Transcription
Değerli kardeşlerim, bugünkü bu akşamki konumuz "Uydurulmuş Emir" kanalına hoş geldiniz. Bugüne kadar söylenemeyen şeyleri söyleyen bu kanal, hakikatin ortaya çıkması için sizin de desteklerinizle inşallah gayret edeceğiz. Eee, böyle çok güzel eleştiriler de yapılıyor. Eee, daha ziyade, eee, destek mahiyetinde yorumlar yapılıyor ama eleştiriler de daha kıymetli bence. Arkadaşım biri demiş ki, "Ya böyle uydurulmuş din diyorsun diyorsun da bir de bu uydur sizin uydurulmuş." Bugün de onu söyleyel onu anlatalım inşallah.
Uydurulmuş din diye bir tabir çıktı ya. Bir uydurulmuş din var, bir de indirilmiş din var. Bir Allahu Teala'nın indirdiği din, bir de insanların. Ya insanların huyu böyledir yani. Neden yeni bir din gelmesine ihtiyaç duyulmuş? Çünkü insanlar dini saptırmak. Hiçbir resul, sıfır dinsiz, ateist bir topluma gelmemiştir. Her resulün geldiği toplumda bir din var ama şirke batmış, insanların uydurduğu ve insanları sömürü vasıtası yaptıkları. Kıl Marx'ın tabiriyle ki hepten de haksız değil. Adam "din bir afyondur" demiş. Tabii ki içinde bulunduğu, Hristiyan dini için söylemiş. Yalan da değil yani. Fransız İhtilali'nde halk ayaklandı, gitti önce ihtilalin önderlerini hapisten çıkardı. Hapishaneleri yıktılar.
Bugün Suriye'de de buna benzer bir şey oldu. Sednaya'da, Sednaya hapishanesinde inanılmaz işkenceler, ölümler var. Orayı kurtardılar, açtılar kapılarını, zavallı insanları çıkardılar. Yani bir deri bir kemik olmuş. Hala Hafız Esad iktidarda zannediyor ya, yıllar geçmiş, hiçbir şeyden haberi yok. Konuşması yasak, insanlıktan çıkmış, hafızasını kaybetmiş insanları çıkardılar oradan. Fransa'da böyleydi. Ondan sonra gittiler 3. Louis'nin ve Marie Antoinette'in, hani "Ekmek yoksa pasta yesinler" diyen kraliçenin sarayını bastılar. O ikisini de giyotine verdiler, karı koca kral ve kraliçeyi. Arkasından nereye saldırdılar? Kiliselere. Kiliseleri yaktılar. Ben Paris'i gördüm, hala o yanık izleri vardı. Notre Dame Kilisesi'nde. Notre Dame'ın Kamburu romanından ve filminden hatırlarsınız. Kiliseler yaktılar. Ardından incilleri topladılar ve şehrin meydanında bütün incilleri, din kitaplarını yaktılar. Niye? Çünkü bu kilise, Allah'ın indirdiği din olmaktan çıkmış. Hz. İsa'nın o şefkatli, muhteşem mesajı gitmiş ve kilisenin, papalığın bir hegemonyası, engizisyon zulmü haline gelmiş ve kral ile işbirliği yaparak halkı sömürü haracı olmuş. Dolayısıyla halkın öfkesi dine yöneldi arkadaşlar.
İşte biz bu muhteşem son din, Allah'ın son dini, Hz. Resul Muhammed Aleyhisselam'a indirilmiş olan bu dinin aslını anlatalım ki öfke dine yönelmesin. Hak din, doğru din. Ama maalesef Hristiyanların, Yahudilerin başına gelen bizim de başımıza gelmiş. Hatta bir hadis-i şeriften bahsederler. Derler ki, "Onlar hadis-i şerif der ki, onlar keler deliğine girseler siz de gireceksiniz." Girmişler de. Onun için biz bu dinin aslını anlatalım arkadaşlar, doğrusunu anlatalım. Doğru söylüyor arkadaş, yorum yapan arkadaşa buradan tekrar teşekkürlerimi arz ediyorum. İstismarcılara kızıp dinden küsenlere gelsin bu sohbetimiz. Yani bir sürü insan maalesef, özellikle bu muhafazakarların iktidar döneminde milyonlarca insan arkadaşlar dinden çıktı, deist ve ateist oldu. Neden? Çünkü dindarlık buysa, din buysa, biz bu işte yokuz dediler. Çünkü din neydi, ne oldu? Bugün onu anlatacağız inşallah. Dinin aslını anlatmaya çalışacağız. Bu artık hepimizin görevidir. İlahiyatçıların falan görevi değil. Diyanetin hiç görevi değil. Cemaatların, tarikatların hiç görevi değil. Çünkü bunların hepsi bu uydurulmuş dine hizmet ediyor. Kusura bakmasınlar, gelsinler burada tartışalım.
