📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Komünist Bakış | KOÇ'lar, tek adamlar ve birlikte yürüyenler

soL TV48:00

Transcription

Sevgili Sol TV izleyicileri, Komünist Bakışın yeni bölümüne hoş geldiniz. Merhaba Kemal.

Merhaba Evrim.

Kemal ya günlerdir Koç Holding ve Rahmi Koç konuşuluyor. Eee tabii yani konuşulanın ne dediyse tamamı yani o anlattığı iğrenç fıkra üzerinden ama aslında Holding'in 100. yılı kutlamaları, anıt kabir yürüyüşü ve resepsiyon eee yani sermayedar sınıfın Türkiye'deki gücü ve siyasete yön verme yöntemleri konusunda bizim söylediğimiz pek çok şeyi doğrular nitelikte. Ben buradan başlamak istiyorum ilk soru olarak. Yani son bu resepsiyon ve etrafındaki durumu nasıl değerlendiriyorsun?

Ya şimdi aslında bizim açımızdan yeni bir şey yok. Sonuçta bu 100 yıl başlığına çok ince ince çalıştıkları, hazırlandıkları belli. Eee, resepsiyon ise yani o işte Türkiye'deki önemli siyasi figürleri bir araya getirdikleri resepsiyon çok ince ayrıntılarıyla eee, şey yapılmış, çalışılmış. Yani verilecek fotoğraf, ortadaki mindere kim oturacak, kim kimin yanına oturacak. İşte burada eee Rahmi Koç'un vereceği rahat görüntü her şey eee hesaplanmış belli ki. Zaten hani bu tarz kuruluşlar eee bu devlette de böyle çok detaylı bir hazırlık yapıyorlar. Dolayısıyla yani oradaki fotoğrafta eee daha doğrusu verilen fotoğraflarda hiçbir şey rastlantıya bırakılmaz. Servis edilecek fotoğraflar da önceden eee planlanır. Şimdi o yüzden de hani böyle çok detaylı bir işte arka plan falan anlatısına gerek yok. Her şey çok açık bir şekilde ortada. Yani şunu göstermiş oldu Koç grubu. Eee sizler dolaşırsınız etrafımızda. Gelirsiniz gidersiniz. Görev bırakırsınız seçilirsiniz. Sonra başka hükümetler gelir. Biz kalıcıyız bu ülkede. Yani bu eee görüntüyü verdiler. Bu bu son derece önemli bir şey. Artı eee siyaset alanındaki gerilim ne olursa olsun biz Türkiye'deki eee kendi dünyamıza ait olan bütün siyasi aktörleri yan yana getiririz, diyalog kurdururuz türünden bir eee mesaj da vermiş oldular ve aslında her şey çok şey gelişti. Yani o kendi dünyalarındaki siyasi oluşumları topladılar. Birlikte fotoğraf verdiler. O sırada kendi dünyalarına ait olmayan bir başka siyasi parti, Türkiye Komünist Partisi dışarıda bir protesto gösterisi yaptı. E bu bir şey hani eee o ana denk getirmek için yapılmış bir protesto gösterisi olmamakla beraber denk geldi. Eee ve aslında evet Türkiye'nin fotoğrafı bu. İçeridekiler ve dışarıdakiler diye özetleyebiliriz.

Peki, eee, şimdi Özgür Özel'in orada verdiği fotoğraf da çok konuşuldu. Aynı bu işte fıkra ve genel olarak 100 yıl resepsiyonu orantısızlığında olduğu gibi orada da Özgür Özel'in esasen Bahçeli ile verdiği fotoğraf konuşuldu. Ama bir yandan da Özgür Özel önce eylemdeki maden işçilerini ziyaret etti. Sonra çıkıp gidip Koç'un resepsiyonunda boy gösterdi ve bu ikisinin arasındaki çelişki hiç konuşulmadı. Biraz da bunu değerlendirebilir misin lütfen?

Şimdi aslında şey konuşuldu. Yani hani madencileri eee ziyaret etme ve sonra eee Koç Holding eee resepsiyonuna gitmesi. Bu bu konuşuldu aslında ama konuşulması gerektiği gibi konuşulmadı. Şimdi biz yıllardır şunu anlatıyoruz. Emek meseleleri genel gündemin bir dizi başlığından bir tanesi olarak ele alınıyor. Mesela Kılıçdaroğlu da ekibini planlarken ama aynı şey Özel için de geçerliydi. Cumhuriyet Halk Partisi'de ya da başka partilerde işte işverenle ya da iş dünyasıyla ilişkilerden sorumlu bir genel başkan yardımcısı, eğitimden sorumlu bir genel başkan yardımcısı. Bir de sendikalar ve emek örgütleriyle ya da sendikalar ve STK'larla ilişkiden sorumlu genel başkan yardımcısı diye maddeler var. Şimdi diyelim ki 15 16 tane böyle bölüm var. Bunlardan bir tanesi işçi sınıfı emekçiler. O kadar. Dolayısıyla aslında bütün bunların tepesinde duran kişi olan genel başkan da doğal olarak bir ziyaretten öbür ziyarete geçiyor. Çünkü bun bu bun yani bunlar arasında bir tercih yok. Bunların bütününe bakıyor. E zaten bunların bütünü bir sermaye düzeni olduğu için nereye hizmet ettiği belli. Yani emek meseleleri onlar için bir başlıktan ibaret. Şimdi bunu eleştirmeden ya da bu aynı gemideyiz edebiyatını reddetmeden zaten bu mesele şey yapılamaz. O yüzden kim niye kızıyorlar, niye eleştiriyorlar bilmiyorum. Yani oradan şey yapıp ha sadece bir zamanlama açısından tabii bir yönetme hatası var. Yani oradan girip oraya oradan çıkıp öbür tarafa girmek eee biraz iletişim kazası gibi eee gözüküyor. Ama zaten şu anda Özgür Özel'in bu detayda düşünebilecek ne vakti var ne psikolojisi buna uygun. Eee ama sembolik olarak çok önemli bir şey bu. Bakın şöyle anlaşılmasın. Eşit uzaklık falan değil bu. Siz emek meselelerini genel gündemin sadece bir başlığı olarak ele alırsanız ve sizin gündeminizde sermaye ile ilişkiler de eşit ağırlıklı bir yere sahipse siz eşit uzaklıkta durmuyorsunuz demektir. Bu sermaye düzeninden yanasınız demektir. Çok çok basit. Eee, o yüzden de ya ne var canım işte mecbur koskoca Cumhuriyet Halk Partisi, ana muhalefet partisi tabii ki herkesle görüşecek türü bir basitlik değil bu. [homurdanır] E, herkesle görüşmek zorunda değilsiniz.

