📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Hayat Yolculuğundan Bıkanlar Buraya Psikolojin Böyle Düzelecek - İnsan Bir Yolcudur @Mehmedyildiz

Hayalhanem53:50

Transcription

Haddi aşan bütün duygular zıddına döner. Bir insan haddi aşacak kadar gülerse, bir süre sonra ağlamaya başlar. Bir insan çok fazla ağlar, haddi aşarsa artık sinirinden gülmeye başlar. Şöyle giden bir arabanın tekeri sınırın haddini aşarsa, artık ters dönüyor gibi görürsünüz. Haddi aşan bütün duygular tersine döner.

Bir insan haddi aşacak kadar birisini severse, bazen adavet şiddeti muhabbetten gelir. O sevgi de haddi aştığı için nefrete döner. Bir insanın dünya ile meşguliyeti haddi aşınca, bu sefer de dünyaya bakış zıddına dönüşüyor. Aslında fani olan, 3 günlük olan, geçici olan, bizim ahiretimizi kazanmamıza vesile olacak olan dünya, çok meşgul olunduğundan dolayı, meşguliyet haddi aştığından dolayı sonsuz gözükmeye başlıyor artık.

Haddi aşan bütün duygular zıddına döner. Bir insan da dünya ile haddi aşacak kadar fazla meşgul olursa, 3 günlük demek bile fazla olacak olan dünya, yani fani dünya insanın nazarında baki bir hale dönüşür. Öyle olursa ne olur? Bir insan artık bütün gayretini, bütün meşguliyetini, bütün ümitlerini dünyaya bağlamaya başlar.

Şimdi hadislerde, rivayetlerde şöyle geçiyor. Dünya diyor, kafirin cennetidir diyor. Müminin neyidir diyor, biliyor musunuz? Zindanı diyor. Yani normal standartlarda mümine zindan gibi gelmesi gereken dünya, haddi aşacak kadar meşgul olunduğundan dolayı, "Aman ben cenneti bu dünyada elde edeyim" diye uğraşılacak bir metaya dönüşüyor. Demek ki bir insan dünya ile haddi aşacak seviyede meşgul olsa, fani olan dünya baki gibi göze geliyor. Normalde mümine zindan gibi gelecek olan dünya, "Aman ben cenneti, ne yapayım edeyim de bu dünyada elde edeyim" noktasına dönüşüyor. Allah Allah. Bu kadar meşgul olunduğu için.

Şimdi bu asrın hayat felsefesi olmuş, dünya sabit, aman elimizden gitmesin. Böyle olunca da insan bütün gayretini dünyaya sarf ediyor. Ne gibi? Sanki bir tane hakkı varmışçasına. Böyle bir dünyada haddin bu kadar aşıldığı, dünyanın kalıcı gibi gözlere geldiği böyle bir dünyada birbirimize misafir olduğumuzu sık hatırlatmak gerekiyor. Misafir, sefer kökünden geliyor. Ne demek misafir? Evde oturup kalan demek değil, yolcu demek. Sadece bu hafta sorsam, belki içinizden yine birilerinin cenazesi vardır, değil mi? Birinin amcaoğlu, birinin annesi, birisinin babası vefat edip gitmiştir ve bunlar bile bize ders olmaktan uzak bir hal almış durumda. O kadar çok meşgul olduk ki dünyayla. 3 günlük olan dünya sanki hiç elimizden gitmeyecekmiş gibi geliyor. Bunun sebebi gafletten dolayı oluyor.

Şimdi şu gaflet hastalığını bir ufak konuşalım. Gaflet, insanın çevreden haberdar olmamasına deniyor. Neymiş gaflet? Çevreden haberdar olmama durumu. Bir anlamı daha var gafletin. Gaflet, insanın akıbetini bilememesi demek. Yani başına geleceği bilememesi demek. Gaflette sorun yok, değil mi? Anlaşıldı gaflet. Gafletin en berbatı mahiyetten gaflet. Mahiyet, öz demek, asıl demek, hakikati demek. Gafletin en berbat hali mahiyetten gaflet, yani kişi kendisinden bihaber, kendisini bilmiyor, dünyaya ne için gönderildiğini bilmiyor, dünyadaki asıl vazifesini bilmiyor. Ne deniyor buna? Mahiyetten, yani yaratılış amacından gaflet deniyor.

