Transcription
Değerli meslektaşlarım, Türk Eczacılığı Birliği'nin değerli başkanı, önceki başkanı, Merkez Hey Denetleme Kurulu, Eczacı Odalarının çok kıymetli başkanları, yöneticileri, akademimizin sayın başkanı, tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği'nin ve eczacı kooperatiflerimizin değerli başkanları, yöneticileri, değerli meslektaşlarım, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Ankara'ya hepiniz hoş geldiniz. Şeref verdim. [alkış]
Bu salon tabii zaman zaman başka mekanlarda olur ama Türk Eczacıları Birliğinin büyük kongre salonu benim ilk delege olarak 26 yaşında girdiğim ve o günden bugüne de Manisa Eczacı Odası'nın veznedarı olarak geldiğim, genel sekreteri olarak geldiğim, başkanı olarak geldiğim, Türk Eczacıları Birliği'nin saymanı olarak kongreyi düzenleyip, büyük kongreyi düzenleyip sizleri karşıladığımız, uğurladığımız genel sekreter olarak zorlu 4 yıllık bir mücadeleyi hep beraber verdiğimiz ama her geldiğimde o bu kürsüye ilk çıktığım 26 yaşındaki Manisa Beledesi Özgür Özel'in duyduğu heyecanı bir kez daha hatırlayarak salona girdiğimde sanki bir zaman tünelinde yolculuk yapıyormuşçasına bu örgütte geçirdiğimiz ve ilk gününden bugüne kadar siyasette geçirdiğimiz süreçte hep her birisi benim açımdan birer eee siyasi yaşamımda da örgüt yaşamımda da kilometre taşı olabilecek ikili ilişkilerimizin olduğu değerli ablalarımın, abilerimin, sonra kardeşlerimin, genç yaştaki arkadaşlarımın yüzünü gördükçe böyle tarihte gidip geldiğim biraz da duygusallaştığım bir kürsü bu gazetim.
Biraz önce konuşma yapan Hüseyin Oğlan, Dem Parti'nin sayın milletvekili benim oda arkadaşımdır. Türk Kezda Birliği misafirhanesinden. İlk oda arkadaşım Şerif Oyacıdır. Şuraya beslediği günden bugüne kadar hiç elini bırakamamışımdır. Diğer taraftan MHP'nin kadın kolları başkanlığını yapan, iki dönem milletvekilini yapan Nevin Taşlı Çaykes kardeşimden farklı değildir. O odada Harun Kızılay'la yıllar geçirdik. Omuz omuza, ele büyük mücadeleler verdik. Siyasetin her partisinden çok sevdiğim, çok değer verdiğim ve insanlığına şahit olduğum, meslek sevgisine, ülke sevgisine şahit olduğum birçok insan var. Bu isimleri sadece o partilerde siyaset yapan isimler olarak söyledim. hiç siyaset yapmamış, aktif görevler almamış ama çok bambaşka hizmetlerde, görevlerde birlikte mücadele ettiğimiz bütün dostlarım burada. Gördüğüm kadarıyla bütün zorluklara rağmen, bütün sıkıntılara rağmen onlara da biraz biraz değineceğim ama hepiniz iyisiniz. Bizi sorarsanız ben de iyiyim. Biraz daha ustalaştık taşı kırmakta. Dostu düşmanı birbirinden ayırmakta. Onun dışında aynı mücadeleyi nasıl meslek örgütünde verdirsek şimdi de üstlendiğimiz görevlerde yapmaya çalışıyoruz.
