Transcription
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun inşallah. Yolunuz Allah'ın gösterdiği yol olsun. Onun gösterdiği yol sadece kitabıdır. Kitabı dışında bütün yollar batıldır, şeytanların, tağutların yoludur. Allah insanlara kendi vahyi dışında bir yol göstermemiştir. Yol göstermek Allah'a aittir. Şüphesiz ki müminlere Furkan Suresi 31. ayette belirtildiği gibi Allah yeter. Yol gösterici olarak Allah yeter. Fakat kimlere yetmez? Müşriklere yetmez. Müşrikler Allah'ın gösterdiği yolu, yani kitabını yeterli bulmazlar. Onun yanında başka kaynaklar koyarak ne yaparlar? Allah'a ortak koşarlar.
Şirk nedir? Müşrikler kimdir? Serimizin 42. dersini işliyoruz şu an. Bu dersteki konumuz: Müşrikler zanna uyarlar. Yani hakikat dururken, içerisinde hiçbir kopukluk, hiçbir eğrilik, hiçbir bozukluk bulunmayan Allah'ın kelamı dururken, insanların söylediği varsayılan, tamamen zan üzerine kurulu verileri din olarak kabul ederler ve ne yaparlar? Zanna uyarlar.
Zan nedir? Zan, kesin bir bilgiye dayanmadan tahmin veya varsayımla yapılan yorumdur. Yani Kur'an'ın deyimiyle de hakikatin yerini zan tutmayacaktır, tutmaz. Müşriklerin en bariz hastalıklarından biridir zanna uymak. Yani az önce de dediğim gibi, müşrikler kesin bilgi olan vahiy dururken, kesinlikle geçermeyen, adına rivayet dedikleri (ki rivayet söylenti demektir) ne yaparlar? Söylentileri din edinirler.
Bunun da en başlıca nedenlerinden biri de nedir? Bir tanesi ataları orantısız yüceltmek. İşte falanca alim, falanca veli, falanca evliya "Böyle Buyurdu, o yanılmış olamaz, onun söylediği doğrudur. İşte benim onun kadar aklım basmaz" deyip kendi aklına da güvenmemek vardır. Zanna uyumakta ne yapar? Geçmişte yaşamış bir takım, az önce de dediğin gibi, Molla, alim, veli dedikleri zatları yüceltirler veya kendi çağlarında yaşadıkları bir takım din adamlarını yüceltirler. Kendi akıllarına güvenmezler ve onların söylemlerine, onların yani fetvalarına, onların yorumlarına uyarlar ve din edinirler. Yani ataları putlaştırmak.
Zanna'i bilgiye en bariz örneklerden biri de nedir? Sevgili Nebi'mize isnat edilen, adına hadis dedikleri rivayetlerdir. Rivayetler. Yani kendileri de söylerler bunu. "İşte falanca sahabeden, falanca kişiler rivayet ettiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurdu." Yani rivayet ne demekti? Söylenti. Birileri birilerine söylemiş, o ondan duymuş, belli ki bundan duymuş, birkaç tane ravi ondan ona, ondan ona ne yapıyorlar? Kesin bilgiye dayanmadan o sözleri "Peygamber buyurdu" diye o sözleri din ediniyorlar.
Oysaki günümüzde örnek verdiğimiz zaman, bugün siz bir arkadaşınıza bir şey söyleyin, o diğerine söylesin, o daha diğerine söylesin. Yani 4-5 kişiye söylendiği zaman o sözde, söylediğiniz sözde mutlaka bir değişim olacaktır. Yani mutlaka bir değişim olacaktır. Dolayısıyla bu rivayetler, sevgili Nebi'mizin söylemiş olduğu sözler değil, söylemiş olduğu iddia edilen sözlerdir. Ki Nebi Aleyhisselam bir sözü söylemişse bile aradan geçen, ki rivayetlerin toplanmaya ve yazılmaya başlandığı zaman, Nebi Aleyhisselam'ın vefatından 200 yıl, yaklaşık 200 yıl sonra yazılmaya başlandığını düşünürsek, o sözlerin değişime uğramamış olması zaten mümkün değildir. Zaten mümkün değildir. Dolayısıyla bunlar da tamamen zanni bilgidir.
Ve kaldı ki, bugün hadis diye rivayet edilen sözlerin hiçbiri, istisnasız hiçbiri Nebi Aleyhisselam'ın söylediği, yani yüzde yüz söylediği sözler değildir. Tabii bu rivayetleri aklamak için de değişik yollara başvururlar. O yollardan biri de nedir? Hadis usulü. "Biz hadis denilen rivayetleri dinde kaynak olarak kabul etmediğimiz zaman, Nebi Aleyhisselam bunları söylemiş olamaz." Veya "Böyle dediğimiz zaman işte sen hadis ilmini biliyor musun? Sen hadis usulünü biliyor musun?" gibi savunma mekanizması geliştirirler. Ben de onlara her zaman şunu derim: Hadis usulü, uydurulan hadisleri aklamanın usulüdür. Hadis usulü diye bir ilim yoktur. Hadis diye bir ilim yoktur. Yani Allah'ın dininde hadis diye bir ilim yoktur. Hadis denilen rivayetler olsa olsa tarihin, siyerin konusudur.
Kaldı ki dinde kaynak olarak kabul etmesek bile, bir hadisin sahih olup olmadığını, yani Nebi Aleyhisselam'ın bunu söylemiş olup olmayacağını, bu konuda bir tahmin yürütmemiz için hadis usulü denen (tırnak içerisinde söylüyorum) ilme ihtiyacımız yok. Kur'an'a bakmamız yeterlidir. Eğer Kur'an o sözü birebir onaylıyorsa, muhtemeldir ki o da kesin değildir. Muhtemeldir ki Muhammed Aleyhisselam o sözü söylemiş olabilir. Bu hadis denilen rivayetlerin zan içerdiğini, Nebi Aleyhisselam'ın bu sözleri söylediği kesin olmadığını, aslında dolaylı yollardan kendileriyle itiraf etmektedirler. Nasıl itiraf etmektedirler? Örneğin mesela şeye baktığınız zaman, cuma günü camilerde okunan hutbelere baktığınız zaman, orada imam hutbede ne der? Mesela ayet okur, ayet okuduktan sonra "Sadakallahülazim" der. Yanına bir hadis okur. Daha sonra ve hadisi okuduktan sonra ne der? "Sadaka Rasulullah" (Allah'ın Resulü doğru söyledi) "ev kemal kaleler" (veya buna benzer bir şey dedi) demektir. Yani Muhammed Aleyhisselam'ın onların hutbede okudukları hadisi söylediğine dair yüzde yüz iddiaları yok. Kendileri bile itiraf ediyorlar ve diyorlar ki "Sadaka Resulullah" (Allah'ın Resulü doğru söyledi) "böyle bir şey" veya "buna benzer bir şey söyledi." Ya! Dolayısıyla zanni din ediniyorlar.
