📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

27) AYT Türk Dili ve Edebiyatı - Fecriati Dönemi Türk Edebiyatı - Kadir GÜMÜŞ - 2026

Benim Hocam30:33

Transcription

Gözümün nuru, iki gözüm, incir çekirdeğim. Hoş geldin. Ben Kadir Gümüş, AYT Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenin. Beraber AYT Türk Dili ve Edebiyatını 24'te 24 yapacağız. Allah'ın izniyle AYT'nin içinden beraber geçeceğiz.

Şimdi konumuz Fecr-i Ati dönemi Türk edebiyatı. Arkadaşlar, bütün videolar uzun değil. Bir önceki video çok kısaydı. Bu video da çok kısa. Anlatacağım, beyaz özet geçeceğim. Anlatacağım, beyaz da özet geçeceğim. Ah! 10 numara oturacak her şey. Hadi bakayım. Şimdi hazır olalım. Yeni video ders notlarımızı açalım. Hemen dersin sonunda ödev için de soru bankamız yakınımızda olsun. Unutma, çok reklam yapılan soru bankalarına gitme, öz tam ÖSYM soru bankasıyla ilerle. Haydi bakalım arkadaşlar.

Bakın şimdi, 1860 yılında Tanzimat Edebiyatı başladı ve 1876'da Tanzimat'ın 1. dönemi bitti ve 1895, 1896'da diyebilirsin, 2. dönem bitti. Bu bir, bu iki. Tamam. Burası Tanzimat. Tamam mı? Sonra arkadaşlar, 1896'da 1901'e kadar 5 yıllık bir edebiyat gelişti. Bunu da işledik sizinle. Servet-i Fünun dönemi. Sonra 1901'de Servet-i Fünun bitti. Edebiyat dünyasında bir boşluk oluştu ve bu boşluk 1909'da giderildi ve 1909'dan 1912 yıllarına kadar da hop, Fecr-i Ati dönemi Türk edebiyatı oluştu. Yalnız burada sizi şaşırtacak bir yere değinmek istiyorum. Tam şurada Fecr-i Ati bitmeden 1911'de Milli Edebiyat dönemi başladı. Yani Milli Edebiyat dönemiyle Fecr-i Ati'nin bir yılı aynı. Aslında burada Fecr-i Ati bitmişti. Çoğunluğu Fecr-i Ati'den Milli Edebiyat'a geçenlerdi zaten. Aynı sanatçılardı. Ve bu da 1911 yılında Milli Edebiyat başladı, ta ki 1922 yılına kadar devam etti. 1922 yılından sonra da arkadaşlar ne oldu? 1923 ile beraber Cumhuriyet'in kurulmasıyla Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı başladı. O zaman bir şeye dikkat ettiniz mi? Biri diğerinin devamı olacak diye bir şey yok. Şurada bir boşluk dönemi var. Burada boş. Abdülhamit dönemi biraz daha ne oldu arkadaşlar? Bu dönemin sonunda artık istibdat, baskı etkisini gösterince boşluk oluştu. Yani insanlar bir arada toplanamadı. Gayet normal.

Bak, Fecr-i Ati sanatçılarından arkadaşlar soru çıkması en muhtemel kişi Ahmet Haşim'dir. Adınız gibi bileceksiniz. Çünkü Fecr-i Ati'nin ilkelerine ömrünün sonuna kadar sadık kaldı. Sonra Tahsin Nait ve Emin Bülent Serdaroğlu. Ben Galatasaraylıyım. Bu da arkadaşlar Galatasaray'ın kaptanlarından ve kurucularından. O yüzden önemli. Bu üç kişiden soru çıkar. Celal Tahir'le Faik Ali zaten nereden çıkmışlardı bunlar? Servet-i Fünun'dan Fecr-i Ati'ye transfer olanlardı. Ve Yakup Kadri, Refik Halit Karay, Fuat Köprülü, Ali Canip Yöntem, Aka Gündüz de Milli Edebiyat'ın öncülerindendir. Bunlar da daha Fecr-i Ati edebiyatı bitmeden bunlar da Milli Edebiyat'a geçtiler, gittiler. Tamam. Ve bu edebiyata genel olarak baktığımız zaman çoğunluğu Milli Edebiyat'a geçti. Üç kişi çok önemli, soru çıkacak. Bir, Ahmet Haşim. İki, Tahsin Nait. Üç, Emin Bülent Serdaroğlu. Üç kişiden soru çıkar. Ben baştan söyleyeyim size. Tamam.

