📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Tarihin Arka Odası - 17 Nisan 2010 Full Bölüm

Tarihin Arka Odası5:07:18

Transcription

[Müzik] Efendim iyi akşamlar. Tarihin işkence odasına hoş geldiniz. Yani tarihin arka odası ama o kadar çok şey yazılıyor ki hakkımızda biz be işkenceciymişiz, neler yapıyormuşuz. Onun için efendim odaya hoş geldiniz. Bu akşam kim bilir ne işkenceler var. İşkence insanlık suçudur ama unutma. Dur, insanlık onuru işkence yenecek diyorlar. Bir işkenceci daha katıldı aramıza. Bir ittihatçı efendim konuğumuz Erol Çağ Erdinç. Erol Bey asla işkence değil. Tam tersine dünyanın en beyefendi mazlum mazlumlar ama vakti zamanında çok zulüm görmüşlerdir. Siz bakmayın vakti zamanda bir başarabilseydi o grupu. Oho rejim değişmişti. Ben demedim yani bunan. 35 sene, 40 sene önce evet başarsalardı kötüydü. Ama efendim tarihi arka odasında bu akşam eee yıl dönümü münasebetiyle kaç oluyor? 100 sene oluyor. Sen eee 31 Mart olayını ele alacağız. Tabii 31 Mart olayı deyince akla ne gelir? İttihat Terakki gelir. İttihat Terakki deyince de Erol Bey gelir. Efendim eee işte 31 Mart'a nasıl gelindi? meşrutiyet Sultan Abdülhamit 31 Mart Türkiye'ye ne getirdi, ne götürdü hakikaten dendiği gibi darbe geleneğinin eee başlangıcı mıdır? Bütün bu konuları konuşacağız ama önce izin verirseniz şu tarihin arka odası hakkında biraz şey yapalım. Çünkü herkes bizler zalim hanımefendi mazlum.

Evet. Yahu gayet güzel program. Alan razı veren razı. Size ne? Ama Arda da güzel eee laflar sokuluyor. İtiraf etmelisiniz ki. Yani mesela bu y çevre meselesi konusunda birilerinin bir şey söylemesi benim çok hoşuma gitti. Yani özellikle Nuray Mert'in o yazısından sonra yani ormanda çiçek toplayan eee güzel prenses tacize uğruyor. O yazıyı mı diyorsunuz? O yazıyı diyorum. Evet. Yani öyle mi hisediyorsunuz? Hayır öyle hissetmiyorum. E bir kere polemiklerden de hiç haz etmiyorum biliyorsunuz. Hani o ona şunu yazdı, bu buna bunu yazdı. O yüzden hiçbir şekilde girmek istemiyorum. Ben bayılırım. Biliyorum. Siz keyif alıyorsunuz. Ben bayılırım. Çok keyif alırım. Karşımdaki çıldırır. Ben bayılırım. Ama bir şey söyleyeyim. Eee biz böyle örneklerini görüyoruz basında. Eee şağlayarak susturmaya çalışıyorlar karşısındakini. Bazı kişiler. Sinip kaçmaz mısın? Bazı kişiler yani ben efendim sinip kaçmaz mısın? Yani ben pek öyle değilim. Bir de maalesef yani neyse ama dilişmeye bayılırım. Hele haklı olduğum zaman efendim yani çevre konusunda herkes burada demokrasi varsa herkes istediğini söyler. Erhan çok güzel söyledi. Büyük devlet olmanın yolu çevreyi kirletmekten geçer dedi. Değil mi Erhan? Atasözü. Atasözü vecize gibi. Vecize oldu. Evet. Evet. Bu vecizeleriniz yüzünden de bu hafta bir röportajımda sizi kime benzettiğimi sordular. Tarihte kime benziyor sizce? Karıncak. Bu nerenin röportajı? Çıkacak önümüzdeki hafta. Ben de Oscar Wild dedim mesela. Çünkü aklıma bu hakaret babında mı? Hiç öyle alakam yoktu. Oscar Wild bana göre dünyanın en iyi yazarlarından bir tanesi. Hakaretli ama biliyorsunuz öyle bir eee muzur hatta şeytani bir espri anlayışı vardır. Yani sizin bu meşhur eee nükleer atıkları Afrika'ya atalım vecizenizden sonra. Tabii ki bu aklıma geldi. Evet. Eee o bahis buyurduğunuz yazıdaki en güzel şey oydu. Bakın enteresan. Espri yaptığımı anlamışlar. Espriyi anlamışlar. Takdir ettim anlayıştı. Ama takdirini kazand Oscar Wild deyince aklıma geldi. Haneden de Oscar Wild'a tant Oscar deniyor biliyor musun? Oscar yenge. A evet onun şey bakın pek bilinmez bu. Eee evet eee ilişkilerin kahramanlar hayatta olmadığına göre söyleyebiliriz. Eee neydi? Oscar Wild'ın bir boyfriendi vardı sevgilisi. Hapse girde. Lord. Lord'un oğlu. Oğlu neydi ismi? E neydi? Lord işte bir şeydi. Anthony miydi? Yok. Lord adamın. Çok da güzel bir çocuk. İnanılmaz bebek yüzlü. O kim biliyor musunuz? Kız kardeşi ne yaptı sonra? Sultan Hamid'in gelini oldu. Onun kız kardeşi Türkiye'de bilinmez. Sen biliyor musun? Erol abi. Burhanettin Efendi. Ha Burhanettin Efendi. Alfred Douglas. Evet. Douglas. Evet. Lord Alfred Douglas. O ablası Lady Douglas. Lady Douglas. Sonra Sultan Amid'in oğlu Burhanettin Efendiyle evlenmiştir. Şöyle oluyor. Eee Burhanettin Efendi biliyorsunuz Aliye Şöhret Hanım'la evlenir. Evet. Sonra Ali hanımefendi ayrılmış. Cavit Bey leştir. Burantin Efendi sürgünden sonra yurt dışına gidiyor. Orada bir ikinci evlilik yapar ve bu Gote Almanında Yılmaz Ösur'un devletler hanedanlarda geçer. Eee Lady Douglas diye. Lady Douglas eee Oscar Wild'ın nesi olur? Baldz mı denir ona? Hiç bilmem. O aile ben de onu görünce ben onları hep karıştırıyorum yani. Çok da çiftleri var. Eee, boyfriend ama hani hanımı diyelim. Onun kız kardeşi, ablası ne oluyor? Baldızı oluyor. Baldızı mı oluyor? Kız kardeş baldız oluyor. Yani devlet alıın. Hayır. Ocor Bayın boyfriend mi, girlfendi mi? Boyfriendinin adlı görümcü olur. Ama boyfriendinin kardeşiyse görümce olur. Tabii. Görümce mi olur? Peki girlfriendse çocuk ne olacak o zaman? Balzam. İşte onu bilmiyoruz. Baldı veya görümcesidir ama bağlantı budur. Sonra ondan da ayrılmıştır. H Rady Douglas e zaten o dönem biliyorsunuz Oscar Wild'ın hapse girmesine neden oluyor. Lord Alfred Douglas'ın babası bu skandal yüzünden ailemizle. Ben onun hapishane mektuplarını okudum aslında dediğiniz gibi orada bile muzca şeyler var. O şey o hading jail'ı mı okudunuz? Sağ ol. Ama otelde geçen hadiseler de tam bir rezaletli, utanç böyle şeylerdir. Adamın şikayetine sebep olan hadiseler. Rezalettir onlar yani. Ama işte yani bir halt ediyorsun niye yayıyorsun? Yazıyorsun, ediyorsun sus madem. Ama o dönem yani 1890'larda Osmanlı'da ne yaşanıyordu bilmiyorum ama İngiltere'de ve Fransa'da biliyorsunuz estetler e sadece şey değil Oscar Wild değil ama bütün o yellow journal denilen yellow notebook denilen dergide inanılmaz dekadan şeyler yazıyorlardı ve dönemin modasıydı aslında. Yani sadece şey değil bu. A işte birkaç tane eşcinsel muzur şeyler yapıyorlar değil. Sonuçta hayat tarzı.

Erhan. Evet. Eee, Erhan, eee, asıl işkence Erhan sen değilsin diyorlar bana. Hayır. Fatih Altaylıda sabit artık yazıldı. Okudunuz mu o yeni çıkan yazıyı hakkınızda? Hayır. Bir gazeteci arkadaş oturmuş yazı yazmış. A kapak konusu bir dergide. Kapak tabii. Şimdi reklam olmasın gösteririm arada. diyor ki eee bunlar diyor Murat Bardakçıla Fatih Altaylı bu tarihin arkada programında Pelin Batuya işkence ediyorlar. Fatih Altaylı nereden girdi? Onu bana sormayın. Muhabir yazana sorayım. Ve bu insanlar yazı yazıyor. Bunun editörü ondan daha kör demek veya cahil. O da bunu kapak yapıyor. Tabii kapak konusu yapıyor. Bana biraz Fatih Bey le ilgili hep şu söyleniyor. Biz yani şimdi söylenenleri söylüyorum. çok antipatik, çok ters, çok böyle cadı bir adam olarak düşünüyorduk ama özellikle sizin programlarınıza arada sırada konuk olup da gelip sizin haklarınızı koruyunca işte güzel şeyler söyleyince özellikle de ailesiyle ilgili böyle duygusal şeyler anlatınca aslında ne kadar da böyle yufka yürekli, hoş, tatlı bir adammış gibi şeyler duyuyorum. Yani tam tersine Fatih Altaylı'nın bence imajı daha yumuşadı bu program sayesinde. Yani Cebe Rut biz kaldı. Erhan'a da bir mesaj gelmiş. Tarihin baltası diyorlar. Aynen iyad ediyoruz ama güzel söz. Tarihin baltası diyor. O sana yakışıyor yani. Yani sen nüfus kağıdı olarak kullanabilirsin bak. Eee, neyse. Erhan bir şey söy sensin der. Hemen anladık. Evet efendim. Neyse konumuza gelelim de. Eee diyorlar ki çevre köliliği büyük ülke olmak için olmak için şart demeniz tarihi nasıl da yorumladığınızın resup göstergesidir. Bu yollayan arkadaşlar her gece 5060 tane falan gönderir. Bak şimdi memnun oldun mu kardeşim? Okudum mailini espri yapmışlar. Evet efendim ama bunu Erhan söyledi. Amerika nasıl büyük ülke oldu? Çevreyi kirleterek dedi büyük vecizedir. Evet. Ya dünyanın bütün büyük ülkelerine bak. Bir de dünyanın en fazla çevreyi kirleten ülkelerine bak. eşitleniyor ya. Bütün mesele ne bileyim biz çevreyi kirletelim demiyoruz. Bütün mesele geçen gün yazdım yazık kedi cia meselesi. Dünya kadar tarih programı yapılıyor. Evet. Eee bu ayıp değil yani. Bu kendini menetmek değil efendim gerçek yani realite dedikleri taklitler. Biz güzel yapıyoruz. Çok güzel yapıyoruz. Eee, yani çevre konusunda çok korkunç şeyler telaffuz ettiğinizde tabii canım. Püf püf rüzgarla şey yapıp mumda oturalım. İsterseniz bir gün yani çünkü sonuçta bu bir çevre programı değil ama eee yani değişik kuruluşlardan, derneklerden, vakıflardan çok yakın tanıdığım ve konusunun eee eksperriz ve sizi de aydınlatırlar. Çünkü karşınıza güzel istatistikler konulursa eminim farklı bir şekilde bakmaya başlarsınız. İstatistik fakültede en sevmediğim derste en son Danıştay'da geçmiştim. Son Danıştay'a giderdik. Benim de en sevdiğim yazıyor yazıyor. Çak ez Danıştay'da geçti. Hakikaten ben de anlamam. istatistik yani birtım rakamlar istatistik anlamayacağız sonuçta bakacaksınız dünya sanay beyciğim sağ ol çok teşekkür ederim büyük adam söyle bak ismini de söyledim şimdi sağ ol gözlerinden öperim demin mesaj geçen seyirci büyük adamsın ellerinden öperim diyor berhüdar olsan herk eee efendim vallahi bana bir tek şeyi açıklasınlar bütün Avrupa şu anda niye nükleer öyle şey yapıyor yani Avrupa aptal biz akıllıyız bunları niye peki tek tek kapan kapanmaya başladı. Hiç mi kapanmıyor? Kapanmaya başladı. Eski kapanıyor hanım efendim. Biz de kuralım yan kapanıyor. 2020'ye kadar belli politikaları gütmek durumundalar ama değiştirmek durumundalar. Bu enerji alıp satma meselesinin de işe yaramadığını gördüler. Yani az kullananlar eee çok kullananlara enerji satıyor. Çünkü biliyorsunuz bir kuota var. Ya şimdi insanları boğmak istemiyorum ama yani ülkemizde değişmesi gerekiyor. O kesin. Tabii ülkemizde değişmesi gerekir. Türkiye'nin nükleer santraller kurması lazım. Evet. Yani bu tam tersine güneş ve rüzgardan daha fazla yararlanması tabii. Püf diyeceğiz. Bu şeyler spotla çaya her hafta aynı şeyi konuşuyoruz ama ama iman gücüyle besmeleyle püflenirse belki yanar. Olur o zaman. Keramet babından. Doğru. Evet efendim. Yani Avrupa'nın, Amerika'nın her şeyini takit edeceğiz. Enerjide biz rüzgarlaştı. Şekim fikir yok. Bir şeye karşı çıkmaları lazım. Enerjiye de karşı çıkıyorlar. Bazı şeyler sizin için demiyorum. Bazı şbeler bazıları günlük köşesini doldurmak istiyor, laf etmek istiyor. Bize karşı çıkıyor. Doğru. Ama sonuna kadar seyrediyor. Sabahın 6'sına kadar. O ayrı. O ayrı. Efendim eee zaten vaktimiz bol konuşuluruz. Eee siz efendim çiçeklerinizi toplamaya devam buyurun hanımefendi. Beni hiç sinirlendiremeyeceksiniz. Sinirlendirmek için demiyorum ben. Niye? Ben benim sözüm değil ki bu. Ben naklediyorum. Bir yerde yazılmış yani. Yani biz o kadar kaba insanlar mıyız? Hiç olak olmaz. Efendim? Çeker gider yani. Niye burada yani. Çünkü bak bu da çok sinirlendirebilir bir laftı da hiç yani bugün şey gibi pasif lor üzer. Niye ne dedi ki? Çekip gidebilir dedi istese. Hayır burada işkence görüyor bir insan. Biliyorum ama yani geçen sefer de söyledim. Bazı kişilere günah yazılmaz. Erhan onlardandır. Tabii tabii. O sen biliyorsunuz. Hayır bir insan gene sensin dedi. İlk gün kulak iç bile işkence çeker mi? İşkence bu işkence değil aslında. Yani Türkçeye hakim olmak gerekir. Yani öyle nüanslar vardır ki çok güzel kelimeler vardır böyle ama işte eee basit siyasi söylemlere falan alışınca insana işkence falan diyorlar yani böyle. Bir de şeymiş. Oradaki espri esprili bir dildi. Biliyorum canım, biliyorum. Ben de espri yazdım canım. Efendim? Popüler tarihten korunma rehberi diye bir kapak yapmışlar. Aa yani benden korunma rehberiymiş. Bu öyle diyor arkadaşlar. Benden korunma rehber. Y da sarımsak yatı gezdireceksin. Vampirler için o. Eee yalnız şeyi söyleyeyim size. Erhan çok üstünüze gelirse üç ayetül kürsiyi okuyup üfleyin çarpılı gider. Veyse Tuncina duası vardır. Selatun Düncina Selatuncina vardır. O karabiberle yakın güneş batarken. Bir de bir şeyi vardır. Onu yaparsanız mahvolur böyle. Siz büyü de bilirsiniz. Bana biraz büyü öğretirseniz muhtemel. Sonra söylerim. Tamam. Pek bilmem de sadece bazı kitapları okudum. O kitapları da göster. Erol abi sen hukukçusun. Büyü suçtur değil mi? Suç tabii. Para karşılığı suçtur. Para karşılığı suç parasız öteki türlü öteki türlü folklorik adı öteki türlü ictimai yardım folklordur gay size bir şey söyleyeyim çevirgel duvası vardır duydunuz mu hiç be senerdir a çevirgel du nasıl yapılır bir duadır o kaçan sevgilisi, kocası vesaire karısı filan onunla geri gelecek bir defa kurtarmış adam kendini döner mi nasıl yapılır biliyorsunuz bilmek istemiyorum Yani efendim o büyü büyü falan bir şey saçma sapan bir şey de çok folklorik bir şeydir. Bu satılır. Hem yeni yazısı hem eski yazısı vardır. Evet. Eee besmeleyle başlar. Evet. Ya Rabbi filanın gönlünü bana çevir gel. Bilmem nenin kalbini bana çevir gel. 89 sayfadır o. Şimdi efendim gece yarısı güneşin doğmasına az bir zaman kala soyunacaksınız. Çıplak. Çıl çıplak. Ama bakın sonunda zatüre var bunun. Büyü olan yok. söyleyeyim size. Bir kazan suyu alacaksınız. Büyük bir bakır leyin içine oturacaksınız. Eee, bir küçük bir taburayı ama çivi olmayacak onda. Sonra efendim bir maşrapayla ama lehimli maşrapa olacak. Hiç çivi falan olmayacak. O maşrapayla soyulmuşsun, çıplaksınız ya elinizde o şey çevirgel duası. Şöyle küçük bir şeydi. Şöyle bir şeydi. Şu kadar şey bura şunu bir şeydir. Küçük şöyle. Hatta başında şöyle bir istifle yazılmıştır. Çevir gel diye. Alacaksınız bunu. Suyu da alacaksınız. Bir su. Ya Rabbi filanın gölünü bana çevir. Gel gönlünü zatürüye meyle diyor sırada. Farkında değil. Veya zatura başlangıcına işte ya Rabbi onun benim gönlüm bana ona çevir gel. Bunu bilmem kaç kere okudunuz muak risalenin sonuna kadar o size aşık olurmuş. Hayatta kalırsanız eğer kaldırmandan. Ama bu kadar böyle uğraşıp da yapan bir insan belli ki kafaya takmıştır. En sona o insanı kazanır. Erol abiyi tanılar. Rahmetli Ekrem Karadeniz. A Ekrem Saflar Çarşısında dükkanı vardı. Gözleri artık son yıllarda görmüyordu. Ekrem hoca rahmetli. Bir hanım geldi. Çevir gel var mı? dedi. Kapı şurada şu tarafta. Eee hoca sedirde ayaklarını uzatmış oturuyor. Karadenizli daha döndüm dedi. Niye döndün dedi. Çevir geldi mi? Döndüm işte dedi. Ben varım. Başkasın ne arıyorsun dedi. Yani ondan sonra niye öyle dediniz yani bunlar aptal yahu dedi. Bunu arıyorlar ve yapıyorlar bunlar dedi. Evet. Evet. Şey şimdi evet belki verdiğiniz tarif eee üstüne insanlar bunu yapmaya başlayacaklar. Özellikle özellikle sahaflarda kadınlar gelir böyle çekinerek beklerler. Diğer müşteriler gitsin. Ondan sonra gizlice çevirgel duası var mı? Efendim. Ama çok satar. Sayın Yıldız, Sayın Songül Yıldız. Eee, siz bir muayene ettirseniz gözlerinizi. Espri niyetini mi yazdınız bilmiyorum ama bir muayene ettirseniz enteresan olur. Evet. Eee, Cumali Bey sormuşlar. Eee, günah yazılmaz dediniz. Benim yaptığım delilerin, benim bildiğim delilerin yaptıklarına günah yazılmaz. Efendim, daha önce de söyledik. Hazreti Mevlana'nın sözüdür. Divanoşedeni. Divane kalemnist. Daha basitleştirilmiştir Türkçede. Divanera kalemni. Deliye günah yazılmaz. Mecazdır efendim. Gerçek değil mecazdır. Eee en son şeyi konuşup eee 30 Mart'a gelelim isterseniz. Ne konuda büyü desteğine ihtiyacınız var? Bir kere mesela son zamanlarda pek çok şeye kafayı takıyorum. Eskiden çok daha es geçerdi ama mesela buradaki gayri ciddiyet beni çıldırtıyor. Neredeki? Yani ülkemizdeki hiç kimse işini doğru dürüst yapmıyor. Ya mesela malum bu hafta yaşadığım filmle ilgili şey Evet. Yani ben bir aydır bu filme hazırlanıyorum, uğraşıyorum. Bir film başlayacak haber gelmemiş. Haber yani bir haf yani röportajlar verdim vesaire. Yani bir şey iptal olunca insanlar arayıp da özür dileriz işte yapamıyoruz bile demiyorlar. olabilir. İnsaniyet yani bir sürü şey problem çıkabilir ama bunun gibi kaç defa başıma geldi. Her defasında diyorum ki aa burası böyle insanlar bir şey olmayınca aramıyorlar ama her defasında olunca da böyle nevrim dönüyor ya. Şimdi bununla ilgili tabii ki büyü hayır sizi aradılar yarın başlıyoruz hemen hazırlan veya akşam gidiyoruz dem son dakika. Son dakika Pelince Pelince mi medeni olmak başka bir şeydir. Medeni olmak yani o başka bir şeydir. Onun için herhangi bir tarife gerek yoktur. Medeni bir insan arar sorar. Olmaz der, olur der. Ya kaç defa oldu? Mesela arıyorlar bir proje başlıyor. Bir hafta sonra gidiyoruz. Ondan sonra birdenbire ses çıkmıyor. Siz ona göre programınızı yapıyorsunuz. Tabii tabii tabii. Ama ya işte sonuçta beni sinirlendiren burada hakikaten gayri ciddiyet bir insanların saygısızlığı 2. Bu ikisi zaten birbirle çok bağlantılı şeyler. Tabii ki çok affedersiniz. Bir de şeyi söyleyeyim efendim. E bizim işkence yaptığımızı bahseden dergi için mesajı kaybetti. Bir sayın seyircimiz göndermişler. Eee mail adreslerinde Türkçe karakter yoktur. Yani hem Fatih Altaylı bu programı çıkartın lütfen programımızdan hem de mail adreslerinizi düzeltin. Çünkü seyircilerimiz size atacakları mailleri bana şikayet ediyorlar. Bunların mail adresleri bile bozuk diye şeyden ö harfi varmış. Eee şimdi film için mi büyü istiyorsunuz? Genel bu ben Hollywood'da yap bazı dostlarım var Hollywood Hollywood için yaptınız onu. Bırakın Türkiye'dekini. Bir de sinema yıkılıyor. Ona üzülüyorsunuz ya. Evet. Bu emek hikayesi de çok seni bozucu yani. Tarihi eser değil mi hocam? Yani tarihi eser ama aynını yapmak mecburiyetinde. Ama alışveriş merkezinin üstüne kondurulursa nasıl aynısı olacak? Yani alışveriş merkezinin üstünde böyle bir aç. Orası için o düşünülmez. Karar alınmış mı yoksa dedikodusu mu var? İşte yazılıyor, çiziliyor. Projeler olduğu söyleniyor. Eee, değişik insanlar açıklamalarda bulunuyorlar. Herhangi bir bina değil o. Herhangi bir bina olsa yıkarsın, yaparsın yen ama o bir tarihi eser. 1890'lardan gayet tabii. Tabii Abdülhamid'i görmüş ha. Abdülhamid ama H h. Yalnız bizim ülkede bir şey, bir işin dedikodusu çıkıyorsa bir şey vardır. Peşi geliyor yani geliyor. Gelir peşi gelir yani. Evet. Ya bir de bu alışveriş merkezi hastalığını ben anlamıyorum. Her yerde mantar gibi alışveriş merkezi bitiyor. Yani tamam böyle hani herkesin unuttuğu bir yerde öyle bir şey yaparsanız ve a ekonomiyi canlandırma adına eyvallah o kadarını tamam ama yani eske bir yeri böyle yıkıp alışveriş merkezi dikip oraya aklım almıyor. Ben o alışveriş merkezlerini pek anlamıyorum. Bir tanesi yalnız Erol abde de bizim eski binalar da Avrupa binaları gibi değil. Değil tabii ki. Şimdi e yıkılıyor bazı binalar. Kıyamet köpüyor. Yah içleri onların çöplüktür. Bir de İstanbul'da bir adet vardır. Eee kibar semtlerdeki bazı hanımefendiler, eee yani bazı semtler böyle böyle fare doldur. Evet. Söylemezler. Ah binamız yıkılıyor. Ya hiç olası fare şeyi diye bir gün önce kendin şikayet ediyordun. Temizleniyor işte. Evet. Maalesef. Hayır temizlik var. Temizlik var. Sonuçta sizin dediğiniz gibi birebir restore edilirse hiçbirimizin karşılı çıkacak bir durumu yok. Ama alışveriş merkezinin üstüne restorasyon pahalı ama onun kuralları var. Ama efendim işaret ediyorlar. Eee reklam reklam eee geliyor diyorlar. Eee bir de son bir şey söyleyeyim. Bir seyircimiz Sayın Derviş Güner Pelinama yapılan işkence değil diyor. O eylemin devlet elinden çıkması lazım. Ona eziyet denir diyor. Ona yaptığınız diyor Derviş Bey yanlış buna azabim de. Şaka tabii. Şimdi itiraf etti derler. Eee Sayın Samet Düzemeledir. Güzel eee temenniler için çok teşekkür ederim. Laf olsun diye size karşı çıkanın canı çıksın demişler. Sağ olun efendim Samet Bey. Efendim kısa bir ara ondan sonra inşallah bu akşam itaat Teraki konusuna gelebileceğiz. kendi içinde bölüm. Evet efendim. Eee tarihin işkence odası, halka odası eee her şey oldu ya. Yatak odası bile yaptınız. Biz yaptık efendim yani yatak odası yapıldı. İşkence odası yapıldı. Her türlü oda. Şimdi bir seyircimiz diyorlar ki, "Lady Dougles belki Oscar Wild'ın hem görümcesi hem de baldızıdır. Oscar Wild'ın görümcesi olduğu biliniyor. Pardon baldızı olduğu biliniyor. Eee Sultan Hamid'in de nesi olur? Gelininin kardeşi olur. Kardeşi olur. Ya bir hısımlık oluyor arada. O aile terminolojilerinden en sinir olduğunuz hangisi? Bacanak diye bir şey var. Ne olduğu bilmiyorum. değil mi? Bacanak iki kardeş iki kardeşi aldığı zaman birbirinin bacanağı. Pardon bacanak. Pardon yanlış söyledim. Kayınço dedikleri eşin erkek kardeşi. Enişte mi yani? Kayın birader mi? Kayın birader. Kayın birader. Kayın biradere kızaltılmış kayınço. Evet. Kızaltılmış kayınço. Kızaltılmış kayınço. Kaynana da çok sinir. Evet. Efendim kayınana zaten bütün şeyler. Bu arada bir seyircimiz de diyorlar ki eee G8 ülkeleri eee nükleer santrallerinin birleşmesi için kork 2004'ten itibaren korkunç bir yatırım yapıyor diyorlar. Ne yapması için? Tabii lobiler iyi çalışıyor. Yeni şeyler için h maalesef. Efendim ya abi ben her programda söylüyorum. Gelişmiş ülkeler gelişmemiş ülkeleri engellemek için gelişmesini önlemek için çevreciliği kullanıyorlar zaten. Gelişmiş ülkeler. Evet. Evet. Şimdi bir tarihe geçelim. tarihe geçelim. Çünkü eee işkence konusunda aramızda eee en bilgili olan kişi tecrübeli. Tecrübe sahibi olan Erol abi de ma ama bak yanlış anlaşılır. İşkence yapan diye anlaşılır gören. Gören onu söyleyelim. Y 40 küsur sene önce Evet. Devletimizin şefkatlerinin değdiği tilki tilki tilkiliğini ispatlayana kadar postelden gidermiş. Nereden gidermiş? Tilki tilkiliğini ispatlayana kadar postelden gidermiş. Postel. Siz sağcıydınız değil mi? Hayır hiç olmadım. Siz torancılıktan tutuklanmamış. Kapat. Neden tutuklandınız? Kapatın. Hayır. Solukluluktan. Estağfurullah. Tez ederim. Dev gençten. Dev genç. Tabii. Evet efendim. Girelim mi ittihat terapiye? Girelim. İttihat ş konu kapansın. Ya peki yalnız Erol abi İttihat Terakki devam etseydi solcu mu olurdu? Sğcı mı sizce? Şimdi İttihat Terakki'nin çeşitli dalları var. Hı. Yani İttihat Terakkide solcu da var tabii, sağcı da var. Ne oldu? Hangisi baskın çıkardı? E herhalde solcular baskın çıkardı. Çünkü dayanat terakib uygulamalarına faşist uygulamalar diyorlar biliyorsun günümüzde. Abi yanlış yanlış. Şimdi biraz uygulamalar diyorlar ya. Birazdan şey yaparız. konuşuruz şimdi. Yani sen desen ben desem Pelin Hanım dese h faşist değildi diye buna ittihatçı derler de Erol abi dese çünkü sabık müseccal solcu olarak yani değil mi efendim? Öyle tabii. Evet. 31 numarada nereden gelindi? İttihat Terakkiden mi gelindi Abdülhamit'ten mi gelindi? İsterseniz evvela İttihat Terakki'nin yapısına şöyle bir bakalım. Ondan sonra bu yapı karşısında Abdülhamid'e bir bakalım. Yani ondan sonra 31 Mart'a girelim. Patladı diyor. Ben de sizi heyecanlandıracak İttihatçı evrakı getirdim. Doktor var mı? Bir gün yüreğime inerse binada binada doktor olur. Vallah tamam. Bir gün yüreğime inerse zaten bu belgeleri gördüğüm zaman yok bunlar inşallah eee 34 ay sonra çıkacak hepsini müzeye böceğim. Evet. Evet. Askeri müzeye hangisi? Topkapıya mı? Bunun Topkapıyla alakası yok. Askeri müze. Askeri asker. Çünkü Ayşegülan'la da görüştük. Talat Paşa'nın refikasının torunu. Şimdi Talat Paşa'yı yayınladım. O bendeki evrak artık işi bitti. Ona da çok şey var. Hatta konuştuk bir işimizi ayarlayalım. Hepsini dedik oraya verelim. Çünkü gömleği efendim o şehit oldu. Sada kanlı gömleği şey kılacağı şey orada bana anlatmıştı mesela. Bir de orası müze olarak çok iyi muhafaza ediliyor biliyor musunuz? Çok iyi muhafaza ediliyor. Öyle mi? Oo çok güzel. Şu anda en modern koruma teknolojisinin olduğu yerdir. Askeri müze. Evet doğru. Evet. Aşağıyı biliyorsunuz. Evet biliyorum. O beni yalnız bırakmayın. Çünkü bu başka türlü yorumlanı boy ettiği şey Evet. Evet doğru. Ne demişti Ayşegan? Eee o bulduğu günü anlatmıştı. Böyle bir yani Talat Paşa'nın defterin sizin malum bastığınız defteri böyle bir uzun bir çantanın dibinde nasıl denk geldiyse böyle kesmiş. Dikilmiş. Dikilmiş işte kesmiş o dikilen yeri. Bir bakmış orada defter duruyor. Şimdi efendim İttihatçı evleri eee alkolik saha gibidir. Tabii orada kazı yaparsınız katman katmanı devamlı bir şey çıkar. Arıyormazlar. Yeni kağıt çıkmış diyor. Almaya gidiyorum. Hiçbir şey çıkmazlar. Başka bir örnek vereyim. Müşterek dostumuzdu Faruk Bey. Rahmetli Kazım Karabekım Karabekirim. Allah rahmet etsin Faruk hocam. Bir gün profesör Faruk Özerül ama hidrolik profesör. Ötek Evet. Evet. Evet. Dünya isi bir insan. Bir gün heyecanla bana telefon etti geldi Kazım Karabeker son forma kitabının son üç formasını bir çini kutu içinde hemen musluğun el yıkanan musluğun yanına kazıp saklamış. Hım. Ne vardı peki o yazılarda? İstiklal harbimizin devamı. Basıl mani oluyorlar. Mani oluyorlar. Hatta basılmış formaları götürüp yakıyorlar, ima ediyorlar filan. E tabii Atatürk'le bir takışması var. Ona da sonlarda geliriz de Kazım Karabekir'in evvela şu İttihatak diye ki Kazım Karabekir'in köşkü ve sonra o restorasyon sırasında Faruk Bey rahmeti kendi evine almıştı. Devlet arşivi gibi. Evet. Yahudi düşünebiliyor musunuz? Ben Şah Baba yazarken Atatürk'ün Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a gidiş evrakının orijinali Evet. Tabii tabii. İngiliz orijinali Faruk Bey deydi. Faruk Bey deydi. Kopyaları oradan alıp yayınlandı. Şimdi bu kadar sene geçtikten sonra söyleyebiliyorum. Evet. Tabii tabii. Yalnız işte o sırada bir şey ismim geçmesin dedi. Evet hocam dedi. Hiç olmazsa bir teşekkür edeyim isim vermeyin dedi. Kitapta öyle diyor. Benim eee çok önemli bir istikal savaşı'nın çok önemli bir kahramanının eee ailesini almıştım. Teşekkür ederim. İstemediler dedim isim vermemi. Evet. Yani Kazım Karabekir'in damadı profesör rahmetli profesör Faruk Özerenginydi. Ve düşünebiliyor musunuz? Benet'in verdiği vizanın orijinali Milling imzalamış. Samsun harekatı öncesi Bandıva vapur'un hazırlık evrakı. Hazırlık evrakı. Samsun'la yazışmalar böyle bir dosya içindeydi. Böyle ordu müfettişli her şeymişler. Ama ben şeye hayret ettim. Çünkü Kazım Karabekir e onun sonunu rahmetli Uğur Mumcu çok güzel yazmıştı. Hayatı boyunca kontrol altında yani meclis reisi oluncaya kadar İsmet Paşa dönemine kadar hep kontrol altında. Çünkü muhalif tab fişlere beraber bakmış. Evet. Evet. Evet. Bey nasıl muhafaza etmiş dedim. Devamlı ev basılıyor ediliyor. Bu şambalara sarıp şeye gömmüşler. Toprağa gömüşler köşkün bahçesine. Düşünün tuhaf bir devletiz diyor biz. Kurucu kadroya bile ceberrutluk ederiz. Tabii tabii tabii. Yani Kazım Karabekir olmadan İstiklal Savaşı çok eksik kalır. Evet tabii. Peki bu saklama, günlük tutma, bu kadar çok mektup yazma acaba bu Alman ekolü ya da yani yaverlerin işi gücü yok. Çok yaver var. Yaverlere yazdırıyorlar. Evet. Evet. Onlara yazdırıyorlar. İşte sizin dediğiniz Ayşegül Hanım'la çıkışı onu diyordum. Eee değil bu konuda İttihatçılıkla alakalı. İttihatçı evleri efendim ailelerinin evleri şey gibidir dediğim gibi alkolojik saha kaza kaza bitmez. Şimdi Hayriye Hanım rahmetli hanımefendi Talat Paşa'nın eşi sağlığında bana epey evrak vermişti. O zaman 20 küsür yaşındayım ben. İstikbali görmüş rahmetli. Öyle diyelim. Evet. Evet. Fakat iyi de yapmış. İyi de yapmış. Yayından da Allah razı olsun. Eee, aradan 25 sene falan geçti. Bir gün Ayşeginoğa şey yapıyoruz falan. Ben dedim bendeki evrakı yayınlamak istiyorum. Bir şey kaldı mı evde dedim. Gerçi var çok şey var biliyorum ama gazete koperleri var. Bir de eee bazı benim yayınlamasak da olur dediğim evrak vardı. Bir bakayım dedi. İki gün sonra o şeye Best Ajans'ta şeyler biliyorsunuz casting ajansı. Evet. Ofiste. Evet ofiste. Ama ofis nasıl? Eee, sonra bu dizilerde çok meşhur olan bazı hanımlar, beyler oradan çıkmışlardır. Sonra orayı unutmuşlardır. O ayrı isim vermeyelim. Şimdi onlar dolaşıyorlar böyle oyuncu seçimi yapılıyor, şey yapılıyor. Biz orada öyle bir ortam içerisinde Talat Paşa'nın evrakı bir de dedi şöyle bir şey buldum dedi. Bir defter şu kadar bir defter siyah minicik. Nereden buldum dedim. E babaannem bavulun altına dikmiş dedi. Dikilmiş ama o da Pitatçı ve zaten şeyi diyor hatırlarım diyor. Arada bir o boş babu olur önüne koyar elini sokar di içine diyor. Okşuyor zannediyormuşum eğer yerinde mi diye bakıyor. Tabii çok önemli çok önemli. Tabii tatçı. Evet tabii. Şimdi Evet efendim. Kazım Karabekir Mustafa Kemal istifa ettikten sonra yerine vekaleten tayin edilmiş. 3. Ordu müfettişliğinin dosyası Kazım Karabekir'de. İthat ki abi ittihatçı olsun. Tamam. Şimdi evet evvela soracağımız soru şu. İttihat Terakki nedir? Evet. Nedir? Şimdi İttihat Terakki bence kanunu esasiyi yeniden ihya etmek isteyen eee bir kısım çok cüzi Mekteb-i Tıbbi-i Şahane öğrencisinin eseridir. Hı hı. Evvela İttihat-ı Osmani yani kurucuları tam bir rakam ile İbrahim Temo en geniş bilgiyi vermiştir o konuda. O şeyde Romanya'da Kösten eee Kösten'de basılan Türkçe kitabında evet eee dört kişiyi sayıyor. Kendisi Abdullah Çevdet, Reşit Bey vesaire. Şimdi amaçları şu kanunu esasiyi yeniden ihya etmek. Yani anayasayı Evet. Anayasayı yeniden yürürlüğe koymak amaç bu. Şimdi kanunu esasi dediğiniz ne? Benim hocam Recai Galip oan hiç yemezdi. Kanun esasiyünü padişahın haklarını koruyor. Dabanın hakkını korumuyor ki diyor. Bugün hala ama onu tartışıyor Türkiye hala kanunu esasi. Kanun esasi tartışıyoruz hala. Şimdi kanun esasiyi ihya etmek. Ihya etse ne olacak? Ha bir toplumsal mukavele bu da bir avuç Aydın'ın çabası. Çünkü kanun esas halkı balıkçı nizamnamesi kadar ilgilendirmiyor. Halk anlamıyor gibi bir şey. Kanuna esasi yani olsa ne olacak? Yeri geldiğinde anlarlar ama kendi haklarını korumak işte işte ama toplumun aydınlanması lazım. Oysa ki batıyı anlamaya çalışmış bir avuç tıp öğrencisinin eseri bu. H bir Fransız hukuk sistemine dayalı değil mi? İlk o etkilenmiş çok etkilen hayır ilk bize benzeyen bir kuruluş. Mesela Sabri Bey'in notlarında diyor ki hani bizim bir nizamnamemiz vardı diyor. 2 sene sonra yapıyorlar ilk kongreyi. Eee ve teşkilatlanma bir başkan oluyor, bir sekreter oluyor. Bir de işte 3 kişi 5 kişi idare heyeti oluyor. Hatta şeye de iki üyeye de bunlardan bir tanesi Reşit Bey nizamnameyi hazırlama görevi veriliyor. Yani 21 maddelik filan bir nizamname ama o nizamnameden bugün için haberimiz yok. Bilmiyoruz da. İlk nizamnameyi Tarık Zafer Tuna'ya yayınlamış. Abi çok tekniği şey yapmayalım. Nizamname konularında çok teknik olu tabii. Tabii. Tamam. Siz ilk nezamname zaten ü tane baş refikaları hanımefendinin söylediklerine göre eee eşleri hanımefendinin kendi akrabasını bilmez. İttihatçıların dayısının oğlunun yengesini bilir diyor. Çok detay abi girmes resme baktığında anlatıyor ya. Bilmem neredeki yemekleri diyor mesela şu tarifte şu saatte diyor. Şu saatte. Evet. Şimdi abi bunların amacı anayasayı tekrar yürürlüğe koymak. Kanun esası yürürlüğe koymak. Ancak çalışmalar tek hakim olmak isteyen Abdülhamid'in sonradan dikkatini çekiyor. H. Şimdi Abdülhamit bugün övenlerin veya yerenlerin anladığı anlamda Abdülhamit değil. Bir defa ben bunu bir ittihatçı olarak söylüyorum. İttihatçı mısınız? Hala öyle. Son ittihatçı. Nesli tükenmiş müzeye koyacaklar herhalde. Abdülhamit çok akıllı. Yalnız akıllı değil, çok zeki. Çünkü tek başına zeka bir şey ifade etmez. Tek başına akıl bir şey ifade etmez. Evet. Şimdi Abdülhamid'in geniş çapta bir teşkilatı var. Jurnaller geliyor. Evet. Her gün jurnal muhbirler. Bu muhbirlerin gönderdikleri jurnalleri karşılaştırmalı okuyor. Gerekeni çapraz sorgu gibi tabii. Altlarındaki imzayı, imzaları keserek, imha ederek görevlilere veriyor. Bunu tahkik edin diye. Kim olduğu belli olmasın. Yalan da çıkabiliyor bu jurnaller. Yalan da çıkabiliyor. Tabii. Para alıyorlar çünkü değil mi? Gayet tabii. Gayet tabii. Saçma sapan şeyler yazı ama yalan olana hesap sormuyor. İşte o k sormuyor. O kötü. Çünkü ben buna hesap sorarsam yarın öbür gün çok önemli bir şeyi bana anlatmazdı. Kaçırdı. Onun için hesap sormuyor ama parasını veriyor. Bu çok büyük bir teşkilat. Çok büyük bir teşkilat. Bunları tek tek hafızasında koruması. tek ne yapılacağının, nerede nasıl yapılacağının mesela üniversitede Abdülhamit şeyleri vardır. Albümleri olayların orada resimleri, raporları vesairesi filan vardır. Bu kadar dikkatli bir adam. O paranoya da yok mu? Yani Abdülaziz yapılanlar ortada sonuçta hayat boyunca. O korkuyla yaşamış. Bell şimdi kendinden önce iki padişahı halletmiş bir kadro var. Tabii kendimizi ya onun yerine koyalım. Kendisini de halletmek üzereler. Üzereler. Şimdi kendimizi onun yerine koyalım. Yarın sabah ya çırıl çıplak uyanırsan. Değil mi? Bu büyük bir tehlike. Onun için evvela evvela Sultan Aziz vakasına karışanları Sultan Aziz'i siz öldürdünüz diye meşhur Yıldız mahkemesini kurmuştur. Evet. Bu yıldız mahkemesinde durum tartışmalıdır. Yani bir kısmı Sultan Aziz intihar etmiştir der. Bir kısmı öldürülmüştür de. Sizce bir ittihatçı olarak kanaatiniz? Bence Aziz intihar etmiştir. Yani ben bunu hayır Fahri Bey'in hatıralarından çıkarıyorum ama o doktor Marco'nun hatıraları ve söyledikleri benimcim bu yanında görevli görevli makas işliyor devamga gitmiş ve görmüş bu yıldız mahkemesinde devletin şefkat elini uzattığı adamlardan birisi mi abi o da değil mi oğ tara yazdır ibreti yaz şimdi fahri bey bunun yanında görevli devamlı makas istiyor sakalımı düzelteceğim bıyığımı düzelteceğim Sultan Aziz çok onurlu bir adam. Kendisine yapılan hakaretlere tahammül edememiş. Bir defa yalıın arka kapısından denize bakayım derken asker gir içeri demiş. Sen beni tanımadın mı? Tanıdım. Aziz efendisin. Azize efendi yani bir sultanın bu muameleyi görmesi çok ağır. Bir de artık tahtta ümit yok. gitmiş ama yani bir insan şu kadarcık bir makasla kendi bileklerini kes ikisini birden ondan sonra şimdi bazı doktorlara göre kesebilir diyor. Bazı doktorlara göre kesemez diyor. Hatta Abdurrahman Şeref Bey H bu Tarih-i Osmaniye Encümenini dergisindeki makalesinde durumu şüpheyle karşılar. uzun çarşılı eee yaptığı üç ciltlik çok önemli araştırması vardır. Eee bu yani Mithat ve Mahmut Paşaların tefkiflerinden alarak yıldız mahkemesine kadar getirir. Hatta Sururi efendi mahkeme başkanı rüsva-i alem Sururi diye anılır. Şey torunlarına ayıp olmasın. Kimin dedesi biliyorsunuz yani. Gülü Sururin. Gülü Surur'in. Evet. Sur efendi e mahkeme başkanı. Yalnız Abdülhamid'in bir huyu var. İdam cezalarını tasdik etmiyor hiçbir zaman. Bir tek Mithat Paşa galiba değil mi? Yok. Hayır hayır hayır. Mithat Paşa'nın ölüm cezasını sürgüne çevirmiş. Taif'te ikamette memur sürgün. Çünkü Abdülhamid'in düşüncesine göre öldürmekten başka bir şekilde fiil önlenemiyorsa bu hadisin ifadesidir. Ve her infazda bu itiraf etmiş eee edilmiş sayılır. Onun için Abdülhamit hiçbir ölüm şeyini imzalamamıştır. Anlayamadım. Nasıl şimdi? şayet öldürmekten başka şekilde suçu önleyemiyorsa bunu her hareket idam kararının imzasında itiraf etmiş demektir. Ne demek o yani şu acizim demek diyor. Acizim demekti. İdam cezasını imzalıyor. Halbuki katiyen imzalamamış. Bakın üç tanedir Abdülhamid'in imzaladığı şey. Bir tanesi adi suçlar. Yani siyasi suçlarda ölüm yok. Tabii bir annesini babasını öldüren bir adam diyoruz. Ve kara kare mağazasıdır. Kara şey giydirilerek şey öldürülmüştür. Şimdi şey var abi. Affeders yalnız Sultan Hanım Aziz öldürülmedi. Bana biraz çok şey geliyor abi. Gayet güzel öldürdüler. Anlatacağım. Oğlunu da öldürdüler. Yusuf oğlunda oğlunda biraz bir şey var. Biraz değil. Bayağı var da akli. Bayağı var da padişah olacak mı olmayacak mı? E var. Bayağı var. Hem kafada var. Var. Onu ama o başka bir şey ama Sultan Aziz de iki makasla yani Erhan denesene bir şöyle bir ne nasıl koyacak makas şöyle koyup çapraz yani böyle tek şeyinin ucuyla ondan sonra o herif uzun çarşılı tek tek onları şey yapmıştır tarif etmiştir şimdi hiç canı yanmayacak şu damarı şunu da alayım şunu pehlivan Mustafa denilen pehlivan Mustafa var şey var Fahri Bey var. Fahri Bey anılarında şunu anlatıyor. Kendisine işkence yapılırken Abdülhamit de başında. Evet. Tamam işte onu dedim ya. Devletin şefkat elini gösterdiği adam işte Fahri Bey yalnız bırakmamış. Padişah ne var bunda? Bez yalnız bırakmamış o adamı. Tab şimdi tabii bunlar Mithat Paşa. Fransa'nın Mithat Paşa'da gücü var. H çünkü eee Frans affedersin abi bir şey söyleyecektim onu söyle. Şimdi bir hatırat yayınlanacak yakında. Orada Abdülhamid'in paşalarından şunu söylüyor. Ali Suavi vakasından sonra diyor çırağın baskınından yani Ali Suavi çırağın sarayını basıyor. 5. Murat tekrar tahta çıkarmış. Evet. Abdülhamit saraya kapanmış. Hiç kimseyle görüşmemiş. Olabilir. Alman elçisini hareme almış. Tabii beni kurtar demiş ama öyle büyük bir şok geçiriyor. Hatıratta anlatıyor tabii yani. Çünkü ve diyor paşa bu hadiseden sonra diyor padişah dünyayile alakasını kesti diyor. Yani Ali Suabi vakası çırağın baskını yani bir hareme adam alınır mı ya? Tabii dışarıdan birisi. Demek ki yani Abdülhamit işte o senin demin söylediğin iki padişahın tahttan indirilmesini ve kendisinin de tahttan indirilme teşebbüsü karşısında büyük bir travma yaşamış. Gayet tabii. Kim olsa aynı tedirginliği duyar. Kim olsa aynı tedirginliği duy işte bu bayağı devlet hayatındaki

