Transcription
Sen benim dünüm, bugünüm, yarınımsın. Sen benim dinim, imanımsın. Sen benim sevdam. Sen benim hasretimsin. Sen gecemi aydınlatan lamba. Ruhuma nur saçan ayna. Sen anımda öpülesi, sen alnından öpülesi, sen ayaklarından öpülesi kadın. Sen ebede açılan kapı, sen en ihtişamlı yapı. Sen asi dalgalarda sığınlacak liman, umarsız dertlerde tek derman. Sen sevdikçe çoğalan, verdikçe bereketlenensin. Sen bir ömür yaşanacak dünya. Sen içilip içilip kanılmayacak derya. Sen ağzımda sütüm, dilimde duamsın. Damarımda akan kan, sen bendeki can. Sen candan öte cansın. Sen benim canım, cananım bir tanemsin. Sen benim sevgili annemsin.
Şiirin ve fikrin aziz takipçileri, kıymetli dostlar. Bir cumartesi akşamı zirve şairlerimizden şiirler programında Şubat 7 ve zirve şairlerimizden şiirler programının da 250. canlı yayınında sizlerle birlikte olacağız. Bu akşam yalnızca bir şairi, bir yazarı değil, bir ömrün sessizce taşıdığı irfanı kayda geçirmek için buradayız. Çünkü bazı insanlar konuşmak için değil, tanıklık etmek için yaşar. Ve biz bu akşam kıymetli İsmet Erdal hocamızın hayatına değil istikametine tanıklık edeceğiz. Değerli dostlar ifade etmeye çalışıyoruz. Bu sıradan bir yayın değil, bir kayıttır. Burada bu akşam sadece bir sohbet gerçekleştirmiyoruz. 250 haftadır bir hafızayı inşa ediyoruz. Yani 21. yüzyıl Türk edebiyatının ve şiirinin inşası, hafızası.
Kıymetli hocam malum bu tür programlarda ilk soru böyle genelde kendinizi tanıtın eee türünden bir yaklaşım olur. Açıkçası bizim bu sorularda muradımız eee biyografik bir biyografik bir tanıtım değil. Biz bir ömrün eğitime vakfetmiş, yazıyı bir sorumluluk olarak taşımış bir insanın nasıl bir iklimde doğduğunu, nasıl bir çevrede doğduğunu, hangi etkilerde yoğrulduğunu ve nasıl inşa olduğunu kayda geçirmek, tarihe emanet etmek istiyoruz. Bu bir hafıza kaydı olması sebebiyle çocukluğunuzu, yetiştiğiniz iklimi, aile çevresini, inşa ve etkilerini ve hayatınıza, yazı yolculuğunuza yön veren başlangıç iklimini bu süreci bizimle paylaşmanızı istiyoruz. Çünkü edebiyatın bütün alanlarında romanından hikayesine, sohbetten hatıratına, monografi çalışmasına, şiire varıncaya kadar hayatınızın merkezinde oldu. Öncelikle programımıza hoş geldiniz, sefa getirdiniz diyorum ve kıymetli hocam sözü size veriyorum.
Bismi teala. Öncelikle kalbi hürmet ve muhabbetlerimi arz ederim efendim. Tabii programınızın ismi Zirve Şairlerden Şiirler Programı. 250 program. Eee bugüne kadar eee yaşayan, hayatta olan ve Türk şiirine, Türk edebiyatına çok büyük katkıları olmuş. Çok kıymetli ama çok kıymetli. çok değerli eee üstatlar, kıymetli dostlar yer almış. Eee onların bir kısmını dinleme, izleme fırsatı buldum. Eee gerçekten eee hani iki şeye gıpta edilir derir ya. Onlardan birisi işte bu eee gıptayla baktım. Tabii programın adı zirve şairleri olunca ben zirve kelimesinden biraz eee tabiri caizse amiyane tabirle tırsarım, tırsıyorum hele hele günümüzde. Çünkü her şeyin araçsallaştırıldığı eee zirveye çıktıktan sonra da eee artık başka eee şeylerin eee hedef gaye haline geldiği, yolculukların unutulduğu, yolun unutulduğu bir çağda yaşıyoruz maalesef. Eee bu bakımdan eee kendimi eee orada görmem. görürsem bu 250 programda misafir ettiğiniz o üstat bildiğimiz kıymetli şairlerimize, üstatlara eee haksızlık olur, edepsizlik etmiş olurum. Ben kendimi bir şiirsever olarak ancak eee isimlendirebilirim, takdim edebilirim. Eee bu açıdan eee önce öncelikle bunu ifade etmek isterim. Eee, bir başka ifade etmek istediğim husus da bugüne kadar aslında eee, arzu etmeme rağmen eee, o taraflara da yolculuk etmeme rağmen denk düşmediği için eee, vicahi olarak görüşemediğim, görüşmediğim eee, Ahmet Sezgin Bey'e de buradan, eee, referansı dolayısıyla eee, muhabbetlerimi eee, göndermek isterim. Selamlarımı göndermek isterim. Bu arada tekahüt yıllarında da ona eee hayırlı eee bereketli ömür nasip etmesini rabbimden niyaz ediyorum.
Şimdi eee kıymetli üstadım, kıymetli abey eee öncelikle bu yaptığınız hizmetlerden dolayı rabbim eee sadaka-ı cariye olarak anenize kaydetsin. Eee böyle bir birikim gerçi hafıza gerçekten her açıdan çok kıymetli. Çok değerli acizane Benden Deniz. Ispartalıyım. Eee, Isparta'da doğdum. Eee, çocukluk ve gençlik yıllarım Isparta'ın bir eee, köyünde eee, bir mezrasında daha doğrusu geçti. Eee, imam hatip mezunuyum. E, daha sonra eee, İzmirde edebiyat okudum. eee aslında eee tesadüf değil de tevafuk diyelim artık. Yani arzu ettiğimiz bir şey olmamasına rağmen o dönemde eee yolumuz edebiyatla, edebiyat fakültesi ile kesişti. Ondan sonra da dönüş yapmadık. İmkan olmasına rağmen yol değiştirme imkanları önümüze çıkmasına rağmen eee o istikamet üzere devam ettik. çocukluk yıllarıla alakalı tabii eee her şairin, her sanatkarın hayat serüveni onun eee yolculuğunu eee eserlerini yani eser müessirini anlattığına göre ondan mutlaka izler taşır, yansımalar söz konusudur. Eee bir edebiyat eee eleştirmeninin, teorisyeninin ifadesiyle işte üç önemli unsur var. Irk, ortam, an üçlüsü. Yani bu ırk, ortam, an dediğimiz şey aynı zamanda eee sanatkarın şahsiyet ve mizacının belirlenmesinde öne çıkan hususlar. Tabii bugün farklı şeyler de var. Değerlendirmeler de yapılabilir ama bunun ben geçerli olduğunu düşünürüm. Çünkü insan eee çevresiyle var olan bir varlık. Çevrenin insan üzerinde çok ciddi etkileri var. Eee, onun için de ben, eee, kendi yaptığı monografik çalışmalarda da özellikle şairin nerede doğduğu, nerede yaşadığı yani teorik birtım tarihsel bilgilerden ziyade içinde bulunduğu çevreyi önemsemişimdir ve bunun da gerçekten çok eee önemli olduğunu, eserlerine yansıdığını, eserlerinin eee üslubunun eee ortaya çıkmasında, eserlerinin kimliğinin ortaya çıkmasında katkı yaptığını, şairin mizaç ve şahsiyetinin oluşum a katkı yaptığını ifade etmek gerekir.
Şimdi eee ben bir eee çocukluk yıllarım veya çocukluğun göçebö hayatı yaşayan yani yazları eee yaylalarda kışları da kışlakta eee yaşayan bir ailenin, bir obanın eee içinde dünyaya geldim. Yani gözlerimi orada dünyaya açtım. eee bu 80'li yıllara kadar eee böyle devam etti. 80'li yıllara kadar eee bu çocuk adlı göçebe hayatı devam ederken yaşanan bazı hadiseler var ve bu hadiseler de benim eee daha sonra kendi kendime düşündüğüm zaman eee ben bunları nereden almış olabilirim, nereden etkilenmiş olım diye baktığım zaman o yıllara götürür hep beni. eee OBA'nın eee bu eee 80'li yıllara kadar yaşadığı atlı göçebe hayatı eee problemli, sıkıntılı bir eee süreçti. Bu sıkıntılı süreçte eee yerleşik hayata geçme teşebbüsleri vardı. Kışlak olarak bulundukları bölgede eee epey toprak falan edinmişlerdi. Halbuki aslında 1950'lerden itibaren yerleşik hayata geçmeyi düşünmüşler ama çabalar olmuş. teşebbüsler olmuş ama eee 70'li yıllarda bu artarak artık devam etmiş. Daha yüksek tonda dillendirilmiş veya girişimler yapılmış. Tabii eee burada o yıllara şöyle bir eee dönersek eee ötekileştirilmiş topluluklar, ötekileştirme, kimlik kimliksizleştirme eee önemli bir eee şey eee toplumsal sosyolojik durum eee hakim güçler eee sizi görmüyor. Derdinizi anlatmakta problem yaşıyorsunuz. Eee siz ikinci sınıf vatandsınız. Belki ikinci sınıf vatandaş bile değilsiniz. Sizi kale almazlar. Sizin sözünüzü dinlemezler. İsteklerinize eee efendim cevap üretmezler. Eee bir köyün sınırları içerisinde tabii bu yerleşik hayata geçmek istedikleri yer köylü eee orada ayrı bir köy olacaklar. Sanki bu eee işte bugünkü kafayla baktığınız zaman çok daha komik geliyor insana. Sanki orası başka bir eee ülkenin veya başka bir şeymiş gibi eee insanlar oraya karşı e bir şey oluşturdular. Cephe oluşturdular. buraya gelirlerse işte bizim eee toprağımızı bölerler, hududumuzu bölerler, efendim burada köy olurlar vesaire falan gibi değerlendirmelerle karşıık çıkmalar oldu ve bu eee 70'li yıllarda silahlı çatışmaya varınca eee varan bir eee sürtüşmenin eee şeyini eee ortamını oluşturdu. Tabii bu eee benim çocukluk yıllarımda çok önemli. Yani mücadele, işte isyan etme, haksızlığa karşı çıkma, tahammül edememe eee gibi hasretler biraz asi tarafım da var herhalde. Bunlar aslında o yılların bana kazandırdığı hususlar olarak düşünürüm. Daha sonraki yıllarda mesela eee veli öğrenci veli ilişkilerimde işte halkla olan irtibatında, diyaloğumda, iletişimimde eee bir devlet memuru olarak karşıma gelen bir vatandaşın eee derdini dinleme veya işte derdinin dinlenmemesi gibi husus durumlarda çok ciddi tepkiler e göstermişimdir. eee bunların hep oradan geldiğini düşünürüm ve bu benim şahsiyet ve mizacıma çok ciddi, eee, ölçüde yansımış, önemli ölçüde yansımış diye düşünürüm.
Şimdi daha sonra, eee, işte 80'li yıllardan itibaren yerleşik hayata geçtikten sonra tabii okul yıllarımız oldu. İlkokul yıllarımız. ilkokul yıllarımızın özellikle benim ilkokul yıllarım ilk 3 yılı tabii bu eee göçebe hayatı yaşanması sebebiyle eee bir yakın köyde eee işte eee geçici bir süreyle eee bulun barınma şeklinde oldu. Eee işte hafta sonları gelip alınıyordu veya biz gidiyorduk yani o çocuk halimizle işte bugünkü düşünsenize şurada eee dibimizde okul var. Annesi her gün tutuyor elinden çocuğu oraya götürüyor. Biz ilkokul 1. sınıfta efendim 5 km 6 km mesafedeki yere efendim eşek sırtında, at sırtında eee yani mesela şimdi hatırladığım bir şey var. Hiç unutmadığım bir şey aslında. Eee hafta sonu gelmişiz pazartesi. Sabah rahmetli babam eee ata bindirmiş. Bizi götürüyor ama götürürken de işte kar yağmış. eee yün çoraplar var. ayakları şeylerimizde ayağımızda eee atı sırtında gidiyoruz. Soğuktan üşüyoruz. Yürümek eee gerekiyor ama yürüyünce de o çorap ıslanıyor. Dolayısıyla tekrar ata bindiriyor. Ata bindiğinde o donma olayı oluyor falan. Yani o halde mesela okula bizi götürdü ve sobanın başında işte hoca rahmet o da rahmetli oldu. Allah rahmetliyle yargılasın. eee bizi himaye etti işte eee eee alıştırdı yavaş yavaş diyelim ki eee yani o kadar zorlu bir süreç yaşadık. Daha sonraki dönemlerde biraz daha rahatlama tabii ki oldu. Yereşk hayata geçtikten sonra okul açıldı bulunduğumuz beldeye vesair ve ondan sonra da eee hayatımız bir şekilde devam etti. Eee, şimdi onun dışında işte, eee, çocukluk yıllarında özellikle hayvanlarla meşgul olma, işte çobanlık yapma, eee, işte yaylada bulunma, eee, o tabiatta iç içe olma, eee, o özgür ortam, eee, da, eee, yine bana, eee, önemli katkıları, tesirleri olduğu düşünüyorum. hayvan sevgisi işte insan sevgisi, merhamet duygusu, vicdanlı olma. Bunların hepsi aslında o yaşayar, yaşayarak o iklimin bana kazandırdığı hususlar olduğunu düşünürüm. Eee orada iki husus var. Mesela özellikle vurgulamak isterim. Bunlardan eee birisi dedem. Eee çocukluk yıllarımın eee önemli iz bırakan eee isimlerinden birisi. Dedem rahmetli obada dini hayata düşkün bir insandı. eee çok fazla bilgisi mi vardı? Yoktu. Mesela eee Arap Kur'an-ı Kerim okuyamazdı. Arap harfleri yoktu. Eee Latin harfleriyle eee okumuş. Eee askerde öğrenmiş. Eee asker de pardon asker değildir de işte nasıl öğrendiyse bilmiyorum onu. Eee Latin harfleri ile eee yazardı okurdu. Eee onun bir amentü şehri vardı mesela. sonradan sonraya eee tabii onun amentü şerhi olduğunu e öğrendiğim bir kitap. O kitabı zaman zaman okur içlenirdi. Eee o bölgeye gelmiş bir eee hoca efendiden yani bir müderris derdi adına. Ondan çok şey almış yani duymuş. Çünkü şöyle diyoruz ya, yani insan kulağından beslenir. Söz ve gözle mayalanır. Eee, o kültürü almış yani belli ölçülerde onun için de bizim mesela çocuklarının, torunlarının dini hassasiyet kazanması, namaz, niyaz, eee, la haşır neşır olması, hiç deyse işte namaz surelerini yani 32 farzı onların onun tabiriyle bellemeleri konusunda. Mesela Ramazan aylarında şey getirirdi bize. Eee, başka yerlerden mesela Kur'an kursunda falan okumuş hocalar getirirdi. O hocalar vasıtasıyla çevresinde obada bulunan çocukların eee, işte dini, temel dini bilgileri öğrenmesine katkı yapardı. Ben ilk dini bilgileri hocadan da değil dedemden hep öğrendim. Eee, dedem sayesinde daha sonra işte imovatife gittim. Yani şöyle bir husus daha var. işte o 70'li yıllarda hani o eee yerleşik hayata geçme teşebbüsü eee içinde ve o mücadele eee döneminde eee 70'li yılların tabii siyasi ortamına baktığınız zaman eee iki cephe var. Eee bizim bulunduğumuz tabii ötekileştirilmişiz ya yani eee isteklerimiz, arzularımız eee kale alınmamış. O günkü köy de yani bağlı olduğumuz köyde şeydi. Adalet Partiliydi. Adalet Partisi kanalıyla her işlerini yapıyorlar. Eee, dolayısıyla bizimkiler muhalif kanatta yer alarak, eee, o 77 seçimlerinde eee, mevcut o şeyi destekleyerek siyasi, eee, tercihlerini muhalefet tarafından işte eee, Ecevit tarafına yönlendirerek aslında kazanım elde ettiler. Yani oraya yerleşik hayata geçmenin eee, tapusunu almış oldular. Dolayısıyla bizim çevremiz yani o yani 35 40 hanik bir yer küçük Moskova olarak adlandırıldı o dönemde. >> Eee dolayısıyla eee benim İmam Hatip'e gitmem eee ki büyüklerimiz vardı. Bizden önce okuyanlar vardı. Hepsi eee uzun favorili işte efendim eee postbı işte eee malum eee anlayışlı eee gençlerdi. Eee buna karşı da çıkanlar oldu. Yani nereye gönderiyorsunuz? Oraya gidip de işte cenaze yıkayıcısı mı olacak bu çocuk falan filan gibi. Tabii tabii biz o dönemde tercih yapma durumunda değildik. rahmetli babamın da imam hatip lisesi açılmıştı ilçede. Bizi eee yazdırdı ve ben imam hatip başladım. Tabii ben inanıyorum ki Rabbim eee babamın o hareketini eee sadaka-ı cariye olarak yazmıştır. Eee kabul etmiştir. Çünkü benden sonra eee biraz da böyle hani eee adamın olmadığı yerde Abdurrahman Çelebi olunuyor ya. O biraz böyle eee önde bir öğrenciydim zannedersem. Bu vesileyle eee ciddi anlamda eee şey oldu. Çevreden başka köylerden de aynı şekilde duyanlar falan filan bizim yaptıklarımızı. Benden sonra 8 10 öğrenci o 25 30 hanenin içerisinden eee okula gelen öğrenci oldu. 2 yıl içerisinde. Bunu da çok önemserim mesela şey olarak.
Şimdi eee işte bu eee şeylerin eee benim hayatım bakımımı eee ne şahsiyet ve mizacımı oluşturması bakımından önemli olduğunu düşünürüm. Eee önemliydi daha doğrusu. Orada tabii bir şey daha var çocukluk yıllarıyla alakalı. Eee ben mesela şiiri nereden duydum? eee işte kulağım nasıl o ortamda şiire veya şeye şey hale geldi. Aşina haline geldi. Babam eee ezik bir insandı. Gönlü yaralı bir insandı. Hani hayatın sillesini yemiş bir eee insandı. Sesi de yanıktı. Yani kavruk bir insandı. Zaten hep bu ortamdan çıktığımız için onu hep söylerim. Dolayısıyla türkü söylemeyi severdi. Eee enstrüman da çalmaya çalışmış ama becerememiş ya da imkan olmamış, öğreten birisi olmamış. Çok güzel, eee, türküler söylerdi. Hafızası da çok güçlüydü. Mesela radyoda falan bir türkü söylense hemen onu kayda alırdı. yani ezberlerdi. Ben onun sesini eee çok vakit geçirdiğim için çocukluk yıllarında sürekli peşinde olduğum için eee sesini kaydetmişim. Yani o ruh eee o duyarlılık, o hassasiyet bana geçmiş eee diye düşünürüm. Eee o türkülerin benim üzerimde de çok büyük tesir var. Bugün türkülere de farklı bakıyorum. Türklerle ilgili farklı değerlendirmelerim var. Çünkü eee işte o irfani değerlerin eee genç nesillere aktarılmasında aslında türkülerin ne kadar önemli olduğunu eee biz bugün türküyü kaybettiğimiz için de nesillerimizin, yeni nesilin eee o kalbi inşasına çok fazla katkı yapamadığımızı eee söyleyebilirim. Yani o açıdan da önemli diye düşünüyorum o yıllarda. Benim açımdan eee imam hatip lisesine geldim. Tabii imam hatip lisesi ilçede eee yeni açılmış bir okul. Eee az bir öğrenci var. Rabbim eee benim hayat yolculuğumu şekillendiren eee çok önemli bir eee nimetle buluşturdu beni. Tabii o yıllarda bunu fark etmedik ama 3 yıl 4 yıl sonra 5 yıl sonra eee hele hele bugün çok daha eee derinden hissediyorum, anlıyorum. eee 2223 yaşında eee ilahiyat İzmir İlahiyat'tan mezun olmuş, yeni mezun olmuş bir öğretmen geldi bize. Topu topu zaten 4 be öğretmen vardı okulda. Onlardan birisi de oydu. Eee şöyle söyleyeyim. Eee, bende bir şey varsa ilim irfan adına bir şey varsa, eee, 3 yıl, 4 yıllık bir süreydi ama, eee, hep onun eseridir. Yani başlangıç itibariyle inşa temel ona aittir. >> Hı hı. >> Eee, inanın eee şimdi hafızamda eee, kayıt olarak bulunduğu bulunan ve kullandığım, kullanmaya çalıştığım, eee, bir hadis külli şeyi vardı. birikimi vardır. Eee, belli sayıda. Mesela ben bunu o hocamdan aldım. Yani okul şey kaçtı? Orta 2. İnanın eee o yıllarda bana e kazan, benim elde ettiğim, hocamdan elde ettiğim o birikim eee daha sonra üzerine başka şeyler de belki koymaya çalıştım ama o hep temel oldu. Eee benim hayatımı şekillendiren temel şey de o oldu yani.