Kur'an ise zanna uymayı kesinlikle yasaklar. Yasakladığı halde, kendisini Müslüman diye isimlendiren toplumlar maalesef Kur'an yasaklamasına rağmen zanni bilgileri din edinmekten çekinmemektedirler. Bunun en bariz sebeplerinden biri de insanların Kur'an'dan uzak oluşları, Kur'an'ı anlayarak değil, anlamadan okumaları, Kur'an üzerinde derin derin düşünmemeleri, Kur'an'ın emir ve yasaklarını bilmemeleri. İslam'ı (tabi ben buna uydurulmuş İslam diyorum) Allah'ın dinini İslam, Kur'an'dadır. Onlar İslam'ı Kur'an dışındaki kaynaklardan öğrendikleri için Kur'an'ın neyi yasakladığını, neyi emrettiğini bilmiyorlar. Ve bilmedikleri için de Kur'an'ın kesinlikle yasakladığı zanni bilgileri din ediniyorlar. İşte dersimizin konusu da bu. Bu zanna uymak, müşriklerin en bariz özelliklerinden biridir. Zanna tabi olurlar.
Müşrikler. Mesela Yunus Suresi 35. ayete bakalım. 35 ve 36. ayet: "De ki: 'Ortak koştuklarınızdan gerçeğe iletebilecek kimse var mı?' De ki: 'Gerçeğe, hakikati Allah iletir. Gerçeğe ileten mi, yoksa kendisi iletilmedikçe doğru yolu bulamayan mı uyulmaya daha layıktır? Ne oluyor size, ne biçim karar veriyorsunuz?'" Yani bu ayet şunu söylüyor aslında günümüze transfer ettiğimiz zaman: "Yani siz bir takım imamlara, molalara, velilere uyuyorsunuz diyelim. Hanefi mezhebine tabisiniz diyelim. Hanefi mezhebine uyuyorsunuz. Doğru yolda olduğunu iddia ettiğiniz Hanefi mezhebinin imamı Ebu Hanife'yi doğru yola yönelten, ileten kim?" diyelim ki doğru yoldaysa. "Allah! Epey! Madem Ebu Hanife'yi doğru yola ileten Allah ise, siz neden Ebu Hanife'ye uyuyorsunuz ki? Onu da doğru yola ileten Allah'ın yoluna uymanız gerekmez mi? Yani o yol daha doğru yol değil mi?" Yunus Suresi 35. ayet bize bunu söyler.
Ve 36. ayette şöyle devam eder: "Onların çoğu ancak zanna uyarlar. Kuşkusuz zan, hakikatin yerini tutmaz. Allah onların ne yaptıklarını iyi bilendir." Yine Yunus Suresi 66. ayette de benzer ruhu var: "İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa Allah'ındır. Oysa ki Allah'ın yanı sıra başkasına tabi olanlar neye tabi oluyorlar? Onlar ancak zanna tabi olmuş oluyorlar ve onlar ancak saçmalıyorlar." Yani siz kendisine uyduğunuz mezheplerden ele alalım. Kendisine uyduğunuz mezhep imamlarına tabi oluyorsunuz. Onların doğru yolda olduğunu, kendisi sizi de doğru yola onların ulaştıracağını iddia ediyorsunuz. Peki baktığınız zaman mezheplere uyanlar, gittikleri doğru yolun doğdukları coğrafyaya göre değiştiğini görüyoruz. Biz diyelim, ben Karadeniz'de yaşıyorum. Benim bölgemde Ebu Hanife doğru yolla. İran'a bakıyorsunuz, orada Şiilik, işte İmam Cafer doğru yolda. İşte İsrail'e bakıyorsunuz, Yahudilik, orada Yahudiler. İşte 10 kilometre ötemde, sınırda, Gürcistan sınırına yakın yerde yaşıyorum ben. Orada bakıyorsunuz Hristiyanlar çoğunlukta, onlar doğru yolda. Doğru olduklarının kriterleri doğdukları coğrafya. Peki ya yanlış coğrafyada doğmuşsunuz? Yani siz diyelim ki ben Karadeniz'de yaşıyorum, işte Gürcistan'dakiler sapık, İran'dakiler sapık, Yahudiler sapık, Hindistan'daki Budistler sapık. Peki benim doğru yolda olduğumun delili ne? Doğduğum coğrafya? Çok ilginç değil mi? Yani benim doğru yolda olup olmamamın kriteri doğduğum coğrafya. Ne yapıyorum ben? Tamamen zanni bilgiye uyuyorum. Kendi doğduğum coğrafyayı ve atalarımı kutlamış oluyorum. Ben İran'da da olsaydım Şii olacaktım. İşte Müslümanlar sapık diyecektim. Öyle değil mi? Müslümanlar sapık, özür dilerim, Sünniler sapık diyecektim. İşte İsrail'de de olsaydım Yahudiliği hak olarak görecektim, Müslümanlar sapık diyecektim. Gürcistan'da da olsaydım Hristiyanlığı hak olarak görecektim, yine Müslümanlar sapık diyecektim. Yani doğduğum coğrafyaya göre değişiyor insanların hakikatleri. Oysa bir hakem olması gerekmez mi? Yani madem din konuşuyoruz, kimin doğru yolda olduğu konusunda hakemlik yapacak bir otoriteye gerek duyulmaz mı? Elbette ki. Peki bu otorite nedir? Kur'an'dır. Madem doğru ile yanlışın otoritesi Kur'an'dır, neden o zaman başka kaynaklara uyuyoruz da Kur'an'a uymuyoruz? Kendilerini yücelttiğimiz mezhep imamlarını da doğru yola yöneten, doğru yola ileten Kur'an değil mi? Öyleyse biz onların peşine gideceğimize, onları aradan çıkaralım ve direkt vahyin peşinden gidelim. Bu daha mantıklı değil mi? İşte Yunus Suresi 35 ve 36. ayet buna vurgu yapar.