Din başlangıçta mazlumun hakkını savunuyordu. Afrikalı siyah kölelere özgürlüğün yolunu açıyordu. Bilal-i Habeşi, Habeşli bir köle idi. Onu Ebubekir Radıyallahu Anh satın aldı, büyük de bir ücret verdi, işkenceden kurtardı. Çağrı filminde o sahne çok güzel canlandırılmış ve onu diğer hür insanlar gibi efendi yaptı. Köle efendi farkını kaldırdı ve Resulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem müezzini şerefine nail oldu. Düşünebiliyor musunuz? Zenginlerin malında fakirlerin hakkı olduğunu söyledi bu din. Başlangıçta çünkü zenginlik toplumdan çalınmış bir servettir arkadaşlar. Yani ne kadar helal yoldan kazanmış olursa olsun. Cenabı Hak Karun'a niye kızıyor? Kur'an'da Karun'un yolsuzluk yaptığına dair ufak bir işaret yok. Kur'an'da sadece şunu söylüyor: "Ben bunu aklımla kazandım." Arkadaşlar, Kur'an'ın sosyoekonomik düzenine göre ihtiyaçtan fazlasını üzerinde tutamazsın. Toplumun yararına sevk edeceksin, yeniden yatırım yapacaksın, istihdam sağlayacaksın. Buna Kur'an "infak" diyor. İnfak demek, böyle bizim bozuk paraları çıkarıp dilencilere vermek değildir. İnfakı da saptırmak budur.
Ganimetin, mülkün, milli gelirin Allah'a yani topluma, halka ait olduğunu söylüyordu bu din. Başlangıçta, Allah Resulü'ne indirilmiş olan İslam dini. Kur'an bunu söylüyordu: "El mülkü lillah." Kur'an'ın sloganı budur: Mülk Allah'ındır. Bakın komünizm de bunu söyler, "mülk toplumundur" der. Ama burada Allah var. Bizim artımız budur. Biz hepimiz Allah'ın kuluyuz. Eğer toplum adına bir kral mülke sahip olursa ya da komünist, politbüro gerçekte Marx'ın teorisi gibi olmadı. Marx iyi bir teori yaptı ama komünist parti mensupları Volga Nehri'nin kenarında saraylarda yaşadılar ama halk yine ezildi, halk yine yoksuldu. Üstüne üstlük Lenin milyonlarca kişiyi de katletti. Bu mudur yani sosyal adalet? Demek ki bizim avantajımız bir de Allah var. Kul hakkı var bizde. Kul kelimesinin içinde Allah Celle Şanuhu mündemiçtir. Yani kimin kulu? Allah'ın kulu. Sen o kula zulüm edersen, kuvveti üstün tutan bir düzen kurarsan, kapitalist baronlar devlete hakim olursa ya da krallar, tiranlar hakim olursa, bir de Allah var. Bu dünyada hakkımızı almazsak, öbür dünyada Allah hakkını, bizim hakkımızı onlardan alacak. Dolayısıyla insan en azından bir Allah'tan korkar insan, değil mi?
Bizde bizim avantajımız bu. "Mülk Allah'ındır" diyordu Kur'an. Allah Haşa yeryüzüne inip mal mülk edinmekten münezzeh olduğuna göre, zaten her şeyi o yaratmış, onun hiçbir şeye ihtiyacı yok. O zaman bunun anlamı malın, mülkün halka ait olduğudur. Allah ve Resulü dediğinde de aslında iki şey değildir. Yani Allah adına resulünden toplumunda Allah'ın Resulü bir kuruş mal üzerinde miras bırakmadı vefat edeceğine yakın Ayşe validemize "Neyimiz var?" dedi. Ya Ayşe dedi ki, "7 dirhem altın var, başka bir şey yok." O zaman altın parçacıklarıyla demeyesiniz diye. Çünkü kağıt para yoktu, banknot 1700'lü, aa banknot hakim oldu. O o gün ondan önce basılı sikke. Arapların basılı sikkesi de yoktu. Altın ve gümüş parçacıkları. Yedi miskal. Onun için ağırlık ölçüsüyle söylüyor. Yedi miskal. Bugün ben ben onu araştırdım, baktım, bir Cumhuriyet altını ve bir çeyreğe tekabül ediyor. Yani koca Allah'ın Resulü, koca Medine'yi, Mekke'yi fethetmiş, bütün Arap Yarımadası gelmiş ona biat etmiş. O anda dünyanın sayılı imparatorlarından biri olma imkanını eline geçirmesine rağmen, o bir nebi olarak, bir resul olarak, bir peygamber olarak yaşadı ve öyle vefat etti.
