📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

İhsan Eliaçık: Kur’an Kapitalizmi Reddediyor, Sosyalizm Emrediyor! | Aydın Tonga ile Açı Farkı #1

12punto1:18:17

Transcription

12 Punto ekranlarına Açı Farkı programına hoş geldiniz. Ben Aydın Tonga. Bundan sonra bu ekranlarda insanı, toplumu, dini, kutsal ve insan arasındaki ilişkiyi, kısacası hayata dair pek çok konuyu farklı konuklarla ele almaya, incelemeye, farklı bakış açılarına yer vermeye çalışacağız.

Açı farkının ilk konuğu ise benim de yıllardır ilgiyle takip ettiğim değerli ilahiyatçı yazar İhsan Eliçık. İhsan hocam hoş geldiniz programımıza.

>> Merhaba. Hoş bulduk. Nasılsınız hocam?

>> Teşekkür ederim. Sağ olasın.

>> Eee, programın hayırlı olsun.

>> Hayırlı olsun.

>> Sağ olun hocam. Size kıymet verip geldiğiniz için teşekkür ederim.

>> Sağ olun.

Eee, hocam ben şeyle başlamak istiyorum. Bu biraz sizinle de özdeşleşti aslında Türkiye'de. Antikapitalist Müslüman hareketi ve o akım sizinle özdeşleşti. Antikapitalist Müslümanları biraz açar mısınız? Antikapitalist eee, Müslümanlığın önüne özellikle bununla çıkmanız yani bunu daha öne çıkarmanızınızı biraz açmak istiyorum. Bir de eee Müslüman kapitalist olamaz mı? Buna bağlı olarak bunu sormak istiyorum. Buyurunuz.

>> Şimdi bu antikapitalist Müslümanlar oluşumu eee toplumda yaklaşık 15 yıldır eee biliniyor. Bu nasıl başladı diye söylersen şöyle diyeyim. 2011, 2012 ve 2013 yıllarında >> Evet. 3 yıl üst üste eee her yıl yaz ayı olmak üzere yaz aylarında olmak üzere yani Temmuz, Ağustos, Haziran gibi e bu 3 yılda Türkiye'de önemli bazı olaylar oldu. Bu antikapitalist Müslümanlar eee ismi de faaliyeti de veya böyle insanlar olduğu, böyle düşünen insanlar olduğu da o zaman eee fark edildi. 2011'de yer sofraları oldu. >> Hı hı. >> 2011 yılında başlamıştı. eee ilk Kongrat otel önünde ben o eee yer sofralarına çok çağrılar yapmıştım televizyonlarda ve eee insanlar oraya katılmaya başlamıştı ve bir anlamda bir Ramazan'daki dini yozlaşmayı, israfı ve eee lüks otellerde verilen eee iftarları protesto mahiyetinde yerlere sofra sererek işte peynir ekmekle, hurmayla >> Evet. Evet. >> eee iftar açmaları başlamıştı. Bu çok büyük dikkat çekti. 2011 yılıydı bu. 2011 yaz ayı yaz aylarıydı. Sonra 2012'de >> Hı hı. >> eee Fatih Camisi'nde eee toplanarak 1 Mayıs alanına yürüyüş yaptık. Yine eee benim kız taşında, eee, bir büro vardı. Sen de biliyorsun de >> o zamanlar inşa >> gelip gidiyordun. Evet. >> Evet. Orada gençlerden teklifi üzerine böyle o anonim y bunların hepsi anonim oldu. Yani böyle oturup da bir örgütsel bir karar falan yoktu. Böyle böyle bir heyecanla bir sürü genç gelip gidiyordu. Birçoğu hala gelip gidiyor. Sağ olsun. Onların teklifi üzerine yani camide toplanalım. >> Hı hı. >> 1 Mayıs'a gidelim. Eee ben daha önce de yanımda 8 10 kişi 1 Mayıs katılırdım ama bu sefer camide toplanalım. İşçiler için gıya bir cenaze namazı kılalım. Ondan sonra orada bir konuşma yapalım. İnsanları camiye çağıralım. Sonra camiden çıkalım 1 Mayıs alanına. Taksim meydanında o zaman eee Taksim Meydanı'na yapılıyordu. >> Evet. >> O yıl kapatıldı. Taksim Meydanı 1 Mayısa o gün bugün hala kapalı. >> Eee 2012'de oldu bu. Eee 2012 yılında ben Fatih Camisi'e toplanınca orada 300 kişi falan toplanmıştı. Taksim'e geldiğimizde 1500 kişi falan olmuştu. Orada bir konuşma yapmıştım. Orada demiştim, hatırlıyorum şimdi. eee yıllar önce eee 10 yıllar önce yani yaklaşık 40-45 yıl önce bu camide buna benzer işte Beyazıt Camisi'nde Süleymaniye Camisi'e eee toplanan o dönemin 60'lı 65 70 arası 68'li yıllarda işte eee mukaddesatçı Müslüman gençleri o zaman eee ülkücülükle eee akıncılık ayrılmamıştı yani. MHP ile MSP'nin kökleri böyle hemen hemen bir sayı mukaddesatçı, solcu karşıtı, komünizmle mücadele dernekleri falan çerçevesinde oluşan bir gençlik olarak biliniyordu. >> Hı hı. >> Onların e Milli Tütarme Birliği'de toplanarak aldıkları bir karar var. 6 filoyu geliyor İstanbul'a. Onu protesto etmek için Deniz Gezmiş arkadaşları miting yapıyorlar. Bunlar da eee Deniz Gezmiş arkadaşlarını protesto etmek için onlar taşlamaya gitmek için camilerde toplanma kararı >> Hı hı. >> almışlardı. >> Sabah namazları falan meşhur. >> Evet. >> Mehmet Şevket Eginin çağrısıyla oluyor. Oluyordu. Bunlar toplanarak eee gidip deniz gelmiş arkadaşlarını taşladılar. Olaylar yaşandı filan. Kanlı Pazar filan diye tarihe geçmiştir. Şimdi ona nazır olsun diye biz de şimdi işte bu olaydan 40 45 yıl sonra aynı camide toplanarak eee bu sefer onların yaptığının tam tersini yapıyoruz ve Deniz Gezmiş ve arkadaşların resimlerinin asılı olduğu ve birbaş gösterilerin yapıldığı Taksim Meydanına yürüyoruz. >> Hı hı. >> Dedim. Bu dedim aynı zamanda bir tarihi bir olaydır ve bir eee reddi mirastır. Yani bize bizden öncekilerin devrettiği böyle eee antikomünist, sağcı, solcu düşmanı, onları taşlamaya giden mirası reddetmiş oluyoruz. >> Tarihi reddediyorsunuz o tarihi. >> Tabii eee >> Evet. >> tarihi mirası reddetmiş oluyoruz. >> Evet. >> Hatta bazı gazeteler de bunu istismar ederek İslam reddettiklerini açıkladılar. diye yazmışlardı. Halbuki bize devreden tarihsel mirası reddediyoruz demiştim. Neyse oradan yürüdük. Çok tarihi bir gündü. Eee ve eee Taksim Meydanı'a büyük bir heyecanla, büyük bir coşkuyla karşıladılar. Sanki o günkü 1 Mayıs'ı biz yapıyormuş gibi oldu. Çünkü böyle en az 100 tane kamerayla falan beraber yürüyorduk. >> Hı hı. >> Fatih Cami'nden öyle. Çünkü Türkiye tarihinde bir ilkti yani camiden çıkıp 1 Mayıs'a gitmek. Daha önce de 1 Mayısa katılan tabii e birçok insan olmuştur. Ben de daha önce yanımda bazı arkadaşlarla 10 kişile, 15 kişiler falan bir maya çok katılmıştım. Ama böylesi >> daha örgütlü bir >> camide toplanıp gitme. Çünkü o o o sembolik değil. Fatih Camisi ve 1 Mayıs alanı ikisi de >> sembol. Yani o sembolün bir bağını kurmuş oluyoruz. Sembolik değeri çok yüksekli. >> Hı hı. Bu da büyük yankı uyandırdı 2012'de. 2013'te de bu sefer Gezi olayları oldu. 2013 yine yaz aylarına denk geliyordu. İşte mayısta başladı. Haziran emirin başında başladı. >> Evet. Mayıs sonu Haziran başı. >> Orada 20 gün falan biz Gezide kaldık. Eee gittik Gezi olaylarına destek verdik ve ben Gezi'de cuma namazı kıldırdım. >> Evet. >> İki defa cuma namazı kılındı orada. İlk haftasını ben kıldırmıştım. Sonra başka bir arkadaş kıldırmıştı. O da büyük yank uyandırdı. kim bunlar bu gezide cuma namazı kılanlar diye duyurdu. Dolayısıyla bu üç olay 2011, 2012 ve 2013'teki bu üç olay bizlerin Türkiye'de ve hatta giderek Avrupa'da ve dünyada duyulmasına vesile oldu. Özellikle Gezi olayları tüm dünyaya duyurdu. Çünkü Gezenin gidişatını tabiri caizse kaderini değiştirdi. Orada cuma namazı kılmak bambaşka bir boyut kazandırdı. Çünkü hükümet eee işte laiksizlerin ayaklanıyor işte biz de Müslümanız bizi istemiyorlar falan gibi gösteriyordu. >> Ama orada cuma kılan Müslümanlar vardı. Evet. >> Bu ne o zaman? >> Yani herkes şok oldu. Dünyada şok oldu yani. Allah Allah. Türkiye'de başka bir şey oluyor. >> Oldu. Ve gidişatı şeyi değişti. Eee, sonra eee, bunlardan dolayı işte her üç olaydan dolayı insanlar eee, bizim işte o bürodaki, eee, bulunduğumuz yerde 30 metrekarelik bir yerde hep bunlar olup bitiyordu. Benim orada bir masam vardı. Böyle tek odalı bir yerdi. İşte orada gel gençleri falan ben hep televizyonlara falan gönderiyordum. İşte o televizyondan çağırıyorlar, oradan çağırıyorlar, buradan çağırıyorlar. >> Evet. >> Şuraya gelin konuşun, buraya gelin konuşun diye. Biz de baş edemiyoruz. Böyle bir örgütlü bir durum da şeyde yoktu. Kim denk gelirse o anda o gidiyordu. Eee ve gidince televizyonlarda bir şey ben fark ettim. İşte o senin sorduğun soru da onunla ilgili. İşte antikapitales Müslüman gençler 1 Mayıs'ta, antikapitalist Müslümanlar 32 günde, devrimci Müslümanlar geide cuma namazı kıldı falan gibi böyle yazılar yazmaya başladılar. Bu ayat yazılar da biz söylemiyorduk yani bize böyle söyleyin falan demiyorduk. kendiliğinden ortaya çıktı ve gazetelerde orada burada yazılmaya başlandı. Bunun üzerine ben gençlere dedim ki şimdi insanlar bizden bir şey bekliyor. Kim bunlar diye soruyorlar. Ortada önceden eserlerini yazmış, kitaplarını yazmış da ben de başka kimse yok yani. Ben bir sürü kitap o anda tefsir falan hepsi bitmişti benim. Yani bütün hemen hemen bütün eserler eee çıkmış durumdaydı. Fakat öyle gençlerden kitap yazmal kitap yazmaları lazım. yeni gençler ortaya çıkması lazım. Bunların kendini göstermesi lazım. Eee bir dedim toplanalım da böyle bir ne yapacağız, ne edeceğiz onu görüşelim diye bir görüş ortaya çıktı. İşte ondan sonra biz tam o esnada işte o Akdeniz Caddesi üç katlı bir yer tuttu oraya taşınmıştık. Orada 3 ay süren eee bir çalışma oldu. Bu çalışmada yaklaşık 30-40 kişi falan katıldı. Antikapitalist Müslümanlar Manifestosu diye bir metin üzerinde çalışıldı ve o metin yayınlandı. 2012'nin eee hemen sonrasında Gezi olaylarından sonra değil de 2012'deki o yürüyüşten sonra e Ekim Kasım ayları falandı herhalde. O o metin hala internet sitesinde mevcuttur. Okuyabilir eee izleyiciler. >> Orada bir sürü kimsenin katkısıyla yazırlanmış bir metindir. Antikapitalist Müslümanlar. Bu bu ismi de işte televizyon altyazılarında, e, gazetelerde, söyleşlerde, dillerden dillere, kendiliğinden dolanan bir isim de resmi şeye kavuşmuş oldu. >> Adı da antikapitalist Müslümanlar manifestosu >> şeklinde oldu. Orada uzunca bir metindir. Yani bu isim niye kullanılıyor? >> Hı hı. >> Dünya nasıl değerlendiriliyor? Nasıl bir düzen isteniyor? Neye karşı çıkılıyor? İslamiyet nerede durularak yorumlanıyor?

