📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Allah Her Duamı Versin İstiyorum - İstidraç @Mehmedyildiz

Hayalhanem31:59

Transcription

Allah'ın çok sevdiği kulları var mıdır? Vardır. Ne diyoruz biz bu kullara? Efendim? Mümin. Biraz daha sevdiğine ne diyoruz? Evliya. Kim dedi?

Peki bu evliya kullarının sebepler üstü Allah'ın yarattığı belli başlı hadiseler vardır. Ne diyoruz ona? Mucize. Sadece peygamberde. Evliyada ne var? Keramet var. Demek ki bizim evliyamızda ne var? Keramet diye bir olay var.

Mesela bir örnek verelim tam kafamıza otursun. Zamanında bir tane Derviş var. Kel Derviş diyorlar. Bu kel Derviş saçını kestirmek için bir gün berbere gidiyor. Berber tam saçın yarısını kesmiş. Sakalları düzeltiyor, temizliyor. O esnada mahallenin bıçkın kabadayısı içeri giriyor. "Kel, kel" diye kafasına vurup duruyor dervişin. "Kalk ben tıraş olacağım" diyor. Bir de tutuyor kaldırıyor köşeye atıyor. Bizim Kel Derviş gariban mahzun bir şekilde köşede oturmuş. Kabadayı'nın tıraşı bitene kadar "Kel, kel" diye dalga geçip duruyor. Ondan sonra para da ödemeden tam berber dükkanından çıkarken böyle ipini koparmış bir at arabası geliyor. Kabadayıyı ezip orada öldürüyor. Derviş de tam masaya oturmuş. Berberin eli titriyor. "Derviş Efendi, biraz ağır olmadı mı?" diyor. "Vallahi ben ona gücenmemiştim. Hatta hakkımı da helal etmiştim. Ama gel gör ki, bu kelin de bir sahibi var." diyor. Mesela bu bir keramet örneği, doğru mu? Demek ki bizim Allah dostlarına veli, evliya deniyor. Onların sebepler üstü hadiselerine de keramet deniyor.

Aynen öyle de şeytanın da evliyaları vardır, biliyor musunuz? Veyahut ehl-i sünnet yolunun haricinde giden insanların da evliyaları vardır. Hatta televizyonda izlediğiniz oluyordur. Şiş sokar şiş girmez. Ateşte yürür ayağı yanmaz. Peki Allah yolunda olmayan insanların böyle sebepler üstü hadiselerine ne diyeceğiz? İstidraç diyeceğiz. Yani bizim velilerimizin sebepler üstü hadiselerine keramet denilirken, onların velilerinin sebepler üstü hadiselerine istidraç diyeceğiz.

Risale-i Nur'dan ufak bir yer okuyup konuya devam edeceğim. "Bir zaman ben bir kısım ehl-i delalete mühim bir vakitte kahır ile dua ettim." Başrolde kim var? Hadi birlikte işleyelim? Kim var? Bediüzzaman Said Nursi var. "Bir gün ehli delaletten birisine" Ne demek o? Sapkın bir adama. Ne yapıyormuş Üstad? Beddua ediyormuş, kahrediyormuş. Dikkati iyi verin. "Bir zaman ben bir kısım ehl-i delalete mühim bir vakitte kahır ile dua ettim. Bedduama karşı müthiş bir kuvvet-i maneviye çıktı." Üstad beddua ediyor mu? Ediyor. Bedduası kabul oluyor mu? Olmuyor. Bedduasına karşı başka bir kuvvet mukabelede bulunmuş. Çok ilginç bak. "Hem duamı geri veriyordu." Bedduası kabul oluyor mu? Olmuyor. Geri geliyor mu? Geri geliyor. "Hem de beni bu işten men etti" diyor. Yani Üstadı beddua etmekten de men ediyor. Çok ilginç bir halet değil mi? Üstadın bu bedduayı ettiği zaman da ehl-i delaletten, zındıkadan birileri var ve çok musallat olduklarından Üstad artık kahrediyor, elini açmış. Ardından bir bakıyor duaları kabul olmuyor.

Üstadın talebelerinden Çaycı Emin diye bir abi rivayet ediyor, diyor ki, "Ben Bediüzzaman'ı odasında 'Kambur sana demedim mi, Kambur sana demedim mi?' diye konuşurken buldum" diyor. Kambur kim biliyor musun? O zamanlarda Mekke'deki büyük bir Veli. Kutb-u Azam sayılan bir adam diyorlar. Kambur. Üstadın kahrettiği adam var ya, Kambur da Allah onu korusun diye dua ediyor ona. Üstad beddua ediyor, Kambur da ona dua ediyor. Said Nursi'nin talebesi Çaycı Emin diyor ki "Ben Üstadı gördüm ki 'Kambur sana demedim mi, Kambur sana demedim mi?' diye haykırıyor" diyor. Tabi mana alemindeki olaylar yani ne kadar anlatabiliriz. Meseleyi devamından sonra Kambur anlıyor. Duasını geri çektiğinde Bediüzzaman'ın bedduası ondan sonra vuku buluyor. Çok ilginç bir olay değil mi? Demek onların da velileri var mı? Var. Onların velilerinin sebepler üstü hadisesine ne diyeceğiz? İstidraç diyeceğiz.