İskoç, eee, W. Montgomery Watt. Buradan anladım ki o bir resuldür. Dur diyor, iyi bir oryantalist, vicdanlı bir adamdır. Ona selam olsun, hidayeti mübarek olsun inşallah. Ben onun Müslüman olduğuna inanıyorum. Bu din başlangıçta devlet başkanı ile halkı aynı hayat standardında yaşatıyordu. Yabancı bir heyet geldiğinde odaya giriyordu, "Muhammed hanginiz?" diyordu. Muhammed'in devlet başkanı olduğunu biliyorlar ama bakıyorlar ne daha yüksek bir tahtta oturuyor, ne daha şatafatlı giyilmiş, ne sarığı diğerinden daha kocaman. Yani diğer sahabeler nasılsa o da. Onun için anlamıyorlar, bilmiyorlar diyorlar, "Muhammed hanginiz?" diye soruyorlardı. Bugün bir şeyhin huzuruna çıksan, "Şeyh hanginiz?" desen, insana gülerler. "Görmüyor musun kardeşim, en yüksekte oturuyor, şatafatlı sarığı, sakalı, cübbesi, anlamıyor musun? Bütün insanlar onun önünde el pençe divan duruyorlar. Aptal mısın? İşte şeyh odur" derler. Demek ki Allah'ın Resulü Muhammed Aleyhisselam hiç kimseden daha farklı giymemişti, daha farklı evde oturmuyordu. Kerpiç evde vefat etti. Bu kadar büyük bir devlet imkanı eline geçmesine rağmen. Onun için W. Montgomery Watt, o zaman anladım ki o bir resuldür. Başka hiç kimse bunu yapamaz.
Bu din başlangıçta "Muhammed hanginiz?" diye sorduracak düzeyde yöneticilerle yönetilenler eşit yaşatıyordu. Hz. Ömer'i alıp başkanlık sarayına gittiklerinde yabancı heyetler, önlerine bir kerpiçten mütevazi bir büro çıkıyordu. "Ya Ömer, senin başkanlık sarayın bu mu?" diyorlardı. Evet. Hz. Ömer Kudüs'ü teslim almaya giderken kardinaller davet ediyorlar, "Gel, teslim al. Sizden daha iyi yönetecek kim var ki? Roma yöneteceği siz yönetin" diyorlardı. Kudüs'ün kardinalleri Hz. Ömer'e. Ora bir deveye, hatta derler ki eski kölesiyle deveye binerek. Köle ve efendi farkını bu din kaldırdı. Ve dünyaya gelmiş geçmiş en büyük Müslümanlardan, hidayet hikayesinden biri olan Fransız Komünist Parti kurucusu, Rıza Gürdap, Medeniyetler Arası Diyalog Merkezi başkanı Rıza Gürdap, ben oradan Müslüman oldum. Bu Hz. Ömer olayından. Bu din efendiyle köleyi eşit hale getirdi. Eşit hale getirdi. Bundan daha muazzam ne olabilir arkadaş ya? Ama bugün ne Arap liderlerine, Müslüman liderlerine bakın. Vallahi yani ancak tiranlara olan bir hayat yaşıyorlar. Onlar saraylarda yaşıyorlar, halk sefalet içerisinde.