Böyle olunca kişi kendisini bilmeyince ne yapıyor? 3 kuruşa satıyor ömür sermayesini. Bize verilen kabiliyetlerin her birisi, ama tamamı. Zengin misin? O bir kabiliyet. Dilin mi güzel? O bir kabiliyet. Güçlü müsün? O bir kabiliyet. İnsanları organize mi edebiliyorsun? O bir kabiliyet. Bilgisayar programını çok mu iyi kullanabiliyorsun? O başka bir kabiliyet. Bu kabiliyetlerin her birisi bizim asıl ömür sermayemiz. Sadece ramazanlarda böyle bir koli paketleyip birilerine göndermek değil yani ömür sermayesi. Bizim asıl sermayemiz bize verilen kabiliyetler.

Bir insan mahiyetten gafil olunca, kendisini bilmeyince, dünyaya ne için gönderildiğini bilmeyince, dünyadaki vazifesini bilmeyince çok ucuza satıyor ömür sermayesini. Bütün varıyla yoğuyla ne yapayım diyor? Aman bir ev daha, aman rahat bir otelde biraz vakit geçireyim, aman şöyle bir tatili de ben hak etmedim mi acaba diye sayılı ömür sermayesi bunlarda tüketiliyor. Ne olunca? Mahiyetten gafil olununca.

Bakın bir hadis var. Hadis diyor ki: "Men arefe nefsehû fekad arefe rabbehû." Nefsini, kendini bilen ancak öyle Rabbini bilebilir. Allah Allah. Yani eğer birisi mahiyetten gaflet ederse, kendisini tanımlayamazsa, dünyaya ne için geldiğini keşfedemezse, böyle bir insan "Ben de Allah'ı biliyorum" diyemez. Neden? Hadis söylüyor bunu. Kendisini bilmeyen Rabbini mümkün değil tanıyamaz. Demek ki Allah'ı tanımanın sırrı insanın mahiyetinde saklı.

Bir insan mahiyetinden gaflet ederse, bu dünyada yaşamasının ne keyfiyeti kalacak? Hiçbir keyfiyeti. Bir insan mahiyetten gaflet etmeseydi, elindeki malın kıymetini bilseydi, onu ne yapardı? Muhafaza ederdi. Peki bir insan mahiyetten gaflet ederse, bu sermayeyi ne yapar? Zayii eder, zayii. Allah Allah.

Şimdi şuraya bir çocuk gelse, ben çocuğa bir kaşıkçı elması uzatsam, bir de çikolata uzatsam, hangisini alır? Çikolatayı alır. Neden? Kaşıkçı elmasının mahiyetinden gafil olduğu için. O çocuk mahiyetten gaflet ettiğinden çikolatayı kaşıkçı elmasına tercih eder. Halbuki kaşıkçı elmasının mahiyetini bilse, kaşıkçı elmasının içinde o çocuklara kıyamete kadar yetecek çikolata saklı.

Şimdi bizler mahiyetten gaflet etsek, şu ömür sermayesini neye harcıyoruz? Çikolataya, çikolataya. Allah böyle bir ömür sermayesi vermiş, tek derdi Gürcistan'dan gidip ucuza telefon alayım. Cennetleri peyleyecek ömür sermayesiyle Gürcistan'da telefon sırasında harcıyorsun ve diyorsun ki, "O, ben de 2.000 TL ucuza aldım, benim gibi uyanık adam görülmemiştir" diyorsun, görülmemiştir. Neden kendimizi uyanık zannediyoruz? Mahiyetten gaflet ettiğimiz için. Sende cennetleri peyleyecek bir sermaye var. Allah'ı derinlemesine tanıyabileceğin bir sermaye var. Kainattaki bütün masraf bu uğurda yaratılmışken, Allah Allah, bu kadar bak kainattaki masrafa bak, bu uğurda yaratılmışken sen daha nefsinden gafil olursan, mahiyetten gaflet edersen, böyle bir insanın "Ben Allah'ı da tanıyorum" demesi mümkün değil. Bak hadis söylüyor. Allah Allah. "Men arefe nefsehû fekad arefe rabbehû." Nefsini, kendini bilen ancak öyle Rabbini bilebilir. Allah Allah.

Şimdi biz elde ettiğimiz şeylerde mahiyetten gafil olunca, böyle biraz kurnazlık ettik zannediyoruz. "Şu evi 3 kuruşa kapattım, şu arabaya da bak yani." Allah Allah. "Ne kadar da ucuza bir araba aldım" falan diyoruz. Sonra da mutlu olup seviniyoruz. Bizim uyanıklık ettim diye sevindiğimiz şeylere semadakiler ağlıyor, ağlıyor. "Yazık etti, koskoca ömür sermayesi sahabe gibi Allah uğrunda harcanmak içindi, yazık etti. Bir telefona sevindi, bir dandik eve sevindi, bir dükkanı daha alavere ile dalavere ile açmasına sevindi, yazık etti" diye bizim güldüğümüz şeylere semadan ağlıyorlar. Allah Allah.