Yani hocam o zaman şey diyebilir miyiz? Şimdi tabii elim elimi tut öğretmenim kitabınız. bir öğretmenin aslında çocuğun elinden tutması, gönlünü tutması, ona yaklaşmasının ne kadar önemli bir kırılım olduğuna işaret ediyor. Bu yönüyle de son derece kıymetli. Yani o gün bir öğretmen sizin elinizden tuttu ve sonrasında da eğitimi, öğretmenliği ve dolayısıyla eee kalbine, gönlünde yer eee bulamadığınız öğrencide etki de bırakamayacağınız kanaatiyle eee öğrencisinin elini tutan, >> kalbinde yer bulan bir öğretmen olma herhalde eee eee tohumları ları imam hatip lisesi o yıllarda eee atıldı mı olarak anlıyoruz. >> Evet. Yani şöyle eee şimdi o kitapta da anlatmaya çalıştığım bir şey var. Eee yani her eee disiplinin aslında bir geleneği var. Yani eee bir öncekinin üzerine inşa oluyor. Siz gökten zembille inmediniz. Yani İsmet Erdal e varsa İsmet Erdal'ı var eden yani kültürel anlamdaki birikim anlamında var eden var eden kendinden öncekiler. Bugün işte feryat ettiğimiz bu elimi tut öğretmeni yazmaya da vesile olduğumuz vesile olan husus da bu. Bugün ciddi sıkıntı var işte. Yani hepimizin hayatına dokunan, hepimiz hayatında rol model aldığı isimler var mesela. Onları biz kaybettik. Kaybediyoruz. giderek kaybediyoruz. O onu kaybettiğimiz için de bugün ciddi anlamda savrulmalar yaşıyoruz. Gençliğimiz eee ciddi anlamda savrulmalar yaşıyor mesela. Ya ileride belki eee konuşmanın ilerleyen yön eee kısımlarında tekrar temas etme imkanı olur. Yani öğretmen eee şeyini kaybettik biz. Yani bugün benim 90'lı yıllarda yaptığım öğretmenlikle bugünkü yaptığım öğretmenlik aynı değil. Keşke 90'lı yıllarda yaptığım öğretmenlik eee ortamı bugün olsa da ben o enerjiyi taşıyabilsem eee diye düşünürüm, hayıflanırım. Çünkü eee biz bugün dünya savurduğu için artık bizi sağa sola eee eskin kadar eee ne sözümüzün tesiri var, ne yaptıklarımızın bir karşılığı var yani. Eee, dolayısıyla elbette işte o Mehmet, eee, Taşek olarak isimlendirdiğimiz hocamızın o yıllarda bize, eee, de işlediği şey, çizdiği istikamet veya işte, eee, gösterdiği istikamet, kazandırdıkları bizim hayatımızın yol almamızda, bizim hayatımızın şekillenmesinde çok önemli hususlardı. Yani payı oldu diyelim imam hatipte.
Şimdi burada çok önemli bir şey de belki tarihi bir şey söyleyeceğim. eee 80 ihtilali oldu malum. Eee bunu belki iddia da edebilirim bu konuda yani çok kesinli olmamakla birlikte. 80 ihtilalinde eee bu hocalarımızla alakalı eee bir birkaç hocamız daha vardı. onlarla alakalı ciddi sıkıntılar eee meydana geldi. Yani yine ilahiyatçı bir müdür geldi. O ilahiyatçi müdür asker şeyiyle yedek subaylı olarak askerlik yapmış. O yedek subay elbisesinin şeylerini eee neyse apoletlerini sökmüş. onu giyip okula gelen ve bir asker gibi okulda eee hava estiren bir eee hocamız eee okul müdürümüz geldi. O okul müdürü eee bu hocalar üzerinde yani başta o söylediğim meslek dersleri öğretmenimiz olmak üzere birkaç hocamız üzerine ciddi baskı oluşturdu ve bunları işte sıkı yönetime falan şikayet edip oraya götürdü. Daha sonra soruşturmayla bunları aldırdı. Okuldan başka yerlere gönderdi ve başörtüsü meselesi ortaya çıktı. Eee kız erkek ayrıydık okulda. Eee kızların eee, başını açması, sınıfların birleşmesi noktasında karar aldı. Dolayısıyla eee başını açmayan o günkü eee mevcut itibaren ilçe küçük bir ilçe zaten 3040 civarında öğrenci başını açmadığı için okulu bıraktı. Şimdi bu tarihi bir şey söyleyeceğim dediğim şey şuydu. Türkiye'de 82 yılında başörtüsü, imam hatip liselerinde başörtüsü probleminin, başörtüsü yasağının başladığı yer gelen dostos imtifatif lisesidir. Dolayısıyla bu orada verilen mücadele de yine mesela ben hatırlıyorum Kenan Evrine telegraf çekmiştim. Ben ik sayfalık bir telegraf çekmiştim. Lise 1. sınıfa başlamıştım. Yani o da aynı şekilde eee 80 ihtilalinde yaşananlar, hocalarımızın yaşadığı, çektiği sıkıntılar beni çok yaralamıştır, çok etkilemiştir. O da yine benim hayatımda önemli bir eee şeye sahiptir. Yani eee etkiye sahiptir diyorum.
Yani hocam şöyle mi diyoruz o zaman? Hani diyor ya şair "Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın. Gündüz geceye muhtaç. Bana da sen lazımsın. >> Dolayısıyla bu şartlar bizim daha bilinçli sorumluluk içerisinde olmamızı e sağladı. Eee ve neticede bugünlere veya hayatın her döneminde de bedelin hak ve hakikat mücadelesinin olmadığı bir dönemi de yaşama imkanımızın olmadığının bir ibaresi. Evet. >> Yani eee takdir edersiniz ki aşağı yukarı çağdaş sayılırız. Yani aynı nileniz. >> Dolayısıyla eee zoru zor eee Müslümanı hizaya sokuyor. Yani rahatlığı sevmiyor Müslüman. Yani mücadele olacak. Yani düşünelim şimdi yani bizim eee 80'li yıllarda, 90'lı yıllarda verilen 28 Şubat'a kadar özellikle yaptığımız mücadeleler, verdiğimiz mücadeleler. Şimdi eee öğretmenlik şeyine geçince söyleyeceğim. eee 6 aylık bile değildim. 6 ay stajyer öğretmenim. İlk soruşturmayı geçirdiğim. Sebeplerini de biraz sonra söyleyeceğim. Yani nereden geldik, niye oldu bunlar? Nereden geldiğimizi biz unutuyoruz. Çünkü yani bugün çok eee amiyana tabirle söyleyeyim. gençlerimiz eee ve yöneticilerimiz bazı yöneticilerimiz yani çok da açmak istemem yani yanlış yerlere gitmesin. Eee bizim eee yaşadıklarımız eee üzerinden eee ne bugün hovardaca tepiniyorlar. Yani onun üzerinde eee yani hünharca harcıyorlar onu. O birikimleri o insanı üzüyor yani. Bugün eee onu özellikle ifade etmek isterim.
Şimdi imam hatip lisesi'e ne oldu? Eee tabii burada eee çok fazla detaya girmeden özetleyeyim. eee okuma, kitap eee not alma yani özellikle eee konusu imovatif liseden itibaren başladı. Yani tabii bu okuduğumuz özellikle ortaokullar bizim karşımıza gelen eee kitaplar dini kitaplardı. Eee, ben mesela liseyi bitirdiğimde, eee, hatırı sayılır bir kütüphane oluşmuştu bende. Eee, bu aslında, eee, başlangıç itibariyle seçerek değildi. Yani eee, çala kalalem işte ne bulduysak okuma şeklindeydi. Mesela ben sahabe hayatlarıyla çok meşgul olduğum. Kabe hayatları benim hayatımda da çok önemlidir. Hala öyledir. eee, orta okulda işte mesela, eee, Ramazanoğlu Mahmut Sami'nin işte Tebuk Seferi, Uhud Gazvesi, eee, hem dili, eee, ağır ama onu okuyarak eee, o olayları eee, içselleştirerek, içselleştirmeye çalışarak, yorumlayarak, eee, anlamaya çalışarak eee kitap okumaya çalışıyorduk. Yani sonunda, eee, liseden itibaren biraz bu eee farklılaşmaya başladı. Daha bilinçli olmaya başladı. Seçerek okumaya falan başladık. Tabii o yıllarda yine bir eee şu anda İstanbul'da eee ikamet eden ve muhtemelen eee sizin programlarınızı belki şu anda burada da olabilir, programınızı da dinliyor da olabilir. Süleyman Yalın diye bir hocamız vardı geldi. eee Süleyman Yalın hocamızın işte Mehmet Aşif Beklerden sonra Süleyman Yalın hocamızın bizimle olan irtibatı özellikle kurmuş olduğumuz iletişim bağ eee çok farklı yerlere götürdü bizi yani. Yani o da önemli bir eee şeydir. Eee benim iz bırakan bir eee noktadadır. Hala da >> Evet değerli dostlar. Hocam böyle bir soluklanırızsın. Bütün burada tabii çok önemli biz ipuçlarını eee ve bu dokunuşların nasıl eee böyle bir insan inşasında sorumluluk kuşanan bir insanı yetiştirmek ancak sorumluluk üstlenen aile, öğretmen, çevre ve onların dokunuşu. Hocamın bu anlattığı hikayelerde eee bir eee yetiştiği iklimi ön plana çıkarma var. Ve farkındaysanız kendisi merkezde değil. Dokunanları veya bir taraftan da kazanımlar ve kazanımlarla ilgili kaygıları ve endişeleri oluşturuyoruz. Yani eee biz İsra bir tanıklıktır bizim programımız, bir kayıttır bu programımız dememizin sebebi evet eee bunları eee sese de yazıya da dökebilme gayreti. Bütün bunlar son derece kıymetli.
Evet hocam. ilkokul aslında ortaokuldan itibaren böyle şiirle eee işte şiir ezberle okuma bayramlarda o törenlerde şurada burada eee şeydi eee üzerimizde çok kalırdı yani oku şiir okusun görev verilirdi. Tanıklık veya aşinalık şiirle eee işte babanın türküleri, mülküleri geçerli. Eee ama ilk defa şiirle olan temas eee belki biraz daha bilinçli temas lisede gerçekleşti. Eee bir yine bir öğretmenim eee Allah selamet versin resim öğretmeni yani eee resim öğretmenim. Milli duyguları güçlü bir insandı. Eee bizim böyle dolgu derslerimiz malum im hatip'te dolgu dersleri olurdu. İşte turizm, murizm falan filan. o derslere de gelirdi. Bizim derslerimize gelirdi böyle. Tabii ben de hevesli olduğum için eee çileyi ezberlerdi. Çile ezberliyordu. Çileden şiirler ezberliyordu. Eee ben de onun vasıtasıyla onun ona öykünerek daha doğrusu eee şiirler ezberlemeye başladım. Çileyi ezberlemeye başladım. Çilenin üçte ikisini falan ezberledim ben de o dönemde. Yani >> işte sınıfta atışırdık biz mesela. Yani o işte eee kumaşın rengi leke, lekenin rengi kum kumaş altın küpür devirdi. Çöp çör çöp bolu teneke. Biz de ona karşı işte eee ölüm eee işte eee neydi? >> Ne uzak bizi ölüm, ne yakın bizi ölüm. Ölümsüzlüğü >> süzlüğü taktık. Ne yapsın? >> Ne yapsın bize ölüm? >> Biz ölüm. İşte ufka bakarlar. Ölüm uzakta muzakta ve tabut bekle suya inmek için kısakta vesaire böyle atışırdık yani. Ve o ben de çok ciddi bir şeye birikime şiir birikimine de vesile oldum. Tabii beraberinde de Abdurrahim Karakoş da var tabii. O eee onu da severdi. Tabii benim tercihlerim daha sonra daha farklılaştı elbette. Tabii ben o yıllarda işte Mavera grubunu tanımaya başladım. Mesela 80'li yıllarda ortalarına doğru daha doğrusu başlarında 80'lerin başlarında onların şiirlerini okumaya başladım. Eee özellikle tabii bunların içerisinde tabii hepsi çok kıymetli, çok değerli. Allah eee gani gani rahmet eylesin dünyada olmayanlara. Eee ben onu şöyle ifade etmiştim. sözün kıymetini ve kuvvetini anlayarak arkadan gelenlere işaret taşı bırakan eee insanlar bunların hepsi diye düşünüyoruz, biliyoruz, inanıyoruz. Öyle inanıyoruz. Onların içerisinde özellikle aşağı yukarı pek çok şiirini ezberlediğim, ezberledediğim o dönemde Allah rahmet eylesin Erdem Bayazıt. >> Erdem Bayazıt. >> O da şöyle zannedersem işte o Anadolu işte coğrafya işte o koku, o toprak eee beni daha fazla bana yakın gelmiştir diyelim. Tabii üniversite yıllarında Sezai beyle Sezai rahmetsin rabbim Sezai Karakoç okuma işte. Ha pardon bu arada çok önemli bir şey daha söyleyeyim. Bu da önemli. Eee, pek çok belki bizim eee, emsallerimizin de çoğu bilmez. Eee, Yeni Devir gazetesi vardı mesela 80 yılların, 70 yılların sonunda çıkan. Tabii anlamadan okuyorduk ama işte orada kimi tanıdık? İsmet Özeli. Eee ben İsmet Özel'i Yeni Devir Gazetesi ve daha sonra işte mevcut işte Milli Gazetedeki yazılarıyla takip etmeye başladık. İşte üniversite yıllarında özellikle eee biraz özelciydim yani yani özel okudum daha doğrusu. Tabii ne verdi, ne aldı bende oraya girmeyeyim. Eee ama takip ettim yani İsmet Özel'i takip ederdim. üniversiteyi İzmir'de okudum. Eee bir edebiyat öğrencisi ve edebiyat heveslisi, edebiyat meraklısı, edebiyat okuyacak kişi için son tercih olmalıydı bizim dönemimizde de. Belki bugün de öyledir. Yani son tercih olması gerekirdi. Çünkü eğer edebiyat okuyacaksanız bunun yeri İstanbul'du. O dönemde biraz ekol haline gelmiş Erzurum'du mesela. Yani oralarda özellikle tabii İstanbul'a gitmek lazımdı. Biz biraz böyle tercih kurbanı olduk yani. Yani İzmir hukuku yazacağımıza işte İzmir edebiyatla yer değiştirmişiz. Dolayısıyla bizi oraya götürdü kader. Bir daha da değiştirmedik yani yolculuğumuzu. Demek ki vardır olan da hayır vardır deyip kadere razı olup o yol yolu takip ettik. İzmir bana ne kattı? Benden çok şey aldı. Bana bir şey katmadı diyebilirim. Eee yani kurak bir çorak bir iklimdi benim adıma. Kültür, sanat hayatı işte bu tür şeyler İzmir'de çok o dönemde bizim öğrencilik yıllarımızda zayıftı. Sadece İslami birtım hareketler, İslami birtım topluluklar, gruplar oluşmaya başlamıştı. işte belki Bahattin Yıldız Hoca onlar işte İnsan Dergisi vesair o dönemde işte girişim dergisi çıkmaya başlamıştı. İslam dergisi tabii bizim daha çok gidip geldiğimiz mekanlardan birisiydi. Onların dışında böyle o da işte temsilcilikler var. Böyle bir yönlendirme, yönetme örnek alınacak bir ortam yok. Yalnız orada yine okumayile ilgili bir kitapla, kitaba olan muhabbetimle beni tetikleyen çok önemli bir isim daha var. Tabii o beni tanımaz ama ben onu bir defa gördüm. Bir defa gördüm. kaldığı bizim e kaldığımız evde kalıyordu ama ev şeydi. dubleks bir evdi. işte böyle bir zararlı madde falan kullandığı için onu aşağıya atmışlar Bodrum'a. Sen burada yaşa demişler ona. Bana işte edebiyatta okuduğum için o günkü arkadaşım birisi dedi ki ben seni dedi birisini göstereceğim sana dedi. Gel dedi. Veya ben orada kalmıyordum. Belki oraya misafirliğe gitmiştim. Onu da tam hatırlamıyorum. Aşağıya indik. Kitapların arasına gömülmüş duman ortam bir zat var. kimdi bu zat? İzmir 9 Eylül Üniversitesi'nde radyo televizyon pardon sinema ve televizyon okuyan bir isim. Bugün işte güzel hizmetler yapıyor. Takip ediyorum ben geriden. Yusuf Kaplan. Hım. >> Onun o kitapla olan şeyini o gün gördükten sonra eee ben de bir şey uyanmıştır. Yani bana etki etmiş. Hep düşünmüşümdür. Hep aklıma gelmiştir o tablo kitaplar arasında. Yani böyle düzen müzen yok ama Karman Çorman bir ortamda Yusuf Kaplan'ı gördüm. Onun da önemli bir şeyi var mesela. Birisi odur. Yani İzmir'in bana ilham ettiği şeylerden birisi o diye düşünürüm.