Bu din başlangıçta kölelerin, ezilmişlerin, fakirlerin, soy sop bakımından altta kalanların, kadınların, çocukların, gençlerin, kısaca vasat halkın haklarını savunuyordu. Diri diri toprağa gömdükleri kız çocuğunun hesabı soruluyordu. Kur'an'ın ilk ayetleri o diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğunda, "Seni hangi suçtan dolayı öldürdüler?" Allah bunun hesabını soruyordu. Kadına da insan olduğunu vurguluyordu. Kadının onlara miras hakkı tanıdı. Kadınlara ona malını, kocasından bağımsız, özgürce ticarette kullanabileceğini söylüyordu. Allah'ın indirdiğine mukabil uydurulmuş bugünkü geçerli olan din anlayışı ise bugün kralın hakkını savunuyor. Kralların hakkını savunuyor. Kölelere, halka sabretmelerini öğütlüyor. Cennetin kapılarını fakirler açacak diyor, fakirliği kutsuyor. Hugo Chavez diyor ki, Güney Amerikalı lider, sosyalist lider, "Yalan söylüyor papazlar. Tanrı fakirliği sevseydi denizleri balıkla doldurmazdı, dünyaya bu kadar rızık, bol rızık vermezdi, meyve ağaçlarıyla doldurmazdı. O insanların haklarını yiyen tapınak keşişleri insanlara yalan söylüyorlar, Tanrı'nın fakirliği sevdiğini söylüyorlar." Hayır. Devlet, devleti kutsuyor bu, bu bugünkü din anlayışı. Çağdaş kölelerin isteklerini ancak cennette kavuşacaklarını söylüyor. Kadınları sosyal hayattan kopararak evlere hapsediyor. Yani diri diri toprağa gömen cahiliyeye bir bir manada geri dönüyor. Cahiliye. Haklarını aramak için sokağa çıkan halkın yanında durmuyor bu din. Bu din anlayışı gösteriş ve kibir abidesi ve düzeni koruyan karakollara dönüşmüş olan cami mescitlerini koruyor. Her gün camiye yardım, cemaat diyor. Camiye bir gün de bir yoksul mahallemizde bir yoksul var. Cemaat, "Bugün çocuklarını aç yatırdı, yarın okula aç gönderecek." Ey cemaat dediğini duydunuz mu? Duyamazsınız.
Allah'ın Resulü'nün mescitlerinde açlar doyurulur, fakirler doyurulur. Allah'ın Resulü bunu organize ederdi. Sadece patates çuvalı gibi yatıp kalkmaya çağırmıyorsun. Getirilmiş bir takım ritüellere atıf yapıyor. Onları da bir sürü şirk karıştırmış, bir sürü uyduruk şeyler eklemiş. Allah'tan fazla ortak koştuğu putlarına secde ettiriyor. Bu müşrik şirket dinine anlayışına hizmet eden on binlerce din tüccarı, tufeyli, hiçbir şey üretmedikleri halde ballı hayat sağlayan bu din anlayışı. Üstelik bunu da asgari ücretli, dinden hiçbir hizmet almayan zavallı halktan kesen bir mekanizmaya dönüşmüş. En azından Avrupa'da ben altı ay bulundum. Onlar diyorlar ki, "Biz gidip nüfus kağıdımı, biz Hristiyan değiliz, biz dinden hizmet almak istemiyoruz, biz kiliseden hizmet almak istemiyoruz dediğimizde bizden kilise aidatı kesilmiyor. Maaşımızdan kilise vergisi bize iade ediliyor." Ama biz arkadaş, nüfusun %30'u, %120'si, %60, %80'i hiç camiye ayak basmıyor. %30'u camiden hizmet alınıyor. Aleviyim diyor, cemevine gidiyor ama onlardan kesilen aidatlarla koskoca devasa bir Diyanet camiası besleniyor. Bu adalet mi arkadaş? Böyle bir adalet olabilir mi?