Şimdi bir kısmı bu. Diğer kısmı bu eee Devlet Bahçeli meselesi. Şimdi burada da şu önemli. Devlet Bahçeli çok iyi bir şey geliştirdi kendisine. Yani genel olarak işte devlet ciddiyeti deniyor ona. Eee hani böyle çok sık gülmeyen birisi. Güldüğü zaman muhatapların neşelendiği bir figüre dönüştü. Şimdi bu hayatta böyle bir böyle aktörler vardır. Yani bu mahallelerde vardır işte ağır abiler eee bir şeyde vardır, okulda vardır, bir iş yerinde olabilir. Hani az gülerler. Gülünce insanlar mutlu olur. Güldürdük, güldü, mutlu demek ki diye. Şey şimdi Devlet Bahçeli'de böyle bir figür oldu. Bu bunu yarattı düzen siyaseti açısından. Dolayısıyla böyle gülümseyerek sıcak bir iletişim kurduğunda muhatapları seviniyor. Yani bu demde de dem örneğinde de oldu. Şimdi Özgür Özel örneğinde de ama burada bir detay var. Şimdi Özgür Özel dönük yani Özgür Özel'in lideri olduğu partiye dönük çok ağır bir operasyon yürütülüyor iktidar tarafından. E, Devlet Bahçeli o iktidarın önemli bir figürü. En azından Cumhur İttifakı'nın önemli bir figürü ve Özgür Özel'i ayırmaya çalışıyor ısrarlı bir şekilde. E kimden ayırmaya çalışıyor hepimiz biliyoruz. Ekrem İmamoğlu'ndan ayırmaya çalışıyor. Ya da iktidar içerisinde İmamoğlu'ndan kurtulursa Özgür Özel'le devam etsin Cumhuriyet Halk Partisi diyen kanadın temsilcilerinden birisi Devlet Bahçeli ve bunu açık açık söylüyor zaten. E bu arada da çok önemli bir gelişme oldu. Onu da biliyoruz. Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı ellerinde dosyalarla Devlet Bahçeli'yi ziyaret ettiler. E ne için ziyaret ettikleri de belli. Yani Özgür Özel'e ilişkin dosyalar olduğu tahmin ediliyor. Bunu bilemeyiz. Ama büyük bir olasılıkla Cumhuriyet Halk Partisi'ne dönük operasyonların ya da saldırıların hangi doğrultuda devam edeceğine ilişkin bir görüşmeydi o. Ve ondan sonra Devlet Bahçeli'nin biraz Özgür Özel'e dönük eleştirinin eee tonu sertleştiği gözlendi. Ben tahminimi söyleyeyim. Tamamen dışarıdan baktığım bakarak duyduğum bazı şeyler de var. Özgür Özel'in yanındakileri terk etmesi yalnızca İmamoğlu değil ama Özgür Özel'de fazla dokunulmaması konusunda bir görüşme yapıldığına dair bir şey var. Benim de görüşüm bu şekilde. Tahminim çok da önemli değil. Eee o yüzden de Özgür Özel ile Devlet Bahçeli'nin verdiği fotoğrafa kızanlar varsa Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde falan yanlış şeye kızıyorlar. Yani işler bu noktaya geldikten sonra zaten eee bu görüşmeler olacaktır. Ha bu görüşmeler siyasi nezaket gereği midir? Ya o dünyayı biz karşımıza aldığımız için bizim siyasi nezaketten anladığımız daha farklı şeyler. Ama şunu söyleyeyim. Eee diyelim ki benzer şeyler bizim başımıza geldi. İktidarın sorumlularından birisiyle yan yana fotoğraf verilmez. Ama dediğim gibi Türkiye'de işler başka türlü eee yürüyor. Sadece bu fotoğraftan kalkarak Özgür Özel eleştirmenin anlamı yok. Zaten dediğim gibi tablo son derece eee net. Eee ama üzücü tarafı aslında Devlet Bahçeli ile Özgür Özel'in eee samimi görüntüleri değil. Orada Türkiye'nin büyük bir holdinginin eee aile büyüğü yani hayattaki şu andaki en eee şey figürü, ağırlıklı eee figürünün yanına Türkiye siyasetinin bütün aktörlerini, düzen siyasetinin bütün aktörlerini toplayıp ya onları böyle himaye eden asıl eee yönetici görüntüsü vererek fotoğraflar vermesi. Bu planlanmış bir şey. Hepsi de tıpış tıpış gittiler. Orada toplandılar. Bu asıl ağır eee tablo. Eee e ama zaten gerçekliğe de bu uyuyor. Yani hep söylediğimiz gibi Türkiye'de sermaye sınıfını hiç kimse hafife almasın. Düzenin sahipleri onlar.

