Transcription
Ç ayrı Grup karşımıza geliyor: bir yumuşak Yapay Zeka, katı Yapay Zeka, ve sıvı Yapay Zeka. Ne demek diyebilirsiniz? İsimler çok garip.
Evet, garip. Yumuşak yapay zeka “soft”tan geliyor; “software”, yani program demek, yazılım. Yapay zeka, bilgisayarda, telefonda çalışan yapay zekaya verilen isim; işte Siri, chat gpt. Bütün bunlar yumuşak yapay zekaya örnek. Normalde zeka gerektiren bir işi yapan bir yazılım, bir program: satranç oynayabiliyor, yazı yazabiliyor, tercüme yapabiliyor; işte Google Translate bir soft, yumuşak Yapay Zeka. Tercüme etmek zeka gerektiriyor, satranç oynamak zeka gerektiriyor, yazı yazmak zeka gerektiriyor. Bunu yapan program, katı Yapay Zeka dedik. Katı yapay zeka gerektiren bir işi yapan robot; işte bunun örnekleri neler? Bir örneğini acı bir şekilde, ben karımdan dolayı tecrübe edindim; acısı benim yönümden acı. Yemek yapan robot aldım; acılığı ben tabii hala taksitlerini ödüyorum ama… E, tabii hanım açısından güzel; yemeği yapıyor. Siz giriyorsunuz bilgileri; diyorsunuz işte “pilav yap,” diyor ki “şu kadar pirinç at, bu kadar su at” ve yapıyor. Şimdi yemek yapmak zeka gerektiriyor ya da yakın zamanda robot… Eee, süpürgeler oluştu değil mi evde? Salıyorsun böyle, gidiyor; evin haritasını çıkarıyor; o da bir Yapay Zeka, katı Yapay Zeka, robot yani. Robotlar beden sahibi, kısmen bir iş yapan makineler, zeka gerektiren bir iş yapan makineler. Burada telefonumuzda ikisi birden var aslında; hem robotik özellikleri olabilir telefonun, katı Yapay Zeka olabilir, hem de yazılımı olabilir.
Üçüncüsü daha hayatımızda girmemiş bir şey: sıvı Yapay Zeka. Ne olduğunu tahmin edebilir misiniz? “Sıvı” deyince, şekil mi, nanoteknoloji mi? Tam değil. Sıvı olan ne var? Su. Su deyince ne aklınıza gelmesi lazım? Normalde gelmiyor ama şimdi sıvı, bu tartışmalarda “wet”, yani İngilizcesi “ıslak” gibi de denebilir aslında yapay zekayı ifade ediyor; yaşam. Yani biz çoğunlukla kendimize diyoruz ya çoğunlukla… Tabii hiç “ıslak” ya da “su” gelmiyor aklımıza bizden bahsedince ama biyolojik temelli Yapay Zeka; bir canlı yapıyorsunuz ve bu canlı zeki, insanın yaptığı bir işi yapabiliyor, zeka gerektiren bir işi yapabiliyor. Bugün böyle canlılar çok üretilmiş değil; bakteriyel seviyede yapabiliyoruz bunları ama ana hedef şu: şöyle düşünün, bir köpek yapıyorsunuz; işte köpek asker oluyor veya işte aslan asker oluyor, zeki bir aslan; yol bulabiliyor, planlama yapabiliyor. Bunlar işte “ıslak” ya da sıvı yapay zekaya örnek. Bugün bunlardan çok örnek yok ama genetiğin ilerlemesiyle ileride insan gibi veya belli işleri insandan daha akıllı bir şekilde yapabilecek belki biyolojik canlılar üreteceğiz. İlla robot, niye makineyle yapalım ki? Organik de yapabiliriz. Tabii şu anda etik sebeplerden bu sınırlı; DNA ile çok oynayamıyoruz ya da oynamıyoruz. Bioteknoloji de yeni oluştu; genelde insanlara ahlak çok sınır oluşturmuyor, etik yani; koyuyorsun ama sonra bakıyorsun ya burada ekmek var, o sınırı oynuyorsun. Ama bunun teknolojisi… Aslında 2020’de CRISPR teknolojisiyle kesip değiştirebileceğimiz teknoloji. Dolayısıyla muhtemeldir ki önümüzdeki yıllarda gündemimize belki sıvı yapay zeka gelecek, girecek ama şu anda… Tabii bugün ondan konuşmayacağım; bugün daha çok robot ve tabii çoğunlukla yazılım yapay zekadan söz edeceğiz. Güzel, ilk yapay zekanın tanımını konuştuk; iki şey daha konuşmamız lazım: yapay zekanın türleri ve felsefeciler ve teknolojide Yapay Zeka. İkiye ayrılıyor: önce bir genel Yapay Zeka var, bir de dar Yapay Zeka.
Dar Yapay Zeka ne demek? Tek bir zeka gerektiren işi yapan Yapay Zeka; mesela satranç oynuyor, işte dünya şampiyonunu yendi, işte Kasparov’u o zaman yendi ama sadece Kasparov’u yendi. Bana yazı yaz derseniz size yazı yazamaz; işte ne bileyim matematik problemi çöz deseniz çözemez, karımı robot almamaya ikna et deseniz hiç yapamaz zaten. Dolayısıyla zeka gerektiren işlerden sadece birini yapabiliyor, başka işi yapamıyor; buna dar Yapay Zeka deniyor ve şu anda bizim ne yazık ki elimizdeki bütün yapay zekalar dar Yapay Zeka; yani zeka gerektiren tek bir işi yapıyor. Şimdi diyeceksiniz ki “bak chat GPT bir sürü işi yapmıyor mu?” Yalnız tek iş yapıyor; ne yapıyor? Yazı yazıyor. Evet, çok güzel yazıyor olabilir; işte metin yaz diyorsun, rapor yaz diyorsun, ödev yaz diyorsun, ne bileyim aşk mektubu yaz diyorsun, yazıyor; şiir yaz diyorsun ama sonuçta yazıyor. Chat GPT bugün çok kompleks bir matematik problemini bile çözemiyor; hatta bir aralar çok salaktı, şu anda düzelttiler. Mesela ben ilk geldiğinde sorduğum soru, algoritmanın çalışmadığını bildiğim için, o zaman “ENİSTOK kaç harfli?” diye sordum. Çok basit soru değil mi? 8, hemen demesi lazım. Yanlış cevap verdi: 12. Şimdi, şimdi cevap verebiliyor; en son model ama cevap verebiliyor; bir eski modellerde cevap veremiyordu. Şimdi tabii bu sizi çok şaşırtabilir; nasıl bu kadar aptal olabilir? Üstüne biraz konuşuruz; neden böyle bir cevap verdiğini de söyleyebilirim ama chat GPT bir metin üretme programı, başka bir iş yapamıyor; matematik yapamıyor, ondan sonra ne bileyim araba kullanamıyor; “gb’ye bağlayayım bizim arabayı kullansın,” kullanamaz; bu dar Yapay Zeka. İnsanlığın nihai hedefi ise bu işin altın şeyi: genel Yapay Zeka. Genel Yapay Zeka, zeka gerektiren bütün işleri yapabilecek bir Yapay Zeka; ona bırakacaksınız, her işi yapacak; sadece yazı yazmayacak. Tabii yazı bizim hayatımızın önemli bir kısmını oluşturduğu için chat GPT güzel bir açıdan ama gelip başka işleri… Mesela satrançta da muhtemeldir ki sizi yenemez ya; satrançta da yenecek, işte ondan sonra canlıları tanıyacak, ondan sonra insanları ikna edecek, ondan sonra yol bulacak; birden fazla işi yapabilecek. Bunu yapabilecek yapay zekayı yaparsak, işte o zaman genel yapay zekayı oluşturacağız. Bu tabii nihai hedef; çünkü böylesi bir Yapay Zeka bütün problemleri çözebilir; yani her problemde kullanabiliriz; çözebilir, ayrı çözer, çözemez ama insan gibi olur; çünkü insan genel bir zeka. Yani bizim beynimiz tek bir işi yapmaya odaklı değil. Evet, konuşabiliyoruz ama bizim beynimiz yazı okuyabiliyor kolaylıkla, cisimleri tanıyabiliyor kolaylıkla, yapmadığımız bir mesleği yapabiliyoruz, araba kullanmayı öğrenebiliyoruz, yüzmeyi öğrenebiliyoruz; yani biz genel bir zekaya sahibiz. Bu arada bize çok kolay görünen şeyler makinelere çok zor gelebiliyor, biliyorsunuz; mesela insan yüzü tanıma bize çok kolay görünür; tanıyoruz hemen yüzünü; hatta tanıyamama şansımız da yok öyle bir şey; mesela sevmediğimiz bir adamı ya “ben bunu görünce tanımıyorum artık” diyemiyoruz; tanıyoruz. Makine öyle değil; mesela en zor problemlerden biri görüntü işleme; size vereceksiniz resmi, “bu resimdeki kim?” diyeceksiniz, makine tanıyacak, kaç nesne olduğunu çıkaracak; acayip zor bir… Eee, iş… Şurada boş yer vardır; gelebilirdim aslında, evet, şurada bir boş yer var. Estağfurullah! Şimdi… Dolayısıyla biz genel yapay zekaya sahip değiliz. Bu ilk ayrım: dar Yapay Zeka, genel Yapay Zeka. Bir de tabii ikinci bir ayrım daha var; genelden, genelin üstüne: güçlü Yapay Zeka, zayıf Yapay Zeka. Bu sorduğum soru onunla ilişkili; güçlü, zayıf yapay zekanın farkı ne? Güçlü Yapay Zeka iç dünyaya sahip; bazen halk arasında dediğimiz isimle bilince sahip. Ne demek bilince sahip olmak? Üç tane temel özelliği