Ne demiştik? Bunun en bariz sebeplerinden, yani müşriklerin zanna uymalarının en bariz sebeplerinden biri kendi akıllarına güvenmemeleri, akıllarını kullanmamaları ve atalarını putlaştırmalarıdır demiştik. Mesela Mekke müşriklerinde de vardı bu durum. Necm Suresi 23. ayette mesela buna vurgu vardır. Birtakım atalarını yüceltmişler, onlara bir takım isimler koymuşlar, yücelttiklerinin icabında putlarını yapmışlar, o putları kutlamışlar, onları kendilerine şefaatçi edinmişler. Necm Suresi 23. ayet ne diyor? "Bu isimler sizin ve atalarınızın onlara yakıştırdığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar için hiçbir yetki vermemiştir. Andolsun ki onlara Rablerinden doğru yolu gösterici geldiği halde, onlar ancak zanna ve benliklerinin hevasına uyuyorlar." Yani bir takım atalar. Bugüne transfer edersek, işte Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli, Caferi veya Buhari, Kütüb-i Sitte, veya bir takım (tırnak içerisinde söylüyorum) tarikat, tasavvuf büyükleri, Abdülkadir Geylani, Celaleddin Rumi veya bu birçok isim sayabilirsiniz. Onları yüceltiyorlar ve onları, onların kitaplarını, yorumlarını, fetvalarını ne yapıyorlar? Din ediniyorlar. Oysa baktığınız zaman Allah onlara bir yetki vermiş midir? Yani Allah, Celaleddin Rumi, Abdulkadir Geylani'ye, Ebu Hanife'ye, İmam Şafi'ye, Ahmet Bin Hanbel'e, İmam Malik'e, İmam Cafer'e veya Buhari, Buhari'ye, işte Buhari'ye, Kütüb-i Sitte'ye veya İbn-i... Allah onlara bir yetki vermiş midir? Vermemiştir. Mezhep imamlarına bir yetki vermiş midir? Vermemiştir. Fakat insanlar ne yapmaktadır? Onlara uymaktadır.
Bir de şöyle bir sorun vardır. Yani bugün Hanefi mezhebini ele aldığımız zaman, Hanefiliğin Ebu Hanife ile bir neredeyse alakası yoktur. Nasıl yoktur? Ebu Hanife'yi ne yapmışlardır? O günün otoritesi tabiri caizse satın almak istemiştir. Onun imajını kullanmak istemiştir. Fakat Ebu Hanife buna izin vermediği için ne olmuştur? Öldürülmüştür. Onu öldürenler ne yapmıştır? Onun iki talebesini satın almıştır. O iki talebesi ne yapmıştır? "İşte Ebu Hanife bu konuda şöyle fetva veriyor, Ebu Hanife bu konuda böyle yorum yapardı" falan. Ebu Hanife'nin aslında söylemediği, onun duruşuna, onun kimliğine uymayan birçok şey ne yapmıştır? Ebu Hanife'ye isnat etmiştir. Tıpkı Muhammed Aleyhisselam'a hadis uydurdukları gibi. Yani canları ne çektiyse, Kur'an'da yazmıyor ya, Kur'an'ı değiştiremiyorlar. Ne yapıyorlar? Bu sefer canlarının çektiğini "nasıl Nebi Aleyhisselam'a, Peygamberimiz şöyle buyurdu" diye hadis uydurarak Nebi Aleyhisselam'a söylettirdilerse, aynı şeyi canları ne çektiyse Ebu Hanife'nin adına isnat etmişler. Ebu Hanife sağlığında bir kitap yazdırmış. Fakat bugün onun adına isnat edilen 5-6 tane kitap var. Dolayısıyla buradan ne anlıyoruz? Yani aslında Ebu Hanife'nin veya Nebi Aleyhisselam'ın veya buna başkalarında sayabilirsiniz, onların yazdıkları, onların söylediği iddia edilen fetvalar, yorumlar, söylemler bile aslında onları, onların söylediği yüzde yüz söylediği şeyler aslında değildir. Yani onlara isnat edilen sözlerdir aslında.
Az önce de dediğim gibi, yani Ebu Hanife bugün Hanefi mezhebinin yorumlarının büyük bir çoğunluğu Ebu Hanife'nin duruşuna aykırıdır. Ona isnat edilmiştir o yorumlar. Yine benzer vurgu nerede vardır? Yusuf Suresi 40. ayette vardır. Benzer bu. Yusuf Suresi 40. ayet: "Hüküm yalnızca Allah'a aittir. O, kendisinden başkasına kulluk etmenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler." Cin Suresi 23. ayetteki gibi: "O isimler sizin ve atalarınızın verdiği bir takım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlara bir yetki vermemiştir. Hüküm yalnızca Allah'a aittir. Hüküm yalnızca Allah'a aittir. Allah yalnızca kendisine kulluk etmenizi emretmiştir." Yani düşünün, Hud Suresi 1 ve 2 veya Zümer Suresi 2. ayete göre Allah'a kulluğun kriteri yine Ali İmran Suresi 79. ayete göre mesela Allah'a kulluğun kriteri Allah'ın kitabına uymaktır. Siz başka kaynaklara uyarsanız ne olur? Başkalarına kulluk etmeye başlamış olursunuz.
Allah'ın yanı sıra Yusuf Suresi 40. ayetten ne der? "Hüküm yalnızca Allah'a aittir. Allah yalnızca kendisine kulluk edilmesini emretmiştir." İşte dosdoğru din budur. Yine bunun yanına Tevbe Suresi 31. ayeti de ne yapabilirsiniz koyabilirsiniz. Evet, çoğunluk zanna uyar demiştik. Yunus Suresi 103 ve 106. ayetten anladığımız, insanların çoğu Allah'a inanıp güvenmez. Allah'a inanıp güvendiğini iddia edenler bile mutlaka bu imanlarına şirk bulaştırmaktadır. İnsanların çoğu dolayısıyla insanların büyük bir çoğunluğu Allah'a ortak koşmaktadır ve ne yapmaktadır? Allah'ın yolundan sapmışlardır.
Mesela En'am Suresi 114, 115, 116. ayetlere bakalım. En'am Suresi 114: "O size kitabı ayrıntılı olarak açıklayıp indirmişken Allah'tan başka bir hakem, bir hüküm koyucu mu arayacağım? Kendilerine kitap verdiklerimiz bilirler ki, bu Rabbinizden gerçektir ve gerçek olarak hak olarak indirilmiştir. O halde sakın kuşku duyanlardan olma." Yani bu ayet ne diyor bize? Allah bu kitabı detayıyla açıklayıp indirmiştir. Hakem olarak, hüküm koyucu olarak bu kitap bizim için yeterlidir. 115. ayet ne diyor? "Rabbinin kelimesi (yani Rabbinin takdir ettiği hüküm) doğruluk ve adalet bakımından tamamdır. Onun takdir ettiği hükümleri hiç kimse değiştiremez. O her şeyi duyandır, her şeyi bilendir." 116. ayet: "Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zanna uyarlar ve ancak varsayımla hareket ederler." Hani bize çok söylerler ya, "Bu kadar insan bilmiyorlar, sen mi biliyorsun? İşte bunca alimlerimiz, velilerimiz, büyük zatlarımız geldi geçti de onlar bilmiyor, o da sen mi biliyorsun?" Hayır. Allah biliyor. Bizim gibi Allah'a davet eden, Kur'an'ı tek kaynak kabul eden insanlar da gelip geçmiştir. Bugün de vardır. Fakat ne yaparlar? Müşrikler çok kriter alırlar. Onlar [Müzik] çok kriter alırlar. Hatta "Ehli sünnet ve cemaat" derler, yani çok olduklarını gururla anlatırlar. Oysa Kur'an hiçbir yerde çoğunluğu övmez, her yerde de çoğunluğu eleştirir. Birtakım tarikatleri, cemaatler çokluğuyla övünürler. Oysa Kur'an çoğunluğu zaman eleştirir. İşte Nuh'un gemisine binen birkaç kişiyle bahseder, Lut'un yanında birkaç kişiden bahseder, İbrahim'in tek başına bir ümmet olduğundan bahseder. Hiçbir zaman çoğunluğu övmez ve bu konuda bizi uyarır, "çoğunluk sizi aldatmasın" diye.