Önümüzde bir yolculuk var, istesek de istemesek de sevk ediliyoruz ve ne haldeyiz biliyor musunuz? Mahiyetten gafil haldeyiz. Şimdi gaflet, uyku demek değil mi? Ne demek gaflet? Uyku demek. Şimdi bir insan uyurken rüyada olduğunu bilir mi? Bilmez. O zaman şöyle desek doğru mu? Herkesin uyuduğu bir yerde kimse kimseyi uyandıramaz. Toplum bu halde, herkes uyuyor. Ömür sermayesi 3 kuruşlara satılıyor, öbürü de diyor ki, "O, tebrik ederiz ya, tabii yani bu ömür sermayesini dünyada böyle bir demire betona bağlaman lazımdı, ahirete heba edip gitmen lazımdı." Yani biz çok kurnazız, ahiretin nasıl kazanılacağını haşa çok iyi biliyoruz, haşa sahabe bunu bilememiş, onlardan en az veren canını vermiş. Biz evde masa başında bu işi çözmüşüz. Çok zekiyiz, efsaneyiz. Bizim güldüğümüz kurnazlıklara semadan ağlıyorlar, "yazık etti, yazık etti" diye.

Gaflet ne demekti gaflet? Uyku demekti. Herkesin uyuduğu bir yerde kimse kimseyi uyandıramaz. Maalesef şu an toplum bu halde, biliyor musunuz? Küçücük kurnazlıklar yapıyoruz ve bu kurnazlıklarla kendimizi uyanık zannediyoruz. Demek ki bize uyanıklık aleminden gelen cümleler lazım. O cümle ne diyor biliyor musunuz hadisi şerifte? "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar" diyor. Allah Allah. Efendimiz aleyhisselatu vesselam da diyor ki, "Ölmeden önce öl." Öldükten sonra herkes uyanacak ama ondan sonra bir kameti kıymeti kalmayacak. Ondan sonra özürlerin ve afların hiçbir geçerliliği kalmayacak. Peki bu uyanmayı nasıl yapmamız lazım? Uyanıklık aleminden gelen Kur'an'ın hakikatlerini ve mesajlarını, hayatımızda en dikkatli bütün varlığımızla dinleyecek bir pozisyona getirmemiz gerekiyor. Aman geçerken bir tane de Kur'an'ın iman dersini dinleyeyim dedikçe bu iş olmayacak. Az güleceğiz, Allah muhafaza çok ağlayacağız.

Bakın Üstat Hazretleri diyor ki, bu asırda diyor cami cemaatinden 40 kişinin yalnız birinin imanla kabre gittiğini gördüm diyor. O zaman alemi İslam 300 milyon. Şu an alemi İslam 2 milyar. Biz kurtulmuşlardan mıyız yani, ne belli, ne belli öyle olduğumuz. Allah Allah. Duygular haddi aştı zıttına dönüştü, geçici dediğimiz sahabenin ayaklar altına aldığı dünyayla o kadar meşgulüz ki. Sabahlardan gecelere kadar hep yatırım planlarıyla o kadar meşgulüz ki şu sermayeyi, sermayeyi anladınız değil mi? Allah'ın bize verdiği kabiliyetler. Sahabe hayatlarını izleyenler anlıyorlardır. O kabiliyetlerini öyle sarf etmişler ki, sahabeden en az veren canını vermiş. Sahabe bilmiyor muydu yani onlarda servet yok muydu? Abdurrahman İbni Avf efendimiz servetli değil miydi? Hz. Ebubekir servetli değil miydi? Hatice annemiz servetli değil miydi? Onlar bilmez miydi yani "Ben masa başında işimde durayım da biraz İslam'a para yardımı yapayım, bu iş bitsin." Öyle diyoruz değil mi şimdi? Zaten Allah'ın olan parayı Allah için veriyoruz. Yani bendeyken Allah'ın, verince kimin? Gene Allah'ın. Bir de diyoruz ki, "Üf, ben Allah'a da çok iyi bir iyilik yaptım" diyoruz. Bir de ucup denen başka bir günaha giriyoruz, amele güvenmek. Kur'an'ı bilmeyince nerede taklaya geldiğimizi nasıl bileceğiz, nasıl bileceğiz? Mümkün mü? Allah Allah.