Peki Temel, şimdi bununla aslında alakasız gibi görünen ama alakalı bir başka şey soracağım. Resepsiyona Erdoğan gitmedi. Eee, dün, eee, Ankara'da Cumhuriyetçiler Kurultayı toplandı ve sen orada kürsü alıp önemli bir vurgu yaptın. Eee, Türkiye'de şu an içinden geçilmekte olan dönemin bir tek adam rejimi ya da saray rejimi olarak tanımlanmasını ve mücadelenin bunun üzerinden kurulmasının yanlış olduğunu vurguladın. Eee, şimdi bir y biz bir yandan işte sermayedar sınıfın Türkiye'deki gücünden bahsediyoruz. Bir yandan da yani Türkiye'de her şeyin, eee, Erdoğan'ın yörüngesinde ve etrafında dönüyor olduğuna dair pek çok sol şey var. Yani analiz var. Eee, bu ikisini bir karşılaştırıp bu tartışmayı derinleştirir misin lütfen?

Şimdi Erim zaten hani dün Cumhuriyetçiler kurultayına Evet. Bu konuşmayı, bu doğrulukta bir konuşma yapma ihtiyacı hissettim. Doğru. Eee ama bunu biz daha önce de defalarca söyledik. Bu programda da yani tek adam rejimi kulağa hoş geliyor. Bazı faydaları olmuş olabilir geçmişte. Bu aynı şeyi saray rejimi için de eee söylemek geremak gerekiyor bu kavramları. Niye? E yanlışa götürüyor. İşte kimileri o resepsiyonda Erdoğan'ın olmamasını, Erdoğan'ın her şeyin üstünde olmasına bağladı. Ya bunun kanıtı olarak gösteriyor. Hayır, Erdoğan zaten artık bu siyasi figürlerle aynı kareye girmemeye çalışıyor. Yani bu açıdan zaten kendisini ayırdı. Mesele Koç Holding falan değil. Şimdi bunun tabii nedenleri var. Sonuçta Erdoğan herhangi bir siyasetçi değil. Yani tek adam rejimi, kavramı yanlışa götürür diyoruz ama yani ortada ağırlıklı bir isim var. Tercihleri var. eee dolayısıyla kendisini eee diğer partilerin liderleriyle eşitlemek istemez iktidarda zaten. Ha ama önemli isimlerini yolladı o resepsiyona. Bu da eee unutulmasın şimdi. Niye ama tek adam rejimi? Bir örnek vermek istiyorum Evrim. Şimdi bu daha önce de söylenmişti. Tek adam rejimi, tek adam rejimi deniyor. Sonra geçtiğimiz hafta hem DEM partisinden hem Cumhuriyet Halk Partisi'nden aynı doğrultuda uyarılar yapıldı AKP'ye. Dendi ki bu operasyonlar yarın sizi de vurur, yarın Erdoğan'ı da vurur. Ya birazcık tutarlılık. Hani tek adam rejimiydi. Niye Erdoğan'ı uyarıyorsunuz? Yani şimdi ortada bir tuhaflık var. Çünkü tek adam rejimi kodlamasını yapanların aynı zamanda çok sevdikleri bir başka şey daha var. Derin akıl, derin devlet. Daha düne kadar hatırlayalım derin devletin Erdoğan'ı teslim aldığı iddia ediliyordu. Aynı çevreler tarafından, aynı sığ analizler tarafından. Öyle söyleyeyim. Tabii kesinlikle. >> E nasıl tek adam rejimi bu? Hani her şeyin üzerinde Erdoğan vardı ya. Şimdi unutuluyor bunlar. Diğeri de hata. Bu da hata. Ortada bir mekanizmalar var. Bu mekanizmalar içerisinde Erdoğan'ın bir ağırlığı var. Ama bizim sermaye egemenliği dediğimiz şeyin nasıl çalıştığının biraz dikkatle eee şey yapılması lazım. Yani ben bir açmak istiyorum bugün aslında artık. Yani eee bir sermaye düzeni dediğimiz şey siyaset alanını nasıl işletir? Niye eninde sonunda siyaset alanı sermaye sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda şekillenir? Bütün bunlar hangi mekanizmalarla gerçekleşir? Artık bunlara dair net bir kavrayışın ortaya çıkması lazım. Ya şunu şunu karikatüre dönüştürüyorlar hemen işi işte. Ya siz size göre de her şeyi işte patronlar direktif veriyor bilmem ne ya. Bunu ne zaman dedik gerçekten yani böyle saçma sapan bir mekanikliğe iyi bir Marksist ya da Marksist olduğunu düşünen birisi düşmez zaten bu hataya. Siyaset alanının çok ciddi, kendine özgü dinamikleri vardır. Siyasetçilerin hareket alanı vardır. Göreli özerkliği vardır. Ama bütün bunlara rağmen siyaset alanı en de sonunda sermaye sınıfı tarafından, onun çıkarları tarafından belirlenir. E böyle olmasaydı zaten eee bazı siyasetçilerin kafasına göre ülkelerin sosyoekonomik yapısında önemli değişiklikler olurdu. Bu olmuyor. Niye olmuyor acaba bu mekanizmaları yani? Çünkü bugün değil bu mesele. Kapitalizmin tarih boyunca sermaye sınıfının güçlenmesi, gelişmesi, bütün bunlar içerisinde bazı mekanizmaların yerleşmesi artık ve artık hani siyasi iktidarlardan bağımsız hale gelmesi. Bütün bunları hesaba katmamız gerekiyor. Şimdi ne neyle eee yapıyorlar bu şeyi? Bu beceriyi yani sermaye sınıfının siyaset alanını yönlendirmesi. Eee, bir kere unutmamamız gereken bir şey var. Siyaset alanıyla sermaye sınıfının kendisi geçişken yani siyasi aktörlere baktığınız zaman örneğin işçi hareketinden gelen ki o işçi hareketi de genellikle sendikal bürokrasi olarak tanımlanabilir. Bir iki aktör bulursunuz her dönemde. Bunun dışında tekim, avukat, eczacı bunlar da vardır ama bayağı bir iş insanı da vardır. Düzen partilerinde, mecliste temsil edilen. Şimdi bir geçken, bunların bir bölümü bayağı zengindir. Zaman zaman büyük sermayedarların doğrudan siyasete girdiği gözlenir. Türkiye'de ya da başka ülkelerde. Ama buna ihtiyaç yoktur. Neden yoktur? Çünkü