Görevlerde bile filanca benim yerime tayin edilir mi, edilmez mi filan mı? Şimdi hep soruyorlar. İttihat Terakki'nin eee orduyla ilişkisi nedir? Efendim, ordusuz bir İttihat Terakki hiçbir şey değildir. Düşünülmez, düşünülmez. Askeri kanadı var, sivil kanadı var. Düşünülmez. Askersiz İttihat Terakki hiçbir şey değil. Hiç, tabii hiçbir şey.

Şimdi ona geleceğiz tabii de, eee şöyle soralım abi hemen soruya bağlantı. İttihat Terakki zihniyeti, cumhuriyet dönemindeki darbeci zihniyetle aynı mıdır? Şimdi İttihat Terakki evvela teşkilat olarak milli mücadelenin başarılmasından çok önemli. Soruyu bir daha tekrarlar mısın Erol abi? Ya çok önemlidir. Yani İttihat Terakki zihniyeti tabii cumhuriyet dönemindeki darbecilik zihniyetiyle aynı mıdır? Şimdi cumhuriyet dönemindeki darbe, hangi darbe? Cumhuriyet döneminde çeşitli, mesela 60 darbesi abi. 60 darbesi, mesela 70'ten sonraki teşebbüs. Ben 60 darbesine katılmış bir öğrenciyim. Nasıl? Hep beraber. Hep beraber. Hem solcu hem ihtilalci miydiniz? Hayır tabii. Hem ittihatçı. Hem de hem de şeye karşı. Adnan Menderes'e. Adnan Menderes'e karşı. Ad. Evet. Çünkü Adnan Menderes son zamanlarında biliyorsunuz artık bir cinnet haliydi. Tabii vatana hizmet ettiği için suçlara vatana hizmet değil. Şimdi ne olursa olsun bir insan asıldı yani. Tabii yani abi affedersin, o şimdi Tanzimat'tan beri asılmış başbakan, sadrazam vesaire yok. Evet. Yok.

Şimdi Meclis-i Mebusan tahkikatında, tahkikat komisyonuna verilen yetki nedir? Mümkün müdür anayasaya göre? Yani şimdi alıştığı için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Meclis-i Mebusan diyor. Efendim, yaz Erol abi bir şey rica edeyim. Şimdi tahkikat komisyonu, ben biliyorum mesela. Erhan da herhalde biliyordur da. Ha tabii ama seyircilerimiz bilmezler. İspat hakkı vesaire filan filan. Evet. Şimdi ona daha sonra geliriz isterseniz. Bu kronolojik aslında biz İttihat falan yapmayız. Erol abinin hayatını anlatırsak yeter. Evet.

Şimdi şöyle bir durum var. İttihat Terakki yani amacı Kanun-ı Esasi'yi yürürlüğe sokmak. Ama sorumun cevabını alamadım abi. Hangisi? İttihat Terakki zihniyeti darbeci zihniyet midir? Şimdi İttihat Terakki zihniyeti gayet darbeci. Tabii darbeci zihni. İzmir suikastinin esası ne? Yani İttihat Terakki silahla yönetimi değiştirmedir. Öyle bir tarafı vardır. Şimdi öyle diyelim mi, demeyelim mi? Anlatacağım olaylardan sonra damarına da basarım ben seni de. Hayır hayır, anlatacağım olaylardan. Soruya cevap almadık. Alamadık tabii.

Cumhuriyet dönemindeki darbeler, yani cumhuriyet dönemindeki darbelerde İttihat Terakki zihniyetinin bir devamı mıdır? 60 hareketi hariç diğerlerini, yani ihtilalle darbeyi, hükümeti birbirine karıştırmamak lazım değil mi? Ya 60 haricinde 70, 80 alakası yok mu? Hiç mesela 80 hareketi doğrudan doğruya bir darbe hükümetidir. Yani hiyerarşik kademede. Ama 60 ihtilali daha fazla ihtiyaç şeyine benziyor. Gayet tabii, tam tekniktir. Tam teknik odur. Tam teknik.

Şimdi mesele şurada. Zulme karşı mukavemet vardır. Bu toplumların doğal hakkıdır. Bir de zulüm müydü insanlara? Hem de nasıl? Hem de nasıl? Hem de. Şimdi o dönemde yaşayanlara soracaksınız onu. Ben belki taraf tutarım. Hı. Ama namuslu, bildiğini söylemekten korkmayan bir adama sorarsanız 54'ten sonrası hakikaten bir zulümdür. Çünkü Murat Bey, siz ne diyorsunuz bu konuda? Her cemiyetin başında bir demokrat ilavesini koyacaksınız. Ben size doğmamıştım bir şey diyem. Tabii çok güzel. İlhan abi bilir mesela. İlhan abi bilir. İlhan abinin başyazarı gibiydi. Başka şimdi bana sormayın onu. Yassada da beraber yattılar yani şeyde. Buncuda. Buncuda biliyorlar. Evet. Ben değil, babam. Baban tabii herhalde sen doğmamışsın. Öyle anlaşılıyor. Şimdi yalnız yalnız ben şeyi hatırladım. Ben 5 yaşındayken o da Fuat Başkın'ın galiba kucağında. Evet. İlhan abinin yazısı vardı. Kaputlular saltanatı. Bu ihtilalden sonra yazıyor mu? İhtilalde ihtilal hala yürürlükte yani ihtilal sırasında yazıyor. Y ihtilal sırasında apar topar götürdüler zaten. O zaman herkesi 3 aylığına Palu'ya götürüyorlardı. 3 ay sonra mı aylığına sevallı Ali. Sonra efendim İttihat Terakki'deydik. İttihatçıların Erhan'ın sorusu ben tekrar edeyim cumhuriyet dönemindeki darbelerde darbelerle İttihat Terakki zihniyetinin bir bağlantısı var mıdır? Şimdi 60 darbecisi biraz benzer. Biraz fazla benzer abi. Biraz fazla benzer. Kabul. O da kabul. Yok. O kadar benzemez bence. Ama 12 Mart zaten bir darbedir. İhtilal değildir. Hı. Eee 12 Eylül de bir darbedir. İhtilal değildir bunlar. Yani emir komuta zinciri içinde hiçbir şeyi yok. Evet. Eksi durumu yok. Hükümeti deviriyorsunuz. Bunu babam da yapar. Ardından bunun için bir şey yok. Ama kelleyi ortaya, kelleyi ortaya koyuyorsanız durum. H şey İttihat Terakki her hareketin kelleyi ortaya koymuştur. Şimdi ben size örnek vereyim. Bedel ödüyorlar. Yani öldürdüğünüz bir adamın ittihatçılığını ispat ederseniz ve bir İttihatçı öldürdüm padişahım çok yaşa derseniz beraat edersiniz. Herhalde abi devlet düşman öldürüyorsun o dönemki mantığa göre. Yani Abdülhamit döneminde devlet düşman öldürüyor. Yani şimdi yani Abdülhamit öldürmüyor da siz öldürüyorsanız çelişki var. Bu durum bu. H yani İttihat Terakki çok büyük bir kuruluştur. Evet. Çünkü Abdülhamit gibi çok akıllı ve çok zeki bir adamla karşı karşıya gelmiştir. Yani o kadar teşebbüs oluyor. Tek Abdülhamid'i deviren bunlar. Rakibiniz ne kadar büyükse siz de o kadar büyüksünüz demektir. Çünkü Abdülhamid'in o böyle haber alma teşkilatına karşı başarılı olmak büyük bir teşkilat gerektirir.

Şimdi İttihat Terakki biliyorsunuz kendi arasında bir şeyi var. Genellikle dış dünyada çalışmaları var. Evet. Bu dış dünyadaki çalışmalarda da merkez Paris. Ama İttihatçılar arasında da bölünme var. Şimdi bunların başarıya gitmesinin sebebi orduya nüfuz etmeleri mi abi? Tabii. Yani şimdi Osmanlı Hürriyet Cemiyeti Hı hı. yani Selanik'te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin asker üyeleriyle sivil üyeleri birlikte hareket ediyorlar. Hatta temelde şu var. Jön Türk hareketinin kabul ettiği bir esas vardır. O döneme kadar fikri mücadele herhangi bir sonuç vermemiştir. Ne yapılacaktır? Bütün katılan Ermeni dernekleri de dahil, fiili ve silahla karşı koyacaklardır. H o karardan sonra zaten asker üyeler daha çıkarlar. Niyazi Bey gibi, Eyüp Sabri Bey gibi, Enver Bey gibi birtakım subaylar da hatta hatta Abdülhamit demiş ki bunu "Huruc-u Ali Sultan" sayarım. He, huruc-u Ali Sultan, Sultan'ın üzerine gitmedir ve cezası mutlak şekilde ölümdür. T 16., 17. yüzyılda kullanılan bir tabir o. Evet. Bunu "Huruc-u Ali Sultan" sayarım. Hım. Ben de Şemsi Paşa'yı getirmiş. Şemsi Paşa okuması yazması kıt alaylı bir subay. Tıpkı 78 Hasan Paşa gibi. Eee, affedersiniz Şemsi Paşa'nın vurulması ne kadar sürer? Vurulması reklam vereceğiz diyorlar. Şemsi Paşa'nın reklamdan sonra. Peki o zaman efendim Şemsi Paşa biraz bir de komik bir şekilde can verdi. Tabii çok çok. Efendim reklamdan sonra şimdi Şemsi Paşa'yı vurarak alacağız.

[Müzik]