Atalar neden doğru yolda değil? Bakın atalar, yani bu din versiyonuna "Atalar Dini" diyebiliriz. Kur'an sürekli atalar dinini eleştiriyor. Ne zaman onlara "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, ayet halini okuyorum, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye, yani geleneğe uyarız" derler. "Peki ya atalarınızın aklı bir şeye ermez ve doğru yolda bulamamış idi iseler?" (Bakara 170). Özür dilerim, Kur'an indiği asra mahsus bir kitap değildir. İnanıyorsanız bu böyledir. O kıyamete kadar gelmiş, gelecek bütün insanları kapsayan hak kelamıdır. Yukarıdaki ayet indiği asırda da, şimdi de geçerlidir, binlerce sonra da geçerlidir. Zaten ayetin manası budur. Hak demek bu demektir. Doğrular zamanla değişebilir ama hak zamanla değişmez. Ayet haktır. İyi ama Kur'an indiği zaman, "Atalar müşrikleri, kafirleri, Allah'a inanmayanlardan Müslüman diye bir itiraz gelebilir, gelecektir de. Unutmayınız ki o günkü atalar da ya İbrahim, ya İsa, Musa Aleyhimüsselam, selam onlara olsun, nebilerin hak dinini tahrif etmişlerdi. Onların da bir dini vardı." İnsanların özelliği hiç değişmez. Zamanla süratle dini bozar ve aslından, saflığından uzaklaştırır. Başlangıçta az bir sapma, zamanla uzak bir sapıklığa dönüşür. Kur'an buna "dalal-i baide" (uzak) der. Uzak bir sapıklık. Çünkü ana yoldan, ana caddeden, sırat-ı müstakimden ne kadar uzaklaşırsan o kadar zor olur. Yani bir bir bir buradan kalktınız, İstanbul'a gideceksiniz. Ben bazen o şeyde Malatya çıkışında birkaç kere şaşırdım. Çünkü orada daha büyük bir asfalt, Gaziantep, Maraş, Adana tarafına dönüyor. Ben oraya döndüm, bir 30-40-50 kilometre sonra bir daha geri döndüm. Niye? Çünkü şeye gitmem lazım, Darende tarafına gitmem lazım, Kayseri'den geçip Ankara'ya gitmem lazım. Ama ben ısrar etsem, "Ya işte burada çıkar" desem, "Belki çıkar, Adana'dan da gidebilirsin." Ama birkaç yüz kilometre yol uzar. Bazen hiç doğru yola dönemezsiniz. Eğer sapmışsanız iyice sapmışsanız doğru yoldan. Onun için dalal-i baide olmadan girdiğiniz yanlış yoldan dönmeniz lazım. Sırat-ı müstakime, Kur'an'ın dinine.
Bu dinin asli, asli hüviyetine dönmeniz lazım. İslam, Kur'an, Hz. Resul'ün getirdiğini. "Biz atalarımızın üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" diye reddeden o günkü müşriklere mukabil, bugünkü müşrikler de aynı şeyi söylüyorlar. "Biz atalarımızın yoluna uyarız." "Sen mi biliyorsun? Bütün atalarımız bilmedi" diyorlar. Doğruyu anlatanlara her zaman da doğruyu anlatanlar olmuştur arkadaşlar. Fakat bu çoğunluk, azgın müşrik azınlığı susturmuş bir şekilde iktidarı ele geçirmişler. Çünkü Kur'an'ın ifadesiyle sapkın olanlar sürekli çoktur. Akıl etmeyenler çoktur, iman etmeyenler çoktur. "İnsanların çoğu iman etmez" der ayet-i kerime. "İman edenlerin de çoğu Yusuf 120'yi galiba, şirk katmadan iman etmez." Yani insanların %8'i neredeyse müşriktir arkadaşlar. Bunu bileceksin. Yani bu bu bu gerçekten ya atalarının yolu açık delillerle Kur'an'a aykırı olduğu kanıtlanırsa yine dönmüyorlar. Diyorlar ki, "Siz Kur'an'ı anlamazsınız, atalarımız anlamış." Başka bir nebi de gelmeyeceğine göre Kur'an'a dönmekten başka çare var mı? Kur'an'ı hakem etmekten başka çare var mı arkadaşlar?
Ya bu dini kökten kaldıracaksın, laiklik, işte dinsizlik getireceksin, akıl ve bilim yoluyla doğruyu yakalamaya çalışacaksın ki bu da İslam toplumlarında mümkün değil. Bu denendi. Yani bu Cumhuriyetin başında da denendi. Yani tamamen seküler, dinsiz bir toplum oluşturalım. Baktık olacak iş değil, böyle bir şey mümkün değil. Bu sefer yine döndüler dine, Diyaneti kurdular. Ama keşke dinin aslına, Kur'an'ın aslına dönülebilseydi, medeniyet toplumu oluşturabilseydik. Maalesef bunu başaramadık. Ortak, üstelik yani bu bu duruma düştük. Çare Kur'an. Çare nedir? Kur'an'dır. İslam toplumunda Kur'an'dan başka çare yoktur. Bakın bu zalimlere karşı, bu dini saptırmaya karşı bir sürü insan ateist, deist oldu arkadaşlar. Bu buna seviniyorlar. Bu müşrikler. Neden? "Ya bunların dinsiz, imansız zaten işte gördünüz arkadaşlar hiçbir faydası yok." İyi gençler, ateist ve deist olmanızın zaten ben sizin ateist, deist olduğunuza inanmıyorum. Tepki olarak böyle söylüyorsunuz. Hiç kimse ateist olamaz. Ateistlik mümkün değil. Hele bu bilimsel, işte ben video diyorlar, orada duruyor. Bunu kanıtladık. Hiçbir şey tesadüf olması mümkün değil. Kur'an var, İslam var, hepsi gerçek. Ama kızıyorlar ve "Biz deistti, ateistiz" diyorlar. Bu çare değil arkadaş. Çare Kur'an'ın mesajına dönmek. Vallahi bunları daha çok kudurtur. Ateistleri, deistlere kızmıyorlar. Onlar zaten dinsiz, imansız diyorlar, işlerine de geliyor. Ama Kur'an'ın mesajına dönenlerden nefret ediyorlar. Hani Müddessir suresindeki 19, 20, 21, şey, pardon özür dilerim, 50, 50, 48, 49, 50, 51, 54'e kadar ayetlerde anlatılan "Yaban eşekleri gibi Kur'an'ın mesajından kaçıyorlar. Arslandan ürkmüş yaban eşekleri gibi kaçıyorlar." Hiçbir şeyden bu kadar korkmuyorlar.