Hadi bakalım. Fecr-i Ati dönemi Türk edebiyatı. Şimdi tarihler 20 Mart 1909 yılını gösterirken Hilal Gazetesi'nin matbaasında ilk toplantı gerçekleşti. Çoğunluğu gençlerden oluşan ilk toplantı. Burada sakın ha, burada arkadaşlar o dönemin toplantısı falan değil. Ben herhangi bir toplantıyı burada aldım. Şimdi bunlar toplandılar. Hilal Gazetesi'nin matbaasında toplandılar. Eee, şimdi toplandılar. Karar almak lazım. Ve başkan seçelim dediler. Ve daha önce Fecr-i Ati'den önce arkadaşlar Servet-i Fünun'da olan Faik Ali'yi başkan seçtiler ve kendilerine bir sözcü lazımdı. Yakup Kadri'yi de sözcü seçtiler. Sözcü daha sonra daha edebiyat bitmeden ne yaptı biliyor musunuz? Direkt Milli Edebiyat'a geçti.

Şimdi topluluğa isim önerdiler ve biri dedi ki, "Yok kardeş, adı Fecr-i Ati olsun" dedi. Bir de dedi ki, "Sina-yı Emel olsun" dedi. Fecr-i Ati ne demek? Ati gelecek. Fecr de aydınlık. "Geleceğin aydınlığı olsun." dedi. Ve bunu Faik Ali söyledi. Ve Ahmet Haşim de "Sina-yı Emel olsun" dedi. Eee, en güçlü temsilcisi Ahmet Haşim ama daha ilk toplantı kimin borusu öttü dediği oldu? Başkanın dediği oldu. Ve Faik Ali'nin dediği isim, Fecr-i Ati seçildi. Sina-yı Emel reddedildi ve ilk toplantıda şu kararı aldılar. Bir, Fecr-i Ati kütüphanesi kuralım dediler. Fecr-i Ati kütüphanesi ne demek biliyor musun? Sen 5 kitap getir, sen 10 kitap getir, hadi kütüphane oluşturalım. Değil. Bugünkü gibi değil. Nasıl? Kendi yazdıkları eserlerden kütüphane oluşturacaklardı. Vay! Biri dedi 1000 eser koyalım. Biri dedi 1500 eserimiz olsun. Sonucu merak ediyor musun? Sonuçta sadece 5 tane eser yazabildiler. Bitti. Bu kadar. Sonra başarısız olacakları belli. Ödüllü tercüme, çeviri faaliyetleri yapalım dediler. Batının bütün eserlerini çevirelim dediler. Birkaç eser çevirdiler. Sıkıldılar. Herkes açık konferans yapalım dediler. Şimdi halk bizim yazdıklarımızı anlayamıyor. Bizim yazdıklarımızın dili ağır ya. E halkı kendi seviyemize çıkaralım. Öbür tarafta konferans verelim dediler. Birkaç konferans verdiler. Gelen giden yok. Yani dikkat ettiyseniz bu edebiyatın daha başından başarısız olacağıyla alakalı izlenim verdim. İlk toplantıyı 1909'da yaptılar ama o bir yıl bir daha birbirlerini görmediler. Karar aldılar. Bir, ya 1909'da başlıyor da ta 1910'da ikinci toplantıyı yapabildiler. Sonunda ikinci toplantıyı yaptılar ve Fecr-i Ati Edebi Beyannamesi'ni yayınladılar. Bu var ya, beyanname ne demek? Bildiri. Bu arkadaşlar Türk edebiyatındaki ilk beyannamedir. İlk defa bir topluluk kendisini bir beyanname ile, yayımladıkları bir beyannameyle tanıttı. Peki beyanname kelimesinin diğer anlamları bildiri. Kurulduk diye kendilerini bildiriyorlar. Ya da manifesto. Manifesto, bildiri, beyanname ne dersen de bu Türk edebiyatında bir ilktir arkadaşlar. Tamam.