>> Tam işte bunu söylediğiniz tam bu noktada ben size sorayım. Eee, İslamiyet antikapitalist bir söyleme mi denk düşüyor? İşte dünyaya bakış açısı, insana bakış açısı, ekonomi politiğe bakış açısı. Siz bunu kabullenerek antikapitalist Müslümanları dolayısıyla İslamiyet'ti de antikapitalist bir yere mi oturtuyorsunuz?

>> Evet. Şöyle, şimdi o manifestoda da bu izah ediliyor sorduğun soru. Orada özetle söyleyeyim. Şimdi dediğin gibi müslümanım demek yetmiyor mu? Ne gerek var bir de başına antikapitalist ekliyorsunuz? >> Yok. Hı hı. >> Deniliyor. Evet. yetmiyor. Yetmemesinin sebebi Müslümanlığın yetersizliğinden değil, İslam'ın içeriğini ve muhtevasının yetersiz olmasından değil. >> Hı hı. >> Çağ değiştiğinden dolayı, İslamiyet'in üzerinden 14 asır geçtiğinden dolayı şu anda ben müslümanım diyen insanların hakkı hesabı yok. Yani diyelim Taliban da ben müslümanım diyor. IŞİD de ben Müslümanım diyor. Dubai şeyhi de ben Müslümanım diyor. Eee yani herkes müslümanım diyor. O zaman şöyle bir soru soruluyor. Bu soru peygamber zamanında yoktu. Gerek de yoktu. Çünkü o zaman yeni çıkmıştı. Sizin onlardan farkınız ne? Müslümanım derken yani sen de mi onlardansın yani? Yani sen de mi Talibanın? Kadınların başlarını zorla mı örttüreceksiniz? Yoksa eee inanmıyor diye kafa mı keseceksiniz? IŞİD Taliban bütün dünya şu anda buna alıştırıldı ve Müslümanlık deyince onlar akla geliyor. Siyah bayrak Allah, Resul, Muhammed, Müslümanlık budur. Ben Avrupa'ya gittim mesela birçok yerde kapitalizminler üzerine konferanslar verdim. Hiç kimse benim anlattığımı sormadı bana. Söz alan İslamiyet kelle kesmek var mı? Zorla baş örttürmek var mı? Sizin bunlardan farkınız ne? >> H. >> Müslümanlık diyorsunuz. Ha siz o musunuz yani? Ya kardeşim onların Müslümanla ne alakası var? Olur mu canım? Biz onu biliyoruz biz. Siz bilmiyorsunuz. Siz kimsiniz yani? >> Hı hı. >> Ha o zaman bizim kendimizi anlatmamız gerekiyor. >> Evet. >> E o zaman anlatmak için de bir yerden başlaman gerekiyor. O da şu bana göre. Şimdi bir Müslüman bana göre içinde yaşadığı çağ neyse o çağın eee gereklerine eee icaplarına göre şekil alır. Yani İmam Maturuddin bir sözü var. der ki, "Din yağmur gibidir. Şeriat toprak gibidir. Yağmur indiği yere göre, toprağa göre şekil alır. Yani senin kendi zamanın, kendi çağın, kendi yaşadığın coğrafyanın çocuğusun. O zaman içinde yaşadığın çağı bir analiz etmen lazım. >> Hı hı. >> Şimdi baktığımız zaman dünyaya şu anda hakim olan sistem kapitalizm. İkinci bir alternatif sistemi yok. Kalmadı. >> Hı hı. eee, Sovyetler Birliği vardı, Çin vardı, sosyalist blok vardı. Çöktü. Eee, Rusya'nın kendisi, Çin'in kendisi de kapitalist oldu. Şu anda diğer ülkelerle hatta böyle mahfetli kapitalizme falan dönüştü. Kapitalizmi çok yerlerden takip etmeye başladılar. Dünyada eee, kapitalizm hakim. Her yerde. Buna küresel kapitalizm diyoruz. O zaman buna karşı bir söz söylemesi lazım. Ya bunun yanında yer alınması lazım. Bunun benimseniyor olması lazım. Eğer buna itiraz ediliyorsa >> ilk karşı çıkışın bence buradan başlaması lazım. >> Çünkü çağa hakim olan, daha doğrusu benim yaşadığım çağa hakim olan >> sistem bu. Eğer faşizm hakim olsaydı o zaman antifaşiz derdik. Şu anda hakim olan sistem bu. Belirleyici olan bu. rızkı, parayı, insanların geleceğini belirleyen şey bu. O zaman eee buna karşı bir söz söylenmesi gerekiyor. Buna bir karşı çıkılması gerekiyor. Müslümanın ilk cümlesinin bununla ilgili olması gerekiyor bence. Şimdi buna yönelik bir eee araştırma yaptığımızda görüyoruz ki eee senin sorduğun soru buraya geliyor. Şimdi Kur'an-ı Kerim'de çok değişikli zamanlarda ben Kur'an okumaları yaptım. >> Hı hı. Bu sefer bu ruhla okumaya başladım. Yani çağa hakim olan bu sisteme bir şey demem lazım. Buna ne diyor acaba? Bununla ilgili bir söz, cümle, itiraz veya tassip neyse işte var mı yok mu diye baktığımız zaman eee daha önce fark etmedim. Bazı şeyleri fark etmeye başladım. Şimdi kelime-i şehadet denir. >> Evet. >> Aslında kelime-i şehadet şudur diye Kur'an-ı Kerim'de bir cümle yok. Yani la ilahe illallah muhammeden resulullah. Buna kelime-i şehadet denir. Klasik İslam kültüründe. Ama bu kelime-i şehadet şudur diye Kur'an'da geçen bir şey değil. La ilahe illallah ayrı bir ayet. Muhammeden resulullah başka bir ayet. İkisi başka bir yerde başka başka bağlamlarda geçiyor. O zaman kelime-i şehadet demek bu dinin dünyaya söylediği cümle demek. Yani bu din insanlığı neye çağırıyor? Esas cümlesi ne? Yani her dinin, her devrimin, her ideolojinin bir esas cümlesi olur. >> Hı hı. İnsanları ona çağırır. Böyle net, esas bir vurucu cümleyle başlar bu iş. Bu nedir İslam'da? Bu nedir? İslam'da bu kelime-i şehadet tekabül ediyor. O zaman kelime-i şehadet de açık bir şekilde şurada şudur diye geçmediğine göre bana göre buna en yakın ayet böyle bir ayet var. Buna en yakın ayet Araf suresinin 158. ayeti. >> Hı hı. >> Orada diyor ki ben diyor sizin hepinize yönelik olarak seçilmiş bir elçiyim. Peygamber konuşuyor. Ya eyüennas diye başlıyor. De ki ya eyüen ey insanlar tüm insanlığa sesleniyor. Ben sizin hepinize seçilmiş bir elçiyim. İki nokta. Peki bu elçi ne demeye geldi? Yani nedir yani? Neye çağırıyorsun bizi deyince iki cümle söylüyor. La ilahe illallah. Şey lehül mülk la ilahe illallah. Bu ikisini demek için sizin hepinize seçilmiş bir elçiyim diyor. Ayetin özet meali bu. Araf suresi 158. ayet. Ben buna kelime-i şehadet ayeti diyorum. Kelime-i şehadet olsa olsa bu olabilir. Yani Muhammeden resulullah kelime-i şehadet olmaz. Dünyaya İslam'ın söyleyeceği cümle bu değil. Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğu bizim itikadımız. Biz böyle inanırız. Ama tüm insanları biz buna çağırmıyoruz. Tüm insanları mülkün Allah'a ait olduğu ve Allah'tan başka ilah olmadığına çağırıyoruz. Yani Kur'an-ı Kerim'deki öğreti bana göre bu. O zaman ne olmuş oluyor? Elçilik yani peygamberlik asıl kelime-i tevhidi yani esas cümleyi >> Arap >> dünyaya açıklayacak kurumun adı. Muhammed de onun son temsilcisinin adı olmuş oluyor. Yani o aracı esas şey o değil. >> Evet. >> Esas nedir? Lehül mülk. La ilahe illallah. Yani mülk Allah'ındır. Allah'tan maşra yoktur. Bu dilin esas cümlesi bu kardeşim. Şimdi bu çağımızla çok ilgilidir. Mülk Allah'ındır. Bir itiraz cümlesi değil. Bir eee ikrar cümlesi. La ilahe illallah bir itiraz cümlesi. Önce itiraz ederek başlamıyor. Önce bir şeyi ilan ederek başlıyor. Diyor ki mülk Allah'ındır. >> Şimdi buradaki mülk bildiğimiz mülkiyettir. Kapitalizmin ana kavramı mülkiyettir. >> Evet. özel >> özel mülkiyetin sınırsızlığı üzerine kuruludur. Üretim araçlarının özel mülkiyeti kabul eden sisteme kapitalizm denir. Üretim araçlarının toplumsallaştığı sisteme sosyalizm denir. Bu çağımızda böyle işte. Peki Kur'an ne diyor? Mülk Allah'ındır. Peki mülk Allah'ın ne demek? Allah ne burada? Allah Allah görünmeyen dış dünyada bir nesne eee olmadığı için aslında Allah bütün insanların yarattıkları oluyor ve eee cansız varlıklarda mülkiyete sahip olamayacağı için eee mülkiyete sahip olanlar yani bir şey ekenler, biçenler, oradan gelir elde edenler insanlar olacağı için ve insanlar olduğu için mülk Allah'ındır demek. Mülk toplumundur demek. >> O zaman sosyalizme denk düşüyor >> bugün oyarlarsak. Yani İslami söylem sosyalizme denk düşüyor. >> Direkt yani bugün adına sosyalizm dediğimiz şeydir. Mülk Allah'ın o demektir. Yani mülkiyet o bildiğin mülkiyettir. >> Dolayısıyla buradan baktığımızda bir Müslüman inançları gereği de bu söylemde sosyalizme denk düşer. Sosyalist kimlikler. >> Tabi. Yani Kur'an-ı Kerim'den kapitalizm asla çıkmaz. >> Çıksa çıksa sosyalizm çıkar. Hı hı. >> Mülk Allah'ındır. Sosyalizme yakındır. >> La ilahe illallah da anarşizme yakındır. >> Anarşizme yakındır. >> Tabii.

>> Çok iyi hocam. Hocam sizin düşünce düşünsel çizginiz, itikadi çizginiz hep böyle değildi. Akıncılar içinde olduğunuzu filan biliyorum. Siz ne zaman tanıştınız bununla ve bu nasıl oldu? Yani sizin bu antikapitalist söylemle tanışmanız, tekrar Kur'an'ı farklı biçimde okumanız nasıl oldu? Biraz ondan bahseder misiniz?