Efendim, tarihi arka odası devam ediyor. Konuğumuz son İttihatçı Erol Sadi Bey. Eee, bir pardon bir iki soruya cevap verelim de. Bandırma Vapuru'nun akıbetini soruyorlar. Taner Bey, İlhami Söker isminde efendim bir gemi, soyadı Söker adını almış. Çok meşhurmuş. Bir gemi parçalayıcısı tarafından efendim sökülmüştü. Söker efendim jilet olmuş yani. Jilet. Eee, Bismarck Abdülhamit Han için "Dünyada 100 gram akıl varsa, 90'ı onda, 5 gramı bende. Geri kalan 5 gramı da diğer devlet liderlerinde" demiş. Böyle bir söz efendim yoktur. Yoktur. Tabi. Hiçbir yerde yazılı şey yoktur. Ha Türk kaynakları dışında bulamazsınız. Biz de uydurulmuştur. Eee, bir seyircimiz bu Murat Etay sormuş. İsimleri karıştırmışlar. Bunu not aldım sakladım efendim mesajınızı. Sonra soracağım konuyla çünkü ilgisi yok. Evet efendim. Affedersin ben Erol abiye geçmeden aklımdaydı unuttum. Onu baştan soracaktım. Bu hafta işi sen bir yazı yazdın aslında son derece önemli. Erol abi sen belki gördün. Atatürk'ün doğum belgesi bulundu. Yakında yayınlanacak diyor. Okudun mu abi yazıyı? Okudum. Bu önemli. Yani bunu biraz anlatsana okumayı anlabiliyorsun. Yunanlı tarihçi. Evet efendim. Eee, önemli bir bilim adamıydı. İsmini vermeyeceğim. Hı hı. Gazetede de yazmadım. Çünkü biz yayınlayacağız inşallah o da çıkar çıkmaz. Onun için kimse gitmesin üstüne diye bulamazlar çünkü. Çok önemli bir bilim adamıdır. Eee, nüfus kaydını buldu Atatürk'ün. 23 sene oldu. Nerede? Yunanistan'da. Yunanistan'da. Yunanistan'da Japonya'da değil. Yunanistan'da. Yunanistan'da. Yunanistan'da eee orada buldu efendim nüfus kaydını. Sonra bazı idari değişiklikler oldu. O detaylarında ne oldu? Yani o şekilde ifade edeyim. Tam ayrıntısını söylemeyeyim. Eee yayınlamadı fakat ne olur ne olmaz diye sakladı. Eee nasıl saklamış? Eee kendi ifadesiyle öyle bir şekilde tasnif yaptım ki diyor, "Hiç kimse eşin hayır 100 sene geçse bulamazlar. 100 sene sonra çıkar ortaya" diyor efendim eee yakında yayınlayacak. Yayınlayınca biz de tabii hemen benim şeyim aynı anda yayınlamak eee vesaire budur ve gerçek doğum kaydı budur. Günü yazıyor muymuş? Bir şey diyemem. Yayınlamadan bir şey diyor ama bu şey var şimdi yani tapu ve nüfus kayıtları genelde çık. Hiç o konuya girmeyelim öğrenciğim daha önce konuştuğumuz o konuya girmeyelim çıkalım sebebi şu şimdi başka şey anlatacaklar zannedecek seyircilerimiz saklıyor ediyor. Hayır efendim yok biz bu konuyu biz yayınlamak istiyoruz Türkiye'de ilk defa yani eee birolerinin yani basının aklına öteki basının aklına bir şey getirmeyelim diğer meslektaşlarımızın onun için dedim yani konuşmayalım diye. Sen de yani bu konuyu konuşulur mu? Cut Badak milletvekili o konu değil. Şimdiye kadar Türk Hayır konuşulmaz. Hayır hayır şunu susil. Cumhuriyet tarihçilerinin şimdiye kadar bu kaydı bulmamaları işte sus cumhuriyet açı ayıdır yani. Ayıp yani. Yani ben hep söylüyorum Türkiye'de bu kadar inkılap tarihi enstitüsü eskiden devrim tarihinde cumhuriyet tarihi şu bu var. Ne yapılıyor? Hiç laf yapılıyor çoğu. Ya biraz sonra göstar eleştiriden yanayım. Albayrak gazetesi gibi gaddar eleştiriden yanayım. Efendim eleştiriniz gitmek lazım yani yanlışsa yanlıştır. Yanlışsa yanlış kaç ay oldu hala ses çıkmadı Albayrak'tan sanki İlhanlılar zamanından çık kalma bir el yazması tercüme ediliyor tarafı matbu metin olacak değil olacak iş değil yani. Yani Atatürk'ün gerçek doğum kaydı efendim eee yakında yayınlanacak. Yani gerçek doğum kaydı dediğim şimdi bildiğimiz bilgiler yalandı sahtedir demiyorum belgesi evet yayınlanacak. Eee onu da yayınlanma şerefi Türkiye'de inşallah Haber Türk'e nasip olacak. Ayrıntıları konuşmamamızın, anlatmamamın ve Erhan Hoca'ya o konuyu hiç bahsetmeyelim dememin sebebi bizim yayınlama arzumuzdur. Efendim başka şey değildir. Çünkü kayıtta saklanacak bir şey yok. Bizim elimizde de değil zaten. Efendim bizim elimizde de değil. Bizim elimizde de değil ama sorduğun sonu çok güzel. Eee, ya Türkiye'deki mevcut arşiv belgelerinden bile Atatürk'le ilgili birçok bilgi bulunur. Yani şu anda kız anca meseleyi uzatma. Evet. Uzatma deyince uzat Allah. Uzatıyoruz. Evet efendim. Şemsi Paşa'nın öldürülmesine geldik. Geldik. Şimdi Şemsi Paşa bak Erol abi 1981 doğumluyum ben de bir ittihatçıyım yani. Erol Bey üzülmesin. Bayrağı devredecek ittihatçılar mevcuttur. Allah Allah. Evet efendim. İttihat rakibi ruhtur zaten. Oh ruh ölmez. Ölmüyor diğerler. Zulme karşı mukavemet. Şimdi Şemsi Paşa'nın ölümüne gelelim. Niye? Abdülah zulüm mü yapıyor abi ya? Biraz evvel onu söyledim. Yani Abdülhamid yiğidi öldür hakkını yeme. Yani Abdülhamit herkes yadırgayacak. Abdülhamit nasıl ama Abdülhamit bu hem Abdülhamit övüyor hem İttihat Terakki övüyor. Hayır ya övüleceği yerde övüyor. Övülecek övülünce gayet tabii. Şimdi Abdülhamit aptal bir adam mıydı? Yok. Akılsız bir adam mıydı? Ama hayat bayağı böyle despot fazla fazla fazla. Ha yerini koruyabilmek bütün amacı o. Hüseyin Hilmi Paşa. Bazıları onu Sait Paşa zanneder. Sait Paşa azat kabul etmez bendisidir. Evet. Hüseyin Hilmi Paşa'dan şüphelenir. Çünkü Rumeli'den gelmedir. Hüseyin Hilmi Paşa yolda giderken sıkışmış. Şeyhülislam'ın evine girmiş tuvalete. Derhal haber gitmiş ve çarpmış geri. Ne konuştunuz? Bu kadar dikkatli. Ne konuştunuz diyor. Şimdi bir şey, burada bir şey sorabilir miyim? Özellikle bu Abdülhamid'i iki taraftan bakıyorlar ya sizin başta dediğiniz gibi ya işte Kızıl Sultan ya da böyle büyük bir kahraman. Şimdi burada mesela karakterindeki bir taraftan çok böyle paranoyak gibi geliyor. Hep konuşuyoruz ama bir taraftan da inanılmaz soğukkanlı tavırları da var. Yani böyle sürekli bir çelişki Yıldız olayında büyük bir sükunetle saraya dön. Olay bomba Yıldız bomba olayında Ermenilerin yani iki dakika geç kalmışsın Şeyhülislam lafa tutmuş iki dakika geç kalmış ayarı ona göre olduğu için patlamış ama büyük bir soğukkanlılıkla saraya dönüyor ve orada bir meşhur lafı var onu atfedilir değil mi yani merak etmeyeyim mi bir şey böyle hani korkmayın korkmayın yani ya etrafındaki aki insanları sakinleştir. Gayet haberler kılıcını düşürmüş yere ya korkudan. Gayet tabii. Gayet tabii yani. Ama işte liderlik özelliği o. E tabii yani lider olmak kolay olmuyor yani. Biz de ya övüyorlar göklere çıkarıyorlar ya giriyorlar yerlere batıyorlar. Hayır hakkını ver. Ama İttihat Terakki Abdülhamit'i devirmekle hata yaptı değil mi abi? Hayır. Hayır. İttihat Terakki Abdülhamit hata yaptı. Bak itiraf abi. Şimdi de Abdülhamit zaten bak o dönem için haklı olabilirdi ama bugünden baktığımız zaman hata olarak göster. Abdülhamit zaten devrilecekti. Evet anlatayım ama bir dakika Şemsi Paşa'yı öldüremedik. Öldüremedik daha önce Allah o gün günah işletmesin siz yeniden yeniden bir geri geriye dönüş yapalım. Şimdi Yıldız Mahkemesi'nin başkanı Sururi Efendi vardır. Bu Sururi Efendi örneği Namık Kemal'in yargılanmasında da geçer. Hâkim Abdüllatif Sufi Paşa'dır. Abdüllatif Sufi Paşa'ya Namık Kemal "Nabbaş" demiştir. Yani kefen hırsızı. Nabbaş. Şimdi Abdülhamit düşman düşmana kırdırır. Abdülhamit'in en önemli tarafı orasıdır. "Düşmanımın düşmanı benim dostumdur" der. Çok önemli bir taktik ama Vahdettin duymasın. Profesör Vahdettin Engin duymasın. Şimdi şimdi bu Sururi Efendi talimatla hepsini ölüme mahkum etmiştir. Ama Abdüllatif Sufi Paşa eee şey yapmış. Abdülhamit "Nabbaş" dediği için, Namık Kemal buna "Nabbaş" dediği için yargılamayı Abdüllatif Sufi Paşa'ya bırakmış. Hamdullah Sufi Tanrı Ömer'in babası. H bırakmış. O da "olan bu herif bana nebaş dedi. Şimdi ben icabını şey yap. 80 ihtilal de yaptıkları gibi Türkiye'de Namık Kemal beraat etmiş. H Akşam eve döndüğü zaman Paşa kızı sormuş. Ne oldu demiş. Yani sonuç kızım beraat etti demiş. Namık Kemal beraat etti. İyi ama baba Hakan'a ne cevap vereceğiz? Hım. Kızım demiş yarın Hakan da Namık Kemal de ben de öyle büyük bir yargıcın karşısına çıkacağız ki Hım. Esas cevap o. Evet. Hı hı. Yani bir de bunun yanında Sururi Efendi'ye niçin "rüsva-i alem" Sururi Efendi dendiği vardır. Ne demek yani "rüsva-i alem"? Alemin rezili demek. Rezil. Rezil rüsva denir ya. Alemin rezil. He. Şimdi Şemsi Paşa'ya gelelim. Tabii zabitler. Şimdi efendim Şemsi Paşa olayı nedir? Onu bir kısaca söyler misiniz? Şemsi Paşa olayı şu. Alakası var mı? Var var. Nasıldı? Var var. Pekala mi? Şemsi Paşa pasajında sesi bü büzü şesiceler. Nasıl? Nasıl? Bir de anlayamadık. Ş Şemsi Paşa pasajında sesi büzüşesiceler anlaşılmıyor. Büzüşesiceler tekerleme büzüşme. Hani büzüşme yani wrinkled paşa pasajında sesi düzüşecez büzüşe büzü şeeseler büzü seşim büzüşe cise işte onlar o melonlar yani. Evet. Şimdi biraz evvel de sözünü ettik. İttihat Terakki ikinci kongresinde pardon Erol abi Erhan söyleyebiliyor mu bunu belli alınca siz rica etseniz söyle abi ben Erhan bir söyle devam et abi sen bak şimdi hanımefendiyi kırma olsun tekerleme yarışması mı yapıyoruz ama ya hiçbir yapıyordu işte sen söyleyemedin yeter sen hiç söyleyemezsin değil mi doğru söyemem ben hiç söyleyemezsin sesi büzü büzü şey şe scerler ş c kelimeyi unut Büzü şesiceler. Karadeniz büzü şesiceler. Ha. Karadenizlilerden hiç biletçi alınmaz biliyorsun. Niye? Hiç biletçi mi alınmaz? Bilmiyorum. Mahrem Kaya sonra sö burada sorulmaz. Biletçi kalmadı abi zaten eskiden seni zaman şimdi ak bilet basıyor geçiyor tabi yani. Evet efendim. Şimdi Jön Türk Kongresi'nde bir karar alınıyor. Artık bundan böyle yayın yoluyla Abdülhamit'le başa çıkılmayacağı ortada. Çünkü okur yazar fırtınası da var ayrıca. Hı hı. Eski yazı o kadar netameli ki adam okur yazar. Onun için eskiden sorarlar okur yazar mısın diye. Adam ya okurum ya okur yazarım der. Yani şimdi buna dair bir fıkra vardır. Adam Samsun'a gidecek. Samsun dişesinde oturuyor. Buradan vapurla gidecek yolcuya Samsun yazıyor. Bir tanesi gelmiş, "Ben Trabzon'a gideceğim." demiş. Lan bilmiyor ki nasıl. Trabzon nasıl yazılıyor onu bilmiyor. Demiş ki, "Ya sen boşver Samsun'a git." Bunun gibi. Şimdi İttihat Terakki ikinci kongresinde artık silahlı mukavemet kararı alıyor. Asker üyeler emirlerindeki askerlerle veya sivil halkla beraber daha çıkıyorlar. Kaçta oluyor? 98'de mi bu? Hayır. Daha bu hareket 1907. 7'de 7 ikinci kongre 7'dir zaten. Silahlı mukavemet kararı da o kongrede alınmıştır. Daha çıkmalar başlıyor adamlarıyla beraber. Abdülhamit diyor ki bunu "Huruc-il Sultan" sayarım. Sultan başkır hurcan şey kibar ismi. Yani bunun cezası mutlaka ölümdür. Evet. Ölümdür. ve Ferik Şemsi Paşa'yı görevlendiriyor. Müşir Şemsi Paşa'yı görevlendiriyor. Mareşal yani adam. Mareşal. Şemsi Paşa da yedeklerle beraber Manastır'a geliyor. Kendisine verilen özel şifreden Yıldız Sarayı'na telgraf çekiyor. "Geldim, duruma el koydum. Gerekeni yarın sabah yapacağım." O ne demek? Yani dağa çıkanları tenkil edeceğim, ortadan kaldıracağım. Öldüreceğim diyor. Yani öldüreceğim diyor. Kısaca İttihat Terakki için çok önemli iki yol var. Bir tanesi ya Şemsi Paşa'yı öldürecek, kendi durumunu muhafaza edecek ve yükseltecek ya da sinecek ve silinecek. İki yoldan biri. İttihat Terakki'nin fedai kuruluşları vardır. Bu fedai kuruluşları yani İttihat Terakki üyeleri içinden özel seçilmiştir. Bunlar için ölüm sırtlarındaki taşıdıkları ceket gibidir. Hiç fark etmez ya. Alamut gibi. Alamut gibi. Alamut. Evet. Asinlere assassinlere dönüştürdünüz adamları. Haşaşş. Haşaşş. Haşaşi sadece haşa esra yok yani. Evet. Şimdi verilen görev mutlaka yerine getirilecektir. Yoksa fedainin ortak olduğu arkadaşı onu ortadan kaldırır. Başarısız olduğu takdirde bu nizamname gereğidir. O zaman Atıf Bey müazim yani bugünkü ölçüyle teğmen Atıf Kamçı. Atıf sonradan Çanakkale milletvekili olmuştur. Görev buna verilmiş. Yani bunu mutlaka başaracak. Şemsi Paşa postaneden çıkıyor. Korumaları Manastır'da mı? Nerede? Manastırda. Manastırda korumaları vesaire filan hepsi yanında. Arabasına binecek ve gidecek. Ertesi gün de harekat başlayacak. O sırada Atıf, mülazım Atıf üç el ateş etmiştir. Bunların iki tanesi önemli değildir. Çeşitli yerlerine isabet etmiştir ama bir tanesi şah damarını parçalamıştır. Ondan kurtulamamıştır. Şah damarı parçalanınca Şemsi Paşa'nın ölümü büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Abdülhamit Şemsi Paşa nasıl ölmüş? yazılır aının kucağında şey olarak. Şimdi Şemsi Paşa'nın oğlu uzun bir Arapça adla yazdığı savunmasında "hak yere düşmekle" filan gibi uzunca bir adı var. Orada Şemsi Paşa'yı övmeye çalışıyor ve İttihatçıları götürüyor. Haklı. Babasını öldürmüşler çünkü filan. Ama yani Şemsi Paşa'nın ölümü de İttihat Terakki'nin bir nevi eee şeyi olmuş, doğumu olmuş. Bundan önce de bir olay var. Fırzovik Meselesi. H çünkü İttihat Terakki her hareketi kendi lehine yönlendiriyor. Şeyin kitabı var değil mi? Çak tabii. Süleyman Süleyman Süleyman Külçe Külçe'nin Fevzi Çakmak kurmayı mıydı o? Yaveri. Yaveri. Hatta Fevzi Çakmak diye iki ciltlik bir kitabı daha vardır. Bu Fırzovik Kongresi de böyle Abdülhamit aleyhine dönünce Fırzovik Meselesi deniyor ona. Yani Kanun-ı Esasi'yi yürürlüğe sokmazsan Murat Efendi eee Şeyh Reşat Efendiye Reşat Efendi'ye bir at edeceğiz. H o zaman Abdülhamit şey yapmış, şüphelenmiş. Kimdir bu İttihatçılar? Hüseyin Hilmi Paşa 3. Ordu müşiri olarak cevap veriyor. Diyor ki, "Kulunuzdan gayrısı ittihatçıdır." Bu o şey diye sormuşlar değil mi? Selanik'e mi sormuşlar? Ne kadar ittihatçı var? Kolunuzdan gayretiniz. Bu 3. Ordu müfettişi yani. Ondan sonra mecburen Kanun-ı Esasi'yi yürürlüğe sokuyor.

Şimdi bizde yanlış adlandırmalar vardır. İkinci Meşrutiyet gibi. Ya siz hep karşı çıkıyorsunuz ona. Evet. Çünkü terim yanlış. Şimdi birinci meşrutiyet kesintiye uğramamış ki ikincisi olsun. Aynı Kanun-ı Esasi devlet salnamelerinde her sene yayınlanıyor. Ayana üye tayin ediliyor ve İlber onu yazısında eee şey yapmıştır. Ondan söz ettim galiba. Eee İlber Devr-i Hamidi üzerine notlar diye. Hacettepe Üniversitesi dergisinde zannediyorum o dergilerden. Devr-i Hamidi'de Abdülhamid'in bütün tasarrufu Kanun-ı Esasi'nin sınırları içindir. H baktım doğru anayasaya uygun hareket ediyor. Kanunlar muvakkaten çıkarılıyor geçici yollar. Tabii tabii tabii tabii. Yani meclis açıldıktan sonra onaylanacak. Tabii meclis toplanmamış çünkü ama bütün tasarruflar kanun-ı tasar yani aslında Abdülhamit anayasayı yürürlükten kaldırmıyor. Devlet salnamelerinde her sene var. Devam ediyor. Meclis toplanmıyor. Gayet bir dakika. Anayasa süs olarak isim olarak duruyor. Uygulanmıyor de. Hayır. Ama şey diyor bak İlber Hoca'nın da tespiti. Efendim anayasa kendisine çizdiği sınırlar içinde hareket ediyor Abdülhamit. Abdülhamit yani bir şeyi imzalayacağı zaman o o sığınadır ama halka uygulanmaz şey. Tabii tabii. Onu anladın Erol abi. Yani şimdi onlar başka türlü anlıyorlar. Onlar vatandaşlar. Hayır. Şimdi anayasadan önceki dönemdeki haklarıyla mı devam ediyor? Anayasanın verdiği haklarla mı devam ediyor? Abend zaten ihlal edilmiş herhangi bir hak yok. Evet. Bir hak yok. Mesela kanunlar yapılacak. E padişaha evvela sorulacak. O uzun derse geri dönecek. Meclise gelecek mesela. Yani bütün güç onun elinde. Onu dönmek için. Gayet tabii. Gayet tabii. Efendim Hollanda Erol affedersiniz. Hollanda'dan yazan seyircimiz efendim eee 5 mesajdan sonra sistem otomatik siliyor. Bana sildim diye not geldi. Eee sorduğunuz konuyu daha önce biz burada çok konuştuk. Evet efendim. Şimdi Pelin'in piyano çalacak mı diyorlar? Çalacakmış efendim. Yok çalmayacağım ya. Her çok talep var ama gereksiz yere yok üzülüyorum yani böyle heyecanlanıyorum vesaire çıkıyorum. Ondan sonra insanlar kötü şeyler söylüyorlar. Dalga geçiyorlar vesaire. Yok yani isterseniz ederiz Pin Hanım ilk gün hanım isteriz diyorlar işi yani çok güzel kötü bir şey de söylenmiyor yani. CD teklifi geldi ya. Türkiye'nin en büyük yapışmalarından birinden hem de. Allah'ım ya biz sakinleştiriz diyoruz. O ne diyor işte diyor ya boş boğaza cehenneme atmışlar boşboğazı. Odun yaş demiş kurusunu getirip. Hay niye başarılı olduğunu gösteriyor? Evet Erol abim. Affedersiniz. Şimdi tabii kanun-ı esasi yeniden yürürlük kazanıyor. O zamanki deyimle meşrutiyetin ilanı veya hürriyetin ilanı denir bu olaya. O zamanki adamlar ikinci meşrutiyet diye bir şey söylememişler. Kim çıkarmış onu? Heh. Recai Gürpınar'dan vardı. Hepimizin hocasıdır. Umumi amme hukuku yani devletin siyasi yapısını inceler. Orada pedagojik amaçlı Kanun-ı Esasi dönemini ikiye ayırmış. H kesintiye kadar birinci dönem, kesintiden sonra ikinci dönem. Ama bugün yanlış olmakla beraber yerleşmiş bir terim. Ama başka türlü de ifade edilmez ki abi. Şimdi nasıl o döneme nasıl ifade edilir? Bir isim vermen lazım. Yani işte hürriyetin ilanı denir veya meşrutiyetin ilanı denir. Aynı şey çünkü veya devletin meşruti monarşinin tesisi yani onaklıktan çıkıp meşruti monarşinin tesisi. Şimdi bizde devamlı hep yanlış yorumları iki ana konu vardır. Hukukun temel unsuru budur. Biri ferman, öbürü misak. Mesela Gülhane Hatt-ı Hümayunu diyor adam. Padişahın her yazısı Hatt-ı Hümayun'dur. Evet. Hat ancak o Gülhane'de okunan fermandır. Yani Gülhane fermanıdır. Ferman idare edenin, hükümet edenin, yetki sahibinin tebasına verdiği birtakım haklardır. Bununla kendi yetkisini sınırlar. H bu bir otolimitasyon nazariyesidir. Netice netice şu misaksa yani eee ikinci bölüm anayasanın talebi doğrudan doğruya bir misaktır. Şimdi abi bu çok teknik oldu. Hiç buna girmeyelim. Girmeyelim. Onu anayasa profesörü zaten tartışıyor. Biz onları o program teşrif eder çok gündeme gelecek bu. Nedense biz de anayasa profesörleri anayasayı bilmiyorlar. Ah Tarık Bey. Ah Tarık Bey. Nerede kaldık? Şemsi Paşa öldü. Efendim efendim. Meşrutiyeti ilan 27 Mayıs'tan sonra meşrutiyet ihtilali meşrudur diyenlerde anayasacılar değil miydi şimdi? Değil miydi? O muydu de onlar? Evet mi abi? E evet doğru maalesef. Hatta şöyle anlatalım. Her dönemde anayasa komisyonlarını toplamışlar darbeyi yapanlar. bir anayasa yapın diye. Anayasa profesörleri, darbecilere soruyorlar. Nasıl bir anayasa istersiniz? Tabii biz sizi bunun için mi topladık diyor onlar da işte maalesef ama ihtilalin ertesi gün mü gün sonra Ankara'ya gidip meşruiyetini kaybetmişti iktidar bu hareket meşrudur diye fetva verdi. O ne biliyor musun? Aynı Osmanlı dönemindeki ulema. Evet. Osmanlı dönemindeki ulemanın yeniçerilerin isyanlarını meşrulaştırmasının aynısıdır. O şil medya da sağ olsun neler yazmış. Şöyle bir durum var. O gazetelere şimdi baktığınızda şanlı ordumuz hoş geldin. Şimdi bana samimiyetle inanın. Bana samimiyetle inanın. Adnan Menderes'in ilk dönemleri bir hayli iyidir. Çünkü aşırı bir borçlanma vardır. Sonra bu borçlanma ödenmeye dönünce büyük sıkıntılar yaşanmıştır. Hı hı. Sonra muhalefetin zapt u rapt altına alınması çok önemlidir. Mesela ben size bir örnek vereyim. Muhalefet lideri İsmet Paşa Kayseri'ye sokulmadı. Hı. Hangi hak ve yetkiyle? Bunun izahı mümkün değil. Neydi abi? İsmet Paşa Kayseri'ye sokulmadı diye darbe yap. Hayır. Ha bir de İttihat Terakki de mesela belli gazetecileri belli acayip kesmiş mi sokmayın dedi. Şimdi onun emri olmadan içişleri bakanı böyle bir karar alabilir mi? Allah aşkına Namık Kedik mi sokmayacak İsmet Paşa'yı? O zaman Namık Kemal Namık Kedik ayrılmıştı zannederim. Değil miydi? Hayır yok ihtilalde ihtilalde Namık Yedik. Tutulan Namık Yedik. İhtilalde Namık Yedik. Evet Namık Yedik'ten de her şey umulur. Yapmayın Allah aşkına yani Arda beyefendi seyrediyorsanız kusura bakmayın. Yok Arda'yla bir defa katıldık ya. Yalnız ama Arda Bey yalnız şurada bir şey var. Şimdi tabii babaların günahından çocuklar sorumlu değil ama yani eee 60'a doğru yani Halk Partisi de pek rahat durmuyor. Durmadı tabii. Şimdi İsmet Pa sanki Erol abiler rahat mı duruyor? Hayır hayır sizsiniz abi bir de sokak üniversiteye gideceğinize sokaktasınız. Niye? Hayır üniversitedeyiz yine. Üniversite. Niye ihtilalciydim diyorsunuz? İhtilale girdiniz. Öğrenci eylemleri ne zaman başladı? Şimdi şimdi bizim sınıfta ilk defa ilk defa Hıfzı Vdet Bey girdi derse. H bu eee Meclis Tahkikat Komisyonu'na verilen yetkiler kabul edilmişti. Asli hukuk hakimlerinin yetkisi, sulh hukuk hakimlerinin yetkisi bu. Şimdi dedi ki bunu kabul eden milletvekillerinin içinde benim öğrencilerim var. Kendilerine hakkımı peşinen haram ediyorum. H ayrıca sizler de yarın aynı duruma girersiniz. Sizlere de peşinen haram olsun. Sonra Tarık Zafer Tunay'a girdi. Tarık Zafer Tunay'a bizi sokağa doğru yönlendirdi. Şey bahçeye doğru yönlendirdi. Hım. Şimdi biz bahçeye çıkıyoruz. Bahçeye çıkıyoruz. Ne diye gidin? Hakkınızı arayın mı diyor. Hayır. Bir polis gibi etrafta dolaşıyor böyle herkesi kırıp dökerek. Ne zaman abi? Kaç ayı ihtilalden? 28 mi? Hedef Samsun'da galiba kötü bir hadise olmuş. Bilmiyorum. Öldürülmüş. Evet diyorum maalesef. Yazık. Son dakikalar efendim haberlere gireceğiz. Bu kadar gevşeklikte ülke sürekli. Evet haberlere gireceğiz. Ben bilmiyorum efendim. O yüzden bahsedemedik. Niye bahsetmiyorsunuz diyorlar bilmiyorum. 1'de saat 10'da şey yaparız tepede. Şimdi şu anda farkındaysanız ekranda yazıyor. Alt yazı geçiyor. Ben tabii oraya bakamıyorum. Evet. Evet efendim. Şimdi yani şu olaylara bakın abi. Bunlar hani iki polis öldü. Peki sonuç ne olacak? Türkiye Cumhuriyeti yıkılır mı? Hayır abi onun için değil. Terör örgütünün uyguladığı strateji şu. Yani bunun bütün Türkiye'deki hem Türk'ün hem Kürt'ün iyi bilmesi lazım. Toplu halk toplumlar arasında çatışma meydana getirmek. Çünkü Alaka şimdi konunun bununla ne alakası? Ama bilmiyoruz şu anda kimse ne olduğunu bilmiyoruz. Şimdi Balkan Savaşı'ndan önce biliyorsunuz Allah rahmet üniversite gençliği. Savaş istiyoruz diye bile şimdi efendim bir seyircimiz çok doğru bir soru soruyor. Doğru değil enteresan. Muhalefet lideri Kayseri'ye sokulmadı. Bu ihtilal gerekçesidir dedi diyorlar. Deniz Baykal bana girmekle zorlu çekti. Hayır hayır hayır. Şimdi gerekçesi değil. Gayri kanuni uygulamaların bir örneği. İhtilal gerekçesi. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'nin muhalefet tekniğini anlatalım. İsmet Paşa yanında Kemal Satır'la beraber İstiklal Caddesi'e eczane eczane dolaşıp ilaç arıyor. Bu bir fıkra mı? Bakın. Fıkra mı? Fıkra mı? Hayır. Gerçek. Gerçek. O günkü gazetelere bakarsanız görürsün. Şimdi herhalde İsmet Paşa'nın ilaç alacak bir yığın adamı vardır. Ayrıca İsmet Paşa'nın aradığı ilaç da herhalde bulunur. Mesele o değil. Tabii mesele ilacın yokluğunu halka duyurabilmek. Çünkü bütün gazetelerde başlık İsmet Paşa ilaç aradı. Şey meclis görüşmeleri var. İşte İsmet Paşa diyor ki, "Sizleri tarih penceresinden seyrediyorum. Suçluların telaşı içindesiniz. H sizi ben bile kurtaramam." Bu da pek edilecek bir laf değildir. Yani başkan şimdi şimdi hakikaten İsmet Paşa bile kurtaramadı. Hatta ben size başka bir örnek kurtulmalarını istiyor muydu? İstiyordu samimi olarak. Berin Hanım İsmet Paşa'ya gitmiş çünkü. Abi İsmet Paşa'nın eee yapmayın dediği bir şeyi ben Milli Birlik Komitesi'nin yapacağına inanmıyorum. Ben de aynı kanaatteyim. Ancak Ancak biliyorsunuz Adnan Menderes Ege bölgesinde bir konuşma yaptı. Dedi ki, "Dilerim Allah'tan bana idam sehpalarını kurdurmasınlar." Hım. Bu önemli bir laftır. İsmet Paşa da buna cevap verdi. Dedi ki, "Biz Ege'de işgalci düşmana karşı direndiğimiz zaman padişahın idam fermanını boynumuzda taşıyorduk. O idam sehpaları kurulur ama kimin aleyhine işleyeceğini şimdiden söylemek erkendir." Demokrasiye bakın. Tabii o dönem anlaşılan şu. Halk Partisi gerilim siyaseti izlemiş. Menderes'te rahmetli de o yönetememiş o süreci. Şimdi şimdi Menderes'in öyle silahşörleri vardı ki yani yani yani vallahi efendim çocukluğum onların arasında geçti sayılır. Şimdi Ali Fuat tek laf ettim ben. Ali Fuat benim anayasa hukuku hocam. Çünkü bir de tarih olmuş hadise bunlar artık. Tabii Mendereslerin yani demokratin suçu yok muydu? Vardı. Var tabii ama şimdi bugün bakıyorum o çocukluğumda duyduğum şeylere Halk Partisi öyle bir gelmiştir ki ortalığı tabii inanılmaz bir şeydi. Tabii zaten Halk Partisi'nden iki tane önemli adam vardı. Biri Trabzon milletvekili Faik Ahmet Barutçu. Hım. Öbürü de İsmet Paşa. Bu tarafta da Osman Bölükbaşı. Osman Bölükbaşı. Evet. Biber gibi bir adam. gibi diyor. İsmet Paşa'nın kafasına taş atmışlar Uşak'tan. Bu çok büyük olaylar oldu ama bunu televizyondan artık söyleyemeyiz. Çok ayıp. Şimdi Osman Bölükbaşı mecliste diyor ki, "İsmet Paşa'nın başına taş atıldığı bu memlekette sizi tahta kurusu gibi ezerler. Kimsenin haberi olmazdı." Of kaçırdım. Uşak'ta İsmet Paşa'nın kafasına taş attılar. Şimdi Osman Bölükbaşı mecliste diyor ki, "İsmet Paşa'nın kafasına taş atıldığı bu memlekette sizi tahta kurusu gibi ezerler. Kimsenin haberi olmaz." Bölükbaşı'nın şeyleri. Bölükbaşı'nın. Şimdi Bölükbaşı şeyden sonra, devrimden sonra biliyorsunuz düdük diye sesler çıkıyor. Şey protesto protestolar var. Osman Bölükbaşı'yı yuhalıyorlar filan. Osman Bölükbaşı diyor ki, "Kesin şu lokomotif seslerini." diyor. Yani ne demek istiyor bu lokomotif sesleri? Meğerse Metin Toker Çekoslovakya'dan lokomotif getirmiş. Ya neler gördük ya. Ne alakan var senin? Bölükbaşı söylüyor. Evet. Bölükbaşı. Anlamadım. Anladım. Şimdi anlatmayın. Anlatmayın. Anlatmayın. Şimdi Cemal Gürsel asker tabii. Devlet başkanı. Osman Bölükbaşı yine radyoda, televizyonda konuşma yapıyor. Seçim konuşması. Atıyor, tutuyor. Bu Cemal Gürsel'in canını sıkmış. Tutup kolundan atsaydınız diyor. Osman Bölükbaşı cevap veriyor. "Bizi hiçbir meşru kuvvet kolumuzdan tutup [Alkış] atamaz." Osman Bölükbaşı yakın dönemin en renkli siması ama oy vermezmiş millet. E yok şeyden eee kendi memleketinden milletvekili çıkıyor. Hayır o kadar işte. Hayır o yüzden Kırşehir ilçe yapmıyorlar mı zaten? Buna rağmen siz muhtarımız demişler. Osman Bölükbaşı buna rağmen seçildi. Kırşehir'i ilçe yaptılar. Bu yasada da hakim sordu. Niye ilçe yaptınız dedi. Hatayı düzelttik dedi Adnan Menderes. Çünkü Kırşehir'den tekrar il oldu. H Hatay'ı da düzelttik dedi. İl ilin Nevşehir ilçesi Kırşehir diye geçmiş o zaman. Dipal şimdi seyircilerimiz soruyorlar. Eee, Erol Bey diyorlar. Erol Şadi Bey Adnan Menderes'in idamını bu kadar sene sonra nasıl yorumluyor? Şimdi şu samimi kanaati nedir diyorlar. Şimdi şu yine İsmet Paşa abi bunun cevabı kısadır. Kısadır. Siyasi olayda kendini vermemeye uğraşacaksın. Hayır. Siz nasıl yorumluyorsunuz? Ha ben haklı mıydı? Haksız mıydı? Yani onu haklıydı. Haklıydı. Haklıydı. İdam. Evet. Haklıydı idesi ya. Ama ne olursa olsun bir insanın idamı çok ekstrem değil mi siz? Bak size bir şey söyleyeyim. Size bir şey söyleyeyim. Cevabı bu herhalde. Size bir şey söyleyeyim. Ben idam cezalarının aleyhindeyim. Menderes olunca hayır Menderes de olsa aleyhindeyim. Ama o zamanki mevzuat içinde sonucunu bile bile üstüne yürüyordu. E bunun için ölmesi mi gerekiyordu? E ölümü göze alması lazım başka. Çünkü yani ihtiyacı gibi düşünüyor yani. Korkunun bir de ecele faydası yok. O akşam Şeker Sigorta şirketinin lojmanında Karacübbelliler diye atıp tutuyor. 26 Mayıs akşamı. E peki başka bir formül olamaz mıydı sizce? Ne olabilirdi mesela? Yani sonuçta politikadan çekilmiş yani. Tamam. bayağı diyor yani. Şimdi yani yani ondan sonra biliyorsunuz Atatürk döneminde de pek çok politikadan çekilenler bir şekilde malum eee evlerinde yaşıyorlar ve ölüm. Hayır abi benim anlamadığım şu Adnan Menderes adam mı öldürdü Dasılıy? Hayır adam öldürmedi ama çok kişinin Tamam şu var bak anayasaya aykırı faaliyeti olmuş olabilir. Tabii bir kere Salim Başol'un verdiği hiçbir hüküm geçerli değildir. Neden? O mahkeme mahkeme değildir. Yassada mahkemeleri emirle kurulmuş. Sizi buraya tıkanlar bunu istiyor diyem. Ağzından kaçırdı o celede. Ben vardım vardım. Şimdi o ağzından kaçırdı o lafı. Evet. Allah bazen hakikati söyletir. Şimdi bir sınıf yargıç bunlar. Tamam. 1. sınıf yargıç. Ancak Samet Ağaoğlu H dedi ki bu komisyonda şimdi adını hatırlayamadığım bir kişi ben buradayım. Bunu zat nerede dedi. Hım. O zaman Salim Başol'un ağzından kaçtı. Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor. E ağzından kaçtı fark etmez ki. Oradaki mahkeme emirle kurulmuş bir mahkeme. Mahkeme falan değil. Hayır. Bana göre de Türk adalet tarihinin en utanç verici mahkemelerinden birisidir. Nasıl demeyeyim abi ya? Yani ben seni hakim tayin ediyorum. Git Murat Bardakçı'ya as diyorum. Böyle bir şey bu. Başka bir şey mi yani? Şimdi yargılama yargılama tutanakları bugün elimizde. Evet. Yayınlanıyordu. Elimiz yayınlanıyor da. Şimdi bu adamların savunmaları var. Hı. Size tepki yağıyor söyleyeyim. Olabilir. Biraz sonra taşlanacak sanırım. Savunmaları var abi Menderes yani o o zamanki siyasi şeyler adam önü olmayı gerektir gerek idamı gerektiren bir şey miydi şimdi zaten 15 kişiydi de idam cezasına mahkum edilen pek 12 Mart zede olarak Evet Deniz Gezmişler adam mı öldürmüştü? Hayır. İdamda haklı mıydı şimdi? İdamda haksızdılar. O zaman şöyle gel. O da bir yola bir yola baş koydu. Abi hepsi 146'na idam edilmedi mi bu kişilerin? Şimdi Ali Elverdi diye bir yargıç vardı. İsim söyleye bir yargıç vardı. Şimdi durum şu. Bir tanesi yetki sahibinin yetkisini kötüye kullanmasıdır. Öbürü öbürü de genç. Anlatacağım şimdi. Eee, yani Büyük Millet Meclisi bir kanun çıkarsa dese ki vatandaşlarımız iki ayakla yürümekte zorluk çekiyorlar. Ellerini de kullansınlar. Biz bu kanuna itaat mi edeceğiz? Dolayısıyla haysiyetimize aykırı kanunları zaten kanun dışı ilan eder ve hitap et. Şimdi Erol abi çok karışık oldu. H şunu şey yapalım. Deniz Gezmiş'le bildiğim kadarıyla üç gençle genç Menderes'in Adnan Menderes'in mahkum oldukları madde aynıydı. Aynen. Tabii hatan bir tanesi. Ondan sonra [Müzik] bu kanunla kurulmuş Türkiye Büyük Millet Meclisi ıskata müsaade ederseniz. Şimdi ikisi de iki yani Denizli Gezmiş arkadaşları Adnan Menderes de bu maddelere idam edildi. Evet. Anayasayı tadil ve ilgaya bu kanunda kurulmuş Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ıskata vazifesini yapmaktan cebren mener Evet. Mahkum ID mı bunun cezası? İde o kanuna göre o kanun ikisi de adam öldürmemiş. Hiçbiri bunların aynı suçtan mahkum olanlar için birine haklı birine haksız diyor. Cumhur şu manada birisi Deniz Gezmişler ellerine silah almışlar. Siyasi iktidarı, siyasi iktidarı tabii elinde bulundurmuş resmen. Siyasi iktidar elinde. Kanun kendisi ağzından çıkan bir ispat ol. Çok haberler giriyormuş galiba. Anlayamadım. Yüksek sesle söylüyorum. Reklam giriyormuş. Reklamdan sonra haberler birde mi giriyor haberler? Tamam. Şimdi efendim bir dakika sonra haberler var. Bir kısa reklam var galiba. Sonra da sonra haberlerden sonra şu idam meselesini aç. Meselesinin [Müzik] [Müzik] [Müzik] devamı efendim. Hayatını kaybeden polislere rahmet diliyoruz. Ailelerine ailelerine sabır diliyoruz. Yani e çok tepki var Erol abi. Bana mı? Adnan Bey için söylediklerinize. Ben de katılmıyorum. Yani bir başbakanın idamı hiçbir şekilde. Şimdi açıklayacağım. Açıklayacağım. Bu

İşin açıklası yok. Bak, o zamanki öğrencilik heyecanıyla vatanı kurtardığınızı zannederek yaptığınız şeyler kendi açınızdan normaldir. Ama bana göre 60 ihtilali Türkiye'nin 20. yüzyılda yaşadığı en büyük felaketlerden biridir. Etna Yanardağı'nın patlamasından daha kötüdür. Bak, bunu söyleyeyim. Evet.