Peki bu beyannamede ne dediler? Slogan buldular. "Sanat şahsi ve muhteremdir." Herkes kafasına göre bireysel olarak yazabilir. Ve şu kurallar vardı. Servet-i Fünun sanatçıları zamanında iyiydi ama artık onlara geçmiş gözüyle bakalım. Servet-i Fünun öldü, artık biz varız mesajı var. Batıdaki birçok eseri Türkçeye kazandırmak için dil komisyonu kuralım dedi. Çeviriler yapalım dedi. Biri dedi ki, "Batıda yazılan her eseri çevirelim." Birkaç tane çevirdiler. Sıkıldılar. Halka konferans verelim. Halk madem yazdıklarımızı anlamıyor, biz halkın anlayacağı dilden yazalım demiyorlar da halka bu kelimeleri öğretelim, halk yazdığımızı anlasın dedi. Birkaç konferans verdiler. O da olmadı. Edebiyat hoşça vakit geçirmek için değildir dedi. Ciddi bir iştir dedi. Edebiyatı ciddi olarak gördüler. Fecr-i Ati kütüphanesi kuralım dediler. Ve bu kütüphanede sadece beş eser yazabildiler. Pü, bu da olmadı. Fecr-i Ati dergisi kuralım dediler. Bunu da kuramadılar. Zaten Servet-i Fünun dergisi vardı ya hani. Servet-i Fünun dergisi vardı ya zaten kapatılmıştı, daha sonra açılmıştı. Servet-i Fünun dergisinde yazmaya devam ettiler. Yani şöyle diyeyim ben, ya 3 yıllık bir edebiyat zaten 1909'la 1912 yılları arasında. 1909 ilk toplantı. 1910'da zaten beyanname yayınladılar. Beyanname. Arkadaşlar bu adamlar dediklerini yapamadan gittiler. Bak anlattım. Ne dedilerse olmadı arkadaşlar. Fecr-i Ati kütüphanesi en büyük fiyasko. Beş tane eser: Timsal-i Aşk, Cemil Süleyman'ın; İyi, Nizam, Cemil Süleyman'ın; Ruhi Bikay, Tahsin'in; Fırtına, Şabettin Süleyman'ın; Hayat-ı Fikri, Mehmet Fuat Köprülü'nün. Yani koskocaman beş eser yazabildiler lan, kütüphanede beş tane kitap olur mu? Yani bu adamlar dediklerini yapamadılar. Anladınız mı? Servet-i Fünun'un resmen devamı gibi oldular. Servet-i Fünun'u aşamadılar. Şimdi Faik Ali başkanı oldu. Faik Ali'den sonra Celal Tahir, ondan sonra Fazıl Ahmet başkanı oldu. Ondan sonra Hamdullah Suphi başkanı oldu. Hiçbirisi bir şey yapamadı. Servet-i Fünun'a geçmiş gözüyle baktılar. Ama bu adamlar yaptıklarıyla Servet-i Fünun'u aşamadılar. Sadece bir kişi ilkelere sadık kaldı. Kısa süreli dağıldılar ama ömrünün sonuna kadar ilkelere sadık kalan bir kişi var. Ahmet Haşim. Bu yüzden soru ilk gelecek kişi Ahmet Haşim'dir. Daha sonra Milli Edebiyat'a geçti şu Fuat Köprülü, eee, Yakup Kadri, Refik Halit, Ali Canip, Hamdullah Suphi, Şabettin Süleyman. Hani bu edebiyat 1909'la 1912 yılları arasında ya, zaten 1909 ilk toplantı. 1910'da zaten beyanname yayınladılar. Daha 1912 olmadan 1911'de çoğunluğu Milli Edebiyat'a geçti. Ekipte aldı. Ömrünün sonuna kadar buradaki ilkelere sadık kalan bir kişi kaldı. O da kimdir? Ahmet Haşim. Ve bu edebi toplulukta ön planda bir tane edebi tür aldı. O da nedir biliyor musunuz? Şiir. Sadece şiir önemsendi. Şiir ön plandaydı.