>> Psikologların tabiriyle sözcü olsa çocukluğuma inmem lazım. >> Çocukluğumuza inmemiz lazım. >> Evet. >> Şimdi şöyle eee bende böyle bir travmatik bir dönüşüm hiç olmadı. Yani bir sabah kalktım böyle aydınlandım falan. Öyle hiç olmadı. Yani ben de bunu zaman özellikle çok sorular soruldukça geriye doğru bir gidişle gidiyorum. Yani böyle çocukluğuma kadar ona iniyorum. Nerede ne var diye bakıyorum. Geriye doğru bir şeyler çok yaptım. Bunu şöyle diyebilirim. Eee her şey yavaş yavaş yavaş yavaş gelişmiş. >> Zihnimizde oluşmuş. O anda farkına varmamışız ama daha sonra eee bu açığa çıkmış eee olduğunu fark ediyorum. Eee, ben 1980 yılında, eee, 19 yaşındayken Mamak cezaevinde yaptım. >> Ceza değil mi? >> Evet. >> Mamak cezaevinde sağcı solcu karışık karıştır barıştır yöntemi uygulanıyordu. Yani bütün mahkumler karıştırıp barıştırılıyordu. Sağ sol, sağcıyım, solcuyum demek yasaktı. Herkes Atatürkçüyüm diyecek deniyordu. >> Hocam çok Siz o zaman sağcı eee bir gelenek içinde miydiniz? >> Yok. Biz o zaman kendimize sağcı demezdik. Biz akıncıyız derdik. iz >> akıncı ne sağ ne sol islam hak yol ne sağdayız ne soldayız hak yoldayız hak yoldayız diye duvarlara yazılar yazardık >> ne sağ ne sol islam tek yol >> böyle duvarlara yaz biz sağcılığı kabul etmezdik yani. H >> solcu da demezdik kendimize. İşte biz üçünün ikisinin dışındayız falan derdik. >> Ama genel literatürde tabii sağ kesme >> takabül ediyor. Mesela Mamak ceza yerkirken hiç unutamadığım bir hatıram var. Bahçavuş sordu. Necisiniz diye. En önde de ben duruyordum. 18 kişilik bir Kayseri grubu. Mamak cezaevine giriyoruz. Yani bir akşamüstü. >> Necisiniz lan dedi. Öyle Mamak cezaevine giriş. Orada asker yazıyor. Ona göre senin koğuşları veriyorlar. Bir sağcıların koğuşu var. Bir de solcuların koğuşu var. 12 Eylül'den 15 gün önce bu söylediğim >> H. >> Ben 12 Eylül Mamak cezaevinde karşıladım. O zaman 12 Eylül'de Mumak cezaevinde yatıyordum ben. Yani >> 19 yaşında. >> Evet. Ondan 15 gün önce cezaevine girdik. İşte bu akıyorlar davasından dolayı derneklerinde falan yaptığımız işlerden faaliyetlerinden dolayı. Ben de önünde benim durduğum için ilk soruyu ben cevapladım. Müslümanız dedim. Başavuş kızdı. Ne demek lan dedi. Biz gavur muyuz dedi. Bu nasıl laf dedi. Yani sağcı mısın solcu musun oğlum? Onu soruyorum dedi. Memleketin zaten içine ettiler dedi. Yani birisi çıkmış dedi işte vatan millet Sakarya diyor. Öbürü çıkıyor devrim eşitlik özgürlük diyor. Bu zıkkımlardan hangisini diyorsunuz siz dedi. Ben de pat çavuşun bizde ikisi de var dedim. >> Aslında o zaman biraz ipucunu vermişsiniz hocam. >> Evet. Evet. >> Evet. O zaman >> dedim şöyle bir düşündün mü? Allah Allah ya. Bir Allah kitapta ezan var >> yani eşitlik falan. O da aslında orada da gönlümüz de ondan yen >> zaten bize bundan dolayı bu ülkücü tayfa yeşil komünist derlerdi. >> H >> bizim akımcılar içindeki öncümüz Metin Yüksel idi. >> Evet. >> Metin Yüksel Patih Camisi'de 1979'da Şubat'ta ülkücüler tarafından öldürüldü. >> Evet. Evet hocam. >> Ve o duvarlara Kürtçe slogan yazardı. >> Hı hı. >> Eee İran resimleri böyle Humeyni resimleri yapardı ve sınırsız ve sınıfsız İslam toplumuna doğru filan diye yazardı. Ve bu akıcılar içerisinde daha özel bir gruptu ve bunlar yeşil komünist olmakla suçlanırdı. Yani siz aslında dışınız karpuz gibi. Yani dışınız yeşil ama içiniz kızıl. Yeşil komünist. Bu demekti yani. >> H >> bunun öncüsü Metin Yükseld'i. >> Evet. >> Şu anda zaten eee antikapitalist Müslümanlar bana göre Metin Yüksel'in 40 yıl sonraki manevi mirasçılarıdırlar. Yani eğer Metin Yüksel yaşasaydı aynen ben nerede duruyorsam şu anda hatta ben ne söylüyorsam onu söylüyor olurdu. Çünkü ben sağa sola herhangi bir menfaat ilişkisine iktidara şuraya buraya yalpalanmazsan o çizgiden gelen insanın doğal sonucu neyse ben oyum. Yani onu onu temsil ettiğimi söyleyebilirim. Dolayısıyla şimdi oralardan itibaren baktığımızda ben orada solcularla çok solcu arkadaşlarla çok yattım düştüm. Tabii tabii. >> Yani böyle dev sol, devol, partizan, bilmem bir sürü grup yani hepsini toplan geldi, toplayan geldi. Mamas cezaevinden bahsediyorum. >> Bir sürü genç yani böyle saçları 3 numaraya vurulmuş. Genellikle 25 e 2829 arasında hatta 182 arası hepsi de aynı yaşladı. Ben de o zaman 1920 yaşındayım. Bir sürü genç ama ODTÜ'den oradan Hacettepe'den şuradan buradan ben çok insanla tanıştım orada. Çok. Ben sonra fark ettim ki ya onlarla konuşmalarımız benim bizim zihnimize işlemiş yani. >> Yani ben farkına varmadan aslında onların baktığı gibi dünyaya bakmaya başlamışım. Bunu dışarıya çıkınca anladım ama daha önce ömrümde hiç solcu falan görmemiştim. Namaz cezaevinde olduğunu, bu bakış açısının orada oluştuğunu daha sonra >> kendimde keşfettim. Ben niye olaya böyle bakıyorum diyor. Mesela 1993 yılında benim ikinci 3ünc e üçüncü kitabımın ismi Devrimci İslam. >> Hı hı. Evet, biliyorum. Bak 1993. Neden ben bu kitabı yazdım? O zaman ne devrimcilerden ne de İslamcılardan kimse gelip de bana burada ne demek istiyorsun kardeşim diye sormadı. >> Ta 2010'lu yıllara kadar kimse sormadı yani. Ama ben yazdım bunu. Türkiye'de böyle bir kitap yayınlandı. Bununla ilgili yazılar yazdım. Değişim dergisinde Hı hı. internet sitelerinde falan böyle sessiz sedasız geçen uzun yıllar oldu. Ta ki bu hükümet iktidara gelip 2002 yılında iktidarın içerisinde bizim tanıdığımız bir sürü insanlar gözlerimizin önünde bir yerlere geldiler. Değiştiler. Mahallelerini değiştirdiler. Arabalarını değiştirdiler. Zenginleştiler. Mal mülk sahibi oldular. Bize başka türlü bakmaya başladılar. >> Siz de bir kısmını tanıyorsunuz herhalde. >> Tabii tabii. Hepsi çoğunu tanıyorum. Başka türlü bakıyor. Allah Allah. Bunlar nasıl niye böyle oldu yani? Sebep ne yani? Ama ben o kervana hiç katılmadım. O iktidar kervanına hiç katılmadım. Hep dışarıda durdum. Hep muhalif durdum. Bunun üzerine eleştirilere başladık. E 20072008'lerde falan sağda solda konuşmaya başladık. Dergilerde yazmaya başladık. Özellikle 2009'dan itibaren böyle televizyonlara falan çıkmaya başladım. Mesela 2009 eee Kasım ayında iyi hatırlıyorum bu Erol Yarar var. >> Evet. >> Eee eski Müsiyat başkanı. Onunla yaptığımız bir tartışma programı var. >> Evet. Evet. Hatta hatırlıyorum >> e şeyde Habertürk'te >> 2009 Kasım ayındaydı o. O mesela çok etkili oldu. En etkilisi o hemen hemen o oldu yani. Çünkü Habertürk televizyonu o zaman o yayınlanan programı böyle bir tartışmalı böyle ikili ikili tartışmalıydı. Programın adı neydi? Karşıt Görüş. Programın ismi de Karşıt Görüştü. O program onunla zirve yapmıştı. İyi hatırlıyorum. Bir Kurban Bayramıydı herhalde. 4 gün boyunca üst üstüne. Her gece vermişlerdi o programı. Her gece. H >> o zaman duymayan kalmadı. Yani Türkiye'nin hemen hemen her yerinde böyle bir tartışma olduğu özellikle işte İslam'da zenginlik, kapitalizm mevzusunun böyle şiddetli bir şekilde tartışıldığı, böyle bunu savunan birtım gençler ortaya çıktığı falan filan o uzmanlar yayıldı. >> Hı hı. >> Ondan sonra da işte dediğim gelişmeler oldu. Buradan baktığımızda görüyoruz ki, anlıyoruz ki bu yavaş yavaş olmuş. Yani

>> Hocam ben yine bu zemin üzerinden biraz daha devam etmek istiyorum. Şimdi Bakara 219'da infak ayeti olarak bilinen ayet biliyorsunuz. İhtiyaçtan arta kalanı verin. Çok aslında çarpıcı bir ayet. Çok da insanda hani inançlı bir kişi de eee bunun sanki gerekliliklerini yapmasını isteyen bir ayet. Arta kalanı verin dediğine göre siz bu ayeti nasıl yorumluyorsunuz? Yani bir Müslümandan arta ne kalmalı? Ne yaşamalı? Neyi vermeli? Kendine ne kalmalı? Mülkiyet bağlamında söylüyor.