"Sonra gördüm ki o kısım ehl-i dalalet hilaf-ı hak yani gerçek dışı icraatında bir kuvvet-i maneviyatın teshilatıyla arkasına aldığı halkı sürükleyip gidiyor. Muvaffak oluyor. Yalnız cebir ile değil. Yani o halkı zorla mı alıyor? Hayır. "Belki velayet kuvvetinden gelen bir arzu ile." Yani az önce bahsettiğim adamların istidraç duaları ile imtizaç ettiği için uyuştuğu için ehli imanın bir kısmı o arzuya kapılıp hoş görüyorlar ve çok fena telakki etmiyorlar. İşte bu iki sırrı hissettiğim vakit dehşet aldım." Hangi sırrı? Onların velilerinin istidraç sırrını. "Fesubhanallah dedim. Tarik-i Haktan başka yani hak yoldan başka velayet bulunabilir mi?" Bulunabilir mi Murat abi? Bulunabilir. Ne dedik onların özel gücüne? İstidraç dedik. Yani ehl-i sünnetin velileri var mı? Var. Peki karşı tarafın velileri var mı? Onların da velileri var. Bak Üstad ne diyor "Fesuphanallah dedim. Tarik-i Haktan başka velayet makamı bulunabilir mi?" Bulunabilir mi Bülent abi? Bulunabilir. "Hususan müthiş bir cereyan-ı delalete ehli hakikat taraftar çıkar mı dedim." Çıkar. Nasıl? Onların dualarıyla.

"Sonra bir mübarek arefe gününde müstahsen bir adet-i islamiyeye binaen surey-i ihlası yüzer defa tekrar ederek okuyup onun bereketiyle mühim bir suale cevap namında yazılan mesele ile beraber şöyle bir hakikat dahi rahmet-i ilahiye ile kalbi acizaneme geldi." Hakikate bak. Sultan Mehmet Fatih'in zamanında. Kimin zamanında? "Fatih Sultan Mehmet zamanında hikaye edilen meşhur ve manidar Cibali Baba", duymuş muydunuz? "Sultan Mehmet Han zamanındaki Cibali baba kıssası nevinden olan bir kısım ehli velayet zahiren muhakemeli ve âkıl görünürken menzupturlar." Fatih Sultan Mehmet'in biraz meselesini okuduysanız İstanbul'un fethi biraz uzuyor aslında. Hatta filminde de değinmişler. Fetih uzuyor, biraz üzülüyor Fatih Sultan Mehmet Han. Onun uzamasını şöyle rivayet ediyorlar. O dönemde Cibali Baba diye bir adam var. Fatih Sultan Mehmet Han'ın elleriyle döküp attığı topları gavurcuklarıma değmesin diye tuttuğu rivayet ediliyor. Fatih Sultan Mehmet Han'ın yanında kim var? Akşemseddin var, Molla Fenari var. En son Akşemsettin meseleyi anlıyor ve elini açıp dua ediyor "Ya Rabbi ya benim canımı al ya onun canını al, ama bu fetih gerçekleşsin" deyince bu duadan sonra Cibali babanın ruhu kabzediliyor ve fetih ondan sonra gerçekleşiyor. Çok ilginç değil mi hadiseler? Yani bizim velilerimizin sebepler üstü haline keramet denilirken onların velilerinin sebepler üstü haline istidraç deniyor.

Peki istidraç sadece bu kadar mı? Sadece bu kadar değil. İstidracın bize bakan yönü de var mı? Var. Mesela Yücel abi, bizler de günlük hayatta bu istidraç denilen bataklığa bulaşabilir miyiz sence? Bulaşabiliriz değil mi? Mesela bak ayette diyor ki istidraç için. İstidraç ne demek Yücel abi? Allah'ın sevmediği kuluna her istediği şeyi vermesi. Çok ilginç değil mi? İlginç değil mi? Allah'ın sevmediği bir kuluna her istediği şeyi vermesi. Ayette de öyle diyor. "Onları istidraçla tedricen, adım adım, yavaş yavaş anlamadıkları bir yerden yakalarız." Neyle? "Azabımızla" diyor. Bu istidraca acaba bizler de düşmüş olabilir miyiz? Bir bakalım. Enam sure-i celilesinden çok ilginç bir ayet var. Yücel abi, çok ilginç. "Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında" Bir peygamber tarafından, hak kitap tarafından kendilerine sürekli hakikat hatırlatılıyor mu? Hatırlatılıyor. Peki dolaylı olarak burası da bu hakikatin hatırlatıldığı bir yer mi? Evet. Peki sizler dışarı çıktığınızda bu hakikatleri unuttuğunuz oluyor mu Tarsuslu? Oluyor. Şimdi o zaman ayeti üstüne alınacaksın. Artık bize bakan yönü geldi. "Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında onlara her şeyin kapısını açtık." Azap mı vermiş? Ne yapmış? Her şeyin kapısını açmış. Her istediklerini vermiş. Ev istemişler, vermiş mi? Araba istemişler. Allah'ım bir aile ver. Çocuk ver, iş hacmimi büyüt, ticaretimi büyüt, sağlık ver. Vermiş mi? Bak olaydaki tezata bak. "Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen nimetlere sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler." Ayeti gördün mü? Onlar Allah'ı unutunca Allah da onları tokatladı mı? Hayır. Her şeyin kapısını açtı.