var; insan bilincinde daha fazla ama üç tanesi… Çok ilginç bir öznellik ya da “qualia” dediğimiz şey. Ne demek öznellik ya da qualia? Mesela biri aşık olmak; aşık olmayan birine aşkı nasıl anlatırsınız? Hiç aşık olmadım diyelim ki bana nasıl anlatır ya da çileği hiç yemedim; yememiş olabiliriz ya, sonuçta çilek her yerde bulunan bir meyve değil. Dedim ki size “çilek nasıl bir şey? Tadı nedir?” Nasıl anlatırsınız? Yani işte “ekşi, meşi” diyebilirsiniz işte falan… Diyelim ki ekşiyi de hiç tatmadım; “ekşi ne?” diyorum; ben hiç ömrümde ekşi yemedim diyorum; “yaşamamışsın” diyebilirsiniz ama anlatamazsınız. Kırmızı rengini görmemiş birine kırmızı rengi nasıl anlatırsınız? Hiç rengi görmemiş, kırmızı… Hani gene benzetebilirsiniz; mesela “pembeye benziyor, hafif…” diyor ki “ben siyah beyaz bir dünyada yaşadım; siyahı biliyorum, beyazı biliyorum ama başka renk görmedim” ya da görme engelli; hiçbir zaman renk görmedim; anlatamazsınız. İşte bu anlatamadığımız bilincimiz; yaşadığımız şeylere öznellik diyoruz; felsefede qualia. Bunlar hakikaten tam anlatılmaz ama yaşanır denir ya… Bizim… Eee, bunlar öyle anlatılamayacak; yani cümleyle ifade edilemeyen ama deneyimler; aşk böyle, renkleri görmek böyle, kokuları duymak böyle… Bunlar bilincin birincil özelliği. Ta size acı bir şey… Size basit bir soru sorayım; yani hepimiz kırmızıyı aynı mı görüyoruz? Birbirimize anlatamıyorsa renkleri, benzetmeyle anlatıyorsan aynı gördüğümüzü ne malum? Ya da aşık olurken herkes aynı şeyi mi hissediyor? Şimdi genelde biz aynı olduğunu varsayıyoruz ama tabii şüpheli; mesela tatlarda bariz tutmuyormuş gibi; ben mesela kahve içiyorum, eşim de içiyor; ben diyorum ki “ne güzel kahve,” eşim diyor ki “çok, çok acı.” Şimdi kim haklı? Ya tabii zevkler… Burada sonuçta bir deneyim yaşıyoruz; bu deneyimi aynı mı yaşıyoruz? Bu soru… Tabii aynı yorumlu olabiliriz ama aynı mı görüyoruz? Aynı tad mı zihnimizde oluşuyor? Bunu bile bilmiyoruz aslında; öznellik paylaşılamayan bir şey olduğu için ancak bariz farklar olması lazım; mesela renk körü insanlar renkleri, renk sayıları değiştiği için anlıyorsun ki farklı görüyor dünyayı ama belki hepimiz burada aslında… Canlanıyor gözümüzde… Neyse; öznellik paylaşılamayan, zihne ait bir özellik. Dolayısıyla makineler aşık olabilir mi sorusunu sorarken sorduğum soru şu: makineler öznellik sahibi olabilir mi? Yani makine kırmızıyı görmek nasıl bir şey anlayabilir mi? Bunu tartışacağız biraz. Özellik insanın “hakkında” olması. “Hakkında” ne demek? Problemleri anlıyoruz; zihnimiz bir şeyle ilgili olabiliyor; mesela bir sınava girdim ben; sınavda da diyor ki hoca “şu kitaptaki sorulardan birini soracağım, hazırlan.” Ben bütün soruların cevaplarını ezberledim; o sınavı geçerim; hoca sorar bana işte soruyu; ben zaten cevabını biliyorum, okurum; başka bir soru sorar, okurum ve sınavı geçerim. Dışarıdan baksanız her şeye takır takır cevap veriyor dersiniz ama ezberle gerçekten cevap verme arasındaki fark ne? Anlama; birinde ben anlamıyorum, sadece söylüyorum; birinde ben anlıyorum ve cevabı aslında kendim anlayarak oluşturuyorum; işte “hakkında”lar ikinci sorumuz bu; bu da zihnin bir özelliği. Üçüncüsü tabii irade. İrade ne demek? O da çok karışık bir soru ama özetle iki tane seçenek varsa bunlardan birini kendin seçebilme; dışarıdan müdahale olmadan, dışarıdan bir baskı olmadan bunlardan birini seçebilme becerisi; bu irade; insanda bu beceri varmış gibi varsayıyoruz veya görünüyor; işte akşam ne yiyeceğime menü geliyor; birkaç alternatif var; düşünüp karar verebiliyorum gibi gözüküyor. Şimdi makineler çoğu zaman böyle yapmıyor; çoğu zaman değil; bugünkü bütün hiçbir makine böyle yapmıyor; vereceği cevap aslında baştan sistem tarafından belirlenmiş. Dolayısıyla ilginç bir ayrım; makinelerde güçlü ve zayıf ayrımı; zayıf Yapay Zeka görünürde problemi çözüyor ama iç dünyası karanlık; yani “hakkında”lar… Tabii o tartışılabilir, birazdan belki gireriz o konulara. Bildiğimiz kadarıyla bugünkü makineler zayıf; yani iç dünyaları yok; aşık olmuyorlar; çok iyi aşık olmuş taklidi yapabilirler; onda şüphe yok, dış… Dış dünyada çünkü her şeyi CHP diye soruyorsunuz; “bu konuda ne düşünüyorsun?” Bir cevap veriyor; “benden iyi,” diyorsunuz; “evet, senden iyi olabilir ama gerçekten o cevabı anlayarak mı verdi?” Hayır. “Beni seviyor musun?” diye sorsam belki “bilmiyorum, hiç sormadım, merak ettim şimdi; çıkınca soracağım,” evet, “seviyorum” der muhtemelen ama yani bir şey içinde hissettiğinden değil; yani şimdi… Dolayısıyla bu yapay zekanın ikinci bir şey… İkinci bir ayrım; bu bizim için o kadar önemli değil ama kafa… Gerçi önemli olabilir. Bir başka yapay zeka… Tabii çok yapay zekanın türleri var ama kabaca iki tip yapay zekadan söz edebiliriz; kabaca; bu aslında daha fazla türleri var. Bir, algoritması verilmiş yapay zekalar var. Ne demek algoritması verilmiş? Siz bütün seçenekleri söylüyorsunuz; Yapay Zeka o seçeneklere bakıp öyle cevap veriyor aslında; mesela bir örnek şöyle yapay zeka yapabilirsiniz; Türk Anayasası’nı verdiniz; Türk Anayasası ile ilgili soru sorduğunuz zaman size cevap veriyor çünkü anayasa metni önünde; o metni veriyor ya da mesela e yol bulacaksınız trafikte; haritayı veriyorsunuz; Yapay Zeka harita… Sonuçta bütün yolları biliyor; hepsinde hareket yolun uzunluğuna bakıyor; süre olarak en kısa süre hangisiyse onu size cevap olarak veriyor; yani bütün sonuçlar baştan verilmiş. Bunlar işte “good old fashion AI” deniyor buna; eski moda Yapay Zeka. Eski moda yapay zekanın özelliği; bütün bilgileri veriyorsunuz; makine o bilgilere bakıp size cevap veriyor. Bir de makine öğrenmesi diye yeni bir Yapay Zeka türü var; orada daha ilginç bir şey var; orada makineye siz bütün kuralları vermiyorsunuz; kendisi buluyor kuralları. Şimdi makineye kuralları vermek her zaman kolay değil; yani yolları verebilirsiniz; haritanız var… Şöyle bir makine yapmanın zorluğunu düşünün; mesela dedim ki size “öyle bir Yapay Zeka yapın ki masayı tanısın.” Ne olacak kuralı? Masa tanımanın… 4 bacak; sandalyede de 4 bacak var; ondan sonra köpekte de 4 bacak var; 4 bacak yetmiyor kural olarak; bir de bacakları nasıl tanıyacak? Bacak ne demek? Makineye bunu söylemezseniz makine size nasıl bulsun? Şimdi problem şu yapay zekaydı bu; siz bütün cevapları vermezseniz eski yapay zeka sorunu çözemiyor; siz ona formülü vereceksiniz ki o formülü uygulasın. Şimdi tabii bu bir problem; bir tip Yapay Zeka, iki tip Yapay Zeka… Bugün chat GPT’nin yaptığı şey orada; siz büyük bir veri veriyorsunuz makineye; o verilerin ortak yönlerini bulup kendi zihninde bir algoritma geliştiriyor; istatistiksel rakamlarla bir cevap buluyor; yani siz şöyle yapıyorsunuz; 100.000 tane masa resmi veriyorsunuz; ondan sonra o masa resimlerinden öğrendiği benzerlikleri kullanarak siz başka bir masa verdiğiniz zaman onu tanıyor; işte buna makine öğrenmesi deniyor; makineye büyük veri vererek öğretiyorsunuz. Chat GPT böyle mesela ya da dil tercüme makineleri böyle. Şimdi neden o zaman chat GPT “ENİSTOK’ta kaç harf olduğunu” sorduğumda yanlış cevap verdi? Çünkü chat GPT şöyle çalışıyor: internetteki bütün yazıları, çok sayıdaki kitaptaki bütün yazıları okuyor ve o yazılardaki ortak noktaları buluyor. Hiçbir kitapta “ENİSTOK 8 harflidir” ifadesi geçmiyorsa, internetteki hiçbir sitede