>> Tamam buna benzer eee rivayetler çoktur. Bakara Suresi 219 da onlardan bir tanesi Kur'an'da ayetlerle beraber peygamber özellikle Medine'ye gelince sürekli verin paylaşın falan demeye başlayınca bu sefer neyi vereceğiz, ne kadar vereceğiz, kime vereceğiz diye peş peşine aynı kalıpta ayetler geliyor. Mesela Bakara suresi 219'dan hemen önce kime vereceğiz? >> Hı hı. >> Sana kime vereceklerini söylerler. Aynı kalp da gelir orada. M yfikun mada kime vereceğiz? Ne vereceğiz? Sonrasında ikinci olarak ne vereceğiz? işte yoksullara, borçlulara, fakirlere şunlara şunlar şunlar vereceksiniz der. Ondan sonra ne kadar vereceğiz? O zaman der ki ihtiyaçtan fazla olanı vereceksiniz. Demek ki bu verme konusu çok yoğun bir şekilde işleniyor ki kime vereceğiz, neye vereceğiz diye >> sorular gelmiş oluyor. >> Şimdi bunu açıklayıcı olması bakımından buna dair rivayetler de çoktur. Mesela Fussiles suresi 10. ayette ona benzer şekilde Bakara suresi 219. ayeti çağrıştırır. O da onun başka bir yönü açılımı diyebiliriz. O da der ki biz yeryüzünde sabit dağlar var ettik ve dört mevsim gelen rızık ve rızık kaynakları yarattık. İhtiyacı olanlar için eşitçe olmak üzere yani sevaen lisain tabiri geçer burada. Yani ihtiyacı olanlar için eşitçe olmak üzere rızık kaynakları yarat. Şimdi bu biraz evvelki sorunun biraz daha gereğisi olabilir bu. Ben yıllarca Kayseri'de radyoda programlar yaptım. Mevdudi'nin tehimül Kur'an eserini takip ediyordum. Bir de Seyit Kutb'ün füzülalı Kur'an'ını ikisini birden karıştırarak aktarırdım. Bir keresinde bu sure suresi 10. ayetin tefsirine sıra gelince Tefhimül Kur'an'da Mevdudi'nin ne dediğine baktım. Orada dediği şeye çok şaşırdım. eee biraz kafamı da karıştırdı ve dur bakayım ben bunu bir araştırayım falan diye de beni araştırmaya da sevk etti. >> Hı hı. Orada diyordu ki Mevdudi buradaki sevaen lisailinden maksat insanlar değildir. Yani bunu insanlar arasında eşitçe diye yorumlarsak bu iş diyor komünizme kadar varır. O bu diyor çok tehlikelidir. Sakın böyle yorumlamayın diyor. Bu diyor buradan kasıt hayvanlardır diyor. Yani hayvanlar için dengeli bir şekilde küsme yarattık diyor. Yani yani ayet bunu diyormuş. Ayet onu diyor. >> Hayvanlar için dengeli bir şekilde. Hayvanlar için ne yarattı? Rızık ne onların? Küse. >> Hayvanlar için dengeli bir şekilde rızık ve rızık kaynakları yarattı diyormuş. Sonra baktım oradaki sailin kelimesi hiç hayvan anlamında kullanılmıyor Kur'an-ı Kerim'de. Hep ihtiyacı olanlar, isteyenler, dilenenler, muhtaçlar, meselesi olanlar sual kökünden geliyor. Sailin, >> sual ol, mesele, sual ve eee bir açıklamaya ihtiyacı olmak anlamına geliyor sual sormak zaten. E sailin hep ihtiyacı olanlar anlamında kullanılıyor. E ve hiç öyle hayvanlar anlamında kullanılmıyor. Bizati onu araştırmıştım o yıllarda. Orada müthiş bir şey kafama takılmıştı. Ya bu bizi acaba dolduruşa mı geçiyor? Burada bir tefsir operasyona mi uğruyoruz diye düşünürken daha sonra anladım ki evet bu aslında bu yeşil kuşak operasyonu bu. Yani Kur'an-ı Kerim yeşil kuşak operasyonuna tabi tutulmuş. Kur'an-ı Kerim'deki bütün sosyalizme ve komünizme varan tabiri caizse ona işaret eden veya yolumuzu oraya çıkaracak olan, onlarla buluşmamızı sağlayacak olan, >> o çerçevede yorumlanabilecek ayetlerin tamamını operasyondan geçirmişler. Tamamını tevhimül Kur'an bunun örneğidir. Ve diğer ayetlere geçti sıra. Onlara baktım. Onlarda da aynısı. >> Aynı operasyona maruz kalmış. >> Tabii bu Bakar sorduğun ayet de öyle. Onun da operasyonu var. >> Sonra başka ayetler var. Nahl 91. Onlar da öyle. Hepsi böyle. Hepsi. Aman aman burada hayvanlar kastediliyor, bitkiler kastediliyor. İnsanlar sakın hana kastedilmiyor diye bir tefsir yazmam gerektiği şey ta o zamanlardan benim zihnimde doğdu. Dedim ya biz bu üstat dediğimiz adam bunu yaparsa biz ne yapacağız yani? Bu mahvetmişler bu şeyi. Bunların hepsini düzeltmemiz lazım diyerekten bak bu söylediğim 9796 yılları falan. Onlardan sonra benim bir şey yazmam lazım. Bütün bunları düzeltmem lazım falan diye zihnimde bir şey oluştu. Şimdi bu Bakara 216 219 ayet de >> bunlardan bir tanesi. O rivayeti söyleyecektim. Şimdi buna benzer bir ayet de Tövbe suresi 35. ayetler gelince yani Kenz ayeti >> Evet. kz yapan dağlanacak. Yani kendine mal servet biriktiren dağlanacaktır. Ayeti gelince rivayetlere göre sahabeler evden dışarı çıkamaz oluyor. Üzerlerinde para taşıyamaz oluyor. Ve peygambere Ömer bin Hattab'ı gönderiyorlar. Git peygamberle konuş. Yani biz şimdi cebimizde hiç para taşıyamayacak mıyız? Yani yani iki kuruş varsa birini verecek miyiz? Evimizde hiç ekmek olmayacak mı? Bir ekmeğin yarısını bölüp verecek miyiz diye. Dışarı çıkamaz. Bu nasıl ayet böyle? Yani Allah yolunda para biriktirip de infak etmeyenlerin o biriktirdikleri dağlanacak diyor. Onun üzerine peygamber e bir söz söylüyor. Diyor ki insanoğlu için, Ademoğlu için çatısı altında gölgeleneceği bir ev. Evin içerisinde kendisiyle sükunet sağlayacağı yani mutlu olacağı bir saliha eş. Bu meşhur bir rivayettir yani. Ve seyahat edeceği bir devesi. >> Bugün uyarlarsak bir taşı aracı. >> Evet. >> Evet. ve bir yıllıkta eee rızkıdan fazlası bunlardan fazlası zaittir diyor. Size bunlar yeter diyor. Şimdi bu ne anlama geliyor? Mesela bunu ben bakıyorum şu anda dünyada burada anlatılan yaşam düzeyine kavuşmuş bir ülke yok. İskandina ülkeleri dahil. Buradaki rivayete göre herkesin bir evi olacak. Herkesin mutlu bir evliliği olacak. Herkesin kapısında bir arabası olacak. bir yıllıkta yiyeceği, içeceği, giyeceği, yazlık, kışlık kenarda hazır duruyor olacak. >> Ama fazlası da olmayacak. >> Ha fazlası da olmayacak. >> Dolayısıyla böyle yorumlayacağız. Yani >> şimdi herkesin buna sahip olması şu andaki bütün sosyal demokrat, sosyalist partilerin Avrupa'daki amacı bu. Avrupa'daki refah devleti, sosyal devlet teorilerinin amacı bu. >> E bu henüz gerçekleşmiş değil. Buna Norveç ve İskandin ülkeleri dahil. Bırak Amerika'yı. Amerika zaten şu anda kırıp geçiriliyor. Yani evsizlikten, kiracılıktan. Dolayısıyla şimdi bu rivayeti günümüze aktardığımız zaman ihtiyaç fazlası demek. Önce insanların temel ve zaruri ihtiyaçları, bu dünyada lazım olan temel ve zaruri ihtiyaçlarını o ülkenin devleti, vergi sistemi toplumu kendi kendine finanse etmelidir. Yani herkesin evi olmalıdır. Evsiz kimse olmamalıdır. Bütün her şey kenara bırakılıp herkes ev sahibi yapımaya bakılmalıdır. Bu anlama geliyor bu kardeşim. yolu, köprüyü, havalimanını şunu bunu bırak. Önce senin 18 milyon hanen var şu anda Türkiye'de. 18 milon600.000 tane de ev var. Rakamları da sabit. Yani yıllardır ben bunları okuyorum. >> Her yıl 16 Mart'ta Dünya Gıda Örgütü eee geçim standartları rakamları yayın yayınlıyor. Yani nerede geçirmek için, kaç yaşlı bir aile için ne lazım? Bunların hepsini sendikalar her ay eee asgari ücretinin açıklandığı e günlerde bunları yayınlar. Ben bunları yıllardır takip ederim. Yani insanların önce evi olması lazım. İnsanların mutlu bir ailesi olması lazım. Onu geçindirebilmesi lazım. >> Üstelik din de bunu söylüyor. Yaşamsal bir hak olarak din de bunu söylüyor. Yani biz seküler yaşamda bunu söylerken din de bunu söylüyorsa hocam >> tabii dinin asıl dünyevi esas yüzü bu. Yani sosyal adalet yüzü tam da bu. E peygamber bunları gerçekleştirmek için gelmiş. Kendi zamanının bir sosyal adalet hareketi zaten bu amaçla ortaya çıkmış.

>> Hocam biraz önce çok önemli bir şey söylediniz. Kur'an-ı Kerim yeşil kuşak operasyonuna tabi tutulmuştur diye. Şimdi ben onu biraz tarihsel olarak geriye almak istiyorum. Yeşil kuşak olarak değil ama şu bağlamı da soracağım. Şimdi siz eee İslam'da köleliğin kesin biçimde kaldırıldığını söylüyorsunuz. E fakat sonraki süreçte kölelik devam ediyor. Hatta Osmanlı'da son e Üsküdar'da, Fatih'te köle pazarları olduğunu biliyoruz. E Emeviler, Abbasiler de hakeza var. O dönem içerisindeki sahabelerde de aslında görüyoruz. Şimdi bugün için yeşil kuşak operasyonuna maruz kaldı diyoruz ama o dönemde Müslümanlar bunu eee niye böyle anlayamadı? Köleliğin kesim biçiminde kaldırıldığını. Bir operasyona mı maruz kaldı? Ne oldu?

>> Birkaç sebebi var bunun. >> Hı hı. operasyon da var. İslam'ın Kur'an'daki mesajların çağının çok ilerisinde olmasının da etkisi var. Yani öyle ki eee Kur'an'a inanan Müslümanlar Kur'an'ın peşinde arkadan nal topluyor. Yani >> h >> yetişemiyor. Yani Kur'an'daki ileri hedeflere yakına bile yaklaşamıyorlar. >> Hı hı. >> Yapamıyorlar. Nitekim köleliği kaldırıldığını ifade eden kölelere özgürlük ayeti var >> Kur'an'da. Fekkurakabe. Belet suresi 13. ayet. Hatta bu ayetin bazı müfessirler Farettin Razi de mesela bunların adlarını verir. İlk inen sure olduğunu söyler. >> H >> eee Alak suresi yani oku değil. İslam'ın ilk emri külelere özgürlüktür. Fekkurakabedir derler. Bir rivayete göre de işte Ala suresidir. Bir rivayete göre Belet suresi. Bir rivayete göre de Alak suresidir. Ala suresidir. >> Hı hı. Şimdi o görüşü esas aldığımızda İslamiyet küreler özgürlük diye başlamış oluyor. Öyle olmasa bile ilk yılda gelen ilk birinci yılda gelen surelerden olduğu hemen hemen kesin Belet suresinin yani ilk gelen. >> Evet. >> Şimdi orada fekkur bediyor. Kürelere özgürlük demek. Yerde sürünen bir yoksulu ayağa kaldırmak. Küreleri özgürleştirmek. Zor zamanda vermek. İşte yokuş tırmanmak gibi insana zor gelen şey budur diyor. Ya kendisi söylüyor ayetini zaten. Bu diyor insanlara çok zor gelecek diyor. Nitekim işte buna inanan ilk Müslümanlara da zor geliyor. >> Çünkü alışmış. Köle emeği üzerinden geçmeye alışmış. Onu bırakmak zor geliyor. E ve bayağı bir zorlanıyorlar. Ve bu Kur'an-ı Kerim'de köleliğin serbest bırakılacağı, kölelerin özgürleştireceği meselesi çok kesindir. Hatta bunu bazıları çok yanlış yerde arıyorlar. Bir rakabe kelimesi var. Boyunduruk altında olmak demek. Mekke'deyken fekku rakabe, Medine'deyken de tahrir rakabe diye geçer bu ayetler. Fek rakabe boyundurukları kırıp parçalamak demek. Tahrirü rakabede boyundurukları özgürleştirmek demek. Hürriyet demek. Y tahrir hürriyet özgürlük demek. körelerle ilgili ayetler bunlar olarak görülür. Tamam bunlar da ama sadece bu değil. Şimdi eğer Kur'an'da köleliğin kaldırıldığını, köleliğe karşı bir hareket olduğunu anlamak istiyorsa insanlar bence şuradan bakmalıdırlar. Kur'an'ın en can alıcı kelimesinden, kavramından bakmalılar. O da ibadet kelimesidir. İbadet kelimesi abt kökünden gelir. Abt çalışan, değer üreten demektir. Sanıldığının aksine ne? Namaz kılmak, oruç tutmak, haca gitmek. Bunların hiçbirisi ibadet değildir. Kur'an'daki gerçek kavramsal konsepte göre bunlar nüsüktür. Yani ritüellerdir. >> Evet. >> Peki ibadet nedir? İbadet kölelikle dolayısıyla sömürüyle ilgilidir. Abit köle demektir. Abit bak aynı kökten geliyor. Abit köle. Abd köle. >> Köle abt kim? Efendisine çalışan. Efendisi için iş ve değer üreten demek. Yani sen çalışıyorsun. Senin çalıştığın efendine yazılıyor. >> Evet. O zaman onun tarafından sömürülüyorsun. Dolayısıyla ona çalışıyorsun. Yani ona ibadet ediyorsun. İyyake nabudu ve iyyake nestin dediğin zaman beni kimse sömüremez. Benim çalıştığım bana yazdırır. Bir damla bile başkasına yazılamaz demiş oluyorsun. Yani sömürüye karşı çıkıyorsun sadece ona ibadet ederiz demekle. Dolayısıyla ibadet direkt kağımızda sömürüyle alakalıdır. Nerede sömürü varsa >> orada sömürülen sömürene ibadet ediyor demektir. Sömürü kalktığı zaman da insanların birbirine ibadeti sona ermiş demektir. Şimdi

Dolayısıyla şimdi Kur'an-ı Kerim, sadece Allah'a ibadet edin çağrısı yapmakla zaten kimsenin birbirine köle olmamasını istiyor. Zaten hareket buradan başlıyor. Yani, yani sahabe bunu bilmesine rağmen uygulamak mı istemedi? Örneğin, ya da sonraki söyler.