Şimdi mesela eskiden bahçede böyle azgın köpekler olurdu. Adamlar böyle azgın köpek bir kendine gelsin diye bir metrelik ipe tasma yapar bağlarlardı ağaca, doğru mu? Peki sizce bir köpeği 1 metrelik bir ipe bağlasanız o köpek kaçmaya çalışır mı? Çalışmaz. Çünkü mesafesinin 1 metre olduğunu bilir. Ne zaman 1 metre adım atsa çat boynundan kalır, doğru mu? Ne zaman bir metre adım atsa çat boynundan kalır. Ama sen o köpeğin tasmasını 1 metre değil de 100 metre koyarsan o köpek canı istediği bir gün koşmaya başlar. O kadar hızlı koşar ki özgür olduğuna inanır ve daha çok hızlanır. Koşar koşar koşar, 80 metreye ulaşır daha çok hızlanır 90 metreye ulaşır, daha çok hızlanır 95 metrede daha çok hızlanır. Artık "Ben özgürüm istediğim zaman istediğim yere gidebilirim." der 99 metreye ulaşır daha çok hızlanır. Tam 100 metreye gelince tasma onu tam gırtlağından, özgürlüğü en çok istediği anda yakalar. İşte Allah'ın kapı açması böyle bir kapı açma. Kapıları açacak ki tuzağa daha derin ve daha fazla düşebilsin. İstidraçı anladın mı? Ne demek istidraç, Türkçesi? İstediği her şeyi vermesi. Unutmayacaksın bunu. Ne demek istidraç? -Allah'ın sevmediği kuluna her şeyi vermesi. Allah bir kulunu sevmiyorsa ve ona her şeyi veriyorsa ne oluyor bu? -Onu daha fazla azaba sürüklüyor. Evet buna ne diyoruz? İstidraç diyoruz. Sende olabilir mi böyle bir hal? -İnşallah olmaz. Mesela hiç istemeden daha fazla yayla domatesi aldığın oldu mu? Yayla domatesine benzettim de yanaklarını o yüzden.

Şimdi benim kafamda uzun süredir bir soru vardı. Diyordum ki "Bu İslam için, ümmet için gözyaşı döken o kadar adam var. Her gece dertte tasada boğulup duruyorlar. Her gün güneşin açmasını bekliyorlar. Öte taraftan Allah'tan uzak olan adamlara bakıyorum, yatlarda katlarda en maddi güçlü ülkelerde. 'Yahu arkadaş neden böyle ilginç bir denge var?' diye sorup sorup duruyordum kendime." Ondan sonra bu kelime yardımıma yetişti, istidraç kelimesi. Allah'ın sevmediği kuluna her istediği şeyi vermesi manasında olan istidraç kelimesi yardımıma yetişti. Eğer bu kelimeyi anlarsanız peygamberleri kör testereyle neden ikiye kesmişler bunu anlayabilirsiniz. Eğer bu kelimeyi anlarsanız Ebu Leheb'in öz yeğenine neden işkence ettiğini çok daha iyi anlayabilirsiniz. Her biri bu istidraç denen kelimede saklı.

Biraz örnekler vererek başlayalım. Bir kul Allah'ın verdikleriyle Allah'tan uzaklaşıyorsa bu istidracın tam karşılığıdır. Neden? Çünkü istidraç neydi? Allah'ın sevmediği bir kuluna istediği her şeyi vermesi demekti. Doğru mu? Peki Allah bize bir şey ikram etse sen de o ikramı geri çevirsen bu ciddi bir açıyor ve sen 5-6 ay oyalandıktan sonra lazım değil sende kalsın diye o kapıdan girmeyip geri çıkıyorsun. Bu ne? Bu da aynısı değil mi? Ben bu kapıyı ve bunun gibi, yani ben buradan örnek veriyorum tabii ki tek hakikat burası değil, benim mecram burası olduğu için buradan örnek veriyorum, ben Allah'ın böyle kapılar açtıktan sonra 5-6 ay içerisinde oyalanıp bir yıl içerisinde oyalanıp devamında da "Ya Rab çok lazım değil" deyip o kapıyı elinin tersiyle iten adamlara denk geldim ve dış dünyada onlarla muhabbet ettim denk geldim. Dedim ki "Abi selamünaleyküm. Nasılsın?" "İyiyim çok şükür" "İşler nasıl gidiyor?" dediğimde Allah'tan uzaklaşa uzaklaşa namazı dahi kalmamış bir adam, "Elhamdülillah, Allah vermedik hiçbir nimet bırakmıyor. Şükür. Malımız, mülkümüz her şey yerinde. Allah bundan geri koymasın" diye bir de dua ediyor. Sen Allah'ın verdikleriyle Allah'tan uzaklaşıyorsan o Allah'ın verdikleri nimet değil Allah'ın belası birer nikmettir, istidraçtır. Allah sana bir şeyler verdiği için Allah'tan uzaklaşıyorsun ve hamdolsun Rabbim de nimet verdi diyorsun. Komedi değil mi? Az önceki Enam suresi ne diyor? "Hatırlatılanları unuttuklarında her şeyin kapısını açtık" diyor. Ve sen hala o kadar gafilsin ki bunu nimetten sayıyorsun. Komedi değil mi? Allah aşkına. Bunu çek komedi filmi diye oynayalım.