Bana bazen diyorlar ya bu kadar çok miting nasıl oluyor? Bizim geçmişimizde 21 Aralık 2008 artık yeterli. O bütün Türkiye'deki eczacıları bir meydana topladığımız ve artık yeter dediğimiz mesleğin elden gitmek üzere kanun teklifin verildiğinde dönemin adalet bakanı açıklama yapmazsa biz buradan eczaneler dönmez eyleme geçeriz dediğimiz ve eczanenin sahip ve mesul müdür kelimesinin arasına veya koyma ilgili önergenin eczacılar istemedikten sonra meslek kanunları değişmeyece garantisini Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ'dan alıp da evrimize döndüğümüz o muhteşem mitinglerden geliyoruz. Bu boykot nereden çıktı diyorlar. Boykot yapmak da nereden aklınıza geldi diyorlar. Eccıların peşin alım iskontalarını, 7, 11'lerini ellerinden aldığında firmalar yabancı firmalar yanılmıyorsam Ferdier'le başlayıp Gosik iline gidip 22 milyar dolarlık Faizer sizi mi dinler kardeşim deyip de onları 4 yıl önce kayıtlarını yaptırdıkları dünyada hep girişteki en büyük standı aldıkları FIP kongresi son gece, son dakikaya kadar eczacının hakkını verene kadar sokmadığımız mücadelelerden, firma boykotlarından ve sonunda bir şekilde birlikte kazandığımız süreçlerden geliyoruz.
Bu anlamda Türk Eczacıları Birliği'nin bu salonda olan birlikte geçmişte mücadele ettiğimiz herkesin bana emeği vardır. Bu salonda olmayan eczacıların, Türkiye'nin dört bir yanındaki eczacıların üzerimizde emeği vardır. Bugünlere geldiysek hep 26 yaşındaki genç bir yöneticiyi, "Sen daha iyisini yaparsın, sen bir üstteki görevi de yaparsın, buraya gelirsen yaparsın, hadi şimdi oraya git yaparsın di" diyerek desteklediği bir süreçten geliyoruz.
Geçtiğimiz günlerde sevgili Mehmet Domaç'la birlikte eee eski Türk Eczacıları Birliği'nin önceki hizmet binasında muhteşem bir müze açılışı yaptık. çok başarılı, çok değerli bulduğum bu iş. Çünkü hem içeride çok eski bir eczanenin aynıyla taşınmış olması ve benim orada geçirdiğim sayılı dakikaların etkisinden hala kurtulamamış olmam. Hem de o binaya çok yeni sanatı da gören, tarihi de gören bir fonksiyon kazandırmış olmasını çok kıymetli buluyorum.
Bir gün bir telefon gelip de milletvekili adayı olmak söz konusu olduğunda o kürsüde konuşmayı yaptığım müze açılışında karşımda o ağaç gülüyordu. O ağacın altından 6 kişiyi arayıp fikirlerini sormuştum. Ne yapalım? Buradan sonra siyaset olacak ve buradaki görev bırakılacak. Ne dersiniz diye. Altısına gitmen lazım demişti. Harun Kızılay, yanımda oturan Buranettin Bulut, Arman Üney, Tekin Çağlar, altı arkadaşımız ayrı ayrı. Hep gitmelisin, yapmalısın sen orada daha faydalı olursun meslek için dediler. Ayrıldık gittik. Şimdi bugün buraya geldiğimde şöyle bir mutluluğu yaşadım. Buran'a da danıştım. Gamze'ye de danıştım. Biz partilerde eczacı yönetici arardık. o partiye nüfus edelim diye. Benim şu anda iki genel başkan yardımcım var. İkisi de eczacı. Partinin genel başkanı eczacı. İlk beni meclise yolladığınızda 12 eczacı vardı. CHP'de tek eczacı bendim. Şimdi 11 eczacı var. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 5 ezacı milletvekili var. Bu sayının bütün partilerde artması son derece kıymetlidir. Bu yüzden hangi görüşten olursa olsun bütün arkadaşlarımı siyasete ilgi duymaya ya da duyan meslektaşlarımızı yüreklendirmeye, desteklemeye, partilerde etkin pozisyonlarda rol almaya, teşvik etmeye davet ederim.