Gelin Fecr-i Ati'nin genel özelliklerine. Şiir. "Sanat şahsi ve muhteremdir" dediler. Evet. Ve bu amaçla "sanat sanat içindir" anlayışıyla ağır dilli eserler yazdılar. Ve bu adamlar tamamen bireysel konularda takıldılar. Yani resmen Servet-i Fünun tarzında gittiler. Ağır, süslü bir dil kullandılar. Servet-i Fünun gibi. Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar çok. Aruz vezni kullandılar. Servet-i Fünun gibi. Hatta Ahmet Haşim, heceyi köylü vezni dedi, beğenmedi. Batı edebiyatını örnek aldılar. E bu da Servet-i Fünun gibi. Şiiri farklı olarak sözden ziyade musikiye yakın gördüler. Şimdi şuna söz dersek, şuna da musiki dersek, müzik dersek, şiiri musikiye yakın gördüler. Bu da bize neyi çağrıştırdı biliyor musunuz? Bu adamların en çok etkilendikleri sembolizm. O zaman bu adamlar saf şiir anlayışıyla şiir yazdılar. Saf şiir ne demek olduğunu söyleyeceğim. Peki şiirde ağırlıklı olarak sembolizm, empresyonizm. Sembolizm ağırlıklı olarak oldu. Roman ve hikayede realizm, natüralizm. Ama roman ve hikaye zaten doğru dizgiyi kullanmadı ki adamlar. Tamam. Fecr-i Ati, Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat arasında ancak bir köprü oldu. Çoğunluğu Milli Edebiyat'a geçti. Tiyatroya hiç önem vermediler. Bir tek Müfit Ratip yazdı biraz. O da Türk edebiyatının ilk tiyatro eleştirmeni oldu. Tiyatroda zayıflar. Bir tek şiirde güçlüler. Roman, hikayeydi. Burada da başarısızlar. Servet-i Fünun'u bile aşamadılar. Yakup Kadri birkaç hikaye yazdı, daha sonra Milli Edebiyat'a çekti gitti. Yani adamların ellerinde tutacakları bir tek şiir kaldı. Sonuç, başarılı bir edebiyat değildir.

Efendim, hadi Fecr-i Ati dönemi sanatçılarını tanıyalım. Ve arkadaşlar, Fecr-i Ati sanatçılarından üç taneyi bileceğiz. Hadi buraya kadar öğrendiklerimizi beyaz tahtada bir tekrar edelim efendim. Hazır mıyız? Evet. Şimdi bana bakın. 1909 yılında Hilal Gazetesi'nin matbaasında ilk toplantı yapıldı. Değişik kararlar alındı. Uygulanmadı. Rahat olun. İlk başkan Faik Ali seçildi. Onun önerdiği isim Fecr-i Ati kullanıldı. Ahmet Haşim'in Sina-yı Emel'i kullanılmaz. Sözcü olarak da Yakup Kadri seçildi. Sözcü zaten daha 1912 olmadan terk etti. Bu edebiyat 1909'da kuruldu. İkinci toplantısı 1910'da, 1912'de bitti. Aslında 1911'de çoğu Milli Edebiyat'a geçti. Fecr-i Ati Kütüphanesi kuralım dediler. Beş tanecik kitap. Tercüme faaliyetlerinde yetersiz kaldılar. Çeviride halka konferanslar verelim. Orada da yetersiz kaldılar. Fecr-i Ati dergisi kuralım dediler. Onu da kuramadılar. Servet-i Fünun açılmıştı o dönemde. Servet-i Fünun dergisinde yazmaya devam ettiler ve 1910 yılında Fecr-i Ati Edebi Beyannamesi'ni yayınladılar. Bu arkadaşlar ilk edebi beyanname. Beyannamenin diğer eş anlamları bildiri, manifesto isimleri vardı. Slogan buldular. Sloganları şuydu: "Sanat şahsi ve muhteremdir." Servet-i Fünun'u artık geçmiş gözüyle baktılar. Edebiyata hoşça vakit geçirmek değil, ciddi bir iş dediler. Tercüme, çeviri faaliyetlerini önemseyelim dediler. Halka konferanslar verelim dediler. Pek veremediler. Kütüphane kuralım dediler. Beş kitapla sınırlı kaldı. Yeni bir dergi açalım dediler. Fecr-i Ati dergisini açamadılar. Servet-i Fünun dergisinde devam ettiler. Peki burada şiir, tiyatro, roman, hikayeden en gelişmiş hangisiydi? Şiir. Şiirde geliştiriler. Ve "sanat sanat içindir" dediler. Bireysel konularda yazdılar. Aruz vezni kullandılar. Arapça, Farsça kelimelerle yoğrulmuş bir dili edebiyatın içine soktular ve sembolizm ağırlıklı yazdılar. O zaman Servet-i Fünun'a geçmiş dediler ama Servet-i Fünun'u aşamadılar. Gelin o zaman bu sanatçılarımızı tanıyalım.