Benim eski hatıralarımdan bir iki tane geldi aklıma. Zamanında aklımda olan iki tane dostuma Allah'ım ona para ver diye maddiyat ver diye dua etmiştim. İkisinde de pişman oldum. Bir tanesi de bir arkadaşım vardı üniversitede. Maddi durumu iyi değildi. Hatta çoğu zaman sabah kahvaltıda poğaça alamıyordu, denk getiremiyordu. Biz de ne varsa bölüşüyorduk. Günde 5 tane 6 tane 7 tane Risale dersine giderdik arkadaşla. Sayısız derse giderdik. Ben de böyle yüreğim el vermezdi, "Ya Rabbi bu arkadaşa biraz imkan versen. Sabah kahvaltılarını poğaçayla rahat bir şekilde yapsın. Vakti açılsın." derdim. Tabii ben zannediyorum ki vakti açılsa daha çok hizmet için kullanacak. Bir gün bu arkadaşla buluştuk. Bir işe girmiş. Mesela aylık eline geçen öğrenciyken 100 TL ise işe girdiğinde 1500 TL olmuş. Yani çok ciddi bir fark. Bir çocuk için düşünebiliyor musun? 100 TL'den 1500 TL'ye. O buluşmamızda baktım, üstüne yeni bir tişört giymişti. Bir de boğazına sıfır bir tane kolye takmıştı. Saçları da uzatmıştı. O gün onu tanıyamadım. Dedim, Allah Allah acayip. Ne kadar mülayim mazlum bir arkadaştı. Nasıl oldu da bu ilginç, böyle endamlı hale geçti diye çok şaşırdım. Şaşırmamdan bir süre sonra namazları boşladı, dersleri boşladı. Ve maalesef zinaya yürüdüğüne şahit oldum. O gün dedim ki "Ya Rab beni affet dua ettiğimden dolayı. Ben hakikaten gafil cahilmişim. Sen kime ne vereceğini gerçekten en iyi bilenmişsin." O çocuğa verilenle o çocuk Allah'tan uzaklaşınca bu ne oldu? İstidraç oldu.

Başka bir tane abim vardı. Zamanında büyük bir fabrikası varmış. Fabrikayı batırıyor. Ondan sonra abi arabada bir şey satarak geçinmeye çalışıyor. Ama nasıl biliyor musun? Her gece derslerdeyiz. Kandil günleri oluyor sabaha kadar Risale okuyoruz, evrad okuyoruz. Tespih namazını birlikte kılıyoruz sabahlara kadar. Elimi açtım dedim "Allah'ım bu çok güzel bir adam. Çocukları da var. Ne var acısan da buna nasip etsen" vesaire. Ondan sonra aradan yıllar geçti. Arabada yaptığı çalışmalarla öyle ciddi bir servet elde etti ki yine. En son bir iki yıl önce denk geldiğimde beş vakit namaz bile yoktu hayatında. Bilgisayardan Bilgisayardan batak oynayarak ömrünü geçiriyordu. Ben de onu diyeceğim "Gerçekten insanların dünyasına bence çok dua etmeye gerek yok. Ahiret gibi sonsuza bakan bir hakikat dururken. Baktığımda onların Allah'ın açtığı her kapı meğer onlara bir istidraç olarak geri dönüyormuş." Baktım böyle dışarıdan, uzaktan. "Ya Rab. Yaptığımız iş ne kadar zahmetli. İnsanlar nankörlük ve şükürsüzlüklerinden dolayı her canları sıkıldıklarında 6 ayda bir araba değiştirir, ev değiştirir, mekan değiştirir, tatil değiştirir, kıyafet değiştirir, hanımını değiştirir, eşini değiştirir, ortamını değiştirir. Canı sıkıldığından dolayı her 6 ayda bir ayakkabı değiştiren bir adama değişmeyen bir dini kabul ettirebilmek ne kadar zor ya Rabbi!" dedim ve "Ya Rabbi! Bizim esas hastalığımız esas derdimiz herhalde şükürsüzlükte. Çünkü sen bu insanların elinden aldığında bu insanlar sana koşuyor. Ama sen bu insanlara beni daha çok hatırlayın beni daha çok yad edin diye verdiklerinde de ilk unuttukları sen oluyorsun. Acaba bazıları henüz imkan açılmadığından dolayı mı iyi gözüküyorlar? Henüz kötü olmadılar diye. İnsan şüpheye düşüyor. Dedim ki acaba Allah azze ve celle kendini hatırlayalım diye yine bizi belli başlı şeylere düçar etseydi, nasıl olacaktı acaba?"