geçmiyorsa – ki geçmesi çok olası değil, bu bize çok basit geldiği için bunu yazmayız yani yazar mıyız? “ENİSTOK kaç harf var?” bunu yazmayız. Yani insan metinlerinde yok; o yüzden insan metinlerinde olmayan bir soru sorduğumuz zaman benzerliklere bakıyor ve o benzerlikleri istatistiksel olarak bir cevap veriyor; verdiği cevap doğru olmuyor bu durumda; biliyorsunuz chat GPT yalancı bilgiler üretmekle meşhur; niye üretiyor? Basit; chat GPT şöyle çalışıyor; siz cümleyi verdiniz; birkaç cümle sizin sorunuzdaki kelimeleri aldı; o sorunun arkasından insanlar muhtemelen ne cevap vermiştir onu tahmin ediyor; bir tahmin programı; okuduklarından hareketle bir tahmin yürütüyor ve cümleyi oluşturuyor ama okuduklarında hiç olmayan bir şey soruyorsanız doğru cevap veremez; uydurmaya başlıyor çünkü en olası cevabı veriyor. Makine öğrenmesi de bu; yani makine öğrenmesinde büyük bir veri veriyorsunuz ve o veriden hareketle siz geleceği öngörmesini istiyorsunuz. Şimdi bu… Burada konuştuklarımız giriş… Girişe… Yedik bir… Diyormuşum… Bitti; süre zaten bayağı konuşmuşum; bir 10 dakika. Ondan sonra daha interaktife geçeriz. Şimdi niye bunları anlattım? Burada ilginç felsefi tartışmalar var; gördüğünüz gibi biz makineleri bir çok etkileyici buluyoruz ve etkileyici bulunca makinelerle ilgili zihnimizde böyle bazen korkutucu bazen olumlu şeyler oluşuyor. Tabii bilinçli olmamız lazım; birincisi bugünkü makineler gördüğümüz kadarıyla irade sahibi değil; ondan sonra işte bu dediğim öznelliğe sahip değil; sahip mi değil mi tartışılabilir; isterseniz daha sonra bunu tartışırız ama daha ilginç olan şeyi yapay zekanın nasıl çalıştığını bildiğimiz zaman ilginç birtakım gündelik hayattaki varsayımlarla ters sonuçlar çıkıyor. Ne demek istiyorum? Mesela insanların çoğu şöyle diyor ya; “insan ön yargılıdır; makineye soralım, makine bize cevap versin.” Şimdi demin ne dedim? Makine öğrenmesi aslında verilen datadan öğreniyor; verilen bilgiden öğreniyor; yapay zekaya verdiğimiz metinlerdeki yargılar… Neyse; makinede de o yargılar vardır; ilginç; mesela Amerika’dan iki anekdot örnek vereyim; Amazon işe girişi hakkaniyetli olsun diye makineye veriyor; başarılı CV’leri yüklüyor; geçmişteki… “Bak bunlar diyor çok iyi çalışanlarımızdan al,” diyor; abi Amazon hep erkek almaya başlıyor. Şimdi diyebilirsiniz ki ya… Ya diyebilirsiniz ki “erkekler çok iyi ondan alıyor” ki değil. E peki niye makine bunu yapıyor? Çünkü yükledikleri CV’ler büyük çoğunluğu erkek CV’si; geçmişte çoğunlukla Amazon’da erkek çalışmış; makine bakıyor “pattern” var; bulduğu ortak bir yan; Amazon çalışanlarının erkek olması; dolayısıyla erkek işe alıyor. Tabii de şöyle bir sorun var; algoritmayı kendisi oluşturuyor ya makine; bu algoritmayı rakamlar olarak oluşturuyor; aslında makineye sorsak “bu kişiyi niye işe alıyorsun?” cevap veremez; CHP’ye “bu metni niye yazdın?” diye sorabilseydin cevap veremezdi; “nereden aldın bu bilgiyi?” cevap veremez. Benzer şekilde neden erkeklere bir şey alıyorsun dediğinizde Amazon cevap veremiyor ya da Amerika’nın suçluları öngörme programı deniyorlar; yapay zekayla insanların davranışlarını izletiyor kameralardan ve suçlu olma ihtimalini öngörmesi bekliyorlar; abi zencileri direkt suçlu buluyor program. Şimdi diyebilirsiniz “makine ırkçı”; makinenin kendisinde bir ırkçılık yok ama ırkçılık yapıyor; niye? Çünkü datada ırkçılık var; Amerika’da geçmişte çok sayıda eee siyahi gözaltına alındığı için ya da belki de gerçekten çok siyahi suç işliyordu ama siyahi olmak suçlu değil ama makine anlayamıyor; bine diyor ki “abi siz geçmişte bunları çok suçlu bulmuşsunuz; demek ki bunlar suç işleme ihtimali var.” İşte bu birinci sorunumuz; makineler bizim verdiğimiz veriler kadar tutarlı şeydir; ön yargısız… Biz makine deyince ön yargısız sanıyoruz Yapay Zeka; halbuki verine kadar ön yargısız; isa… O da o kadar ön yargısız… Bizim veri ön yargısız mı? E değil; tabii sorun orada; bizim veriler… Hatta tam tersi; yani internet verilerini toplayınca… Şimdi mesela chat GPT ele alalım; chat GPT’nin yazım formatının kullanılan verilerin %70-75’i İngilizce dilinden geliyor; programı İngilizce metinlerle eğitmiş; dolayısıyla aslında bir İngiliz chat GPT; yani İngiliz, Amerikan diyelim; Amerikan; daha çok yazdığı metinler Amerikalı gibi yazıyor; Türkçeye çevirsen bile öyle. Şimdi bu da aslında büyük bir tehlike; biz tehlike derken şöyle: diğer kültürleri yok etme… Bir kültürel emperyalizm riski taşıyor; sen makineye soruyorsun, yazı yazıyor; onu kullanıyorsun; aslında bir Amerikalıya yazı yazdırıyordun; oranın verilerini kullanıyor. E tamam diyebilirsiniz ki “bunda sorun yok”; bence de sorun yok ama senin yazım biçimi, kullandığın deyimler kaybolmaya başlıyor. Şimdi ben hoca olduğum için üniversitede farkı görebiliyorum; chat GPT önce öğrencilerin yazımı vardı, sonrası vardı; bir anda bol bol 1, 2, 3 diye numaralandırılıyor; Türk kültüründe numaralandırılan… Bizde veya 2 nokta, bir kelime falan… Bu chat GPT’nin yazın formu… E şimdi adamlar orada yazdırdıkları için… Hatta hocaların CV’leri geliyor bölüm başvurusunda; bitiş cümleleri hep böyle chat GPT bitirirken yazdığı; işte atıyorum ismi atacağım; Handan Aksoy’un işte e bilim felsefesindeki bu ilgisi; onun bu alandaki işte eee ısrarını ortaya koyuyor; bizim Türklerde böyle bir bitirme biçimi yok; yani normalde CV’leri “şu konudaki ısrarımı ortaya koyuyor” ama chat GPT’ye yazdırın; hemen öyle bitirir; çünkü bu aslında… Bu da… Bu da normalde akademide olan bir şeydir; bu şirketlerde olan sistem; şirket metinleri okuduğu için CV hazırla dediğinde şirket CV’si gibi hazırlıyor ve yazısı gibi hazırlıyor; o da Amerika’daki şirket CV’si gibi; herkes öyle yazmaya başladı. Bu tabii bir risk; yani… Yani Yapay Zeka bizi dataların benzetiyor; çünkü Yapay Zeka verilen dataya hareket ediyor; Türk yapay zekası var mı? Şu anda yok. Türk verilerini sadece okuyup eğitirseniz belki Türk biçiminde… Tabii orada da riskler var; mesela benim bir arkadaş yapıyordu işi… Eee, yapay zekayı… Tabii Türkiye’deki veri çoğunlukla sosyal medya verisi; başka verilere çok ulaşamıyoruz; bizim kitaplar dijitalize edilmiş değil; mesela Amerika Google bütün kitapları dijitalize etti, okuttu; biz de çoğunlukla veriler sosyal medyadan geliyor; sosyal medyanın dili de bozuk; dolayısıyla bizim yerli sosyal medyayla öğretin; bir kere küfretmeye başlıyor Yapay Zeka; ondan sonra kısaltmalar kullanıyor bol bol; “slm” diyor falan; böyle bir bakıyorsun yapay zekayı eğitmek için bayağı bir datayı ayıklamak gerekiyor; zor iş yani. Türkiye’nin tabii kendi başına… Ama bu bir başka problem; üçüncü bir problem; bizim toplumun karşılaşması… Yakın; özellikle gençler var burada… Bak size… Size uyarıyorum; şu anda… Benim ninem acayip iyi hafızaya sahipti; çocukken birinin numarasını bilmezsem nineme soruyordum; işte diyordum ki annemin mesela cep telefonu numarasını arayacağım ve işte… Bana şu anda sorun; kendi numarama hariç hiçbir numarayı bilmiyorum; eşim duymasın; eşimin numarayı bile bugün telefonu kaybetsem eşimi arayamam; bittik. Niye? Çünkü cep telefonu çağında doğdum ben; yani çocukluğumdan… Çağında çok doğmadık da yani üniversite yıllarında aldım ilk telefonu ama tabii çok zorlamadıkça değildi; hesap makinesi yani pahalıydı; öyle ç yoktu ya da en azından bizim