Üstat Hazretleri insanın yolculuğunu anlatan çok güzel bir yer okuyor, ufak bir yer. Birlikte okuyalım. "İ'lem eyyühe'l-aziz! İnsan bir yolcudur." Allah Allah, tabire bak ya. İnsanı yolcu diyor. Yani zaman seline binmişiz, geçen bir dakikayı geri getirmek mümkün değil, mümkün değil. Ama hala diyoruz ki, "Ya haklısın hemşerim, yalan dünya" diyoruz ama dünya gerçek gibi yaşıyoruz, öyle mi? Böyle bir konu olunca ne diyoruz hemen, "Ya fani dünya" diyoruz ama baki gibi yaşıyorsun. Cümlelerimizle amellerimizin arasının makası o kadar açılmış ki, Allah Allah, yolcu olduğumuzu unutuyoruz.

Yolculuğun alameti nedir? Bak şimdi, ben üniversitede okurken İzmir'de okudum. Sürekli Mersin'den İzmir'e, Mersin'den İzmir'e otobüsle giderdik. Gidenler varsa bilir. Afyon'da durur, böyle hep kulağımda çınlıyor, "Afyon Kolaylı Dinlenme Tesisleri'ne hoş geldiniz." İşte o arada namazı kıldın, çorba içtin, içtin. O yarım saati değerlendiriyorsun. Tam çorba içtin, namaz kıldın, bir tane şöyle bir çay içeyim falan derken birden anons geliyor diyor ki, "Otobüsünüz kalkıyor, hadi bakalım" diyor. Ne alıp gidiyorsun biliyor musun? Ne alıyorsun? Bir ceket alıyorsun. Yolcu adam götüremeyeceği hiçbir şeye gönül bağlamaz. O restorana gönül bağlamaz. İçebildiği çorba kadar, içemediğine gönül bağlamaz. Restorandaki masalara, sandalyelere, arabalara gönül bağlamaz. Niye? Yolculuk alarmı geldiği anda ceketini aldın, çıktın gittin. "Afyon Kolaylı Dinlenme Tesisleri iyi yolculuklar diler." Bu kadar.

Şimdi biz dünyada götüremeyeceğimiz ne varsa gönül bağlıyoruz. Bir de bu sermayeyi onlara satıyoruz. Şu ucuz ticarete bak ya. Cennetleri peyleyecek sermaye, yani kabiliyetlerini, dünyayı biriktirip duruyorsun. Bir de affedersiniz ne gibi biriktiriyoruz biliyor musunuz? Üstat Hazretleri kelp gibi diyor, affedersiniz köpek demek. Hani köpek böyle kemiğin birazını yer, sonra tevekkülsüzdür, kalanını böyle toprağa gömer, biriktirmeye çalışır, "Aman yarınım da aç kalırım" falan. Güvensizliğin alameti yani. Aynı öyle bir de dünyayı biriktirmeye çalışıyoruz. Allah Allah. Yolcu adam halbuki ne yapar? Götüremeyeceği şeye gönül bağlamaz. Allah azze ve celle'nin kefil olduğu dünyadan emin değiliz, "Ya Allah veremez, biriktirip durayım" diyoruz. Allah'ın kefil olmadığı cennette de garanti gibiyiz. Ya biz zaten Allah var diyoruz falan. Allah var demek iman etmeye yeter mi? Yeter mi? Yetmez, değil mi? Başka bozuk itikatlar da Allah var diyor. Sonra ne diyor? Hz. İsa'da haşa onun oğludur diyor, öyle mi? Şimdi bu iman mı? Ebu Cehil de Allah var diyor ama diyor, "Sıfatlarını şu putlarla ben paylaşırım" diyor. Şimdi bu iman mı? Yok. Ya aynı şekilde biz de söylüyorsak. Doğrusunu bilmeden nasıl düzeleceğiz? Kur'an'ın hakikatlerini bilmeden ölen bir müslüman düşünebiliyor musun? Gaflet işte. Sabahtan beri uykudayız, uykudayız deyip konuşuyoruz.