o sözünü ettiğimiz dünyaya ait olan işte küçük girişimciler, orta ölçekli girişimciler, müteahhitler ama eee sermaye gruplarıyla yakın mesai içerisinde olan kesimler zaten o bir geçişkenlik sağlarlar. Bu bir. İkincisi medya, üniversiteler, araştırma kuruluşları, uluslararası ya da yerel ajanslar, iş dünyası dedikleri ekonomiye yön veren danışmanlık şirketleri. Bunların uluslararası boyutta çalışan örnekler var. İsim vermeyeceğim burada. Yani gerek yok. Şimdi bunlar yön verirler. Bazı gazetecilerin çok köklü ilişkileri vardır sermaye gruplarıyla. Bazı gazetecilerin uluslararası sermaye gruplarıyla çok köklü ilişkileri vardır. Bunlar fısıldarlar. Bunlar öne açılacak siyasetçiye belirlemek üzere yemekler yerler ve lobi faaliyetleri başlar. Şimdi denir ki Türkiye'de lobi mekanizmaları işte ABD'dekine kadar güçlü değil, yerleşik değil. Yanılıyorlar. Amerika Birleşik Devletleri'ne daha gözle görülür ve takip edilebilir bir lobi mekanizması vardır. Türkiye'de ise çok katmanlı, takibi çok zorlaşmış ama daha etkili lobi mekanizmaları vardır. Çok net söyleyeyim. Bugünkü iktidar ve ana muhalefet için söyleyeyim. Türkiye'de etkili sermaye çevrelerinin yol vermediği kimse yükselemez. Mümkün değil böyle bir şey. E bu yeterince bir şey değil mi? Yani kimlerin yükseleceğine karar veren mekanizmalar var. Efendim bu mekanizmalar yok. İşte kendi gücüyle, mücadelesiyle ortaya attı. İşte iyi bir iletişim ekibi kur. Yok böyle bir şey. Dünyanın en iyi iletişim ekibini kur. Nal toplarsın. Bu işler böyle. Yani bu andığımız mekanizmalar hafife alınabilir mekanizmalar değil. Şimdi dolayısıyla bir rahatlıkları var. Öyle her gün direktif vermek zorunda değiller. Zaten her gün direktif alan bir siyasetçi iyi bir siyasetçi olmaz. Ülkeyi de yönetemez. Çünkü sermaye sınıfının ihtiyaçlarıyla siyaset alanının dinamikleri birebir örtüşmez. Çünkü topluma hitap ediyorsunuz. Sermaye sınıfı ise kara bakar. Ha zaman zaman fazla ileri gittiğini düşünürler. Siyasetçiyi eleştirirler. Türkiye toplumsal patlamanın sınırında diye. Değil mi? TÜSİAD zaman böyle raporlar yayınladı. Başka bir şey daha söyleyeceğim. Bu kuruluşlar, büyük sermaye örgütleri diyelim, epey bir uzman çalıştırıyor. Eee, mesela İstanbul Sanayi Odası, Top, TÜSİAT belki hani sayıları binleri ulaşmıyor eee TÜSİAT'ın profesyonellerinin falan ama bunlar ciddi uzmanlar çalıştırıyorlar. Bir de dolaylımlı bağ kurdukları eee iletişim halinde oldukları unsurlar var. Şimdi bunlar birbirlerine fısıldıyorlar. Şu siyasetçiyi başarılı, bu siyasetçiyi başarısız buluyorlar. Bu e değerlendirmeleri eee siyasi karar mekanizmalarının kulağına gidiyor. Yani ve bunlar etkili şeyler. Yani reklam piyasası diye bir şey var. Reklam piyasası medya dünyasını zaten şekillendiriyor. Şimdi deniyor işte yandaş medya var falan filan. Doğrudur. İktidar bütün muslukları kontrol ediyor. Ama bu her zaman böyle olmayacak ya da böyle olmadı. İktidarın içerisinde bu sefer kimlerin sermaye tarafından özellikle himaye edilip destekleneceği, kimlerin öne açılacağı. Bu sefer mekanizmalar buna çalışıyor. AKP bundan muaf değil. AKP içerisinde hala bir sürü grup var. Belki şimdi de biraz eee bu çelişkileri yumuşattılar ama gözle görülür bir şekilde hala büyük bir kavga var ve bu kavga belki de 2 yıl sonra çok daha sertleşecek. Dolayısıyla yani buralarda sermaye sınıfının elini hiç uzatmadığı, hiçbir şey yönetmediği, hiçbir etkisinin olmadığı, siyaset öyle bir şey değil falan ya geçiniz bunları. Böyle gitmiyor bu iş. Sayısız mekanizma kurmuş durumdalar. Bu mekanizmalar doğalında işliyor artık. Kimsenin farkına varmayacağı şekilde doğallaşmış, normalleşmiş durumda bu mekanizmalar böyle yönetiyorlar. Koç grubuna dair de bir şey söylemek istiyorum. Koç grubunun büyüklüğü ya bu diğer grupları kayırdığımız anlamına gelmiyor. Koç en büyük holding. 120 130.000 civarı bir istihdam sağlıyor. Doğrudan istihdam. Ama unutulan bir şey var. Koç grubu işte nedir? Ağırlıklı otomotiv nedir? Tüpraş. Yani o da ayrı bir e yaradır içimizde. Nedir? Beyaz eşya. İşte bankacılık sektöründe de Türkiye çapında 5 6 banka. Ama bunlarda doğrudan çalışanların, emekçilerin, sömürülen emekçilerin dışında e bir de Koç grubuna tedarik eden, aramal üreten muazzam bir ekonomi var. Bunun hacmini hesaplamak çok zor ama tahmini normalde Koç'un kendi istihdam kanallarının 5-6 katıdır. Hatta orta büyüklükteki bir hatta büyük sayabileceğimiz bazı işletmeler Koç grubu olmasa yaşayamazlar. Anadolu sermayesinin bir bölümü de böyle gelişmiştir. Dolayısıyla işte Koça da dokunacak. İşte AKP AKP'nin canını çok sıktı Koç. Koç'un da canını AKP çok sıktı. Doğrudur bu. Yani çelişkisiz bir eee sermaye egemenliği olmaz. Bunlar veri. Ama Koç grubuna dokunamazlar. Bu dediğim nedenle yani Koç Holding'in zaten yapısı çok kuvvetli ama bir de onun etrafında bir ekosistem var. O ekosistemin nerede başlayıp nerede bittiğini bilemezsiniz.