Peki, bak, 60 ihtilali olmasa, ihtilali olmasa zaten seçime gidiyordu. Adam Bey, seçim... 60 ihtilali olmasa 12 Mart olmaz, o belli. 57 seçimleri kayıptı çünkü. Bakın, daha önce konuşmuştuk galiba, yani neyse şey anlatmış. İhtilal olmasa 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat olmazdı, abi. Hayır, zannetme, zannetme. Şimdi mesele şu, yani altyapısını hazır, altyapısını hazırlat. Mesele şu. Şimdi adalet divanı, onun asılması haklıydı. Ötekininki yanlıştı. Hepsi yanlış. Hayır, hayır, şu hepsi yanlıştı. O da bir düşünce. Gayet tabii. 25 yaşında genci asıyorsunuz. Oğlum, adam öldü mü? Ama bir tanesinin suçu banka soymak. Banka soydu diye adam asılır mı? İşte asıldılar. Deniz, peki adam mı öldürdü? Hayır. Örü siyasi rüştü. Fatin Rüştü. Bugün Kıbrıs Vasaleyle Fatinşu sayesindedir. Geçiyorsa.

Şimdi, şimdi şöyle bir durum var. 15 kişi, 15 kişi idama mahkum olandı. Ne oluyor? Diyak, bakın onu anlatacağım. 15 kişi idama mahkum edildi ve bunu milli birlik komitesi tasdik ettikten sonra infaz edilecek. Ondan sonra prostat muayenesi yapılarak böyle seviyesiz hareketlerle ev, maalesef idam edilmiştir, abi. 60 ihtilali denen bir ay önce Türkiye'nin İngiltere'deki elçisi, İngiltere'ye, Londra'ya mesaj çekiyor. Yakında Türkiye'de ihtilal olacak. Zannetmem. Evet. Cihat isimli bir arkadaşımız Ankara'da doçent. Eee, büyükelçi kim? Raporu buluyor. Bunu şey yaptı. Elçiyi de bulmuş. Elçi yaşıyor. Çok kabiliyetli bir elçiyi bulmuş. Türk. Hayır, hayır, Ankara elçisi, şey, İngiliz'in Türkiye elçisi bir ay önce mesaj çekiyor. Türkiye'de ihtilal olacak diye. Çocuk da çok becerikli bir arkadaşımız yani öğretim üyesi. Gitti, gidip bulmuş elçiyi. Biraz sıkıştırmış elçi. İşte nereden biliyordunuz demiş. Yani bu soru şu demek: Darbenin arkasında siz mi varsınız demek. Tabii, bunu söylemez işte. Yani şartlar, hava o ihtilali gösteriyor. Yani İngiltere ihtilalin olacağını bir ay önceden biliyor. Abi, Erhan kardeşim, şimdi ihtilal geliyorum diyor. Herhalde siz ortalığı karıştırırsanız ihtilal geliyor, abi. Yani okulunuzda okusanıza ya. Hayır, hayır, bak hukuk dersi görecekler yapıyorlar. Bahçede Harbiye yürüyor. Harbiye yürüyor. Harbiye hem silahı hem aklı olan asker. Hala asayiş berkemaldir diyorlar. Alabildiğine karışık. Hala radyolardan asayiş berkemaldir diyorlar.

Efendim, Mevlanazade'nin elası bakın, Mevlanazade Rıfat. Şurada eski Türkçe. Bu da yeni harfler, Latin harfleriyle imzası var. Yaklaştırabilir misiniz? O dönemin hediyesi. Evet. Şimdi efendim, okuyayım. Eee, muhterem efendim hazretleri, bu aralık müzayeka-i maliyeden fena halde mustaribim. Buradan da hareket niyetindeyim. İnsaniyet ve şahsiyet-i aliyelerine karşı olan samimi merbutiyetim hasebiyle muaveniyet-i manevilerini rica ediyor ve inkisar-ı hayale uğramayacağımı zannediyorum. Bak, tazimat, eee, eee, tazimat-ı halisanemin kabulünü rica eden efendim hazretleri. Tabii, işte böyle, eee, her emrinize muti, Mevlanzade yazı ittihatçı para gönderiliyor diyor. Yazı ittihatçı. Evet. Para istiyor. Ne zaman yollamış? Konstanten 1923. Evet. Para istiyor ittihatçılardan. Bir ittihatçı lidere gönderilmiştir. Evet. Doğru.

Efendim, bir ara ver diyorlar. Tabii, müzik falan yaptık. Epey şey oldu. Kısa bir aradan sonra sevgili seyirciler.

[Müzik]

Beraberiz. Efendim, yayındayız. Efendim, hakikaten dediğiniz doğru. Şu hele birisinin konuşmalarında yayın öncesi Berlusonla biliyorum, çıktı onlar beyefendi. Efendim, bir seyircimiz Nurettin Selçuk'un tereddüdünü yap bakalım, bile seslendirmeniz yaparız. Eee, bir gün de, eee, Fırat Bey, o Münü Bey'in değildir. O Ali Fat Bey'indir. Münü Bey onu okumuştur. Seraheten acaba söylesem darılmaz mı? Darılmak adeti bilmem ki, çapkınılmaz mı? Kimindir sözler? Ruhan Seyfi. Ran Sefi. Desem ki ben seni pek çok, pek çok, fakat kızabilirim. Tereddüdüm acaba hiddetinden, hiddetinden az mı eleyim?

Eee, bu arada efendim, eee, seyircilerimizden tarih dergisi ile ilgili mesajlar geliyor. Eee, bir dakika, tuhaf bir mesaj geldi. Ne oldu? Aman güleriz sadece. Enteresan yani millet dinlediğini anlamıyor. Bazı haber siteleri bir şeyler yazıyorlarmış hakkımızda. Şu an yazsınlar, yazsınlar. Hiç kızmaz da yükleniyorlar. Bak, Pelan Hanım aldığı uyuyor mu? Muci'in, tarihin mezbumesi olarak tarihin baltası. Tamam. Ha, sürekli böyle, eee, mağdur, ezilen, zavallı vesaire falan filan diye her söylenen laf, yani dinlerseniz o zaman kakaofondan zaten çıldırırsınız, sinir hastası olursunuz. Yani evet, ya bu tür ciddiye almak lazım şeylerde ilk iş hiç dikkat etmeyeceksiniz yani. Çünkü, eee, birisi laf söylüyorsa, özellikle sizin sevmediğiniz bir kesim veya sevmediğiniz insanlar, doğru yoldasınız demektir. Ben Keizet Fuat Paşa'nın o takdini çok beğenirim. Nedir? Rus elçiliğine gidermiş. Şu konuda ne yapalım der diye sorar. Ne derlerse tersini yaparmış. Evet. Doğru. Yani şimdi sizi sevmeyen bir insan, sizle ilgili bir tenkitte bulunuyorsa, demek ki doğru yoldasınız. Ha, bir de tenkit var. Tenkit var. Beni rahatsız eden, yani özellikle bizim basınımız, yani köşe yazarları, yani sözün meclisten dışarı. Gerçi arada siz de zevk aldığınız için yapıyorsunuz ama yani böyle kimse kimseye boşu boşuna saldırmaz. Kendisine sataşırsa cevap verir. İşte hani polemik e arenası olarak kullanıyorlar. Yani ben ona laf atayım ve böyle fikri olmazsa ne yazacak? Ne yazacak? Ama işte o kadar değerli bir köşe. Herkese köşe verilmiyor. Tabii ki arada sırada haftanın 5 günü yazmak az bir şey değil. Arada sırada böyle hani boş şeyler de olabilir ama bunların çoğu bunu yapıyor. Sadece hani birilerini laf atmakla geçiştiriyorlar. Hayır, dediği gibi bir de şu var yani şimdi mesela haftada arada gün yazı yazıyor Murat. Orada bile arar. Bugün ne yazalım? Yani düşünür, araştırır, eder. Yani ona bir emek harcıyor. Şimdi o emek harcamıyor, açıyor. Pek isim sahibi yazdan gördüm. Deniz kenarında oturuyor. Telefonu alıyor. Yaz şekerim. Mantılar, eee, suyun yüzeyine yaklaştılar. Kendimi özgür hissediyorum. Bu ülke ne zaman özgür? Çok yaklaştınız bu arada. Evet. Bu ülke ne zaman özgür olacak? 1 martı bile olamadık biz. Ondan sonra ne yazdım? Yani bir de haftada hakikaten 5 gün yazmaya ben karşıyım. E çok, evet, çok fazla zor. Tabii, çok zor. Çok zor ya. Şimdi bir de büyük, büyük yani yarım sayfa dolduruyorlar. O da bir gariplik. Şimdi Pelin Hanım, eski yazarların, eee, veludiyeti olsa tamam. Şimdi ben geceleri, haftada 3 gece falan bir, bir buçuk saat Ulunayın yazılarını okuyorum. Biliyorsunuz il milletin sitesi var. Yani şimdi böyleleri yazar. Çünkü bir kere Türkçe öğreniyorsunuz. Türkçe biliyorlar bu adamlar. İnanılmaz bir kültür ve yazılarının beşte birinden bir şey öğreniyorsunuz. Not alıyorum ben. Kaç yıla kadar yaşadın? Refi Cevat. Refi Cevat Bey 68'di zannedersem. 8'de. Daha, daha yaşlıydı zannediyorum. Hayır, 68'de vefat etti galiba. Evet, 68'de. 68 miydi? 6, yok. 67 ve 68 haricindeydi biliyorsunuz. Evet. Ben yarın onunla ilgili bir hadise koydu yazdım. Hım. Sayfaya bunlar bu şey at hikayesi. Eee, hani bir atın tecavüz hikayesi var ya Beşatta. Onun bir menek hikayesi vardı. Nezi anlatmıştı. Nezi Huzel onun anlatan şey yaptım mesela. Öyle yazarlar yok artık. Yok tabii. Öyle her yazısında bir şey var. Öğreniyorsunuz hakikaten. Tabii, tabii. Şeyde, eee, dolayısıyla, eee, en son dergi konusunu bağlayalım efendim. Dediğimiz gibi 16'sında çok büyük ihtimalle çıkıyor. Yani %90, 16'sı, eee, güzel, hoşunuza gidecek, bilgilendirecek, şaşırtacak ve gülümsetecek yazılar olacak. Eee, şöyle bir oturduktan sonra, eee, okuyucularımızdan ve seyircilerimizden de yazmalarını isteyebiliriz ama tabii belgeli ve kaynaklı olmak şartıyla kulaktan dolma değil, sağdan soldan aşırma olmuş ve onlar şey değil. Üniversite hocası tek ki aşısınlar, ciğim. Üniversite hocalar mı aşıyor zaten, yani maalesef çoğu onlar. %90'ı onlar, biliyor musun? İki, şimdi isim vermeyelim. Sorma lütfen. Evet, evet. Türkiye'nin gayet önemli, büyük, yuk 2 üniversitenin üniversitesinin rektörü Amerika'daki bir bilim kuruluşu tarafından şu anda hırsız ilan edilmiş durumda. Onu yayınlayacağım bu hafta büyük ihtimalle. Ve retract diye üzerinde böyle bir utanç bayrağı gibi. Peligism. Evet. İntihal dediğimiz hırsızlık, üniversitedeki birikenden çalmış bir ta bilmem neredeki bir makaleyi, bundan profesör ve rektör ve Türk üniversitelerinde rektör ve sitelerde böyle tıkladığınız vakit bir trak çıkıyor karşı, yani utanç bir kasıldı. Kimi politikacılarımızın tezleri de çalınmış olduğu söyleniyor, bu doğru mu? Önemli, doğru. Yani tezleri, üniversitede yazdığı tezlerin aslında birilerinden çalındığı ama doktora unvanlarını kullandıkları. O bir hanım tanıdım ben, her türlü tez yazılır diyor. Hayret ettim. Her türlü tez yazılır, her türlü tez yazılır. Ya inti, maalesef üniversitelerin en büyük problemi. Yani şu anda, eee, biz geçtiğimiz günlerde mesela bir doktora tezinin, eee, intihal olduğu ortaya çıktı. Ben de raportörlerden biriydim. Biz, ya bizim üniversitede yapmış, kişilik bir jüri kuruldu. Biz tezin iptal edilmesi için raporumuzu yazdık. Süreç yürüyor mesela, böyle karşımıza çıkıyor. İnsan farkına varmayabilir de, yani işte sonradan şimdi üniversiteler fark ettiği zaman cezalandırıyor ama özellikle, eee, yani bu çok büyük bir problem. Yani YÖK'ün de en fazla üzerinde durması gereken bu. Çünkü eğer bunu bilimin ahlakı olmasa bu iş olmaz. Hayır, tabii, tabii. Sizin kitabınızı, eee, devşirip daha doğrusu kopyalayıp copy-paste yapıp, ondan sonra tez olarak sun alındı diyorlar ama artık fazla uğraşmayacağım. Hı. Eee, çünkü hukuken bazı başka haklarım varmış benim. Yani bir ders, ders vermek için yapmak gerekiyordu ama genç bir anlam bir cahillik yapmış. Üniversitede cevabını verdi. Eee, ama profesör yapsaydı yapardım, söyleyeyim. Hukuki aklımı sonuna kadar kullanıyordum. Çünkü o hırsızlığa girer hukuken. Eee, efendim, eee, bazı seyircilerimiz, eee, demin elinde ne vardı indirdim dediler. Telefon vardı efendim. İlber hoca telefon etti. Çünkü programın canlı olduğunu unutmuş. Telefon etti. Telefon vardı. Şurada gördüğünüz gösterim. Reklama girer. Cep telefonu vardı ve hocayı da arada yayındayım diye fısıldadım. Eee, dönelim mi? İttihat ve Terakkiye efendim, eee, dergi konusunda, eee, bu şekilde iddialı efendim ve halk dili dergi olmaz, bilmem ne. Bu dergiyi okumayacağım diyor. Zaten efendim, seslerin okumasını beklemiyorum. Eee, eee, bilimsel dergi arıyorsanız üniversite yayınları var. Cümleler böyle böyledir. Akademisyen ne hitap eder? Araştırmacılar içindir. Onları okuyun. Eee, veyahut, eee, bilimsel olduğu iddiasıyla. Şimdi biliyorsunuz Türkiye'de tarihçilik birkaç çeşit. Bir çeşitle, 1942, eee, Sidanka'daki kömür işçileri grevinin, özgürlük bilmem nesine katkısı. Bu tarih, Türk davet dergilerinde çıkıyor böyle şeyler veya bir feminizm, kadın haklarının bilmem nesi. Tarih yapılıyormuş, kadın haklarına değinilmiyormuş. Ya erkek hakkında niye konuşan yok, Allah aşkına? Erkekler yazıyor ve genellikle hep erkek hakları konuşuluyor. Zaten hiç erkek hakkının konuşulduğu hiçbir yazı ben görmedim ya. Her zaten genellikle konuşulmasına da pek gerek yok. Çünkü haklar sizlerin elinde. Hiç ezen sensin diyor. Niye konuşuyorsun yani? Ne? Evet. Ne hak zaten hak var. Olmayan şey sensin benden fazla. Kaldı ki ezilenme falan yok burada. Ya Türkiye kadın, hakları konusunda. Siz feminist misiniz? Ben feminist, eee, bazı söylemleri sevmiyorum ama, eee, kadın hakları ve mesela aile şiddet konularında, hayır, kadın haklarını korumayla ilgili, kadın hakir, ha ben şöyle, şimdi yine konu çok dağılacak ama bir şey yoksa konuşulur. Şimdi burada belli ki kadınlarla ilgili çok temel sorunlar var. Medyamızda da var. Sürekli kadınları böyleleştiriyor. Yani mesela Hürriyet'te çalışan bir arkadaşım bana söylemişti. O arka sayfa güzellerini seçiyorlar ya, işte Türk erkekleri çok misafirperver. Türkler çok güzel yemek yapıyor falan gibi cümleler söylettiriyorlar ya. O yarıç sayfasındaki hanımlarla ilgili haberlerin hepsi doğrudur. Hayır. Şimdi şöyle, The Sun ve benzeri, The Mirror gibi benzeri çöplerle kıyaslamayın. Bunlar önemli gazeteler. 5 milyon satıyor efendim. Evet. Evet. Ama sonuçta, yani güzel bir örnek olarak biliyorsunuz birkaç ay önce Kral Charles, Kraliçe Elizabeth hasta dediler. Elizabeth. Nasıl söylüyordun? Bir daha söylemeyeceğim ya. O şey zaten bir daha söylememek için geçen hafta, eee, son defa olsun. Peki. Son bir de YouTube. Son. Son. Nasıldı? Elizabeth. Elizabeth. Bir de öteki, o hani site var ya saklı. YouTube. Şimdi Crunch Elizabeth. Elizabeth için efendim, eee, bu san kalp gözü geçirdi. Ölmek üzere diye haber yazdı. O tabloydu ondan olduğu gibi tam sayfa. Kadıncağız Londra'da 200 küsür basamakla çıkılan asansör söz bilmem ne kulesiyle tırmandı. El salladı. İyi olduğunu göstermek için. Bu gazete etkili gazetedir. Ya etkili, etkisiz demiyorum ama sonuçta o güzel bir örnek olmaması lazım. Yani buradaki mesela en çok okunan gazetelerden bir tanesinin bir tabloyla özenmesi ya da öykünmesi bana göre çok da hoş bir şey. Kanada gazeteleri gördünüz mü hiç? İyileri de var. 5. sayfada erkek veriyorlar. Erkek fotoğrafı bazıları. Öyle mi? Evet. Aynı şey. Hayır. Ben şimdi konu da aldım. Şunu söylemeye çalışıyordum. O arkadaşım bana şunu anlatmıştı. O, eee, işte toplantılarda her gün yapılıyor ya. Ne basılacak, manşet ne olacak vesaire. Orada mesela en büyük tartışma konusu ve en b hararetle, en uzun tartışılan arkadaki güzel seçme. Hayır efendim, hiç öyle bir şey yoktur ya. Tamam. Şimdi o dediğiniz toplantılarda ben senelerce bulundum. Bakın, yani öyle bir şey yoktur. He, şimdi ne olduğu söyleyeyim mi size? Dünya kadar slayt gelir veya slayt da eskiden şimdi şeyde, eee, bilgisayardan ne kalan yansıtılıyor, iki dakikada, eee, seçilir. Onun seçimiyle görevli bazı kişiler de vardır. Bu dediğiniz yerde. Peki, yüz ifadeniz niye biraz değişti? Hayır, asıl söyleyeceğimin peşinden aklıma geldi de gülüyorum. Eee, seçimli ölçüde kalçadır Türk gazetelerinde budur. Ama öyle en fazla zaman alıyor falan. Kim dediyse yalan söylemiş. Hayır. Neyse. Sonuç itibariyle o işin biraz latifesi. Hayır, şu, şu var. Sonuçta medyada direkt böyle mesela ben filmlerde de bunu yaşıyorum. Ha, kadın direkt böyle hani güzel süs objesiyle eşdeğer bir hale getiriliyor ve bunu çok sık bir şekilde gazetede de görüyorsunuz, filmlerde de görüyorsunuz. Bir filmde oynuyorsunuz mesela, iki dakika öpüşme sahneniz var. Direkt siz böyle orada, o film sadece o öpüşme sahnesini indirgeniyor ve medya onu böyle kazin yerinde olmak isteyen milyonlarca erkek var ya. Bu mu? Memnun olması lazım. Hanımların memnun olması lazım. Evet. Ya siz bir filmde oynuyorsunuz ve daha önce de bunu söyledim. Yıldız muamelesi görüyorsunuz. Bu mudur? Yani memnun mu olması lazım? Direkt böyle sakin genelleştirmeyin. Ama işte niye peki Türkiye'deki bütün kadın oyuncuların başına bu geliyor? Filmde öyle bir sahne varsa, o film sadece o sahneyle alı çevmesinler. Nasıl çevirmesinler? Zihniyetin değişmesi lazım. İyi de bu feminizmi gerektirecek bir şey değil ki. Feminizmden bahsetmiyoruz. Buradaki kadınlar uygulanan ben. Siz feminist misiniz? Hayır. Amerika'da farklı mı yani? Amerika'da çok mu farklı? E, Amerika'da şöyle bir fark var. Evet. Amerika'da hiçbir gazeteci gelip de, eee, Nicole Kidman'a ya da işte, eee, ne bileyim, Penelope Cruz'a sizin Türken Şoray kanunlarınız var mı diye sorar. Hiç kimse öyle bir, eee, sevişme sahnelerini sadece ön plana çıkartır. Aa, siz film, şey, 8,5 haftadaki, ya siz hiç konuşulmadı o filmde. Bir iki tane film ki o 1980'lerde. Şu anda hanımefendi dün gazetelerde şey, 40 yaşına bastı diye hem Türk gazetelerinde hem yabancı gazetelerde kadın çıplak yatağa yatmış poz vermiş. Çok hoş bir hanım. Hı hı. Oyunu, oyunculuğu da nefis ama şey, eee, Z Jones bütün dünya basın çıplak poz vermişti kadın. E, ne farkı var ki? Hepsine basmıştı bunu ya. Sonu itibariyle. Bir dakika, ben batı bu arada, eee, neydi? Su, süt, bilmem ne deyim, neydi? Sudan çıkmış. Sudan çıkmış süt. Sudan su, sudan çıkmış balığa dönmek. Hayır, hayır, süt. Sütten çıkmış ak kaşık. Sütten çıkmış, çıkmış. Erhan, sen de dilin gitti. Sudan çıkmış kaşık olur mu? Hayır, sütten dedi. Sütten çıkmış. Sudan dedi o. Hayır, sudan çıkmış balık gibi zannettik de başka. Hayır, sütten çıkmış ak kaşık. Ak kaşık değil tabii ki. Sonuçta bu dünyada da olan bir şey ama bizde bana göre daha ilkel bir şekilde oluyor. Çünkü cinsellikle ilgili, eee, işte bireysellikle ilgili çok temel sorunlarımız var ve bunları ister istemez biz böyle çok, eee, ağırsızca yansıtmış oluyoruz. Bu kadar. Feminizmle de bağlantısı genellikle, yani medya açısından konuştuğumuz için söyledim. Medyada kadınların direkt böyle süs objelerine dönüştürülmeye çabalanması. Benim feminizm nedir? Ya feminizm bir kere ister istemez sizin gibi insanlar tarafından çok antipatik görülüyor. Eee, çünkü antipatik değil, komik görülüyor. Hayır, antipatik de bulunuyor. Feminizm. Şimdi, yani Virginia Woolf'tan bahsedebiliriz. Kadın haklarından bahsedebiliriz. Eee, belli hakların olmadığı yerde o hakların aranmasından bahsedebiliriz. Ama tabii ki sizin gibi çok güzel bir feministım hiç olmadı. Çökünler ya. Bu da haftanın vecizesi. Bu oldu. Virginia Woolf güzel mi? Bence çok, ya. Bir Virginia Woolf'u hep böyle sada vardı. Ah, benim çok sevdiğim bir kad. Kendisiniz bir görseniz kaçarsınız ya. On ahbabında da. Evet, ama sıfır o kadın şeyi falan ya. Feminist kadınlar çirkin kadınlardır diyorsunuz. %90'ı. Öyle örtüyorlar. %90 güzel vardı işlerinde ona menak için girip çıkarlar ama %90'ı çirkinir ya. Ümit ediyorum güzel bir ne yağmuru gelirsiz. Feministler 20 sene falan oluyor. Canoğlundan bu Nedimof'un türbesi vardı biliyorsunuz. Mahmut Dedim Paşa, onun arkasında eski İstanbul reklam binası vardı. Onun altı sergi salonu gibi falan kullanılıyordu. Böyle bir ara 80'li yıllar benim dediğim orada bir efendim mor iğne sergisi açtılar. Hım. Bu kadar, bu kadar iğneler arkalarında mor kuğdeleler bağlı. Eee, ama bunlar mor çatı falan değil o zaman. Yok, moratı. Yok, feminist meşhur hanımlar. Efendim, nedir bu? Ben de gittik ziyarete, işte gazeteler çıktık o zaman. Gel gezelim falan dediler. İşte biz dediler tacize uğruyoruz. He, işte bu iğneleri onun için kullanacağız. Ya dedim size taciz edenin biraz zevkinden şüphe ederim dedim. Hepsini saldırdım. Sana iğnelerle mi? Evet, açtım ama ama %90'ı öyledir. Evet efendim. Ben, yani ne söyleyeceğimi bilemiyorum ya. Çünkü feministler çirkindir. Eee, ve çirkin oldukları için çirkin dedik. %9. Ah, pardon %10. %10. %10'u da merak edip girip çıkarlar. Kalmazlar yani. Siz çıkacaksınız yakında diyor. Ben çıkmışım o feminizm değil. Estağfurullah. Hayır. Yani feminizmin ne olduğunu tartışmamız gerekiyor ama konumuzdan çıkmış oluyoruz her zamanki gibi. Sonuç itibariyle, yani feminizm, bakın ne güzel mesaj. Feminizme hayır, feminizme evet. Sorun olmasaydı bu kadınlar, eee, mücadele edip bağırıp çağırmak zorunda kalmazlardı. Belli ki çok onlar bağırıp çağırmıyorlar ki. Ça, ça, ça, o bağırmak değil. O başka bir şey. Bağırmaktan öte o. Yalnız, eee, o kadına baskıyı özellikle hayırdır? Trompet almaya başladın. Hayırdır? O ses gidiyor yayına. Efendim? Eee, unuttum. Hayır, vurmasından vurma. Vurmuyoruz ya. Tamam. Tempo tutuyor sizin. Efendim? Kadına baskı. Yok. Berdeldi, şudur, buydu, böyle, e, veyahut dövülmesi, edilmesi gibi çağışı şeyler ayrı. Feminizm gibi uçukluklar ayrı bir şey. Ha, niye sizce uçuk? Yani bu kadınlar boşu boşuna mı mücadele? Kur belli değil ki. Kuralı belli. Şimdi efendim, kadının erkek altında fiili olarak ezilmesini önlemek ayrı bir şeydir. Karşı olmak feminizm gibi ne olduğu anlaşılmayan bir şey. Karşılık bir şeydir. Ha, ama siz anlamı, siz anlamıyorsunuz diye anlaşılmaz. Hiçbir feminist arkadaşım bana bunu anlatamadı. Ha, yani neyi anlatamadın? Ne oldu feminizmin? Ya feminizm kadın haklarını koruyup kadınların belli sorunlarını çözmeye yönelik bir şey yani çok zor ne, nasıl, ne, işte o bir şeyin, bir diktum, bir felsefe, bir düşünce, nedir o felsefe, ne demek, ne feminizm içinde yani kadın söylemi var, kadın hakim, feminen cinsellikte evet, işin içine giriyor tabii ki, yani kadınlar kendi cinselliğinde mi reklam ediyor? Hayır, reklam etmiyor. Biliyorsunuz o wom Saff döneminde, yani kadın oyları dünyanın çoğu ülkesinde, batıda da çok geç kazanıldı. O dönemde, eee, ilk yaptıkları şey mesela Amerika'da 68'de, ondan sonraki işte yine kadın hakları, eee, protestolarında yaptıkları şey süt yiyenlerini yakmaktı. Hı. Ya şimdi bunlar tabii ki, eee, erkek egemen toplumlardaki belli sorunları, eee, çarpıcı bir şekilde dile getirmeye çalışıyorlar ve bu tür teknikler Türkiye neyi efendim? İşte o, o değil, anlamadım. Neyi anlamadınız? Yani belli ki kadınlar eziliyor ya da sorunlar yaşıyorlar. Bu kadınlar da o kadınların haklarını korumaya çalışıyor. Yapmanın hiçbirinin sorunu yoktur. Hepsi sosyal bir seviyede, yüksek seviyededirler. Ama zaten ben z hep şuna inanıyorum, yani sesleri olmaya çalıştıkları kesimle aralarında bağlantı yok diyor. Şimdi bak, yani şunu, bak, şuna, şunda herkes destekler. Ezilen kadınlar var Türkiye'de, eğer kader gibi kuruluşları, evet, mor çatıyı falan kastediyorsanız, onlar bazı, eee, ihtiyaçların ortaya çıkardığı gerekli kuruluşlardır. Bunlar feminist kuruluş falan değildir. Ben onlara feminist kuruluşu olarak efendim, hiç feministler, siz feministleri birkaç tane böyle onların sırtından şey kazanmaya çalışmasınlar. Sizin haz etmediğiniz birkaç tane kadına indirge, feminizm ona indirgiyorsunuz. Hepsi agresifti, iki kelime konuşal. Her neyse, sonuç itibariyle sevmediğiniz, sevdiğiniz önemli değil. Burada belli ki kadınlarla ilgili çok temel sorun var. Biz aslında aynı şeyi söylüyoruz. Benim için feminizm ya da feministler, eee, kadın hakları için uğraşan, çalışan, savaşan insanlardır ve bu anlamda pek çok sivil, eee, toplum kuruluşu ya da derneği de işin içine girer. Onlar bana göre feminist. Neyin savaşını yapıyorlar? Şimdi onu anlamıyorum. Siz de izah edemiyorsunuz. Nasıl izah edemiyorum ya? Ezilen kadınları, ezilen kadınları korumaya çalışan insanlardan bahsediyoruz burada. Belli, mesela demin örnek verdim, aile içi şiddete maruz kalan kadınların alakası var. Bana göre feminizm, ol insan hakkı, insan hakkı, insan hakkı ama kadınlara genellikle burada oluyor ve bu kadınlar da kadınların hakkına, ha, bir de bu arada Erhan, sen şey dedin ya, eee, korumaya çalıştıkları yerden çok kopuklar ya, ben hep şuna inanırım, başka bir takım, o bir insanın, eee, sorununu çözmesi lazım. Şöyle izah edeyim, mesela Kürt meselesi. Kürt meselesini AKP çözmesi lazım. Bana göre iktidar çözmesi lazım. Eee, aynı şekilde mesela diyelim, eee, kadın hakları. Kadın haklarını, kadın hakları nedir? Ne, ne demek, nedir? Nedir ya? Mesela, eee, töre cinayeti. Töre cinayeti şu anda ülkemizin bir gerçeği. Kadın haklarıyla ilgisi yoktu. Sosyal haıyla alakalı bir şey. Sosyal apıyla alakalı bir şey. Hem kadın hem sosyal. Yani sosyali kadından nasıl ayırırsınız ki? Ya sosyal apıyla alakalı bir şey yok. Şimdi bak, mesele kadın hak, mesele şu. Kadın bu ülkede eziliyor mu? Eziliyor. Şiddet görüyor mu? Görüyor. Yani erkek de var ama kadın daha fazla görüyor. Özellikle Anadolu'da. Yani bu insanlığa yakışacak bir şey değil. Yani dine uygun bir şey değil. Yani bu toplum Müslüman bir toplum. İslamiyette bu yok. Yani onlara verilmiş haklar var. Yani bunların, eee, haklarını savunmak herkesin vazifesi. Yalnız kadının, feministin vesairenin değil. ACI onun değil ama onlar ama bak mesela toplumda bu tür şeylerin savunucuların artmamasının sebebi bana göre feministtir. Antipatik oluyorlar. Antipatik oluyorlar. Evet. Yani şimdi bunu, yani hiç kimse bak top dışarı çık, yani 3-4 tane geri zekalı haricinde hiç kimse kadına şiddeti savunmaz. Evet. Yani hiç kimse ama yapardı yani. Hayır, o yapan çıkar ama savunmaz yani. Savunamazsınız yani. Böyle şey, Cibuti'den falan daha gerideyiz bu konuda. Mesela aile şiddet Amerika'da hiç konumda yok. Ya demagoji yapmayın şimdi. Amerika'da realite bu, demagoji değil. Hayır, Amerika'da da oluyor ama Amerika'da tecavüz, Amerika'daki tecavüze uğrayan kadın sayısı kaç? Amerika'daki white trash, oradaki ne yapar ya? Şimdi bir dakika, ne alakası var? Amerika'da yok mu diyorum ben burada? Amerika'da da var. Amerika'da, eee, yok deseydim tamam, bu tezle benim karşıma çıkabilirdiniz ama Amerika'da da var. Türkiye'de de var. Her yerde var. Ama Türkiye'de çok fazla var. Çok fazla değil. Çok fazla var. Ayrıca kadın evi aslında 100 tane çok güzel bir mesaj, 10 tane falan var biliyor musunuz? Pelin Hanım, Emin Özgür Altınbaş göndermişler. Emin Özgür Altınbaş, otobüste yer verdiğim kadın tarafından fırçalandım. Ben ayakta duramaz mıyım dedi. Feminist de mutlaka. Evet, o da karşılanmış. Duydum ben onu. Ya bu kadınlar sadece şunu söyleyeyim ve konuyu kapatalım isterseniz. Şu davranış, şu davranışı bir izah et. Edeyim, edeyim. Şimdi bakın, eee, bazı insanlar gereksiz yere çok tepki gösteriyor olabilir. Bazı insanlar hakikaten cadıdır, bir şeydir. O gün başka bir şey sinirlenmiştir. Dolayısıyla o adamcağızdan sinirini çıkartıyordur. Yani birkaç tane vakaya indirgeyip, eee, kötülemek doğru değil. Bir, iki, bir dakika kesmeyelim. İki, nasıl izah edeyim? Sonuç itibariyle pek çok kadın, e, sürekli böyle bir şekilde ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü için ya bu ikinci sınıf, bu nezaket, ha, bir dakika, bundan bahsetmiyorum. İkinci sınıf vatandaş muamelesi sürekli gördüğü için, sürekli bir şekilde aşağılandığı için ya da hor görüldüğü için bir süre sonra hakikaten onlar da gereğinden fazla agresif olabiliyorlar. Yani bu mesela ben hep şeye benzetiyorum. Size antipatik gelen feministleri. Bu hayvan hakları savunucuları var ya, bilmem ne kaplan kı falan filan. Antibati. Şimdi onlar antipatik. On, ha, bir dakika. Onlar mevcut bir şeyi korumaya çalışıyor. Türkiye'deki feministlerin neyi savunduğunu ben anlamadım. Ben panteremeli feministlere tercih ederim. Hayvan hakları diyor. Bu kedi diyor şey olmayacak. Bu bilmem neyi öldürmeyin diyor. Ötekiler ne diyor? Anlamıyorum. Şimdi bakın, anlayın, anlamayın, sonuç aynı yere geliyor. Bu insanlar hem sizler tarafından da hem pek çok insan tarafından, iyi ki konuşuyoruz bunları, antipatik olarak düşünülüyorlar. Düşünülmüyor, öyleler. Hayır, düşünmüyorlar. E, ve bu insanlar hakikaten bazıları gerçekten bir süre sonra sinir hastası oluyorlar bana göre. Çünkü burada bas bir şeyleri anlatmaya çalışıp da karşısında tukaka muamelesi görünce ister istemez bir süre sonra olmaları gerektiğinden çok daha fazla anlatmaya çalıştıkları şeyleri kabul etmeyen mi var? Yani kadına şiddet hayır diyorsunuz, biz de hayır diyoruz. Yani hayır diyorsunuz ama sonuçta eve gidince de karılarınızı dövüyorsunuz. Mesela Erhan, karını mı dövüyorsun? Öldür onu. Hayır, hayır, öldürür. Hayır, ben Erhan'dan bahsetmiyorum tabii ki. Genel olarak diyorum yani böyle lafa gelince, aa, ne kadar güzel kadın hakları. Hepimiz kadınlarımıza saygılıyız. Ondan sonra git eve. Hiç de öyle olmuyor. Yani öyle, öyle olsaydı zaten erkekleri ezmektir. Evet. Hayır. Ben mesela feministlerden ben şunu duymadım. Askere gitmek istiyoruz diye bir şey talepleri var mı? Kadın erkek eşit vesaire söylüyorlar. Ben hep onu anlamıyorum. Mesela kadın erkek eşitliğini savunan feministler askere gitmemiz lazım. Erkekler niye 15 ay askerlik yapıyor, biz yapmıyoruz demediler veya dediler. Ben duymadım. İsrail'deki hayır, yani bak şun her şeyde biz eşitiz. Bana niye yer veriyorsun vesaire diyen, eee, kişiler onlar askerlik yapıyor. Bizim de askerlik yapmamız lazım demeleri lazım. Sen de yani asker. Hayır, feministlere diyorum. Genel kadınlara demiyorum herhalde. Ya aldı nereye getirdi? Keşe. Allah Allah. Hiç olmaza daha iyi. Neyse. Neyse. Şimdi ne dediler? İlk gün askere gidecekmiş. Hazırlığı yapmaya başlamış. Neyse. Evet. Olmayan bir şey tartışıyoruz. Ha, olan ama olmamasını tercih ettiğiniz bir şeyi tartışıyoruz. Allah Allah. Şimdi yal %90'ı çirkindir. Ayşegül ne diyecek bu akşam size? Çok merak ediyorum. Henüz inandığını hiç zannetmiyorum. İnandığını yani savunacağını feminizmi çok aklı başında bir savunmaz. Feminizmi siz efendim karıştırmayın hanımefendi algıl. Kadına insanlık dışı muamele edilmesinin feminizme alakası yoktur. Feminizme oluşan nemal almaya çalışan bir gruptur bizde dışarıda o da yok. Siz Nabal Sade abi vardı ya o biliyorum yani fotoğrafını gördünüz mü hiç? Görmedim. O %90'ın %89.9'unu oluşturur. H sima olarak yani. Ve bakın bizde de dışarıdaki feministlerde hep böyle tuhaf konuları dillerine ses getirecek konuları dillerine dolarlar. Deval Sadar nasıl meşru oldu biliyor musun? Kadın sünneti konusunu gündeme getirmesiyle. Hı hı. Nasıl da? E, birisinin getirmesi gerekiyordu. Yani sonuçta Afrika'da yapılan bir şey bu. Ama niye yapıldığını kimse tartışmıyor. Yani niye yapıldığı da tartışılır ama belli problemleri abi onu tanışmadı. Tartışmadı. Hı hı. Vahşet diye çıktı. Bu kaç bin senelik bir gelenekse daha firavunlar döneminden beri geliyorsa hem gelenek hem sebebi vardır. Bu şekilde tartışma yok. Saldırı.