Az önce de dediğim gibi, insanlar neden zanna uyuyorlar? Çünkü hakikat olan bilginin üstünü örtmüşler. Dini otoriteler, ruhban sınıfı. Allah'ın kitabını bilmediğiniz zaman, "Kur'an'ı ben anlayamam" diye düşündüğünüz zaman, "Her harfine şu kadar sevap vardır" diyerek onu anlamadan okursan, hatimler indirirsen, onun mesajından habersiz olursan, ne yaparsın? Otomatikman ruhbanların eline düşersin. Onlar da seni ne yapar? Kendi yoluna götürür. En'am Suresi 153. ayet, 36, 37, 38. ayetlerle belirtildiği gibi ne olur? Sen Allah'ın yolundan ayrılmış olursun, fakat kendini doğru yolda zannedersin. Şeytanların güdümüne girdiğin halde. Sonra da Furkan Suresi (yani Zuhruf Suresi 36, 37, 38, yani Furkan Suresi 27, 28, 29, 30'u da koyarsanız ki 31. ayet bunlara sebep olanın yol gösterici olarak Allah'ı yeterli görmemek olduğunu da vurgular) ne yapar? Hesap günü o peşinden gittiğiniz insanlar kendisi ile birlikte sizi de ateşe götürdüğünü anlarsınız. Fakat her şey için artık çok geç. Çok geç olur.
Onun için ne yapmamız lazım? Dinimizi birinci kaynaktan öğrenmemiz lazım. Yani Kur'an'dan öğrenmemiz lazım. Ve ne yapmamız lazım? Kur'an'a uymamız lazım. İşte Bakara Suresi 78. ayet ne diyor? "Onların bir kısmı ümmidir." Ümmi ne demekti? Ümmi, herhangi bir kitap bilgisi olmayan demektir. Herhangi bir kitap bilgisi olmayan, okuma yazma bilmeyen demek değildir. Ümmi'nin zıttı ehli kitaptır. Ehli kitap ne demektir? Kitap konusunda ehil olan. Ümmi de nedir? Kitap bilgisi olmayan. İşte ne yaparlar? "Ancak zanna uyarlar" der Bakara 78. Neden zanna uyarlar? Çünkü kitap değeri yok. Ben şimdi kitabı biliyorsam zanni bilgiye uymam ki. Kim uyar zanni bilgiye? Kitap bilgisi olmayanlar uyar.
79. ayet şöyle devam ediyor: "Yazıklar olsun o kimselere ki, kitabı elleriyle yazıyorlar, sonra da az bir kazanç elde etmek için 'Bu Allah katındandır' diyorlar. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıklarından dolayı! Yazıklar olsun onlara, kazandırdıkları kazandıklarından dolayı!" Yani bugüne transfer ettiğimiz zaman, yani bu ayeti Ali İmran Suresi 78. ayetle de birleştirebilirsiniz. Mesela benzeyen bir ayettir. Baktığınız zaman bir örnek verelim. Bugün elleriyle kitap yazıyorlar ve "bu Allah katındandır" diyorlar. Örnek verelim: Hadislerde "vahiydir" diyenler. Muhammed Aleyhisselam kendi sözlerini yazdırmamıştır. 200 yıl sonra birileri çıkmış, Allah'ın yetki vermediği kişiler "Peygamber buyurdu" diye sözlerini yazmışlar ve bunlar da "vahiydir" demişler. Ne oluyor? "Elleriyle kitap yazıyorlar ve bu Allah katındandır" diyorlar. Veya Celaleddin Rumi, İbn-i Arabi gibiler, Said Nursi gibiler, kendi yazdıkları kitabı, işte İskender Evrenesoğlu da dahil, aklıma geldikçe söylüyorum. Bunlar ne yapıyorlar? Kitap yazıyorlar ve yazdıkları kitapları Allah'a isnat ediyorlar, "yazdırıldı" diyorlar, "bu Allah katındandır" diyorlar. Yazdıkları kitabı ne yapıyorlar? Kazanç elde ediyorlar ve Allah'a yalan isnat ediyorlar. Mesela zanni bilgiye.
Madem Bakara 78-79'u okuduk, devam edelim. Zanna'i bilgiye bir örnek daha. Mesela Bakara Suresi 80 ve 81. ayet. Mesela bugün ne derler? "Kalbinde zerre kadar imanı olan cennete gidecek." Derler. "Yani cehennemde biraz yanacak, günahı kadar yanacak, ondan sonra cennete gidecek" derler. Bakın zanna nasıl uyuyorlar? Zanni bir bilgi ya. Bakara Suresi 80. ayet der ki: "Onlar, 'Sayılı günler dışında Ateş bize dokunmaz' derler. De ki: 'Allah'tan buna dair söz mü aldınız? Eğer öyleyse Allah verdiği sözden kesinlikle dönmez. Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?'" Yani bu inanç geçmişte de var. Yahudilikte ve Hristiyanlıktan. Mesela ne diyorlar? "Bir süre yanar çıkarız." Allah ne diyor? "Allah'tan bir söz mü aldınız? Allah bu sözü verdiyse, Allah sözünden dönmez. Yoksa Allah'ı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?" Devamında ne diyor? 81. ayet: "Hayır, hayır! Kim bir kötülük kazanır da yanlışları kendini kuşatırsa..." Bakın, kim kötülük kazanır ve o kötülüğü kendini kuşatırsa. Burada herhangi bir inanç sınıfından bahsedilmiyor. Herkes için geçerli bu. Yok Müslüman, ehli sünnetçi, Hristiyan demiyor. Kim kötülük kazanırsa, o kötülük kendini kuşatmışsa, yani hesap günü tartıları tartıldığı zaman kötülükleri ağır gelirse, onlar cehennem ehlidir ve orada süresiz olarak kalıcıdırlar. İstisna yok. Bakara 81'de istisna yok. Kim kötülüğü kendini kuşatmışsa ondan bahsediyor.