Yani bir çeşit böyle ya bir saray rejimi yok ama bir tek holding rejimi var diyebilir miyiz?

Hayır bu bu da yanlış olur ama yani bir hiyerarşik yapısı var Türkiye kapitalizminin. Bu hiyerarşik yapıda çok uzun süredir Koç Holding motor güç yani bu diğer eee sermaye gruplarını eee hafife almak anlamına gelmiyor. Bazıları çok hızlı geliştiler. Bazıları Koç Holding'e rakip oldular. Rol çaldılar. Belki kaynak çaldılar. Bu ayrı bir şey. Kapitalizm rekabetsiz olur mu zaten ya?

Peki Kemal o zaman bir şey daha söyleyeyim. Ya az önce AKP'nin içinde de sürmekte olan kavgalardan bahsettin. Bu son olan bitenlere dair de hemen şey analizleri de yapıldı. İşte Anadolu sermayesi ile TÜSİAT sermayesi arasındaki gerilim yansıyor buraya diye. Daha öncesinde Türkiye'de sermaye sınıfının bir iç savaş yaşıyor olduğunu söyleyenler falan da vardı. Bunlar söylenebilir mi gerçekten? Yoksa yani AKP'nin iç gerilimleri sermaye sınıfının iç gerilimleriyle birebir örtüşüyor mu?

Bir kere Türkiye kapitalizmi kırılgan falan ama çok komponentli yani. Evet. Türkiye'de sürükleyen bazı sektörler var. Bütün dünyada öyledir. Ama öte yandan da Türkiye ekonomisine baktığımız zaman bazı başka ülkeler gibi eee birkaç sektöre dayalı bir ekonomisi yok Türkiye'nin. Ya bu abartılı bir değerlendirme. Mesela yeni başımızdaki Yunanistan'a baktığımız zaman işte şişkin bir hizmet sektörü, turizm sektörü, eee bir de işte deniz taşımacılığı >> eee ve bağlantılı eee sektörler. Biraz işte telekomünikasyon. Şimdi ama bize baktığımız zaman yani işte tekstil önemsiz bir sektör mü? Hala Türkiye'de o kadar problem yaşıyorlar. İşte inşaat bir tarafta var değil mi? Yani motor güçlerden bir tanesi. Eee ama otomotiv hala güçlü bir sektör. Beyaz eşya zayıf mı? Değil. E hizmet sektörü çok ciddi şişti Türkiye'ye. Enerji sektörü yani Türkiye ekonomisi kırılgan. Evet. Ama eee çok katmanlı. Eee ben eşit dağılmış diyemem. Yani o planlı bir ekonomide olur. E işte tarım sektörü ciddi bir darbe yemiş durumda falan. Ama Türkiye ekonomisi çok aktörlü bir ekonomi bir kere. Şimdi bunlar arasında rekabet olur, stratejik yönelim farklılıkları olur, [homurdanır] devletin stratejisine ilişkin farklılıklar olur. Şimdi burada mesela çok önemli bir konu var. eee Koç grubu AKP öncesinde de Türkiye'de işte ABD Atlantik hattıyla ama özellikle ekonomide de Avrupa hattıyla en fazla ilişkilenen kendi sermaye yapısını en fazla Avrupa'yla içli dışlı hale getiren holdingler bu açıdan öncüdür. Şimdi AKP döneminde bunda değişiklik olmadı. Yani Koç grubu dış yatırımları mesela Romanya'ya yöneldi. Birkaç sektörde beyaz eşya ürün satışlarında Avrupa'ya yöneldi. Ya bu Asya'ya falan Afrika'ya satmadığı anlamına gelmiyor ama ana müşterisi Avrupa Otomotivde de öyle. Ticari araçlarda bayağı ciddi bir ağırlığa sahip. Şimdi bu AKP döneminde yükselişe geçen sermaye gruplarının davranış kalıbından biraz farklı. Çünkü AKP eee Avrupa ile ilişkiler sürerken bir de işte Asya, Afrika eee ya da Orta Asya buralara da yöneldiler ve bazı sermaye grupları eee gelişimlerini hem buralardaki yatırımlara, fabrikalar açanlar oldu hem buradaki pazara yönelerek sağladılar. Şimdi buradan baktığımız zaman Koç Holding açısından Avrupa Birliği ile ilişkiler hala merkezi bir rol oynuyor. Burada bir çelişki var mıdır? E vardır tabii ama unutmayalım. Şimdi Koç Holding'in bağlantıların ya da benzer sermaye gruplarının bağlantıları Türkiye'nin yeniden Avrupa ile ilişkilenmesinde bir eee köprü vaziyeti kuracak. Dolayısıyla buralarda rekabet olur, farklı stratejiler olur falan ama ya sermaye Türkiye'de dediğim gibi bu e TÜSİAT sermayesini elimine ederek, etkisizleştirerek bir büyüme modeli olamaz. Demin anlattığım nedenle yani bu işte onların da şeyine el koyacaklar isteseler falan. Hayır. Ha bazı ihalelerde önce verdiler sonra aldılar. Koç grubunun canı yandı. Evet ama başka grupların da canı yandı. Örneğin Tüpraş'ta 2005 yılındaki Tüpraş özelleştirmesi özelleştirme eee şeyinin, furyasının en büyük balıklarından birisiydi ve bu ülkeye yapılmış en büyük kötülüklerden birisi. Ve bu Koça gitti ve Koç'un eee AKP döneminde ihya olmasının şey temel nedeni bu. Diğer eee sektörlerdeki faaliyetler önemsiz anlamında söylemiyorum ama Tüpraş çok büyük bir şekilde önünü açtı.