Daha sonra işte İzmir'den sonra o öğretmenlik hayatımız başladı. Hemen evlendik. Tabii o da, eee, önemli bir eee, husus. Evlilik, eee, hayatımızda bir dönüm noktası oldu. Aslında tabii öğretmen olmayı hiç hesap etmemiştim, düşünmemiştim. Benim o yıllardaki şeyim, daha çok yoğunlaştığım alan akademik çalışmaydı. eee bazı talihsizlikler oldu. Eee fırsatlar oluşmadı. Eee öğretmenlik olmaya karar verdik. Tabii öğretmenlik karar verişimiz de tamamıyla bir tevafuktur. Eee onu kısaca isterseniz anlatayım. Yani belki dinleyenlerimiz e hep bu işin yaşayan, bilen tarafları gençler falan olsa daha faydalı olur belki ama kayda geçmesi adına anlatayım. kitapta da anlatmıştım onu aslında. Eee, ben tabii akademik hayatı düşündüğüm için öğretmenlikle ilgili çok şeyim yoktu. Eee, evlendiğimden sonra işte eşim Amasya'ya, Slova'ya atandık. Eee, Slova'da eee, işte 2ü ay sonra eee, okulda, üniversitede eee, şey olacak eee sınav açılacak. Oraya gideceğim falan filan diye böyle şeyler yapıyoruz. boş durmayalım. İşte okulda dersler varmış ona da giri verelim diye ücretli öğretmenliğe başladım. 3 ay kadar bir ücretli öğretmenlik yaptık. Şimdi o benim hayatımı değiştiren en önemli hadiselerden bir tanesi odur. İşte kırılma, yönlendirme, istikamet bulma noktası odur. İki sınıf, bir lise 1, bir de eee ortaokul 1. Çünkü liselerin bünyesinde bazen ortaokullarda oluyordu o dönemde. Eee orta 1. sınıflar işte eee öyle bir şey hale geldi ki tabii ben kayıtsız öğretmenim ya. Bir de tabii idealist böyle bir asilik falan filan da var. Tabii o dönemin iklimi de öyle. Ben tabiri caizse rejim değiştiriyorum. İşte şöyle yapıyorum, böyle yapıyorum. Derslerde falan filan. Tabii o, e, öğrencinin ilgisi, alakası bugünkü gibi dağınık değil. Öğrenciliği eee, farklı yönlere sevk edecek şeyler de yok. Dikkatini dağıtacak şeyler de yok. Öğrenci de tabii e bunu alıyor. Birçok şeyi alıyor. Alıyordu. Bir elektrik oluştu yani. İletişim oluştu, muhabbet oluştu. Sonra sınav açıldı. Öğretmenlik sınavı açıldı aralıkta. Dedim bir girelim bakalım bu öğretmenlik sınavına. Çocuklara dedim ki ben gidiyorum o orta birlere. pazartesi günü gelmezsem sınavım iyi geçmemiştir. Dolayısıyla gelmem dedim. Yani bırakacağım, bırakırım dedim. Birisi işte oradan kalktı. Hocam ben dedi Yasin okutacağım annemi. Öbürü dedi ben dedi dua edeceğim. Öbürü namaz kılacağım falan filan. 13 öğrenci vardı. Kız öğrenci vardı. 9u bana şirin görünmek için ki çokları öyle yaptı sonradan biliyorum. şirin gözmek için başları falan kapatmaya çalışıyorlardı. Yani öyle bir muhabbet şeyi. Bir de lise 1. Yani sizin de memleketiniz zannedersem şey ama şey Havza. >> Evet. Havza. Tabii Samsun'un ilçesi ama abeyim orada uzun süre müftülük de yaptı. Musa Uzunkaya >> şu anda programı da takip ediyor sağ olsun. >> Şimdi orada bir beyaz eşya ticareti yapan bir aile vardı hala. Amasya orayla bağım kuvvetlidir. Yani Amasya'ya giderim. 2 sene önce yine oradaydım. >> Eyvallah. >> Lise 1. sınıf bir öğrenci. Tabii ben o dönemde kayıtsız öğretmenlik olunca bazı şeyleri kurallara dikkat etmiyorsunuz. Yunus anlatıyordum. Yunus yani Yunus kitabımın yazma sebebim de odur. Yani anlattığım Yunus anlattım anlatıyordum şiiri ilahi şey bulduysam ne oldu? >> H >> işte alimler ulemalar medrese bulduysa, bulduysa ben harabat içinde bulduysam ne oldu? Çeknik şatiye bir örneği aslında ağır bir şiir yani. Niye koydu da o dönemdeki mantık neydi? Onu da tabii anlamıyorum. bugünkü edebiyat şeylerinde olduğu gibi ben onu anlatırken tabii başka şeyler anlatıyorum ben. Yani şimdi şunu rabbim bu gecenin bu saatinde her şeyi görüyor, naklediyor, kaydediyor, şahittir. Tabii o yıllarda derse girerken Nurettin Topcuçu hocanın hani bir şey var ya derse girerken mabete gir >> Hı hı. >> Rabbim şahittir. Ders kapıya geldiğim zaman yemin ederdim. Mesela bu sınıfa giriyorsun işte kasemle söylerdim. Vallahi de, billahi de, tallahi de edebiyat öğretmek için sadece edebiyat dersi anlatmak için girmiyorsun. Ona göre gir diye kendimi motive etmeye çalışırdım. Tabii rabbim onların bereketini fazlasıyla verdi bize yaşattı, gösterdi. Hamdolsun. Şimdi işte o lise 1. sınıfta bir öğrenci şu anda işte Sulova'da yaşıyor. Allah selamet versin. Çok güzel hizmetler yapıyor. varlıklı bir ailenin mensubu. gece saat 10 gibi kapı çalındı. Kapı eve kapımız çalındı. Baktım o aldık içeri gel falan bir telaşlı. dedi ki çay falan hanım dedi. İçerseniz çay getireyim ben falan filan. Hayırdır dedim. Nedir problem ne? Saat gecenin saat 10'u dedi ki hocam dedi, "Lise bir ben Allah'ı arıyorum. Nasıl bulurum?" Hani o Yunus dedi ya, "Bulumsa ne oldu falan." O konuşmalardan yola çıkarak >> bizi sanki bir yol gösterici falan olarak gördü. Kendine göre vesile kıldı. Rabbim dinini gerekirse facirler eliyle de ila ediyor. Dolayısıyla vesile kılıyor. Kimi vesile kılacağını da bilmiyoruz. Kime neyi vesile kılacağını. İşte o da benim hayatımın en önemli dönüm noktalarından birisidir. Yani bu benim mesleğe bakışımı, sanata bakışımı, edebiyata bakışımı, her şeyimi belki de değiştiren bir başlangıç olmuştur. hamdediyorum rabbime. keşke o enerjiyi, o ihlası, o samimiyeti eee bu 35 40 ile yaklaşan meslek hayatımızın tamamına yayabilseydik diye de tabii hayıflanıyor insan. diyorum.
Şimdi mesleğe başladım. Bunu da anlatayım. Ondan sonra başka sorularınız varsa onu şey yapayım. veya şiire geçelim. şeyi konuşalım yani. >> Eyvallah. >> eee, öğretmenliğe başladım. 6 ay sonra şikayet ettiler beni. Bir şikayet dilekçesi vermişler. Tabii bu şikayet dilekçesi ile alakalı da başlangıcı da, çıkış noktası da önemli. Biz bunu e keşke bütün genç kardeşlerimiz, öğretmeni başlayacak olanlar bu tür şeylere dinleseler, okusalar bu başlangıçlarımızı yani neler yaşadık. Kantini vardı. Küçük bir kantin var. Üç bina var okulda. Bir binada dersim var. Küçük de bir kantin var orada. kantine girdim ya. Ders arasıydı, öğle arası çok azdı bilmiyorum yani. affedersiniz işte bir tost yiyorum, yemek istedim. Çay içiyorum. Böyle yer tabureleri var. Yer taburasına oturdum. Hemen derse gideceğim. Acele ediyorum yani. O anda bir veli geldi. Veli geldi. Karşıma oturdu. Selamünaleyküm. Aleykümselam. İşte dedi. Ben dedi falan sınıftaki falan öğrencinin velisiyim dedi. Buyurun dedim ama tabii hem yiyorum hem konuşuyorum hem çay içiyorum. Yani acelem de var ya. Neyse bir taraf söyleyince bir taraftan da not derfteri var tabii. Not dertlerini çıkarım o dönemde not defteri çıkardım. O çocuğun durumuna bakıyorum falan. Yani notlarında ne falan diye. >> Dedim ki adama sen ya
Böyle işte acemilik yani. Rabbim eee nelerle bizi ısındırdı. Eee, senin çocuğun bir üst sınıfta yapacak durumda değil dedim. Ya bir derse giriyorsun be mübarek. Çocuğun 10 tane dersi var. Gerçi Türkçe dersi baraj dersi ama yani bunu o dönemde o anda söylenecek laf mı bu? Yani söyledim. Tamam. Öyle mi diyorsun? dedi. E öyle dedim ben de. Yani tablo bu. Adam gitti bize şikayet dilerek vermiş. Şikayet etmiş bizi.
Şimdi eee şikayet eee ediyor. Kim bu şikayet eden kişi? Eee o dönemin eee SHP ilçe başkanı. Şikayette ne var? Ama ben dedim ya kayıtsız öğretmenim veya yeni başladım. Yeni başladığım için şeyim o kayıtsız öğretmenin de verdiği heyecan devam ediyor. Bizim şey tabii devlet yıkıyoruz, devlet kırıyoruz, resim değiştiriyoruz falan bir şeyler yapıyoruz. Çok tehlikeli yani ipe götürecek tabiri caizse ifadeler falan kullanıyorum. Kullanmıyorum yani. Kullanmışım daha doğrusu. Bugün diyorum ki ne gereği var ya bunlara falan. Çoc şey şu şikayet şeylerden bir tanesi. Dini içerikli kitap okutuyorsun. İki ayet ve hadis yazdırıyorsun çocuklara. Eee, başörtülü eee pardon MGV antli kağıtlara eee başörtüsü imzası topluyorsun, öncülük ediyorsun gibi. >> Başörtüsüne destek imzası >> destek. Başörtü yasa yasağının kaldırılmasına destek falan gibi böyle bir şeyler var.
Bir müfettiş geldi. Bunu da şunun için söyleyeceğim. Aslında bunu çok anlatmaya da gerek yok belki ama yani Rabbim kendi dinine hizmet edeni yarı yolda bırakmıyor. Yani ihlas varsa, samimiyet varsa onun kusurlarını kapatıyor Rabbim. Şimdi müfettişin çağırmış. Müfettiş daha 23 yaşında toy bir öğretmen ama dedim ya işte o 20 şey eee göçeb hayatı yaşarken obanın çektiği sıkıntılar eee meselesi eee 12 Eylül hocalarımın çektiği sıkıntılar. Çünkü ben hocalarım hep yanındaydım. Onların çektiği sıkıntıları biliyorum. Mücadele eee tarzlarını da biliyorum. Onun için mücadeleci bir tarafım da var. şey endişe etmiyorum ama neyse gittim oturdum karşısına dedi ki eee böyle böyle senin hakkında şikayetler var dedi. Ne diyorsun dedi. Ben de dedim ki müfettişe, "Sayın müfettişim müsaade edersem ben bir anlatayım, bir konuşayım. Ondan sonra siz ne yaparsanız yapın yani ne yazarsanız ben imzalayacağım dedi. Olmaz dedi. Ben" dedi. "Ne diyorsam" dedi, "Ne soruyorsam ona cevap vereceksin dedi. Ya dedim rica ediyorum ben bir konuşayım, derdimi anlatayım. bana 10 dakika müsaade edin. Ondan sonra dedim siz ne derseniz ben kabul."
Şimdi ben anlatmaya başladım. Anlatmaya başladıkça geriye böyle yaslandı. Anlatmaya başladı. Geriye doğru yaslandı. Sonuna kadar dinledi. Ben bayağı yarım saat 45 dakika anlattım derdim. İşte dedim ki mesela dini bilgiler kitap okumuşsun değil mi? Her ay kitap okuma listeleri alıyorum. Çocuk yazmış. İlk ay dini bilgiler kitabı diye bir kitap okumuş. Bugün kim aklımda yani? İkinci ay Mehmet eee Kemal Yaşar Kemal'in İnce Mehmet'ini okumuş. Hı >> hı. >> 3 ay başka bir kitap okumuş. Şimdi diyorum ki sayın müfettişim bu İnce Mehmedi'i dini bilgiler kitabını tamam ben okuttum. Eee şey Yaşar Kemal'i kim okuttu? E onun da öğretmeni benim falan işte eee ayet hadis yazdırmışım. Evet yazdırdım. Aslında çok şey yazdırdım da gerekçe buydu işte o dönemde yani. Yazdırdım. Ne yaptım işte efendim? Cennet annelerin ayakları altındadır yazdırdım. Neden? Anneler günü anlatıyorum. Neyle anlatacağım? Bununla anlatacağım. Şehitlik günün anlam ve önemi anlatılacak yazıyor planda. E şehitlik neyle anlatılır müfettişin falan filan. Neyse böyle tabii bu hep hocalardan aldığım taktiklerdi geçmişte bunlar benim.
Sonra dedi ki bana yazdı kendisine göre taktık bir şeyler yazdı. Sonra çıkardı işte ben TC'nin şerefli bir öğretmeniyim. Hakkımdaki bütün suçlamaları reddediyorum." dedi. "İmzala şunu oğlum." dedi. İmzaladı. Sonra dedi ki, "Dur oğlum bakayım sana ben" dedi, "bir nasihat edeyim. Bak" dedi, "oğlum şöyle şöyle şöyledir." dedi. İşte dikkatli olacaksın, bilmem ne olacaksın. Şunlara şunlara dikkat edersen iyi bir öğretmen olursun. Kendini heder etme, kendini ucuza satma falan dedi. "Devam et evladım" dedi. Allah rabbime hamdolsun mesela bizi en ufak bir şey olmadan kurtardı. Daha sonra başka şeyler tabii karşımıza geldi. Onun için hep diyorum Rabbim eee mücadele edeni ihlasla, samimiyetle mücadele edenin eee koruyor, himaye ediyor. Bu da o yıllarla ilgili önemli bir eee hatıra benim için. Evet. Evet.
>> Kıymetli hocam çok teşekkür ediyoruz. Tabii eee biz burada eee bir duruşu eee bir mücadeleyi eee ve bir anlamı aslında kayıt altına alıyoruz. Yani burada bir anlam, bir mücadele eee burada bir biyografi yok. Bir iç iklimin ortaya konması tezahürü onu ortaya çıkarmak için gayra sarf ediyoruz. Yani nasıl bir ruh hali ve aslında hakikatin peşinde koşan ve fayda merkezli yazan dediğimiz >> Evet. eee ve yine yükünü hafifletme arzusunda olmakta yine bir sorumluluğun gereğini yerine getiren ana ama bütün bunun aslında nüveleri tohumlarının hangi dönemlere atıldığını eee burada görüyoruz. Aslında yine hocamın bu konuşmalarından hayat mücadelesinin ve davetinin veya sohbetinin de her zaman özünü oluşturan yani eee öze dönmemize, kendimize dönmemize eee bir daveti görüyoruz ve aslında yine hizmeti ve sohbeti önemli gören bir insanın insanlara dokunabilmek için gayretini görüyoruz. eee ve eee tabii eee burada gördük ki hocam eee sadece ifadeyle değil aslında konuşma ile de sözün demine inanan ve o demi aslında biz burada hakikaten eee giriş itibariyle de eee ortaya koyduk. Ve diğer taraftan da aslında şiir hocam hayatınızın önemli bir noktası ve şiirin bereketine, önemine, şiire özel bir önem atfediyorsunuz. O kadar önem atfediyorsunuz ki aslında eee bir hayli şiiriniz olmuş olmasına rağmen, eee, o şiirin büyük yükü altında, büyük isimlere gösterilen bir hürmetin de belki yankısı olmak üzere eee belli bir mesafeli veya en son yayınlar açısından belki inşallah ömrünüz uzun olsun bir final olarak görüyorsunuz. Ama değerli dostlar bakın biz burada anlatılan yani bu memlekette üç tane kitap okumadan her gün ahkam kesen insanların eee yanında edebiyatın her biri farklı alanlarında olmak üzere bu denli eser yazan bir kişiliğin nasıl oluştuğunu görmeye çalışıyoruz. hayata dokunmayı en büyük mutluluk sanan ve bu yönüyle de tabii eğitimci olması yönüyle de önemli bir duruşu eee efendim eee öğrencinin gönlüne giremediğin takdirde zihninde iz bırakamazsın. işte kendi zihninde iz bırakanları olduğu gibi belki bir hoca olarak da hocamdan kısa anekdotlarla o biz iz bırakan mak noktasında belki o birtım dokunuşları da ifade etmemiz söz konusu. Yani eee bu akşam konuğumuz, her bir konuğumuz kıymetli ama öğrencisinin elinde tuttuğu için kalbinde yer bulan yani bu sözlerle olabilecek olan iş değil. O kalbi gönül bağını eee ortaya koyabilmek önemli. eee 40 yıldır, 40 yılı aşkın süredir yazan, okuyan, bu millet adına aşk ve sevdası olan ve okumayı eee eee ihtiyaç bilen ve hayatının merkezine koyan bir isimle bir birlikteyiz. Eee işte aslında bir kısım burada hatıralar da paylaşıldı. Evet, kayıtlar açısından biz hatıraları da önemsiyoruz ama hatıralar eee bizi dünyevileştirmek için değil, kalplerimize dokunmak için ve dolayısıyla sorumluluklarımızı hatırlatma adına da açıkçası son derece önemli ve kıymetli buluyoruz. Yani hocam, edebiyat hocası hocam ama eee bu değerlendirme katılıp katılmadığını da söylemek hakkı, yetkisi, selahiyeti ve program dediğim gibi akışa biz teslim oluyoruz. Yani dolayısıyla hocamdan biz bilgi istedik ama biyografik bir bilgi hiç bize vermedi hocam. Ya verdiği bütün bilgiler ontolojik bir tanıklıktı. Doğru mu hocam? Yani varlık sebebi, >> eee, onu ayakta tutan unsurlar. Eee, dolayısıyla eee, bizim bu çalışmalarımızda, eee, oluşan portrelerimizde varlık inşa ederler. Eee, ve dolayısıyla tarih içinde, edebiyat dünyası için de yarın konumumuzu belirleme adına da son derece kıymetli ve önemli. Hocam, eee, tabii şiirle ilgili, programın adıyla ilgili hep bu isim korkutur. Şiir korkuttuğu gibi zirve ismine aşağı yukarı bütün konuklarımız olduğu gibi siz de bir şerh koymakta kararlısınız. Ama ben de çok garip bir insan olarak bütün bu şerhleri kaldırma adına hep ısrarla söylüyorum. eee söz eee eee eee eee yazı son derece önemli ve kıymetli ve yazı türünün de herhalde zirvesi şiirdir. Ve bizim derdimizi, aşkımızı, sevdamızı, hüznümüzü ortaya koyabilmek. Dile, kelimeye büyük anlamlar ve sorumluluk yükletmek. Yani kişinin sorumluluğu yanında şair dile de büyük görevler, mükellefiyetler kazandırıyor kelimeye. Eee, bu unsuru ortaya koyuyor. Bu yolda var olmak da son derece kıymetli ve önemli ve neyin ne kadar önemli olduğunun da elbette ki tarih hükmünü verecek. Dolayısıyla umit ediyoruz ki ben tabii basılı şiir kitabınız olmasa da farklı mahfillerde, dergilerde yayınlanan şiirlerinizden bir demeti de gönderdiniz, okudum. Oldukça kıymetli buluyorum. Dediğim gibi kime göre, neye göre, ne zamana göre vesaireye göre bunlar hep sizin alanınız üzerinde durulabilir. Ama değişmeyen bir şey var ki okuyan, yazan akleden, bu toplumun tarihiyle barışık