Mesela şöyle bir olay yaşatsaydı bize. Görüyor musunuz sol tarafta başında poşetli. Çocuğu olan var değil mi burada? Çocuğunuzu düşünün. Var değil mi çocuğunuz? Bir düşünür müsünüz çocuğunu? Benim de var. Şöyle çocuğuna sarılmış mazlum halde bir savaş bölgesinde muhtemelen. Bunların meselelerine baktık bulabildiklerimizi yazdık. Herkes sağ taraftaki gibi çocuğuyla parkta bahçede eğlenmek ister. Şöyle mi olacak? Allah azze ve celle soldakini bize yaşattığında biz onu hatırlayacağız ama sağdaki rahat yaşantıyı verdiğinde ilk unuttuğumuz Allah olacak. Bizden nankörü olur mu olmaz mı? Bu verilen istidraç olur mu olmaz mı? Benim de kızım var 11 aylık. Daha geçen gün 3 gün ateşlendi. Ev birbirine girdi. Çocuk yemiyor zayıfladı, ufacık kaldı. Herkes endişeli. Sabahlara kadar uyanık evdeki herkes. Anneler hanımlar. Herkes ister ki kız çocuğu soldaki gibi eğlensin, çoşsun, gezsin doğru mu? Peki Allah'ı neden sağ taraftaki hadise olduğunda biz daha çok hatırlıyoruz. Soldakini her yaşadığımızda istidraç sağdaki, Allah yardımcısı olsun inşallah o Suriye'deki canım benim o güzel çocukların, hepsinin yardımcısı olsun, onlara dokunan elleri de kahretsin Allah inşallah, bu sağdakileri yaşadığımızda Allah'ı hatırlayacağız soldakini Sağdaki savaşı göreceğiz ve diyeceğiz ki "Ya Rab insanlar çok acımasız. Yetiş" diyeceğiz Zira savaş görmemiş bir milletin çocukları bir insan ne kadar çirkinleşebilir maalesef anlayamıyor. Soldaki yaşantımız olacak kreş beğenmeyeceğiz, çocuğun üstünü beğenmeyeceğiz, kıyafetini beğenmeyeceğiz, oyuncağını beğenmeyeceğiz. Neden bu marka aldın diye hanımla kavga edip duracaksın. Sonra da diyeceksin ki hanımla çocuğun işi vardı o yüzden ben bu iman ve hakikat derslerine gelemedim kusura bakma diyeceğim. Bu istidraç olur mu olmaz mı? Solda Suriye'de yaralı çocuğu kucağında bir baba. Herkes ister sağdaki gibi sıcak döşek ve yataklarda yatırmayı. Ama sağdakinde yatınca niye unutuyoruz? Soldaki olunca neden ilk Allah aklımıza geliyor? Bu nankörlük, şükürsüzlük, bu istidraç neden? Ben burayı kendimde çözemiyorum. Sizle de paylaşayım dedim. Siz çözebilecek misiniz diye. Kıyamazsınız çocuğunuza Gece üstü açık olsa 40 kere uyanıyorsun. Irak'taki gibi şu sokak kaldırımında uyusa ne yapacaksın? Peki madem öyle Allah vermiyor. Bu olmadan beni tanı diyor. Sağdaki rahat döşekte niye sen unutuyorsun? Bu sağdaki rahat döşek istidraç olur mu olmaz mı? Soldaki gibi hadiseler yaşayınca hatırlarız. Sağdaki gibi imkan açıldığında çocuğa ilk unutturduğumuz şey Allah azze ve celle olur. İlginç festival isimleriyle yerlere göndeririz. İlginç alışkanlıklar ediniriz. Neden? Allah bize imkan verdi ben de bu çocuğu çevreye güzel göstermem lazım. Soldaki gibi olsaydı çocuğun elinde o zaman kime ne gösterecektin acaba? Bunu da bir cevapla bakalım. Üst taraftaki gibi hürriyet ve özgürlük dediğimiz imkanları olduğunda ülke ülke, şehir şehir en sevdiğimiz akrabalara kadar gider gezeriz. Bir gün zulümün eli bize de dokunsa alttaki gibi idama mahkum olsak aşağıda Allah'ı hatırlayıp yukarıda hatırlamayınca yukarıdaki gezmeler istidraç olur mu olmaz mı? Yine çocuklardan da değindim ama tevafuk öyle etti nedense Böyle bir durumumuz olsun parkta bahçede çocuklarla uçuralım dersin ve burada ilk unuttuğun şey yine Allah olur. Ama sağdaki gibi uçaklar şehrine memleketine, bu babanın bu gariban çocuğu tuttuğu gibi canına ciğerine dokunduğunda "Allah'ım ben nankörmüşüm yeni anladım affet" dersin Neden imkan varken anlamazsın? Şükürsüzsün, nankörsün var mı başka sebep? Sağdaki fotoğraf belki hatırlarsınız Irak'ta o zalim herifler Iraktakileri üst üste koyup böyle fotoğraf çekiliyordu belki hatırlarsanız. Solda da yine benzer adamların plajda eğlendiği Biz başımıza musibet gelmeden Allah'ı ve rızasını neden hatırlayamıyoruz ben de bunu bir türlü anlayamıyorum. İstidraç nedir biraz anlayabildik mi? Bizim her imkan verildiğinde Allah'ın verdikleri ile Allah'ı unutmamıza istidraç deniyor.