Yok, onların çoğu biliyordu.

Hı hı.

Çok iyi biliyordu ama gelişmeler o yönde seyretmedi. Şimdi öyle düşünmeyen sahabeler de var.

Evet.

Öyle düşünmeyen İslam alimleri de var.

Hı hı.

Mesela Süleyman bin Eşres, 1. yüzyılda yaşamış. Benim İslamın Yenilikçileri kitabımda var.

Hı hı.

Bir Mutezile düşünürüdür. Köle kökenlidir. Bunun Elfar Beynel Firak diye Hatip el Bağdadi'nin ehl-i sünnet fıkıh kitabı vardır. Orada böyle Mutezile mezheplerini anlatırken böyle bir sürü...

Eş'arîye diye de ona da bir bab açar ve onu da bir ekol kurucusu gibi falan anlatır. Orada diyor ki, bu şahıs diyor köle kökenliydi. Eee ve İslam dünyasında, diyar-ı İslam'da kölelik kaldırılmadığı için İslam dünyasının darüşşirk olduğunu söylüyordu diyor.

Kölelik kaldırılmadığı için.

Evet. Yani kölelik kaldırılmadığı için, hala kölelik kaldırılmadığı için...

İslam dünyası darüşşirk olmuştur diyor.

Katılıyor musunuz hocam bugün içinde mesela köleliği ücretli kölelik olarak falan kabul edersek?

Tabii tabii. Yani dediği doğru.

Doğru. O zaman kalkmadığı gibi şimdi de hemen hemen resmi olarak kalkmış ama fiili olarak...

İnsanın köleliği zaten İslamiyet'in temel amacı yeryüzünde efendiliği ve köleliği kaldırmaktı. Yani...

Bunun için gelmiş bu dindir. Ben bu dinden bunu anlıyorum.

Bir de bir örnek daha vereceğim. Mekke'den bazı köleler kaçarak Medine'ye geliyor. Bu İslam tarihi kitaplarında yazar bunların hepsi. Ve arkasından bu kölelerin sahipleri geliyor. Peygambere diyorlar ki, "O kaçan köleleri bize ver." diyorlar. Peygamber diyor ki, "Hayır, vermem." diyor. Diyorlar ki, "Bunlar senin dinine girmek için kaçmadı. Bunların amacı senin dinine girmek değil. Bunların amacı kölelikten kurtulmak. Çünkü sen bize katılan hür olacaktır dem" demişsin. Her kim bize katılırsa otomatikman...

Özgürlüğüne kavuş...

Özgürlüğüne kavuşacak dediğin için geldiler. Şimdi özgürlüklerine kavuşacaklar. Sonra da seni de terk edip gidecekler. Senin dinine falan döndükleri yok diyor adamlar. O da diyor ki, "Hayır, vermem." diyor. "Evet, isterseler benim dinime katılmasınlar, dönsünler gitsinler memleketlerine. Vermem." diyor. Ve gele kaçan köleleri, efendilerine teslim etmiyor.

Şimdi burada ne anlıyoruz? Peygamberin hareketi bir kölelikten kurtuluş hareketi olarak doğuyor. Yani peygamberin hareketi kölelikten kurtuluş hareketin ta kendisi. Kaçıp gelen kölelikten kurtuluyor. Onlara katılan hür oluyor. Böyle bir kural var. Şimdi Müslümanlar arasında zaten o dediğin senin birbirini köle yapması mümkün değil. Bunlar sadece savaşta ele geçirilenleri hala ne yapacağız? Köle mi yapacağız? Esir mi yapacağız? Serbest mi bırakacağız diye tartışırken. Bazıları Muhammed Suresi 4. ayeti anlamadığı için yani savaşta ele geçirilenlerin köle yapılması da yasaktır. Muhammed Suresi 4. ayete göre ya verdiğin zararı tazmin ettirirsin veyahut da serbest bırakırsın gider. Şimdi buna kendi çağlarının koşullarına uyaraktan devam etmişler. Bir defa peygamberimizin kölesi yoktu. Bunun altını çizelim. Ne cariyesi ne kölesi hiçbir zaman olmadı. Eşleri vardı. Doğru. Onların içerisinden cariye de yoktu. Kur'an-ı Kerim'de eşleri ve cariyeleri diye çevrilen çeviri de zaten tümden yanlış. Cariye diye bir kavram yok Kur'an-ı Kerim'de.

Cariye kelimesi geçmiyor ki. Meleket eymanüküm. Elinizin altında bulunanlar diye geçiyor. Bunu cariyeler diye çeviriyorlar.

O ne? Sizce neye oturuyor hocam? Elinizin altında bulundurulanlar ne demek? İki manaya geliyor. Bir savaşta iade edilmemiş...

Savaş esiri olarak elin sizin yanınızda duranlar...

Esir yani bütün esir.

Esir yani. Evet. Onlara iyi muamele edilmesi gerekiyor ve onlarla evlenmeyi düşünebilirsiniz diyor.

Hı hı.

Onlara evlenme teklif edilmesi gerekiyor.

Esirin esirinizle evlenebilirsiniz. Yani...

Tabii şöyle bunlar şöyle anlıyorlar. Şimdi bir birisi cari ne demek? Savaşta bir kadını ele geçirirsen veya düşmanın karısını ele geçirirsen nikah kıymaya gerek kalmazsın. Direkt onunla akşam götürüp yatabilirsin. Sonra da ertesi gün baş devredebilirsin. Cari dedikleri şey bu. Korkunç bir şey.

Biraz pratikte yaşanan da bu değil mi hocam? Şey oldu. Hani köle pazarları, cariye pazarları yaptı da bu.

Evet. Onu da öyle yaptı. Ve bu da eski Bizans'ın Müslüman muhitteki ifadesi.

Eski Bizans'ta evli kadınlar da cari yapılıyordu tabii. Yani saraydaki kral evli kadını metres yapıyor. Metreslik bir Roma kurumu. Evli kadınlarla kralın yatıp kalkması demek. Onlarla kendine metres yapması demek. Hatta karısı saraya metres olan adam başına talih kuşu konmuş gibi seviniyor. Yani şimdi bizimkiler ne yapmış? Bu metreslik olmaz demişler. Cariyelik olur ama. Cariyelik de alırsın cariyeyi başkasına satana kadar sende durur. Sende dururken başkasına veremezsin. Eski Roma'da bu da vardı. Adam cariyeyi alıyor arkadaşlarına dağıtıyor. Her gece birinde kalıyor. Bu caiz değil demişler. Demişler ki bir adama ait olması caizdir. O bıraktığı an diğerine caizdir. Ancak bu kadarını yapabilmişler. Halbuki böyle cariyelik diye bir şey yok. Yani şimdi esirle nikah kıyılır, teklif edersin. Kur'an-ı Kerim diyor ki, "Onların anne babalarına haber, velilerine haber verip mehrlerini de ödeyerek namusları üzere, namusları üzere, namusla yaşamaları üzerine, ifetli yaşamaları üzerine onları nikahlayın" diyor. Kimi kimden bahsediyor? Esirlerden bahsediyor.

Yani esir birisinin velisine haber verip mehrini ödeyip ifetli bir şekilde yaşamasına dair söz alıp kendisine nikah kıyıp evlenmen gerekiyor. Yani kiminle? Esirle.

Çünkü esir de sonuç itibariyle senin esirin savaş esirin olabilir ama o sen onun bedeninin sahibi olamazsın. Dokunamazsın. Yani insanlara nasıl nikah kıyorsun onu da eğer o da kabul ederse.

Esir zaten dediğiniz gibi o manaya gelmiyor.

Tabii şeyde reddedebilir yani. Hayır, ben seni kabul etmiyorum diyebilir. Reddedebilir. Dolayısıyla şimdi bir defa cahiliye diye bir şey yok. Kesinlikle öyle bir şey yok. Bu meleket eymaniküm. Bir esirler demek. İki yanında çalışanlar. Yanınızda çalıştırdıklarınız demek. Elinizin altında olanlar dediği şey. Bu bir deyim.

İşçi hizmetçi gibi mi hocam?

Bravo. İşçi hizmetçi diyelim. Vatandaşın evine temizlikçi kadın geliyor.

Sen şimdi bununla ilişkiye giremezsin. Eğer düşünüyorsan teklif etmen lazım. Evlenme teklif etmen lazım ve onun da bunu kabul etmesi lazım. Aksi halde elini süremezsin.

Yok böyle bir şey.

Hocam şimdi ben birbirine yakın iki soru sormak istiyorum. Benim çok ilgimi, dikkatimi çeken bir hadistir. Peygambere ait olduğu öne sürülen bir söz. Şimdi "La ilahe illallah" diyen cennete gider diyor peygamber. Ve bu bir şey kısa süre bir tartışmaya da yol açıyor bu söz. Çünkü devamında bir Müslümanlığı şart koşmuyor. Ve hatta bu Ömer bin Hattap tarafından tekrar soruluyor. "Böyle midir? Yani sadece 'La ilahe illallah' kısmı yeterli midir?" diyor. Birkaç kere tekrar ediliyor bu. Ve en sonunda peygamber yine böyle söylüyor. Evet, "La ilahe illallah" diye. Şimdi burada alışılagelmiş yerleşik İslam düşüncesinin biraz dışına çıkıyor. Tabii bu bir hadis. Hani o kısımda şeyi konuşulur, tartışılır ama siz bilirsiniz. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz? Yani "La ilahe illallah" diyen cennete gider söylemini nasıl yorumluyorsunuz? Sonrasında sizin size ait olan bir cümleyle devam edeceğim.

Klasik ilahiyat fakültelerinde hatta imam hatiplerde derslerde okutulan mevzu hadisler dersleri vardır. Mevzu hadisleri tanıma yolları veya neler mevzu hadistir diye birkaç madde sıralarlar. Mesela yer, zaman, mekan bildiren, birini öven, öbürünü yer... Bir mekanı yücelten, öbür mekanı alçaltan hadisler mevzudur derler. Bir de bir cümleyi söyleyip kurtul söyleyen işte "Allah günde 5.000 defa Allah dersen cennete girersin. La ilahe illallah dersen cennete girersin" gibi böyle belli cümleleri söyleyerek kişinin cennete gireceğini söyleyen, zikirleri öven veya işte "İkindi namazını kılanın deniz köpüğü kadar da olsa günahları affolacaktır" ritüeller, belli cümleler bunları söylendiği takdirde abartılı bir şekilde kişinin günahlarından arınacağı, cennete gireceği yolundaki bütün hadisler uydurmadır.

Hı hı.

Derler.

Peki hocam burada...

Dolayısıyla şimdi bu hadis de uydurma hadisi kapsamına giriyor. Şimdi neden uydurulmuştur?

Buhari ve Müslim'de yer alıyor hocam bu arada.

Olabilir.

Orada da bir sürü uydurma hadis var.

Benim dikkatim burada çeken şuydu hocam. "La ilahe illallah". Bir kelime söylemekle cennete girileceği söylemesi Kur'an şeyine az. Ana itikadına ters. Ben burada tabii oradan size katılıyorum da şu anlamda dikkatimi çekmişti bu hadis. Muhammed'in resulullah kendisini katmıyor. Yani peygamberin resulü olduğunu kabul eden demiyor. Sadece Allah'a inanan kişilerin cennete gidebileceğini söylüyor.

Eğer öyle olsa bile...

Biraz evvel bahsettiğim başlangıçtaki Araf Suresi 158'e göre o zaman onu da eksik söylemiş oluyor. Çünkü orada ne diyor? "Ey insanlar, ben size şu iki cümleyi söylemek için seçildim" diyor. "Mülk Allah'ındır ve Allah'tan başka ilah yoktur." Öyle demesi lazım.