ailede; ben rahatlıkla 2 basamaklı sayıları çarparım; ak zorlarsam 3 basamaklıları bile çarpabilirim. Şimdi bir gence sorun; 2 basamaklı sayıyı çarpmayı… Çarpmaz; hatta şu anda şöyle oluyor; “27 + 18” diyorsun; “dur bakayım” yani; hesap makinesine bağımlı hale geldik. Bunlar tabii görece… Hadi diyelim ki biz de yaptığımız için… Hadi diyelim ki kabul ettik; şu anda 3 nesil… Gelen nesilde yani… Şurada bazı gençler o nesilden… O tarafa baktınız; hocam orada… Tabii orada gençlerin çoğunluğu orada… Eee, chat GPT döneminde; yani ne demek? Yazıyor; işte “şununla ilgili bana bir yazı yaz” diyor. Şimdi bu hangi riski doğuruyor? Bir nesil hafıza yeteneğini ciddi anlamda zayıflattı; ikinci nesil matematik yeteneği biraz zayıfladı; şimdi daha tehlikeli bir şey var; yazım yeteneğinin kaybolması; makinelere çok yazarsak… Hatta bizim kurumsal bir chat GPT kullanım eğitimi verdi; olan komedi şu; şey; şirket içi yazışma, bizim üniversite içi yazışma; adam maili chat GPT’ye “şununla ilgili mail yaz” diyor; chat GPT yazıyor maili, gönderiyor; cevap veren chat GPT’ye “şuna bir cevap yaz” diyor; onun giden cevabı yazıyor; insanlar devreden çıktı; bak yine kendi kendisiyle mailleşme başladı; arada insan yok; on… Onla… İlişkili… Yoruyor; öbürü cevap veriyor falan… Şimdi tabii bu… Eee, önemli bir tehlikeye işaret ediyor; bizim yeteneklerimizi kaybetmemiz… Hadi bir derece tolere edilebilir ama otantikliği kaybediyoruz; bireyliğimizi kaybediyoruz; eee, bu çok tehlikeli bir şey aslında; yani normalde makinelerden bizim istediğimiz şey hayatımızı kolaylaştırması ki biz bireyliğimizi daha çok ortaya koyabilelim. Nedir mesela? Niye yemek makinesi aldık? Eve; hanım daha az yemek yapsın, zaman ayırsın; daha çok kendini ayırsın veya işte… Tabii kendini ayırmak ne demek onu açacağız veya işte… Niye süpürge alıyoruz? Evi süpürmeye çok zaman ayırmayalım; niye dandik iş diye bakıyoruz biz? Ne yapalım işte… Biz ne yapalım da… Genelde eski düşünce; insanın kendini ortaya koyabilmesi, kendini inşa edebilmesi; bugün şuraya doğru bir gitme riskiyle karşı karşıyayız; biz Netflix’te dizi izleyelim abi; emaili yazıyı da makine yazsın. Şimdi tabii bu pasif işlere götürüyor bizi; Netflix’te dizi izlediğimiz zaman birey olarak bir şey üretmiyoruz; dünyaya bir şey koymuyoruz. Şöyle bir insan hayal edin; doğuyor; işte her şey makineler yapıyor; çocukluğunda çizgi film izliyor; büyüyor; sonra dizilere geçiyor; yaşlanıyor; işte nostaljik diziler izliyor; gene geçmişe dönüyor; “gençliğimizde ne severdik be bu diziyi”; ondan sonra vefat ediyor; dünyaya ne bıraktı? Dünyada var olmasaydı ne olurdu? Hiçbir şey olmamış olurdu; yani öyle bir risk var ki şu anda… Yani Yapay Zeka nasıl getirdiği risk? Tamamen otantikliği kaybedip makinelere işi devretmek; bizimse kenara çekilmemiz… Bilmem bilim kurgu okur musunuz ama… Eee, Androidler… Eee, kuzu ve koyun muydu? Androidler koyun düşler mi diye bir kitap var; meşhur; filmi çok meşhurdur ama filmini izlemişsinizdir; Blade Runner; gençler gerçi izlememiş olabilir; gençler hemen şöyle yap… Güzel film hocam; Blade Runner izlenmez mi? Şimdi Blade Runner filminde Androidler var; tabii kitabındaki şeyi hatırlamıyorum ne kadar bu güçlü verilmiş ama romanı okursanız romanda insanlar şeye dönüşüyorlar; gittikçe makineye dönüşüyorlar; makineler gittikçe insana dönüşüyor; makine götürüyor. Orada insanlar mutlu olmak için… Ki ilginç; romanın yazıldığı 1960’lar olması lazım; yani bu kadar medya yaygın değil; insanlar mutlu olmak için devamlı makineye bağlanmak zorundalar; işte devamlı bir Reality Show var; onu izliyorlar; Reality Show’daki adam da robotu mesela bilmiyorlar ama adama bayılıyorlar… Ediyorlar falan böyle uydurma bir din çıkmış; robotlar daha işleri ele almışlar ya; daha insansı davranışları, daha insana benziyor. Bizim de riskimiz; chat GPT gittikçe bize benzerken biz makineye benzeme riskimiz var; çağımızın üçüncü… Dördüncü meselesi de bu; dikkat etmemiz gereken; makineler bizi özgürleştirmek yerine… İsa bu… Yani kendi başına ciddi bir sorun oluşturma riski taşıyor. Tabii beraberinde… Tabii söylenebilecek çok şeyler daha var; bu makinelerin savaşlara götürmesi veya işte bizim… Özellikle tabii 21. yüzyılda bekleyen tehlike… Ben tam kurtarma aşamasındayım da gene… Siz gençleri bağlıyor… Biz yırtık; yırtılacak… Makineler… Tabii gittikçe yapay zeka güçlendikçe ve bu işleri yaptıkça belli mesleklere olan ihtiyaç azalacak; bir kısmı hatta muhtemelen tamamen girecek; mesela sürücüsüz arabalar bayağı başarılı; aslında düşünün ki sürücüsüz arabalar çağı başladı; trafikte… Tabii hesapladığı için trafik azalacak vesaire; kazalar da azalacak; e sürücüleri ne yapacağız? Şimdiden bile hastalık tespit programları radyolojide normal doktorlardan daha iyi tespit yapıyor; yani veriyorsunuz şeyi; görüntüyü; bakıyor ve şey yapıyor; teşhis koyuyor ve koyduğu teşhis şeyden daha başarılı; doktordan daha başarılı. Şimdi tabii doktorlarımız var; “aman gitmesinler” diye tutuyoruz ama… E şimdi çok bu ayyuka çıktığında ne yapacaksın doktoru tutacak mısın yoksa zaten makine veriyor; “abi doktor daha farklı çalışma yapıp ona öğretmesi değil mi?” İnşallah… Bilmiyorum o mudur amaçla çıkması lazım aslında; farklı tarafa doğru gidiyor. Şimdi tabii o amaçla çıkması lazım; elinden alacak sadece; daha farklı şeyler geliş… Şimdi tabii buradaki risk bu… Tam dediğiniz şey; normalde o mesleği aslında makine alıyor; adam boşa çıkıyor; dersiniz ki “o da radyolog olmasın da işte ne bileyim ürolog olsun” ama… Eee, olabilir ama bu tabii yayıldıkça… Mesela şey işlerini çok iyi yapıyor makine; e bu maliye işlerini mesela acayip iyi… Yaşıyor; acayip iyi yapıyor; bir de şöyle bir şey düşünün; maliyeciler üçkağıt işine giriyorlar; hemen diyor sana “hemen ayarlarız,” diyor; “vergiden kaçırırız” falan; makine yapmıyor; yani daha şey… Daha etik… Etik davranabiliyor. E şimdi öyle olunca devlet de diyebilir ki “ya kardeşim ben maliyeci istemiyorum; bak ne güzel merkezi program var; bununla yapacağız.” Şimdi tabii bunlar bize ne kadar hayal gibi görünüyor bilmiyorum ama gittikçe… Mesela dil meselesi bitti; bitecek; bana sorarsanız bitti yani; tercüme… Şu anda en son yeni çıkan makineler; birkaç tane var da takıyorsun kulaklığı; karşıdakiyle şey yap… Mesela görüyorsunuz en zor meselelerden biri Türk polisiyle anlaşmaktan; makineyi taktı Türk polisine kulaklığı; tercümenin makine tercüme etti; sorunu çözdüler; yani tercüme meselesi kalktı gibi. E şimdi simultane tercümeye artık ihtiyaç büyük ihtimal olmayacak çünkü sen takıyorsun kulaklığı, konuşuyorsun; kulaklıkta hemen çeviriyor; yazıyı veriyorsun; şimdi bile DeepL benden iyi çeviriyor; ben niye çevireceğim? DeepL benden iyi yapıyor zaten. Şimdi dolayısıyla çevirmenlik bitmek üzere; meslekler gittikçe ölüyor; dolayısıyla tahmin muhtemelen şu andaki buradaki gençlerden yarısı meslek değiştirecek hayatlarının bir noktasında; yani girdikleri meslek Yapay Zeka ele geçirecek; dolayısıyla yeni bir mesleğe kayma…