İlk sanatçımız mutlaka bileceğimiz, direkt Fecr-i Ati'den soru gelecek kişi Ahmet Haşim. Yakışıklı ama kendini inanılmaz tipsiz kabul ediyor. Fecr-i Ati'nin ilkelerine ömrünün sonuna kadar sadık kaldı. Fecr-i Ati dağılınca da "Milli Edebiyat'a geçmiyorum, bağımsızım" dedi. "Ben fikrimle, zikrimle birim" dedi. Ve bireysel şiirler yazdı. Akşam şairidir. En çok anlattığı şey akşam. Arkadaşlar, güneş doğmadan önceki kızıllık ve batmadan önceki kızıllık, gurup vakti. Bunları anlattı. Aşk, tabiat ve gurup vaktini anlattı. Şimdi bana bakın, hayatını birazcık tanıyalım. İyi dinle beni. Ahmet Haşim'in babası baskıcıdır. Babası bu kaymakam, buna baskı kuruyor. Bu da varıyor annesi. Ama annesi hastalanmış. Annesi ölmek üzere. Annesi de diyor ki, "Oğlumla ne kadar vakit geçirsem o kadar iyidir." diyor. Oğlunun elinden tutuyor. Uyumuyorlar. Güneşin doğuşunu, kızıllığı beraber görüyorlar. Akşamları, geceleri beraber ele tutuşup geziyorlar. Çünkü ölmeden önce oğlumla ne kadar vakit geçirsem o kadar iyidir dedi. Ama kötü yaptı. Çünkü oğlu kendisine bağlandı ve anne öldü. Allah korusun böyle bir durumda o çocuk ne olur? Hayatı annesiydi. Baba aldı, İstanbul'da bir yatılı okula verdi. Arap coğrafyasındaydı. Arapça biliyordu, Türkçe bilmiyordu. Düşün, Türkçe bilmediğin ve Türk okuluna kaydettiriyorlar seni. Abo! Orada yalnızlık içine kapandı. Kendi kendine yaşadı. Kendi kendine şiir yazdı. O kadar etkilendi ki bundan, hayatında tek kadın annesiydi. Bu yüzden hiçbir kadına yaklaşamadı. Yıllarca evlenemedi biliyor musunuz? Sebebi buydu. Hayatında tek kadın var, o da annesi. Akrabaları onu evlendirmek istedi ve akrabaları bir kız buldular. Saat kulesinin yanında. "Git buluşacaksın" dediler. Ve bu gitmedi biliyor musunuz? Niye gitmedi? Arkadaşlar, evlenmek istemiyordu. En sonunda akrabaların zoruna saat kulesinin orada kızla buluşmaya gitti. Ama geriye oturdu. Kız bunu bekledi, bekledi. Bu da ileriden seyretti. Kızı seyretti, seyretti, seyretti. Kız gidince bu da gitti ve dünyada kendini çok tipsiz gördü. Ve bir şiiri var, "Başım" şiirinde seni diyor, "kopartmak istiyorum" diyor, "kafamdan kopartmak istiyorum" diyor. Çünkü kendisini çok tipsiz görüyor. Akrabaları bunu katakulliye getirdiler. Aha evlenecek artık, hayırlı olsun, evleneceksin dediler. Ve adettendir, onların adetinde düğünden bir gün önce kızın evine yemeğe gidilir. Kızının evine yemeğe gidiyor. Ve Ahmet Haşim dolmayı ve kabuğu çok seviyor. Müstakbel kayın validesi, ileride kayın validesi olacak kişi ya, diyor, "Bugün yemekte Ahmet Haşim şimdi soğuk bir eve gidecek" diyor. "Ben ona bir jest yapıyorum" diyor. Pardösüsünün bir cebine bir kağıdın içine sarma koyuyor, dolma koyuyor. Bir cebine de kavun koyuyor. Ahmet Haşim faytona biniyor, gidiyor. Tam faytoncuya para verecek. Bir atıyor. Aha zeytinyağlı dolma, sarma. Öbürüne bir atıyor. Ulan bu ne diyor? Bu da kavun. Evlenmiyorum diyor. Ömrünün sonuna kadar tek başına yaşıyor. Akşam şairidir. Çünkü annesiyle akşamın çok vakit geçirmiştir. Bak, gurup vakti, güneşin batmadan önceki ve doğmadan önceki kızıllığı önemlidir. Evet. Aruz vezni kullanır. Zaten dil ağırdır. Aruz vezni kullanır. Bütün Fecr-i Ati de böyledir. Ve Fecr-i Ati vezni Türk köylüsünün vezni. Dili oldukça ağırdır. Saf şiir akımının önemli isimlerinden biridir. Saf şiir nedir biliyor musunuz? Sade şiir değildir. Saf şiir şudur: Şiir bir şey öğretmek için değildir. Şiir de anlaşılmak için değildir. Saf şiir budur. İşte şiir okuyunca eğer duyuluyorsa, senin buranda bir şey cız ettiriyorsa, o saf şiirdir. Yani saf şiir bir şey öğretmez. Didaktik amaç gütmez. Anlam yoktur şiirde ve herkes kendine göre bir anlam çıkarır. İşte bu saf şiir. Saf şiirin en büyüğü, ilki Ahmet Haşim'dir. Diğeri de Yahya Kemal'dir. Sembolizm ve empresyonizm akımlarından etkilenir. En çok sembolizm. En çok kullandığı sembol de akşamdır. Düz yazıda da iyidir. Oo, gezi yazısı ve deneme, sohbet türlerinde de güzel yazılar yazar. Ve Türk edebiyatında ilk poetika yazan kişidir. Şimdi poetika ne demek biliyor musunuz? Şiir poetikası. Bir şiir nasıl olur? Bunu ilk açıklayan budur. O zaman arkadaşlar, Türk edebiyatındaki ilk poetika, yani şiir hakkında görüşlerini yazan kimdir? Ahmet Haşim'dir. Bu da nedir biliyor musunuz? Bir şiiri insanlar tarafından anlaşılmaz bulundu. Bu da poetika yazdı. Lan oğlum, anlamak için mi şiir okuyorsun? Git düz yazı oku dediler. Anla, bir şey öğrenmek istiyorsan git makale oku dedi. Şiirde bir şey öğretilmez dedi. Anlamayanlar kendi ahmaklığından dedi. Yani şiirde anlam aranmaz dedi. İşte poetikada bunu söyledi. Şiir anlaşılmak için değildir. Hakikat, gerçeğe haber vermek için değildir. Şiir mesaj vermek için değildir. Şiir duyurmak içindir dedi poetikasında. Ve şiir söz ile musiki arasında, sözden ziyade musikiye yakındır ve şiir anlamını okuyucunun ruhundan alır. Yani şiiri her okuyan, bunlar saf şiir, sembolizm demek işte, her okuyan başka anlar. Mesela yağmurla alakalı bir şiiri, yağmurda bir yakınını kaybeden ölüm anlar. Yağmurda sevgilisiyle el ele tutuşan sevgili anlar. Yağmurda şemsiye satıp para kazanan para anlar. Yağmur herkeste farklıdır dedi. Ve şiirde anlam aramak, eti için bülbülü öldürmektir dedi. Gerçekten öyle. Eti için bülbülün eti mi güzel? Sesi mi? Sesi önemli olan der bu. Ama şiirde anlam arıyorsan, et için bülbülü öldürüyorsun der. Ama şiirde his arıyorsan, duygu arıyorsan, o zaman tamam der, bülbülün sesine değer veriyorsun der. Türk şiirindeki ilk poetikadır. Peki şiir kitapları? Piyale. İçinde Merdiven şiiri vardır. Gölgeler. İçinde O Belde ve Yollar vardır. En ünlü şiirleri de Merdiven'le O Belde'dir ve Piyale, Gölgeler şiir kitabıdır. Peki düz yazısı var. Gezi. Gezi yazısı Frankfurt Seyahatnamesi'dir. Diğer düz yazılarda Gurabane-i Laklakan, Leylek Muhabbeti. Gurabane-i Laklakan, Leylek Muhabbeti. Yani hani bugün geyik muhabbeti yaptık diyoruz ya, boş yapmak budur. Ne yapıyor mesela içinden bir bölümü söyleyeyim size. "Dünyanın en tehlikeli hayvanı bana göre kirpidir"le başlıyor. Evet, kirpidir diyor. Dikenleri var. Hiçbir hayvan ona yaklaşamaz diyor. Ama bir gün doğada gezerken kirpinin üzerine tilki pisledi diyor. Tilkinin pisliği iğrenç olur. Kirpi hemen öldü diyor. O zaman diyor, bana göre dünyanın en tehlikeli hayvanı tilkidir diyor. Böyle boş muhabbetler yapıyor. Bize göre de yine arkadaşlar fıkra türüne yakın bir eserdir. O zaman gelin Ahmet Haşim'i güzel bir şekilde tekrar edelim. Haydi geldik. Ahmet Haşim'in en çok neresi çıkar? Gelin onları beraber görelim. Türk şiirinin ilk poetikasını yazdı. "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar." Bunun sebebi de bir gün sonunda "Arzu" diye bir şiir yazdı. İnsanlar bunu muğlak, kapalı buldu ve bu da bunun üzerine Türk şiirinin ilk poetikasını yazdı ve dedi ki, "Ey şiirde bilgi arayanlar, ey şiirde anlam arayanlar, yazık size" dedi. "Şiir bir şey öğrenmek için değildir" dedi. "Şiir duyulmak içindir" dedi. "Şiirde anlam arıyorsanız" dedi, "ibiniz ki" dedi, "eti için bülbülü öldürüyorsunuz" dedi. Ve şiir söz ile musiki arasında, sözden ziyade musikiye yakındır dedi. Ne güzel söylemiş bunlar. Sembolizm bakımından etkilendi. Ağır dille yazdı. Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar çoktu onda. Ve şiirleri, kitapları: Piyale ve Gölgeler. Ünlü şiiri nedir derseniz de O Belde ile Merdiven'dir. Gezi yazısı var: Frankfurt Seyahatnamesi, Almanya, Frankfurt. Düz yazılar var: Leylek Muhabbeti, Gurabane-i Laklakan ve bize göre bunlar da onun düz yazılarıdır. Efendim, üç tane önemli adamı adımız gibi bilecektik ve bileceğimiz en önemli adam Ahmet Haşim. Bitmiştir efendim. Geçmiş olsun. Buyurun. Hop! 2017'de soru gelmiş. "Şiiri hikaye olarak değil, sessiz bir şarkı olarak gören şair metinlerinde müzik kalitesine büyük önem verir. Şair kendi şiirine yapılan eleştirilere cevap vermek amacıyla Piyale adlı şiir kitabının ön sözünde 'Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar' başlığı altında yayımlar. İlk poetika işte bu yazısında şiir görüşünü ortaya koyan sanatçıya göre şiir, sözcükler arasındaki dalgalanma ve birleşmelerden doğan seslerin uyandırdığı duygudur. Bu şiir anlayışı açık bir anlamı anlatım öne çıkarmaz." İşte bitti. Sanatçı kimdir? Ahmet Haşim. Ama ÖSYM kimdir demedi. Aşağıdaki eserlerden hangisi Ahmet Haşim'e aittir dedi. Cevap O Belde'ydi. O Belde, Merdiven, Piyale, Gölgeler. Yapıştır gitsin efendim.