Ben size bir tane hadis söylemek istiyorum. Bunlara kıyamet hadisleri diyorlar. Kitabu'l fiten'de bolca geçiyor. Diyor ki, "evladın annesine patron gibi davranması" diyor. Anladın mı? Sen de öğretmensin böyle çok çocuk görüyor musun? Evladın annesine patron gibi davranması, değil mi? Ya da daha belki ufacık 13-14 yaşında bir kız çocuğu ailesine patron gibi davranıyor. Dedim ki bu neden bir kıyamet hadisi ve bu neden acaba istidraç olabilir diye düşündüm. Bir aile Allah bir şeyler veriyor, imkanlar veriyor o da diyor ki, ben kısmadan çocuğuma vereyim çocuğumun gözü bir şeyde kalmasın diyor, veriyor veriyor, veriyor, veriyor ama neyi vermiyor? Ne için yaratıldığının gayesini, amacını vermiyor ona. O çocuk Allah'ın verdikleri ile büyüyor, büyüyor, büyüyor, büyüyor. 15-16 yaşına geldiğinde de aman etraf ne der diye başını örtüyorlar mı? Örtüyorlar. Namaz var mı? Namaz yok. Namazın anlamı var mı? Namazın anlamı da yok. Namazın mahiyeti var mı? Namazın mahiyeti de yok. Ondan sonra affedersiniz şımarıkça büyüttükleri çocuk belli bir yaşa bolca imkanına geldikten sonra bu ümmetle dertlenmesi konu komşusundan haberdar olması gücünün ve imkanının yettiğince projeler üretmesi gerekirken din gibi bir futbol takımı tutuyor. Tesettürlü bir kardeşimiz 16 17 18 19 belki 20 yaşında. Takımla birlikte seviniyor, takımla birlikte üzülüyor. Allah Allah bu başka bir şey değil miydi? "Mümin kardeşinin derdi ile dertlenmeyen bizden değildir" değil miydi? Bu başka bir şey miydi? Ben zaten bu futbolu anlamıyorum, kusura bakmayın. Bir kardeşiniz de anlamasın. Din gibi nasıl bir tutku var anlamıyorum. Sen vaktinde Allah'ın sana verdiği imkanlarla bu kızımı yetiştireyim değil. Aman bu kızımı şımartayım, "Biz ahırlarda Kur'an öğretiyorduk" diyor. Eskiden ahırlarda Kur'an öğretilirken bu kadar insan talep ederken şimdi her yerde öğrenmek serbest ve teşvik ediliyor. Abiciğim lütfen Kur'an öğren, önce manasını öğren. Kur'an'ı anlamak farz, lafzını okumak sünnet. Önce manasını öğren, anla diye bu kadar teşvik edilirken "Abi kusura bakma işim gücüm o kadar yoğun ki ben buna vakit ayıramıyorum" diyorsan Allah'ın sana verdikleriyle Allah'tan uzaklaşıyorsan bu da istidraçın kendisi. Böyle olmuyor mu? Hadi böyle ahiretimiz için bir proje yapalım hemen yoğunluklar çıkar. Şeytan zaafınızı bildiğinden nefsinizle nereden yakalayacağını da çok iyi biliyor.

Başka mana var. Allah'ın imkan vermediğinde onun yanında bulunup canımı vermeye razıyım diyenler Allah imkan verdiğinde ne canı, malını bile vermiyorlar. Dedim ki işte bu istidracın tam karşılığı. Özellikle de ayağı çarıklı çobanlar yüksek gökdelen diyorsa, demek ki biraz müteahhit arkadaşlarda bu biraz fazla olabilir. İlginç hadiseler, üzücü hadiseler. İstidracın başka bir kolu da dünyaya tapan insanların yüksek başarılar elde ederek Allah'ın yolunda gitmeye çalışan insanları caydırma çabası. Tekrar edeyim mi? Dünyaya tapan insanlar başarı elde ediyor ve Allah "Biz oralarda olamıyoruz. Biz oralarda omuz olamıyoruz. Biz oralarda yardım edemiyoruz." Onlar da istidraç ile bu çocukları ellerine alabiliyorlar mı rahatça? Alıyorlar. Daha iki gün önce yolda yürürken düşündüm. Bu Marina kimin Forum kimin? Bilmiyorum gerçekten kimin? Ya da İstanbul'da gezerken bu koca gökdelenler kimin dedim. Mesela Trump tavır diye bir şey var kimin olduğu belli değil mi sence? Bir tane Allah'ın kulu sordu mu bunun parası Rusya mı gidiyor İngilize mi gidiyor Amerikalıya mı gidiyor? Bunlar bu parayla ne yapıyorlar sorgulayan duydunuz mu hiç? Yok. Marina'ya gibi yolarlardı o müslümanı. Görmüyor mu mescidini küçük yapmış, görmüyor musun yolları İslam'a göre yapmamış. Dedim ki biz bu kafada olduktan sonra elin adamı buraların parasını yiyor ve o paraları ne yaptığı belli değil. Ben bilmiyorum yüzde kaçı kimin yüzde kaçı kimin. Ama eminim yüzde bilmem kaçı yurt dışından birilerinindir. Eminim. Kimse demiyor ki bu para nereye gidiyor. Az önce gördüğümüz fotoğraflar belki bu parayla oluyor. Kimse bunu yadırgamıyor. Ama bir müslüman şurada bir muvaffakiyet elde etse, altında bu mu var, üstünde şu mu var... Sen bu kafayla gittikten sonra olman gereken yerlerde olmadıktan sonra o alanların hepsini bu tür ehl-i dalalet doldurduktan sonra istidraç ile onun yolunda olmayanları büyülemesi kolay değil mi? Çok kolay. Kolay değil mi hocam? Söylesene. Allah aşkına. Sen de çocuklara bakıyorsun kolay değil mi? Bir çocuğun bir hocasından gaza gelip bir profesöründen gaza gelip etkilenmesi kolay değil mi? Biz de etkilenmedik mi üniversitede? Biz olmazsak ne olacak? Onlar alacak eline. Korkutuyorlar, diyorlar ki sakın İslam'a adım atma diyorlar. Mesela toprağın altında iki tane tohum düşün, tamam mı Taylan? İki tohum var. Bu ehl-i delalet tohumu. Bu da tam toprağın üstüne çıkmaya çalışacak ama çıkarken beden elbisesini yırtması gerekir mi? Gerekir. O tohum beden elbisesini yırtacak mı? Tam yırtacakken bu diyor ki "Dur ne yapıyorsun? Elbisen yırtılacak, yapma. Bak İslam'a adım atma, Rabbini tanıma, onun mahiyetini bilme, ona doğru yürüme, peygamberini tanıyıp ona ittiba edersen dünya sana bir zulüm olur. Karanlıklar içinde kalırsın, yapma." diyor. "Bak sakın o bedenin esprilerini yırtma" diyor. Bu korkup sinerse o tohum toprakta çürüyor. Ama korkmazsa "hayır, yukarıda ne var merak ediyorum" derse beden elbisesini yırttıktan sonra toprağın üstüne çıkıp neşvü nema bulduktan sonra güeşle buluşacak. Bulutla buluşacak. Ay ile mehtaplı geceleri seyredecek. Yağmurla ahbaplık yapacak ve aşağıdaki zulümat karanlığında kalmış toprak altında kalmış tohum hala bunun başına bir şey geldi zannediyor. "Bak ne yaptın parçaladın beden elbiseni" diyor. Neden? Çünkü bu asla bu güneşi göremedi bunun gibi. Asıl saadet bu alattığım. Kalbimizdeki iman tohumunu patlatmak. Bu asıl saadet.