Şimdi bir kuyumcuya bir altın götürdüğümde ne yapıyor? Mihenge vuruyor, diyor ki, "Bu gerçek mi, bu sahte mi?" diye. Şimdi biz kafamızdaki doğruların Kur'an mihengine vurulmadan doğru mu yanlış mı olup olmadığını nasıl anlayacağız? Geçen bir arkadaşla muhabbet ediyorum Mersin'de. Şeyi anlatıyor. "Hocam diyor, biz çocukluktan diyor ailenin İslam kültüründe büyüdük falan" diye anlatırken beş cümle etti, beşi de ayete muhalefet ediyor. Yani "İslam'da böyle vardır" diyor, zıttını söyleyen ayet var. "İslam'da böyle yapılır" diyor, zıttını söyleyen ayet var. Şimdi bu iman mı? Beş tane ayete ayaküstü muhalefet ettin. Nasıl düzelteceğiz? Allah Allah.

İnsan bir yolcudur. Cümlelere bak. Sebavetten gençliğe, çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Şimdi biz ölünce hayat bitecek zannediyoruz değil mi? Öyle değil, öyle değil. Asıl hayat başlayacak. Şimdi doktor geliyor, doğum anında diyor ki, "Bu bebeğin anne karnındaki yolculuğu bitmiştir" diyor. Gitti mi bebek? Hayır. Daha canlı bir diyara geldi. Anne karnında kullanamadığı ellerini kullanabileceği bir diyara geldi, anne karnında kullanamadığı gözlerini kullanabileceği bir diyara geldi, anne karnında kullanamıyordu, ağzını lezzetleri tadamıyordu, kullanabileceği bir diyara geldi. Doktor diyor ki, "Bu bebeğin anne karnında işi bitmiştir" diyor, yani oradaki hayatı bitmiştir diyor ama geldiği hayat daha dipdiri bir hayat. Şimdi biz ölünce zannediyoruz ki iş bitti, böyle uykuda gibi bir moda gireceği zannediyoruz. Hayır hayır. Asıl dipdiri hayat öldükten sonra başlayacak. Allah Allah.

Peki gideceğimiz yeri neresi şekillendirecek sizce? Rüyalarımız mı? Fal baktırsak olmaz mı? Gideceğimiz yeri ne şekillendirecek? Dünyadaki amellerin, ömür dakikaların. Şimdi talebe sınava giriyor, üniversite sınavına. 3 saatlik sınava giriyor. Mesela sınavda canı sıkılan oluyordur değil mi? Peki diyor mu, "Ya şöyle bir yarım saat kendimi eğlendireyim"? Yok hayatta. Sınavdan çıkan oluyor mudur Emrah hoca? Oluyordur, değil mi? Diyor mu, "Ya şöyle bir ekmek arası bir şey yapayım da sınava devam edeyim"? Var mı diyen? Mümkün değil. Sınavda böyle canı şeker isteyen oluyor, şuradaki şekere dokunmuyor. Niye dokunmuyor? Diyor ki, "Ben bu 3 yılla 60 yıllık hayatımı şekillendireceğim, hiç bunun dakikalarını zayi eder miyim?" Şimdi biz dünya ile ahireti kıyasladığımızda, dünya 3 saat bile etmiyor, etmiyor, 3 saat bile etmiyor. Nasıl kullanıyoruz? Zayi ede ede kullanıyoruz. Allah Allah.

Bir de olay ne biliyor musun? 3 saat bile etmeyen şu dünyada, üniversite sınavı gibi de değil, ezel ile ebed arasında yalnız bir tane hakkımız var. Kullandığımız şekle bak. Ezel ile ebed arasında bir hak var. 60 yıllık hayatını şekillendirecek diye üniversite sınavında zerre kadar dikkatini dağıtmayan bir talebe şuuru bile bizde olmayacak mı? Aman bu ahiretim heba olmasın diye aynı dikkati biz toplamayacak mıyız? Allah Allah. Yalnız şu anki yaşantılarımızda da işte ölümün yeri yok. Ölümün yeri olmayınca da böyle oluyor. Asıl şehir merkezlerinde olması gereken kabirler nerede? Memleketin en uç köşesinde değil mi? Allah Allah. Biz bu dünyada ölümü hatırlamak için yaşamıyor muyuz? Güzel bir ölüm için yaşamıyor muyuz? Maalesef şu anki parolalar, sloganlar değişmiş. "Ben ölmeyeceğim dünyada, sabit kalacağım dünyada, aman dünyadan murad alayım, aman bir kere geldim dünyadan bir lezzet almadan gitmeyeyim." Zaten işin tehlikeli kısmı orada. Bir tane hak var. Yani tekrar tekrar çevirip dönderseler belki tehlike kalmayacak ama bir hak olduğu için çok büyük tehlike var.