Onu öyle tamamlaması lazım.

Ama onu öyle demiyor. Direkt... Şimdi bu şöyle, bu daha çok Emevilerle ve Yezit'le falan ilgili ameme hanedanıyla ilgili de...

Hı hı.

İşte ikindi namazı kılan, cumaya giden haftalık günahları affolur.

Evet, evet. Çok çok fazla.

Hacca gidenin yıllık günahları affolur.

Eee, eee, kul hakkı hariç. Arafat'a çıkarsan o da silinir. Eee, yani, eee, namaz kılmakla, hacca gitmekle, oruç tutmakla, bir gün aç kalmakla günahların silineceği söylemi tamamen Kur'an'a ters. Bunların hepsi belli kişileri övmek ve onları insanlar nezdinde aklama amacıyla uydurulmuş. Mesela adam ne diyor? Kardeşim bak Yezit "La ilahe illallah" diyor mu?

Diyor.

Cumaya geliyor mu? Geliyor. Hacc ediyor mu? Hac ediyor. E hadiste ne diyor? Cumaya giden, hacca eden, "La ilahe illallah" diyen kurtulur diyor. O zaman daha ne diye Kerbela diye başınızı yiyorsunuz demeye getiriyor. Yani onlar için mi durulmuş hep?

Anladım. Sizin şöyle bir cümleniz var hocam. Bu da çok çarpıcı. Biraz önceki aslında sorun biraz bununla ilintiliydi. Şimdi siz "iyi, dürüst, adil olan insanlar cennete gider" diyorsunuz. Bunun için ateistleri de dahil ediyorsunuz. Bir defa böyle bir cümleniz var herhalde. Dolayısıyla...

"İyi, dürüst ve adil olan herkes cennete girer" diyorum.

Adil yani ateist olsa bile...

Ateistler dahil mi diyor sorulunca o, evet diyor. Evet diyorsun.

Hani ben direkt ateistler cennete girer demiyorum.

Demiyorsunuz ama şu oluyor yani...

"İyi, dürüst ve adil olan herkes cennete girer. Benim inandığım Allah'ım onları yakmaz."

Yakmaz.

"Buna ateistler dahil mi?" derlerse evet diyorum.

Hı hı.

Ayrım yapmıyorum. Neden peki?

Hı hı.

Neden? Kur'an-ı Kerim ameli cennete girip girmenin ölçüsü olarak koyuyor. İmanı amelin ortaya çıkarıcı bir motivasyon ve manevi gücü olarak vaz ediyor.

Hı hı.

Yani imanla amel arasında Kur'an'da şöyle bir ilişki var. Kişinin iman etmesi içte olduğu için, kalpte, yürekte, görünmeyen yerinde, gaypta olduğu için kişinin iman ettiğini anlamamızın yolu onun dışa yansıyan hareketleridir. Dışa yansıyan hareketlere de amel denir. Ameline bakarız, ha iman etmiş deriz. Ameline bakarız, ha demek ki bu mümin birisi deriz. Klasik İslam itikadı ve felsefesi de budur. Hayır yere kim zerre miktarı hayırlı amel işlerse onu görecek. Kim de zerre miktarı şer amel işlerse onu görecek. Burada amelin ölçü olduğunu söylüyor. Ben nihayetinde Kur'an-ı Kerim'de yani bütün iç yollar tüketildikten sonra hani Avrupa Birliği Mahkemesi'ne gitmek için bütün iç hukuk süreçlerini tüketmen gerekiyor ya.

Evet.

En son oraya gidiyor. He, onu şekilde bütün iç yollar tükendikten sonra geriye amel kalıyor. Amel insanın ne yaptığı en son tahlilde ölçü bu. İman dediğin şey de bunu ortaya çıkaran bir içsel manevi güç. Yani bazıları bunu imandan dolayı değil de vicdandan dolayı yapıyor olabilir. Yani Allah'a ve Resul'e iman ettiği için değil de vicdanlı birisi olduğu için iyi, dürüst ve adil olabilir. Ama sonuç itibariyle biz zahire göre hükmediyoruz ve dışarıdan bakıyoruz. Adam iyi, dürüst ve adil mi kardeşim? Peki bunu nasıl elde etmiş? İman ederek, vicdanından gelerek, içini dinleyerek çeşitli yollarla olabilir. Ben onlarla ilgilenmiyorum. Oraya girmiyoruz biz. O kişinin özelidir. Dışa yansıyan nedir? Dışa yansıyan kişinin iyi, dürüst ve adil olmasıdır. Yani eşit davranacak, yalan söylemeyecek, öldürmeyecek, çalmayacak, dürüst olacak. Bu kadar.

Hı hı.

Şimdi böyle birisini itikadi olarak, dinsel olarak düşünüyorum ben. Bunun üzerine çok düşündüm. İyi ve dürüst ve adil birisini Allah niye yaksın? Kendisine inanmadığı için derler. Çünkü inanmamak da Allah'ın hakkını helal etmek anlamına geliyor derler. Ama bu hakiki hali sayılmaz. Çünkü hak ihlali zarar verme ile olur. Yani bir kimse, bir ateist Allah'a inanmadığı zaman ona ne zarar vermiş oluyor ki Allah bana zarar verdin. Bunun hesabını vereceksin desin. Yani daha fare dağ da daha küsmüş. Dağın haberi olmamış. Allah'a inanmıyormuş. Ona ne zararı var ki yani şurada adam birincisi bu. İkincisi, peki gerçekte onun inanmadığı Allah aslında kim? Bak ben şuraya kadar gidiyorum. Bir kimse Hz. Muhammed'in anlattığı Allah'ı kabul etmese bile gerçek ve hakiki Allah'ı reddetmiş olmaz. Neden? Çünkü Allah zaten görünmüyor. Görünmüyor. Gözlerden ırak. Hz. Muhammed adında 7. yüzyılda Mekke Medine'de yaşanmış bir Arap. Ona Allah budur diyor. O da diyor ki bu Allah iyi biri değil diyor. Sen anlattın diyor. Yani bu acaba Hz. Muhammed Allah'ı olduğu gibi almış olabilir mi? Mevlana der ki, Muhammed'in Allah'tan aldığı bir denizden şu bardağın içine doldurduğu kap gibidir. Kur'an budur. Gerçeği olanca açıklığı ve çıplaklığıyla anlatmış olamaz. Çünkü Allah hiçbir insanın havâsına, vicdanına ve algı düzeyine olduğu gibi yansımaz. Kırılarak yansır. Muhammed de onu öyle anlarmış. Yani o bir yetimdir, öksüzdür. Ben öksüz ve yetim oluşunun Kur'an ayetlerinde yansımalarını görüyorum. Acayip bir merhamet, acayip bir adalet duygusu. Bunların hepsi peygamberin iç dünyası oluyor aynı zamanda. Fakat bu aynı zamanda Allah'ın bir yetimi kendisini elçi seçip o konuşsun benim adıma konuşması yeterlidir. Beni insani düzeye indirgeyerek anlatacaktır. Onu anlattıklarını dikkate alın diyor. Fakat bu bütünüyle onun kendisi olduğu anlamına da gelmiyor. Bu noktada Edip Harabi'nin mesela şöyle bir beyiti var. Benim çok hoşuma gider. Bu Kur'an'daki Allah tasavvufunu da çok iyi anlatır aslında. "Daha Allah ile cihan yok iken biz anı var edip ilan eyledik. Hakka layık hiçbir mekan yokken alıp hanemize mihman eyledik." Şimdi burada Edip Harabi hak ve Allah diye ikili ayrım yapıyor. Birinci mısrada Allah'ı biz yarattık diyor. İkinci mısrada hak ise bizi yarattı. Yani hak hiçbir mekana sığmaz. O hak dediği şey o. O bizi yarattı diyor. O bizi var etti. Biz onu alıp hanemize mihman eyledik. Yani bu hakikat dediğimiz şey, bu akıp giden sessiz zaman, bu uçsuz bucaksız hal neyin nesi diye anlamaya çalıştık. Onu hanemize mihman eyledik.

Vicdanımızda onu yoğurduk. Zihinsel hafızamızda, analizden süzgeçten geçirmedik ve ona Allah dedik. Dolayısıyla bu ikisi bir arada yürümüş oluyor. Şimdi peygamber de aynı şekilde hakikati kendi hanesine mihman eylemiş. Ona Allah ismini vermiş. Onunla diyaloğu geçmiş, konuşmuş. Oradan aldığı şeyleri bize aktarmış. Fakat bu nihai gerçeklik değil. Sonuç itibariyle belli bir zamanda belli bir kişinin algı düzeyindeki algısıdır. Fakat bu haliyle bile nihayetinde o evrensel güç benim o 7. yüzyıldaki algımı da esas alın. O da benim sonradan diyor.

Hı hı.

Fakat onu biz her şey olarak göremeyiz yani.

Hı hı.

Onu ben hiçbir gözün ihata edemeyeceğini, hiçbir şeye indirgenemeyeceğini herkes kendi düzeyinde, her varlık kendi düzeyinde onu algılar. Yani kuş öterek, bülbüller öterek, leylekler öterek, kurtlar uluyarak bunların hepsi var olan hakikati kendi düzeylerine indirgerler ve öyle alır. İnsan da buna dahil. Mesela benim anladığım Allah'la, senin anladığın Allah ve öbürünün anladığı Allah aynı olmayabilir. Binlerce kişi binlerce şekilde bunu anlayabilir. Anlayışlar birleştikçe insanlar kendi içlerinde hakikati büyütürler. Şimdi buradan baktığın zaman ben şunu soruyorum. Yani Allah, iyi, dürüst ve adil bir ateisti, niye onun bunun anlattığı Allah'ı kabul etmiyor diye yaksın? E kendisi ateistle konuşmamış ki hiç. Demiş ki, "İşte Muhammed'in anlattığı Allah'ı kabul etmiyorum ben." Derse Allah buna ne diyebilir?

Evet.

Yani sen değilsin ki der. Karşıma çıksaydın seni görseydim belki seni kabul edecektim ama ben onu kabul etmedim. Entari gördü, Arap gördüm hoşuma gitmedi falan der. Yani o bile antipatik gelebilir yani insanlara. Onu demek istiyorum.

Şimdi Hazreti Muhammed demek her şeyle çekici kişi demek midir? Bazılarına çekici gelmeyebilir. Mesela bazıları Araplara entari giyiyor diye sevmiyor. Yani entariyi anlattı Allah'a inanacağım ben.

Ya da yemek kültürü, müzik kültürü...

Yemek kültürü, müzik kültürü...

Farklı gelebilir.

Farklı gelebilir. Adam ondan kıl kapabilir.

Onu anlattığı Allah'ı da kabul etmeyebilir.

Evet.

Bu adamın suçu ne kardeşim? Gerçek Allah'la karşılaşmamış ki. E gerçek Allah'la öbür dünyada karşılaşacak. O zaman da onlarla yüzleşecekler. Belki de şöyle diyecek birbirlerine. Yani Allah ona diyecek ki, mesela ateist farazi yapıyorum buraları. E demek sen beni kabul etmedin diyecek. Ya ben kabul etmedim ama o sen değildin ki.

Siz böyle deyince aklıma şey geldi hocam ben benim mesela Yehova Şahitleri'nde kan verilmesi günahtır. Yani kan veremezsiniz. Yani bir insan kaza geçirse bile kan veremezsiniz. Şimdi bu bir başka insana göre çok katmerlerce gelebilir ve kabul edilemeyecek bir durum olarak gelebilir ve sadece bundan dolayı bile tab inanmayabilir Allah. Ve bu Allah nasıl ki ben bir insan ölüyor orada kanımı veremiyorum diyebiliriz.

Şu anda bak Kur'an-ı Kerim'e bakarak Kur'an ayetlerine bakarak ateist olduğunu söyleyen arkadaşların birçoğu Hı hı.

