan kabirde 100 bin sene kalsa bile bir saat kalmış gibi olacaktır. Bizim bir gecelik uykumuz kabir hayatından çok uzundur. Ölümün hemen ardından kıyamet kopacaktır. Yüce Allah şöyle buyurur: "Nihayet sura üfürülür. Bir de bakarsın ki onlar, cesetlerden kalkıp koşarak rablerine giderler. İşte o zaman 'Eyvah! Eyvah! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Bu, rahmanın vadettiği gündür. Elçiler gerçekten doğru söylemişler' derler." Olan müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuz hazır bulunurlar. O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız." Şimdi hocam, bu müthiş bir sesten ibarettir. Bunun üzerine onların hepsi hemen huzurumuz hazır bulunurlar. O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız." Şimdi hocam, geldi şeye. Şimdi Allah burada ayırıyor. Burada genel bir tablo var. Şimdi Allah ayırıyor. Yani cennete girecek olanları, bu manzara içinde, bu manzaradan cennete girecek olanları anlatıyor. Cehenneme girecek olanlar anı. Şimdi okuyoruz. Bunların içinde şimdi burada ayrılacaklar. "O gün cennetlikler gerçekten nimetler içinde sef sürerler." Şimdi bu uyanacak olanların bir kısmı, bir kısmı cennete girecekler. Şimdi diğer kısmı, "Ey mücrimler! Siz bugün bir tarafa ayrılın." [Müzik] "Bakayım. Ey Adem oğulları! Ben size ahd etmemiş miydim? Ben size söylememiş miydim? Vahiy göndermemiş miydim? Şeytana kulluk etmeyin diye?" Dolayısıyla hocam, burada anlatılan genel bir şey manzaradan bahsediyor. Ondan sonra ayrım geliyor hocam. Ondan sonra Allah ayırıyor bunları. Evet.

Başka bir ayet okuyacağım. İki tane ayet okuyacağım. Bu da önemli. Yüce Allah buyurur ki, Müminun Suresi 15, 16. [Müzik] ayetlerde, "Sonra muhakkak ki siz bunun ardından elbet öleceksiniz." Yani orada ana rahminden sonra hayatı anlatıyor. Ondan sonra öleceksiniz. "Sonra da şüphesiz sizler kıyamet günü tekrar diriltilecek." Yukarıdaki iki ayet, ölümün hemen ardından kıyametin kopacağını haber vermektedir. Kur'an-ı Mübin, "ölü olan" diye bir kelime kullanmaz. Mesela Yüce Allah der ki, "Rabbena fid-dunya haseneten ve fil-ahireti haseneten ve." "Rabbimiz bize dünya hayatında güzellik, ahirette güzellik ver. Ateş azabından koru." Allah asla ölümü, kabri görmez. Ölüm, kabir diye bir şey yoktur hocam. İnsan ölür, kabirde yüz binlerce sene kalır. Sura üfürüldüğü zaman sanki orada bir an, bir saniye kalmış gibi olur. Yani zaman israfı diye bir şey yok. İleride bunu zaten anlatacağım. Bakara 201. ayeti okuduğum zaman, "Bu dünya hayatında yaşayanlar için söz konusudur. Zaman bu dünya hayatında yaşayanlar için söz konusudur ve vefat edenler açısından zaman mefhumu, zaman mefhumu diye bir şeyden söz edilemez." Dolayısıyla Kur'an dilinde, Kur'an'ın dilinde ve ilminde kabir hayatı ve ölülere dua diye bir şey asla yok. Birçok Allah elçisinin, birçok Nebi ve Allah elçisinin oğlu elçi olduğu halde ana babasına dua ederken "ölmüş anne babama" asla demez. Kur'an'da bununla alakalı bir tane örnek yok. Babalarına, annelerine dua ederler ama "ölmüş anneme babama" diye asla bir şey yok. Gerçekten çok ilginç. Neden Kur'an'ın hiçbir ayetinde ölüler adına hayır yapılacağına ve dua edileceğine dair bir tane ayet bulunmaz? Bu konu geleneksel dinin Kur'an'daki İslam ile hiçbir ilgisinin olmadığını gösteriyor. İbrahim Aleyhisselam hocam, burada önemli bir şey var. İbrahim Aleyhisselam'ın bir duası var. İbrahim Suresi'nde İbrahim Aleyhisselam'ın bir duası var anne babasına yaptığı. Evet, İbrahim ha. Bunun hangi anlama geliyor? İbrahim Aleyhisselam'ın hayatta olan ana babasına dua ve istiğfarı onlara verdiği bir sözden dolayı. Onların Allah düşmanı olduklarını anlayınca bundan vazgeçti. (Tevbe 114). Yani İbrahim Aleyhisselam hiçbir zaman ölmüş anne babasına asla dua etmedi. İbrahim Aleyhisselam bu duayı yaptığı zaman anne babası hayattaydı. Ne zaman ki Tevbe Suresi, "vef İbrahimi." Tevbe 114. ayet, "İnne İbrahime lehalim." "İbrahim'in ana babası hayattayken bu duayı yapmıştır." Zaten ayeti okudum hocam.