Bakın çare Kur'an dedik. Kur'an'da Tevhit var. Ne var? Bu Kur'an'da Kur'an, Kur'an diyorsunuz arkadaş diyebilirler. Kur'an'da Tevhit var. Yani Allah'tan başkasına kulluk etme yasağı var, şirk yasağı var. Düşünebiliyor musun bu özgürlüğün ne kadar tatlı olduğunu? Sadece Allah'a kulluk edelim. Allah kim? Subhanehu ve Teala, bu evreni yaratan, bizi hesaba çekecek olan, rızkımızı veren, her şeyin yaratıcısı, düzenleyicisi, dizayn edicisi. Ondan başka hiçbir kimseye kulluk etme. Bu nasıl bir özgürlük biliyor musunuz? İşte müminlik böyle bir şey. İman böyle bir şey. İslam böyle bir şey. Kur'an'da kazancından fakirlere, yetimlere, yoksullara yardım etme emri var. İnfak var, zekat var. Daha da ötesi Kur'an'da ihtiyaçtan fazlasını infak et emri var, düzenlemesi var ki bütün Marksistleri, bütün sosyoekonomist filozofların tamamını toplasanız Kur'an'ın bu ayeti etmez. Kur'an insanların yemek kültürüne karışmaz. Sadece temiz olanları yiyin der. Pis kan, domuz eti, şarap gibi örnek zikredilen şeyleri, zarar şeyleri yemeyin der. Kur'an'da adalet var, ahlak var, tutarlılık var. Kainat ayetlerini inceleme emri var. Evren ile uyumlu yaşama emri var. Evrenin dengesini bozmayın emri var. Çevre var. Merhamet var, iyilik var, ihsan var. Kur'an'da ırkçılık yasağı var. Renginden, coğrafi bölgesinden, dilinden dolayı hiç kimseye ayrımcılık yapamazsın. Hepsi Allah'ın kuludur. Kürt mü, Türk mü, Zaza mı? Kimse kimseye zulmetmesin. Zalimin, zalimlerden başkasına da düşmanlık yoktur der Kur'an. Hristiyan olduğu için kimseye düşman olamam. Ateist olduğu için bile düşman olamam. Allah onu serbest bırakmış, ister inanır, ister inanmaz. Ama bana saldırırsa, benim de ona saldırma hakkım doğar. Kur'an'da faiz yasağı var, riba yasağı var. Daha doğrusu Kur'an'daki ismi ribad. Çalışmadan, emek vermeden sırf parası var diye zengin kodaman sınıfına milli gelirden daha fazladan harcama hakkı verilemez. Servet belli kişiler arasında dolaşamaz. "Key aranızda içinizden sadece zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın." Kapital, sermaye, mal, mülk. Buna göre bir adil düzen kurulması emri var. Kur'an'da salat var. Günün belli vakitlerinde Allah'ın divanına durmak, Allah ile atı sürdürmek var. Kur'an'ı anlayarak ağır ağır okumak, sürekli iyilik için eylem var. Esas salat budur. Kur'an'ın hükmünü, evrensel doğruları, Allah'ın indirilmiş ve yarattığı ayetleri hayata hakim kılmak, adil bir sosyoekonomik düzen için sürekli faaliyet var, sürekli bir eylem var, sürekli bir iyilik var, erdem var. Salat budur. Sadece patates çuvalı gibi yatıp kalkmak değildir. Bunu hayata bağlayacaksın. O salatta, namazda söylediğiniz şeyleri hayata tatbik edeceksiniz. Yoksa hadislerde de var der ki, "O namaz melekler onun suratına çarpıyor." "Yalan söylüyorsun" diyor. "Niye yalan söylüyorsun?" diyor. Ya namazda "İyyake na'budu ve iyyake nestain" diyorsunuz, "Yalnız sana kulluk ederiz Allah'ım, yalnız senden yardım isteriz" diyorsunuz. Selamlar, selam olamaz. Amerika'ya kulluk