Ben bu salona ilk girdiğimde 26 yaşındaydım. En küçüğüydüm salonun. O zamanlar delegasyonun yaş ortalaması da daha yüksek olurdu. Şimdi 50 yaşını geçtim ve salonun neredeyse % 70'i 80'i benden genç durumda. Eee ben 26 yaşındayken Serta Özmen bu haldeydi. Üstünden 26 sene daha geçmiş. Serta Ömen aynı yerde aynı haliyle duruşuyla durmaya devam ediyor. Ama salon gerçekten delegeler çok gençleşti ve maalesef hem çok doğru bir yere geldik. Yani bana 26 sene önce deselerdi ki 25 sene sonra o kürsüye yine çıkacaksın ve halen eczanelerin sahibi mesul müdürü eczacı olacak. Halen eczacı kooperatifleri piyasada piyasayı belirleyici, denetleyici, yönlendirici güçte olacak. Halen daha böyle kongreler olacak, seçimler olacak. Eczacılar kendisini kimin yöneteceğine kendi karar verecek. Çok büyük başarı olur derdim. Çünkü çok sert rüzgarlar esiyordu. Profesyonel mesleklerin işçileştirilmesi süreci diye bir süreç yaşandı dünyada. Yani o sokağınızdaki herkesin sevdiği, güvendiği tertemiz terzi yok artık. Şimdi o terzi bir AVM'nin -2 katında pantolon paçası kısaltıyor. Egzoz dumanlarının arasında diş hekimlerinin hem devlet eliyle hem özel sektör eliyle ne zorluklar yaşadığı süreçleri gördük. hekim emeğinin işçileştirildiği, özel hastaneciliğin ne hallere geldiği süreci gördük ki bir de bunun yanında diğer profesyonel mesleklerde aslında ilk hedef meslek hep eczacılıktır. Market eczaneler, zincir eczaneler, bir anda da varlığını koruyan halk eczaneleri. O yüzden 25 yılın sonunda bu kadar eczacılık fakültesinin açılmış olması berbat bir sonuç. Bu kadar yüksek kontenjanlar berbat bir sonuç. Eczacı karlılığının hala ufak bir nüans dışında ilaç fiyatına bağlı olması berbat bir sonuç. Yaşanan birçok sıkıntı var ama şu anda bu mesleğin halen daha eczacıların sahipliğinde yapılıyor olması ve Türkiye'de halk eczanelerinin, community farmasinin halen daha korunuyor olması muazzam bir başarı.
Bu başarıda bu örgütün 69 yıl önce kurumsallaştıran ve ilk kurucularımızdan bugüne kadar görev yapan her arkadaşımızın emeği ve her ilde mesleki, birliği, beraberliği, örgütlenmeyi sağlayan eczacı odalarının, yöneticilerinin çok büyük emeği var. Hepinizin emeğine, yüreğine sağlık. Öncelikle bunun için teşekkür ediyorum. [alkış] Çünkü halen elimizde kurtarılabilecek bir mesleğimiz, sahip çıkılabilecek geleceğimiz, mesleğimizle çocuklarımızı büyüteceğimiz yarınlara olan inancımız, umudumuz var.
Ne yapmak lazım? Ben yarın bir tanıtım, bir lansman toplantısında olacağım. bir hafta sonra başlayacak partimizin kurultayına yönelik orada kurultayın ilk gününde yapılacak olan program değişikliğine yönelik bir tanıtım toplantısı. Tabii bu kürsüden Cumhuriyet Halk Partisi'nin programını tanıtacak değilim. Onu yarın yaparız. Ama o programla birlikte biz ülkede gördüğümüz sorunları tespit etmeyi değil, nasıl çözeceğimizi ve iktidar olduğumuzda ne noktaya, hangi alandaki sorunu çözerek geleceğimizi anlattığımız bir süreç olacak. Burada sağlığa, sağlık hizmetinin sunumuna son derece kamucu bir yerden baktığımızı, ilaç eczacılık hizmetinin sorunlarını çok yakından bilip buna hem kamunun menfaatini ki yaşadığımız süreçleri karşılaştırdığınızda hep öyle görülür. Örneğin market eczaneler, zincir eczanelerin olduğu ülkede ilaç bağımlılığı da daha fazladır. İlaç kötüye kullanımı da daha fazladır. Tedavinin birim maliyeti, ilacın birim maliyeti de hasta başına çok daha fazladır. Halk eczaneleri hem hastayı korur, hem kamuyu korur, hem mesleğin kendisini korur. O açıdan Cumhuriyet Halk Partisi'nin programında ve gelecek eczacılıkla ilgili ortaya koyduğu iyileştirmede mutlaka herkes CHP iktidarında sağlık hizmetlerinin son derece kamucu bir yerden yaklaşıldığını, adil bir vergi sistemiyle ve prime dayalı değil vergilerle, adil toplanan vergilerle, çok kazanandan çok vergi alınıp, az kazanandan az alınan, hiç kazanmayandan hiç vergi alınmayan Bir sistemde sosyal güvenlik sisteminin primlerle değil aksine adil toplanmış vergilerle desteklendiği özel hastaneciliğin özendirilip güçlendirilip olmazsa olmaz ve sınıfsal olarak erişebilenlerin en iyi hizmeti alıp erişemeyenlerin alabildiğine razı olduğu bir sistemden eşit ayrımsız mümkün olduğunca ücretsiz ve özel hastaneleri süreç içinde kendi pozisyonlarında değerlendiren ve bir geçiş sürecine tabi tutan bir sağlık sistemini bizden duyacaksınız.