[Müzik]

H neyse bazen saldırı en iyi tekniktir. O yüzden işte antipatik oluyorsunuz ve toplumsal destek oluyorsunuz deme. Ben hanım feminist olabilir mi? Şu zerafete bak. Bir de öteki feministler düş, inanıyorum ya. Yani gerçekten inanıyorum. Bu güzel bağlandı. Hayır, güzel kadın feminist olamaz. Güzel kadın feminist olmaz. Hayır, bu bana da hakaret bu arada yani öbürlerine hak. Ya çünkü siz güzelsiniz. E, sadece güzelsiniz de kalıyor neredeyse feminist. Ama onların çoğu niye feminist oluyor? Hepsini kastetmiyorum. %90 çirkin olanlar. Çünkü alaka

[Müzik]

Görmüyorlar. Mesele odur. Bir de benim bir scian bile artık bak alaka görmüyorlar diyor. Yapacak Ulvi Bey göndermiş. Ulvi Özdem. Amazonlaşmaya çalışıyorlar diyor. Ne diyor? Amazonlaşmaya çalışıyorlar diyor. Kadınlar mesaj göndermiyor mu? O kadar akıyor ki hızlı ya. Bak toplumda bu işin, eee, ilgi feminizm kadınların cümle kurulurken kadınlar diye ayrıca ünlenmesini isteyen bir egomanyak gruptur. Kendilerinden bahsedilmesini isterler. Bu kadar. Nur Tamer. Buyurun. Yani kadına yapılan şiddet bir kadın hakkı değildir. Bu insan hakkıdır. Yani bu insana karşı bir şiddettir. Şid değil. Belli hakları korumaktan bahsediyorum ben. Şiddet bu ama bak bunu kadın ve erkek hakkı olarak almak yanlış bir kere ayrımı oluyor. Bu insan hakkıdır. Yani ikisi insandır. Bir varlıktır, bir canlıdır. %100 katılıyorum ama belli ki çok enteresan bir mesaj. Bakın ne diyor, bakın sizin dediğinizle ilgili. Bunu dinleyin. Öyle cevap verin. Çünkü ona. Hayır, lütfen siz beni dinleyin. Ondan sonra mesajı okuyun. Bu %100 katılıyorum. Keşke sadece insan hakları diye konuşsaydık. Kadın ya da erkek diye ayırmasaydık. Çünkü bu insanlıkla ilgili bir sorun ama ne yazık ki toplumlar zaten kadın, erkek vesaire bunu sürekli bize yaşatıyor, bu ayrımı hissettirdiği için belli kadınlar çıkıp da bu kadınların hakkını bir şekilde kadın hakları diye korumak durumunda kalıyor. Çünkü bir, belli ki bir sorun var. Yoksa sadece genel bir sorun olsaydı, evet. Yani o zaman derdik ki insan hakları ama özellikle bu kadınlar o savaşmak durumunda kalıyor ve ayırt etmek durumunda kalıyor. Amazonlaşıyorlar yani. Ya Amazonları siz böyle, eee, tek göğsü kesilmiş atlar üstüne binen böyle, eee, savaşçı kadınları olarak düşünüyorsanız bir yerde, evet, savaşçı olmak durumunda kalıyorlar. Bu kadınlarda zorunda kalıyorlar. Ne şu durumundayı siyasiler gibi kullanmayın. Zorunda kelimesi kalktı. Hı. Durumunda, vaziyetinde karşılığı durum. Bakın ne güzel cevap. Eee, Zübeyir Bey, teşekkür ederim mesajınıza. Eee, kadın, kadına karşı uygulanan şiddette suç kadınındır diyor. Bravo. Çünkü ama bakın devamını dinleyin. Aynı darbe ortamı yarattı. O çocuğu düzgün yetiştirse bu olmazdı diyor. Yetiştirememiş. Evet. Çok doğru. Yok, doğru değil. O kadar. Eee, sadece anne yetiştiremez. Pardon, konuyu kapatalım. Her zaman kadınlar suçludur. Kadınlar bu evlatları büyütmüşlerdir. O yüzden bu öğretmeni var, babası var, çevre var, ortam var, televizyonu var, medyası var. Tabii ve şu var yani şu andaki gençliğin şiddet yan taraftarı olmaması mümkün değil. Yani bizim çocukluğumuzda seyrederek büyüttüğümüz çizgi filmlere bakın. Şimdikilere bakın. Tabii şiddet kan şiddet tamamıyla yani haberlere bakın. Haberler var bu jenerasyon canlı yayında savaş duy bakın Şeref Bey kulağınız duymuyor mu? Eee, kadınlara ezmeye saldırıya bir şey anlaşılmıyor yazdığı da. Ayen ben kadın di yahu kadına saldırıyı burada kim savundu? Hiç manyak mı? Onun serselice bir iş olduğunu söyledik ikimiz de herhalde ben de feministlerin bundan nemalanmaya çalıştığını söyledik. Kim savundu kadına saldırı? Allah Allah. Ya hiçbir canlıya karşı, yani yalnız kadın değil, bu hayvanlarda da böyle, hiçbir canlı, hiçbir canlıya karşı eziyet yapma hakkına sahip değildir. Ve bunun da toplum ve devlet tarafından engellenmesi lazım. Yani bu böyle ayet, yani bu şu var. Bizim ülkemizde kadın eziyet görüyor. Üzer oran ustaoğlu genelde erkek arkadaşı olmayanlar feminist oluyor. O kadar da değil. O kadar yar da değil yani. Benim di nasıl şey yapıyor ama i var işte çevre, feminizm şu bu ama hayvan hakları şey bence hayvan hakları savunuculuğu feminizmden çok daha ayağı yere basan somut bir şeydir. Som ama orada da antipatiklik vardı. Onlarda da antipatiklik vardı, çok da ses getirdiler. Birçok hayvanı bugün dünya kadar hayvan barına, şun, belediyeleri baya güzel bir şey yaptılar ya. Çok hizmetleri var. Finist'den daha büyük hizmeti var şeyden. Neyse 31 Mart'a gelelim mi? Müsaade ederseniz şeyden girelim istersen abi. Bu şimdi İttihat meşrutiyet ilan edildi. İttihat Terakki, eee, yönetimi hakim oldu ama tam hakim değil. Muhalifleri çıkmaya başladı. Muhalifleri çıkmaya baş. Sayın Ahmet Şentürk şu mesajı son okuyayım, çünkü beni destekliyor. O kadar basit sebebi. O grup %50 evde kalmış, %40 boşanmış, kedi seven %10 entelektüellik sandığı bir grup topluluğudur. Sizin de buyurduğunuz gibi %90'ı çek. Yalnız bakın bu mesajlardan bir ders çıkarmak lazım. Anlatamadınız kendinize. Anlatamadı. Yani anlat, toplumun önemli kısmında amaç araç birbirine karışıyor ve antipatik oluyorsunuz. Antipatik olduğunuz zaman davanızı hizmet edemezsiniz. En önemlisi bu. Yani amaç eğer bir konuyu hizmet etmekse, yani bu demek ki yanlış yolda. Peki şu perspektiften bakamaz mısınız? Antipatik olanlar vardır. Her grupta da vardır bu arada ama siz bunları antipatik olarak zaten yaftalayınca antipatik oluyorsunuz. Ben yaftalamıyorum, Murat yaftalıyor. Yani yaftalıyorsunuz ve size katılan seyircilerimiz de direkt yaftalıyor. Erkek femi, estğfurullah dedi. Olur, olur. Erkek femisi olur mu? Olur, olur tabii. Eee, yıllar önce çok önemli bir isimle röportaj yapıyorduk. Hım. Biraz magazine katsın dedik. Siyasi şeyler sıktı. Feminist misiniz dedik. Erkek. Erkek. O nedir dedi. Bu da Türkiye'de yani çok önemli bir isim. Politikacı. İsmi vermeyeyim, hiç şeyini söyleyeyim. O ne? Dedi. Nasıl anlatacaksınız? Feminizm dedim. Yani kadın hakları, kadınları öne çıkartmak, şeylerini yükseltmek. Ya kadın dediği şey güzeldi dedi. Sevilmezdi. Tabii ki feministim. Eee, bu arada gelen bir mesaj var. O filmlere diyor, filmlerde işte seks objesi görülüyoruz diye şikayet ediyorlar diyor. Erkeklerle öpüşüyor. Eee, erkek niye görünmüyordu kendileri? Şikayet ediyorlar bundan diyor. Enteresan bir mesaj. Ne demek erkek görünüyor? Öpüğü öpüştüğü erkek. Erkek şikayet etmiyor bundan diyor. Yook, ediyor. Benim iki tane rol arkadaşım var. İki tane, eee, ikisiyle de pek çok defa birlikte röportaj verdik ve onlar da aynı şeyden şikayet ediyor. Yani dışarıdan bakılınca, oa ne güzel eğleniyor falan gibi gösteriliyor. Hatta öyle lakaç sorular da soruluyor. Ama orada biz işimizi yapıyoruz. Hayatta, hayatta sonuçta düşünün, e, seks var mı? Var. Uyuşturucu var mı? Var. İçli var mı? Var. Bilmem ne. Bilmem ne. Seks. Ha, seks gelsin. Bili, siz çok güzel bir kitap yazdınız bu konuda. Evet. Sonuç itibariyle bunlar var. Siz diyelim bir aşk hikayesi çekiyorsanız, o iki sevgili de öpüşüyorsa ki kaldı ki artık yani bu etraftaki diziler, bizim çektiğimiz filmlerden çok daha fazla bir şekilde, eee, sürekli öpüşme sahneleri falan kullanıyorlar. Neyse, yani orada, eee, kadına da erkeğe de medyanın bakışı tabii ki farklı. Sadece kadın orada kullanılıyor tabii ki ama erkek oyuncularda ki dediğim gibi ben ikisini biliyorum, gayet rahatsızdı. Çünkü sürekli bunlara, oo, güzel miydi sahne falan muamelesi çekti. Memnun oluyordu merak etmeyin. Yani size nezaket verirdi. Hayır, siz hayır, düşünün ki orada gayet zor şartlarda çalışıyorsunuz. 50-60 kişi sizin başınızda. Siz orada böyle doğal ve güzel bir şekilde aşık gibi davranmış. Alt tarafı öpüyorsunuz. Başka türlü film çeviren ne yapsın yani? Ama o, o bile çok zor işte, onu söylüyorum. Bir de sonrasında o paranoyası var. Aa.

Bunu ertesi gün bir gazetenin baş sayfasında göreceğim ya diyorlar. Ama birçok oyuncu da o sahnelerle meşhur oluyor. Ya oluyor da ne oluyor? Hiç bir şey yap ya.

Sevgili seyirciler, Allah aşkına burada Erhan'la biz kadın düşmanlığını yaptık ve niye yapalım? Ne alakası var? Deminden beri yani kadına el kaldıranın hedefi nasıl? E bir mahluk olduğunu, aciz bir mahluk olduğunu söylüyoruz. Bunu böyle anlıyorsanız yani artık gerisini söyleyem homonglos denilir değil mi? Yani artık bir şey söyleyemiyoruz. Ve o zavallı kadınları, dayak yiyen, başörtülü kadınları, e onları kullanmak isteyen feministlerin şerrinden korumaya çalışıyoruz biz burada. E genelleme yapmayın lütfen ya. Yani %90 hepsi de %90. Yani o kadınlar hayatlarını adıyorlar. Bu bir şekilde bir dava için savaşıyorlar. E hat davayı anlayabilsek tamam. Dava yani deminden beri sizin de söylediğiniz gibi belli eşitsizliklere karşı savaşmak. Bu kadar basit. O eşitsizliği kimse anlatamadı. Anlatacak bir şey yok ki. Eşitsizlik var. De facto var. Güzel hanımlar, çirkin hanımlar arasında eşitsizlik. Evet efendim.

Şimdi evet abi şeyden girelim. Şimdi İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefet ortaya çıkmaya. Kısa ara verelim mi? İlk gün işaret ediyor oradan. Tamam. Aradan sonra aradan sonra kamera kameraman arkadaşmış galiba. Ha yok. Devam edelim. Peki ara verelim. Peki madem verdiniz diyor verin. Sevgili seyirciler, biraz sonra beraberiz.

[Müzik]

Evet efendim, tarihin halkı odası devam ediyor. Bu arada arada İlber Hoca aradı, eee şeylerden bahsetti. O da bazı hatırlatmalarda bulundu. Feministler size Madam Bovary'yi sormamı istedi. Madam Bovary'yi nasıl bulur dedi. Roman olarak mı? Kişilik olarak. Eee, son derece hayatından bıkmış, e kocasından kaçmaya çalışan, eee kendi hayatından kaçıp başka bir adama eee aslında yani aslında o burjuva hayatını hayal eden, kendi ezikliklerinden bir şekilde kaçmaya çalışan. Peki Anna Karenina'yı da sormamı ister? Nasıl buluyorsunuz? Bir Bovary ile ilgili sadece şunu söyleyeyim. Eee, Bovary bir taraftan böyle çok çirkef olarak düşünülebilir. Yani kadın sonuçta kocasını sürekli aldatıyor. Adamı salak yerine koyuyor. Ondan sonra mecburiyetler karşısında mı yapıyor bunu yoksa? Hayır. Yani sonuçta mutsuz bir evlilik hikayesi aslında. En sonunda kadında zaten aldatması gerekmiyor ama o koşullarda eee o genç adamı elde edebilmesi için bir pek çok entrika çeviriyor. En sonunda intihar ediyor biliyorsunuz. Şu değil mi? Hayır hayır. Şey içiyor. Eee mad. Hayır. Zehir vardır ya şey süblime. Ha dili simsiyah olur. Süblime. Süblime değil başka bir şey. Türkçesi süblimedir. Bizde eski süblime değil. Tren yoluna atan kimdir? Karen. Anna Karenina. Onu nasıl buluyorsunuz? Onu da soruyor. O çok daha trajik bir figür tabii ki. Yani bir kont, başka bir şey, bilmem ne, 8 tane, neyse biz başka şey denir onlara. Eee, şimdi yani lütfen konuşturmayın yani direkt böyle e kadınlar "kevahşe". Öyle bir şey demedin mi yani? Karenina'dan bahsettik. Şu an da Karenina'dan bahsediyorduk. Neden acaba? Neden bu örnekleri ikiniz de veriyorsunuz? E ya kocaların. Şimdi bunu yazmış. Meso Karenina var, Madam Karenina var. Yani eee yalnız erkekler aldatınca e böyle çok uhrevi bir aşk hikayesi oluyor. Kadın altı aldatınca kevahşe oluyor. Çapkın oluyor. Çapkın oluyor. Aşk hikayesi değil. Azizesinin dediği gibi gece kolunda olduysa fuhuş, gündüz olduysa aşktır diyor. Öyle der. Eee, bu arada Enderunî Fazıl, Hı. 3. Selim döneminin bir şairidir. Eee, Türk edebiyatının en açık sözlü eşcinsel şairidir. Ya şiirin temeli odur zaten. Onun bir zenannamesi vardır. Zenannamenin özelliği dünya kadınlarının özelliklerini anlatır. Fakat çok enteresan. Bunun üniversite kütüphanesinde bir yazması var. Eee, resimli yazma. Minyatür değil onlar. Çizim. 1810'lu yıllar. Eee, 40 küsur ülkenin kadınını anlatmıştır. Çizimlerin hepsi doğrudur. Demek ki sormuş, yaptırtmış. Çizim derken kadın çizimleri, elbiseleri, özellikleri hepsi doğrudur. Orada İstanbul kadınları dört bölüktür der. Eee, eğer şey yaparsanız bir okursanız enteresan yorumlar var orada. Son derece realist bir eserdir. Not edeyim bunu. Zenanname kadınmış yani kadınlar kitabı. Evet. Kadın. Bir de Hubannamesi vardır. O ayrı bir şey. Evet efendim hocam. Şeye gelsek. Evet hocam.