Buna benzer kana örneklerinde gördü. Ya diyor ben diyor 6 yaşında evlenen bir insana nasıl peygamber diyeyim diyor. Öyle şey olur mu diyor ya. Sen buna nasıl peygamberde inanıyorsun ya? Öyle olduğuna inanıyor vatandaş. Ya ben diyorum ki öyle bir şey yok. Var kardeşim sen kendini kandırıyorsun falan diyor.

Veya diyor ki, işte 600 tane beni kurazide Yahudiyi kesmiş Medine'nin çukurlarını Hazreti Ali'yi zülfüarıyla kellesini uçurmuş uçurmuş Medine'nin çukurlarına doldurmuşlar diyor. Biz bunlara nasıl inanalım diyor. İ de birader öyle bir şey olmadı ki. Ama şimdi yüzlerce küfrin olduğuna inanıyor. Olduğundan dolayı Allah'ı kabul etmiyor. Yani gitse gerçekten bak gerçekten ben peygamber dahil hiç kimsenin gerçek Allah'la peygamber Allah'tan ilham almıştır.

Evet.

Ama onu görmemiştir. Gözler onu göremez. Görmemiştir. Görse bu işte dese onun karşısında hiç kimsenin onu inkar edeceğini seni reddediyorum diyeceğini sanmıyorum. O zaman o kişi kendisini reddettiği anlamına geliyor.

Hocam Hazreti Ali'den bahsettiniz. Ben de oradan devam etmek istiyorum.

E şimdi biliyorsunuz Hazreti Ali döneminin işte yoksullarının, ezilenlerinin yanında yer aldığı öne sürülen bir isimdi. Açıkçası ben de öyle düşünüyorum. Ebu Zer Ammar bin Yasin olarak baktığımızda hatta Cabiri şey der, merkezdeki çevrenin sesidir der Hazreti Ali için.

Evet.

Şimdi Alman kökenli bir iktisat tarihçisi Benedik Kohler de Ali ile ilgili şöyle söylüyor. O servet biriktirmeye karşıydı. Gösterişsiz bir hayatı vardı ve iyi bir Müslümanın da bütün dünyevi hayatı geçiş görmesi gerektiğini ifade ediyor diye onun da bir açıklaması var. Dışarıdan bir açıklama olarak bence anlamlı bir açıklama. Siz ne düşünüyorsunuz Hazreti Ali ile ilgili?

Ben Hazreti Ali ile beraber Ebü Zer Gıfari'yi de hatta Selman-ı Farisi'yi de içine katarak üçü hakkında bir yorum yapmak istiyorum. Benim görüşüme göre Ebu Zer Gıfari Müslüman olduğunda 42 yaşında rivayetlere göre peygamber de 40 yaşında. Yani peygamberden 2 yaş büyük olan sadece Ebu Zer Gıfari vardı. İlk 40 Müslüman üzerine yaptığım araştırmada bunları gördüm. Osman 30-35 yaşında, Ömer 34, Ebubekir 37, Ali de 17-18 yaşında. Hatta 16-17 yaşında.

İlk Müslüman olduğunda.

Tabii ilk ilk peygamberle ilk başladığında. Evet. Çocukluğunda hatta on yaş, on yaşlarda.

Hı hı.

Şimdi buradan şunu görüyoruz. Şimdi Ebu Zer Gıffari Hazreti Ali dahil olmak üzere sahabeler arasında bilinç düzeyi bakımından peygamberlik olarak değil.

Evet.

Bilinç düzeyi.

Bilinç düzeyi bakımından peygamberle eşit. Neden?

Peygamberin yanına geldiğinde zaten peygamberden duyduğu şeylerin hepsini yapıyor. Bunlar benim zaten yaptığım şeyler diyor. Yani zenginden alacağım yoksula vereceğim diyor peygamber. Sen ne için geldin? Allah seni niye seçti deyince işte zenginden alacağım yoksula vereceğiz. Zekat. E ben bunu yapıyorum zaten diyor. Zengin kervanlarını önünü kesiyor. O nedenle Gıfar kabilesi çapulcu derler, soyguncu derler. Soyguncuyla alakası yok. Yani banka soyan bir solcu militan götürüyor paraları gece konduya dağıtıyor. Şimdi buna soyguncu diyebilir miyiz?

Diyemeyiz. Kamulaştırıyor.

Buna sol literatürde kamulaştırma denir.

Denir. Evet. Şimdi Ebu Zer'in yaptığı da kamulaştırma kardeşim soygun falan değil yani. Alıyor hatta yarısını alıyor. Kervanın yarısına el koyuyor. Bir kuruşla dokunmadan götürüyor. Yoksullara dağıtıyor. Geri kalan yarısını da zengin kervanına bırakıyor. Hepsine de el koymuyor. Yani Ebu Zer Gıfari bunu yapıyor zaten. Duyuyor ki Mekke'de biri çıkmış, peygamber olduğunu iddia ediyormuş. Bir tanıdığını gönderiyor. Ona teyit ettikten sonra kendisi geliyor. Ne diyorsun diye peygambere soruyor. Ya köleler serbest bırakılacak. Kadınlar alınıp satılmayacak. Tarlalar, bağlar, bahçeler efendilerinden alınıp yoksullara verilecek. Zengin yoksul arasında uçurum kalmayacak. Yoksullara faizle kredi verip onların kadınları, kızları kendileri kürelleştirme son verilecek. Pazar yerlerinde yer kapma. Şura benim yerim, buranın yeri benim. Ayak bastı parası falan bunların hepsini kaldıracağım diyor. Mekke'de bir sosyal adalet teklifinde bulunuyor. Ve Ebu Zer Gıfari diyor ki, Allah seni bunun için mi seçti diyor. Sen bunun için mi geldin diyor. Evet diyor. O zaman bunları ben zaten yapıyorum. Tam adamım sensin diyor.

Hatta onunla ilgili de... Evet. Yeryüzünün en güvenilir kişisi gibi şey orada. Ona ona orada yapışıyor.

Evet. Ve Medine'ye git diyor, memleketinde çalış diyor. Uzun yıllar Mekke dönemi boyunca Ebu Zer Gıffari ta Medine döneminde... Bedir Savaşı'ndan hatta sonra olduğu bile rivayet edilir.

Evet.

Bu büyük bir kervanla gelip peygambere katılıyor. Fakat bulunduğu süre içerisinde de ondan duyduğu her şeyi kendi bildiklerine katarak ihtiyacı yok. Yani bak Medine'ye geliyor. Bir defa peygamberle görüşüp bir daha da görüşmüyor. Hangi ayetler geldi? Kur'an-ı Kerim'in hangi sureleri indi? Hiçbirinden haberi yok. Çünkü adamın bunlara ihtiyacı yok. Adam biliyor zaten mevzuyu. Yani ne yapacağını biliyor. O ayetlerin hepsi Hristiyanları falan ikna etmek için Meryem Suresi falan filan onları siz okuyun diyor. Ben zaten bu diyor mevzu budur. Şimdi bilinç düzeyi bakımından bence Ebu Zer Gıffari dört halifeden yani Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali'den üstündü. Bilinç düzeyi bakımından.

Bir manşet daha istiyorum.

Çünkü onların dördü de birinci peygamberden aldılar. Yani Ebubekir geldi peygambere tabi oldu. Ömer zaten öldürmek için gelmişti.

Evet, öldürdü.

Döndü. Haz Ali zaten çocuk yaştaydı.

Yanındaydı. Evet. Yani onunla bilinç gençse bir şey yoktu zaten. Çocuktu zaten. Onun kucağında büyüdü tabiri caizse.

Bu Ayşe hadisini de ondan dolayı uydurmuşlar zaten. Meşhur Ayşe çocuk yaştayken peygamberle evlendiği hadisi. E Şiilerin Ali küçükken peygamberin yanına geldiği karşılık Sünniler de bizim Ayşemiz de daha çocukken peygamberin koynuna girdi.

Ha o ondan hirşik olarak daha üstündür demek için o hadisi uydurmuşlar. Şimdi dolayısıyla bir de böyle olan Selman-ı Farisi var.

Selman-ı Farisi de İran'dan geliyor. Bilinç olarak peygamberle hemen hemen aynı düzeydeler. Peygamberden öğreneceği pek bir şey yok. Yani adam Zerdüşt geleneğinden, Mazdek geleneğinden geliyor zaten. Yani yeryüzünde eşitliği sağlayacak, adaleti sağlayacak bir peygamber arayışıyla geliyor. Bunun o olduğunu hani olunca şöyle yediğine, içtiğine, etrafına şöyle bir bakıyor. Ha diyor, "Tamam bu bizim adamımız bu." diyor.

Hı hı.

Ve ondan sonra ona dahil oluyor. Ve onunla beraber olmaya başlıyor. Ve bana göre peygamber bunlara pek bir şey bilinç olarak aşılamıyor. Bunlarda zaten bu kültür, bu gelenek vardı. Ama Ebubekir, Ömer, Ali bunların hepsi peygambere tabi oldular. Peygamberde ne gördülerse onu aldılar. Bu açıdan ben bilinç düzeyin bakımından söylüyorum. Ebü Zer gibi değillerdi. Yani...

Marx'ın dinle ilgili bir tanımı var. Benim de çok hoşuma giden bir tanım. "Din ezilenlerin iç çekişi, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz koşulların ruhudur. Din halkın afyonudur" diyor. Siz bu tanımla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Şimdi ben onunla birkaç defa onunla ilgili şöyle sözler söyledim. İslam dünyasında kelam ve hadis kitaplarında, fıkıh kitaplarında o kadar din tanımı yapılır. İşte din şudur. İşte Allah'ın Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla peygambere gönderdiği muradı ilahidir, ilahi hitaptır falan derler.

Hı hı.

Böyle gayet soğuk, gayet dinsel ibarelerin yer aldığı tanımlar yaparlar ve okuyan kişiler hiçbir heyecan vermez.

Hı hı.

E oysa Marx'ın yaptığı din tanımı bana göre İslam dünyasındaki İslam alimlerinin yaptığı din tanımından daha üzgün bence.

Daha üzgün.

Çünkü hem şiirsel bir defa.

Evet.

Çok edebi.

Edebi yönü çok güçlü hem de çok insani laflar.

Evet.

Eee, bizim solcular da genellikle son cümleyi ele alarak...

Ondan evvelki dört cümleyi imal etmişlerdir veya görmezden gelmişlerdir. Halbuki Marx'ın önceki dört cümledir.

Son cümledeki afyon kelimesi ise bildiğimiz anlamda afyon değildir. Ağrı kesici manasında onu kullanıyor. Mesela diyor ki din, bak beş cümle var orada. Dört tanesi şu, din var olan durumlara bir protestodur.

Ruhsuz koşullara ruhtur.

Eee, ezilenlerin iç...

Mazlum insanın, ezilenin içli çığlığıdır.

Hı hı.

Eee, ve, eee, halkın afyonudur.

Hı hı.

Şimdi beşincisi arada bir tane daha vardı.

Hı hı.

Halkın afyonu. Buradaki afyon kelimesiyle de o zaman afyon ağrı kesici anlamında kullanılıyor.

Hı hı.

Akıların yatıştırılması gibi bir... Bence o şeyi de ağrı kesiciyi de olumsuz anlamda kullanmıyor. Ha kalpsiz dünyanın kalbidir. Dördüncüsü de o.

Evet, evet. Doğru.

Yani kalp kalptir. Ruhtur, çığlıktır.

Hı hı.

Protestodur.

Evet.

Dört tane. Beşincisi de afyonudur. Şimdi bu afyon dördü olumlu, beşincisi olumsuz gibi görünüyor. Halbuki beşincisi de olumlu.

Hı hı.

Çünkü oradaki afyon ağrı kesici anlamında kullanıyor. Yani din dediğin şey insanların ağır dünya şartları karşısında ameliyat olan insana ağrı kesici vermek gibi. E çünkü ameliyat olan kişiye ağrı kesici vermezsen can havliyle bağırır. Onu uyuşturman lazım ki ameliyat olabilsin. Şimdi dünyanın şartları o kadar zor ki bu şartlara dinin vaatleriyle adam mesela ölen insana gidildiği zaman taziye 3 gün sürer değil mi?

Evet.

Aslında Marx'ın afyon dediği şey aslında taziye.

O üç gün süren taziye var ya.