olan birinin şiirle kavgalı olması mümkün değildir. Eee dolayısıyla şiirin sizin için ayrı bir önemi var. Şiir faslına değinelim. Tabii göçmen gözler şairi Özkan e Yalçın'a ithafen yazdığınız eser var. Dolayısıyla dostlarımız bizden şiir de beklerler. Bu anlamda bu geçişi gerçekleştirmiş olalım. şiir konusundaki bakışınızı, bir toplum için, bir millet için neyi ifade ettiğini eğitimde hakikaten şiirin toplumsal meselelerimizi ifadede veya sorumluluğumuzu üstlenmede şiirin yerine dair biraz sohbet edelim derim hocam. Tabii ki eee yani özellikle ukalık olarak addedilmesin çok özür dilerim. şiir felsefesi, şiir poetik düşünce, şiir hakkındaki düşünceler, düşünceler şiirin mahiyeti bununla alakalı elbette çok şeyler söylendi. Her şair kendi bakış açısından, kendi ilgi alanından bakarak şiirle ilgili şeyler söyler. bir üstat üstatların sözleri, konuşmaları veya poetik görüşleri söz konusu ehemmiyetli bizim için. Ben şimdi şöyle kısa bir şey yapmak isterim. Şimdi ben mesela hep deriz ya ikra dedik. Güzel. Biz okuk okuyalım ama hep şunu ihmal ettik biz. Yani mesela sonra alleme bil kalem yani kalemi ihmal ettik mesela. Hele hele bugün bu, gerçekten ayrı bir sohbet konusu. Uzun uzun üzerinde durmamız gerekli olan bir konu şu yazmayı unuttuk. Yazmıyoruz. Yazıyla ünsiyetimiz, bağlıımız kalmadı. ilkokuldan ortaokulda öğrenci artık yazmıyor. Lisede öğrenci yazmıyor. İki kelimeyi bir araya getirip iki cümle kurmuyor. Bu çok ciddi bir problem günümüzde. Dolayısıyla şiirle ilgili veyahut da edebiyata bakışım benim belki biraz daha böyle hani ben mesleği şöyle ifade ederim. ilk 5 yılı acemilik, ikinci 5 yılı kalfalık, sonraki 10 yıl ustalık, 20 yıldan sonra da sanatkarlık başlar diyorum mesela. Yani ben belki bunu idrak etmek farkındalık oluşması belki biraz erken de olmuş olabilir bende. Ben şiir ontolojisine yani şiirin kaynağına bunu çoklar birçok şairimiz düşünürümüz biliyor mutlaka çok çeşitli yönleriyle gündeme getirir. Şimdi rabbim bizi dünyaya gönderirken belli bir formatla gönderiyor. Bunun adına biz fıtrat diyoruz. temel duygular var. İnsanı dünyaya bağlayan temel duygular. Bunlardan birisi mesela menfaat duygusu. Menfaat duygusu olmasa insan yer mi, içer mi, giyinir mi, kuşanır mı? Yani ev yapar mı, park yapar mı mesela? O menfaat duygusu, korunma duygusu vesaire olmasa. Efendim merak duygusu var mesela insanda. Merak ediyor insan. Her şeyi merak ediyor. Bu nedir, bu nedir? çocukluktan itibaren, e merak duygusu gelişmemiş olsa acaba bilim dediğimiz şey ortaya çıkar mı? Mesela inanma duygusu var. İnsan bağlanıyor bir şeyler. Annesine inanıyor işte çevresini eleniyor vesair ve bu gelişiyor. Sonunda din olarak insanın hayatına çıkıyor. Din acaba olur muydu? İnanma duygusu olmamış olsa. İşte bunlardan birisi de bizim sanat dediğimiz alanın kaynaklığını teşkil eden rabbimin bize verdiği bir güzellik duygusu var. Beğenme ve beğenilme duygusu var. Rabbim bizden kul olmamızı istiyor. Bizi beğenmek istiyor. Onun için bizim kusurlardan arındırılmış, kusurlardan arınmış bir hayatla karşına çıkmamızı istiyor. Burada mesela bakışımızı değiştireceğiz, görüşümüzü değiştireceğiz, yürüyüşümüzü değiştireceğiz, yememizi içmemize ibadet yani güzel bir kul olabilmemiz için güzelleştirmemiz lazım. Kötü davranışlar sergilememiz lazım. Mesela diyor işte neydi? miden terbiye etmen lazım. Az yediyor, az uyu diyor mesela. Tavsiye ediliyor işte efendim nazar ehli tasavvuf irfan kültünün içine ne diyor? Ne diyor mesela? Nazar ber kadem diyor mesela. Yürürken ayak uçlarına bak. Gözünü sağ sol gözü gözü terbiye et diyor. Yani terbiye etme. Ben şimdi edebiyatı anlatırken böyle söylüyorum. Edebiyat demek terbiye etme sanatıdır. Neyi? Dili. Yani diğer işte ahlaklar, davranışları terbiye edecek. İşte şu bunu terbiye edecek ama edebiyat dediğimiz sanat, edebiyat dediğimiz şey dili terbiye etme sanatı. Peki bunu bize Kur'an bize öğretiyor zaten. Yani diyor ki Kur'an efendim bak şurada şu dili kullan. Burada bu dili kullan. Kavlen sed diyor değil mi? Kavli sedi. Yani doğru söz söyle diyor. Mesela kavli kavli leyyin. Yumuşak kuylu diyor ya ki Firavuna git yumuşak kuylu konuş diyor. Mesela işte kavlen maruf var mesela. Yani kavlenin tebliggağ var. Yani 78 farklı bir üslup var. Yani yetime konuşmakla efendim düşküne konuşmak, ihtiyaç sahibine konuşmak aynı şeyler değil ya. Dolayısıyla dilin terbiye olması lazım. Dili terbiye etmemiz lazım. Terbiye edilmiş sanata biz dili terbiye etme sanatına edebiyat diyoruz. Edeplendirme sanatı. Yani dili, şiir. Bu manada tabii çok farklı şeyler olması, tarifler var. Her açıdan bakıyorsunuz. Çünkü varlık diyoruz ki işte baktığınız yerden size anlam veriyor. Nereden bakarsanız anlamı o kadar görebiliyorsunuz. İşte Cafer Bey kitaba böyle bakıyor, bir tarif yapıyor. İsmet Erdal bu tarafına bakıyor, bir tarif yapıyor. İkisi de bu kitaba ait bir tarif. Yani neticede benim tarifim sadece yetmiyor kitabı tarif etmeye. Cafer Bey'in de tarifiyle birleştiği zaman bir bütünlük ortaya çıkıyor. Dolayısıyla şiir de hemen hemen hepimizin belki ortaklaştığı üç temel özellik var. Yani bunlardan birisi dil yani dili terbiye etme, dili güzel kullanma, dil kullanma meselesi. Ve ben şunu söylüyorum acizane. Hani demiş ya şair, "Bize gülü tarif etme. Ne çiçektir biliriz." Evet. Biz gül yetiştiremeyebiliriz belki ama gülün nasıl bir çiçek olduğunu biliyoruz. Yani şeylik olmasın. Dolayısıyla şiirde üç temel şeyden bahsediyoruz. Birisi dil. Dil problemini halledemeyen kişiden şair olmasın. Yani bunu kendime söylüyorum aynı zamanda. İkinci şey nedir? İşte yoğunlaştırma dediğimiz şey, derinlik dediğimiz şey. Bunu neyle yapıyorsunuz? Mecazla yapıyorsunuz, imgelerle yapıyorsunuz. Metaforlar kullanıyorsunuz işte vesa yani derinleştirme meselesi. Üçüncüsü ne? Üçüncüsü de müzikalite. Yani o ahli kulağa hoş gelecek o şeyi sağlamak. Bunun üzerinde siz üzerinden giderek ne derseniz değil yani nasıl bir tarif yaparsanız yapın ama temel olarak şiirde bu üç hususu ben aranması gerektiğini düşünüyorum. İki dille ilgili bugün önemli olduğunu düşündüğüm için söyleyeceğim. İki tür dil var. Birisi yapma dil. Yapay demiyorum. Yapma dil. Diğeri de bunun işte Yahya Kemal buna sentetik dil derdi mesela. Bir diğeri de tabii dil. Yani işte suyun akışı gibi akıp giden dil. İşte Yunus'un dili gibi işte sentetik dil işte Yahya Kemal'in şiiri yani işçilik gerektiren bir mimari gibi kelimeleri öyle bir dizeceksiniz ki bir kelimeyi çıkardığınız zaman şiir komple bozulacak. Yani hani onun için Yahya Kemal şey yaparmış ya işte bir şiiri, kelimeyi bulamadığı için işte derler ki Açık Deniz şiirini kimine göre 17 yıl, kimine göre 7 yıl neşretmemiş mesela gibi. Yani bugün bu iki problemi ve veya bu problemi dil problemini hallet şiir adına ortaya çıkılmasını acizane doğru bulmam. Bununla ilgili küçük bir anekdot, biraz mizahi bir şey var. Hep malumunuzdur. Biraz da geceye şey katsın diye söyleyeyim. Hani mizancı mizancı Murat diyeceğim. Keçecizade. Keçe İzzet Molla ile ilgili bir hikaye anlatılır. Keçe Sivas'a sürgüne gitmiş. İşte Keşan'dan oraya gönderilmiş. Devrin Sivas valisi diyelim beyi. Bence benim gibi bazı şeyler çiziktirilmiş şiir adına. şiir gibi şiir görürmüş ya da yazdıklarını. Yaverine demiş ki işte al bunu götür şeye bir Keçezade buna bir baksın. Keçezadeye gitmiş işte demiş ki beyimizin selamı var işte böyle bunları yazdı bir bakacak mısınız falan. Keçeczade bakmış demiş ki, "Oğlum beyine selam söyle pehriz etsin." demiş. Yani neyse gelmiş demiş ki beyine ne dedi? İşte pehriz etsin dedi. Başlamış bizim bey pehriz etmeye. İşte bir ay sonra, 2 ay sonra ne bir ay sonra tekrar bir şeyler vermişlerine götür bakalım demiş. götürmüş demiş. Bakmış oğlum dedim dedik ya demiş yani perhiz etsin demiş yani. Neyse gelmiş ne dedi işte perhiz etsin dedi. Yine perhize devam 3 ay sonra tekrar bir şeyler yazıp göndermiş. Bu defa Keçezzade kapıdan daha kapıda yaveri görür görmez oğlum pehrisz etsin ya demiş. Ya pehriz etsin dedik ya demiş. Yani ne getiriyorsun yani ikide bir? Efendim demiş, pehriz ede ede demiş. Bir deri bir kemik kaldı adam yani. Oğlum demiş bu pehriz ediyor da demiş bu herzeler nereden çıkıyor demiş. Yani yani onun için biz sözden mesulüz. Davranışlarımızdan mesulüz. Ben şiire Müslüman duyarlılığıyla bakmak gerektiğini düşünen bir insanım. Nasıl davranışlarımızdan mesulsek sözümüzden de mesulüz. Sözümüzün esiriyiz. Sözümüzünden mesulüz. Onun için de şiirimizin hikmet yüklü olması, değer yüklü olması, kalbimizi eğitecek bir şey olması gerekir. Çünkü şiir dediğimiz şey kalbe hitap eden bir şey benim nazarımda. Çünkü ben aczane tabii siz de ilahcısınız. Yine affınıza sığınarak söyleyeyim. Bazen böyle kelamcılarla falan bir araya geldiğimizde falan sürekli söylerim. Yani kalıp şeydir. Benim sorumdur o. Allah hatemallahu alâ kubihim diyor da neden hatemallahu alâ ukulihim demiyor diye soru sorarım. Yani işte fıkıhçılar işte şöyle der, böyle der falan filan diye. Ben his ve duygu merkezi olarak bilirim kalbi nasıl aklın eğitimi varsa kalbin de eğitimi var. Sanat kalbi eğiten, edebiyat, şiir kalbimizi eğiten, kalbimizin kaslarını gevşeten, kalbimizi yumuşatan, kalbimize o insani duyguları, değerleri, merhameti, acımayı, hüznü, sevinci efendim kazandıran, insan olmamızı hissettiren bize temel şeylerden bir tanesi aklın eğitimi gibi kalbin de eğitilmesi lazım. Bu manada şiirin çok önemli olduğunu, çok önemli bir vazife gördüğünü bilirim, inanırım ve şiiri de o yönde kullanmak gerektiğini düşünürüm. Acizane.
>> hocam tam demişken bir de şiir dinleyelim.
>> Şimdi dedim ya işte ben fazla şiir yayınlamadım. yayınlamadığım şiiri de paylaşmıyorum ama size gönderdiğim daha önce burada üniversitede akademik bazı çalışmalar yaparken çıkardığımız bir dergi var. Ayışığı diye bir dergi çıkardık. Bir dönem orada yayınladığım bazı şiirler vardı. E başka yerlerde yayınladığım birkaç şiir var ama bunlardan bir tanesi bu Raksı Şems diye bir şiir.
>> H
>> yani önce onu paylaşayım isterseniz.
>> Buyurun.
>> Eee bir arabalının güvertesinden güneşin raksını izledik. Dün mehtaba dönük zaman güne elvedasını sunmak üzereydi. Dalgalar hengamedeydi henüz. Arzular çıkınından sıyrılmış, toplanmıştı bir noktada. Mavera kaidesinden bir türkü tutturmuştu kainat. Sırıl sıklam olmuş güneş akşam alacasına inat. doğrulup diz vuruyordu derinden. En dokunaklı namesine ram olup hüzmeler el alıp zamandan başlamıştı icra-i raksa uzayıp uzayıp gidiyordu raks. Geniş kulvarlarla açılmadaydı ruhumuz örtüsünden sığrılıyordu asuman. Açıldıkça dönüyordu felek. Siyah dehlizer aydınlatarak semazenler geliyordu dergaha. Sonra daralıyordu, daralıyordu. Gözler kaybediyorduk ufukta bir sandal ritim tutuyordu uzakta özlem sallıyordu sanki vustatı sallıyordu. Martılar kanat kanat şenliğe özgürlük saçıyordu. Bitimsizlik yudumluyordu yüreğimiz. Hava kararıyordu, ufuk sönüyordu, körfez kabarıyordu. İstemler bir bir dağılıyordu. Arabalı rıhtıma yanaşıyordu. Evet
>> hocam çok teşekkür ediyoruz. Evet şiir de bana göre güzel, okuyuş da güzel. Şimdi hocam bizim programımızın ana unsurlarından biri dostlarımız hem takiple hem de yorumlarıyla bize katkı veriyorlar.
>> İnşallah dostların yorumlarını, selamlarını eee varsa tenkitleri onları da almak isteriz. Çünkü biz biliyoruz ki tenkit eleştiri insana eşik atlatır. Daha farklı bir noktaya taşır ama gereksiz övgüler de öldürür. Yani onun için biz dostlarımızın hak ve hakikat adına bizleri uyarılarını da varlıklarını da kıymetli buluyoruz. Tabii mesajlar çok gelince bazıları sayfadan
>> e muhtemelen görünmeyebiliyor. Yani onun için öyle bir okumama durumu olursa dostlar bizi peşyle söylüyorum. Ekran belli bir oranda gösteriyor. Umut ederim atlamış olmayız. Eee Murat Kıroğlu hayırlı geceleriniz olsun. Güzel dostlar, güzel insanlar diyor. İlahi Aksu selam üzerinize olsun diyor kıymetli Mahmut Tekel hocamız. Hayırlı yayınlar üstadım. Hoş geldiniz size ve konuğunuza diyor. Murat Paşaok hocamız hoş geldiniz. Hayırlı akşamlar, iyi yayınlar diliyorum diyor. İsmail Ayan selam ve hürmetlerimle kolaylıklar diliyorum. Sözünüz, sohbetiniz bereketli olsun. Geçen hafta konuğumuz olan kıymetli hocamız, şairimiz, Ulaş Konuk ve hayırlı yayın dileklerini ifade ediyor. Yine yazarımız Ruki Aydın Hanımefendi hocamız, değerli hocam size ve şah İsmailit İsmet Erdal Bey'e selamlar olsun. Bereketli bir program diliyor. Süleyman Bey selamünaleyküm değerli hocalarım. Hayırlı yayınlar diliyorum. Kıymetli şairimiz hocamız Mehmet Yıldız Bey hayırlı akşamlar. bereketli yayınlar diliyorum. Selam ve hürmetli Abdurrahman Yılmaz selamünaleyküm diyor. Hayırlı akşamlar diliyor. Mustafa Uzun Uzan Bey selamünaleyküm size ve konuğunuz Ertal Bey'e hayırlı yayınlar diliyorum. Evimize hoş geldiniz. Sağ olunuz var olunuz diyor. Arif Şimşek sayın başmüfettiimiz, Sayın Genel Müdürüm zatı halinizi, kıymetli konuğunuzu, tüm program izleyenlerine saygı ve selamlarımı iletiyorum. program her zamanki gibi ayrıca izliyoruz. Hayırlı yayınlar diliyoruz." diyor İsmail Gemici Bey. "Hocam sizlere misafirinize başarılar diliyorum." Ali Öztürk Bey ne kadar ince bir başlangıç oldu. Size ve kıymetli konuğunuza saygılar diyor Süleyman Bey. "Maşallah" diyor. Muzaffer Alt Abdekin Bey, sağlıklı, mutlu, huzurlu akşamlar diliyorum tüm şiir dostlarına. Süleyman Bey, "İsmet hocamız çok değerli bir hocadır. İyi yayınlar diliyorum." diyor. "Şiir dinlet, şiir okuya okuyun. bırakın geyi." diyor. Okuyacaksak hiçbir şeyi yapmayalım. Değerli dostlar, geyik programlarına takınmak isteyenler başka mecrada gitsinler. Biz burada hafıza kaydı yapıyoruz. 250. Ve 21. yüzyıl Türk edebiyatının ve şiirinin kaydını yapıyoruz. Biz zamana emanet bırakıyoruz. Emaneti kaydediyoruz. Emaneti taşıyoruz. Ve biz biliyoruz ki dünya karşısında kıymetli hocam katılır mısınız bilmem. İnsanın iki tavrı vardır dünya karşısında. Ya dünyaya daha bağlı olacaksınız. Ölmemek için, hakikatlerle yüzleşmemek için, malayani için, basitlik ve suflilik için dünyevileşeceksiniz ya da emanete tutunacaksınız. Emanetin gereğini yerine getiriyoruz. Bu bir emanet programdır. 6. yılında aynı hassasiyet ve inançla yoluna devam ediyor. Dolayısıyla hız peşinde koşanlar, has peşinde koşanlar, dünya peşinde koşanlar ne bizim şiirimizi anlarlar. Dolayısıyla şiir oku diyen insan, önce şiir nezakettir, önce şiir nezafettir, önce şiir duruştur, önce şiir susuştur. Dolayısıyla bu sevgili kardeşimize de bu hakikati anlatmak isteriz. Dolayısıyla mesele şiir okumaktan ibaretse çok güzel şiir okuyanlar var. YouTube'a size tavsiye ediyorum. İnternete girin. Hangi şiir kimden ne sipariş veriyorsanız okusun size. Biz burada bizim programımızda yalnızca şiir okunmaz. Bizim programımızda yalnızca sohbet edilmez. Bizim programımızda, bizim programımızda değerli dostlar bir hayat tanıklık gerçekleşir. Dolayısıyla 5 yıldır biz burada bunu yapmaya çalışıyoruz. hafızaya kaydediyoruz. Hakikatin peşinden koşanların, aşkın peşinden koşanların iyilik ve güzelliğin peşinde koşanlarla yolumuza devam ediyoruz. Kültür, edebiyat. Bakın değerli dostlar, programın adı bu. Biz davetimizi böyle yaptık. Kültür, edebiyat, sanat ve şiirde derinleşmek isteyenlerin programıdır bu program. Bu programda bırakın şiir okunmayı, yalnızca sohbet edip şiir okunmaz. Bu programda ses, söz ve hayat kayda geçirilir. Dolayısıyla selam olsun hayatını kayda geçirecek derinlikte olanlara ve ben bu ülkenin yüzlerce böyle değerini konuk etmenin büyük mutluluğunu ve onurunu yaşıyorum. Bunu da bu aziz dostumuza hatırlatmak isterim.
>> Allah razı ol.