ediyorsunuz, Siyonizm'e kulluk ediyorsunuz. Ya onlardan kurtulamayız, onlar güçlü diyorsunuz. E güçlü Allah da hani Allahu Ekber dediniz namazda kaç defa? Allah en büyüktür, en güçlüdür dediniz. E bu nasıl iş? "İyyake nestain" dediniz ya, "Allah'ım yalnız senden yardım isteriz" gaybi olarak, ilahi olarak. Ondan sonra bir sürü ortak koştunuz. Ne oldu? Onun için melekler sizin suratınıza çarpıyor. Yoksa namazın tadili erkânı yok, elini nereye bağladın, yok nereye baktın bunun için çarpılıyor zannediyorlar. Bu Sünni gelenek. Hayır, namazda söylediğinizle hayatta tatbik ettiğiniz çelişiyor. Onun için melekler suratınıza çarpıyor. Böyle bir ibadeti Allah niye kabul etsin ki? Böyle böyle şey, iki yüzlü bir ibadeti.
Kur'an'da insanın insanın çabasından başka hiçbir şeyin kurtaramayacağı var. "Ve leyse lil insani illa ma sa'a." Bu insan için çabasından başka hiçbir şey yok. Şefaatçilerin uydurduğu şefaatleri yalandır. Kur'an bunların hepsini reddediyor. Sadece kendi çaban kurtarır seni diyor. Daha ne desin? Bundan daha güzel bir şey var mı? Şefaat, aracılık, torpil, sahtekarlık yok. Kur'an'da din kolaylaştırılmıştır. İnsanlar ağır yüklerden kurtulmuştur. Ruhban sınıfı sömürüsünü Kur'an reddeder. Allah ile aranızda hiçbir şey yoktur. Allah size şah damarından daha yakındır. O sizi duyar ve görür, ihtiyaçlarınızı bilir. Başkasına aracı koymaya gerek yoktur. Kimse Allah'tan daha merhametli olamaz. Kur'an'da tağutlara karşı başkaldırı var. Allah'tan başkasına boyun eğmek yok. Kur'an'da "Tutsak boynunu çözün" emri var. İnsanları her türlü kölelikten, tutsaklıktan kurtarın, özgürleştirin, özgürleşin, özgürleşin emri var. Kur'an der, "Deveye bakmıyorlar mı? Nasıl yaratılmış?" der. Yaratılanları incele der. Ya bunu Darwin'e kaptırdık arkadaşlar. Ya bunu Hristiyanlara, Yahudilere kaptırdık. Bunu ateistlere kaptırdık. Kur'an bize 450 sene önce bunu söylüyor. Varlığı inceleyin, yaratılış nereden başlamış, gidin bakın. Bunları biz incelememiz lazımdı. Bir ara İslam tarihinin bir bölümünde de hakikaten incelediler. Harun Reşid dönemi, Allah onlardan razı olsun, mekanları cennet olsun. Memun dönemi, muhteşem ilimde ilerleme, sıçrama sağlanmıştır. Ondan sonra Ehli Sünnet vel Cemaat, "İlim hadistir, ilim işte şeydir, ritüellerdir, ibadetlerdir, zikir çekmektir" dedi, bitirdi işi, bitirdi yani.
Efendime söyleyeyim, Kur'an deveye bakmazlar mı? Nasıl yaratılmıştır? (Gaşiye 17). Ama gelenek nedir? Peygamberimiz dedi ki, "Devesi..." Ya peygamberle Allah... Bunu bir gün bunu işleyeceğim. Bu bu gelenek dininde peygamber Allah'tan büyüktür. Haşa. Vallahi bunu delilleriyle size ispat edeceğim. Bugünlük ikisini söyleyeyim. Eğer ayetlerle hadisler çelişirse, hadisi kabul edelim" der Ehli Sünnet geleneği. Onun ulu kavuklu hocaları. Düşünebiliyor musunuz ya? Ayet Allah'ın sözü, hadis Hz. Muhammed'e izafe edilen onun sözü olduğu bile belli değil. Hz. Muhammed'den 250 sene sonra ortalıktan derlenmiş bir sözü ayetten daha üstün kabul ediyor. Bu nasıl bir anlayış ya?