Devamında eczacılığın başta eczacı emeğinin ilaç fiyatından kurtarıldığı bir öneriyi duyacaksınız. Çünkü bugün yaşanan sorunların temelinde Türkiye'nin zaten sadece eczacılık açısından değil, örneğin konfeksiyoncu açısından. Asgari ücret alan için çok yüksek, alan için çok düşük, veren için çok yüksek. İhracatçı açısından kur ihracatçı için çok düşük, ülkemizdeki insanlar için çok yüksek. Devlet öyle bir işler yapıp öyle bir açmazın içine geldi ki satranç bu açmazda oyunun sonunda ne yaptığınızla değil başında ne yaptığınızla ilgili bir şeydir. Doğru bir açılış yapmazsanız sonunda bir açmazın içine kalırsınız. Şimdi bıraksa kur gitse o başka bir sorun. Kuru tutmaya çalıştığında bir sürü sektörde yaşanan bambaşka sorunlar. Eccılığa özel alanda da ilaç baskılanan kur fiyatı asgari ücreti baskılamıyor. Eczanede asgari ücretin çok daha üzerinde verilmek zorunda olan o profesyonel emeğin, karşılığı, hizmetin baskılamıyor. Elektriği, suyu, telefonu, temel giderleri baskılamıyor. Hayat pahalılığını baskılamıyor ama ilaç fiyatını baskılıyor. Ve burada bir de fevkalade acımasız bir şekilde siz geçinemediğinizi artık var olmak için, yaşamak için, insanları yaşatmak için, yaşamak zorunda olduğunuzu anlatmaya çalıştıkça, a sen ilacın fiyatına zam mı istiyorsun? Pahalı ilaç mı istiyorsun falan. Eczacılar bundan 35 yıl önce ilaç satın alınabilir olmalıdı. pankartlarını, afişlerini camlarına asan bir meslek grubudur. Ama burada ilaç fiyatından eczacı emeğini arındırmak, onu sembolik bir noktaya getirmek, hibrit bir model de olsa çok daha sembolik bir noktaya koymak. Zaten ilacı fiyatına göre değil, bütün ilaçları eczacının gözüyle de aynı görebilmek. O ilacı raftan alıp hastaya verirken kutuya kattığı değerin bilgi olduğunu, bilim olduğunu, eğitim olduğunu görmek. Bunu ücretlendirmek lazım. Bunun üzerine bir sistem kurmak lazım. Yoksa ilaç fiyatı üzerinde konuştuğumuz her şey bomboş.