Evet.

Mesela gidersin dersin ki işte ölenle ölünmez. Şimdi o Allah'ın yanına gitti, cennete gitti falan diye 3 gün boyunca telkin yapılır, yemek götürülür ve ölü evi 3 gün içerisinde hayata döndürülmeye çalışılır o taziyelerle. Nihayetinde 3 gündür. Yani yasın süresi 3 gündür. Bu 3 günü afyon alacaksın. Yani o ağrı kesici 3 gün alacaksın. 3 gün sonra hayata döneceksin. Çünkü hayat devam ediyor. Ölenle ölünmez. Her gelen bunu söyler. Yani ölenle ölünmez. Geri dönmeniz lazım. İşe gideceğiz, dönmemiz lazım. Hepimiz nihayetinde oraya gideceğiz. Hepimiz kimse dünyada yaşamayacak ya. Mekanı cennet olsun falan diyerekten insanlara taziye verirler. İşte bu dinin ağrı kesici rolüdür ve bunu bilim yapamaz. Hiçbir bilim burada sökmez.

Evet.

Böyle bir şey lazımdır. Vatandaşın hemen ölüsünün yanında, kazasının yanında, trafik kazasının babası ölmüş, anası ölmüş. Ve insanlar mesela bana çok soru soruyor. Mesela diyor ki, "En çok içinde çıkamadığım şeyler bu bu tür sorular. Yani dünyam işte sosyal adalet nasıl falan bunlarla ilgili cevap vermek kolay oluyor da.

Hı hı.

Ama dinin bir de başka bir insanda üstlendiği rol var. Yani acıları dindirme rolü ve bilinmeyenleri bilinmez kılma, bilinir kılma rolüyle gelince insan mesela bayağı bocalıyor. Vatandaş diyor ki ya şimdi hocam ben gittim annemi, annemi gömdüm. Dünyada bir annem vardı. Götürdüm ben sana göndere gitti. Şimdi o soğuk ne yapıyor orada?

Yaz kış orada yatıyor.

Hı hı.

Gidip çıkarmak istiyorum olmuyor. Ama ne yapıyor orada? Nereye gitti bu? Karanlık işine bakıyorum. Nereye gitti bu ya? Geri gelmeyecek mi? Ben onun yanına gitmeyecek miyim? Bir daha hiç görüşmeyecek miyiz? Hiç hiç bitti mi yani? Bu kadar mı yani? İşte böyle...

Zor sorular.

Bunu böyle bilim adamı falan cevap veremez.

Burada telkin gerekiyor. Burada yas acıyı dindiren bir şey gerekiyor.

Hı hı.

Hani Aristo'nun bir sözü var. Der ki, "Dünyanın saçmalığına ve anlamsızlığına hayıflanarak yaşamaktansa kendimize bir anlam bulup onun peşinden gitmeliyiz." İster yani insanları anlamsızlığa sürüklemeyin. Onlara bir anlam verin. O anlam hiç olmazsa bu dünyayı çekilir ve katlanılır kılar. Nietzsche'nin de buna benzer sözleri vardır.

Evet.

Marx'ta buna vurgu yapıyor diyorsunuz hocam.

Evet.

Son sorum New York Belediye Başkanıyla ilgili hocam. Zohran Mandani. O seçildikten sonra "Müslümanım, demokratik sosyalistim ve bundan da özür dilemeyeceğim" diyor. Türkiye'de böyle örnekler olur mu? Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Şimdi bence dünya çapında sevindirici bir gelişme oldu.

Hı hı.

Çünkü Müslüman sol veya Müslüman sosyalist dünya diye bir şey var. Dünya çapında var bu. Ben birçoğuyla da çeşitli irtibat halindeyim. Mesela İran'da Ali Şeriati'nin oğlu var, İhsan Şeriati.

Hı hı.

O da konuştuğumuzda mesela ben, "Müslümanım ve demokratik sosyalistim" falan diyordu. Dünyanın geleceğini Müslümanlık, demokrasi ve sosyalizmin el ele vermesinde gördüğünü söylüyordu. Ve bu aynı zamanda Sudan'da Mahmut Muhammet Taha var. İslam'ın İkinci Mesajı diye kitabı Türkçeye yayınlandı.

Ben İslam Endüstrileri kitabında ona uzunca bir değindim. Onun projesi de aslında budur. Bu Mamdani'nin söylediği onun da projesidir. O da der ki, yeni bir medeniyet üç şey el ele vererek kurulabilir. Daha öncekilerin hepsi tek başına denendi. İslam dünyası için söyleyecek olursak İslamiyet, dünya için söyleyecek olsa din, sosyalizm ve demokrasi. Bu üçü el ele verirse insanlığın geleceğinde yeni bir medeniyet kurulabilir diyor. Çünkü sosyalizm demokrasiyi beceremedi. İslam hem sosyalizmi hem demokrasiyi beceremedi tarihsel olarak.

Teorik içeriği güçlü de üçünün de...

Ama teori de güçlü.

Pratikte bir başarısızlık ol...

Pratikte bir başarısızlık var. Şimdi bunların yeniden yorumlanması, her üçün yenilmiş asilerinin bir araya gelerek yeni bir sentez yaratmaları gerekiyor. Şimdi bu açıdan Mamdani'nin konuşmaları bu sentezde sürekli birlikteliğe, bir aradalığa vurgu yapıyor. O nedenle bence dünya çapında da bir çarpıcı etkisi olabilir. Çünkü sürekli olarak ben Müslümanım ve sosyalistim, demokratım, özgürlükçü demokratım. Bundan dolayı da özür dilemiyorum, hiç çekinmiyorlar. Çünkü Amerika gibi, New York gibi bir yerde bunları söylemek aslında geleneksel dışlanma sebebi.

Evet.

Çünkü Müslüman karşıtıyla adam oy topluyor. Bu ise o karşıtı olan şeyin kendisi olduğunu söylüyor. İşte ben o hani bunu şuna benzer. Mamdani'nin seçilmesi Türkiye açısından baktığımızda mesela Ortodoks bir Rum İstanbul'a Büyükşehir Belediye Başkanı olabilir mi? Üstelik karısı da Suriyeli göçmen. Hem kendisi göçmen, hem karısı göçmen, hem Ortodoks, hem Rum hem de Yunanlı. Böyle birisi yani. Şimdi adam böyle biri seçildi. O o onların dünyasında, New York'ların dünyasında...

Tabii Hint kökenli filan zaten.

Ben insanların onun Müslümanım ve sosyalistim, kimliklerine oy vermediklerini...

Hı hı.

Ancak bunu bu şekilde açıklıkla ifade etmelerinde bir samimiyet gördüklerini düşünüyorum. Ha bu adam bize 200'lük yap yani. Neyse onu söylüyor. Böyle gizli ajandası falan yok. Yani iki dışı bir görünüyor bu çocuk falan diye gördüler. Ve bir de onun vaatleri var.

Hı hı.

O vaatleri gerçekleştirebileceğine inandılar. Çünkü o vaatler hepsi kapitalizmin açtığı yaralarla ilgili. Kapitalizmin bağrında açılan yaralar bunlar. Evet.

Kira sorunu var, asgari ücret sorunu var, insanlar geçinemiyor.

Sigortası, vergisi...

Yani toplu ulaşımı ücretsiz yapacağım. Kreş açacağım. Belediye kent lokantaları açacağım.

Belediye lokantaları açacağım. Orada ücretsiz yiyeceksiniz falan dediği için insanlar da bundan çok yıldığı için yeter ya artık böyle insanlar kendini geçindiremez hale gelmiş. İnsanlar ne yoktu yaşayamaz hale gelmiş. Yaşamak için bir nefes sunuyor onlara. Yaşayacaksınız diyor. Yaşamak için size destek olacağım dediği için onu desteklediler ve bu sözler de açık açık söyledikleri söylediği için kimliğini ifade ettiği için onun samimiyetini gördüler. Şimdi oradan çıkarılacak ders nedir? Bence Türkiye'de bir insan ben Müslümanım, sosyalistim, solcuyum demekle kimse ona oy vermez. Yani insanların ben kimliğe oy vereceklerini sanmıyorum.

Hı hı.

İster mesela öyle bir solcu çıkmalı ki halkı inandırmalı. Öyle bir Müslüman çıkmalı ki şim 23 yılda gördüklerimiz gibi olmamalı. İnandırmalı ve halka dokunmalı. Bu nereden gelirse gelsin kim halka dokunursa halk da karşılığını görür.

Halk kendisine dokunana dokunur. O da oyuyla ona dokunur. Şimdi bunları yapan bir insanın ben Türkiye'de de önünün açık olduğunu düşünüyorum.

Hı hı.

Öte yandan ideolojik kimlik olarak bakıldığı zaman da kendisine en fazla insafsızlık edilmiş bir din ve ideolojisi, ideoloji varsa ben onun Müslümanlık ve sosyalizm olduğunu düşünüyorum. Niye dersen?

Şöyle düşünelim mesela kardeşim Müslümanlar yeteri kadar sağcı olmadı mı? Yani ömrümüz sağcılıkla geçti. Yeter artık yani.

Evet.

E bir de bunu deneyin de.

Hı hı.

Niye olmasın? Yani Türkiye'de sanki bir örneği olmazmış gibi. Mesela bizim söylediklerimiz biraz onu çağrıştırıyor. Bu nedenle insanlar sizin geleceğiniz yok diyor bize. Yıllardır bunu söylüyorlar. Olmaz. Tutmaz. Yürümez. Müslümanlıkla sol asla bir yarada olmaz. Bu memlekette tutmaz diyorlar. Ya adam %1'di. %50 aldı. Tutmaz diyorlardı. Bak nasıl tuttu.

Hı hı.

Tutmazları tutturan Allah. Tutturur. Niye tutturmasın?

Yani insanlar bıkmadı mı bu sağcı yorumlardan? Devletçi, sağcı, mülkiyetçi, zenginsever.

Hı hı.

Olmayan şey ne peki? Olmayan şey bu. Mesela solun içinden bir adam çıktı. Hikmet Kıvılcımlı.

Kendi tabiriyle adamı susuş kum kumasına uğrattılar. Susuş kum kuması ne demek? Susuş kum kuması. Yani sessizliğe gömmek.

Hı hı.

Söyledikleri hakkında hiçbir şey söylememek. Onu devam ettirmemek. Halbuki adam Müslüman sosyalist tefsir yaptı. Müslüman sosyalist tefsir yaptı. İslamiyet'in ekonomik, politik, diyalektik, Marksist tefsirini yaptı adam ya.

Evet hocam. Ben de okudum. Dedim ki yani bunu birçok Müslüman yapamaz yani böyle bir okumayı, böyle bir incelemeyi.

Bak ne soldan...

Hı hı.

Ne bizim...

Ben ilahiyat fakültelerinde bunun tefsir araştırma konusu yapılmasını teklif etmiştim. Şeyde İlahiyat Fakültesinde adam sen çıldırdın mı demişlerdi.

Hı hı.

Yani onu tefsir yerine bile koymuyorlar.

Evet.

Yani tefsir tarihinde yeri e yokmuş gibi görülüyor. Halbuki mesela ben yazmış olduğum yaşayan Kur'an Türkçe meal tefsir artık ben rahatlıkla söyleyebilirim ki Türkiye'de Ekriyet Kıvılcumlu'nun İran'da Ali Şeriati'nin savunduğu din yorumunun canlandırılması ve diriltilmesidir. Benim yaptığım budur. Yani ben bunu yaptım.

Hı hı.

Ama eee genelde sessizliğe mahkum edildi ve yok sayıldı.

Hı hı.

Eee ama şunu da bilin ki insanlar şunu bilsin ki bir şey yok sayılıyorsa bu olmaz, bu tutmaz, bu imkansız deniyorsa ona dikkat edin.

Hocam programımızın sonuna geldik. Ağzınıza sağlık. Eee kendi adıma söyleyeyim. Çok doyurucu ve zihin açıcı bir program olduğunu düşünüyorum. Tekrar ayağınıza sağlık. Efendim Açık Farkı bu hafta sonuna geldik. Bir başka programda görüşmek dileğiyle. Esenlikle kalın.