Şimdi muhalefet başladı. Muhalefet bu sefer İttihat ve Terakki'ye karşı muhalefetin sesini tabii susturmaya çalışıyor ve şimdi bütün muhalefet muhalefet kanalları Ahrar Fırkası. Dolayısıyla sonra Hürriyet ve İtilaf'ta şekillenecektir tabii. Ancak İttihat ve Terakki'ye gayet sert muhalefetiyle bu öldürülen Hasan Fehmi. Hasan Fehmi Serbestî gazetesi Serbestî. Zeki Bey Bakırköy'de öldürdü. Ya pek çok faili meçhul var zaten sonrasında da. Faili meçhul değil yani. Öldürülen kişiler belli. Öldürenler belli değil işte. Öldü. Hasan Fehmi kimin vurduğu belli mi abi? İlk basın şehidiydi. Evet. 1909. Şimdi sizce öldürülmesi doğru muydu? Hayır. Hah. Hayır ama Mevlanzade'nin öldürülmemesi Ataydır. Şimdi ben şu manada şimdi belli bir düşünceyi savunur. Ona saygı gösterilir. İster leh ister aleyh saygı gösterilir. Ama bu düşünceyi veya bilgileri bir ticaret metağı haline getiriyorsa o zaman o tehlikelidir. Herkes için tehlikelidir. Evet. İşte bunun farkına varan Abdülhamit. H Abdülhamit eee şeydir. Biraz evvel de söyledik. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur. Evet. Dolayısıyla İttihat ve Terakki'yi çökerttiği gibi Mevlanzade'yi de ortadan kaldıracaktır. İki şey birden, iki tehlike birden bertaraf edilecektir. İttihat ve Terakki maalesef Mevlanzade'yi elinden kaçırmıştır. Maalesef. Şimdi Mevlanzade'nin mezarı belli mi? Efendim? Burada öldü. Mezarı belli mi? Pardon. Pardon. Eee şeyde Bulgaristan'da öldü. Mezarı belli mi acaba? Hayır belli değil. Ha belli olsa mezarına hiç olmazsa gidip. Evet efendim. Şimdi zaten ertesi gün Halep'e kaçmıştır. Evet. O Halep'te de hatıraları vardır. İki cilt Türk İnkılabının İç yüzü. Hım. Latin harfine çevrildi. Bir tanesi berbattır. Evet. Çok yanlıştır bir tanesi. Evet. Şey hocam bu Hasan Fehmi'yi öldüren subay kıyafetliymiş. Öyle bir şey var. Şimdi fedailerin hepsi subay sadece ama kim olduğu belli değil de kim olduğu belli değil. Veya İttihat ve Terakki onu kendi içinde örtüyor. Zaten bu türlü öldürmelerde heyet-i merkeziyeler var. İllerin en büyük kuruluşudur bu. Merkez-i umuminin bir altındadır. Ya onların kararı vardır ya merkez-i umuminin kararı vardır. Genel merkezin yani genel merkez bu adamı temizleyeceksiniz. Muhalif yapanlar diyorlar. Şey aldığı cezaya göre. Çünkü efendim buna mahkeme mi? Heyet-i udul deniyor. Heyet-i udul bugünkü anlamı itibariyle jüri. Hım. Jüri. Yani mahkemeye bırakmadan İttihat ve Terakki kendi hesabını kendi görüyor ve bunu yaratmaya mecbur. Ama şu pardon şu sorun mesela Abdülhamid'e tabii ki tepki duyuyorlar. Çünkü jurnalciliğiyle işte muhalif sesleri susturmasıyla ya da işte bir şekilde onların önünü kesmesiyle karşı duruyorlar. Ama kendileri de aynı şey yapıyor. Kendileri de muhalif sesleri ya öldürtüyorlar ya. Abdülhamid Abdülhamid'le baş etmeleri çok zor. Abdülhamid'in imkanlarıyla onların imkanları Marmara Denizi ile okyanus kadar bir şey. Ne de abi bunlar hürriyet istiyoruz diye gelmediler mi iktidara? Şimdi hürriyet insani bir terim. Şimdi hayır ben size örnek vereyim. Gecenin şeysi bu. Tabii yani bizden olsa iyi. Çok güzel. Hayır. Şöyle, parası olmayan bir insan için satın alma hürriyeti nedir? Para olet var. Mağazalarda çeşitli öteberi var ama adamın parası yok. Alma hürriyeti de var üstelik. Ama ne işe yarar? Şimdi hürriyet şu toplumsal mukavele. Çünkü tek iradeye dayanan bazı hükümlerde, tek iradeye dayanan bazı hükümlerde bir vatandaşlık hakları var. Bir de hükümet edenin iradesi var. Burada o çok teknik felsefi oldu. Tabii tabii. Belli hanımla o felsefeyi sevmezler. Yani İttihatçıların şeyi neydi abi? Abdülhamid bizi konuşturmuyor. Sesimizi çıkaramıyoruz. İttihatçılar da bu sefer İttihatçılara karşı ses mukabele yok. Yani anayasayı yürürlüğe sokmak. Anayasa ne peki? İttihat ve Terakki dönemindeki hürriyet neydi? He bir yıl çok büyük hürriyetler yaşamışlar. Ondan sonra patlamış Türkiye bu 1908-109 arasındaki hürriyet çılgınlığını hiçbir zaman yaşamamış. Ama ondan sonra da ne oldu? Ondan sonra bir şeymiş ki tabii. Çünkü o bir sene bir sene iki ay mı öyle bir şey değil mi? Evet. Bir açılım sürecidir. Böyle her şeyin açılımı her şey rahatlıkla konuşulur. Yayınlar çeşitlidir. Eleştiri çeşitlidir. 9 ay sürmüş zaten. Tabii 9 ay o açılım ondan sonra efendim şeye g bir gemide noktalandı. Eee Sinop'a. Evet. Muhalifler. Ama muhalifleri de en adi hırsızla beraber bin dememişler. Hepsi beraber gitmiş. Şimdi ben size samimi bir şey söyleyeyim. İttihatçılar için her şey söylenebilir ama hırsız diyemezsiniz. Evet. Mümkün değil. Bir İttihatçıyla hırsız söylüyor. Niye abi? Zeki Bey hırsız ya. Bunlar diyor ihaleler şeylerde götürdüler. Zeki Bey'in mali suçlaması var ama. Hayır. Zeki Bey'in çok öyle suçlaması var. Hangi Zeki Bey diyorsun? 19 öldürülen Zeki Bey değil mi? Ahmet Samimi de var yani. Çünkü ben onlara baktım yani şeyle de suçlanıyorlar. Şimdi bunların tamam bak üst düzey Enver Talat Cemal'in görmedik yani olsa da söyleriz ama bir kısım İttihatçılar mali şeylerde karışmışlar gibi. Çünkü o dönemdeki suçlamaların bir kısmı mali. Şimdi şimdi bizim Sina Akşin'in yani Sina Bey'in bir tasnifi vardır. İttihatçı olmak. H evvela Türk olmak. Sonra eğitim görmek, eğitimli olmak, ahlak-ı hasene sahibi olmak vesaire gibi bir takım tasnifleri vardır. Biz bir tek buna Türk olmada katılmıyoruz. Çünkü İttihatçılardan bir kısmı Arnavut, bir kısmı da Arap filan. Bir tek buna katılmıyoruz ama diğer katıldıklarımız hepsinin birer namuslu mücessem insan olduğudur. Şimdi torpil her yerde torpildir. Mesela İttihatçılar vagon ticareti ile suçlanırlar. H şimdi ticaret nazırının birtakım şeyleri vardır. Vagon taleplerine karşı tahsisleri vardır. Hı. Sizin ihtiyacınız bir vagon, üç vagon talep ediyorsunuz. Önemli olan halkın ihtiyacını yerine getirmek. Yani o bakar nakil şeyi olarak Evet. Çok kısa. Nakil aracı olarak kullanılacak ama tahsis çıkan adam diğer iki vagonu satıyor. Ben size yakın tarihten örnek vereyim. Vermeyin. Vermeyin ama vermeyin. Hayır hayır o kadar değil. Demokrat partiden örnek. Onu da vermeyin. Aman efendim. Onu da vermeyin abi. Aman hepimiz rolaya doğru aman. Aman. Şimdi burada yani İttihat ve Terakki'nin mensubu olan nazırın ne günahı var? Çünkü hiçbir İttihatçı buna cesaret edemez. Öldürülür. O kadar ağırdır şartlar. Bilseydim ben nizamnameyi yanımda getirirdim. Hı. O kadar ağırdır şartlar. Talat Paşa Osmanlı İmparatorluğu'nun sadrazamı öldürüldüğü zaman ayakkabısının altı deliktir. Sadrazam Talat Paşa şimdi bugünkü başvekili değil o. O Osmanlı İmparatorluğu'nun sadrazamı. Evet. Ve Ali Fuat Türk geldi. O çok değerlidir. Onun hatıraları herkesin görüp işittiklerim bir dehşettir. Şimdi Sultan Reşat duymuş ki Sadrazam'ın evi yok. Kirada oturuyor. H demiş ki paşa, duydum ki senin evin yokmuş. Ben de yardım edeyim de biraz sana bir ev alalım. Tabii padişahın bu şeyine karşı hayır olmaz filan diyemezsin. Çok ayıp. Çıktıktan sonra Ali Fuat Türk geldiye demiş ki ya Hakan bana bunu söyledi ama sizden ricam şu bunu münasip bir dille edin. Hım. Münasip bir dille özellikle. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu'nun sadrazamı vilayetten çıkıyor. Bugünkü o polis karakolu olan evine geliyor. Şeyde yere batanda polis karakol karakol köşedeki bina. Evet. Evet. O Talat Paşa'nın kirayla oturduğu ev. Oraya gelirken taş fırından da bir tane ekmek alıyor koltuğunun altına. Kılınç kıra kıra geliyor. Sadrazam Talat Paşa Hazretleri. Bir de şey var. Sultanlardan birinin kocası. Boşanmak istiyor. Sultan boşanmak istiyor. Adam da boş boşanmam diyor. Yani bana bir şey verirsiniz mevki verirsiniz. H valilik gibi. H Talat Paşa ikişir hocamı çağırmış. Demiş ki, "Senin arkadaşların şimdi mezun olduğun arkada beraber mezunu. Ne iş yapıyorlar? Kaymakam sen nasıl valilik istiyorsun?" tabancasını da göstererek Hodri meydan demiş. şey demiştir. Sen nasıl bu yaşta dahiliye nazırı oldun diyorsan ben ihtilal yaptım diyor. Ben ihtilal yaptım diyor. Tabii ben ihtilal yaptım diyor. Tabii sen Talat Paşa başkattip Hı hı. Başkatip posta başkatibi eee bir ay 3 şey bir yıl 3 ay gibi bir hapisten sonra tekrar buna görev vermişler ama posta müveziliği Hı. Hiç üşenmemiş. O posta müveziliği işine yaramış. Çünkü İttihatçılar arasında muhaberiyi sağlıyor ve bunu her zaman övünçle anlatmış. Talat çok sevilen bir adam. Şimdi İttihat ve Terakki'nin nasıl İttihat ve Terakki olduğuna gelelim. Şimdi abi şeye gel. Hürriyet getirdik diye geldiler gazetecileri vurdular. Muhalefeti susturdular. Şimdi ben bunu anlamıyorum. Şimdi şu şimdi iktidar yani iktidara karşı bunların mücadele amacı neydi? Sana bir örnek vereyim Erhan. Evet. Enver Paşa'nın eniştesi Nazım Bey. Evet. Binbaşı şey Yarbay Nazım Bey. Albay Nazım. O zamanki Miralay Nazım Bey. Yah hakikaten gece 3'ten sonra bir şey değişiyor. Bazı kişiler hormonal denge değişiyor. Şimdi şey mesajları geliyor. İptal edilen mesajlar, iade edilen, silinen yani mesajlar. Bir artış var böyle üçten sonra şeye soralım. Tekir çıkardınız hocamıza. Allah Allah. Buyurun hocam. Nazım Nazım Bey merkez komutanı. Selanik merkez komutanı. Burdukları tabii. Ve Enver Bey'in eniştesi. H vuran da Can Bolat. İsmail Can Bolat. Şimdi adam o kadar tehlikeli ki İttihat ve Terakki için ortadan kaldırılması lazım. Tas Enver Paşa lafa tutuyor. Bunu HDP getiriyor. Cambolat ateş ediyor. Vuramıyor ama vuramıyor ve kurtarıyor. Adamın yaşayacak şeyi var. Ayağından vuruyor, bilmem ne filan. Sonra İstanbul'a gitti. Dönemedi Selanik'e. Şimdi efendim eee geçen hafta kurumda Ankara'da Enver Paşa evrakından ben mesela orada çok belge var zannediyordum. Tahmin ettiğim kadar yokmuş. H bu paşa kitabı için benim tab benim kadar yokmuş. Çünkü eee geçen hafta da konuşmuştuk. Bu Japonlar maalesef şaşırtıyorlar insanları. Şimdi adam bir kitap çıktı biliyorsunuz. Hoşnut olamamış adam Paşa diye bir Japon kitapta Türkçede Evet. Türkçe bağlamdan çıkmıştı galiba. Şimdi başta bir liste vermiş. Şunları gördüm. Tarih Kurumu bunları vermedi bana diyor. Fakat şimdi öyle şeyler var ki Enver Paşa Mustafa Kemal mektuplaşması diye bir bölüm. Hı. Bunlar gizli galiba diyor bana okutmadılar diyor. Vermediler diyor. Orada gizli belge yoktur. Latife Hanım'ın evrakı dışında gizli belge yoktur. Ha bu arada bazı aklı evveller mesaj geçti. Dün geçen hafta Tarih Kurumu'nun kitaplarını tanıttın galiba çok gizli belge aldın oradan diye. Sana bile verirler kardeşim. Bunu söyleyene söyleyeyim. Giz ya sen gitsen sana bile verirler. Çünkü açıklık orası. Tabii Latife Hanım evrakı dışında mühürlüdür. O bir odadaki kilitle mühürlüdür. Onun dışında hiçbir gizli evrak yoktur. Araştırmacıya açıktır. Şimdi eee şeyde o belgeler içerisinde bu Nazım Bey ile ilgili de bazı mektuplar var. Doktor Nazım. Hayır. Hayır. Kayın birader Nazım Bey. Nazım. Evet. Ama şu şaşırtmadan bahsediyordu. Şimdi Atatürk'le ilgili gizli yazışmalardır diyor. Ne çıktı biliyor musunuz? Naciye Sultan'ın evlendiği vakit Mustafa Kemal'in çektiği telgraf, tebrik telgrafı. E bunu da görmedim. Göstermemişler. Nedense onu da anlamadım. Niye göstermemişler. Yani Atatürk'ün adı geçiyor diye saklamışlar. Ondan sonra şeyin diyor eee Naciye Sultan'la Enver Paşa arasındaki diyor eee özel yazışmalar bunlar bana verilmedi diyor. Arıkan'ın çıkarttığı kitaptaki mektuplar. Hım. H hepsi yayın ki Japonlar felaket çalıştırıyor ve karıştırıyor. Bu arada bir seyircimiz eee Mehmet Bey, pardon evet Mehmet Bey efendim gönderdiğiniz dikkatimi çekmişsiniz teşekkür ederim. Bir internet sitesinde şöyle bir şey yazılmış. Çatlak biri yazmış. Aldığım duyumlara göre şimdi bu mesajı bana dün haber verdiler. O siteye bir not çektim. Çıkartmazsa mahkemeye veriyor. H aldığım duyumlara göre Galatasaray Lisesi Tevfik Fikret Kütüphanesi'e birçok belgeyi jiletleyerek hacılamıştı gençliğinde. Senseriye bak. Hacılam size mi diyor? Ha Galatasaraylı değilim. Dediği kütüphaneye hayatımda gitmedim kardeşim. Eğer bilmiyorsan öğren. Jiletlenen kitaptır. Belge jilet denmez. Belge jilet. Evet. Belge halı onu yakalananlar vardı. Şimdi ismini vermeyelim. Öldüler. Çorapların içinde falan saklıyorlardı. Çalarak götürürlerken yakalandı. Yani ne Galatasaraylıyım ne de o kütüphaneye hayatım boyunca gittim. Şimdi bu internet sitesine dün şey yaptım. Hı. Eee, şimdi bir insanı eleştirmek ayrıdır. Hepimizi eleştiriyorlar. Laf atıyorlar. Eleştirmek de değil. Hayır. İftira. Eee, hayır. Eee, soğuk kendi yeteneği, bilgi düzeyi ve kafa yapısı seviyesinde güya dalga geçiyor. Terbiyesizlik ediyor. O ayrı. Ona da ses çıkartmayalım ben. Çünkü zavallı adamlar bunlar sizin dediğiniz gibi. Ama eee bu şekilde iftira atmak çok büyük terbiyesizliktir. Bu suçtur. Suç tabii ya. E bunları dün geç bu şey çıkartılması bu madde ki eksi sözlük söyleyeyim. H hiçbir şekilde ben buradaki şeylere karşı çıkmadım. Yazıyorlar iyi var kötüsü de var. İyisi de var kötüsü de var. Yazar. Milletin ağzı torba değil ki büce ama bu şekilde belge çalmıştır, jiletlemiştir, hacılamıştır diye ahlaksızca ifade edem sonuna kadar götürürüm bu işi. Evet. Tabii yani ne Galatasaraylıyım ve o Galatasaray listesinin kütüphanesine hayatım boyunca işte ittihatçı düşüncesi bu. Hangisi? Bu e bu ittihatçı çıksa. Evet. Şimdi kardeşim Hüseyin Kadar yazın bize laf etti deyin. Tatmin olun hadi. Hadi klavye delikanlısı. Evet abi. Gazeteciler niye vuruyorlar? Ne gazet hayatımda gitmedim ben Galatasaray Lisesi kütüphanesine. Lise kütüphanesine ne yapayım ya? Tabii. Ne kitap okuyayım lise kütüphanesinde? Sen gittin mi? Yok ben de gitmedim. Buyurun. Erhan hoca da gitmemiş. Sen gitmedi gitmedi. Hayatımda görmedim. Vahdet hoca çalıştı herhalde orada. E Galatasaray'la mı? Galatasaray tarihi için çalıştı. Galatasaray ama Galatasaray mezunu o. Evet. Galatasaray lisesi mezunu. O okulunun kütüphanesi. Gitme sahip. Gitme sahip. Orada ay ne Galatasaraylı kütüphaneye gittim ve terbiyesiz jiletle belge çaldı diyor. Yani bu internet sitesinin başındakiler şunu lütfen fark etsinler. Sulu, soğuk, tatsız şekilde de olsa dalga geçmek de olsa ayrı bir şeydir ama iftira atmak apayrı bir şeydir. Hukuki sorumluluğunuz vardır. Onu da kullanacağım sonuna kadar kendi hakkıma. O çıkarılmazsa tabii. Şimdi kendin içinde neler yazıyorlar? Velin içinde neler yazıyorlar? Ama bu suç oturduğu yalı klavye delikanlığı budur işte. Duyduğuma göre senin kulağına olur mu Allah cezanı? Bir de bunların hukuk şeyleri var herhalde. Editöralleri bilmem nelerini. Onlar nasıl şey yapılar? Maalesef yani o duyduğuma. Pelin Hanım çok güzel söyledi. Efendim Pel Latife Hanım'ın evrakı neden gizlidir diye soruyorlar. Özeldir çünkü. Özel hayata ait olduğu için mi diyorlar. Doğru. Evet. Özel. Birkaç gün önce tartışıldı. Evet. Tabii şey oldu. Erol Bey şimdi bu özellikle İttihat ve Terakki'ye karşı son yıllarda Hacı Murat diye takma isimle gönderen hıyar sensin kardeşim. Hepimize demiş sensin hıyar. Kim demiş? O bilmem neye kurban oluyor. O sözcükler var ya. Evet. Neyse soru soru soruyordum Murat Bey. Eee ya çok saçma sapan böyle komple teorileri okumaya başladım. Özellikle son birkaç yıldır arttı. Ev mesela bir tanesi sürekli şunu söylüyorlar. Aslında İttihatçılar 31 Mart'ı ettiler. Çünkü Abdülhamid'i indirmek istiyorlardı. Dolayısıyla işte birkaç tane böyle dinciye atfedip eee istediklerine kavuştular, ulaştılar. Şimdi İttihat ve Terakki İttihat ve Terakki istese şeyi bilmemezlikten, devlet düzenini bilmemezlikten çoğunluk elinde h isterse halledebilir. Hayır ama bir sebebi, bir gerekçesi olacak. Şimdi 31 Mart'ın meydana gelişinde en büyük etken işini kaybetmiş olanlar. H gayrimemnun zümresi diyoruz biz. Bir tasfiye var. Ev tabii bir defa bütün okullular şey alaylılar tasfiye edilmiş. Bunların meydana getirdiği biliyoruz. Bir ikincisi medrese talebelerinin askere alınması söz konusu. Çünkü bunlar o zamana kadar askere gitmiyorlar. Evet. Bir defa medreseye attın mı kapağı o İstanbul olduysa. Evet. Ondan sonra dersaadetli bazı ailelerin çocukları da gitmiyor askere. Şimdi düzenleri bozuluyor yani. Ya işsiz kalıyorlar ya düzenleri bozuluyor. Tabii bu düzen bozukluğunda devamlı şey çıkar ortaya. Hatta şöyle bir şeyi de rahatlıkla söyleyebiliriz. Ben onu Sultanzade Sabahattin Bey ile münasebet kurarak söylüyorum. Bu işin arkasında İngiliz parmağının olduğudur. 31 Mart'ın mı? Evet. Öyle bir kitap da var zaten değil mi? Ev Doğan Avcıoğlu. Evet. Hayır ben elimde o kesin belgeler olmayınca böyle bir şey söylemem söz konusu değil. Ancak bu bir sizinleme. Çünkü eee Osmanlı İmparatorluğu'nun nefes almaya çalıştığı her olay çıkıyor. Bu olayın arkasında İngiliz parmağı var. Rıza Tevfik'in de öyle bir şeyi var galiba değil mi? O dönemlerde bir İngilizce Çiliğine gitmiş. Tabii tabii tabii. Şimdi Damat Mahmut Paşa oğullarıyla beraber Paris'e gidiyor. Gitmesinin sebebi İngilizler için Abdülhamit'ten koparmak istediği imtiyaz. H Abdülhamit işte devamlı konuşmalarımızda onu zikrediyoruz. Şimdi Abdülhamit hakikaten dikkate değer, gerçekçi bir incelemeye tabi tutulmadı. Maalesef. Evet. Evet. Maalesef. Şimdi Abdülhamid bunun arkasında bazı şeyler arıyor. Yoksa ne olacak? Verir. Verir. Ama bunun arkasında bir şey var. Hı. Bu ne? Damat Mahmut Paşa bir nevi Abdülhamid'i tehdit için iki çocuğunu birden alıp Çünkü ana baba bir kız kardeşinin kocası. Hı hı. Yani baba bir, ana bir filan değil. Doğrudan doğruya ana bir, baba bir. Kız kardeşinin kocası ve Abdülaziz o çocukları alıp şey yapıyorlar. Şimdi bizde üstelik de ilk Jön Türk kongresini tertip ediyorlar. Jön Türkler arasında bir kongre tertibi meselesi var. Hatta bunu Yeni Osmanlı Kongresi diye de şey yapmışlardır. Jön Türkler Mahmut Paşa'yı diyorduk efendim. O çok teknik olur herhalde. Hangisi? Damat Mahmut Paşa'daydınız. Damat Mahmut 31 Mart yani 31. Şimdi Jön Türklere dönersek eğer Tabii tabii tab çok uzar. Şimdi bu gayrimemnun oluşturduğu bir şey var ortak ve mesela Volkan Gazetesi var değil mi? Ve var daha sonra. Şimdi o s çok affedersiniz bir şey okuyabilir miyim? Erhan gösterdi demin müsaadeniz. Bizim şeyin Osman'ın Osman'ın mı? Osman Selim Koca Hanım. Evet. Oradan birisinin makalesinden bir bölüm. Derviş Vahdeti. He. Terbiye görmeyen bir adamdan bunları beklemek hıyardan yağ çıkarmaya benzer. Böyle hıyar gibi adamlardan gelecek ve aynı terbiyeyi görecek evlatlardan da varsen hayır bekle. 1909'da yazmış adam bunu. Ben demiyorum der 5 Şubat 1909 Vahdeti. Vahdeti yaz. Bana bir öne hatırlattın da. Bu Volkan'ın İngilizler tarafından finanse edildiği doğru mu? Şimdi rivayetler muhtelif. Elimizde belgeler olmayınca evet doğrudur veya hayır diyemeyiz. Evet. Şimdi abi Hasan Fehmi vuruluyor. Çok büyük bir tepki var. Zeki Bey Zeki Bey daha sonra 11'de yani o 1909'da Hasan Fehmi vurulduktan sonra o cenaze resimlerini gördüm ben. Tabii tabii. Seyri gibi kalabalık yani. Yani korkunç bir şey yani. Öyle hatta o Serbestî'yi böyle bütün sayfa boş ortada şey vardır. Hasan Fehmi'nin öldürülmesi haberi. İki satır. Şimdi Hasan Fehmi şu İttihat ve Terakki'ye her türlü eleştiriyi yapabilirsiniz. H hırsız, soyguncu, uğursuz katil diyemezsiniz. Katil diyemezsiniz. Diyemezsiniz. Çünkü yani gazeteci anlatayım. İttihat gazeteci ama yani peşin ilan etmiş. Peşin nizamnameye iyi de abi anayasa mı bu? Hayır bak ya ne güzel. Sen bir nizamname yap bana karşı çıkarı vururuz de meşhur olur. Hayır hayır öyle değil öyle değil. Şimdi İttihat ve Terakki biliyorsunuz Mizancı Murat'ın dönüşünden sonra büyük bir çöküntüye uğramıştır. Evet. Fransa'da kalanlar Ahmet Rıza Bahattin Şakir, Doktor Nazım. Doktor Nazım ve Bahattin Şakir onun için çok önemli adamlardır. Çünkü Ahmet Rıza bir şey değil. Ahmet Rıza kültür yoluyla, eğitim yoluyla filan. Ona kalırsa hiçbir şey olmaz. Merkezi Umumide. Tabii şimdi bunlar orada yeniden çekirdekleniyorlar. Hı. Ve yeniden teşkilatlanıyorlar. Bu şeyde kabul ettikleri bir nizamname var. Ondan sonraki genişleme teşkilatında 10 maddelik bir ilave var. Nizamnameye. Diyor ki, "İttihat ve Terakki'yi zarara uğratanlar Hım. İttihat ve Terakki'nin ortadan kaldırılması için çalışanlar. Yani bir İttihatçıya işkence edenler filan sayıyor bunları. Tek tek sayıyor. Öldür. Rıdvan Paşa o yüzden gitti. Rıdvan Paşa Selanik müfettişiyken İttihat İttihatçılara devamlı işkence ediyor. İşkence ediyor. Sonra dönüp İstanbul'a geliyor. Evinin önünde öldürüldü. Hım. Herkes kurtuldu. Meşrutiyetten önce mi sonra? Bu meşrutiyetten sonra evinin önünde öldü. Sonra. Peki bu eee şimdi o Hasan Fehmi'nin ölümünden sonra öldürülmesinden sonra o cenaze töreni şeyler eee yok korkunç. İttihat ve Terakki bir nevi protesto tabii. Ali Kemal derse girmiş. Derse girmiş böyle arkadaşlar demiş bugün ders yapamayacağım. Çok üzüntülüyüm. İşte Serbestî Gazetesi'nin başmuharriri Hasan Fehmi Bey vurdular. O kurşun hürriyete, adalete saymış. Ondan sonra aynı sizin sokağa çıkmanız gibi bütün tarih öğrencileri hurra dışarı Evet. Gitmişler Bab-ı Ali'ye, meclise. Evet. Adalet isteriz. Katiller cezalandırılsın. Evet. Evet. Yani şöyle biz burada yani başka bir konuyu şey yapacağım ama Galatasaray Lisesi'nin kütüphanesini mi küçümsedik? Bizim işimize yaramaz dedik. Bizim işime yaramaz o kütüphane dedik. Çalıştığımız konularla alakası bir şey yok. Allah Allah. Peki ondan sonra işte orada eee işte bu çavuşlar ayaklanması deniliyor zaten. Zaten 31 Mart'ta çavuşlar isyanı derler. Şimdi buradan ben sana ilk şeyi söyleyeyim. 31 Mart senelerce Türkiye'de şeriat ayaklanması olarak gösterildi. Şöyle bir durum var. Sloganlarından dolayı herhalde şöyle bir durum var. Şimdi meşrutiyeti kollamak ve korumak üzere gönderilen dört avcı taburu var. Selanik'ten geliyorlar. Evet. Onlar ayaklanıyor. Onların görevi meşrutiyeti korumak ve kollamak. Onlar ayaklanıyorlar zaten. Onun için başlarındaki çavuşlara izafeten çavuşlar ihtilal değil. Ancak Ancak şimdi bir gerekçe bulmak lazım. Hı. Bir gerekçe bulmak lazım. Okullu alaylı meselesinde şeriat elden gidiyor. Hangi şeriat? Hı hı. O slogan. Evet. Slogan. Slogan. Tabii şeriat elden gidiyor. Hatta ve hatta bu eee Sultanahmet eee cami şey öyle Sultanahmet Evet. Sultanahmet'in oraya yürüyorlar. Sultanahmet'ten yürüyorlar. Derviş Vahdeti'nin Volkan'ı vardır. Hı hı. Şimdi Volkan bence çok önemli bir gazetedir ve inceleyin. Şimdi Ertuğrul Düzdağ bunu yeni yazıya çekerek yayımladı. Evet. Bende eski yazı koleksiyonu vardır onun. Çok dikkate değer birtakım düşünceler var orada. Sert bir muhalefet yapıyor. Eğer ama o şey yok işte. Vurun şeriat elden git. Öyle bir şey yok. Okul öyle öğretilir. Öyle bir şey yoktur. Yani o böyle şeriat bayrakları bir gazete gibi öğretiliyor. Hayır. İslamiyetin gerçekçi yanı işlenmiştir devamlı. Yalnız Derviş Vahdeti'nin de bir İngiliz bağlantısı zaten Kıbrıs'ı tuhaf bir şeydir adam. Kıbrıs'tan geliyor. Kıbrıslı zaten. Kıbrıslı ama çok iyi bir eğitim almış. Evet. Çok iyi bir eğitim almış. Şimdi ayaklanmanın temelinde bu var. O ayaklanmanın da arkasında benim kanaatim ama elimde yeterli belge İngiliz parmağı. İngiliz parmağının olduğudur. Çünkü İngilizler hakikaten çok dehşet bir çalışma tarzına sahipler. 1905'te İngilizlerin kabul ettiği bir şey var. Bundan böyle majestelerinin donanmasında akaryakıt kullanılacaktır. Hım. 1905. Petrol madenleri zaten o öncesinde tespit edilmiş. Petrol hem daha çok şey yapıyor geminin ilerlemesini hem daha az masraflı vesaire. 1911'de İngiliz büyük lordlu Britiş Petrolün %51 hissesine sahip. Hım. Dikkat ederseniz ayaklanmalar, şu bu filan hep petrol bölgelerindeki Evet. Ben Amerika'da gördüm onu. Ha be blood biliyor musun? Adam resmen resmen ben dünyanın efendisiyim diyor ve orada gördüm ben yani refah ülkesinin o refahı neler bahasına sağladı. Afrika'da insanlar açlıktan ölürken Ortadoğu'da üstlerine bomba yağdır yağarken orada aşırı beslenmeden ölüyorlar. Hepsi obez obez obez hepsi obez. Hele ben kırtasiye alıyordum da dosya bir hanım var böyle koltuğa sığmak için bu yanları kesmişler. Dizleri belli öyle. Burasında da honey yazılı balım. Ama yani sadece aşırı beslenmekten değil sağlıksız beslenmekten biliyorsunuz mesela e son kanıtlandı o fast food hamburgerleri bir sene koyuyorlar. Bir sene boyunca neredeyse görüntüde hiçbir şey değişmiyor. Çürümüyor bir doğru. Doğru mu? Doğru ya. Ya hatta test yapıldı. Bir adam yani şöyle görüntü. Evet tabii ki o kimyasallar pompalıyorlar ya. Hayvanları da kimyasal pompalıyorlar. Aman vka falan söylemeyin. Söylemiyorum. Aman bir tane adam arada dedim. Özellikle şey yaptı. Eee ne kadardı? 3 ay boyunca sabah akşam 3 öğün boyunca e bu fast food dükkanlarından bir tanesinden yemek yedi. 3 ay sonra bütün vücut çökmüş vaziyette. Evet. Baktım hepsi o şey. Peki doğrum hiç bozulmadığı o yemeğin. Ha görüntü de öyle yani tabii ki bozul ama görüntü aynı. Elmalarda bile öyle şey oluyor biliyorsunuz şimdi. Yani eskiden çok daha hızlı çürüyen şeyler artık çok daha az çürüyor. Çünkü tuhaf oldu. Oy oyun bir kere şekil şekil şimali düzeldi yani. Elmanın melmanın hep böyle tornadan çıkmış gibi olur mu? Ha tabii yani aynı hep eğer büyü. Bir de her biri kötü beslenmenin tipik örneği değil mi? Böyle devamlı yiyorlar. Her biri rahat otomobiline veriyor. Bir otomobil de değil. Benim gördüğüm bir evin yanında garaj var, kamyoneti var. E motor home dedikleri. Hayır abi bir de onların bizim Türkiye'de yakan arabanın 3 misli 4800 motorla falan gidiyor adam on arabalar. Su gibi benzin at yani ve benzin çok bol. Tabii bizim paramızla bir bidonu 20 lira. Bunu söyleyen yeni jeep aldı. Jeep almadım hiç. Normal araba yok. Bir altın 16 bir altın araba benimki hiç işte yani anlatmak istediğim şu ve şey yalnız buş'tan sonra benzin fiyatları artmış galonim ben 30 B'a geldik benziyor Abba Şukola diye bir balıkçı e kasabasında yemek yiyeyim dedim nerede buol güneyde Florida falan o zaman Panamasid'den hemen bitirdim siz oralarda ne yapıyordunuz İttihatçılar arıyormuş abi oraya nazil giderdi ama şimdi geldim balıkçıdan orada biliyorsunuz salata fiyatları da şeye dahildir. Balığa dahildir. Dedim ki sizin spesiyaliniz kumda yakalanan bizim şey mi? A kl kl. Klam. Ah Allah'ım ne kadar çok severim. Allah aşkına hiç sevmem. Küçükleri var. Küçük dediğiniz de şöyle bir şey yani ya Amerika'da. Evet proporsiyonlar öyle. 1,5 dolar. Tabii canım. Güney Afrika'da yiyin capda falan şeyde ve şöyle bir şey geliyor. Istakoz her şey için 10 dolar. Her şey atılıyor. Ama biliyor musunuz? Ne yazık ki o hayvanların yaşamasına izin verilmiyor. Şöyle ki eskiden mesela eee bir ıstakoz 10 kilo falan olabilirmiş. Çünkü onlar 30-40 yıl yaşıyorlar. Yaşadıkça da büyüyorlar. Şimdi ama tatsızlaşır yaşlandıkça. Hayır ama yani sonuçta düşünsenize kocaman böyle bol etli. Ama şimdi genellikle böyle bir ik yıl öyle bir kuota koymuşlar çünkü çok küçükleri olmasın diye 2-3 yıl yaşıyorlar. 3 yaşındakileri falan yiyoruz. Evet. Yani dolayısıyla boy olarak çok daha küçük eskiden. Yani burada anlatmak istediğimiz şu. Dikkat ederseniz bugün de aynı şey şekil değiştirerek devam ediyor. Amerika'nın Asya'da ne işi var? Şimdi İttihat ve Terakki'ye gelirsek ya İngilizler yaptı diyorsunuz. Bence parmağı vardı. Bence bence İngilizler yaptı. Ya şimdi İttihat hakkında çok belge çıktı. Mesela Tevfik Paşa'nın ev hakkını İsmail Sami Danışman adı şu Evet. Elindeki göster onu. Yeni baskısı arkadaşlar şu kitabı gösterelim. Ben daha sonraki baskısını gördüm. Şu kitabı gösterelim. Onun yeniden baskılar bilmiyor hayır yani çok yakın zamanda ben bundan başka bir baskı gördüm. Belki o gömlektir üstündeki ha dışı yani başka kapak gördüm ben. Başka kapak gömlektir üstündeki bu. Efendim, İsmail Sami Danışman'ın eee sadrazam Tevfik Paşa'nın evrakına dayanarak yayınladığı kitaptır. Yok yaklaşım yaklaşılaşmayın. Hangi kamera çekiyorum? İsmail Ahmet Danışman da Türkiye'nin en önemli tarihçilerinden birisidir son derece. Evet. Evet. Yan yan ne diyorlardı? Terk yan bilgi. Hayır hayır. Yan yayın mıymış demişler? Yayın bu efendim çok önemli bir kitaptır. Evet. Evet. Bir de bu İsmail Hami Danışman'ın eee Osmanlı tarihi kıs. Evet. Evet. Evet. Hocam bu İngiliz parmağı demişken şunu hatırlatalım seyircilerimize. Şimdi 1901'de Victoria ölüyor. Edward kral oluyor biliyorsunuz. Edward. Edward. Ne güzel dediler. Edward. Ondan sonra eee dünya haritasına bakıyorsunuz. Genellikle bu haritaları e İngiliz sömürgeciliği olarak bakınca kırmızı renk İngiltere sembolize eder. Dünyanın dörtte biri İngilizlerin elinde. 400 milyon gibi bir nüfusa sahipler. Eee ve hakikaten yani en büyük emperyal güç, en iyi Navy yani en iyi deniz donanması ve dolayısıyla her yerde parmakları zaten çıkabiliyor. Ama büyükelçilerinden vesaire dokümanlar herhalde doğru dürüst kullanılmadı ki bu bağlantılar kurulamıyor. İngilizler devamlı üstünü örtüyorlar bunun. Şimdi Abdülham affedersin abi. Şimdi mesela 19. yüzyılda bile mesela Layard'ın vesairein o yazdığı raporlarda isim vermiyor. Saraydaki adamımız diyor. Bir de biz de bir mesela saraydaki aldığı bilgiler vesairelerde isimleri zikret geçmiyor belki. Kadı şimdi İngiliz şeyi o 50 sene sonrasını planlıyor. Şimdi Almanya'ya Abdülhamit'ten Bağdat Demiryolu imtiyazını almış. H öyle bir imtiyaz ki demir yolunun geçtiği alanın 200 metrelik şeyinde maden arama hakkına da sahip. Evet. Şimdi Almanya Bağdat'a gidiyor. Hı hı. Bu İngilizleri kuşkulandırıyor. Çünkü Almanya'nın geçiş şeyinde rotasında Süveyş kanalı var. Süveyş kanalı Hindistan yoluna açık. Şimdi Hindistan yolunu kapattığınız zaman İngiltere'nin can damarını Evet. kesmiş olacaksınız. Bu bir. İkincisi sanayi devrimini tamamlamış ülkeler hep. Yani bütün mesele oradan çıkıyor. Rusya sanayi ülke. Çarlık Rusya sanayi inkılabını tamamlamış ve müjrlere hürriyet vermiş. Çünkü tüketici olacak. Eee, ancak üretimin fazlası geri kalmış bir ülkeye yani emperyalizmin tarifi bu değil midir zaten? Evet. Aktarılacak. Aktarılacak. Şimdi Fransa, Güney Akdeniz kıyıları, biz de dahil Irak, Mısır falan dahil. Ve Afrika. Ve Afrika. Şimdi Almanya burayı yaramıyor bir türlü. Yoksa üyeliğe atılan karısı öldürülmüş. Bu bir savaş sebebi olmaz. Bağdat Demiryolu. Dünya Savaşı'nın en önemli sebebi. Bir de Rusya sıcak denizlere inmek istiyor. İstanbul'da bir şey istiyor. Sığınacak bir liman, bilmem ne. Bir de kuvvet bulundurmak istiyor. Şimdi abi şeye dönersek şimdi Hasan Fehmi Bey öldükten sonra bu avcı alayları ayaklanıyorlar. Ayaklanıyor şeriat isteriz diye. İşte meclisi basıyorlar. Milletvekili Hüseyin Cahit diye kim? Başka birini öldürüyorlar. Lâske Mebusu Aslan Bey öldür. Aslan Bey'i öldürüyorlar. Bazı İttihatçılar vuruluyor. Tabii tabii tabii. Aslan Bey Dürzi miydi? Dürzi. Dür bir anda meşrutiyet mahvoldu diye telgraf çekiliyor. Sel herkes kaçışıyor bir tarafa. Evet. Oradan biraz anlatırsan. Herkes bir tarafa kaçışıyor. Şimdi şöyle bir şey yapsak müsaade ederseniz. Şu seyircilerimiz de o bahsettiğimiz İttihat Terakki şarkısını istiyorlar. A evet ama ağlamayın çalarken onu bir dinleyelim. Ondan sonra çok kısa bir ara verelim. Tamam. Evet. Sonra da sonra 31 Mart'ta elhamdülillah geldik. Bir de her 31 Mart bahsi geçtiğinde söylüyoruz. Topçu kıtalarının bulunduğu yerdeyiz efendim şu anda. Hareket Ordusu'nun geldiği fotoğrafı şimdi görürüz. Topçu birliklerin topçu birliklerin. Evet. İlk Hanım o resmi bir koyalım lütfen. Ondan sonra oraya gelelim. Şu topçular var yaani burası. Altında eski Türkçe yazıyordu. Hatırladınız. Onu koyalım. Bir de onların şeyi vardır ekrandan bir. Hah. Şimdi efendim eee şimdi sevgili seyirciler hani eee şurada alt tarafında resmin bir kalabalık var. Sağ tarafa doğru böyle dışarıya doğru bakan bir adam var. Şu anda biz buradayız. Yani Habertürk binası orası. Evet. O binalar ne hala duruyor. Ermeni vakıf Ermeni vakıf duruyor mu? Dur işte o şeydeki benim pencereden bak arka tarafa bak yanındaki cadde ağlıyor. Hani buraya gelirken çok büyük bir inşaat var ya şimdi başlamış bir rezidans inşaatı yapılıyor. Ev o da şu bir duvar var hani orada. Evet. O duvarın önünde barakamsı bir şeyler var sol tarafta. İşte orası yani tam olduğumuz yer. Çok büyük ihtimalle şu anda bizim oturduğumuz masa İlk Günü Hanım biraz daraltabilir mi? Yan tarafa alabilir miyiz resmi? Biz de gözükelim de öyle anlatalım. Heh. Oraya gitsem gözüküyor mu? Gözükmez değil mi? Oradan göstereyim diyorum. Şu sevgili seyirciler resmin sağ tarafında hani adamın biri dışarı bakıyor. Şöyle belinde beyaz bir şey var gibi. Biz oradayız şu anda. Tam bizim masanın bulunduğu yer. Hatta şu masayı da şöyle geniş verirsek bizim masayı Hah. O resim gitmesin ama onu ikisini sormuyorum. İkisi olmuyor mu? Peki resim gelsin. Resim biz resim. Hah buradayız. Şimdi efendim o adamın olduğu yerde ben, Erol Bey, Pelin Hanım, Erhan Bey oturuyorlar. Tekrar söyleyeyim o sol taraftaki üte yeşillik gibi olan baraka gibi yer inşaat rezidans yapılıyor. Arkadaki binalar, duvar hala duruyor. Duvarın arkasındaki binalar da duruyor. Şimdi bunlar ne? Bunlar efendim eee isyancı birliklere karşı eee getirilen Hareket Ordusu'nun getirdiği topçular. Evet. Hı hı. Buradan şu anda eee Teknik Üniversite binası o açık hava tiyatrosuna giden yoldaki girişteki hemen o mimarlık fakültesi.