"Eğer iman edip erdemli işler yapan, düzeltici, ıslah edici, yeryüzündeki kurulu düzene Allah'ın kurduğu düzene katkı yapıcı, bozulanı düzeltici eylem yaparsa, Allah'a şirk koşmadan inanıp güvenerek onlar cennet, cennet ehlidir ve orada kalıcıdırlar." Buradan ne anlıyoruz biz? Yok Müslümanlar cehennemde bir sürü yanacakmış da çıkacakmış da. Allah razı olduğu kullarını önce cehenneme götürüp, önce cehenneme götürüp orada tabiri caizse (tırnak içerisinde diyorum) biraz bronzlaştırıp tekrar cennetine koymaz. Yani Allah Rahman ve Rahimdir. Rahman ve Rahimdir. Ne yapar? Günahlarını affeder ve yine cennetine koyar. Eğer bir kulundan razı ise. İşte şöyle sorular alıyorum bazen. Ya adamın aklıma gelen size bir tane ayet okuyayım. Size Nisa Suresi 31. ayet: "Size yasaklanan büyük günahlardan sakınırsanız, diğerlerini de ben affederim, sizi güzel bir yere yerleştiririm." Yani bir insan eğer tabii hüküm Allah'ındır, ben ayetlerden anladığımız size aktarıyorum. Bir insan eğer büyük günahlardan sakınmışsa ki Kur'an'da büyük günahlar bellidir. Dünyadayken Allah'ın affedemeyeceği hiçbir günah yoktur. Fakat ahirette Allah kendisini ortak koşulmasını affetmeyeceğini buyurmuştur ve bunun yanında büyük günahları da affetmeyebilir. Mesela kafirlik, ya gerçeği üstünü örtmeyi de affetmeyeceğini bu Kur'an'da. İşte Furkan Suresi 68'den itibaren okuduğunuz zaman, "hiç haksız yere adam öldürmek, zina yapmak, Allah'a ortak koşmak, vallahi" işte bunları büyük günahlar olarak tanımlar ki Kur'an'da yine başka büyük günahlar da vardı. Günahlardan sakınırsanız, beni de ben affederim diyor. Günahı %55 geldi, sevabı %45 geldi. Eğer o kişi büyük günahları işlemekte ısrar etmemişse, zina işlemekte ısrar etmemişse, işte adam öldürmek, Allah ortak koşmak, Allah'ın ayetlerinin üstünü örtmek, yeryüzünde fesat çıkarmak, kurulu düzeni bozmak bu gibi büyük günahları işlememişse, Allah ne diyor? Nisa 31'de "diğerlerini ben affederim" diyor. Doğal olarak Allah ne yapar? Küçük günahlarını da affettiği zaman ne olur? Bir bakmışsınız ki o kişi sevapları %55 olur, günahı %45'e döner. Bu sefer. Yani ne demek istiyorum? Cehenneme gerçekten cehennemi hak edenler gidecektir. Gerçekten hak etmiş olanlar gidecektir. Yoksa terazide olanlar, tartıları birbirine yakın olanlar ne yapar? Allah o kişi eğer büyük günahları sürekli işleyen, ısrar eden bir kişi değilse, eğer cehennemi gerçekten hak etmiş biri değilse, diğer günahlarını da Allah affeder, onu cenneti güzel bir yere yerleştirir. Yoksa Allah onu işte cehennemde bir süre yakıp da ne yapmaz? Cennetine koymaz. Kaldı ki bence cehennem, benim Kur'an'dan anladığım, cehennem dünyadan daha kötü, sıkıntı verici, tatsız bir yaşam alanıdır. Cennet tatlı, mutlu, huzurlu, refah içinde, dünyadan çok daha güzel bir yaşam alanıdır. Ben şuna inanıyorum, Kur'an'daki mahşer, cennet, cehennem tasvirlerinin tamamı mecazdır. Ayrıca bunu da belirtmek istiyorum.
Yine Bakara Suresi 80-81. ayetlere vurgu yapan Ali İmran Suresi 24. ayette benzeyen ayettir. Ne yapıyorlar? İşte insanlar Kur'an'daki bu gerçek bilgi olduğu halde, ne yapıyorlar? Zanni bilgiye uyuyorlar. Din adamlarını putlaştırdıkları, din adamlarının yorumlarına uyuyorlar. Muhammed Aleyhisselam'ın adına isnat edilen, onun söylemediği sözlere uyuyorlar. Zanni bilgilere uyuyorlar. Güya Muhammed Aleyhisselam demiş ki: "İçinde zerre kadar imanı olan La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah diyene de şefaat edeceğim ve cehennemde bunlardan bir kişi bile bırakmayacağım." Muhammed Aleyhisselam'a isnat edilen. Hani başka bir rivayette "Kızım Fatma, babana güvenme. Eğer amelin yoksa, hesap günü senin için beni hiçbir şey yapamam" diyen diye rivayet edilen söz de var. İkisi birbirinin zıttı. Şimdi hangisini Muhammed Aleyhisselam söyledi? Birini söylemedi. Ama ikisi de hadis kaynaklarında sahih diye zikrediliyor. İşte bakıyorsunuz nasıl zanni bilgiler olduğuna. Bakıyorsunuz Nisa 31. ayet, "büyük günahlardan sakının, diğerlerini ben affederim" diyor Allahu Teala. Ama "benim şefaatim ümmetimin büyük günahkarlarına olacak" diye rivayet var, sahih rivayet hadis kaynaklarında. Allah diyor ki "büyük günahlardan sakının." Güya Aleyhisselam demiş ki "benim şefaatim büyük günahları olacaktır." Bakın ne yapıyorsunuz? Zanni bilgilere uyduğunuz zaman böyle saçmalıyorsunuz ve Allah'ın yolundan uzaklaşıyorsunuz.
Yine geçmişte Mekke müşrikleri de kendilerine bir takım şefaatçiler edinmişlerdi. Necm Suresi 26, 27, 28. ayetlerde buna vurgu vardır. Müşriklerin kendilerini bir takım Allah ile aralarına koyarak şefaatçi edindiklerine vurgu yapar ve "onlar tamamen zanna uyarlar" der. Oysa zan, gerçek, gerçekten yana hiçbir şey ifade etmez der Kur'an. Onların şefaat inancını reddeder. Onların reddettiği şefaat inancını günümüz Müslümanları yine ne yapmışlar? Zanni bilgilerle onları, onu Allah'ın dinine tabiri caizse yamamışlar. Fakat bir de üstelik Allah'ın mescitlerinden "Şefaat Ya Resulallah" denerek mahyalar asılarak Allah'a ortak koşulmaktadır.