Tabii tabii.

Sadece Tüpraş'ın rafinelileri son derece kritikti. E bir de bunun üzerine enerji sektörünün bağlantılı noktalarına giriş yaptılar ya. Dolayısıyla hani AKP döneminde eee Koç darbe aldı mı? Almadı ya. Bakıyorsun işte karlarını, şeylerini, toplam Türkiye ekonomisindeki yerini. Yok böyle bir şey. Ha arada çelişki yok mu? Olmaz olur mu? Birbirlerinden nefret ediyor da olabilirler. Ne önemi var bunun? Bu sermaye dünyasının gerçekliği. Biz orada dostluklar, vefa duygusu, bilmem ne bu arayış içerisinde değiliz ki. Bizi ilgilendirmiyor. Bu ortada temel bir sorun var. Sermaye egemenliği demek. Emeğin sömürülmesi demek, dünyanın en büyük hırsızlığı demek. E biz bu temel ahlaki meseleye dönük bir teşhis koyduktan sonra oradaki ilişkilerin ne kadar sağlıklı olup olmadığına ilişkin bir sonuca bakarız. Ha günün birinde bazı sermaye gruplarına dönük operasyonlar olur falan filan olur ama bu Koç değil. Bunu söylemek zorundayım.

Evet zaten yapılmışı da var da ikisi arasında gerçekten bir ölçek farkı var. Peki Kemal bu fıkra meselesine de gelmek istiyorum. Gelmek zorundayım da bence. Yani hemen soruşturma açıldı. Ardından önce Devlet Bahçeli ve AKP'den Nihat Zeybekçi sahip çıktı. Yani ne gerek vardı böyle bir soruşturmaya diye. Yani sevimsiz bir biçimde yani AKP karşıtı laik kesimlerden de yahu adamın yaşına veremediniz mi kabilinden böyle bir mazur gören tavırlar da eee şey oldu eee ortaya çıktı. Ardından mesela 2 tane Koç binasına ateş edilmiş dün çeşitli zamanlarda ve bu bütün tablo ya açık söyleyeyim bana bu olan bitenlerin en azından bir kısmı senaryo gibi görünüyor. Sen ne dersin?

Yani bunu bilemeyeceğim. Neden bilemeyeceğim? Türkiye gerçekten fantastik bir ülke. Yani çok hızlı, çok kısa bir zaman aralığında çok fazla şey oluyor, gerçekleşiyor. Mesela bunlar senaryo olabilir ama olmazsa şaşırılacak bir tablo yok. Oluyor bunlar Türkiye'de. Bu bir. Şimdi tamamen şahıslardan bağımsız olarak Türkiye'de bazı stand-up'çıların kimi işte [inleme] sosyal medyada ünlenmeye çalışan yani sosyal medya üzerinden ünlenmeye çalışan şimdi öyle bir meslek çıktı. Kişilerin ne kadar zevzekçe olursa olsun, ne kadar tuhaf olursa olsun işte mizah adına yaptıkları şeylerin soruşturma konusu olması zaten başka bir tuhaflık. Çünkü bu iletişim çağında zaten kafaya taksak yani herkeste davalık olursun. Tabii >> yani eee bunun sonu yok. Bir de ortada Cimer gibi bir kolektif muhbirlik teşviki var. >> Jurnalçilik hattı var yani. >> Evet. Yani böyle bir toplum yaratıldı. Bir sohbette falan işte bir fıkra anlatılır. O ona güler bilmem ne. Onu birisi çeker olur mu böyle şey diye. Eee, çok berbat bir fıkra. Her şey var içinde. Yani neresinden tutsan dökülüyor? A işte yaşlı bir adam falan. Dediğim gibi ben bu tür şeyler üzerinden yürütülen hukuki şeyler zaten Türkiye'de hukuki şeylere dönük bir yargımız var. Bir Ama ama şunu söylemek zorundayım. İşin öbür boyutu da bu parası olanların her şeyi söyleyebilme özgürlüğü, küstahlığı la ilgili bir boyutu da var. Ya bütün bunları söyledikten sonra bir de işin bu yanı var. Keşke şimdi ortada evet kadına dönük, Kürtlere dönük bir aşağılama var ama keşke bunlar kadar Türkiye toplumunun holdingler tarafından sınıfsal aşağılamaya uğraması dert edilse bir de işin bu boyutu var. Ama ben hani çok bunun üzerinden uzun bir tartışmanın bize yaramayacağı kanaatindeyim. Sonra mağdur Koç olacak. Buradan mağduriyet şeyleri yapılacak. Tahammülsüzlük işte iktidarın bilmem nesi. Gerek yok. Yani bizim sermaye egemenliğine, Türkiye'de sömürü mekanizmalarına karşı mücadele etmek için 50.000 tane başka gerekçemiz var. Bu olmamalı ama hani şeye çıkaracaksak buradan çıkacak sonuç bu cürreti nereden buluyorlar? Bu rahatlığı nereden buluyorlar? Çünkü o rahatlığın öbür tarafında da önemli bir iktidarın siyasetçisi şimdi çok fazla önemli önemli görevi olmasa da eee kah gülmesi de var. >> Tabii canım. Ehezehe diye gülüyordu adam orada. >> Evet. Eee, Temal, eee, şimdi bu konuya dair ekleyeceğin bir şey varsa önce onu alayım. Sonra ya başka bir konuda bir sorum daha var.