Başka bir ayet. Yüce Allah der [Müzik] ki, "Allah'ın sizi kabirlerden çıkaracağı, sizin de onun güç ve kuvvetiyle hemen uyanacağınızı, yani pek az kaldığını zannettiğiniz, pek az kaldığınızı zannettiğiniz günü hatırla." Yani kabirde pek az kaldığınızı. Asla dünya değildir. (Kef 52. ayet). Yani bilmediğimiz bir gün vefat edeceğiz. Kıyamet sabahında veya akşamında uyanacağız. Uzun ve derin bir uykuya dalmış gibi. Söndürülen ve yeniden yakılan bir ampul, bir mum gibi. Pişi çekilmiş ve tekrar takılmış elektrikli bir makine, bir cihaz gibi. Bir anlık duraklayan zaman tekrar yeniden çalışmaya başlayacak. Korku ve paniğe gerek yok. Korku ve paniğe gerek yok. Zaman kaybı diye bir şey asla söz konusu olmamıştır. Kaldığımız yerden başka bir hayata başlayacağız. Evet, sayın hocam. Hocam, ölülerin işitmeye değil, işitemez. Fatır 22. ayette, "Sen onlardan birisi ol." Aslında orada iki manalıdır. Hem kalbini öldürmüşler anlamında da kullanılır hem de gerçekten ölülerin de duyamayacağı, göremeyeceği. Yine Meryem Suresi 97 olması gerekiyor, son ayeti surenin. "Zaten siz onlardan bir ses duyabiliyor musunuz?" Yani ölülerden bir ses duyamazsınız. Yani bunlar bu düşüncelerin hepsi yanlıştır. Ne bizi duyarlar, ne biz onları duyabiliriz. Orada bir şey yoktur. Topraktan toprağa karışır. Topraktan beslenen vücut. Bizim bir kodumuz vardır. Kıldığımız zamanki yeni bir yaratılışla yaratılmış [Alkış] olacağız. O kod tekrar huzurumuza girecek veya işlenmiş olacak. Benliğimizi kazanmış olacağız. O zaman. Evet, hocam. Bu madem hatırlattınız, ben de suresi 20, 21, 22, 23, 24'te Yüce Allah buyurur ki, "Kör ile gören bir olmaz. Karanlıklarla aydınlık bir olmaz. Gölgeyle hararet, sıcaklık bir olmaz. Ölülerle diriler de bir olmaz." Allah dileyen kişiye işittirir. Ama sen kabirdekiler asla işittiremezsin. Hocam, burada enteresan bir şey var. Burada hem mecaz var hem de hakiki mana var. İki anlam geliyor orada. Evet, iki anlam geliyor. Yani sen ayaktaki ölüler de var tabii. Kalbi ölmüşlere asla. Hocam, kalbi ölmüşlere asla duyuramazsın demek. Aynı zamanda şu gerçeği de Allah razı olsun, iyi ki hatırlattınız. Şu gerçeği de ortaya koyuyor. Ya Allah diyor ki, "Sen kabirdekiler işittiremezsin." Ya Allah'tan korkun. Siz gidip Kur'an okuyorsunuz, telkin yapıyorsunuz. Allah diyor ki, burada hem hakiki var, hakiki bir mana var, hem de mecaz var. Yani burada Allah diyor ki, "Kalbi ölmüşlere de ölülere de sen duyuramazsın." Demek aynı şeydir kardeşim. Aynı şeyi söylüyor Allah. Siz nasıl böyle bir şey yaparsınız? Siz gidiyorsunuz kabristanda, kabristanda diyorsunuz ki, "Ey filan oğlu filan, şimdi iki tane melek gelecek sana, la ilahe illallah, sana senin Rabbin kimdir, vebi senin nebin kimdir, kıblen neresidir?" soru soracaklar. Kul Rabbi Arapça biliyor mu? Buyurun hocam. Arapça biliyor mu? E tabii, oraya ahirete intikal ettiği için otomatik. Ben Arapça artık orada konuşacağım. O şey, Arap ölünce ahirette Arapça mı konuşacağız? Ya hocam, bir yabancı gelse, bir gayrimüslim, aklı başında, aklı mantığını kullanan birisi gelse, kabristanda dursa ve dese ki, "Bu imam bu ölüye ne söylüyor?" Deseler ki, "Ona diyor ki, iki tane melek gelecek sana sorular soracak, rabbuke, senin Rabbin kimdir? Ve dinin nedir? Ve nebi, senin nebin kimdir? Kıblen neresidir?" diye soru soruyor. Şöyle şöyle şöyle cevap ver diye kopyala veriyor. Deseler. Evet, hocam. Mezhep söylemiyor muydunuz? Mezhebi nasıl? Mezhebin nedir diye söylemiyor mu? Yok hocam, mezhep yoktu. Mezhep mezhep yoktu hocam. Bazı yerlerde söyleniyor. Mezhebi ona, onu bilmiyorum. Onu bil. Belki şeyde, kafelerde olur. Çünkü onlar mezhebe çok değer verirler. Ehlibeyt'e, imamlara, 12 imam. Onlar çok değer verirler. Onlarda olabilir ama hocam, biz yaptığımız zaman mezhep yoktu. "Rabbi ve senin kıblen neresidir?" Bunları hocam sorardık. Yani biz görevli olduğumuz zaman. Allah günahımı da var ama Nakşibendi'nin halini kolundan bu sorular sorulmuyor sana. Tabii hocam, onu da almışım. İnşallah hocan. O da gelecek ama herhalde o tekfir bil. O tekfir meselesi hocam, başlı başına bir konu olduğundan dolayı bence bu ölüler adına hayır yapılmayacağı, Kur'an okunmayacağını ben yani gerekli cevapların verildiğine inanıyorum. Gerekli cevapların verildiğine inanıyorum. Yani bu kadar. Bununla iktifa edelim. Sayın hocam, Allah razı olsun. Pek hoş kalın arkadaşlar.