Helal haram konusunda zanna uyarlar. Mesela En'am Suresi 145. ayet. Şimdi burada Muhammed Aleyhisselam Allahu Teala konuşturuyor: "De ki: 'Bana vahyolunanda akıtılmış kan, domuz eti veya Allah'tan başkası adına kesilmiş olanlar hariç haram bir şey bulamıyorum.'" Yani Muhammed Aleyhisselam burada diyor ki: "Bana şu vahyedilenler dışında bir haram bulamıyorum." Başka bir haram yok diyor. En'am Suresi 145'te. Müşrik olanlar ne diyor? Müşrik olanlar diye diyorlar ki En'am Suresi 148: "Eğer Allah dileseydi, biz de müşrik olmazdık, babalarımız da hiçbir şeyiyle haram kılmazdık. Allah'ın helal kıldığı bir şeyi haram kılmazdık." Derler. "Onlardan öncekiler de aynı şekilde yalana sarıldılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: 'Yanınızda bir bilgi varsa onu bize gösterin. Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve ancak yalan yanlış atıp tutuyorsunuz.'"
Bugün günümüze baktığınız zaman, sakala jilet vurmak haram diyen var. Dövme yaptırmak haram diye. Saç ektirmek haram diyen var. Araf Suresi 32. ayet dururken. Erkeğe altın takmak, ipek giymek erkeğe haram diyorlar. Kur'an'ın Nahl Suresi ve Maide Suresinde belirtilir, deniz canlılarının hepsi size helal kılındı dediği halde, denizdeki birtakım canlılar, midye, ıstakoz falan haramdır diyorlar. Ne yapıyorlar? Zanna uyuyorlar ve Allah'a yalan isnat ediyorlar. Nahl Suresi 115, 116. ayete göre Allah'a yalan isnat ediyorlar.
En'am 149 ne der? "Yani en üstün hüccet, en üstün kanıt Allah'ındır." Ve En'am 150. ayete göre de: "Allah adına Allah'ın buyurmadığı helalleri haram kılan, haramları helal kılan kişiler Allah'ın ayetleri hakkında yalana sarılanlardır ve onlar Allah'a ortak koşanlardır. Onlar Allah'a yalan isnat etmektedirler." Allah'a yalan isnat edenden daha zalim kimdir? Allah hakkında yanlış tasavvurlara sahip olanlar. Mesela ameline göre değil de adamına göre muamele eden bir Allah tasavvuru. Hüküm koymada kendisine bir takım ortaklar icat eden, tabiri caizse (tırnak içerisinde diyorum) Allah tasavvuru. Muhammed Aleyhisselam'ı dinde otorite olarak gösteren bir Allah tasavvuru. Kur'an'la çelişir. Nasıl çelişir? Kendisini ortak koşulmaya, koşulmamasını emreden ve kendisini ortak koşulmasını asla affetmeyeceğini söyleyen Allah. Kur'an'daki Allah. Ama onların Allah tasavvuru Muhammed Aleyhisselam'ı birebir kendisine ortak eden bir Allah tasavvuru. Kur'an'da şefaatin tümünün kendisine ait olduğunu söyleyen bir Allah tasavvuru. Allah var, gerçeği var. Fakat gelenekte bir takım veli zatlara, nebii'lere de şefaat yetkisi vereceğini, vereceği iddia edilen bir Allah tasavvuru. Bunu çoğaltabiliriz. Yani Allah'ın insanlara hulû etmesi mesela tasavvuftaki bu batıl Allah tasavvuru. Burada bir Allah'a yalan isnat etmektir. Bütün bunlar. Bir de Allah'ın dininde, Allah'ın buyurmadığı veya Allah'ın emretmediği bir şey emretmiş gibi, yasaklamadığı bir şeyi yasaklamış gibi, haram kılmadığı bir şeyi haram kılmış gibi Allah'ın dinine bunları monte etmekte nedir? Allah'a yalan isnat etmektir. Ve Allah Kur'an'ın birçok ayetinde buyurur ki: "Allah'a yalan isnat edenden daha zalim kimdir?" Yunus Suresi 17, Hud Suresi 18. Ya Kur'an'ın birçok ayetinde bu duyurulur.
Ve bütün bunları yapanlar nasıl yaparlar? Mesela aklıma gelen, hani diyorum ya zanni bilgiye uymanın en başlıca sebeplerinden biri kitabı bilmemek. Allah'ın kitabını bilmemektir. Hac Suresi 3. ayet mesela: "İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı halde Allah hakkında ileri geri konuşur ve bütün azgın şeytanların peşinden giderler." O azgın şeytanlar kim? İnsanları Allah'ın yolundan çeviren özellikli dini otoriteler, ruhbanlar, alim diye, veli diye, molla diye yüceltilen zatlar. Onlara uyuyorlar ve Allah hakkında hiçbir bilgileri yok. Allah'ı Kur'an'dan, yani kendi gönderdiği kitaptan tanımamışlar. Allah hakkında atıp tutuyorlar.
Hac Suresi 8: "De ki: 'İnsanlardan bazıları bir bilgiye, bir yol göstericiye ve aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışır.'" Yani Allah ki Allah'ın kitabı hakkında hiçbir bilgiye sahip değilsiniz ama din konusunda, dinini kimseye bırakmıyorsunuz. Yani tartışıp duruyorsunuz. Allah'ın yolundan saptırmak için kıvırıp durur. Onun için dünyada rezillik ve kıyamet günü yakıcı ateşin azabı vardır onlar için. Yani din tartışıyorsunuz, din konuşuyorsunuz. Allah'ın kitabı yok ortalarda. Allah'ın kitabı yok ortalarda. Allah'ı kitabından tanımıyorsunuz. Allah hakkında farklı tasavvurlar yüklemişsiniz. Allah'ın dinine bir sürü yalan yanlış şeyleri monte etmişsiniz ve tartışıyorsunuz. Ben ayet paylaşıyorum, anlattığım konulara Kur'an'dan ayetlerle delil sunuyorum. Benimle tartışmaya giriyor. Tamam, sen de ayette ispatla. Kur'an hakkındaki, bir Kur'an hakkında bilgiye sahip değil. Fakat dini kimseye bırakmıyor ve Allah hakkında, Allah'ın dini hakkında seninle kıyasıya tartışıyor. Ama kitaptan haberi yok. Bir kere kitabı açıp da anlayarak okumamış. Hac Suresi 3, 8 ve 9. ayetler buna vurgu yapar.