Daha farklı yaklaşacağız. Ne yazık ki dünyada, hani bunun endüstrisi de şimdiden oluşmaya başladı. Hatta gene bazı karamsar tahminlerle, insanların ciddi bir kısmının evlenmek yerine robot eş tercih edeceği konuşuluyor. Amerika'da böyle bir salgın olacağı, yani Amerika'nın mesela olası salgın tehlikeleri listesinde ilginç bir şekilde, makinelerle sevgili olanlar salgını var. Ne güzel diyorsun yani. Zaten ilk fazla da nüfus vardı, ihtiyacımız yoktu. Eee yani bu konuşuluyor. Bunlar ciddi tehlikeler; çünkü bizde şu andaki makineler, dediğim gibi, yani ben… Tabii gene de bunları da yabana atmayalım. Şu makine var ya, en çok günlük temas ettiğim… Muhtemelen araç, bilmiyorum hepinizin çoğunuz da öyledir. Hani bazen millet diyor ya, içimize çip sokacaklar. Yani şimdi bu içime soksalar ne, sokmasalar ne, zaten cebimde yan yana yatıyorum. Yatarken şöyle bunla okşayarak yatıyorum. İlk iş kalkıyoruz, bunu alıyorum. Yani zaten ne soksalar ne sokmasalar, ben bunla zaten kalbime koymuşum yani böyle taşıyorum şimdi. Dolayısıyla bu da, tabii bu da bir risk; bağımlılık çağımızın gene en tehlikeli bağımlılıklarından biri, teknoloji bağımlılığı muhtemeldir. Şu odada her üç kişiden birinin, eee, sosyal medya veya telefon bağımlılığı var. Göremiyorum kimsenin elinde şu anda telefon, ama var mı? İşte bu bir bağımlılık olarak, bir risk olarak şu anda var. Ve tabii bu arada gene demin dediğim şey; algoritmalar. Yapay zeka insanlığın yararına oluşturulmuştur. Mesela bir kısmı kar amaçlı oluşturuluyor. İşte bu da gene burada yapay zeka çalışıyor diyeceksiniz ki, “y Twitter'da ne yapay zekası, insanlar bilgi giriyor”. Hayır, hangi tweeti göreceğinizi kim belirliyor? Algoritma belirliyor. Yapay zeka size ne gösterip ne karar veriyor? Peki neye göre bunu yapıyor? Çoğunlukla daha çok beğenip daha çok zaman geçireceğiniz şeyleri size gösteriyor; bir, yani sizde o bağımlılığı oluşturmak istiyor. Dedim ya, sosyal medya bağımlılığı riski var ya, program sizi bağımlı yapmak istiyor zaten. Yani mesele sizi bağımlı yapmamak değil, yapmak istiyor. İki, tüketime yönlendiriyor; reklamlar çıkıyor. Tam Instagram'da geziniyoruz, dedikodu yapacağız, arkadaş ne yaptı diye çekiyoruz; işte ürün çıkıyor. Bazen de ya geçiyoruz, iki gün sonra da ya bir bakayım neymiş diyoruz, alıyoruz falan, tüketime seni sevk ediyor. Üçüncüsü, bu daha tehlikelisi, Türkiye'de de yapılıyor. Ne yazık ki belli ki daha çok tükettiğiniz şeyler aslında sizde bağımlılık üretiyor ve sizin beyninizi uyarıyor. Ve en çok uyarılan şeylerden biri de korku; sosyal medya hepimizde bir korku üretir. Mesela, “mülteciler Türkiye'ye gidiyor abi, 30 yıl sonra Türkiye Arap ülkesi olacak. Aman Allah'ım, bittik gittik”. Ve işte Amerika, Meksikalılar geliyor, yandık. Mesela şöyle bir tartışmalar; Avrupa, İslam’la… Ya tamam, Müslüman göç var, ne, İslam’la 2050’de Müslüman çoğunluk olacak. Şimdi bu korku ve ülke elden gidiyor sürekli. Mesela dikkat edin, öyle paylaşımlar… Bu tabii alışkanlık üretiyor sizin… Sosyal medyayı çok kullananların amigdala, korku merkezi büyüdüğü gözüküyor. Yani sizi o yapay zeka dediğimiz şey sizi etkiliyor; yani sizde gerçek korkular üretiyor, gerçekten dünya görüşünüzü, neye tepki vereceğinizi belirliyor. Covid-19’da uygulanıyor, hep uygulanıyor yani. Özellikle uygulandığı bir dönem yok, yani hep uygulanıyor. Hani bir dönem bırakalım, mesela şöyle demiyor sosyal medya, “bu dönem insanları özgür bırakalım”, öyle bir şey yok, yani sürekli bir gündem. Çünkü tüketmen lazım, gireceksin, daha çok duracaksın; korktukça senle daha çok uğraşıyorlar. Ve tabii senin bilgilerini alıp manipüle de edebiliyorlar. Big data meselesi var; sizin bir dakikada bitiriyorum, sizin verileriniz, sizinle ilgili normalde sizin göremediğiniz şeyleri öngörme ihtimalleri var. Bunu sizi, bazıları diyor, “bizi izliyorlar” falan, şöyle izliyor… Tabii ne yapıyor? Özellikle merak ediyoruz, “nasıl bir otur bugün, ne yaptı bakayım telefonunda nelere girdi”, öyle olmuyor ama daha tehlikeli bir şey oluyor. En stok’ten bu tekliyemeye biri yapmıyor, yapay zeka yapıyor. Ve ne satın alır, hangi duygu durumundayken hangi siyasi partiye yöneliyor? Bunları biliyor ve bunu manipüle ederek kullanılabilir ve kullanabilir yani. O gün sen işte ne bileyim, milliyetçi şeyler şarkılar dinledin, şey yaptın; seni gittikçe daha milliyetçi yapacak ve dolayısıyla milliyetçi bir partiye oy vermeyi yönlendirebilecek şekilde algoritmalar çalışabilir ve çalışıyor da zaten. İşte Cambridge Analytica, biliyorsunuz, Amerika’da bir skandal aldı, Trump’ın kazanmasını sağladılar verileri kullanarak. Dolayısıyla bu sadece… Keşke beni izleseler, mesela beni izleseler bir şey olmaz. Ben çok… Bende ne bulacaklar? Yani beni izleseler enteresan adamlar sıkılır; benim hayatımı izleseler sıkılır adam, felsefe meraklısı değilse; açtım kitabı okuyorum, “Allah belanı versin” der orada adam. Kant, Man duruyor okuyor falan. Beni izleseler problem yok da, ama bizimle ilgili bilgi topluyorlar ve toplanan bilgiler istatistiki olarak toplanıyor. Burada bu, bu yerden geçen adam muhtemelen şurada alışveriş yapar, muhtemelen burada kahveci açar. Tabii çoğu kar için, çoğu şöyle şey için yapılmıyor, “bu dünyayı yok edelim yani, ne şerefsiz insanlar var” diye değil; bu ben işte Kadıköy’de bir mekan açacağım, şu caddede ne mekan açarsam tutar diye sorduğunda, yapay zeka aslında en makul olan mekanı söyler. Buradakilerin kahve ihtiyacı var, kahve arıyorlar, kahve içmek için uzağa gidiyorlar. Sen burada kahveci açarsan, Fenerbahçe’deki şeyi götürürsün. Tabii adam da bunu bedavaya vermiyor şirkete ama ya bunun için verileri topluyorlar. Ama tabii bu toplanan veriler rahatlıkla kötü ya da başka amaçlar için kullanılabilir. Böyle ufak bir, ufak olmayan bir giriş yaptım; geri kalan zamanda soru cevap varsa, bir şey sorup tartışabiliriz. Buyurun hocam, mikrofon gibi bir şey var mı? Tamam, arkadan geliyor. Çok ani bitirdim, hiç… Onlar da aslında ürün satma stratejisi olarak da kullanılıyor. Mesela ben annemle konuşurken koltuktan bahsediyorum, telefonu açıyorum; Instagram’da veya TikTok’u kaydırırken oradan koltuk reklamı çıkıyor. Arkadaşıma ben böyle bir kıyafeti almak istiyorum diyorum, eee, bana kıyafet reklamı çıkarıyor. Yani dinleme de var. Orada yazdığım şeyleri de ürün… Bana ürün satmak, ürün satması… Veri alışverişi olarak önüme çıkarıyor. Evet, tabii bu, bu en çok şu anda onun için kullanılıyor. Tabii ana amacı o zaten ya. Bence kötü bir amaç olarak kullanılacağını düşünmüyorum, çünkü bu iyi bir amaç diyorsun zaten işte. Evet, ben mesela iyi bir amaç, işime yarıyor sonuçta, işe yarıyor zaten. Esas sıkıntı o, mesela ben hep şey oluyor, şöyle oluyor; hanımla evdeki eşyaları değiştirelim dedik, bu eşya işini hep konuşacağım zaman telefonunun uzakta olmasına dikkat ediyorum. Telefonunun yanında konuştuk mu, yandık; hanıma devamlı ondan gidecek reklamlar gördükçe, bak ne güzel şu koltuk, şundan da alalım, bundan da alalım. Tabii sen şimdi tüketici konumundan, ne güzel, reklam çıkıyor, alıyoruz; bir daha çıksa tekrar alsak ya. Tabii bu şöyle… Eee, mesele sadece şey olsa, sadece istediğin bir ürünle seni buluşturmak olsa, burası doğru ama bazen ihtiyacımız olmayan ürünler de bize pazarlanıyor. Hayatlar pazarlanıyor ve yanıltıcı bir dünya oluşturuyor. Şimdi sosyal medyanın en önemli illüzyonu; biz diğer insanlarla temasımızı sosyal medyadan kurduğumuz zaman, diğer insanların orada göründüğü gibi yaşadıklarını zannediyoruz. Yani ne demek bu? Açıyorsun; komşu kahvaltıya gitmiş, boğaza nazır; öbür komşu gitmiş, e ben niye gitmiyorum diyorsun ya, “benim hayatımda bir eksiklik