Diğer adam Tahsin Nait. Ahmet Haşim'den sonra en başarılıdır. Ama erken öldü. Beyannamenin ilkelerine sadık kaldı. Her ne kadar şiirler, tiyatrolar olursa da erken öldüğü için bir şiir kitabıyla bilinir. Fecr-i Atiler onun evinde toplandılar. Hisli bir şairdir. Hayatında büyük adanın yeri farklıdır. Bu yüzden Adalar Şairi olarak bilinir. Kamer Ay ve Zühre şairi olarak tanınmıştır. Bir şiir kitabı vardır. Fecr-i Ati Kütüphanesi'nin, o da Ruhi Bikay. Fecr-i Ati sanatçıları içerisinde ilk defa şiir kitabı çıkaran kişidir. Bitti. Bu kadar. Öyle çok ayrıntılı bir şey bilmeyeceksiniz. Beyaz tahta zamanı. Tahsin Nait. Adalar. Kamer, Zühre şairi olduğunu bil. Bir tane de şiir kitabı var: Ruhi Bikay. Yani bi demek olumsuz demek. Mesela bi namaz, bey namaz, namaz kılmayan. Bi kayıtta, kayıtsız bir ruh anlamı taşır. Bu kadar. Ben kısa demiştim size. Hiç vakit almayacak demiştim. Tekrar akıllı tahtama geçtim efendim.