>> Evet. Kaldığımız yerden devam edelim yorumlarda. Evet Mustafa Işık hocamız, şairimiz. Sayın müdürüm size ve kıymetli konuğunuza eserinlikler temennisiyle hayırlı vaykıtlar diliyorum. Programınızı tebrik ederim. Sngül Özel hocamız, şairimiz, size ve konuğunuza selamlar. Güzel bir program. Her zamanki gibi hayırlı geceler diliyorum diyor Mehmet Ayan Bey. Sayın üstadım, size ve konuğunuza saygılar, selamlar sunuyorum. İyi yayınlar diliyorum. Musa Yıldız, "Cafer hocam size ve misafirinize iyi yayınlar diliyorum. Selam ve dua ile diyor kıymetli hocamız, rektörümüz Abdurrahman Yılmaz, İsmet hocamız ne güzel de konuşuyor diyor. Adem Gümüş, Cafer Bey bu güzel konuklar, güzel sohbet. Değerli hocam İsmet Erdal'a selamla. Süleyman Bey, "Ağzınıza sağlık. İsmet hocam" diyor. Kıymetli hocamız, şairimiz Nursalatı hanımefendi, "İyi yayınlar sayın hocam." diyor. abeyim, şair, yazar, eski müftü, vekil. Cafer hocam güzel ve başarılı bir program dileğiyle. Değerli misafirinize, hanelerimize hoş gelmişler. Selam, dua. İsmet hocamız hiçbir şey geçmişe yaşadıklarımız kadar bizi etkileyici ve iz bırakıcı değil. Güzel hocam sizleri tebrik ediyorum." diyor. E hayırlı yayınlar diliyorum diyor. Ömer Faruk Şahin selamünaleyküm diyor. Hayırlı akşamlar diliyorum diyor. Kemal Koç iyi sohbetler İsmet hocam diyor Sabri Sak hayırlı yayınlar diliyorum diyor. Osman Hastal zor zamanlar güçlü insanları yaratır. Güçlü insanlar iyi zamanlar getirir. İyi zamanlar zayıf insanlar yaratır. Zayıf insanlar zor zamanlar getirir. Osman adını kullandığın dedenin emanetine sahip olmanı istiyorum. Babanın emanetine ikisine de rahmet diliyorum. Gözlerinden öpüyorum. Ruki Aydın hocamız değerli misafirinizin değindiği konular benim de eğitimci olarak görev yaptığım yılları hatırlattı bana mücadeleleri, çalışmaları inşallah hayırlara vesile olmuştur. Ömer Fadık Dedik Bey. E selamünaleyküm kıymetli hocalarım. Hayırlı uğurlu yayınlar diliyorum. Allah'a emanet olunuz. Hayırlı yayınlarınız olsun diyor Ömer Faruk Şahin. Kıymetli hocamız Nehat Malkoç, kıymetli Cafer abi, zirve şairlerimizden Şiirler adlı programınızın 250. bölümü hayırlı uğurlu olsun. Daha nicelerine Rabbim sizi ve misafirinize nasip eylesin ki bizlerden nasiplenelim. Zirve şairlerimizden Şiirle adlı programınızın 250. bölümünde size ve kıymetli misafir İsmet Artal Bey'e başarılar dilerim. Her zamanki gibi başarılı ve dolu dolu bir program olacak inşallah diyor Mücahit Kocabaş. Hayırlı akşamlar ve iyi yayınlar diliyorum. selam ile yine hocamız, şairimiz Ezır İrfan Önder Bey. Hayırlı geceler, iyi yayınlar dilerim. Selamlar, saygılar sunuyorum. Kıymetli dostum, aziz dostum, şair, yazar, edebiyatçı Ahmet Sezgin Bey. Evet Ahmet Bey, her şeyden önce aldığın emeklilik kararını sana, hayırlara vesile olsun. Tabii sen mutlaka daha güzel işler yapacağından dolayı emekliliğe ayrıldın anlamına geliyor. Çünkü biz biliyoruz ki öğretmenlik çok kutsal önemli bir görev. o makamı niceleri işgal etmiştir. Ahmet Hoca o mesleğe, o sınıfa, o öğrenciye değer katan, öğrenciliği ile ilişkisi not ilişkisi olmayan, öğrencisiyle ilişkisi sınıfla ilişki bittiğinde, okulla ilişki bittiğinde biten değil, bir ömür boyu o gönül bağını ilişkisini sürdüren birçok insan sürdürmek ister ama o herkese nasip olmaz. Ahmet hocam bunan nasiplenen isimlerdendir. Dolayısıyla e kararın hayırlı olsun. İsmet hocamı diyor ki Ahmet Bey hayırlı geceler sevgili Caperli dostum ve çok kıymetli şair yazar İsmet Erdal hocam. Sizi yürekten tebrik ediyorum. İsmet hocamı bu çok değerli ve güzel programda görüp dinlemek beni çok mutlu etti. Tabii Ahmet hocam senin verdiğin isimlerden hocam da programın başında belki kaçırmış olabilirsin size ve dolayısıyla bu programa aracılık veya vesile olduğunuzdan dolayı teşekkürlerini ifade etti. Okumuzdaki kitaplığımızı aldığımız Yunus Emre' Gelin Tanış olalım kitabıyla tanıdığım daha sonra tanış olduğumuz şair yazar İsmet Erdal kardeşime nice güzel ve hayırlı eserler diliyorum. Çok kıymetli İsmet hocamın şahsıma imzalayıp tevdiye ettiği kitapları büyük zevk ve takdirle okudum. Elimi tut öğretmenim isimli hatıra kitabı Muhteşem. Gençlere yolculuk Yunus Emre, Mehmet Ağ kitapları İsmet Erdal Hocam pek tanınmayan, kıymeti pek bilinmeyen çok değerli şair, yazar, eğitimci ve gönül adamlarındandır. Allah razı olsun. E diyor. Evet. Biz dünyadan gider olduk. Kalanlara selam olsun. Bilmeyen ne bilsin bizi bilenlere selam olsun. Dolayısıyla inanıyorum ki hükmünü verecek olan zamandır. Ama hüküm verenlerin elbette ki yeganesi Cenabı Hak'tır. Ve inanıyorum ki biz yaptıklarımızdan, niyetlerimizden gayretlerimizden mesulüz. Dolayısıyla bu güzel yüreğe, bu güzel mücadeleyi sadece bu geceye değil yarınlara emanet etmek ve tanıklık için buradayız. Bu güzel hocamızı yakınen tanımamıza vesile olduğun için Ahmet hocam tekrar selam muhabbet iletiyorum. Vildan Poyraz hanımefendi kıymetli şairimiz. Hayırlı akşamlar, iyi yayınlar diliyorum hocam. Size ve konuğunuza selamlar gönderiyorum. Bilgilerinizden faydalanalım inşallah diyor. Ahmet Sezgin Göçmen Gözler Şairi Özken Yalçın kitabı da harika bir biyografi vefa kitabıdır. İşte vefa hayatımızda en önemli olması gereken unsurlardan biri. Osman Dur hocamız, aziz dostum, Cafer hocam, misafiriniz İsmat Erdoğan ve bereketli yayınlar diliyorum." diyor. Evet Osman hocam haftaya hazır ol. İnşallah haftaya da değerli Osman Dur hocamızı, benim kadim dostumu Türkiye'de yüksek teknoloji alanında birçok kuruluşun hep önünde olmuştur, kurucusu olmuştur. yönetim kurulu başkanlığını yürütmüştür. efendim genel müdürlüğünü yürütmüştür. Yani TÜRKSAT Yönetim Kurulu Başkanlığı, kurucu genel müdürlük ve dolayısıyla Türkiye'de 2002-2008 yılları arasındaki e-Devletin kurulması bugünkü o devlet sürecinin mimarıdır. Osman hocam yine eskiden televizyon yayıncılığında efendim ulusal, bölgesel, yerel gibi kavramları ortadan kaldırarak uydu yayınına çıkmalarını sağlamış. Yani ileri teknoloji adına büyük hizmetleri olan BMC Poler'in kurucusu, yönetim kurulu üyesi, genel müdürü, milli muhalirip motorların geliştirme süreci, TR Motoru AŞ'nin kurulması gibi birçok işte TR Borun kurucu yönetim kurulu üyesi ve icra kurulu görevleri gibi çok önemli hizmetleri yerine getiren ve duruşunu, samimiyetini bu devlete, millete olan hassasiyet bir ömür boyu tanık olduğumuz kıymetli Osman Durla hem edebiyatı, sanatı, şiiri hem de bu güzel hizmetleri konuşacağız. Bu ülkenin sadece karamsarlık hiçbir şey yapılmadı diyenlere değil yapılanları da ve dolayısıyla yapılabileceklere dair ufku olanlarıyla da milletimizi buluşturmak zorundayız. Evet. İsmail Ayan hocamız bu akşam Amasya ciddi yer aldı diyor. 7. şehir yazarı merhum Özkan Yalçın'a rahmet diliyorum." diyor. Kıymetli hocamız MPÇ KAK diyor küçüklüğümüzün İsmet amcası, gençlik yıllarımızın değerli öğretmeni. Selamlar. Bizlere edebiyat dersini sevdiren değerli öğretmen. Bizler için çok kıymetlisiniz diyor Cevat Akkanat. Kıymetli şairimiz, hocamız iyi yayınlar diliyorum." diyor. Halit Yıldırım dostumuz, şairimiz. Hayırlı geceler, iyi programlar. İsmet hocamı yeniden görmek çok güzel. Selam ve hürmetlerimle diyor Ahmet Uzunkay'ya. Hayırlı yayınlar diliyorum. iyi akşamlar. Kıymetli konuğunuza ve tüm izleyenlere selam ve muhabbet iletiyorum. Sultan Kara, yüreğinize sağlık sayın hocam. Saygılar, selamlar. Emine Sakarya hanımefendi inşallah yakında konuğumuz olacak isimlerden. Hayırlı akşamlar, iyi yayınlar. yine yüreklere dokunan bir program oluyor. Ağzınıza yüreğinize sağlık diyor hocam. Evet emanet dedik. Bu mesajlar da bize birer emanetli. Onları da hocam paylaştık. Söyleyeceğiniz >> eee, eee, mesajlar, içeriklerle ilgili husus varsa alalım. Yoksa kaldığımız yerde. >> Evet. Pardon, özür dilerim. Yani kesildi sözünüz bitti diye. >> Buyurun buyurun buyurun hocam. Rabbim cümlesinden razı olsun. ömürlerine bereket diliyorum. birkaç arkadaşın ismini yeniden duydum. işte Cevat bunlardan birisi. Allah selamet versin. Eserler, güzel eserler vermeyi nasip etsin hepsine inşallah. >> Eyvallah. Evet hocam. Yani şimdi bu yazmak ve okumak bir hayatı öhemmiyet arz ediyor. Yani siz kendini ifade etme alanı olarak mı gerçekten bir sorumluluk alanı mı? Yani bunu çok ince çizgilerle ayırabilmek son derece önemli ama aslında sizin bütün mücadelenize de bakınca belki o sorumluluk vurgusunu daha ön plana çıkarmak mı gerekiyor? Yani bizim bu programımızdaki ısrarı anlaşılmaması da bazen bazıları içine yazma ısrarının işte yeterince okuyucu yok, iltifat edilmiyor, itibar edilmiyor ne gibi ortaya konuluyor yani dolayısıyla bizim o tanıklık dediğimiz dünya karşısında aldığımız bir duruş mudur? Nedir sizin için yazmak? bu denli yazıyor ve yayına hazır bir ayrı da eseri olan bir yazar olarak >> üstadım şimdi kalmasın diye aklıma geldi. Bu öğretmenlik meselesiyle ilgili bir iki bir şey daha söyleyeceğim. Öğretmen hayatımla ilgili. Ondan sonra müsaadenizle sorunuzu cevaplayayım. >> Şimdi bu öğretmenlik hayatı boyunca işte bunun bir kısmı mesela idarecilik. Şimdi geriye dönüp baktığınızda neden pişman olursunuz veya nereyi değiştirmek istersiniz deseniz mesela yapacağım veya imkan olsa asla ve kata idareci olmazdım mesela. Yani girmezdim o şeyin içerisine. Hamdolsun yani Rabbim de şöyle bir şey de var bende nasip etti. Ben hiç edebiyattan yazmadan efendim okumadan kopmadım. Yani öyle idareci arkadaşlarımız olmuştur ki mesela idareci olmuştur. Şeyle, kendi branşıyla ilgili şey alanıyla ilgili şeyler bir karara gitmiştir. Yani 5-6 sene sonra hiçbir şey kalmamıştır. Bende böyle bir şey olmadı. Çünkü hep istikametim kendi mesuliyetlerim vardı. Çünkü ben şöyle inandım. Onu da küçük bir şeyle hikayeyle anlatayım. Yaşanmış bir şeyle. sizin o taraftan, geç Sinopl ama şu anda Ankara'da ikamet ediyor. Hüseyin Maviş. Duydunuz mu? Mehmet Hüseyin Maviş. >> Evet. Evet. >> Evet. Şimdi mesela buradan sağlık vereyim. Mehmet Hüseyin Maviş'le sohbet etmenizi arzu ederim mesela. >> Eyvallah. >> Şimdi Mehmet Hüseyin Maviş mesela lisede komşu bir ilçede öğretmendi. Benim hocam da oraya sürgün edilmişti. Ben hafta sonları kaçardım. onların yanına giderdim oraya ve Hüseyin Maviş üniversite hayatını boş geçirmiş bir insan. Yani kendi tabiriyle söyleyelim. Bir bakıma böyle çok amiyene tabirle söyleyeyim serseri gibi yaşamış yani kendi ifadesiyle. Yine mezun olduktan sonra derlenip toparlanıp okumaya kendini veriyor. Tarifsiz bir okuma şeyi vardı. aşkı vardı ama o yıllarda benim gördüğüm plansız bir okumaydı. Benim sezdiğim çünkü mesela almış ihyayı baştan sona okuyor. İhmuş falan. Ben böyle okumaları hayatımdan çıkardım. Ben daha çok tematik okurum mesela. O öyle okurdu. Benim için de çok şeydir o. Bir de hitabet ile ilgili çok şeydir. verimlidir. Yani hitabeti hoştur. kendini dinletir. Allah selamet versin. Şimdi oradan ben işte yıllar sonra öğretmen olarak Slova'ya atanınca aynı okulda karşılaştık. Beraber olduk bir 6 ay kadar. Şimdi o 6 ay sonra işte kütüphane müdürü olacağım ben dedi. Şeye gitti. Sinop Boyabat'a gitti. Şimdi okulda işte öğretmen biz aynı ders sınıflara derse giriyoruz. Bir öğrencim bana dedi ki, "Hüseyin Bey derse giriyor. Bunu lütfen öğretmen arkadaşlarımız varsa bunu kendinden sonra gelen nesne de bu bunu ligde şey yapmalarında, öğütlemelerinde yarar var diye düşünüyorum. Çünkü ben hep yapıyorum." dedi ki Hüseyin Bey derse geliyor. Bir başlıyor anlatmaya. Hemen ben yanındaki arkadaşa vur bir şey yapıyorum. El hareketi yapıyorum. dersten çıktıktan sonra işte namaza başlayalım işte şunu yapalım, bunu yapalım falan filan diyor. E ne oluyor sonra? Dersten çıkıyoruz, bahçeye çıkıyoruz. Hani karar var ya hani karar verdiler ya işte öyle yapacaklar, bundan sonra yanlış yapmayacaklar vesaire. İşte orada şeyin büstün orada birisi oturuyor. Arkadaşın birisi Ali gel buraya diyor. Varıyor üzerine ya işte ne yapıyorsun niye diyorsun falan filan. Hadi top oynamaya gidelim falan. Ya olurdu olmazdı falan. Top oynamaya başlıyoruz. bilmem ne oluyoruz. Bizim o derste atılan kıvılcım, yakılan ateş sönüyor bir müddet sonra falan. Şimdi bu benim için
çok kıymetli bir şeydir. Yol haritası belirleme meselesidir. Çünkü öğrencinin 68 saati okuldaysa, 6 saat okuldaysa bunun üçte ik'si dışarıda. Hele hele bugün öğrencilerimizin dışarıdaki hayatını kontrol etmek, ailelerin kontrol etmesi neredeyse imkansız hale geldi. O yıllarda işte biz bir eee yöntem bularak eee dışarıda öğrencimizle beraber olmayı tercih ettik. Bugün de aynı şeyi sürdürmeye çalışıyorum elhamdülillah imkan ölçüsünde. Çünkü eee orada var bereket orada yani. Eee onu özellikle ifade etmek istedim. Eee, bir hatıra olarak da kayda geçmesi adına.
Eyvallah.
Şimdi yazma ve yazmayile alakalı bunu nasıl, eee, sorumluluk olarak mı alıyorum yoksa eee, bir kendini ifade etme aracı olarak mı görüyorum? Şimdi daha önce söylemiştim. Eee, tabii bu farkındalık oluşması zamanla olan bir şey. Başlangıçta belki öyle düşünmüyorsunuz ama zaman geçtikçe, eee, daha farklı değerlendirmeler yapıyorsunuz. Ben ne yapıyorum yani? Niçin yapıyorum, nasıl yapıyorum, kimin için yapıyorum meselesi gündeme geliyor. O zaman da işte eee yine biz eee Kur'an'la başlıyoruz. Diyoruz ki yani Allah bana okumamı istedi. Sonra da kalemle yazı yazmayı öğrettim dedi bana. O zaman ne yapacağım ben? Hem okumam lazım hem yazmam lazım. Çünkü okuma ve yazma bilgi demek. Bilim demek yani. Yani okuma ve yazma olmadan bilim olmuyor. Okuyarak araştıracaksın. Araştırdıklarını not edeceksin. Eee, gelecek nesle, kendinden sonrakilere başkalarına da bunu aktaracaksın. Yani dolayısıyla ben okuma ve yazma yolculuğunu işte eee bu Alak suresinin eee ilk 5 ayetine göre alıyorum ve eee diyorum ki işte işte korkmayan eee kalpten, kabul olmayan duadan, doymayan nefisten ve eee faydasız ilimden Allah'a sığınırım diye bir dua öğretti aleyhissalatu vesselam bize. Bu çerçevede bakıyorum. Faydasız ilim benim yazacağım eee şey neye tekabül eder? Neye hizmet eder? Onun eee şeyi mesuliyetini taşıdığını düşünüyorum. Dolayısıyla yazmak eee benim için bir mesuliyettir. Bir istikamet meselesidir. Eee ben bunu böyle ifade edebilirim kısaca.
Eyvallah hocam. Kıymetli buluyoruz. Bu arada da bir öğrenciniz herhalde diyor ki hocam yani değişiklik eee şiir biz bu programda hep okuyoruz ama şiir okumak için toplanmıyoruz. Yani şeyi ki eee konuklarım isminden ısrarla eee efendim şey bulsalar da tehlikeli bulsalar da eee ama ben eee şiiri ısrarla ama neticede şiirde ölümüz dirimiz her şey alemlerin rabbin için ise dolayısıyla şiirimiz de bizi biz olmaya davet ettiği için öğrenci önemli. Zeynep Koçer Boran hanımefendi diyor ki, "Kıymetli öğretmenim, keşke bir şiir dinleyebilseydik sizden." diyor. Sulu Lisesindeki gibi selam olsun diyor. Evet. Dinleyelim hocam. Sulu ova lisesindeki gibi yani Suluova lisesi tekrar geriye gelse hocam tekrar olsa. Bir de o şiirleri okurken sizin gibi güzel öğrenciler vardı. Eee o davet ediyordu ama hocam sağ olsun az önce okuduğu şiirde de o güzelliği gördük. Eee şiiri de güzel, sohbeti de güzel, eserleri de güzel. Rabbim ömrünü de bereketli kılsın. Eee yani dolayısıyla biz onun eee eee bir nevi kaydını tutarken, eee biz de kendi adımıza bir tanıklığı eee bir değerlendirmemiz olacak elbette onunla ilgili. Evet hocam. Bir şiir bekliyorum >> şimdi.
E Allah razı olsun. Tabii. Eee, Slova eee ben eee bir konuşmamda ifade etmiştim bir sohbet esnasında. Ruhumun mayalandığı yer falan da derim Slovaya. Eee şimdi eee inşallah bir şey olursa o taraflara gittiğinizde mutlaka görmenizi, ziyaret etmenizi eee dilerim. Eee, bir çaylarını içmenizi dilerim. Bir isim vereceğim. Yani özel burada söylemeyeyim şimdi.