Biraz önce çok hoşuma gitti. Benim Türk Eczacı Birliği Genel Sekreteri olduğumda eee çok da odada oturamazdım. En çok da ARGE odasında otururdum. Ecehan, Serkan, Vildan, Sahra. Bir tane de zaman zaman da değişen stajyerler. Koca bir tane tahtaya dedik ki ya ne yapacağız arkadaşlar? Bir şeyler yazmaya başladık. Sabahın 4.3'una kadar yazdık. Sonra onun Ecan fotoğrafını çekti. Hala saklanıyor. Bazen isteyince birbirimize atıyoruz. oraya yazdığımız şeyleri yazarken hiçbirisi tam olarak yoktu. Hep niyeti vardı. Bu fikirlerin oluşması da Özgür Özel'in icadı falan değildi. Dünyaya doğru yerden bakardık. Sayın Domac'ın daha sonra Sayın Erdoğan Çolağın yönetimlerinde meseleyi doğru okuyan birçok arkadaşla birlikte de hep tartışırdık. Ama işin ortasına bir kere eczanenin bilgisi. Fransa Eczacılar Birliği Başkanını Madrid'de ziyaret etmiştim. Pedro Big Pedro'ydu rakabı. Diyordu ki Big Pedro big datanın üstünde oturuyor. Parasını ben verdim serverların. Bilgi bende, güç bende. Eczacıları elimizden kimse alamaz. O niyetle bir Türk eczacıları birliği eczane otomasyon sistemi olmalı. Veri TEBIN hiç olmazsa üzerinden akmalı veya akarken TEP'ten de geçmeli. Bunun yanında bunun konuştuğu o zamanlar RX Media Farma vardı. TEP RP gibi bir sistemi TEB'in kendisinin mutlaka olmalı. Bu elektronik reçete ile konuşmalı. Ben onun eee şeyine, pilot uygulamasına İspanya ile Portekiz sınırında Badoyoz diye 12.000 nüfuslu bir ilçede İspanya devleti pilot yapıyordu. Biz bu ARGE ekibi ile birlikte gittik onu gördük orada ve bir elektronik reçeteyle konuşmalı. Hatta bu ilaç takip sistemi gibi bugünkü sistemi o gün tarif ettiğimiz şekilde bir sistemle de bir yolunu bulmalı dediğimiz bir kocaman beyaz tahta var. Fotoğrafını çektiğimiz. O gün Türk Eczacar Birliği'nin arpisiyle TBO'sunun barkodlar üzerinden konuşacağını varsayıyorduk ve diyorduk ki ilaç ilaç etkileşimi olacaksa biz buna kod yazacağız. İşte antikoagülen bir ilacın etkileşimde bulunacağı bir ilaç varsa reçetede hastayı uyarmalısınız diye uyarı çıkacak. Hatta hasta mektubu yazdıracağız. Ya da o yoksa hastaya greyfr suyu içerken dikkat etmesini eczacının söylemesini söyleyeceğiz. Şimdi duyuyorum, takip ediyorum ki yapay zeka destekli farmasik bakım asistanına Türk Eczacıları Birliği yatırım yapıyor. Böyle bir noktaya gelindi. O günkü o tabloda olan hemen her şey bugün gerçekleşti. Türk Eczacıları Birliği emekçilerinin ve yöneticilerinin vizyonuyla, desteğiyle, gayretiyle çok doğru bir yerlere geldi. Ama buradan sonrasını ıskalamamak için de aynı vizyonerliği göstermek lazım.
Türk Eczacıları Birliği'nin yönetiminde olmazsa olmaz iki şey vardır. Bir tanesi fedakarlık. Yani zaman mekan gözetmeden birazcık böyle hani eşim dostum arkadaşım demeden burası için yoğun bir vesayı harcamak. Diğeri de dürüstlük. Bu ikisi varsa bunun dışında hiçbir şey yaramaya gerek yok. Çünkü kaliteli kadroları vardır. Dünyaya bakmayı bilir. Sorunları doğru tespit eder ve bir mücadeleyle bu iş bir noktalara gelir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi'nin eczacılığa bakışına, Türk Eczacıları Birliği'nin baktığı Mehmet Başkan hep söyler. Burası imbik gibidir der. Bu örgütün ağzından bir şey çıkıyorsa o çok damıtılmış, damıtılmış, damıtılmış, buharlaşmış, olgunlaşmış. oradan damlamıştır diye anlatır Domaç bunu. O yüzden Türk Eczacıları Birliği'nin imbiinden ne süzüldüğüne bakarız. Yani buraya rağmen muhalefette de bir şey yapmadık, iktidarda da yapmayacağız. Meseleyi daha cesur bir yere oturtmaya da kararlıyız.