Bu konu çok konuşulması gereken bir konu. Şimdi niye bu kadar uzun konuşmak zorunda kaldık bu konuyu? E çünkü Türkiye'de muhalefet adına, yalnızca muhalefet adına değil, sol adına sermaye gruplarının bazılarına medet umma. Yani Türkiye'de laik sermaye diye bir şey icat edildi. Laik sermaye olmaz. Olmaz. Laikliği istismar eden, kullanan sermaye olur. Çünkü laik sermaye demek Türkiye'de gericileşmeye, laikliğin ayaklar altına alınmasına karşı sistematik bir mücadele [boğazını temizler] yürüten sermaye demek. Böyle bir sermaye var mı Türkiye'de? Böyle bir şey olabilir mi? Artı şimdi bunlar köklü kuruluşlar, köklü holdingler. Onların bir tarihi var, sürekliliği var. Aile grubu bu bir aileden ibaret değil ama bir aileye ait. Ya şimdi çok konuşuldu. Tekrar etmek istemiyorum ama 12 Eylül'de Vehbi Koç'un Kenan Evren'e yazdığı mektuplar yenilir yutulur mektuplar değil. Gerçekten değil. Şimdi bu öyküden sonra tutuldu dendi ki işte laik sermaye, çağdaş sermaye, muhalif sermaye işte TÜSİAT'a bir rol eee biçilmeye çalışıldı. O rol biçilirken TÜSİAT'ın mevcut yöneticilerine dair birtakım güzellemeler yapıldı. İşte çok aydın dendi, çok okuyor dendi, aslında solcu dendi ya da mezhebine ilişkin birtakım şeyler yapıldı. Ya ya bunlar gerçekten yakışıksız bir şey bizim açımızdan yani. Çünkü biz eee hayatı, siyaseti böyle değerlendiremeyiz. Ortada bir olgu var. Bir kolektif sınıf var bir kere. Yani sermaye sınıfı bir bütün olarak. Büyük sermayeden söz ediyorum. Bugünkü olup bitenlerin baş sorumlusu altını çiziyorum. Yani sorumlusu AKP falan bu ayrı ama baş sorumlusu sermaye sınıfıdır. O yüzden de bu ayrımlar içeride kavga var. O sermaye işte yeşil sermayeye karşı bilmem ne. Şimdi bir de yeşil sermaye de muhalefete geçti diyenler var. Yani sonu yok çünkü umutlanacaklar ya. Bir tek halktan umutlanmıyorlar. Bir tek emekçilerin mücadelesine umutlanmıyorlar. Herkesten umutlanacaklar. Efendim AKP'nin içerisinde itirazlar var falan var. Mücadele var. Ama bırakın onların mücadelesi emekçi halkın mücadelesini kolaylaştırsın oradaki çatlaklar. Ama oradan medet ummayın. Umm işte Türkiyat sermayesi, Koç grubu işte anıt kabire yürüdüler. A mesaj verdiler iktidara. Hayır iktidara mesaj vermediler. Bütün topluma mesaj verdiler. Dediler ki biziz bu ülkenin sahibi. Çok önemli bir mesaj o. Ve oraya bir parti gibi gittiler. Yani bir heyetle gitmediler. Çok kalabalık gittiler. E niye işte 120.000 130.000 kişiyi çalıştırıyorlar. Bunların önemli bir bölümü emekçidir. Hani üst düzey yöneticileri falan çıkarıyorum. E bir de demin hatırlattığım gibi bir ekosistemi var bu holdingin. E bunun yanına büyük Türkiye'nin holdinglerini koyun. İşte Yıldızdır, Sabancı'dır, Anadolu'dur değil mi? Bütün bunları koyalım. Bunlar Türkiye'ye şeyler yön veriyorlar. Sermaye grupları içerisindeki çekişmelerden Türkiye'nin düzlüğe çıkacağına ilişkin bir beklenti gerçekten bize yakışmaz.