Galiba orası. Evet. Mimarlık fakültesi şu an. Teknik üniversite o mimarlık fakültesini buradan top ateşine tutuyorlar. Düşünsenize yani 100.000 sene önce bugünlerde burada topçular vardı. Tam şurada. Evet. Çünkü orası o topun yerinde Erhan hoca var şimdi. Evet. Taşkışla topun yerinde. Evet. Taşkışlayı buradan şeye tutuyorlardı.

Şimdi efendim bir kısa ara veriyoruz. Mekanımızı da gösterdikten sonra eee 31 Mart şarkısıyla beraberiz. Meşrutiyet şarkısıyla. [Müzik] Tamam. Gir.

Evet efendim. İttihat Terakki'ye devam ediyoruz. 31 Mart'a devam ed. Evet. 31 Mart yani o 31 Mart ayaklanması şimdi değerli memnunlar zümresi. Evet. Tabii her şeyde bir lokomotif olması lazım. Şeriat isteriz. Slogan. Slogan bu. 31 Mart bugünkü takvimi 13 Nisan. 13 Nisan 12 13 gün fark vardır. Tabii 13 Nisan. Çünkü biliyorsun birkaç yıl önce İstanbul Üniversitesi'nde birkaç tane aklı evvel var. 31 Mart için bir mevlit okuttu. Tarihleleri bilmediği için 31 Mart okuttu. Murat da o zaman bir şey yazı yazmıştı. Hayır. Ulan Ysa 31 Mart için niye mevlit okuyors yahu? Mevlit okutuyorsun 30 yıl mad diye. Gününden haberim yok. Hayır niye okutulur sonra? Niye okutulur sonra? Niye şehitten okutuyor yani. Hiç salaklık salak mı arasın? Ne demişler? Hamakat bir beladır ki birar olmayan bilmez. Yani salaklık öyle bir beladır ki aptallık ona düşmeyen bilmez ne olduğunu diyor.

Şimdi bu hareket zamın hafizin de bu da. Evet. Tabii bu hareketlenme karşısında İstanbul'da bir otorite boşluğu doğuyor. Herkes her istediğini yapıyor. E herkes kaçmış zaten değil mi? Yani can askerler yani herkes dediğim askerler. Çünkü İttihatçıların hepsi kaçmış. Hatta eee meşvereti pardon Şura-i Ümmetin Selanik'te basılmış tarihsiz bir metni var. Haniller Şura mümmetarını basıyorlar. Tabii parça parça ediyorlar. Her tarafı şimdi Meclis-i Mebusana girdiler mi girmediler mi? Sina Bey'in kanaati girmedikleri çünkü benim bir soruma verdiği cevapta girmemişlerdir dedi. Ben o zaman Ali Cevat Bey'in fezlekesini herhalde dikkatli okumadığı veya gözden kaçırdığı kanaatindeyim. Çünkü Ali Cevat Bey fezlekesinde meclise girmişlerdir diyor. H yani boşu başı boş asker. Evet. Hatta İsmail Kemal'i de bir hayli pohpohlamışlar. Bu arada da adliye nazırını ö şey olan İsmail Kemal Bey Arnavut Arnavut. Tabii bu arada eee Laskiye mebusu Aslan Bey Hüseyin Cahid'e benzetilerek parçalanmış. Yani böyle gürültüye gitmek de var arada.

Tabii bu sefer 3ün orduda mürettep birlikler ne demek o? Düzenlenmiş birlikler İstanbul'a doğru hareket. Hariketten doğru. Çünkü meşrutiyet tehlikeye gel. İkinci ordu da geliyor Edirne'den. Edirne geliyor aslında katılıyor. Birisi Selanik'ten birisi birisi şeyden. Hatta ve hatta birlikler birliklere katılmış siviller de var. Çeteler var. Çeteler var. Geliyorlar İstanbul'da geliyorlar kumandan. Şimdi komuta Hüseyin Hüsnü Paşa o resmi bir gösterelim ilk gün Hüseyin Hüsnü Paşa'nın Hüseyin Hüsnü Paşa eee vermiştim fotoğrafını. Hüseyin Hüsnü Paşa'nın kurmay başkanı Mustafa Kemal. Binbaşı Mustafa Kemal Kazım Karabekir var. Kay ybaşı mı Binbaşı mı? Binbaşı. Binbaşı mı? Binbaşı. Kazım Karabekir var. Enver Paşa var. Kazım Karabekir de ik ordunun kurmay başkanı. Evet. Biz Hüslü Paşa'yı görüyoruz. Bu efendim Hüseyin kime benziyor? Aynı torunu bilhel mezukları. Evel Aybar. Eveneli Aybar dedesi nasıl benziyor ama. Evet. Hüseyin eee İkranın bir de ikinci resmi hani ayakta duruyorlar onu gösterelim. Eee kurmay başkanıyla beraber. H bulunamadı mı resim? Yok. 15 saniyede geliyordu. Gelecek gelecek inşallah. Ayakta duruyorlar ikisi. Hani bu değil. Bunlar katiller. Yahu bunlar Mahmut Şevket Paşa'nın katilleri. Hani ayakta iki kişi duruyor. Festival başlarında. La ilahe illall. Sonradan değişiyor tabii şey. Komuta kademesi. Hayır tabii. Sonra Mahmut Şevket Paşa geliyor. Komutayı devralıyor. Hım. Devralıyor. Şimdi harekat başlıyor. Yok mu resim? Bulamadılar. Zararı yok. verdim. İki tane duruyor. İki kişi ayakta duruyor. 23. Bir tanesi şöyle bıyıklı 24'e bağlayabce giriyor.

Şimdi Hüseyin Hüsnü Paşa Hı. Eminönü Karaköy o civarda mevzileniyor. Merkez orası. Evet. Mahmut Şevket Kazım dah yok. O daha yok. Kazım Karabekir ve Enver Paşa. Vallahi güzel isim yok. Yukarıda buradan hareket ediyorlar. Buradan hareket ediyorlar. Şimdi tengil olayı başlıyor tabii. Yani ayaklanmayı bastırma olu yani hareket ordusu zaten şey var. Şimdi basına bakıyorsun abi gazeteleri takip ediyorsun. Gazeteler şimdi hareket ordusunun İstanbul'a yaklaştığı haberlere geldiği zaman bir anda şey değiştirmeye başlıyorlar. Eee o Mahmut Şevket Paşa. Yok o Mahmut Şevket Paşa'nın. Evet o değil. O değil. bir anda hemen eee meşrutiyetin ne kadar eee ehemmiyet olduğunu yani muhalif gaz korkan bile dönüyor bir anda. Yani bütün muhalif gazeteler şimdi şeyin anlattığına göre Melekşah Hanım'ın torunu Hüseyin Üstü Paşa'nın eee yakın çevresi Paşa geldiği vakit idareye biz el koyalım Mahmut Çelikşayı beklemeyelim demiş. H evet birileri. Evet evet el koyalım demişler. Onun cevabı biz çapulcu sürüsü değil asker iş asker işliyor. Evet doğrudur. Doğrudur. Hüseyin Üstü Paşa biz askeriz doğrudur. Çapulcusü değiliz demiş. Doğrudur. Zaten şey o bir kısım çapulcular var yanından da çatı ama diğer birlikler çok düzenli birlikler yani

Peki Erol abi Sultan Hamit eee bunlara karşı güç kullanmak isteseydi başarı kazanabilir miydi? Şimdi Şefket şey Mahmut Şevket Paşa e Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın oğlu H Mahmut Muhtar Paşa. Mahmut Muhtar Paşa Hassa Ordusu komutanı. Birinci Ordu da İstanbul'da. Tabii hassa ordusu komutanı ve kuvvetli bir birlik. Ancak Abdülhamit taarruz emri vermemiştir. Verseydi diyorlar. Önerddi tabii. Örnerdi. Niye vermiyor? Şimdi Abdülhamid'in siyaseti şu. Kardeş kanı dökmemek. askere değil isyancılara karşı askeri kullansaydı. Yani hareket ordusunun yaptığını kendisi yapsaydı. Şimdi isyancı da bir nevi şey sayılıyor. Kardeş sayılıyor. Üstelik de talebe-i ulum Hı hı. karşısındaki H. Bir de medrese talebeleri de var. Bir de o medrese talebelerini yakalamaları da şöyle ayın çatlattırıyorlar. Biliyor musun? Onu bir tam söyler misiniz? Onu seyircimiz anlamayabilir. Malum. Abstrum. Şimdi biz konuşurken malum deriz ama medreseciler ayın çatlatır malum diye. Hatta bunlardan bir tanes bunlardan bir tanesi sarığını almış koltuğunun altına cübbeyi toplamış. Kaçarken önünü kesmişler. Demişler ki ulan sen medreselisin. Ne marum demiş. malum diye oradan oradan yakalıyorlar. Çünkü bizde bir arada şey vardı. Hep böyle olaylar. Mesela Karadenizliler genellikle Bahri askeri olur. Bahri askerliği de 3 sene. Ne biter ne tükenir. Daha mı uzundu eskiden? Tabii. Şimdi diyorlar ki adam ben Rizeli değilim nerelisin? Konyalıyım. Bakmış ki askerlik şubesi olacak gibi değil. Fındık de bakayım. Fendok bu tarafa. Fındık diyenler kurtarıyor. Fendok dedin mi gitti. Şimdi bunun gibi medreselileri toplamışlar. H toplamışlar. Yalnız ele başıların idamı. Hı. Şimdi bir sehpada bir idam varsa onun yanındaki sehpada aynı cezanın infazı bir nevi şey uyandırır. Hım. Hem kurbanda hem seyredenlerde. Kurban diyorum şey yani öldürülenlerde hem de şey bir nefret duygusu kazandırır. Ama burada hepsini sırayla nasmışlar. Evet. İbret halim için. Evet. H nerede kuruyorlar? Karaköy'de var değil mi? Karaköy'de var. Tam şimdi o fotoğraflar var değil mi? Ben de görmüştüm. Getirdim. Şimdi seyircimiz soruyor. O idam fotoğrafları. Bak İkin Hanım bir iki idam resmi koyalım. Dar ağacı. Onlar da mı yoksa? Şöyle bir dar ağacı. Sultan Ahmet var. Sultan Galatasaray var. Daraç dar Cen asmışlar ya adamlar. Şöyle ikb şimdi gerçekten bir seyircimiz. Evet. Bu Sultan Ahmet. Sultan Ahmet mi? Şunu büyütelim mi isterseniz? Ne kadar çok insan var. Tabii idam set. 60ara kadar var bu uygulama. Şey hep filmlerde olduğu gibi böyle meyve, sebze, kurabiye falan satılıyor muydu? Yahu şeyde 1960 küsurda İstanbul'da son idam Sultan Ahmet Beyd'ın 40 gün ertelenmiş. Avukat son anda bir şey yapmış. 45 gün 45 gün. 45 gün geceleri kadın erkek çoluk çocuk dolmalar börekler kilimler kilimler serip idam beklemişler en sonunda işte bu gece asılacak denince hurra hip sonra bura karaköy ben burası karaköy ben onları gördüm gördü idamları sipahi pala diye bir herifti hani çocukları denize atmış annelerinin evet salacak canavarı mı salacak canavarı galiba seri katil katil tam sehpa kuruldu asılacağı gün avukatı durdurduk. İnfazı durdurdu. O hadise. Evet. H. Şimdi herkes seyrediyor. Adam da genç tabii. Bugün yarın, bugün yarın halk artık her gün toplanıyor oraya. Kilimler, halılar filan. Halk toplandığı için çaycılar, kokoretçiler, 60ların başı. Evet. Ha bir de bir bir o zamanın gazetesinde okudum. İdam yapıldıktan sonra o esnaf üzülmüş. Ya satışlar çok iyiydi demiş. Hepsi. Bu ihtilalden sonra mı oluyor? İtilalden sonra e şey idam cezaları sabah namazından önce yapılı. Evet. Şimdi halk oturuyor orada. Artık komşuluklar momşuluklar hem bir taraftan çene çalıyor, kişi işliyor hem de bekliyor. İşte sabah namazı okununca herkes evli evine, köylü köyüne filan. Bu tam böyle 45 gün falan devam etti. İşte Erol abi de odamış mı? Kaç yaşındaydınız? 20 falan. filan infaz oldu. Ertesi gün kimse yok. Meydan bomboş. Ben eee İran'da çok seyrettim. O ihtilal zamanında gördük mecburen. İşimizde. Onlar hala şey yap. Kaşlama gördünüz mü? Yok dahi onu görmedim ama eee ciddede kafa uçurmayı gördüm kılıçla. O mescid cumaya merkez. Araplarda hala kılıç var değil mi? Suudilerde var. Evet. E hırsızlıkta mesela el kesme o tam yani ilk seferde falan yapmıyorlar onu. Adet haline getirince kesiyorlar ama cinayette mutlaka kafayı kesiyorlar. Ama komik tarafı eee camide şimdi televizyon söylüyordu o yıllarda işte yarın şu camide h şu suçtan dolayı işte mahkum olan ki çoğu Bengladeşli veya Pakistanlıydı onların. Hım. Hı. Eee, şeyin, mahkumun cezası infaz edilecektir. En ön sırada kimler var seyretmeye giden? Kadınlar, kraliyet, Amerikalı hanımlar. Amerikalı. Evet. Çok değişik onlar için. Tabii. Başlarında şöyle hafif bir siyah örttü. Bir de kılıcı diyip kafayı uçulduğu anda şey, "Allahu ekber" diyor. Herkes birden bağırıyor. Eee, bir şey arabasıyla e o Nissan jipler vardı o zaman. Çölde çok kullanılırdı. muhafaza altında bir jeiple jeip arkada bir şey ambulans ve polis falan geliyor. Adamı getiriyor onu. Adam eli ayağı zincirli ama herif Leyla eee bir şey vermişler ki sakin dursun diyor. Cellat geliyor. O tek bir cellattır. O senelerdir o adam görevi. Şimdi oğluna devretmek üzereymiş. Maske takıyorlar mı? Hayır müze çıkmış. Çök diyor çöküyor. Tabii kılıcı alıyor dediğin dolaşıyor. Kabile hukuku çünkü. Efendim kabile hukuku. Ama adam şey şey değil ki adam Arap değil. Arap değil. Arap değil. Başka tabii. Ondan sonra adam eee kılıcı alı şöyle kaldırıyor. Millet böyle hemen şey çıkıyor. Ses çıkıyor falan. Hurra gibi böyle vurmuyor. Dolaşıyor ediyor. En sonunda geliyor tak diye vuruyor. Kelle gidiyor. Bazen birkaç sefer de şey yapar. Kılıç kolay kesmez. Omuz başlarını falan kes. Omuz başlarını falan parçalıyor. O arada en öndeki Amerikalı hanımlar Allahu ekber. Allahu ekber diyor. Kadınlar da geliyordu. İlk şey üç gece rüyama girdi ya. Korkunç iş. İran'daki öyle normalde asıyordu adamı. Türkiye'de 60'tan sonra meydanlarda idam son diyor o zaman değil mi artık? Hayır. Şimdi bir iki tane böyle meydanlarda yapıldı. En son benim bildiğim Börekçi Ali diye birini asılar. Evet. Börekçi Ali. O da mı Kasımpaşa mı? O civarda bir şeyler cinayet. Beşiktaşta. Beşiktaş'ta adamları öldürmüş. Bir de fırında yakmaya kalkmış. Kokudan yakalandı herif. H onu eee Mısır çarşısının yanı ilk defa yıkılıp arsa haline gelmişti. Toprak bir yerdi orası. Orada asıldı. 60'tan sonra mı da? 60'tan sonra h Milli Birlik Komitesi bütün idam cezalarını tasdik etti. H Erzurum'da bir kadın asıldı filan. O kadın asıldı değil mi? Evet. Evet. Kadın asıldı. O ne dendi? Hatır o da idam cezası. Cinayet. Cinayet. Cinayet. Kastın kesafet. İngiltere'de vardı biliyorsunuz. İngiltere'de bir kadın idam vardı. Rose çocuklarını öldüren. Şu çocuklarını öldüren ve neydi? Fransız isimli bir cellatı vardır ingilizlerin. Son cellat. Evet. Onun anıları var değil mi? Evet. Evet. Okudunuz mu onu? Okumuştum baktığım anda çok enteresandır o. İngiltere'den son resmi ikraliyet celladı. 70'lerde ölmüş. Onun yardımcısı hayatta şimdi fakat adamın Fransızca bir ismi vardır. Onun Dipontu Dipon gibi bir isimdi. Ona benzer ve Colin Wilson diye bir adam var biliyor musunuz? Colin Wilson da bunlarla ilgili çok geniş bir şekilde yazıyor. Yani özellikle public execution la ilgili bir kitabı vardır. Şeyi anlatıyor. Mesela 1800'lerin ortasında Paris'te, Londra'da böyle e şeyin ya 1800'lerin başlarında daha doğrusu kafesler içinde çürüyen insan vücutları varmış. Ya ibret olsun diye koyular. O kokuyu düşünün. Yani şehrin göbeğinde bir kafesin içinde çürüyen insan vurucuyor. Nerede? Paris'te de var. Londra'da da Paris kokar da eee çölde falan olsa kokmuyor. Ben gördüm ceset kuruyor herhalde. Kuruyor. Koku yok. He sıcaktan nerede? Sıcak tabii rutubetli yerlerde feci. Rubbetli o da. Evet. Felaket ya. Bir de biliyorsunuz Paris'te özellikle Emin Zoğan'ın bir eee kitabı vardır. Orada çok güzel anlatılır. Etrafta Paris'te morglar en böyle popüler yerlere dönüşüyor. Çünkü insanlar gidip bir kadavra kesimi izliyorlar. Yani resmen film seyreder gibi. İki, e, morglarda insan vücutları işte ceninler, kavanozlar içinde vesaire. Eee, ya böyle sosyal hayatın çok önemli bir bir şey oluyor. Tabii İttihatçılar da Ankara Merkez Cezaevi'nde asılmışlardır. 27276 şeyi söylüyorlar. Ankara davası Ankara davasıyorlar. siyasi davayı çünkü orada herhangi suikast müikast şeyi yoktur doğrudan doğruya İttihat Teraki yargılanmıştır. Tabii orada şey de yargılanıyor değil mi? Bunların mesela bu vurduğu gazeteciler falan da söz konusu edilmiş herhalde. 19 taraki tarihi zaten bizim yakın dönem tarihi onun içindedir. Hım. Bu onun tutanakları basıldı mı? Var işte ben onu şey yaptım. Hayır. Basıldı mı? Basılmadı mı? Hayır şimdi basılmadı daha. Ha sen yayınlayacaksın. Evet. Evet. Evet. İnşallah. Bir tane yapılmıştır da ama çok eksik ve yanlıştır. Sizin şimdi galiba 34 cilt kitap. Evet. Evet. Öyle kaps.

Şimdi Cavit Bey. H Cavit Bey. Eee, Doktor Nasım Ardağan Mebusu Hilmi Bey. Abdülkadir. Abdulkadir daha sonra. Daha sonra eee Abdülkadir şeyde tam sınırda yakalanmış. Yakalanıyor. Tavuk kümesinde mi yakalanmış? Yok yok. Abdülkadir de oradan dolayı sınırı geçerli. Erhan tavuk sen 18. yüzyıldan bugüne gelme. Hayır hayır o tavuk kümesinde yakalanan biri var ya kara. Tamam birisi yakalanıyordu. Evet 2şer buçuk saat sehpada kalmışlardır. Raporu veren öldüklerine dair raporu veren Fahri Cevitt'tir. Hım. Yani Bülent Ece Cevit'in babası. Babası adli. Tabip o çok azim. Şimdi Cavit Bey iyi bir cevap geldi. Burak Bey'e teşekkür ederiz. Albert Pep Point son eee cellat cellat isim bir kalmış. Pir point Point galiba. Bir de filmi çevrildi. Onu bulan bir şeyler oldu. Öyle mi? Filmi çıktı onun. Evet. Executioner. The executioner. Ama hatıraları çok enteresandır. Pure point. Evet. Şey, estağfurullah.

Şimdi Cavit Bey her gün eşine bir mektup yazıyor. Cavit Bey'in elinden kalem düşmüyor zaten. Evet. İşte Aliyeciğim biraz evvel sözünü ettik ya. Eee, yani Aliye hanımefendi, Aliye Şöhret. Evet. Şeyin eee Burhanettin Efendi'nin ilk hanımı yani birkaç önce vefat eden Şehzade Ertuğrul Efendi'nin Osman Ertuğrul Efendi'nin annesi annesi sonra Cavit Bey le bir o enteresan drama eşini deviren kayın pederini deviren hareketin liderlerinden bir evleniyor. Şia Bey dünyaya geliyor oradan. Şer Şia Yalçın eee ve ilk eşi Aliye Hanım'ın Şehzade. Daha sonra Oscar Wild'ın eee kayınadeleriyle yani boyfriendinin kayın rader değil. Hayır baldız oluyor. Yani erkek sevgilisinin ablasıyla evleniyor. Lady Douglas. Evet. Şimdi Cavit Bey tabii ilk eşi veremden ölmüş. Hım. Aliye Hanım ikinci eşi. Aliye Hanım'ın da Cavit Bey ikinci eşi. H Cavit Bey Ali Hanım hamile kalınca tabii Cavit Bey o 50 yaşında baba olana ne denir? Buldumcuk filan mı derler? Çocuğa mı? Varsa yoksa şiar. He. Hep notlar kurmuş işte. Bugün üç defa süt emdin, iki defa banyo yaptın vesaire filan. Şiarın defteri diye notları vardır. Evet. Notları vardır. Ama heyecanla okudum onu Cavit Bey'in. Öyle önemli bir şeymiş Şiarın defteri. Meğerse bunları anlat diyor ya Rabbi ya. Çünkü Cavit Bey duyunu Umumiye komiseri. Evet. 1.000 L maaşı var aylık. Büyük para değil mi? Çok. Çok. Mustafa Kemal'in maaşı 400 lira o zaman. H 2,5 üst 1.000 L maaşı var. Bir, ikincisi otomobili var. Hım. Yalnız Erol abi bildiğim kadarıyla Taksim'de bir evleri var. Tabii başka evi yok. O nişan taşı. Taksim değil, Nişan taşı. Kira değil mi o? Kira. Adadaki evde ki. Hayır, Taksimde Lamain de burada. Eski şeyin binası Sabela vardı ya. Belçika Hava Yolları. Sabela'nın en üst katıydı. Kalan oydu ellerinde. Hım. O zaman Aliye Hanım zaten o şeyde otururdu. Bu yıkılan otelin tam karşı sokağından girince sağda bir apartman vardır. O apartman yıkıldı. Şimdi açık orası. Ali Hanım da şeyde vefat etti galiba. Güzel Bahçe Hastanesinde. Evet. Evet. Orada otururdu. 70'lerde 60'larda veya 70'lerde. Şimdi Cavit Bey'in dramı şu. Her gün eşine bir mektup yazıyor. Ali'ye. Talat Paşa gibi. Sabah kalktım elimi yüzümü Talat Bey'in şey Talat Paşa'nın o kadar yok. Enver'de var o. E tabii ama Emre yapacak günde 8 tanede yazdı o. Tabii bu mektubu yazıyor. O günkü olaylar kapatıyor ağzını veriyor parasını da gönderiyor. Aliye Hanım'ın eline geçti insan. İnfazdan sonra bu açılmamış mektuplar Hım. Elbisesi, gözlüğü vesairesi aile he. Of ne hüz bu azim ama. Evet. Şimdi Aliye Hanım onu Kandemir diye bir şey vardır. Ona verdi. Cavit Bey'in hapishaneden gönderdiği mektuplar. Sonra İsmet Bozda şey yaptı. İdama beş kala. Ne demekse o. Hım. Ama önce onlar şeyde yayınlandı değil mi? Kazede belgelerle. Yok yok. Eee yakın tarihimiz yakın tarihimizde çıktı ilk önce. Cavit Bey'in hapishaneden, zindandan eşine gönderdi gönderdiği mektuplar diye. Çok işli mektuplardır onlar. Tabii ama ama almış mı Ali Hanım o mektupları? Almamış. Vermemişler. İşte dram o. Vermemişler. Dram o. Hepsi beraber infazdan sonra kendisine teslim ediliyor. Ya şey oluyor. Geçenlerde de Türkiye'de yani çok kısa bir süre önce 12 Eylül'de asılan insanlardan birisinin mektubu daha yeni gitti aileye. Yani ya sene sonra veriyorlar çocuğun mektubunu. Yah ya olacak şimdi yani acı tazeleniyor. Ş annenin babanın sen dramını düşün. Tabii ya. Benim hazmedemediğim bir şey Adnan Menderes ada komutanının odasında. Hı. Şimdi ailesi gelmiş, çocukları gelmiş. Ada komutanı oturuyor. Adnan Menderes başbakanlık yapmış bir adam. Yani nezaketen doğru değil. Tabii ayakta. Ala komutan da böyle oturmuş. Arkada duruyor. Adname resim çektiriyor. Şimdi bu olmaz. Bu devlet gelen adamaz. Ben o adanın da komutasını derte eden birinci ordu komutanının yerinde olsaydım derhal görevden alırdım. Evet. Yani Erol abi enteresansınız. Ada komutanının eee koltuğa oturmasına karşı çıkıyorsunuz. Adamcağızın idamını doğru duyuyorsunuz. Hayır her şey yerinde değerlendiriyor. Abi adamın Atlan Menderes'in idamına karşı çıkmasa kendi gençlik yılları boşa gitmiş olur. Evet çok doğru. İnşallah. Bu arada dergimiz için çok sayıda mesaj geliyor. Hayırlı olsun diyorlar. İnşallah. Allah ömür verirsin. İnşall efendim. Çok teşekkürler. Eee, himmetiniz, berekatıyla Evet. güzel bir dergi yapacağız. İyi çalışacaksın. Erhan zaten bütün yazı toparlama işleri falan çoğunu Erhan hoca hallediyor. Eee, güzel bir dergi olacağız. Olacak efendim inşallah. İnşallah. Eee, bir seyircimiz soruyor. Çok kısaca cevabını vereyim. Gerçek tarihin 13 Nisan olduğunu biliyoruz. Peki 19 Mayıs neden 2 Haziran'da kutlanılıyor? Çünkü efendim takvim değişti 1917 sonrası. Bu ayıp 1717 sonrasında o 13 gün fark kaldırılmış. Farket 17 değişir. Şey vardı bu herhalde genç çocuklardan biri. Evet. Bir seyircimizden sana diyor ki Erhan Bey İttihatçılığın para yedikleri sözünü geri alsın özür dilesin. Bildiği kimseler varsa açıkmasın. Öyle bir şey mi dedim? Ben kaçırım geri al. Evet. Evet. O vurulan gazetecilerin bir kısım ithamları mesela Zeki Bey'in Tabii tabii Ahmet Samimin İttihatçıların bazı yolsuzlukları olduğunu söylüyor. Yani mali problem var işte onun için vuruyorlar. Gönderiyorlar bunlara. Diyorlar ki İttihatakin şey değil üst düzey kadro. Tamam. Çünkü çünkü bir İttihatçı rüşvet yerse onu arkadaşı öldürür. Doğru. Hiç gram kaçmaz. Doğru. İşte o Karakemaller filan o dönemde bütün işe yaşadı. Kara Kemal bütün İttihat Terakkinin parası Kara Kemalmiş. Evet. Kara Kemal sigara tiyakisi olduğu için alamıyor. Parası yetişmiyor. Alamıyor. Hım. Estese alır. Kim ne diyeceğe? Hayır. Hesabını sorarlar. Kuruş kuruş. Milli mücadele arkadaşından borç alıyor. Bay aa şu kadarını söyleyeyim ona kamil olan seyircimiz. Anırmaya hazırlanın efendim. Şey var. Hayırsız olsun diyor. Bir de derginiz diyor. İnşallah çıkanaklar siz de göremezsiniz. Oldu mu? Hatta inanmıyorum. Bet hayırsız olsun. Ne? Çünkü hastalık bu biliyor musunuz? Gece bu saatte tatmin olacak. Soğuk esprier. Çünkü espri yaratıcılıkla, kafa yapısıyla da ilgilidir. E o öyle cevap yazarsa hayırsız olsun derse hayırlı olu da sen inşallah göremezsin. Meşhur Hasan amca vardır ya abi İttihat Terakki'nin muhaliflerinden. O da çok maceraperest bir adam. Çok şimdi o uzun süre İttihaten muhalefet etmiş. Sonra dönmüş yazıları yazmış filan. Tabii Cemal Paşa'nın da ayrıca. Evet. Cemal Paşa'nın enteresan da bir tip tabii. O da tam komitacı tipli birisi. Ben tanıdım mı? Şim tanıdın mı abi? E şeyin eee Cevdet getirmişti. He o 50'li yıllarda şeyde yazıyor. Hatıraları falan çıkmış ya öyle notları. Daha önce Alemdarda var. H yok o 50'li yıllarda kimdi o? Falih. Falih Ruku Bey e Dünya Gazetesi onun yanında Hasan amca yazmış. Oktay Ekşi'nin güzel bir yazısı vardı. Hasan amca adamın ismidir. Soyadı o. Evet. Ben diyor gençtim diyor Hasan amca diye biri geldi diyor. Falih Rıfkı Bey diyor bana yardım etti. Evet. Kütüphanelere falan götürdük diyor. Araştırma yaptı diyor. Bu bir 31 Mart vesaire şu bu. Sonradan şunu demiş. Şimdi anladım ki çocuk demiş Mahmut Şevket Paşa'ya karşı biz mücadele ederken aslında İngilizler hizmet ediyor. Hiçbir şey anlaşılmıyor söyledim. Ben çok derin bir söz söylem yutan sözü. Hasan amca Hasan amca en son cümle söykiye Mahmut Şevket Paşa'ya karşı Mahmut Şevket Paşa'ya karşı mücadele ederken aslında biz İngilizlere hizmet ediyormuşuz. Yani dolaylı olarak Evet. Bunu anladım demiş. Peki yazacak mısınız demiş. Onu yazarsam gençliğim gider demiş. Aynı abi senin gibi oluyor.