Bir de ne yapar bu kişiler? Lokman Suresi 6 ve 7. ayete baktığımız zaman: "İnsanlardan bilgisi olmadığı halde Allah'ın yolundan saptırmak ve onu basite almak, onu alay konusu edinmek için gerçeği boş hadislerle, boş sözlerle, boş hadislerle değiştirenler vardır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır." Yani bugüne baktığımız zaman, bilgisi yok. Allah'ın kitabı hakkında bilgisi yok. Fakat ne yapıyor? Yalnızca Kur'an diyenleri, "Yalnızca bana yol gösterici olarak Allah yeter" diyenleri sapıklıkla, "Kur'an Müslümanlığı sapıklıktır" diyor, "Kur'an Müslümanlığı asrın fitnesidir" diyor, "Kur'an Müslümanlığı diye bir sapıklık çıktı" diyor. Ne yapıyor? Bizimle, bizim gibi düşünenlerle alay ediyor. Allah'ın yolunu alaya alıyor ve gerçeği ne yapıyor? Boş hadislerle değiştirmiş oluyor. 6236 ayet dururken, Muhammed Aleyhisselam'a onun adına uydurulan milyonlarca rivayete sarılıyor. Allah'ın ayetleri yerine o rivayetleri dinine dinleyerek gerçeği ne yapıyor? Bu sözlerle değiştirmiş oluyor. Lokman 6. ayet aynen bunlardan bahseder.
"İşte ona ayetlerimiz okunduğu zaman, sanki onları duymamış, sanki kulakları sağırmış gibi küstahça umursamazlıktan gelir. Öyleyse onu acı bir azapla haberdar et." Yani onu Allah'ın ayetlerini okuyorsunuz ama diyor "Allah öyle buyurdu" ama Müminler Kur'an'da Allah'ın ayetlerini işittiği zaman ne yapar? Secdeye kapanır, yani boyun eğer veya "Semi'na ve eta'na" (işittik ve itaat ettik) der. Fakat bunlar ne diyor? Onlara ayet okuduğumuz zaman, "ama Allah öyle buyurmuş Kur'an'da" ama o "ama"ları sıralarlar. "İşte hadislerde de böyle buyurulmuş, imamlarımız, mezhep imamlarımız, Hanefi'de şöyle, Malik'i'de böyle" "ama"ları sıralıyorlar. İşte o "ama"ların hepsi ilahtır. Evet.
Yine buna benzer vurgular yine Casiye Suresi'nin başlarında da vardır. Ali İmran Suresi 60. ayet ne der? "Hak Rabbinizdendir." Yani insanları gerçeğe ulaştıracak kesin ve doğru bilgi sadece Rabbinizden gelendir. Sakın bu konuda kimseyle tartışmaya girme. Ali İmran Suresi 60, 61: "Sana gelen bu ilimden sonra her kim seninle tartışmaya girerse, onlara de ki: 'Gelin, çocuklarımızı ve kadınlarımızı, kendinizi ve kendinizi çağıralım, sonra da içtenlikle Allah'ın lanetini yalancıların üzerine olmasını dileyelim.'" Yani Allah'ın kitabını hakikat olarak, tek hakikat olarak görmeyenler, gelin bakalım Allah'ın laneti yalancıların üzerine olsun diyelim. 62. ayet: "Bunlar gerçeğin haberleridir. Allah'tan başka ilah yoktur. Kuşkusuz Allah mutlak üstün olan ve en iyi hüküm verendir." "Eğer yüz çevirirlerse, Allah kimlerin bozguncu olduğunu bilir." De ki: "Ey ehli kitap, gelin aramızda ortak olan kelimede birleşelim, anlaşalım. Allah'tan başka hiçbir şeye kulluk etmeyelim, ona hiçbir şey ortak koşmayalım ve Allah'ın yanı sıra kimimiz kimimizi rabler edinmeyelim." Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: "Şahit olun, biz gerçekten Allah'a teslim olanlarız." Yani Allah'a kulluğun kriteri Allah'ın kitabına uymaktı. Gelin yalnızca Allah'ın kitabına uyalım ve bir başka kaynakları yine dinleyerek birbirimizi rabler edinmeyelim. Diyelim ki bildiğiniz şeyler hakkında. Bakın bu da çok önemli bir ayet. Ali İmran 66. "Ya bildiğiniz konularda tartışıyorsunuz? Peki hiçbir bilginiz olmayan konularda ne diye tartışıyorsunuz? Allah belirsiz, bilmezsiniz." Yani kitap bilginiz yok, zanni bilgileri din edinmişsiniz. Size Allah'ın kitabını okuyan, Allah'ın ayetlerini kanıt olarak kabul eden ve sizi anlatan insanlarla tartışmaya giriyorsunuz. Ama Allah'ın kitabında hakkında hiçbir bilgiye sahip değilsiniz. Ya bildiğiniz konularda adet tartışıyorsunuz, bilmediğiniz konuda ne diye bizimle tartışıyorsunuz? Ali İmran 66'yı da ben onlara gönderme olarak belirtiyorum.
Günümüzde yine mesela zanni bilgiye uymaya örnek. Deprem oldu mesela. Bundan önce de resim var. Deprem kader midir? Ölümler ecelden midir? Şer Allah'tan mıdır? Diye orada anlattım. Kader konusunda zanna uyuyorlar. Kur'an'ın kader tanımıyla geleneğin kader tanımı arasında dağlar kadar fark var. Geleneğin uydurduğu iman akidesinin altı tane maddesinin iki maddesi Allah'a iftiradır. Alın yazısı anlamında kader inancı ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmak Allah'a iftiradır. E falanca Allah dostu, filanca Allah dostu diye Allah'a dostlar tayin edilmesi zandır. Allah Kur'an'da İbrahim Aleyhisselam'ı kendisine Halil edinmişti. Hadi Halil kelimesini dost diye çevirdiniz. Bunun haricinde yok. Kur'an'da Veli kelimesi dost demek değildir, otoritedir. Bugün baktığınız zaman, "İşte falanca Allah dostu." Delilin ne? Yok. Deli diyor ama Allah dostu. Allah'a dost tayin etmenin cüretini sana kim verdi? Veya delilin ne? Allah, Allah'a nasıl bu kadar yalan isnat ediyorsun? Belki Allah o senin Allah dostu dediğin kişiyi sevmiyor. Allah belki yarın kimsenin imanı garanti değil. Belki ölümüne doğru, son zamanlarında veya daha sonra sapıttı, kafir oldu. İmanından sonra kafir oldu mesela. Kur'an'da vardır böyle. İmanından sonra kafir olmak. Ali İmran 106'da vardır. Yine Ali İmran 80'de vardır. İmandan sonra kafir olabilir bir insan. Bugün mümindir, yarın kafir olabilir. Araf Suresi 176. teve var mesela. Kendisi ilim sahibi biri ama ne oldu? Allah'ın yolundan saptı. Sen hangi delile, kanıta dayanarak bu Allah dostu, bunun peşinden gidiyorsun? Zanlının peşinden gidiyorsun. Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli mezhepleri haktır diyorsun. Kur'an diyor ki: "Hak sadece Allah'tandır." Dileyen iman eder, dileyen inkar eder. Kehf Suresi 29. Mesela Bakara Suresi 147. Mesela sen ne yapıyorsun? Zanlının peşinden gidiyorsun. Yunus Suresi 35 ve 36. ayetin dediği gibi.