Bir şey söyleyeyim mi sana Mert? Ben seni aldım burada zulüm ettim her şeye gücü yeten bir adamım öyle düşün. Çünkü laboratuvar ortamı örneği gibi düşün. Senin aynı anneni, babanı, aileni, Kuzey Irak'a gönderdim. Tamam mı? Gönderirken zulmettim. Seni evinden çıkardım, ablan varsa ablana zulmettim, eşin varsa eşine zulmettim, deden baban varsa hepsine zulmettim. Seni de aldık burada bir haftadır dövüyoruz ve bir hafta boyunca bir yudum su bile içmedin. Perişan haldesin. Dudakların birbirine girmiş kurmaktan. Vurduk, dövdük en sonunda dedik ki yürüye yürüye bu yırtık kıyafetlerle Afrika'ya gideceksin diye seni gönderdik. Bize mutlu olduğunu iddia edebilir misin? Çok zor değil mi? Peki sahabe efendilerimizin başına az önce söylediğimden daha fazla şeyler gelmiş mi? Gelmiş. Sadece boykot zamanında Sad bin Ebu Vakkas 3 gün boyunca bir parça deri yedim diyor mu? Diyor değil mi? Nasıl olur da böyle bir asra Asr-ı Saadet demişler? Saadet asrı demişler? Çünkü Saadet, Mert kardeşim, bizim aradığımız maddi huzur ve terakkiyatta değil. Kalpteki iman tohumunun inkişaf edip güneşle yani Rabbiyle buluşmasında. Maddede arayanlar kesinlikle istidraç tuzağına düşmeden bu seyahati bitirememişlerdir. Kesinlikle.

İstidraç bazen beden güzelliği olarak da gelebilir. Mesela baktığınızda Avrupa'daki birinin beden güzelliği Asya halkından daha güzeldir. Bu tabii bir kanaat. Neden acaba diye insan düşündüğünde verilen beden güzelliği Allah yolunda değilse bari dünyaya daha hızlı girebilsin diye verilmiş olabilir. Böyle verilse buna ne denir? İstidraç. İstidraç bazen bir hafızın güzel sesinde verilebilir mi? Verilebilir. Eğer Allah yolunda değil de yarın bir gün rahatım yerine gelsin diye o hafız o sesi kullanıyorsa o ses onun için nedir artık? Bir istidraçtır. İstidracın asıl esprisi şudur, Allah şükürsüz ve nankör bir kulunu tespit ettiğinde kapılarını açarak ona her şeyi vererek tuzağa düşürme çabasıdır. Bu yüzden siz Allah'tan uzaklaşıp geri adım atarken dünyanız artıyorsa kesinlikle istidraç mıdır diye korkmak zorundasınız. Sen Allah'ın verdikleriyle Allah'tan makam hepsi birden istidraç.

Bir hadis-i şerifte diyor ki eğer dünyanın sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı ki, hiçbir kıymeti yok, hiçbirinizin cebinde sinek kanadı yoktur. Var mı sende sinek kanadı? Kimsede yok. Dünyanın sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı Allah kafire bir bardak su içirmezdi diyor. Dünyanın kıymeti bu kadar ucuz ve dandikken bizim aldanışlarımızın her biri istidraç oluyor. Eline geçenlerle Allah'ı unutuyorsan eğer sana verilenlerin hepsi istidraçmış.