Şimdi efendim bir seyir hocamız çok affedersiniz Talat Kabasakal. Bu ciddi mesaja hep cevap veririz. Eee zevkle seyrediyoruz diyorlar. Teşekkürler. Ask Wald'ın Ali Hanımla akrabalığından bahsettiniz diyorlar. Öyle değil efendim. Başını kaçırdılar galiba. Ali Hanım akrabalığı yok. Aliye Hanım eee Cavit Bey'den önce Sultan Hamid'in oğlu Burhanettin Efendi ile evliydi. Evet. Sonra Burhanettin Efendi ayrıldı. Ayrılmış Cavit Bey'le izdivac etmiş. Maliye Nazırı Cavit Bey le. Burhanettin Efendi. Şehzade Burhanettin Efendi. Daha sonra e neydi hanımın ismi? Douglas. H Lady Douglas. Alfred Douglas'ın Lady Douglas isminde bir hanımla evleniyor. Bu hanım Oscar Wild'ın eşcinsellik suçundan hapse girmesine sebep olan erkek sevgilisinin ablası. Lady Douglas. Hatta biz eee rahmetli Osman Efendiyle falan New York'ta hani Burhan Efendi'nin oğlu Evet. Ali Hanım'dan olan oğlu çok çok ş inanılmaz efendim çok hoş bir insan. Evet. Tanıdınız siz Allah rahmet eylesin şeyi konuşurken eee ben laf olsun diye şey efendi hazretleri Oscar Valitleriniz olur dedim. Tante Oscar dedim şeyi çalacak unuttum. Oscar İttihat Terakki ne? Evet. Eee onu çalıp bir kısa ara verelim. Evet. Uykusuz kalmaya değer diyorlar. Eee, o bir seyircimiz de süjektif yapıyorsunuz. Sübjektif yapıyorsunuz diyor. Anlamıyorum ben bu sözü subjektif mer objektif olmaya çalışıyoruz. Yani bu büyük bir bühtandır. Büht iftiradek istiyorlar efendim. Evet. Bühtan suçlama. Ama diyorlar ki düzgün yayın yapıyor. Düzgün yayın yapıyorsunuz ama sübjektif yayın yapıyor. Nasıl oluyor? Namuslu şey gibim. Efendim eee Sayın Zafer Dalka eee o hadiseyi efendim ben de biliyorum yassadaki hadiseyi. Çünkü ben o hanımefendiyi tanıdım. Ben de biliyorum hadiseyi. Evet.

Şimdi karar verelim. Ne yapacağız? Bu şeyi bir sım da 31 Mart'ın irtica ayaklanması olduğu nereden ortaya çıktı daha sonra? Şimdi her şeye bir yama vurmak. H yama vurmak. Şimdi şeriat isteriz meselesi. Ha demek ki bu bir şeriatçı ayaklanmadır. Şimdi şeriat isteriz de ne yaparız? Yani ne istemişler şeriat isteyip de ne istemişler? Çok planlı programlığ bu anlamda değil. Değil. Değil. Şimdi çeşitli olaylar var. Bu olaylar üstünde çeşitli yorumlar var. Aslında bence 31 Mart doğrudan doğruya gayriemnunların Hım. Bir ayaklanma bir nevi ayaklan. Yani dinle Diyanette hiçbir şeyle alakası yoktur. A bir yama bulmak lazım. Bir gerekçe bulmak lazım. Nedir? Bir de herhalde davayı güçlendirmek lazım değil mi? Dikkat tabii. Şimdi eee yani eee çavuşlardan önce din elden gidiyor aralarına atanlar bu dinin nasıl elden gittiğini hiçbir zaman açıklamışlar mı? Yok. Herkes Müslüman, herkes şey. Yalnız tabii Abdülhamid'in şeyi var. E Azharı Tevfik zırhlısının Ali Kabuli Bey kaptanı Ali Kabuli Bey gelmiş yıldıza çevirmiş topları. Asker ayaklanmış bunu yakalamış getirmişler saraya. Hı hı. Şimdi Abdülhamid'in işaretini Abdülhamid'in işaretini öldürün diye yorumlamışlar. Hım. Ve orada par linç ediyor. Yani bu Abdülhamit leyin aleyhine bir şeydir. Yapmaz öyle şey canım. Yapmaz. Öldürün de ve balkona çıkıp da öldür. Tabii tabii. Orada arena mı var Allah aşkına? Onun adı gladyatör mü? Yapmaz öyle şey. Niye yani? E işte o işaret aslanı var ama. Efendim? Aslanı kimin? Abdülhamid'in. Onu söylemiştiniz. H galiba. Evet. Ya aslan. Hadi oğlum tut. Yani bunun dinle Diyanetle 31 Martın irticayla vesaireyle alakası yoktur. Şimdi ittihat terakki karşı hem var hem var hem slavon olarak kullanılıyor. Mesela 1703'teki Edirne isyanında da maaş yüzünden çıkıyor. Adamlar ortaya bir çıkıyorlar maaş demiyorlar tabii. Şeriat ister bir de şeyi söyleyelim. 31 Mart isyanından sonra eee çok eee kullanılıyor olan mürteci sözü Evet. Yani gerici manasında kullanılan, manasında kullanılan mülteci sözü efendim o devirde eee o manada kullanılmaz. mülteci gerici kavramının o dönemdeki karşılığı Sultanamit dönemi hasretti özlemidir. O dönemi geri getirme çabasıdır. Yoksa eee dinci eee eee İslam'ı isteyen, şeriat devleti isteyen anlamında o zaman kullanılmamıştır. Bunun bu anlamda kullanması kullanılması bu kelimenin çok daha sonralarıdır. Tabii Abdülhamit dönemi İstanbul'unda her şeyin en iyisi, en ucuzu. Çünkü asitane o. Onun için Abdülhamit hasretini çekerler ve kadınlar ağlaşmıştır. Abdülhamit giderken tabii canım. Ekmeği bize bilmem kaç paraya yediren sultanımız. Bir de Beşiktaş'taki evlerin mutfağı yoktur. Hım. Nasıl? O ort yok. Evet. Saraydan geliyor yemek. Ha saraydan geliyor. Anneannemler çocukken bizim evde yemek pişmezmiş. Evet. Yıldızla geliyor komşu diye. Tabii komşu tabii tabii. Tab ama Beşiktaş da değil. E teşvikiyin alt tarafı şey ne derası? Eee Teşvik yani sarayın bütün çevresini şey altına almış. Evet. Evet. Tabii canım o onun için o. Yani boşuna demiyorsun yani abi. Şimdi zeka yani hiç Abdülhamit Abdülhamit yani ben tabii Abdülhamid'e karşıyım ama niçin efendim? Yiğit abi hayır şey o yi öldür hakkını yeme. Hata yaptık Abdülahit haklıydı diyor artık Erol abi. Şimdi şöyle bir durum var. Cıza Tevfik gibi neredesin şefketli o Sultan Hamit Han feryadın varı mı barrigahına ölümsundan şunan köy milletin bak günahına demiştin sonra. Evet. Dökmeyenler dur Ali abi şimdi şöyle bir Allah bir de ik oldu. İstibdadı çok sıkı uygula nefes alamaz hale gelmişler. Yoksa Abdülhamit emin olsa, kendinden emin olsa H. Öyle herhalde yani bu afiye teşkilatı bilmem ne filan olmasa ona göre daha rahat, daha geniş davranacak. Bol zamanında dinlenmesi, ahşap işleriyle uğraşması, marangoz. Evet. Hatta onun yaptığı bir masa İstanbul Müftülüğünün giriş şeyindedir. Çok yerde o kadar çok yapmış ki çok yerde vardır. Eşyası stres arak ne yapacak? Hatta askerlere baston yapıp hediye etmiş. Ama şey enteresan bakın eee yıldızda durur. Eee ne derler? Tezgahı. H tabii tabii tabii. Tezgahın dünyanın neresi? Tezgahın üst tarafı aynayla kaplıdır. Geleni görmek için ayna koymuş üstüne. Tabii tabii tabii. O da bile nedir o? Yok. Ne olmuş? Kapatıyor muyuz? Devam edeceğiz ona göre. Saat söyle. Şuradan işaret etsin. İlk gün hanımı da görelim. İlk gün ne kadar vaktimiz var? Yani vaktimiz var sabaha kadar da. Sabah olur 10 dakika sonra kapatsak oluyor mu? Gecikir o zaman haberler. Oluyor mu? Tamam. 15 dakika adam dava. Hayır. Şey için diyoruz. Haberleri ayalım. Haber değil. Hayır. Program giriyor araya ya. Evet. Evet. Yani biz pat diye kesiyoruz zorda kalıyor arkadaşlar. Onun için 1015 dakika sonra kapatalım o zaman. Kapatırken müziği neyle yap? Yine müzik çalalım gene. Ne var? Erhan Bey Alatürk üstadı olduğu için artık fasıllara falan gidiyorlar mesela. Beğenmedim diyormuş. Niye yayından okumuyorsun diyormuş. Mehmet Günteki vuracak. Şimdi iki parça var üstadım. Hocam hangisini şey yaparsınız? Sayın bakanım Safiala. Allah gençlik sesi. Çok genç sesi. H bak şimdi Erol abi ne diyecek parçayı duyunca. Senden bilirim yok bana bir faiz. Bir yağına eller sürünür. Çatlasa bir kültür budur. Aman estağfurullah. İstediğin kadar kronik ezberle. Gül yağını eller sürü çatlasa bülbül demedikten sonra no etsem de abestir. Site mi hare tahammül gülyan eller sürün. Bir de onun devamı vardı. O okunmaz. Evet. E ben bir dakika ben bir şey yaptım. Ateşlere yandım. Oysa bilmem ne etti falan diye. Evet. Büro var. Bir de az bilinen bir eserdir ama çok güzel okumuş. Rahmetlik Kani abi. Hey hey diye hanendeler ettikçe terane bir ehli safha hissi gelir falan gider. İkisini de çalar karkıya. İkisini ç O zaman O zaman uzatalım biraz. Eee hayır 5 dakika şöyle yapalım. Eee, o şimdi şiir yağmaya başladı. Efendim şunu söyleyeyim. Eee, Rıza Tevfiik'in o şiiri eee, 80'li yıllarda biliyorsunuz eee, toplumsal tarih miydi o? Mete beylerin çıkarttığı toplum. Tarih toplumdur. Tarih toplum, pardon, tarih toplum dergisinde 80'li yıllarda yayınlanmıştı. Hı. Fakat e ve epey de tartışma çıktı o şiirin üstünde. Şiir eksikti. Hım. eksik yayınlanmıştı şehir. Eee, sansür falan değil. Bulamamışlar aslında. Hım. Ama o şehir yayınlanmaz ve yayınlanmaması da gerekir. Yayınlanmaması da gerekir o şehir. Eee, soran seyircilerimize efendim eee bunu söyleyelim ya. Böyle abuk subuk şeyler laf etmek için mesaj atıyorlar ya. Allah Allah ya arkadaşlar. Espire hakikaten zeka ve kültüre bağlı bir şeydir. Senin canın isteyince mi kapacak? 6ıya kadar dedik. Dur. Hiç altı malta değil. Suyunu çıkarmasan olmaz. Siz beraber uyusanız asıl olay işte şöyle. Okunuz geldi mi? Geldi. O zaman devam edir. Evet. Ne kaldı? Çok var daha. Daha İzmir suikasti var. Devam ederiz. Sonra haftaya bakarız. Haftaya bakarız. Allah ömür versin. Sana amin. Sana vermesin. Eee, hepimize yani genetiktir. Benim daha 60 senem var. Bu arada kaleminizi kutlarım. Şapers böyle adeta 1 kilometre ödeden de öbürü siyah. Televizyonlarda efendim reklam marka söylenmez abi. Ama bu yalnız mezarlıklar biliyorsun hep böyle 60 senen var 50 senen var diyenlerle dolu. Benim 3. Murat'da da yazmışlar 120 sene yaşayacaksın. Yarı sene yaşamamış adam. Ceddi pak bellidir. Bak ne cevap verdim. Evet efendim. Eee, dolayısıyla 31 Mart'ı kısaca kapanış için bağlarsak. Şimdi 31 Mart demek ki gayrimenemların yani durumdan memnun olmayanların eee daha doğrusu askerleri teşvik ederek çıkardıkları bir ayaklanmadır. Eee burada din kullanılmıştır. Yani şeriat isteriz şeyleri. Benim kanaatimce de arkasında İngiliz parmağı vardır. Ama bunu ispatlamak mümkün değildir. Mesela kaç kişinin abi? Sultan üf çok çok değil mi? Çok hala evrakı kapalı değil mi? Galiba açıldı. Sultanzade. Sultanzade Sabahattin Bey vardır. O da hep Prens Sebahattin. Prens değildi hocam. Sultanzade. Hatta Prens Sabahattin diye kocaman bir kitap var. Evet. Yani Nezahat Nurettin hanımefendi çıkartmıştır. Evet. Evet. Evet. Şimdi hangi birle uğraşacaksın? Adam Sultanzade. Hanedana mensup değil ama anne tarafından. Padişahlık istiyor. İstiyor. Evet. 31 Martın arkasında dur. Bak şey anlattı. Ateşleyenler Neslişah Sultan anlattı. H eee 1940'lı yıın başında Prens Münim'le yani Hıdiv'in oğluyla yeni evlenmişler. İsviçre'deydik dedi. E Sabiha Sultan da yani Sultan'ın annesi Nessişah Sultan'ın Sultan Vahdettin'in kızı. O da oraya gelmiş. Eee Prens Sabahattin'le şimdi isimler şeye geliyor ama akrabalık bağları düşününce tuhaf oluyor. Öz haladayı çocuğu Sabian Sultan. Tabii halasının oğlu. Tabii tabii tabii. Eee şeyden eee Prens Abdülminim'den idda köyünde yaşıyormuş şey. Çok perişan haldeymiş. Prens Abahattin. Aman demiş kuzenimdir demiş. Ve beni oraya götürür müsünüz demiş damadına. Tabii Sultan Efendi demiş. Nehsah Sultan a demiş ben hiç tanımadım demiş. Anne kuzenin oluyor ben de geleyim demiş. Prensim yok demiş seni götürmem demiş. Niye demiş? Şey kocası kocasına soruyor. Niye demiş oğlum demiş kuzeni halısın oğlu onu götürürüm demiş. Seni götürmem demiş. Bu adam sultanı bile devirmeye kalkıp ihtilal yapmaya kalkabilir dedim. 7000 söylüyor bunu. Sen gidemezsin oraya diyor. H olayların arkasında o da var. Askeri teşvik ediyor onu diyorlar. Evet. Sonra İttihatçıların elinden zor kurtardı. Evet. Evet. Ve cumhuriyet döneminde de birtım devlet şeyleri var, formülleri var. Eee, bir defa benim kanaatimce ciddi aklı başında filan bir düşünür yani şey olarak ama o kadar işte. Adem merkezli. Evet. Tarak yapı. Ademi merkez Ademi. Adem ingilesi nedir? Tam nedir? Decentralization. Ha decentralization. Desentralizasyon. Efendim? Ademi merkezi geç. Efendim bir seyircimiz eee Mesut Topuz soruyorlar. Eee Safi aile nereden gelmiş? Neden akrabası yok? Çok merak ettim diyorlar. Eee babası asker. öğretmen eğitimi almış. Öğretmen eğitim darül eytamda Çağlayan Darüamda yani çağlayan yetimler yurdunda yetişmiş. Çünkü annesi babası ölmüş küçükken hiçbir akraba yok. Akrabası yok. Hiç kimsesi yok. Hı hı. Eee Çağlayan'da yetişiyor o kimsesizler okulunda Davl Hitam'da. Orada aynı zamanda hafız oluyor. Evet. H Safyan Hanın bir Kur'an okurdu. O o dinlediniz mi? Tabii. Sofyalı bir Kur'an okudu. Hanımlara okuyordu. Hanımlara. Doğan Can. Doğan Can onun yakınıydı. O zaman TK27 teyipler vardı. Onlardan bir tanesini almış. Oradan dinledi. Sende de var herhalde. Herhalde olmasının ben sağlığında çok kaydettim ama e şey vardı Allah'tan. Bak o zaman video keşfedil. Video kamera keşfedilmişti. Kimleri kaçırdık biz ya? Yok ya. Bir şey bir şeyi anlatayım. Hüseyin Cahit bir şeyini söyleyeyim müsaade ederseniz. Şu kesilmesin Safi Hanım'ın. Tabii efendim eee Davitam'dan yetiştikten sonra öğretmen okuluna gidiyor. Ya bu masa çok ses yapmaya başladı. Düşecek di ödüm kapıyor ve çok rahatsız ediyor ses. Eee efendim öğretmen okuluna gidiyor. Bir kısa bir müddet ilkokul öğretmenliği yapıyor Fatih Hanım. Sonra eee UDI Nevres'le tanışıyor. Ui Nevres çok önemli bir bestecidir ve Safiye Hanım'ın bu kadar güzel okumasının arkasındaki kişi iki sebep vardır. Bir Uin Nevres bir de evrakından görüyoruz belgelerinden. Öyle bir çalışmış çalışmalar olmuyor bu işler. H şimdi Kalas belgeselini seyrediyoruz. Maria Kalas'ın nasıl affedersiniz eşek gibi çalışmış? Tabii tabii. Çalıştığını görüyoruz. Aynısı Safi Hanımda var. H yahu 60 küsur yaşında koskoca Safi'ye konser verecek. Notaları elimizde. Nerede nefes alacak, nerede ne şey yapacak? O heyecan, heves hiç gitmemiş. Sonuna kadar. Bir de Allah vergisi inanılmaz bir ses aldı. Tabii tabii. Safi Hanım da yani efendim eee ve hiç kimsesi yoktu. Şerif Muhittin Targan'la evlenmişti. Eee, sonra e Şerif vefat ediyor. 67'ydi zannedersem. Saf Hanım galiba 96 mı 97 miydi vefatı? Eee, hiç kimsesi yoktu dediğim gibi. Tek akraba yok. Anne baba ölmüş zaten. O yüzden yetimler okuluna gitmiş. Eğitim, eğitim o. Darle itham gitmiş ve sağlığında bütün servetin eğitim vakfına bağışlamıştı. Ve binlerce öğrenci Safyan Hanım sayesinde meslek sahibi olmuştur. Aynı işi Zeki Müren de yaptı. Evet. Evet. Bunlar çok büyük hizmetlerdir. Yani bu paralar çünkü haktan kazanıldı. Ama karşılığında yani

Zeki Müren de çok çalışmıştır. Doğru. Ha, ben müziğini tutmam, o ayrı bir şey. Ama eee, çok etkisi olan, son derece etkili birisidir. Ve bu bütün bu eee sanatla kazandıkları paraları eğitime yatırdılar. Bunlar çok büyük şeylerdir. Herhalde son derece. Cenazesini hatırlamıyor musunuz, Ekim? Tabii. Ne kadar büyük bir kalabalık ve yani en güzel tarafı odur. Şeydir yani.

Ben hemen bir hatıramı nakledeyim. 1958'de Hüseyin Cahit Yalçın hapishaneye götürüldü. Hım. 80 küsur yaşındaydı. Eee, biz de onu hapishaneye kadar yolcu eden öğrencilerdik. Yani büyüklü küçüklü, bilmem ne. H, o sırada eski Sultan Ahmet Cezaevi böyle meydandan geçtikten sonra dar bir sokağa girerdi. Kapısı oradaydı. Orada da karşılıklı kahveler vardı. Bir tanesinde Safiye Hanım'ın bir pilav çalıyordu. Hüseyin Cahit Bey durdu. Hım. Ha, durdu. Bunu dinleyelim, öyle gidelim dedi. Neydi acaba? Şarkı mı? Şarkı mı? Şarkı mı? E, Safiye Ayen'ın zannederim o şey, çile bülbülü. Tam da rast gelmiş yani. Ya, bir rast gelmiş.

Efendim, bir seyircimiz eee şey yapıyorlar. Efendim, bu Safiye Hanım Atatürk söylendiler, tamamen palavradır. Nasıl kadınla iftira ediyorlar? Evet. Safi hanımla tamam eee tabirler oldu. Ondan sonra yani çok önemli şeydir Safi Hanım. Evet, son parçayı çalalım. Kani Karaca rahmetli. Evet, sen ke hoca dinlemeye başladın.

Bir akşamlar efendim, şu İzmir suikasti, daha doğrusu İttihat Terakki'nin dağılması, mesela ben yeni bir şey hiç görmemiştim ve çok şaşırdım. Eee, geçen hafta işte, ya Rabbi, yine fenalaşacağım galiba. Nasıl efendim? Yine fenalaşacağım galiba. Efendim, yani Erol abi beni ilk tanıdığımda bir kitapçı da hep şunu yapardı. Bende bu var filan. Erol abi bir ah filan. Sen öyle de mi? Naza değmesin diye yapıyor. Ne ki öyle çıkıyor ya. Şu kitap kütüphanelerde bile yoktu mesela çoğunda. Evinden getirdiği kitap. Hayır, o kirli çıkı da işte sen daha büyük kirli çıkı olduğun için canım. Ona ergen belgen bakalım ittihatkin diyor, şu tücuğu var. Bu bilinir mi diyor? Erol abinin gözleri bir açılıyor. Tamam efendim, neyi diyorduk? İttihat Terakki belgeleri. Eee, tarih kurumunda çok İttihatçı evrakı vardı ama dediğim gibi ben çok daha fazla zannediyordum. Enver evrakı. Eee, geçen hafta kopyalarını aldık. Şimdi bazı aklı evveler de şey yapıyorlar. Eee, işte gizli şeyleri aldın, Ali birinci on hizmet ediyorsun diye. Gizli şeyleri veremez zaten ya. Açık. Git sen de al. Git sen de al. Okuma yazman varsa şunu okuyabiliyorsan şöyle gösterelim. Şunu okuyabiliyorsan bak sayfa sayfa hepsini açayım şöyle okuyabiliyorsan git sen de al kardeşim. Şunu yaklaştıralım yalnız, lütfen zoom yapalım. Halkı açıktır efendim, tarih kurumunun arşivi. O şun öyle saçma sapan yok, gizli belgeleri verdi, bilmem ne. Tarih kurumu 6k açıktır. Fotoğraf iyi de kalitede bir fotoğraf makinen varsa bir daha fotoğrafını çekersin orada. Tabii bütün araştırmacılara açıktır. Şimdi orada enteresan bir şey var. 1921 gazete önce yayınlayacağım ben bir dizi gibi. Evet. Evet. 1921'de İttihat Her kongre yapmış. H, kaçtıktan sonra? Almanya'da. Almanya'da tabii ama Erol abinin söylediği bir şey var. Enver Paşa kısun kongre yapıyor diyor. Evet. Yolu kongresi var ve çok önemli. Ömer Paşa'nın o şeyi var. Yalnız kendi düşüncelerini çoğula mal etmek. Evet. Yalnız burada ya, İttihat Terakki'de hiç romantik bir şey yok bu diyordum. Hım. Rahmetli Hayriye Hanım'a Talat Paşa'nın haremine eee Erol Bey de vardı. Oğlu Hayriye Hanım'ın ikinci eşinden olan beraberdik. Hatta kaydediyordum. Paşa dedim, o gece giderken size ne dedi? H hani Türkiye'den ayrılıyorlar artık bütün İttihatçılar. Ben gidiyorum dedi. Dedi. Doğru. E, hanımefendi tamam ama işte başka ne dedi şimdi? Nasıl söyleyeceksiniz o yaş hanımefendi? E, çocuklara şey, annemlere iyi bak dedi. Hanımefendi, başka ne dedi? Yani gidiyorum dedi falan filan. Ben böyle şey yaparak. Ey Almanya'ya sen de gelirsin dedi. En sona Erol Bey dayanı yah, anne hiç romantik bir laf etmedi bu paşa sana dedi. Aa, biz İttihatçıyız, bizde öyle şey olmaz dedi. Doğru. Fakat doğru, burada yazacağım inşallah şeyi, yani gazetede hatta şu tasnifi yeni bitti. Bir aşk hikayesi çıktı. Hım. İttihatçılar ne? İttihatçılardan efendim. Evet. Bir aşk hikayesi çıktı. Bir Dilara Hadım meselesi çıktı. Öyle mi? 70 yaşında bir, 70 küsur yaşında bir beyle 21 yaşında bir hanımın bir aşkı çıktı. Nedense bu oluyor.

İsmet Paşa için de Safiye Hanım'ın hatıraları yayımlandığı zaman bir gece İsmet Paşa ile beraber kaldık. O hayır efendim. Ben Safyan Hanım'dan dinledim. Evet. Hiç öyle bir şey yok. Hatta ama adam çoluğuna çocuğuna rezil Rus. Evet. Onu Safi Hanım yapmamış. Yapmaz tabii. Onu ben Safi Hanım'a sordum. Bir gazeteci röportaj yapmış. O tek cümle İsmet Paşa ile beraber olduk diye. Beraber İsmet Paşa'nın Vibe hanımefendiye olan bağlılığı bellidir. Hiç öyle bir şey yoktur. Ve hatta eee öyle bir laf eden şey de oluruz da büyük ihtimalle ben onu filme de aldım. Hım. Safi Hanım yani video kamera yeni çıkan videolarda 90'lı yıllarda Meva Hanım'ın paşaya son derece güvenli var. Hiç öyle bir şey yok. Ve Safie Hanım'ın söylediği şuydu. Köşkte fasıl çok uzun sürerdi diyor sabaha kadar. Hım. Eee, İsmet Paşa olurdu ve ben gidiyorum der kalkardı. E, paşa derdi. Atatürk ya, yarın nasılsa kabine toplantısı var burada. Hükümet yat burada bir oda misafir odasında kal. Eski köşk ama bu. H, şey yaparız yani sabah nasıl geleceksin? Yok hanımefendi bekler demmiş. Evet diyorum. Yok öyle bir şey. Hayır. Evet efendim. Eee, çok affedersiniz şurada ya anlatamıyoruz biliyor musun? Eran 5 taneden sonra silah diyorum, siliş mesajları geliyor bana. Eller herhalde böyle duruyor. Bunu yazanlar şöyle basıldı, devamlı gönderiyor. Vaktimize yazık. Efendim, evet, kapanışı Kani Karaca ile yapıyoruz. Bir akşam da şu İzmir suikast, zaten özellikle Cavit Bey'in evrakı, yazışmaları Erol Bey'dedir. İttihat Terakki, onları da lütfederlerse eğer tarih önünde yargılanmamış ama üç defa yargı önüne çıkmış. H. Şimdi İzmir suikastinin devamı olan Ankara siyasi eee, siyasi davası, 8 Mart 335 tarihli Divan-ı Harbi örfü, bir de Fuat Bey'in Meclisi Mebusana verdiği 10 maddelik şey. Yani evvela Fuat Bey, sonra Divan-ı Harbi örfü, sonra Ankara İstiklal Madesi. Yani İttihat Terakki'nin yargılamalarında devamlı eee, yargılananlara hep İttihat Terakki'nin tarihi sorulmuştur. H, tanıkları çünkü olay günceldir. Tabii, günceldir filan. Yani İttihat Terakki de sorulara cevap vermiştir.

Efendim, son bir soru bir seyircimizden. Bir tarihçi şöyle yazıyormuş. Eee, Ali Ata Bey soruyor. Sayın Ali Ata soruyorlar. Görmüyorum, pardon. Üçüncü orduda az muntazam bir asker vardı. Gerisi çeteci ve sözde gönüllüler olup çoğunluğu Türk kanı dökmüş Bulgar, Yunan, Sırp, Makedon, Arnavut çetecileriydi. Yok. Hay, çeteciler var ama ordu çeteciler var ama ordu güçsüz değil. En kuvvetli ordu üstelik. Bir de soruyorlar altında yorum yapıyorlar. Ali Bey, Allah aşkına bunların vatan ve memleket için ne gibi samimi bir niyetleri olabilir? Şimdi üçüncü ordu Ali Bey bu değil. En güçlü ordu yani. Tabii. Şimdi meşrutiyeti korumak önemli olan meşrutiyeti korumak. Yani amaçları Sultan Ahmid devirmek değil yahut imparatorluğu ortadan kaldırmak değil ki. Üçüncü ordu daha sonra Sarıkamış'a giden ordu değil mi abi? Değil değil mi? Sarıkamıştaki ordu 9. Ordunun bakiyeti sufi 15 kol ordu yani sonım 18den geri geld. Soruyoruz abi, 9uncu ordu 3 ordu adını almıştır. Sonra 15 kolmuştur tabii. Yani Mustafa Kemal'in müfettiş olduğu o Selanik'teki 3üncü ordu başka en kuvvetli ordu yani böyle birtım e şeylerden meydana gelmemiş. Bütün parlak erken harplerin staj mahalli orası. Eşkıya takibi zaten eski evlerde anlatılır. Ben Rumeli'de eşkıya takibinde iken biz gençliğimizde bu hikayeleri dinlerdik. Doğru. O zaman emekliler vardı öyle sülüs bal bıyıklı Alman şeyi. Ben Rumeli'de eşkıya takibinde iken öyle Mareşal Fevzi Çakmak'ın çok önemli bir kitabı vardır. Rumeli'nin sureti ziyaı. Evet. Of of of. Bizim nasıl kovulduğumuzu Hı hı. anlatır. Bir de doğuda harp hareketleri mi savaş hareketi öyle bir Mareşal'ın iki büyük şeyi vardır. Kitabı vardır.

Evet efendim, eee, bizlere mesaj atan, aklı sıra dalga geçenler de dahil olmak üzere, dalga geçtiklerini zannedenler dahil olmak üzere o bu binlerce mesajı gönderen seyircilerimize çok teşekkür ediyoruz. Ama tabii en büyük teşekkürümüz Erol Sadi beyefendi. Estağfurullah, estağfurullah. Zevkti benim için yani her zaman seve seve. Bizim için de her zaman bu saate kadar kaldılar ki yani saat altıya geliyor, beş buçuk. Eee, fakat şeyle kapayacağız, müzikle kapayacağız dediğimiz gibi. Efendim, Erol'a abi tekrar teşekkürler. Rica ederim. Ne demek? Ne demek? Ne demek? Allah Adam Menderes'e de bütün idam edin de rahmet eylesin bu arada. Amin. Amin dediler. Ah ya Rabbi, cehennemlerde tut yansın bu dilim. Estağfurullah. Estağfurullah. Yok, tövbeniz geçerli. Can buraya da gelse tövbe etseniz kalpten geçer diyor Hazreti Peygamber. Gençlik hatasıydı abi. Sen Menderes çok çektirdi bize. Gençlik hatası. Gençlik hatası ama efendim. Evet. Yediğimiz sopaların haddi hesabı yoktur. Allah aşkına polis sınıfa girip orada duran öğrenciyi mi dövüyordu? Siz elinizde çakı ata çakı batırıyorsunuz ya. Hayvana yazık en başta. Nelere alışıyor? Bizim zamanımızda polis üniversiteden girecek. E, ne zoğunuzaydı peki? Giremiyor da üniversiteye. Bunlar dışarı yapıyor. Ne hürriyet? Hürriyet devamlı slogan oydu. Hürriyet. Hürriyet. Önce Hürriyet getirdiler. İmparatorluk parçalandı. İkinci Hürriyette de Türkiye'de siyasi sistem çöktü. Allah razı olsun yani.

Efendim, kapanışı Kani Karaca ile yapıyoruz. Senin için çalıyorum. Teşekkür ederiz. Sağ olun. Zekai Dede'nin çok büyük bestekarı Zekai Dede. Zekai Dede'nin bu parça bilinmez pek. O nefis bir eserdir. Neva Kürdi makamındaki yürük semayini okuyor. Hey hey diye hanendeler ettikçe terane eee gidiyor bir ehli safa, bir ehli safa. Ehli dilane ye hey hey diye hanendeler öğrettikçe terane. Efendim, salı günü Fatih Altaylı'nın tek perşembe günü tek özel. Fatih Altaylı ile bendenizin teke tek özel. Cumartesi günü sabahlara kadar buradayız tekrar efendim inşallah. Yarın akşam eee 8'den sonra zannedersem bizim geçen pazar perşembe günü yaptığımız Fatih Altaylı, bendeniz ve konuk olarak İlber Oayl'ın katıldığı çok renkli geçen eee Balusko'nu bu İtalyan hanımefendiyle acaba teşrif etmiş midir falan dediği eee o geçen perşembe günü canlı yaptığımız Tek özelin yayını var yarın. Yarın akşam tam saati bilmiyorum, 8 gibi zannedersem. Fakat eee seyircilerimizden çok eee mesaj alıyoruz. Niye kısa diyorlar? Çünkü aslı bunların çok uzun. H, o tekrar ediliyor. Biraz kısaltılıyor tabii ama bizim program eee bunu yayınlamanın imkanı imkansız. 11 17 6,5 saat oldu efendim şu anda. Sırf bu lafı demek için uzatıyor programı biliyor musun? Nasıl? Sırf bu lafı demek istiyoruz. Hangisi? İşte 6,5 saat oldu bak buna şey diyorlar bak. Nazar değmesin. Evet. Hatta şöyle kapıyı alıp hem suretini gördüm. [Müzik]