E işte o öğrencilerimizden birisi. Şimdi yine o öğrencilerimden Amasya'da avukatlık yapan bir öğrencim var. Amasya Merkez'de bir şu anda şirket müdürlüğünü yapıyor. Şirketin genel müdürü. Eee, o, e, böyle eee, neydi şeyin adı? Genel müdürlerimizden eee, dün öğretimi Nazif Gül.
Evet.
Eee Nazif Gülle bir böyle bir eee Zoom toplantısı sohbeti yapıyorlardı. Pandemi döneminde işte biz de yaptık. O dönemde öğrencilerimiz istifade etsin diye devam etmedi ama yani o yıllarda gerekliydi. Öğrencilerimiz uzak kalmasın diye Zoom üzerinden birtım şeyler yaptık. Eee orada eee bir şeyden bahsetti. Dedi ki İsmet hocamız bize eee lisede eee su kazesini ezberletmişti dedi. Eee şimdi su kasedesini nasıl ezberler çocuk? Yani bugünkü öğrenci eee nasıl ezberler? Ezberler mi? Öyle bir şey olur mu? Bilmiyorum. Yani onu şöyle yorumladı. O zaman dedi. Biz çok kızmıştık yani. Ya bu kadar işte 33 beyit ezberlenir mi? Bu kadar şey bizi ezberletti. Kelimelerin çoğunu bilmiyoruz vesair. Eee, ne iyi etmiş ki ezberletmiş o şiirli bize ve bizim ruhumuzun mayalanmasına işte eee, teşekkülüne, inşasına katkıda bulunmuş. Allah razı olsun diye böyle bir değerlendirme yapmış. Daha sonra duydum yani ben onu. O da eee işte demek istediğim şey şu. Eee, bir şiir okuyarak mesela derse gireriz. Eee, öbür taraftan işte hani var ya nahil olur, muarızı ehil. Her Ahmet'e bulunur bir Ebu Cehil.
Ya siz iyi niyetle bir şey yapıyorsunuz. Aslında bir maksadınız var. Dikkat toplamak. Öğrenciliği ruhen kendinize çekmek istiyorsunuz duygu olarak ve öyle derse başlamak istiyorsunuz. O manada okuyorsunuz şiiri. Ama öbür taraftan gidiyor aynı branştan edebiyat öğretmeni olarak geçirinen eee öğretmenimiz gidiyor diyor ki işte şiir okuyor derslerde ders anlatmıyor vesaire. Başka türlü değerlendirmeler yapmaya vesile oluyor vesaire. Şimdi o yazan öğrencimiz de benim hayatımda önemli kıymetli eee öğrencilerimden birisi. Allah razı olsun Yalova'da öğretmen bildiğim kadarıyla. Onun için okuyayım ben bu şiiri.
Eyvallah.
Bu sana dair diye bir şiir. Eee bazı yerlerinde boşluklar filan var ama kendime göre dediğim ama eee benim o dönemde yazdığım dönemde 90'lı yıllarda eee ruh halimi falan yansıttığı açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Severim yani şeyi. Senin geldiğin akşamüstü kirmanımda yün eğriyordum. Günüm bitmişti zamanı argaçlıyordum. Yağmur çisil çisildi toprağa. Caddeler ıslaktı. Tel tel umuda rabdedilmiş olarak mavisinde iplik iplikti tutkularımız. En sıcağından ıslatarak kırmızıları alevler boşalacak yolumuza. Dağ dağı tenimde işlenecek sevdan akkor olacak. Saflarımızda damıtılacak ve adın adın adımıza yazılacak. Ömrün örsünde alacak şeklini zaman. Tohumlar bir tek topraklarda patlayacak. Gözlerin, gözlerin ıslanacak. Yıldızlar dürümlenerek halelensin, pervaz olsun. Gün sana dolsun ışısın şulesi gözlerinde aşkın. Damla damlayı kovar bir yürek umman olurmuş. Caddelerse ıslak. Sana sana çağıran bu uhrevi hava inan inan bana yalnız sende bu derde deva.
Evet efendim.
Evet hocam teşekkür ediyoruz. Elinize sağlık. Eee şimdi tabii gençler, öğrenciler ve hakikaten, eee, okumalarımız ve aslında odaklanmalarınız da ciddi bir bağ kurduğunuzu,
Evet. Evet.
Eee ortaya koyuyor. Yani bu eee aslında bu bağ kuruş bizim hayatımızda eee birtım eee efendim dönüşümleri, beslemeleri eee eee huzuru, tatmini vesaire yönüyle de baktığımız zaman oluşturuyor ve eee gençlerle yolculuk diyorsunuz. Yani bir eseriniz başlı başına bu. Dolayısıyla tabii bu bir eee eser olmaktan öte herhalde bir eee hayatın adı mı gençlerle yolculuk hayatın anlamı mı?
Evet.
Şimdi eee yine siz belki siz de bilirsiniz eee rahmetli Recep Katırcı vardı.
Evet.
Duydunuz mu? Yani o bölgede yaşayan hafız da derlerdi Slova'da. Bir eee muhterem vardı. Hal insanı. Şimdi yani şimdi hast bir duygu tarafı da var bu işin. Rahmeti Rahman'a kavuştuğu bu pandemi dönemi. Pandemi döneminde şimdi o eee ama haliyle tekayüde ayrılmış işte eee oturup tesbihini çekip ibadetini etmek gerekirse o haliyle yani o eee tabiri caizse insan olarak dünyevi dünyevi tarafı itibariyle eksik olan o insan o haliyle çoluk çocuk demez, genç yaşlı demez. Eee kim ne isterse oturur onunla sohbet ederdi. E bazen sabah namazlarından çıktık, sabah namazından sonra giderdim ben de şeye. Hatta böyle onun konuşmalarından bazıları kayda falan da almıştım o dönemde. Bir, "A, hocam bunu yayınlayalım bu sohbetleri falan diye düşüncem olmuştu. Dergiye gönderelim falan diye. Şimdi eee benim o yıllarda başlayan işte belki ta liseden hocalarımdan aldığım özellikle Mehmet Taş Bülek gibi ve eee işte Hüsey Süleyman Yalın gibi hocalarımızdan aldığımız ilhamla eee öğrenciyi dışarıda yakalama, okul dışında yakalama, okul dışı ortamlarda öğrencilerle beraber olma gibi bir gayretimiz oldu. Olmaya devam ediyor. O yıllarda işte öğrencilerimiz haftalık böyle buluşmalar oluyor, sohbetler ediyoruz, konuşmalar yapıyoruz. Eee bu kitapta aslında bu son dönemde eee bu pandemiden sonra bakanlık destekli bir proje yürüttüm ben. Eee aslında tabii onlardan pek bahsetmek istemedim. Eee bir 10 civarında bakanlık destekli destek aldığım projeler vardı. Daha çok bu gençliğin eğitimiyle ilgili vesair edebiyatla ilgili olanlar var. Eee bu yurt dışı çocukların eğitimiyle ilgili olanlar var işlerinde vesaire. Yurt dışından gelen çocukların öğrencilerin. Eee burada arkasında bu fotoğraf var. Bu fotoğraf eee Isparta'da, eee bir mimar şey cami y tarihi bir camimizin önünde yatsı namazdan sonra çekilmiş bu fotoğraf. Eee o sohbetten çıktıktan sonra eee çektiğimiz bir fotoğraf. Bunu resmetmek için koydum. Yani bu çocuklarla yaptığımız sohbetin, öğrencileriminle yaptığımız sohbetin aslında kayda geçirilmiş hali bu. Ama bu bütünüyle benim ömrümü ifade eden bir şey. Yani bununla ilgili aslında başka şeyler de var. Eee hani yayınlanmamış olan eee kısımlar var. Eee onları da inşallah önümüzdeki zamanda biraz daha farklı formatta eee kalıcı hale getirmeyi düşünüyorum. Dolayısıyla eee gençlerle yolculuk benim hayatım. Benim ikinci bir hayatım yok. Bir özel hayatım yok. Eee yani yani bunu tabii nefsi eee tarafı da var. Söylemek istemem belki ama ben eee kendi çocuklarımda resik ettiğimiz zamanı bu çocuklarla geçirdim. Geçirmeye çalıştım yani mümkün mertebe. Çünkü evde en azından onlarla ilgilenen birisi vardı. Eee, çünkü, eee, ben hep çocukluk yıllarıma gidip o garibanlığı, kimsesizliği, sahip çıkmamayı gördüğüm için mesela bir öğrenciyi bir dövdüm ben. Yani bu burada doğru bir şey değil belki ifade etmem ama eee, bir şey yapmış, bir yaramazlık yapmış. O zaman idareciydim. Eee, o yaptığı yaramazlık, eee, değildi aslında, eee, benim isyanım, karşı çıkışım. Babası gözümün önüne geldi. Babası bu heybeler vardır. E bilirsinizdir böyle ortası iki şeylidir. Eee gözlüdür heybe. Ortası deliktir. Kafaya geçirir insanlar onu. Eee yani köylü onunla pazara gelir. Eee bir cebi önündedir bir arkasında. Böyle bir yün heybe. Babası onunla gelmişti okula bir gün. O heybeyle gelmişti sırtında. E üzerinde o gözümün önüne geldi. Yani baban seni o heybeyle okula gönderiyor. Okuman için çaba sarf ediyor. O gariban haliyle sen burada serkeşlik yapıyorsun diye bir isyanım olmuştu. Aslında mesele o işte. Yani onu elinden tutmak, birinin hayatına dokunmak, sizin ifade ettiğiniz gibi ona yol gösterici olmak, ona bir istikamet eee çizmesinde katkı sunabilmek, yardımcı olabilmek. Bütün gaye, bütün mesele o. Eee dolayısıyla benim hayatım aslında bu. Yani o gençlerle yolculuk İsmet Erdal'ın hayatı.
Evet üstadım. Sesiniz gelmiyor. Sesiniz kapalı.
Evet. Öğretmenlik son derece kıymetli ve önemli. Yani neticede aslında eee inandığım şudur. Bir bir kulun ne kadar iyi olup olmadığı Allah'ın onu hangi işlerle meşgul kıldığı ile alakalıdır. Öğretmenlik böyle bir meslektir. Eee sizin en hayırlınız insanlara en fazla faydası dokunansa, insanlara her seviyede dokunan, anne babalarından daha önemli vakitlerini öğretmenleriyle geçirdiği böyle bir ortamda öğretmenin yeri ve önemi hiç tartışma getirmeyecek bir hadisedir. Onun için ben eee öğretmenliğim döneminde de öyle inanıyordum. Bugün de baktığım bu öğrenciyile ilgili bir sorumluluk silsilesi oluşturulacaksa birinci sırada benim için öğretmen gelir, ikinci sırada veli gelir, üçüncü sırada öğrenci gelir diye bakarım. E ve hele hele bir insan da sorumluluk mesleğinde de yani bir kamuda yönetici olarak geldiğinde de bir başarısızlık varsa önce üst yöneticinin başarısızlığı eee ekibini kadrosunu iyi çalıştıramadığı, iyi motive edemediği, aynı hedefe, vizyona, misyona odaklanamadığından dolayıdır. Tabii her bir branş bu yönüyle önemli. Yani sizi hayata tutundurmaya bir müzik öğretmeninin de, bir resim öğretmeninin de sokakta bir vatandaşın da elbette ilham verici olabilir. Ama bir de var ki daha fazla irtibat kurma yönüyle gerek ortaöğretimde gerek lisede ders saati itibariyle belki öğrencilerin en fazla irtibat halinde olduğu edebiyat öğretmenleri. Ders olarak da böyle. Onun için bu bir avantaj ama diğer taraftan da farklı bir sorumluluk da oluşturuyor. Onun için hakikaten tabii çok konuya boğulalım demiyorum ama burada bir kayıt altındaysa bu da hayatını eğitime vakfeden bir insan olarak yani eğitim de özellikle edebiyatının yeri burada karşılaşılan zorluklar veya müfredat içeriği. Ben bu programlarda ısrarla hep söyledim. Yani bizim bütün gönüllere dokunan bir Yunus Emre'nin Mevlana'nın, Hacı Bektaşi Veli'nin, Ahmet Yesevi Hazretlerinin bunları artırabiliriz şu veya bu yani bunlar böyle bir ünite başlığı olarak değil. Hakikaten onların ruhu, yaşamı, mücadelesi gibi çok daha anlaşılır hale gelmesi lazım. Yani bu anlamda bir edebiyat hocası olarak da edebiyat eğitimi sağladığı avantajlar şu anda karşı karşıya kaldığı riskleri de briif olarak ifade etmenizi isterim. Çünkü aslında dediğim gibi sizinle ilgili çok konuyu kayd altına almak ve dolayısıyla anlamlandırmak durumundayız. Zamanda iki saati de geride bıraktık. Onun için biz diyoruz ki evet biz soğukkanlılıkla gidiyoruz. Çünkü biz bir hafıza inşa etme iddiasındayız. 50 sene sonra efendim bırakın bizi. Şu anda bizi izleyen çocukların, gençlerin bile birçoğu bu hayatta olmayacaklar. E biz de olmayacağız. Ses olmayacak, nefes yok, ses yok, insanın kendisi yok. Ve o zaman eee bu çalışmalar aslında bu kayıtlar herhalde hocam ilgili araştırmacılar açısından birincil kaynak olma özelliğine sahip olacak. Çünkü bu kayıtta ses de var. Dolayısıyla, eee, biz burada sadece, metni değil, aynı zamanda da aslında bir yaşanmışlığı, insanı kaydediyoruz. Ve ben bugüne kadar yaptığım bütün programlarda tüm programcılarımın belki ortak özelliği çok veya az programa katılanların bu programın farklı bir niteliği, hakikaten kaydı ve yaşadığımız çağın tanıklığını gerçekleştirmek ve gelecek zamana ulaştırma gayreti ve arzumuz var. Bu gayret arzu adına da dolayısıyla programdan yorulan, sıkılan dostlarımız ayrılma hakkına sahip olsa da yarın araştırmacılar çok farklı bir noktada olacak. Daha işte Ahmet Sezgin hocam yayında. Muhtemelen Mustafa Doğan Karacoşkun rektörüm de yayındadır. Öğrencilik yıllarımızda mesaj diye bir dergi çıkarıyorduk. O zaman Doğan hocamız muhterem abiz Allah rahmet eylesin İstanbul'da Ahmet Kabaklıyla merhumla bir söyleşi yapmıştı. Kaydı vardı. Aradan çok zaman geçmemesine rağmen yana yakıla ya o kayıt nerede diye bugün o kayıt aranıyor. Dolayısıyla çocuklarımız, evlatlarımız sanki babalar, anneler her gün yanında olduğunu zannediyorlar. Ama belki onlar bile bugün dinleyemediği bu kayıtlarla çok şey bulmuş olacak. Dolayısıyla biz yani dostlar kusura bakmasınlar ama bakacak olanlar da diyecek bir şeyimiz yok. Biz konuşmuyoruz kaydediyoruz ve farkındaysanız ben bu sadece bu programda değil 250 programının hiçbirinin merkezinde Cafir Uzunkaya olmadı. Konuştuğum dakikalar da hep konuklarıma aittir. Bütün çalışmalarım konuklarıma aittir ve dolayısıyla bu bir program değil. Bu bir dönemin arşividir. Bir edebiyatın ve şiirin hafızatıdır. Ve bir şahitliktir. Dolayısıyla biz bu görevi sadakatle yürütmekte kararlıyız. Kıymetli hocam, eee, bizimle yol yürüyenlere selam olsun. Onun için hani sormam gereken, soruları da açıkçası, sormak durumundayım. Bu dediğim soruyu da kısaca değerlendirirseniz, memnun olurum. Şimdi benim, işte bu gençlerle ilgili yolculuk, gençlerle yolculuk meselesinde, son dönemde çok vurguladığım belki yaş itibariyle de insan belli bir yaş alınca hayata daha farklı bakıyor, algıları daha farklı oluyor. Onun için hep formüli ettiğim bir şey var. İşte aslını unutma. Yani nereden geldin? Yani gençlerin belki bugün kuşanması gerekli olan bu motto bu olmalı yani. İkincisi yine aslımız hastalık olduğu için kanaat et. Yani aslını unutma. Yine bu tabii Kur'an'dan ilhamla söylediğim şey bu. Aslını unutma. Üçüncüsü de akıbetini düşün. Yani sonu nereye varacak bu hayatın sonu? Senin hayatının sonu nereye varacak? Sonunda ne olacak? İşte bunu düşün. Dolayısıyla aslını unutma. kanaat et ve akıbetini düşün şeklinde formülize ediyoruz. Şimdi günümüz edebiyatla ilgili, edebiyat eğitimi öğretimi ile alakalı kısa bazı şeyler söyleyeyim. Fazla uzatmayayım. Bugün, malumunuz Milli Eğitim Bakanlığı işte Maarif Yüzyılı, adı altında bir çalışma yürütüyor. Ve bu manada uzun yıllardır yapılmayan bir şey yapıyor. Öğretim programlarını değiştiriyor. Ancak, edebiyat, eğitim öğretimi ile alakalı yapılan çalışma, program değişiklikleri baktığımız zaman ben meselenin doğru kavranmadığını düşünüyorum. Bundan zanned Cevat Akkanat dostumuz bir mesajlaşma veya telefonlaşma olmuştu. Telefon etmişti, haberleşmiştik. İşte dedi ki bizim önerimizle bir çalıştay yapılacak. Eli kalem tutan, kalem ürünü olan, yazıp çizen edebiyat öğretmenleri bir araya gelip bu programla alakalı çalışma yapacaklar veya değerlendirme yapılacak falan diye. Şimdi özellikle belirtmek isterim ki edebiyatı sadece meslek olarak gören, meslek olarak gören edebiyat öğretmenliğini para kazanma aracı olarak gören kişiden edebiyat öğretmeni olmaz. Edebiyat namına da ondan bir şey ortaya çıkmaz. Çünkü bugünün edebiyat öğretmeni dediğimiz edebiyat öğretmeni işte mesela Özkan Yalçın dedik. Özkan Yalçın benim rehber öğretmenimdir. Yani öğretmeni başladığımda bana mihmandarlık eden öğretmenimdi Sulova Lisesi'e. Yani çok uzun kalmadık yani bir sene kadar beraber olduk. Ben ondan sonra askere gittim geldiğimde de o şey değiştirmiş. Okul değiştirmişti vesa eee Özkan Yalçın bana bir şey verdi falan filan ya bana bir şey öğretti değil ben ondan çok şey aldım gördüm çünkü ben izledim yani. O bir sanatkardı. O sanatkar duyarlılığı var onda meseleye öyle bakıyordu. Edebiyata öyle bakıyordu. Ama bugün edebiyat öğretmeni derse özde yüklem tümleç anlatmaya gidiyor. Falan yerde doğdu, falan yerde öldü. Şu eserleri var deyip bunu anlatmaya gidiyor. Bunu onun özel bir şeye gerek yok. Yani edebiyat öğretmeni olmasına gerek yok. Farklı şekilde farklı biri de anlatabilir. Yani edebiyat öğretmenliği meselesi baştan sona yeniden değerlendirilmesi gereken bir mesele. Çünkü bu şekilde giderse şiir bizim edebiyat, dil konusunda çok ciddi problemler oluşacak zaman içerisinde ki var şu anda zaten. Çünkü bugünkü sınav sistemi işte velilerin ekonomik bakışı hayata yani para getiren meslek, para getiren meslek sahibi olsun benim çocuğum iyi insan olsun değil de meslek sahibi olsun anlayışı işte öğretmenin ikinci şey olması toplumda statü kaybetmesi, değer aşınmasına yol açması. Mesela birkaç tane şey var. Bu enteresan şeyler görüyorum. Bazen medyada da falan da görüyorum. Paylaşımlarda şurada burada bazı böyle atasözü mahiyetinde kalıp sözlerimiz var. Atasözlerimiz var. Hemen yazıyor şey böyle atasözü olur. Mesela bunlardan bir tanesi çok en uçlarından birisini söyleyeyim. Kızını dövmeyen dizini döver. Ya böyle atasözü mü olur? Öyle şey mi olur? Ya kardeşim biz edebiyat öğretmeniyiz. Mecaz diye bir şey var. Allah aşkına bir oturalım düşünelim. Hele hele bugün ne ifade ediyor bu? Yani kızı eğitimiyle alakalı, kızın terbiyesiyle ilgili, çocukların terbiyesiyle ilgili. Çünkü çünkü bizde kıymetli üstadım, güzel olan her şey kadın üzerinden tarif edilir. Kadın demek güzel demek zaten. Annem rahmetli bizi kadın oğlum diye severdi. Kadın çocuğum kadın oğlum diye severdi. Kadın demek güzellik demek. Namus korunması gerekli olan bir şey. Kadın üzerinden tarif edilir. Vatan namustur. Neden kadın üzer kadına indirgen? Çünkü kadın değerlidir, kıymetlidir, üsttür. Yani anadır. Onun analığı en üst şey şeydir, değerdir. Dolayısıyla onun üzerinden tarif ettiği için ana korunması, kız korunması gereken en başlı şeydir. Şimdi Özkan Yalçın'ın bir şiiri var. Şiirin sonunda şöyle bir şey var. Neydi? Kızları çocuktan saymazlar bizde diye.