Son bir örnek vereyim yavaş yavaş toparlayalım. Seninle gidelim mi Yücel abi? Bugün geç geldin cezalısın. Bak Yücel abi, nefsinle konuşuyorum. "Ey Yücelin nefsi!" Tamam mı abi, geldi mi? Bak Yücel abi, sen Nefsine biraz kuvvetli şekilde baktığında görürsün ki bir gün bir avokadoyu tattın diyelim. Daha sonra o avokadonun nesli tükenecek olsa nefsin avokadoyu sevmese bile neslinin tükenmesini istemez, doğru mu? Mesela kelaynak kuşu var, kaç kişi sevdi besledi? Ama kelaynakların nesli tükenmesin diye mücadele var dünyada, doğru mu? Demek nefis gördüğü bir şeyin neslinin tükenmesini istemiyor. Bir de tantuniyi düşün Yücel abi. Deliler gibi tantuni severken bir kanun geliyor. Bütün dünyada tantuni yasaklanmış. Ne olur abi? -Mersinliler için iyi olmaz. İyi olmaz değil mi? Bir acı olur. Neden? Çünkü senin o tattığın lezzet ihtiyaç daireni genişletmiş mi? Peki ihtiyaç dairenin yokluğu bir azaba sürüklemiş mi? Aynen. Allah razı olmadığı kuluna dünyada bolca verir ve bolca tattırır ihtiyaç dairesi genişlesin diye. Çünkü ihtiyaç dairesi ne kadar genişlerse, onun olmamasında o kadar büyük azaba düçar olacaktır. O yüzden çok tatmayın, dikkat edin.

Benim dersten anladığım şu; ne kölelik Bilal olmaya engel ne de Peygamber soyundan gelmek Ebu Leheb olmaya engel. Üstünlük ancak takvada. Takva haricinde hangi üstünlük size çarparsa işte bu da istidraç. Allah'a onda olmayanla yaklaşılır. Allah'ta olmayıp sende olan ne var Süleyman? Geldi mi? Bir şey var, bir şey var. Çok güzel. Acizlik. Eyvallah. Allah'ta acizlik var mı? Yok. Bizde var mı? Var mı abi bizde? Bizde acizlik var. Demek ki, Allah'a onda olmayanla yaklaşılır, acizlikle yaklaşılır. Bizde acizlik dediğimizde kafamızda çizdiğimiz bir profil var. Bir tane hacı dayı, yere postunu atmış. Öyle değil mi? Arkadan da bir ney sesi geliyor. Bu kula biz ne nazarla bakıyoruz? Aciz nazarıyla bakıyoruz. Bülent abi hoş gelmişsin -Hoşbulduk. Allah razı olsun. Memleket nereydi? -Erzurum. Ben de oralıymışım biliyorsun değil mi? -Evet evet öğrendim. Bülent abi kaç çocuk vardı sende? -3 tane var. Bülent abi, ben her şeye gücü yeten bir adamım senin iş yerini kapattım. 100 milyarda borç koydum sana. Ne güzel. Evden de çıkardım seni. Şu köşede beş tane karton var. Onları üstüne örtmüşsün, çocuklarla orada yaşamaya çalışıyorsun. Sen aciz bir adam olmuş oldun mu? Oldun. Acizlik ne demek Bülent abi? Gücü yetmemek demek acizlik. İki tane kavram var Bülent abi, bir acizlik bir de fakirlik. Acz ve fakr diye geçiyor. Bir insanın bir şeye gücü yetmiyorsa o acizdir. Bir insanın bir şeye ihtiyacı varsa fakirdir. Bizim güneşe ihtiyacımız var mı sürekli? Var. İhtiyacımız olduğundan biz neyiz? Fakiriz. Güneşi doğurmaya gücüm yetiyor mu benim? Yetmiyor. Ne oldum? Aciz oldum. Yani acizlik ne? Gücü yetmemek. Abi sende 3 çocuk var, hanım var, mesuliyetler var, evin de şurada. Kartonların üzerine koymuşsun. Aciz oldun mu? Oldun. Şimdi Bülent abi ne yaparsın? -Yardım dilerim herkesten. Yani iş ararsın muhtemelen doğru mudur abi? Çünkü 3 tane çocuk evde ekmek bekliyor mu? Bekliyor. Senin o eve ekmek, su götürmen lazım mı? Lazım. Acizsin çünkü. Acizlikten dolayı gittin bir kapıya iş istedin. Geldin bana. Dedin "abi bir iş var mı?" "Yok" dedim. Şimdi ne yapacağım? -Başka kapıya bakacağım. Çok güzel çünkü mecbur o işi bulman lazım. Bir kapıya daha gittin o da vermedi. Ne yapacaksın? Bulana kadar o kapıları yoklayacaksın değil mi? Bir insan ne kadar acizse mücadelesi o kadar artar mı? Artar. Madem acizlikten dolayı mücadele artar. Bizim kafamızda acizlik kavramı deyince neden böyle postun üzerine oturmuş arkadan da bir ney sesi gelen bir adam profili var sürekli? Demek ki biz acizlik nedir yeteri kadar biliyor muyuz? Bilmiyoruz.