var” diyorsun, “ben çok mutsuz bir insanım” diyorsun. Halbuki o gitmiş dediğin, yani yılda bir gitmiş veya kocasıyla resim paylaşıyor, “şöyle süperiz, böyle hayat ne güzel” diyor. Halbuki kavgalarını oraya koymuyor insanlar; dışarıdan nasıl görünmek istiyorlarsa, tabii nasıl görünmek istiyorlarsa o resmi koyuyorlar. Şimdi aslında hepimiz sosyal medyada gösterdiğimiz, görünmek istenen olduğunu biliyoruz ama diğer insanların öyle davrandığını düşünmüyoruz. Sorun orada başlıyor; onu görünce onu gerçek zannediyoruz. Dolayısıyla hepimizin çok pahalı arabamız olması lazım, çok iyi evimiz olması lazım gibi… Ama hepimizin olamaz gibi bir illüzyona kapılıyoruz. Yani sosyal medya tüketmeyi, eee, iyi bir şey, yapılması gereken ve tüketmediğimizde bir şeymiş gibi sunuyor. Her insan tüketiyor gibi bir algı oluşturuyor. Öyle olunca daha çok tüketmek istiyoruz ve ihtiyacımız olmayan tüketimleri de yapıyoruz. Problem burada başlıyor; yani ihtiyacımızı karşılamak değil, olmayan ihtiyaçlar üretip tavana çekip bu ihtiyaç miktarını bize bunu özendiriyor. Bu nereye gidiyor? Tabii sonrasında mutsuz insanlara gidiyor. Tabii tüketim biliyorsunuz, hedonizmin, hedonizm çemberi denir buna; tüketim ve aldığınız zaman bir şey mutluluk çok kısa sürüyor, tekrar tüketmek istiyorsunuz ve tekrar tüketmek istiyorsunuz. Tabii tükettikçe de hep aynı şey insana keyif vermiyor; daha üst, daha yeni bir şey istiyorsunuz ve bu kalıcı mutluluk sağlamıyor. Hedonizmin problemi budur; hepimiz yaşıyoruz, ben de yaşıyorum. Şöyle… Bizim tabii yaşadığımız… Felsefeci olarak yaşadığımız söyleyince manyak gibi görünebilir. Biz kitap alıyoruz mesela; kitap alınca mutlu oluyorsun, ben öyle oluyorum ama tabii gene ne oluyor? Alınca hemen geçiyor keyfi, okuyunca falan “lan” diyorsun, bir tane daha alayım diyorsun, o da gene hemen geçiyor. İşte kimisi kıyafet alıyor; kıyafeti aldım ama yani o gün hemen çok mutlu, çok güzel kıyafetler aldım, göstereceğim diyorsun, iki gün sonra ya ne alsak bugün diyorsun. İşte bu tabii çok insanı mutlu etmeyen ve altında mutsuzluk döngüsüne sokan bir şey. Kendimize sınır koysak, tüketimimize sınır koysak, aslında, eee, yeterli bir mutluluğa sahip olabiliriz. O zaman tabii ki yani gerçekten ihtiyaçlarımızı almak ve bunları bir ödül olarak görmek önemli; yani aldığımız her şey kendimize bir ödül. Eee ve tabii şey dışında bir mutlulukla ilgili çok teoriler var, o ayrı bir oturup konuşmamız gerekiyor onu ama mutluluğun kaynağı sadece tüketim olamaz. Tüketim dışında kendimize bir alanlar oluşturmamız gerekiyor; sanatla uğraşmak olabilir, bilimle uğraşmak olabilir, dinle uğraşmak olabilir; neyle ilgileniyorsanız ama bir derinlik ve anlam hayatta üretmemiz lazım. Ve tabii şurası çok önemli; benim size tavsiyem… Demin de dedim ya, makineyle makine yazışıyor, oradaki üzüntü olan taraf; siz bireyiz, kaybediyorsunuz. Tüketimde de böyle; şimdi tüketimde herkesin aldığını alıyorsanız bir kere orada herkesten farkınız yok. Mesela ben hep şeyle ilgilenir, çok şüpheyle; herkes okuyor bu kitabı dediklerinde çok şüpheyle yaklaşırım; herkes okuyorsa ya çok çok iyidir ya da muhtemelen çok kötüdür. Şimdi şey de öyle; giyinirken herkes giyiniyor, herkes yapıyor; herkes yapıyorsa senin… Şimdi sosyal medyanın insanları tek tipleştirme yönü de var; o da bence bir problem. Mikrofonu ne yapacağım diyorsunuz, kimse almıyor; mikrofon kaldıran bir arkadaşa… Hocam sizde sıvı yapay zeka hakkında konuşmuştuk, bu ilerletilir gelecekte koyunlar gibi insanların da klon olabileceği muhtemel gözüküyor. Sizce bu iş etik ve ahlak değerlerine göre mi yargılanmalı yoksa bilimsel olarak bir ilerleme olarak sınıflandırmalı… Eee, sizin dünya üzerinde konunuz olsun mu diye sormuştu. Siz konunuz olmasını ister miydiniz? Teşekkürler hocam, bak beni işin içine kattın; ister istemeyiz yani çok sıkıntılı yere gider. Şimdi şöyle; klonlama… Tabii şu aşamada yasak, tüm dünyada insan klonlamak yasak, bunun etik olmadığını kabul ediyoruz, inşallah da böyle yani… İnşallah da diyemiyorum; sorun şu: insanı niye klonlamak istersiniz? İki tane baştan şey söyleyeyim, kullanım alanı: bir organ bankası. Yani şu anda bizim insanların önemli bir kısmı organa ulaşamadıkları için ölüyorlar. Halbuki onların vücudunu klonlayıp… İnsan klonlamaya kesin karşı çıkmak, eee, makul değil. Ama daha ilginç bir şey söyleyeyim; asıl insan klonlamanın varabileceği bir yer… Şu anda klonlamada şöyle bir problem var… Bu arada klonlamada doğan yavruların çabuk ölme ihtimali çok yüksek; yani klonlar sağlıklı ve uzun yaşamıyor. Klonlamada hatalar, yani bir takım hatalı şeyler oluyor. Devamında mükemmel bir klonlama elde etsek, ilk yapılacak iş nedir biliyor musun? Çok paran varsa; diyelim ki benim çok param var dedin ya, klonum olmasını isterim. Böyle güzel bir klon yaparım. Klon tabii biliyorsunuz bebek gibi doğuyor, normal benim bebek halim, büyüyor orada ben de büyüyorum, yaşlanıyorum ve ben artık vücudumun yeterince iyi olmadığı düşündüğüm anda, beyin nakliyle beynimi yeni bir vücuda taşırım. Bir anda gencim, 18 yaşındaki klona yerleştirdim. Tabii hiçbir tepki olmaz birebir, çünkü genleri aynı, kanı aynı, görüntüm de aynı; sadece gencim ve yeni bir klon üretiyorum. Yani insan ömrünü radikal bir şekilde uzatma, beyin hariç bütün organlarımızı değiştirebilen, değiştirme, yenisiyle değiştirme ihtimali sağlıyor size; beyin sağlığınıza dikkat ettiğiniz sürece de yaşıyorsunuz. Beyinde tümör çıkarsa orası istisna. Dolayısıyla insan klonlamanın gideceği yer burası, hedeflenebilir yer burası. Tabii bu… Teknik olarak ölümsüzlük olmuyor, çünkü bir gün e dünya yaşanmaz hale gelecek ve öleceğiz ama insan ömrü radikal bir şekilde uzuyor. Bir de beyinle ilgili hastalıkları burada çözemiyorsun; yani beyin tümörü olursanız ya da… Eee, beyin… Ama tabii şöyle bir şey; vücut yenilenince beynin ömrü de uzuyor. Çünkü beyindeki çoğu sorun kalp damar hastalıklarından kaynaklanıyor; vücudunuzu değiştirdiğiniz anda bu hastalıklardan da kurtuluyorsunuz, ömrü uzuyor, işte yüzyıllarca yaşayacak. Tabii zaten böyle bir şey yapan biri yüzyıllarca yaşayacak. Tabii bu ilginç bir şey olacak; yüzyıllarca yaşayan zenginler burada… Öyle bir zengin var mı? Biliyorum ve biz onları izleyen fakirler… Onlar bir beden değiştiriyor, “komşu geliyor, yeni bedenimi aldım” diyor, bak ne güzel falan he. Evet ama işte o hep başkasınınkini naklediyor olduk, böyle bütün vücudu bir yenilesin. Tabii bu dediğim gibi bu bir… Gene burada bilim kurgu… Bunlar çok işlenir; Arthur Clarke’ın diğer günlerin ışığı, e “The Light of Other Days” diye bir kitabı var, orada bir kişi, bir çocuk var, babası zengin, milyoner; romanın sonunda çocuğun aslında klonu olduğunu öğreniyor babasının, babası onu öldürüp tabii alıyor vücudunu. Eee… Bunlar yaşanabilir yani bunların riskleri… Bunlar ama organ en azından üretiminde e gelecek vaad ediyor. Burada tabii yan bir not düşeyim; konumuz değil ama yaşlanmanın mekanizması çözüldü büyük oranda, bu e telomerlerin kısalmasıyla ilgili. Kanser hücrelerinde de telomerler kısalmış, bunu engelleyen kimyasallarla ilgili çalışmalarda da büyük ilerleme var. Bu ne anlama geliyor? Gene biz burada biz üzüleceğiz işte; gençler üzülmeyecek. Bu siz veya bir sonraki nesilde yaşlanmanın ortadan kalkma gibi bir durumla karşı karşıya kaldığımız