Hı hı.
E şiirin sonunda böyle bir ifade var. Dilerseniz okurum şiiri. E kızları çocuklar saymazlar bizde.
Aslında şey şu. O tarihte Adana'da, o tarihlerde Adana'da bir şey olay olmuştu. İki komşu var. Çocukları var. 23 yaşında çocuklar var. Birisi kız birisi erkek. Muhabbet ediyorlar. Ailecek görüşüyorlar. Tabii bizde şöyle bir şey var ya hani erkek çocuğu daha böyle şey yapmak için işte sarıl buna falan filan diye sarılmışlar. Böyle sarılır halde vaziyette fotoğrafını çekmiş çocuğun babası. Onu da çerçeveletip eve şeye vitrine koymuş. 34 gün sonra aile kız çocuğunun ailesi ziyarete geliyor. Y 23 yaşında çocuk bakın bizim kız çocuğuna bakışımızın temelinde olan şeyi göstermesi adına söylüyorum. Mahkemelik oluyorlar. Nasıl bunu fotoğrafı buraya çerçeveledip koyarsın diye. Yani namus meselesi olarak görüyor. Yani o değerli bir şey çünkü yani korunması gerekli. Olan bir şey. Onu öyle görüyor. Şimdi mesela bizi öğretmeni en çok aşındıran şeylerden bir tanesi şu oldu. Neydi? Eti senin kemiği benim. Şimdi bu eti senin kemiği benim meselesi ya biraz düşünelim Allah aşkına mesela öğretmen olarak bu ne demektir? Veli olarak insan olarak düşünelim. Bu al benim çocuğumu döv çat. Niye al bunun neresinde dövme var? Neresinde çocuğa işkence etme var? Neresinde dayak var? Yani aslında bu şu demek. Getiriyor çocuğunu medreseye. Köylü vatandaş irfani duygularla bezlenmiş olan insan getiriyor. Diyor ki, "Ey öğretmenim, ey hocam bak bu çocuk senin sana emanettir. Bu çocuğun bu
Hocam işte et kalp yani kalbi sana teslim ediyor. O kalbi iyi iyi. O kalbi bitti imar et. Ihya et.
İmar etmiyor. Evet. Kötü tarafları diyor. Bunun kötü tarafları, kusurları bana aittir. Bundan sonraki her ne iyi bir şey varsa bu senin eserin olacaktır diyor. Biz onu ne anlıyoruz? Döveceksi, dövdü, sövdü falan anlıyoruz yani çocuğu. Dolayısıyla öğretmenlik şeyini aşındırdık. Yani öğretmene bakışı aşındırdık. Öğretmen arkasında kimse olmayan bir şey hale geldi. Veliler yönetir hale geldi okullarımız vesaire değersizleştirildi. İkinci bir başka mesele bu dijitalleşma hocam yani orada da şu dengeyi kurmak lazım. Herkes kendi değerini kendi koruyacak. Yani burada öğretmenin biz kimseye bize yani ahseni takvim olarak yaratılan ve mesleklerin en güzeliyle donatılan öğretmen mesleğini de dilini de üslubunu da yani ne kadar oradaki oradaki sorumluluğu da hani ne dedik biz? Öğretmene öğrencide başarısızlıkla sorumluluğun önemli bir kısmını alması gerektiği yerde elbette ki diğer tarafı temize çıkarmak değil ama o mesleğin itibarsızlaşmasına da çanak tutmamak lazım diye düşünüyorum hocam. Onu söyleyeyim.
Elbette. Yani biz zaten bunu bugün şey diyoruz ki yani bugün en temel problemimiz bizim öğretmen problemi yani.
Şimdi
Çok özür diliyorum. Yine eskiye gideceğim. Ben göreve başladım.
Yani kalkıp derste sınıfta yok maaşım yetmiyor falanım olmuyor. Her şeyden şikayet eden, her şeyden mutsuz olan, her şeyen bilmem nefret eden, iyilik adına bir şey görmeyen öğretmenin hangi örnekliği olacaktı onun yetiştirdiği nesilden fayda gelecek?
Üzülerek söylüyorum.
Estağfurullah. Elbette. Elbette. Sayın abim bak biz öğretmen aynı dönemlerde işte Sulova Lisesi'e göreve başladığımda
Okulda 90 civarında öğretmen vardı. Bu 90 civarında öğretmenin içerisinde 56 kişinin arabası vardı. Ve inanın okul öğretmenler odasında arabak, ev, bark, bilmem ne vesair konuşulması ayıplanırdı. Yani öğretmen bunların konuşulması ayıplanırdı. Bugün ciddi anlamda bu dünyevileşme ile birlikte işte öğretmen şeyindeki yetiştirmedeki problemler sebebiyle ruhsuz, duygusuz, duyarsız bir öğretmen kadromuz var. Çok özür dilerim. Yani büyük ölçüde, önemli ölçüde hele hele edebiyat öğretmenlerimiz içine baktığınız zaman yani iş daha feci bir durumda. Bu dijitalleşme meselesi önemli. Yani bugün nesil işte sergileme, kendini sergileme, kendini gösterme, efendim işte teşir meselesi önemli bir nokta. Bu noktada mesela burada işte çok büyük hizmetler düşünüyor. Buradan örnek almamız gerekiyor. Zat haliniz bunu yapıyor mesela bir hizmet adına efendim herhangi bir beklentisi olmadan bunu yapıyor. Çok büyük bir hizmet. Bunun benzeri hizmetlerin e çoğaltılması, çoğalması lazım. Güzel örneklerin ortaya konması lazım. Dijital platformlardaki alternatif çocuk bulabilsin. Şimdi burada sorun şu. Yani birincisi şu. Biz edebiyat öğretimini, edebiyat eğitimini yeni baştan inşa etmemiz lazım. Bilgiye dayalı değil, zevke dayalı. Yani sevdirmeye dayalı bir şey olması lazım. Bu gramer bilgisiydi, bilmem falandı, filandı, vezindi, kafiyeydi, bilmem neydi. Çocuk sezsin. Ondan sonra sezme olduktan sonra belli bir hissiyat şey sevgi, muhabbet kazandıktan sonra ister gitsin vezinli okusun ister vezinsiz okusun ne yaparsa yapsın. Yani biz çocuğu bilgiye boğuyoruz bugünkü edebiyat eğitiminde. Dolayısıyla zevk alması, çocuğun ondan haz duyması konusunu ihmal ediyoruz büyük ölçüde. Hele hele bugün bir de işte bu mesele test meselesi olunca, sınav kaygısı olunca yani sizin anlatacağınız şeyler mecburen anlatmanız gerekli olan şeyler çocuğun o arzu ettiği şekilde oluyor. Bunun tamamıyla değişmesi lazım. Edebiyatın edebiyatı bilen insanlar tarafından, şiiri, sanatı bilen insanlar tarafından edebiyat programının yeniden yapılması, yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Başka da bir çıkış yolu
Eyvallah. Eyvallah hocam. Tabii ben biliyorum ki bütün ömrünü bu işe vakfeden bir hocamız. Sadece bu başlığı konuşsak yine ik saatimiz yetmezdi. Hocam şöyle bakmamız lazım. biraz daha toparlamaya geçelim diye. Yani elbette insanın işte keşkeler şeytandır. Keşke diye. O hocam sonda bir şiir alacağız sizinle. Şiirinizde bir taraftan hazırlayabilirseniz. Şimdi bugün böyle geriye baktığımızda bunu örneklik açısından söylüyorum. Yani bu hususu daha erken fark etseydim. Bu hususa daha fazla yoğunlaydım, bu hususta çalışsaydım, bu tercihim olsaydı, fark ettim ama geç fark ettim diye işte tecrübe paylaşımı da böyle bir şey. Böyle bir yaklaşımınız, değerlendirmeniz olursa açıkçası onu da almak isterim. Ve hemen bu sorunun ardından da belki mütemmimi bir taraftan böyle bakarken neticede her birimizin ömürleri, vakitlerimiz sınırlı. Ve aslında bütün mesele ölmemek mümkün değil ama ölümsüz eserler bırakabilmek mümkün. Sizden sonraya geri kalmasını efendim arzu ettiğiniz husus nedir? Yani evet şu şu şu şu arzu ederim ki ben bununla bu hizmetle bu hizmetlerle bu duruşla anılayım bilineyim diyeceğiniz bir noktada da varlık sebebimiz belki. Bu iki soruyu da bir değerlendirirseniz sevinirim.
E elbette. Şimdi geriye dönüp baktığımızda tabii farklı şekillerde imtihanlar imtihan oluyoruz. Neyin hayırlı olduğunu bilemiyoruz. Yani hayır umuduklarımızla şer, şer umuduklarımızda hayır olabiliyor. Yani tarihte şöyle bir şey kabul etmiyor malumunuz. İşte geriye dönsem ve böyle bir şey yapsam falan filan diye. Ama sadece belki tespit adına söyleyelim. Mesela demin söylemiştim birisini. Biri bir hususu o da idarecilik tercihiydi.
H.
Siyasi bir angajmanın olduğu mesela onların içine girmezdim. Mesela Slova lisesinde Slova'dayken kısaca o bölgede olduğunuz için bir radyo kurduk biz 91'de mi neydi ilk radyoyu biz kurduk orada. Eee hatta öncülük ettik. İşte bir esnaf arkadaşlar, kardeşler, abiler bir araya geldiler, para koydular vesaire. Bir radyo kurduk. Şimdi o radyoda, Slova'ya daha sonra belediye başkanı seçilen bir muhterem vardı, müftü idi. Onu oradan sürmüşlerdi o dönemde. O dönemde bir benim gibi işte bizim bir ekibimiz vardı, arkadaş grubumuz. 3 be arkadaş. Biz ısrarla işte o günkü mevcut siyasi, ortama, müftüyü şey yaptık. İsmini söyledik. Nihayetinde geldi. Orada bazı çalışmalar olmuştu. O bir nefsimizi kabartır onları söylemeyeyim. Ve nihayetinde orada belediye başkanı oldu.
Hım.
O e zatı muhterem benim eşim orada imam hatip'te çalışıyordu. Başörtülüydü. Tabii beni afişe ettiler yani gündeme getirdiler. İşte okulu müdürünü arayıp işte onu susturun. Susturmazsanız biz sizi sustururuz falan filan. E tehditler falan filan olmaya başladı. Eşimle alakalı işte başörtüsüyle alakalı sıkıntılar oluşmaya başladı. Yani anlaşıldı ki bizi orada barındırmayacaklar. Yani havadan gördük onu yani. Onun için ben tayin istedim. Isparta'ya geldim mesela. Isparta'ya gelmezdim.
Hım anladım.
Birincisi bu.
Kendimi memleketim. İki bir başka mesele işte idarecilik meselesi vardı mesela. Kesinlikle idareci olmazdım. Hele hele bir edebiyat öğretmeninin eğer öğretmenlikse gayeniz öğretmenlik yapmaksa benim gibi bir insan özellikle madem bu hizmetleri yapmak istiyorsun yani o seni sırrılandırıyor işte başka tarafa götür olmazdım. Bir başka mesele daha var. O da bir şey yazmıştım bir yere. Bir türküden bir dörtlük yazmıştım. Onu paylaşayım. Çok fazla açmayayım yani şeyini. Yani hani yolda yolda olmak, yoldaş olmak bunlarla alakalı yazıyorum bir şeyler söylüyoruz ya.
E o manada ben biraz gönlümle yaşayan bir adamım. Yoldaşlarımı çok iyi seçemedim. Hı.
Hı.
Yani yola çıktığım insanları. Onun için şöyle diyorum ona ben. Dünya için gül benzini soldurma. Halden bilmeze halin bildirme. Tabip olmayana yaran sardırma. Azdırırsın bir gün yarayı görül diyor değil mi şair? Dolayısıyla bir de bu yani geriye dönüp baktığımda yoldaş seçim mesela diyorum işte ben Ahmet Bey'i tanıyorum. İşte Ahmet Bey bizden. Halbuki Ahmet Bey farklı yani işte yani bu konuda çok ciddi problemler yaşadım. Sıkıntılarım oldu.
Eyvallah. Ama biz
Benim için en büyük imtihananın bir tanesi o.
Yani neticede hocam biz niyetimiz hayır, akibet hayır elbette temkin. Araştırma ilgi söz konusu. Ama buna rağmen maalesef insan yapısı bu. Yani insanlar peygamberin yanında gözüküp akşam farklı mahfirlerde biz onlarla alay etmek için oradayız diye toplanıldığı bir yerde biz ve bizimle ilgili yanılanlar bizim yanıldıklarımız da olabilir. Ama bu öğretmenlikle veya idarecilikle ilgili konuyu hatırlatınca ben lise yıllarıma gittim. Girasun Espi hap mezunuyum ben o zaman. Abim orada müftü. Fahih Şirin hocama da rahmet olsun. Kısa zaman önce kaybettik. Çok değerli idealist bir hocaydı. Bir nevi bazıları da o görevi üstlenirler. Zorunlu, iyi bir mesela siyeri gelirdi. O İslam tarihi, siyeri nevi böyle gözümüzün önünde yaşar gibi anlatırdı. Tiyatrocuydu. Yani 30 tane rol var. 30 rolün sesini, kendi yazarlığı vardı. Öyle kabiliyetti ama tabii yine Allah selamet versin Hasan Güreş diye bir hocamız var. Müthiş bir öğretmen. Hakikaten derse girince öğrencinin ya buna mahcup olmayayım diye iyi diyalogları olan, koşturan birisi.
Ona bir gün yöneticilik teklif vesaire olunca onun ona bir ifadesi vardı. Efendim iyi bir öğretmen sınıfta olmalı. Makamda değil diye. Ama bazen şartlar öyle geliyor. Hasan hocamız tabii Esp'den ayrıldı. Sonra kendi memleketi Ayvaslı'da oldu. O günkü şartlar onu okul müdürü olmaya sevk etti. Ama neticede o o görevi de birileri yapması lazım. O görevi de yapılmayınca öğretmen sınıfta iyi ders anlatamıyor. İşte birileri şikayet ediyor. Sizin anlattığınızda rahatlıkla anlatamıyorsunuz. Size o yapıyı oluşturacak insana da bu olmalı hocam. Çok teşekkür ediyoruz. Şimdi
Şeyi de cevaplayayım. Çok özür dilerim. Bir sorunuz daha vardı. Onu da cevaplayayım.
Şimdi onunla ilgili de düşüncem şu. Yani hepimizin düşüncesi odur diye düşünüyorum. Yani inanan insanın başka düşüncesi olamaz. Evet. Sadak-ı cariye
Evvel edin salih evveledin geride salih evlat bırakanın sadakayı cariye bırakanın.
Evet.
Yani ilim, eser ve evlat bırakmak. Ben kendi evlatlarımın yanında işte bu gençlerle yolculuk dediğim, yani beraber yol yürüdüğüm, hala yürümeye devam ettiğim, yaşları bugün 50'yi bulan öğrencilerim var. Yani onlarla onların olması, Rabb'in bana onları lütfetti. Onların duaları, hayır duaları hepsi her şeyden daha kıymetli benim için.
Evet hocam.
Affederseniz Özkan Yalçın'la kapatalım diye düşünürüm.
Olur hocam Özkan Yalçın'la kapatalım. İkinci sorum da şu olmalı. Yani tabii dolu dolu bir mücadele yazılanlar, çizilenler eserlerin geçen hafta burada programı duyururken takdim ettik. Bu akşam eserlerden o kadar bile bahsedemedik hocam. Çünkü evet zaman dolu dolu geçti ama buna rağmen 2 bu5 saati de aşan bir zamanı yaşadık. Ama sizin yani böyle bir kayıtta bir hafıza kaydıysa bu bir hafıza inşa ediliyorsa bu efendim hafıza kaydında kıymetli efendim hocamız İsmet Erdal bey le ifade burada yer almazsa yanlış olur, eksik olur denilecek atladığımız bir husus varsa lütfen bunu Onu ifade etmenizi isterim. Ve yine bizi bu saate kadar dinleyen ve yarın da dinleyecekler açısından bir istikamet neticede hedef koyma açısından da efendim tayin etseniz burada kullanacağınız kavram veya alan ne olurdu? Bunu ifade edelim. Ardından şiir okunsun ve ardından da programı dostların e son selam ve mesajlarıyla da kapatmış olalım. Şimdi önce şiirden önce o zaman şunları ifade edeyim. Tabii öğretmenlik hayatım süresince, idarecilik görevlerim süresince pek çok çalışma var yaptığım. Vakıflar var, dernekler var, vakıf ve derneklerdeki çalışmalarım var vesair. Onlara çok girmedim. Sadece içimde böyle ukte olarak kaldığı için paylaşayım. İdarecik yıllarında burada tabii Isparta'nın incisi olarak kabul ettiğimiz bir eğirdirimiz var bizim. Eğirdir gölümüz var. Gerçi o da kuruyor problemli, sıkıntılı ama Eirdir var. Orada bir müddet ben idarecilik yaptım. O idareci sırası süre ihracım sırasında zamanın belediye başkanıyla da bir diyaloğumuz, irtibatımız vardı. Ve onun katkılarıyla bunu özellikle ifade etmek istedim. Belki bundan sonraki programlarda falan işte bu şiir konuşulama gündemde tutulması gerektiğini düşündüğüm için ifade edeceğim. Şiir akşamları diye diye bir program organize etmeye başladık. 3 veya 4 program yaptık yıl yani her sene geleneksel hale getirmek istedik. Bugün yani sizlerin tanıdığı ülke çapında tanınan şairlerimizden katılanlar, davetlilerimiz oldu programlarda. Mesela birinde Türk Edebiyatı grubu geldi. Yani Türk Edebiyatı dergisi etrafında toplanan şairlerin bulunduğu grup geldi. İşte bir birinde daha farklı bir grup geldi. Birinde işte Recep Gariplerin, işte Mustafa Özçeliklerin, Cevat Akkanat vesair onların bulunduğu grup geldi. Avni Doğanların bulunduğu bir şey oldu. İşte şeyde bir arkadaşımız var. Yani ben şimdi size bilmiyorum ismini duydunuz mu? Doktor bir arkadaşımız var Antalya'da. Yani arzu ederseniz bence yani sizin o zirve dediğiniz kavrama yakın bir şairimiz var. Doktor Nevzat Akyar.