Muhammed Aleyhisselam Allah'ın habibi diyor, Arş'ın nuru diyor, herkesin, öncekilerin ve sonrakilerin efendisi diyor, yaratılmışların en hayırlısı diyor. Okunan dua ederken "Salli ala şerefimiz nur bina Muhammed" diyorsun. Günahlarımızın şefaatçisi Muhammed diyorsun. "Salli bir konu bina Muhammed" diyorsun. Kalplerimizin doktoru Muhammed diyorsun. Oysa Kur'an Rad Suresi'nde ne der? "Kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur" der. Sen ne diyorsun? "Kalplerimizin doktoru Muhammed'dir." Zanna tabi oluyor. Hristiyanlar "İsa Allah'ın oğludur" diyor, kafir oluyor. Sen "veliler tanrının çocuklarıdır" diyerek Allah'a birçok çocuk istisna eden Hristiyanlar, bari sadece İsa'yı Allah'a isyan ediyor. Sen "veliler tanrının çocuklarıdır" diyerek tanrıya birçok çocuk istidad eden Celaleddin Rumi ve sen mümin, Müslüman oluyorsun. Ve en büyük yanılgılardan biri de şu: Bir insan "Ben Müslümanım, ben Allah'a kulluk ediyorum" diyerek kurtulacağını zannediyor. Adam bir akrabam var mesela, bir cemaate mensup, kendisinin yücelttiği birinin peşinden gidiyor. Diyorum ki: "Yanlış yoldasın, başkasına kulluk ediyorsun." "Olur mu?" diyor, "Ben Allah'a kulluk ediyorum." Ya diyorum, "Allah'a kulluğun tanımını sen yapıyorsun, Allah senin tanımladığın gibi tanımlamıyor. Allah'a kulluğu." Diyor ki: "Allah sadece bana kulluk etmek için varlığımı sadece bana adıyacaksınız, benim kitabıma uyacaksınız." Senin Allah'ın kitabından haberin yok ki. "Allah nasıl olur mu?" diyor, "Ben Allah'ın kulluğuyum, ben Müslümanım." Kur'an'dan haberin yok, nasıl Müslümansın? Mesela sorsan Müslüman. Yani sen Müslümansın, Allah'ın dinini kabul edip Allah'a teveccühünü göstermiş oluyorsun. Bu Cüzi Suresi'nde belirtildiği gibi. "Allah'ım, ben Müslüman oldum." Yani benim, tövbe haşa, Rabbimin, tenzih ediyorum, "Allah'ım ya!" Yani senin gönderdiğin dini kabul ettim, artık beni... Hayır. Bu mu? Ama yaptığı tanım ona benziyor. Yani "Ben Müslümanım, ben Allah'a kulluk ediyorum" dedi. Allah'a teveccüh gösterdi. Haşa ve Allah da onu kayıracak cennetine mi koyacak? Ne ben Allah'a kulluk ediyorum diye diyen Allah'a kulluk etmiş olur, ne de ben Müslümanım diyen Müslüman olmuş olur. Yalnız Allah'ın kitabına uyarak kendisini Rabbine adayan kişi Allah'a kulluk etmiş olur ve yalnızca Rabbinin kitabına teslim olan Müslüman olmuş olur. Bunları yerine getirmediğiniz sürece, istediğiniz kadar "Ben Müslümanım" deyin, istediğiniz kadar "Ben Allah'a kulluk ediyorum" deyin, yanlış yoldasınız ve Allah'ın yanı sıra başkalarına kulluk ediyorsunuz.
Muhammed Aleyhisselam'ın mücadele ettiği Mekke müşrik toplumuna sorsan, "Biz atalarımızın dinine uyuyoruz" derler. Kim ataları? İbrahim. Kendilerince Allah'a kulluk ediyorlar. Mekke müşrikleri. Yani Ankebut Suresi 59'dan sonra okuduğun zaman, "Onlara yerleri ve gökleri kim yarattı diye sorsan, Allah derler." Ve Allah'ın yanı sıra başka varlıklara kulluk ederler. Allah'ın gösterdiği yolu yeterli bulmazlar. Allah'a tam güvenmezler. Başka şefaatçiler edinirler vesaire vesaire. Bizi kurtarmaz. İslam'da hiçbir ibadet, hiçbir eylem veya ritüel, emir veya yasak veya uygulama, söylemden ibaret değildir. Her zaman söylerim. Dua söylemden ibaret değildir. Zikir söylemden ibaret değildir. Tesbih söylemden ibaret değildir. Şükür söylemden ibaret değildir. Hepsi eylem gerektirir. Dolayısıyla "Ben Müslümanım, ben Allah'a kulluk ediyorum" demek kimseyi kurtarmayacak. Böyle olduğunu iddia edenlerde ancak ne yapmaktadır? Zanni bilgiye, zanna uymaktır. "Nebevi Aleyhisselam böyle buyurdu ya da buna benzer bir şey buyurdu" diyerek din olmaz. Din kesin kanıt ister. Lira'dır. Kur'an Bakara Suresi 2. ayette "Lira içerisinde hiçbir kopukluk yoktur, haktır, gerçeğin ta kendisidir." Yine Nisa Suresi 82. "İçerisinde çelişki yoktur." Yine Kehf Suresi'nin hemen başı veya Zümer 37 miydi tam hatırlayamadım. Kur'an'ın "Arabiyyen gayri ziya" yani açık, anlaşılır, pürüzsüzdür. Kur'an ve mübin'dir, apaçıktır. Dolayısıyla önümüzde böyle bir kitap dururken, bu kitaba, bu kitaba hakkında yalana sarılanlar, bu kitabın üstünü örtenler, kafirlik edenler ne yapmaktadır? Zanna...
Evet, süremiz doldu. Allah nasip ederse bu konuyu tam bitirmedim. İnşallah haftaya kaldığım yerden devam edeceğim. Haftaya da o zanni bilgilerle, yani diyelim ki bir takım ilmihaller, hadis külliyatları, insanların kendilerine kılavuz edindiği Kur'an dışı kaynakları sorgulayacağız, yargılayacağız. Kur'an'ın hakemliğinde Allah'ın izniyle. Hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Hoşça kalın diyorum.