gözüküyor; yavaşlatacak tabii yani telomerler çok yavaş kısalacak. Dolayısıyla siz 60-70 yaşında 20-30 yaşındaki bir insanın görüntüsüne sahip olabileceksiniz ya da sadece zenginler sahip olacak; fiyatını bilmiyorum, piyasaya kaçtan bu teknoloji çıkacak ama fakirlere düşerse biz de faydalanabiliriz yani. Böyle bir risk tabii… Bu çok ilginç dünyamızda… Mesela biz bir düşünün; 2-3 nesil, 4 nesil, 5 nesil aynı görünüyor, dünyayı nasıl değiştirecek? İlginç bir dünya olacak tabii; çok tecrübeli adam ama biz tabii muhtemelen yetişemeyeceği bize şey gibi bakacaklar… Bunlar da ananın kısmetine bak, anasını satayım ya, kısmeti görüyor musun son nesile, de… Son nesile geldik ya şeyde, yaşlanmadan… Ben soracaktım, buradayım ortada. Hah, gördüm hocam. Öncelikle hoş geldiniz. E ben bir tane dizi izlemiştim, Kübra diye; o yapay zeka kendine bir Mehdi seçiyor, o Mehdi’yi de Mehdi olduğuna inandırıyor ve etrafındaki insanlara da Mehdi olduğuna inandırıyor. Gelecekte de böyle yapay zeka işte birini seçip toplumsal olarak böyle bir kaosa ya da onları inandırabilir mi, dini lider seçebilir mi? Tabii bu şu aşamada olası [Müzik] görülmemektedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in yazısı da bizim için kutsal görürüz. Ben şahsen giremem, girebilen… Peki, soru telefonda… Kur’an yok bu telefonda, bununla girebilir miyim? Genelde giriyorlar Müslümanlar, aynı mesele ama girmeyip düşünenler çıkmaya başladı. Hatta bunu soru olarak da soruyorlar işte bir yerde, ben ibadet sürekli ediliyorsa o yeri kutsal kabul ederiz, hatta mescit ilan ederiz. Tabii ki çok böyle süper kutsal belki böyle ibadet ama gene orası bir özel mescitte her şey yapılmaz; yani mescide bir saygı duyulur. E sürekli bir odada, siber odada dua ediliyor, o siber oda da böyle bir kutsallık göstermemiz gerekiyor mu? Bizim nesil o kadar göstermiyor işin gerçeği ama yeni nesillerde, eee, siber alanlara yani dijital alanlara da kutsallık atfetmeye başlayanlar çıktı. Bununla ilgili hassasiyetler çıkmaya başladı. Dolayısıyla her ne kadar bugünden çok olası gör… Bu anlattığınız imkansız değil. Çünkü gittikçe sosyal medyada, gittikçe dijital dünyada zaman geçiren insanların buradaki bazı programlara, nesnelere kutsallık atfetmesi de kaçınılmaz oluyor. Hatta daha da ilginci yani böyle bir şöyle bir teori var; bir grup büyücünün OKÜ yani batıda… Aslında teknoloji dediğimiz şey, yapay zeka dediğimiz şey bizim büyü dediğimiz şeyle aynı teknoloji. Büyü… Şimdi ortaçağ’da gidip birine desen ki ya burada bir makine var, ble makine… Kavram olmayacak da, şurada şöyle bir kutu var, bu kutuya soruyorum abi, bana cevap veriyor, her şeyi söylüyor, insanlar tapmaya başlayabilir o kutuya. İşte o kutu… Mesela şimdi… Dolayısıyla insanların teknolojiyi daha kutsal algılaması… Mels gibi görmüyoruz biz, görmüyoruz ama gittikçe daha onu nesne, bir varlık gibi görecek insanlar olacak. Dolayısıyla onların kutsallık atfetmesi… Ne dedim, aşık olanlar olacak robotlara; bu tabii tapanlar olmasını da getirebilir, yani imkansız değil bunlar. Bize çok garip görünüyor; bana da garip görünüyor ama tekno-okültizm, tekno-mistisizm konuşulan bir şey, ihtimali var yani… Mikrofon dolanıyor hocam, bana kaldırıyoruz da mikrofona kaldır getireni… Ben veremiyorum ki mikrofonu… Şey, benim adım Zümra. Benim sorum şöyle; makineyle makine konuşabilir mi? Makineyle makine konuşur ve konuşabiliyor, hatta kendi aralarında bizim anlayamayacağımız diller geliştirebilir. Çünkü makineler aslında sayılarla iletişim kuruyor, yani onlar bizim gibi dille iletişim kurmuyor. İlginç bir proje var Google’ın; iki tane Google programı şey… Şöyle bir Google programı geliştiriyor; Korece’den alıp İngilizce’ye çeviriyor, işte İngilizce’den alıp Korece’ye çeviriyor. Bir başka program var, o da Japonca’dan İngilizce’ye çeviriyor, İngilizce’den Japonca’ya çeviriyor. İki ayrı program; bunlar birbirleriyle konuşmaya başlıyorlar. Veriyorsunuz Korece’ye bir Japonca’ya çeviriyor ama hiçbir zaman Korece ile Japonca’ya çeviriyor öğretmediniz makineyi; bunu yapıyor. Bunu nasıl yapıyor? İşte yeni bir dil geliştirdiği için yapıyor makineler, aralarında iletişim kurabiliyor kendi dilleriyle. Dolayısıyla bu mümkün ve oluyor. Hatta ne yazık ki bu da iyi bir şey mi bilmiyorum. Tabii diyebiliriz; nesnelerin interneti diyebiliriz. Merhaba hocam, sanat, edebiyat gibi alanlarda yapay zeka ilerleyebilir mi yoksa sadece insan eserlerini mi taklit eder? Güzel bir soru. Şimdi tabii ilerletme olur mu onu bilemem de, genelde şöyle bir şey var; sanatçılarla konuştuğun zaman diyorlar ki, “yapay zeka bir tek sanatı öldüremeyeceksiniz”. Bin bütün eserlerini verin, Bach olsaydı nasıl yeni bir parça yapardı deyin, yapar ve yapıyor. İşin gerçeği de müzik uzmanlarına diyorlar ki, bir tane Bach’ın çok bilinmeyen eserini dinleteceğim, uzmanı ayırt edemiyor şimdi çok iyi. Dolayısıyla resim de yapar yapay zeka, çok iyi beste de yapar. Hatta senin dinlediklerini dinleyip oradaki ortaklığı bulup sadece senin beğendiğin, sana özel beste de yapar. Ha bu sanatı ilerletmek midir? Ya şu andaki yapay zeka verilen datadan yeni bilgi üretiyor; o dataya bakıp üretiyor. Bu anlamda orijinalliği eksik; belki insan yaratıcılığıyla yarışamaz diyebiliriz ama insanın da kolay kolay ayırt edemiyor. İşte sorun orada; makinenin oluşturduğu sanat eserini insanın oluşturduğu sanat eserinden de kolay kolay ayırt edemiyoruz. Temen soruyla bağ… Hocam kaptılar mikrofonu elinden de sana verirler sonra bağlamak açısından… E hocam arkadaşımız sordu ya, sanatla yapılabilir mi diye… Şimdi Sakarya Büyükşehir Belediyesi olarak bizim faaliyetlerimiz bir tanesi de Sait Faik hikaye yarışması; hikaye başvuruları yapılıyor tabii biz bu hikaye başvurularında bu sene özellikle karşımıza yeni bir şey çıktı; acaba bu hikaye yapay zekayla mı yazıldı? Şimdi tabii… Şimdi bunun araştırmasını yapıyor muyuz? Büyükşehir Belediyesi olarak yapıyoruz; yapay zekayla yazılıp yazılmadığını bulan programlar var, bunlara sunuyoruz. Şimdi geçen bir araştırma daha yapıldı; yapay zekayla anlaşılamayan yapay zeka varmış. Tabii evet işte zaten geçmiş olsun şimdi… Şimdi ben onun bir üstünü buluyorum, şimdi onu da bulabilecek şeyi buluyorum. Tabii ki sorun şu; yenisini geliştirirsen bitmez. Sorum şu; arkadaşımızın sorusuna bağlayacağım; soru şu: yapay zeka kendi yapay zekasını kullanarak kendini geliştiriyor mu? Kesinlikle geliştiriyor. Yapay zeka zaten şu anda bizden öğreniyor. ChatGPT milyonlarca dolarlık… Ne milyonunu milyarlarca dolarlık bir proje niye ücretsiz kullanıyorsunuz? Sizi çok mu seviyor ChatGPT? Diyor ki, “ya ben milyarlar verdim şu Sabi Sübyen Türk milletine bak ne güzel insanlar, bunlara verelim kullansınlar mı” diyor. Hayır, sizden öğreniyor, kullananlardan da öğrendiğini çok daha fazla… E tabii ki… E tabii alın ve neler neler yap… Tabii onun üstü daha da yapıyor; sırf kendi şirketleri açık olan kısmı var. Dolayısıyla tabii ki o dediğiniz doğru; öğreniyor ve tabii ne yazık ki… Çok yakında mı olur bilmiyorum ama 5 yıl içerisinde yapay zekanın yazdığı bir metinle insanın yazdığı bir metni hiç ayıramayacak; çünkü gittikçe yaklaşıyor, öyle bir yerde gelecek ki, hayır da demeyeceğiz. Bu da tabii işte bu hikaye vesaire gibi şeyleri… Yani mesela bu sanat dünyasında da olan bir şey; ben mesela çizgi roman