Hım.
Hocam şöyle ben bunu her fırsatta söylüyorum. Ben bazen o ülkenin hiçbir değerine karşı duyarsız olmadığımı, bazen konuklar birbirlerini beğenmemiş olsalar da ben hiçbir konuğumu yani bazen bunu rastladım hiç ölü görmedim. Hangi sözün, hangi yaşantının, hangi amelimizin bizi kurtardığının garantisi olmadığı gibi, bu anlamda da ben çoğu zaman dostlarımızdan ilettikleri isimlere irtibat kurarak onlarla görüşmeyi, programa almaya çalıştım. Haftalar öncesinden alıp tabii insanlar burada 2,5 saatlik bir programı dinlemekte zorluk çekiyorken biz o programı hazırlamak için hangi saatler çalıştığımızı bir rabbim bilir biz de biz biliriz. Yani konuklarımızın da bilmesi mümkün değil. Onun için bu anlamda siz ve diğer dostlarımız bize bir emaneti verirseler biz o emanete ulaşmak ve o emanetin mesajını topluma eee yarının hafızasına emanet etmek isteriz hocam. Sıkıntı yok.
İşte ben onu seyleteyim inşallah. Der Akya
Güzel bir şair, güzel.
Bir gönül, güzel bir eee insan. Eee yani bizim yaşlarımızda bir arkadaşımız. Dahil e cildiye mütehassısı eee bir arkadaşımız. Onların katıldığı programlar yaptık maalesef. Eee burada mesela merkezde düşündüğüm bazı şeyler oldu. Mesela eee kadınlar günü yapıyor belediye. Diyelim ki ya işte bu kadınlar gününde bak çok güzel bizim kadın şairlerimiz var. Belki eee yani konuk etmişsiniz mesela birçok arkadaşı kardeşinizi eee şaireyi eee mesela onlardan bir eee böyle güldeste yapıp bir gül mevsiminde, bahar mevsiminde festivalleri falan yapıyorsunuz. Çağırsanız buraya yani e bir program yapsak falan diye eee çok şeylerimiz oldu. E çok eee efendim sanatkar adına sanatçı diye pardon eee şeyler getiriliyor. Eee ne yüüğü belirsiz eee çok özür dilerim isimler geliyor. Onlarca binlerce eee lira, milyonlarca lira para sarf ediliyor. Eee yani eee bizim kadim değerlerimiz, bizim medeniyetimiz şiir medeniyeti. Şiire bu kadar uzak olunmaz. Şiir bu kadar, şair bu kadar değersizleştirilmez. Dolayısıyla eee bunun gündemde tutulması yani hiç değilse aklı selim biraz sağduyulu belediyelerimizin hiç değilse bu konulara ehemmiyet vermesi adına eee benim için uktedir mesela keşke devam ettirebilseydik onu geleneksel hale getirilebilseydik. Bir su çıktı şiirleri gibi falan yani şiir eee programları gibi yıllarca devam eden bir program yapabilseydik hem ilkenin ilçenin tanıtımına hem de eee şairlerin bir araya gelip mesela böyle bir nezih bir ortamda eee kendilerine değer verildiğini eee görmeleri adına kıymetli olurdu diye düşünüyorum.
Onun dışında böyle programlar yaptık. Şiir programları kendi çapımda yapmaya çalıştım. Yani pek çok isimlerle eee beraber olduk. Hamdolsun. Eee ama şimdi, eee biraz böyle eee yine gençlerle devam ama biraz eee kendimi dernekti, vakıftı vesa o tür şeylerden soyutladım. Bunun da gerekçeleri var tabii. Hani demin dedim ya eee davayı arasallaştırdığımız bir çağda yaşıyoruz. Dava dava diye geliyorlar bizi kekliyorlar. Dolayısıyla biz biraz eee meseleye şey bakıyoruz. Şimdi ben kısaca birkaç şey daha söyleyeyim. Mesela birisi kitabımızı bu gençlerle yolculuk siz de söylediniz. Eee gençlerle sohbetleri anlatan, onlara istikamet eee gösteren bir çalışmamız. Eee en son kitabım buydu. Eee Göç Masalı. Bu göç masalı işte benim de içinde yaşadığım obanın hayatından yola çıkarak >> eee kurguladığım eee bir kurmacanı imkanlar ölçüsünde eee yazmaya çalıştığım bir eee roman >> kavruk insanların romanı >> romanı. Belgesel niteliğinde bir roman. Eee, yani burada pek çok şey var. Özellikle şunu söylemem lazım. Hani irfani değer diyoruz ya bu göçebe hayatında irfani değerlerin nasıl yapıştırıcı, onları bir araya getirici bir ruh üflediğini göstermesi adına da önemli. Burada köy odacılığı vardı mesela diyelim ki bugün azalan değerlerimizden bizi bir araya getiren önemli şeylerden birisiydi. Bunları gündeme getirmeye çalıştım. Elimut öğretmenin bir hatırat kitabı. Burada yine gündeme gelsin diye söyleyeyim. Diğerlerini söylememe gerek yok. Bu seherden kalbe. Bunun devamı da var. Devamı da gelecek >> inşallah. >> Şimdi eee türküler >> bizim türkülerimizin kıymetli abey türkülerimizin %60'ı bu bir bilimsel araştırma %60'ı irfani değerlere yaslanan türküler. Şimdi eee düşünebiliyor musunuz? İrfani değerlerin en yol şey yaşandığı eee aktif yaşandığı 16. yüzyıl diye daha öncesi var ama 16. yüzyıl civarı diyelim o tarihle şey yıllara kadar yüzyıla kadar Karacaoğlan diye bir şair yaşamış. Karacaoğlan bize göre şıp sevdi bir şair değil mi? Yani eee gördüğü güzellere şiirler yazan işte dünyevi eee sevdası olan, aşkı olan bir insan. Eee yani dünyevi tarafı ağır basan bir insan. Ama bir şiir yazmış değil mi? Yani bir şiiri var. E bunu bazıları bunun Pir Sultan Abdal'ın şiiri falan da dediler ona ama eee şiir eee gösterdi araştırmalar şeyin eee Karacaoğlanın. Şimdi bu şiir eee okunduğunda kim bu bir irfani kültürden beslenmemiş eee bir şiirdir diyebilir değil mi? Yani ne dedi? Mecliste arif ol kelamı dinle. El iki söylerse sen birini söyle. Elinden geldikçe sen iyilik eyle. Hatıra dokunup yıkıcı olma dedi. El ariftir yoklar kendi kendini dağıtırlarzağını kendini alçaklarda otur gözet kendini katı yükseklerden uçucu olmadı. Şimdi bu şiir eee yani bunu yazan kişi kendisi irfani değerlerle beslenmiş veya irfani değerleri temsil eden bir şahsiyet olmayabilir ama o kültürün içinde yaşadığı için, o iklimin içinde yaşadığı için ondan esinlenmemesi, ondan efendim beslenmemesi mümkün değil. İşte beslenmiş gördüğümüz gibi böyle bir şiir yazmış. Dolayısıyla türkülerin eee dinle eee yani edebiyatın bir parçası olduğu için aynı zamanda şiirin bir parçası olduğu için söylüyorum. Eee, yani gençlerimizle buluşması lazım. Çünkü dinledikleri müzik müzik değil şiir şiir değil.
Gelelim Özkan Yalçın. Efendim hızlı gidiyorum. Şimdi eee Özkan Yalçın taşra'da kalmış. eee taşlada kalması hasebiyle de eee yayın dünyasının eee zırhını kıramamış. Bunu sizler eee yay yayın dünyasına yakın insanlar olarak biliyorsunuz. Hele hele bugünkü yayıncılık ayrıca konuşulması gerekli olan bir şey. Yani eskiden kitap bastırmak isterdiniz. Yayıncıya götürürdünüz. Yayıncı bakardı ha bunda bir şey var. Deyip bu kitabı basardı. Sizlere de %10, %8 neyse telif verirdi. Efendim kitabınız yayınlanırdı. Bugün öyle değil. İsmet Hoca getir parayı bastır kitabı. Dolayısıyla piyasada herkes kitap bastırıyor. Neydi? Neler ortaya çıkıyor? Deminki Keçizade'nin şeyine dönüyor. Eee yani hikayesine dönüyor iş. Özkan Yalçın işte yayın dünyasının zırhını kıramamış. Biraz içe dönük yaşayan, duygusal bir insan. Eee dolayısıyla eee kenarda kalmış. Ama ben onu şöyle tarif ettim. İşte e halk şiirinden modern şiirin dönemecinde bir şair. Yani halk şiirinden beslenmiş ama modern unsurları da taşıyan ama şiir damarı olan, şiir dilini kurmuş, şiir dilini yakalamış bir şair. Eee az yazmış zaten ömrü de kısa oldu. Eee, dolayısıyla, eee, milli değerleri, eee, özümsemiş, eee, bu ülkenin eee, toprağına sahip veya bu topraklarında yetişmiş, eee, bu milletin kültürünü telaffüs etmiş, havasını teneffüs etmiş, değerlerini telaffüs etmiş bir şair. Onun şiir anlayışını yansıtan bir şiiri var. Eee, onu paylaşayım. Eee, eğer elinizdeyse kitap mesela orada bir Yağmur kuşları diye bir şiir var. Sizden de onu dinleyerek mesela kapatabiliriz. Yani >> kaç, kaçıncı sayfada hocam >> söyleyeyim. Eee, hemen söylüyorum. Eee, yağmur kuşları. Evet, yağmur kuşları 335. Efendim, >> eyvallah hocam. >> Şimdi ben onun, eee, Aktürkü'üde göçmen gözlüm, Aktürkü'üde Sitem var diye bir şiiri var. Şimdi göçmen göz eee Bursa yani hani göçmen ülkesi Bursa biliyorsunuz göçmenlerin çok olduğu bir yer. Orada bir göçmen gözlüğü sevdalanır. Eee dolayısıyla işte göçmen gözlüm Aktürküde Sitem var diye bir şiir eee yazar ve bu şiir de onun aslında poetik tarafını ifade eder. Bir an belki güneşçe gülüp şartça utanan ve sana ruhunun akmasal ülkesinden uğrun uğurun sallanan elidir gönlü şairin. Bilsen yeşil türbede çini gök medresede desen ha gözlerin ha da sen. Hazan bahçelerinin gürün çalına esen yelidir gönlü şairin. Bölük bölük ayların, sırça kadehlerinde Selçuklu sarayların var olmak pahasına ama hep yokluk için Tuna'nın köpüğüne belki de Altayların selidir gönlü şairin. Yürek yürek sızının nazında Türkmen kızının sevdalı gülüşü hiç her yanık türküde veysel sazının telidir gönlü şairin. Çözük çözük çözdüren kör alası umuda özlem deyip kazdıran. Sorma be göçmen gözlüm bülbül namelerini gül dalına dizdiren. Dilidir gönlü şairin. Pervaneye pervane delidir gönlü şairin.
>> Eyvallah hocam. Çok kıymetli hocam. Eee güzel bir eee program olduğuna inanıyorum. Umarım ki eee bizden kaynaklanan eee bir eksiklikle bu programda, bu kayıtta bir nakısa olmuş olmasın. Eee, biz bu akşam gördük ki, eee, kıymetli hocamız la ilgili eee, hakikaten, eee, güçlü üç günü ön plana çıkıyor. Yani, eee, manevi irfanı kimliği, hakikat, irfan, sabır, estetik vurguları ve duruşunu gördük. Eğitimci kimliğiyle öğrencisine dokunan, öğretmenliği bir gönül işi bilen, eee, ve dolayısıyla kalbe ve gönüle girmeyi esas alan bir duruşu, diğer taraftan başka bir yönü edebiyatçı eee bir münevver kimliği, eee, çok yönlü yazarlığı, söz ve şiir hassasiyeti, söz ve şiir hassasiyetini gördük. Yolu, yolcuyu, yoldaşı önemseyen bir duruşu gördük. Her ne kadar yoldaşlardan müşteki olsa da biz biliyoruz ki eee biz mallarla, evlatlarla, dostlarla, varlıkla, zenginlikle, fakirlikle, hastalıkla imtihan olmak üzere geldik. Her şeye rağmen ve beşeri sabirin sabredenlere müjdeler olsun hocam. Sabırla bütün bir ömrünü inandığı değerler için eee kalemiyle, diliyle, lisanıyla edebiyatın imkanlarını kullanarak eee yani yılları çile çile eğiren, hüzünleri hece hece çözen, sabrın dergahında okuyan diye tanımladık hocayı. Onun için eee Rabbim kalan ömrünü de böylece bereketli kılsın hocam. Eee, bittiyse biz de son sözü eee dostların kalan eee mesajlarını eee paylaşarak programı bitirelim. Yani bize sem etmesinler. Belli bir zamana kadar okundu. Ondan sonrası atlandı denmesin. Neredeydik? Siz okuyun abi. Ben en son bir selamlama yapayım yani.
>> Eyvallah. Eee, evet. En son Seracettin Özaltay, "Kalbinize sağlık, hayırlı geceleriniz olsun." diyor Mustafa Uzan. "Değerli Cafer hocam, zaman dura dursun. Her e program yıldız gibi gelip geçiyor. Allah size ve gelmiş geçmiş tüm konuklarınızı saygıyla, sevgiyle yad ediyorum" dier. Sağ olun, var olun. Ahmet Sezgin hocam demin Din Eğitim Genel Müdüründen bahsedilince isimle ilgili Mehmet Nezirgül hocam olmalı diye bahsedilen demiş. Doğrudur. >> Doğrudur. Yanlış söyet. >> Evet. Eee eee Ninem Korkut yani bizim kıymetli hocamız Nülüfer Zontul Aktaş hanımefendi. >> Kıymetli hocalarım programınız güzelliklere vesile oluyor. Rabbim razı olsun hürmetlerimle diyor. Eee, evet Nülüfer hocam da emekliye ayrıldı ama öğretmenin hocanın emeklisi olmuyor. Dün de yollara revandı. Eee, hocam eee yani Almanya programını sosyal medyadan takip ettik. Selam olsun. Rabbim sesini, sanı, nefesini, gayretini, samimiyetini muhafaza etsin. Eee, öyle tanıdık hocamızı. Eee Mustafa Uzan eee öğretmenim İsmet öğretmenin okuduğu son şiir bana buram buram sana bana vatanımın insanlarına dair rahmetli Erdem Beyazıt'ın şiirini ve beni 1989 yılına götürdü ve de hatırlattı. Sağ olun var olun demiş. Eee, Nihat Malkoç hocamız cumartesi gününün son demlerini faydalı geçirmemizi sağlayan bu güzel edebi sohbet için sizlere çok teşekkür ederim. Ağzınıza yüreğinize sağlık. Mehmet Kadir Salman eee sınav sınavda kopya çekmeye çalışan öğrenciyi Mevlana'nın harama değen gözüm güzelliğinin hırsızı. Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme beytini okuyarak incitmeden, ifşa etmeden uyarmıştı. Unutamam diyor. Evet. E Ahmet Sezgin idealist yüreklere dokunan İsmet hocamın eğitimciliğini de yürekten tebrik ediyorum. Rabbim razı olsun. İsmet hocamın kitaplarını okuduğumda gönül akrabası olarak hissetmiştim kendisini. Bruk programı dinleyince kıymetli hocamla ilgili kanaatim pekişti. Marik modelindeki edebiyat programı ve idealsiz edebiyat öğretmenleri için söylediklerine katılıyorum. Mahmut Tokel hocam teşekkür ederim. İyi geceler demiş. Ruye Aydın hocamız eee efendim verimli güzel bir eğitim hayatı ömrüne bereket bereketli bir emeklilik hayatı diliyorum misafirimize. Dolu dolu bir program oldu Cafer Hocam nice güzel programlara. Eee, Ahmet Sezgin hocam emekliliğimizle ilgili ve sonrasıyla ilgili güzel düşünce, temenni ve dualarınız için rabbim razı olsun sevgili hocam ve dostum diyor. Eee, İsmet Erdal hocamın edepli, güzel sohbetinden hem istifade ettik hem de zevk aldık. Rabbim razı olsun. İyi öğretmenlerin, özellikle de iyi edebiyat öğretmenlerinin idareci olmaması fikrine yürekten katılıyorum." diyor. Zeynep Koçer Boran hanımefendi. Ağzınıza sağlık, sağlık, saygılar sunuyorum. Çok güzel bir program oldu. Zevkle dinledik. Muhammed Furkan geldi. Selamünaleyküm Cafer Bey ve İsmet Bey. İyi yayınlar. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Bu güzel yayın için teşekkür ediyorum. Eee Ahmet Hocam Seen Kalbe kitabı da çok güzel. İrfan türkülerimizle ilgili bir kitap. Vildan Poyraz eee hanımefendi kıymetli şairimiz. Eee İsmet hocam ne kadar güzel dedi. Tabip olmayana yaran sardırma. Ah hocam ah diyor. Tabip olanla olmayanlar öyle karıştı ki bu zamanda zaman değil ki. Hayırlı geceler. Emeklerinize sağlık. Eee Ahmet hocam o irfan türkülerimizi öğrencilerimize dinleyerek duygu eğitimi de vermeye çalıştık. Neşet Ertaş, Aşık Veysel, Barış Manco ve Muhammed Furkan bu güzel yayın için teşekkür ederiz." demiş ve hocam eee biz de tüm izleyenlere bu saate kadar sabrettikleri için teşekkür ediyor. Size de hayırlı ve bereketli ömür diliyoruz. Buyurun Mircam.
>> Eee tekrar ifade etmek isterim. Eee böyle bir programda nezaket, zerafet eee ziyafet yok gerçi yani. Eee nezaket ve zerafet gösterdiniz. Allah razı olsun bizi misafir ettiniz ve sizin de ömrünüze bereket. Rabbim eee hayırlı ömürler versin. Hayırlı programlar nasip etsin. Dinleyenlere de eee Allah dinleyenlerden de Allah razı olsun. Haklarını helal etsinler. Sürçü lisan ettiysek, fikalık ettiysek, gereksiz söz söylediysek bizdendir. Efendim eee size de haseten şunu söylemek isterim. Eee yani ben eee tabii İstanbul'a gelip gidiyorum. İnşallah ilk eee ziyaretimde İstanbul'a gelişimde. >> Eyvallah hocam. İstanbul'a da yolun düşerse haberimiz olsun. Ankara'ya da Ankara ve İs >> Benim oğlum İstanbul'da çalışıyor. >> Görevli. Dolayısıyla eee ziyaret edeceğim inşallah. Tabii asıl söylemek istediğim de şu. Eee, Isparta'da, eee, bir kardeşiniz var. Eee, yani yolunuz eee, bu çevrede, bu, bu yola, bu tarafa düşerse eee, ister Burdur üzerinden gidin, ister bu taraftan gidin. Nereden giderseniz gidin sadece ben buradayım demeniz kafidir. Eee, kalbimiz, kapımız eee, her zaman eee açıktır efendim. Hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Allah'a emanet ediyorum. Selametle kalasınız. Hayırlı ömürler diliyorum efendim.
>> Sağ olun hocam. Teşekkür ediyoruz. Değerli dostlar, haftaya cumartesi akşamı yine inşallah önemli ve kıymetli bir dost eee Osman Durla birlikte olacağız. Hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Rabbim cümle hastalarımıza ve hastalıklarımıza şifa versin. Eee, kızım Birkent Hastanesi'nde, eee, tedavide ona da tüm hastalarımıza da Rabbim şifa lütfetsin efendim. Eee, bize kalıcı eserler, sesler bırakmayı nasip etsin. Hoşça kalın. Allah'a emanet ol.