Kemal, eee, bir de NATO meselesi var. Eee, ya bu konuda da bir kısaca konuşalım istiyorum. Şimdi 7 ve 8 Temmuz'da Ankara'da eee bir NATO zirvesi planlanıyor. Türkiye Komünist Partisi eee konu açıklandığından yani bu bilgi ortaya çıktığından bu yana tepki gösteriyor ve protesto hazırlığında. Eee, son olarak da yani Ankara'da bir eee, o tarihlerde herhangi bir protesto eyleminin yapılamamasına yönelik bir idari tasarruf gündeme geldi. Şu an henüz tam olarak resmileşmedi ama, eee, Anadolu Ajansı'nın bir haberinde yayınlandı bu ve bugün de Türkiye Komünist Partisi aklınızdan bile geçirmeyin başlıklı bir açıklama yaptı. Eee, Türkiye Komünist Partisi ne yapacak bu planlanmakta olan NATO zirvesine karşı?

Biz mümkün olduğu kadar kalabalık halkı temsil eden bir kalabalığın NATO zirvesinin karşısına dikilmesi, tepki vermesi gerektiğini düşünüyoruz. Tersinin bu ülke için bir ayıp olacağını da düşünüyoruz. Mesele sadece bir protesto değil. NATO zirveleri ya da benzer zirveler her şekilde protesto edilebilindir. Bu meşrudur. Her şekilde dediğim yani sokakta protesto itirazım var demek bir haktır. Şimdi biz bunun bir kere mümkün olduğu kadar kitlesi olmasını istiyoruz. 2004'te de başka birçok eylem olduğu falan ama çok geniş bir kesimin katıldığı Kadıköy'de NATO zirvesini protesto eden bir miting yapıldı 2004'te İstanbul'da. Şimdi dünyada çok sular aktı. Türkiye'de bir değişim yani bir sürü şey yaşandı ama NATO baki kaldı. >> [homurdanır] >> Gene bir zirve bu sefer başkente getirdiler. Bu daha da büyük bir meydan okuma. Bizim halkımıza çok büyük bir meydan okuma bu. Şimdi bu protesto edilir. Edilecek zaten. Yani her durumda edilecek. Biz bayağı süre önce takvime baktık ve en kalabalık protestonun hafta sonu pazar günü yapılacağına dair bir şeyle hareket ederek 5'inde bir miting yapacağımızı bildirdik. İzin alınmıyor mitinglerde. Buna dönüştürdüler işi ama hayır biz bunu kabul etmeyeceğiz. Biz sadece 5'inde miting yapıyoruz diye bildirimde bulunduk. Onlardan bir bildirim beklemiyoruz. Ama biz bunu kamuoyuna açıkladığımız gün Anadolu Ajansı resmi bir genelgeye dayanmaksızın 15 günlük ek tedbirler diye bir paket servis etti. Sonra bunu geliştirdiler. Güzergahlar şurada kuş uçmayacak. Havada şey olmayacak. Sivri sinek bile giremeyecek. O olmayacak, bu olmayacak. Herkes Ankara dışına çıkarılacak. Zaten tatil ilan ettiler. İdari tatil falan filan. Böyle bir dehşet bir şey yaratmaya çalışıyorlar. Ya şimdi bir iyi yaratsınlar. Varsayalım ki biz onlara bir bildirimde bulunduk. Onlar da diyecekler ki yasak. Türkiye 2026 yılında NATO denen münasebetsiz örgüt insanlığın başına çorap üstüne çorap örmüş bir örgütü protesto edemeyecek bir ülke değildir. Dar anlamıyla TKP'den de söz etmiyor. O kısmı ayrı. İyi. Madem öyle o zaman Ankara'da kuş uçurtmasınlar. Zaten biliyorduk onların NATOculuğunu. Hep söylüyorduk. İşbirlikçilerini söylüyorduk. Devam etsinler yollarına. Bu kadar basit. Gıkı çıkmayan bir ülke istiyorlar. Çünkü anladık iktidar biz her şeye hakimiz. Bakın dünyanın her yerinde NATO protesto edilir. Biz hiçbir şeye izin vermedik. Çünkü mesele güvenlik meselesi olmanın dışına çıktı. Artık yok efendim steril alanlar dendi, şu dendi, güzergahlar belirlendi. Varsayalım ki gelen konuk NATO üyesi, NATOcuların talepleri de var. Çünkü öyle oluyor. Yani kendi güvenliklerini bunun ötesinde bir şeye kalkışıyorlar. Bu onursuzluğu kabul etmez bu halk. Hele hele Ankara'da. Biz 2004'te demiştik ki İstanbul kapılarını NATO'ya kapatıyor. Sloganımız buydu. E bu ya başkenti Türkiye'de milli mücadelenin başkenti efendim biz NATOcuları hiç huzurlarını kaçırmayacak, hiçbir protesto olmayacak, hiçbir şey olmayacak ve bununla övünecekler. Buna izin vermeyeceğiz. Bununla övünemezler. Nedeni şu. Öbür türlüsü çok kötü olur bu ülke için. Dünyanın bütün şey NATOcuları gelecek. Filistin'de bunlar olurken, İran'a saldırılırken bütün bunlar olacak. Dünyanın birçok noktasında savaşlar olacak. NATO Karadeniz'e girmeye çalışacak ki girdi artık. Ukrayna'da bir savaş var. Bu savaş NATO'nun savaşı. Bütün bunlar olacak ve 85 milyonluk ülke 40 çıkarmayacak. Biz bu onursuzluğa izin vermeyeceğiz devrim. Ben bunu söyleyebilirim.

Kemal çok teşekkürler. Ağzına sağlık. Bir şey >> teşekkür yok. Herkese eee başarılı güzel bir hafta dilerim. Sevgili Sol TV izleyicileri, haftaya Komünist Bakışta tekrar görüşmek üzere.