fanıyım, çizgi roman hayranıyım, çok eski dönemlerden beri okurum yani çok daha iyi bir koleksiyonum var yani Türkiye’deki yani atıyorum 100 tane insanda yoktur öyle koleksiyon. Son son 2-3 yıldır çok büyük çizgi roman çizerleri yapay zekaya yutturmaya başladılar bize; yapay zekaya çizdiriyor ve ayırt edememeye başladı adam sanatçı. Bir kısmını çiziyor yapay zeka, tamamlıyor diyor, geri tarafını boya diyor şimdi. Dolayısıyla önümüzdeki 5 yıl sonra da artık çizgi roman o sanatçının eserini… Büyük adamlar yapıyor bunu, şeyi ayırt edemeyeceğiz. Bir iki tanesi yakalandı; adamlar itiraf etti, etmeyenler var. E mahkemeyi açıyorsun; o dediğiniz program da delil değil bu arada. Çünkü ihtimal veriyor; bazen insanın yazdığını da yapay zeka zannediyor. Dolayısıyla şu anda ciddi bir sorun; o sorunu tabii biz daha çok yaşıyoruz çünkü üniversitede ödev veriyor artık; yazdı mı yazmadı mı… Eee, hani ben soruyorum genelde bilmiyorlar yazdıkları… Yazdığı şeyi oradan anlıyoruz yapay zeka mı diye mi ama yani sözlüğe doğru bir dönüş mesela üniversitelerde şu anda… Konu… Yazının bir güveni yok ha. Bir taraftan tabii soru şu; yapay zeka ile yarışmalı mıyız? Yani insanlar kullanıyorsa bunu aracı… İsa… Belki de artık bunu da yarışmanın bir parçası… O da ona da çünkü açık yapay zeka… Sana da açık yapay zeka da kullanıp hikaye yazın, en iyi yazanı seçeceğiz diyeceğiz belki. Yani şu anda ol… Mesela öyle dersler yaptık… Bu arada yani üniversitelerde yapay zekanın kullanıldığı dersler var. Mesela bizim bölümde de var; öğrenci… Diyoruz ki, yapay zekayı kullanıp yaz ama bakalım nasıl etik hale de getirmek lazım. Etik hale getirmek ne demek? Oradan araştıracak ama onu kullanıyorsa ona referans verecek. Neyi kullanır, neyi kullanamaz? Çünkü yapay zeka aynı zamanda kullanışlı araç; brainstorming yapıyorsunuz, düşündürüyorsa buluyorsunuz ama yanlış bilgi veriyor, ona da düşmemek… Yani etik yapay zeka kullanımına geçmemiz lazım. O dediniz hayatımızın artık bir parçası… Geçmiş olsun yani… Eee… Merhaba, ben şey diyecektim; siz söyledikten sonra ben sordum ChatGPT’ye, “beni seviyor musun” diye; duygularının olmadığından yani sevip ya da sevmediğini söylemedi. Daha sonra “beni seviyormuş gibi yapabilir misin” dedim. “Seni seviyormuş gibi yapabilirim, sana sevgi dolu sözcükler söyleyebilirim” dedi dürüst… Yani aslında sevmenin ne olduğunu biliyor ama sevmeyi bilmiyor. Yani yapay zeka aşık olamaz der miyiz? Yoksa sevginin ve aşkın basitleştirilmesinin mümkün kılınabileceği söyler miyiz? Çok güzel bir soru, teşekkür ederim. Şimdi aşkı tabii ne olduğu biraz bağlamsal ve kültürel bir şey; aşkı bir duygu olarak… Yani o dediğim kuali… Öznel olarak içimizde oluşan duygu olarak ifade edersek… Aşk tabii ki yapay zeka o anlamda aşık olmuyor ama aşkı… Eee, bazen bizim halk der ya, “önemli olan aşk değil sevgi”. İşte mesela belli bir süre bir arada yaşayınca iki çift aslında öyle heyecanlanmıyor birbirleriyle ama çok sevebiliyor birbirlerini; bu sevme de biraz ilişkide eylemde çıkıyor. Eğer ki aşkı o eylemde ararsak, yapay zekanın da aşık olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü eylemde size söylediği sözlerde sizi mutlu ediyorsa… Tabii robot diye düşünelim, sizi mutlu ediyor, sizi işte faydalı oluyor, sizi büyütüyor, yolunuzu açıyor. Şimdi o gerçekten sizi sevmedi de diyebilir miyiz? İşte burada biraz sadece zihin hali olarak alırsak, evet yapay zeka aşık olamaz çünkü zihin halinde değil ama eylemde ararsak aşkı… Yapay zeka eylemde insanla aynı, hatta daha iyi bir sevgili olabilir. İşte problem orada başlıyor; kimileri bu ikinciyi mutsuz bir evliliğe tercih etm… Başlayacak ya da riskli bir evliliğe zaten orada başlıyor. Taklitte en mükemmel iş makineler bizi geçiyor yani taklitte; çünkü elinde daha çok veri var. Yani mesela neye göre seni seviyormuş gibi davranacak ChatGPT? Sevgililerin yazdığı mektuplar, romanlar, sevgiyle ilgili romanlar, şiirler… Bunların milyonlarcası okumuş bir makineden söz ediyoruz. Diğeri ise okuduğu birkaç… Veya kendini geliştire kadarıyla sana… Tabii burada şöyle bir fark var ama o sana sunan belki çok samimi sunuyor ChatGPT; samimi değil aynı ChatGPT… Bana da sevgili gibi davranabilir. Buradaki herkese davranabilir. İşte o dediğim otantik orada devreye giriyor; otantik olmak, özgün olmak bence insanlığın ayrıcı unsuru; özgün olmak… Makineler özgün olamıyor, en azından şimdiki makineler… Verdikleri cevaplar olasılıksal; sizin sorduğunuz sorulara göre ama hepimiz aynı cevabı veriyor. Tabii kağıda bakınca aynı değil çünkü soruş… Soruş… Vesaire, soruyu sorduğunuz saat… Bunlar hepsi değiştirebiliyor cevabı birazcık ama sonuçta size özel değil o cevap ama sizi seven, gerçekten seven biri mesela anneniz… Siz anneniz için özelsiniz yani işte o yüzden o manada sevgiyi otantik olarak görürsek, otantik bir sevgi, otantik bir aşk makinede olamaz. Hocam ben şunu soracaktım; Türker Kılıç hoca’nın bağlantısallık dediği bir şey var, belki duymuşsunuzdur; Spinoza, Mevlana’yla falan da bağdaştırıyor. Şimdi bu yapay zeka açısından mesela insani idrak, işte tümel idrak vesaire vesaire diye de tanımlayabiliriz; belli nöronların yani veri taşıyan işte noktaların, parçaların bir araya gelip de bütünsel bir idrak oluşturmasını sağlıyor. Onun dediğine göre de mesela işte kum taneleri veyahut gezegenler veyahut işte bizim kurg… İşte derin nöral dedikleri şey var ya, genel zekadaki veya o şekilde bir işte işlemci kurgulandığı… Aynı insan gibi ya da daha gelişmiş bir idrak düzeyine sahip bir nesne icat edilebilir ve şöyle bu sorun ve şöyle de bağlantılı olabilir. Bizim klasik gelenekteki işte külli nefs’le ilişkilendirilebilir, faal aklın ona nefs vermesiyle yaratım vesaire ilişkilendirilebilir veyahut işte diğer teorilerle de ilişkilendirilebilir. Sizin düşünceniz nedir? Teşekkür ederim hocam, ilginç bir perspektife getirdin açayım düşüncemi. Şimdi burada ben tabii şey olamazmış gibi konuştum… Eee yani sanki hiçbir zaman makineler bilinç elde edemezmişiz gibi konuştum. Bu doğru olmak zorunda değil; iki tane buna itiraz eden yaklaşım var, hatta üç de diyebiliriz, de iki tanesi çok ciddi itiraz veriyor. Bir tanesi panpsişizm dediğimiz görüş; panpsişizm tüm ruhçuluk demek, evrendeki her şeyin bilinç sahibi olduğunu söylüyor. Bu görüşü savunanlar özellikle uzak doğu düşüncesinde vardır; bu ama İslam geleneğinde de tasavvufta vardır biraz; tasavvuf içerisinde bir damardır bu. Şimdi dikkat edin; Kur’an ne diyor? “Eliniz konuşacak” diyor. İşte “dağ taş Allah’ı tespih eder” diyor. Şimdi bu ifadeleri genelde kelamcılar bizim şeydir; bu ifadeleri metafor der, yani dağ taş konuşmuyor da Allah’a boyun eviyor, Allah istediği gibi davranıyor dağ taş veya el ayağın konuşması… Konuşsa da mucizedir. Yani normalde el ayağın bir şeyden haberdar değil yani. Ama sufiler haberdar olduğunu düşünüyor; buna panpsişizm diyoruz. Panpsişizm doğruysa, o zaman ben bu telefon bana aşık olmaz veya benimle ilişkisi yoktur, beni bilmez dedim ama bu yanlış; bu bardakta da var, bu telefon
Hem kitaplarını imzalarken, hem de sorularınızı, vakti varsa, yanıtlayabilir.
T kıymetli Misafirlerimiz, Efendim, bu akşam, Eee, Kültür Sanat etkinliklerimiz kapsamında Doçent Doktor Enis Doku hocamızı salonumuzda ağırladık. Kendilerine huzurlarınızda, Efendim, şükranlarımızı arz ediyoruz.