Vay kral Emin Bülent Serdaroğlu. Galatasaray'ın kurucularından ve kaptanlığını yapmış bir kişi. Haşim gibi küçük yaşta annesini kaybetti ve Fecr-i Ati tarzı bireysel şiirler yazdı. Ama daha sonra toplumsal şiirler yazdı. Ve şiirleri var. Ama şiir eleştirilmekten korktuğu için bir şiir kitabı çıkartmadı. Ve en ünlü şiiri Kin şiiridir. Kin, Milli Edebiyat'ın erken sesidir. Ve bunu Victor Hugo'nun yazdığı Mavi Gözlü Yunan Çocuğu adlı şiirine karşı yazmıştır. "Biz de böyle bir erkeğiz." demiştir. Ve diğer ünlü eseri Hisarlara Karşı. Hatif diyor ki, Hatay'a selam. Dev Şarkısı diğer eserlerdir. O zaman beyaz tahta zamanı. Buyurun. Emin Bülent Serdaroğlu. Galatasaray bitti. Zaten o fotoğrafta çok gözükmüyor ama arkadaşlar akıllı tahtadan üzerinde sarı kırmızı forma var. Kin. Kin şiirini Victor Hugo'nun Mavi Gözlü Yunan Çocuğu şiirine karşı yazmıştır. Ve diğer eser de arkadaşlar Hisarlara Karşı. Hatif diyor ki, Dev Şarkısı diğer eserlerdir ama sen Kin ile Hisarlara Karşı'yı bilirsen yırtarsın. Efendim bak ben sana direkt nokta atışı yaptım. Müfit Hatip var. Rahat ol. Üç tane bilecektiniz. Tamam. Bu da tiyatro yazıyor. Türkiye'nin, Türklerin ilk tiyatro eleştirmeni olarak karşımıza çıkar. Rahat ol. Çok takılmana gerek yok. Şabettin Süleyman var. Bu da sana "Sanat şahsi ve muhteremdir" sloganının sahibidir. Çıkmaz Sokak, Siyah Sü, Fırtına gibi eserleri var. Fırtına adlı eseri Fecr-i Ati Kütüphanesi'nin içindedir. Cemil Süleyman Alyan var. Bu da hikaye, roman yazarı ama hikaye, roman hiçbir zaman ön plana çıkmıyor. Romanı var: İhzam. Hikayesi var: Timsahlı Aşk. Bu da Fecr-i Ati Kütüphanesi'nde eserlerdendir.