Bundan sonrasında eczacılık fakültelerinin kontenjanlarının sınırlanmasından eczacılık fakültelerinin artık eczaneye eczacı değil aksine ilaç sanayine eczacı, argeye eczacı, akademiye eczacı yetiştiren ve klinik eczacılar yetiştiren noktaya ve sadece ihtiyaç kadar planlama neye ihtiyaç duyorsa o kadar eczacı mezun etmeye yönelik bir planlama yapılmasını düşünüyoruz. Bir de ülkede yoksulluk sağlık önündeki en büyük tehdit. Yoksullukla mücadele etmeden, yoksulluğu yok etmeden gerçek anlamda bir sağlık ve ilaç eczacılık hizmeti sunulamayacağını da biliyoruz. Bunun için bundan 2 ay önce gündeme getirdik. Yarın sunumunu yapacağız. Bir temel vatandaşlık gelirini Türkiye'nin artık tartışması falan değil uygulaması lazım. 25 yıl önce ki orta direk ben bakıyorum bugün eczaneme şimdi yoksul olmuş. 25 yıl öncenin zenginleri ortalama gelire gelmiş. Orta direk yoksullaşmış. Yoksullar derin yoksulluğun perçesinde perişan durumda. Eczanelerde tek çocuk bezlerinin satıldığı, tek kadın petlerinin satıldığı, kadın sağlığının, bebek sağlığının yoksulluk yüzünden tehdit altında olduğu, 50 sene öncesine döndüğü hasta sohbetlerini evde eşimden dinliyorum, kırtlağım düğümleniyor. Bu yüzden bu ülkede derin yoksulluğu kazımak, yoksulluğu yok etmek ve minimum bir gelir seviyesinde vatandaşlık onurunu temin etmek durumundayız. İşte onun üzerine biraz önce söylediğim gibi primeğ dayalı kiranın da katılım payının da primin de ki alınacaksa gelire göre alındığı ya da sistemin doğrudan adil bir vergi sistemiyle beslendiği bir Türkiye'yi umut ediyoruz, müjdeliyoruz. Ona doğru ilerliyoruz.
Elbette siyasette zorluklarımız var. Bir mücadelenin içindeyiz. O tartışmanın yeri burası değil ama Türkiye'nin, cumhuriyetin 102. yılında ve Türk eczacılarının da kurumsal meslek birliklerinin 69. yılında artık bir değişime, bir dönüşüme, bundan sonra geri dönülemez hasarların önüne geçilebilecek yeni bir kurucu iradeye ihtiyaç var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın mezhebine göre, etnisitesine göre, oturduğu yere göre anayasada tam eşit oldu. Bu anayasal eşitlik üzerinden devletin, cumhuriyetin güçlü bir yurttaş için, yurttaşın üzerine titrediği hem ekonomik olarak, sağlık olarak aldığı bakım hizmetleri olarak doğduğu günden hayatının son bulduğu güne, taziyesine kadar devletin güçlü bir yurttaş için üzerine titrediği hem jeopolitik açıdan hem birer birer hem yaş gruplarıyla gençlerin ya da çocuksuz, büyümüş, çocuğu olmayan bir yaşlının hem jeopolitik olarak ülkenin durduğu yerden hem yaş gruplarına göre hem meslek gruplarına göre tüm vatandaşların kendini güvende hissettiği ve hep birlikte yeni bir kalkınma modeliyle öyle sanayiciye, ihracatçıya, üreticiye düşmanlık yapmadan ama yeni bir kalkınma modeliyle kalkındığımız onu adaletli ve eşit paylaştığımız, onun üzerinden doğru bir şekilde vergiyi de, miras hukukunu da, her şeyi de doğru kurguladığımız ve dünyanın en zengin ülkesi olabilecek, en müreffeh ülkesi olabilecek bu ülkeye bugünleri yaşatmadığımız, bugünlerden başka bir yere taşıdığımız bir Türkiye'nin mümkün olduğunu biliyoruz.
Bunun için biz Türkiye'ye diyoruz ki kimse üzülmesin, kimse elbiseyi karartmasın. Her şey çok güzel olacak. Eczacılardan da kimse endişe etmesin. Bu mesleği buraya kadar getirdik. kaptırmadan, yok etmeden, eczacıyı işçileştirmeden, köleleştirmeden artık böyle eczacıların sendikalarda örgütlenmek zorunda olduğu bir felaket senaryosuna değil, meslek örgütünün dimdik ayakta olduğu bir noktaya taşıdınız burayı. Buradan sonra kimse merak etmesin. Eczacılar için de yarınlar çok güzel olacak. Her şey çok güzel olacak. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun. Ah.