Hz. Muhammed gidiyor Taif'e. Mekke'de kimse inanmayınca, birkaç kişi, köle ve arkadaşı dışında. Taif'te de taşlanıyorlar. Zeyd ile beraber gidiyor, kan revan içinde kalıyorlar. Diyor ki gelenek, diyor ki rivayet, diyor ki Allahu Teala Cebrail'i gönderdi. "Ya Muhammed, istiyorsan bu iki dağı birbirine kavuşturalım ve bu Taif'i helak edeyim." Hz. Muhammed dedi ki, "Hayır ya Rabbi, yazıktır günahtır. Onların içerisinden belki ileride Müslüman çıkar." Vallahi bunu buna inanırsanız müşrik olursunuz ya. Ya Allah, Hz. Muhammed'in de bütün insanların tamamının merhametini toplasanız, Allah'ın merhametinin trilyonda biri etmez. Bu nasıl anlayış ya? Çünkü ayet, ayet diyor ki, bir ayette mealen hatırlıyorum, diyor ki, "Ya Muhammed, sana kalsa onları helak etmemi istiyordun. Oysa Allah daha doğrusunu biliyor. Allah daha merhametlidir." Hz. Muhammed dahil hiç kimse Allah'tan daha merhametli olamaz. Zaten şefaat anlayışı da buradan kaynaklanıyor. Allah bir insanı karar verecek, cehenneme atmaya şefaatçi araya girecek. "Ya Rabbi, yazıktır, yok bu insan iyi insandır" diyecek. Böyle bir anlayış olur mu? Bu müşriklerin şefaat anlayışıdır. Bunu İslam'a soktular. Bugün birçoğu böyle inanıyor. Bunun aksini biz söylediğimiz zaman bize sapık diyorlar. Biz Kur'an'ın emrini söylüyoruz. Oysa Kur'an böyle emrediyor. Biz ne yapalım?
"Kur'an bildiklerinizin hepsi zandır. Gerçeği bulmak için sürekli çaba göstermeniz gerekir" der. Hangi ayet o? "Ve inne zanne la yuğni minel hakkı şey'a." İnsanların bildiği, bütün bilim dediği, hepsi bir zandır. Oysa zan, gerçeğin karşısında hiçbir şey ifade etmez. Gerçek ayettir. Gerçek Kur'an'dır. Gerçek Allah'ın yarattığı çevreyi, evren ayetleridir. Bak adamlar evren ayetleriyle nereye gitti? Biz yaratılmış ayetleri de terk ettik, bilimi de terk ettik. Biz Kur'an ayetlerini de, Kur'an'ı da mehcur bıraktık. Duvara astık, terk ettik. Ondan sonra peygamberin şefaatine sığındık. Müşrikler gibi şefaat bizi kurtaracak inancına sığındık. Bakın, peygamber bize şefaat etmeyecek. Vallahi de etmeyecek, billahi de. Tam tersine bizi Allah'a şikayet edecek. Delil, delil Kur'an ayet ve resul. "Ya Rabbi, in kânet ümmetî, attahazû hâzel kur'âne mehcurâ." Ya Rabbi, benim bu kavmim, bu ümmetim, bu Müslümanlar, bu senin kitabın Kur'an'ı mehcur bıraktı, hicret etti. Kur'an'dan, Kur'an'ı terk ettiler. Onu duvara astılar. Bir dua kitabı yaptılar, bir tapınak kitabı yaptılar, bir sevap okuma, sevap matik kitabı yaptılar. Ölüleri, ü ölülere üflediler. Oysa ben bu kitabı, bu ayetleri senden aldım, onlara aktardım ki dünyanın en medeni, en üstün insanları olsunlar diye. Bunlar Allah'ın kitabını arkalarına attılar ve uydurulmuş şeylerin peşine düştüler. İşte uydurulmuş din budur. İndirilmiş din budur. Tercih sizin. Ya Allah'ın kitabına, indirilmiş dine uyarsın, Allah'ın evren ayetlerini incelerseniz bilim yaparsınız, dünya milletlerinin en üzerinde çıtayı yükseltirsin. Ya da uydurulmuş hurafelerin peşine koşarsınız. Cübbeli Porsche Cayenne ile gezer, bu uydurulmuş dini size satar, siz sefalet içinde kalırsınız. Tercih sizin. Benden anlatması. Allah'a emanet olun, hoşça kalın.