Şimdi yoruma yazacaksınız. Bir, Victor Hugo'nun Mavi Gözlü Yunan Çocuğu adlı şiirine karşı yazmış olduğu Kin şiiriyle tanınır. Yoruma bir yaz. Kim olduğunu yaz. İki. Türk şiirinin ilk poetikası olan Piyale adlı şiir kitabının ön sözünde yer alan "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar"la saf şiirin anlayışını dile getirir. Kim olduğunu yaz ikiye. Üç. Adalar şairi olarak bilinir. Ruhi Bikay adlı şiir kitabının yanı sıra tiyatroları da vardır. Adalar şairi, Ruhi Bikay'ı yazan kimse onu yaz. Yoruma yaz. Zaten Fecr-i Ati'den çıkması muhtemel üç kişi. Evet.

Şimdi buradan ÖSYM sorularını çözüyorsun. Video ders notundan içinde karekodtan çözümünü izliyorsun. Geldik ve soru bankamızdan test 83'ü çözüyorsun. Çözemediğini karekodtan izliyorsun efendim. Evet. Bütün videolar uzun değil demiştim. Fecr-i Ati dönemi kısa bir dönem. Direkt nokta atışıyla çıkabilecek yerlerin hepsine değindim. O zaman seni çok seviyorum efendim. Görüşmek üzere. Sen kal. Birbirimizi aldatmayalım. Birbirimizi özleyelim. Görüşmek üzere.