Şimdi asıl yatırım yapılması gereken kısmı biraz çözebildiniz mi? Asıl sermayemiz nedir? Kabiliyetler. O kabiliyetlerin merkezi olan ruhu biraz anlatmam lazım. Ruh bir kanundur, kanun çıplak halde iş yapamaz. Mesela Türkiye Cumhuriyeti'nin kanunlarını şöyle bir kağıda asıp havaya bıraksak iş yapabilir mi? Yapamaz. Kanunun iş yapabilmesi için bir kıyafet giyinmesi lazım. Mesela Türkiye Cumhuriyeti'nin kanunları nasıl iş yapıyor? Polis kıyafeti giyiyor, jandarma kıyafeti giyiyor, hakim kıyafeti giyiyor, savcı kıyafeti giyiyor. Ruh tek başına kanun olduğu için bir iş yapmaz. Ruhun iş yapabilmesi için ne lazım? Bir kıyafet giyinmesi lazım. İşte bizim daha dünyaya gelmeden önce ruhlar alemindeki kıyafetimizin ismi "Gılaf-ı Latif", bizim dünyaya geldiğimizde ruhumuzun giydiği kıyafetin adı "Ceset", ahirete gittiğimizde ruhun giyeceği kıyafetin adı da "Beden-i Misali". Bak tekrar edelim. Dünyaya gelmeden önce giydiğim kıyafet "Gılaf-ı Latif", dünyaya geldiğimde ruhun giydiği kıyafet "Ceset", ahirete gittiğimde ruhun giyeceği kıyafet "Beden-i Misali".

Bir kıyafetleri konuşalım mı biraz? Ruhlar aleminde dünyaya gelmeden önceki kıyafetin adı neydi? "Gılaf-ı Latif". Şimdi "Gılaf-ı Latif" hani dedim ya ruh tek başına kanun olduğu için olmaz, bir kıyafet giymesi lazım. Orada kendi keyfiyetine uygun olan kıyafetin adına "Gılaf-ı Latif" deniyor. Örnek olsun diye söylüyorum yani bu benzetme tam böyle değil. Hani tüpün gazı kaçmasın diye demirin içine sıkıştırırsın ya, işte ruhun o kıyafetini o şekilde düşünün. Peki ahiret aleminden geldikten sonra dünyada giydiği kıyafetin adı nedir? "Ceset". Bak bu ceset ruhun alet çantası, tekrar et, ceset ruhun alet çantası. Bak ne demek bu? Benim aslında gören ruhumdur ama ruh alet çantasından çıkarıyor, neyle görüyor? Gözle görüyor. Yani göz ruha açılan pencerenin adı. Hatta şöyle bir olay var biliyor musun? Normalde ruh her yeriyle görüyor ama bu cesedin içinde, cesedin kanunlarına uymak zorunda olduğu için sadece gözden gördüğü için ruh daralıyor. Normalde her yeriyle görebilen bir ruhu bu cesede hapsettiğin için, hani hapishanede ne olur? Şöyle küçücük bir delik açılır, oradan görürsün ya, şu an ruh bu cesedin içinde sıkılıyor. Her yeriyle gören ruh sadece görmek zorunda olduğundan dolayı.

Devam ediyorum. Bizim normalde düşünen neremizdir? Ruhumuzdur ama ruh düşünmek için alet çantasından beyni kullanıyor. Normalde duyan neremizdir? Ruhumuzdur ama ruh alet çantasından duymak için kulağı kullanıyor. Bizim normalde haz alan, lezzet alan o lezzet alma anı var ya, aslında lezzet alan neremiz? Ruhumuz ama ruh lezzet almak için alet çantasından dili kullanıyor. Allah Allah.

Şimdi birincisi dünyaya gelmeden önce "Gılaf-ı Latif" dedik, konuştuk. Dünyaya gelince ruhun değiştirdiği beden elbisesine "Ceset" dedik, konuştuk. Üçüncüyü konuşalım mı? Ahirete gidince ruhun giyeceği yeni kıyafete "Beden-i Misali" diyeceğiz. Kaç çeşit? İki. Eğer o ruh hak kazanıp cennete giderse, cennetteki keyfiyete uygun bir kıyafet Allah ona dikecek. Neden? Şu kıyafetimle cennete gitsem ızdırap olur mu, olmaz mı? Şimdi iki tantuni ile doyan mideyle cennete gitsek ızdırap olur, değil mi? Geçen bizim misafir geldi İstanbul'dan bir tane. Bizim burada kardeş de medresede çok güzel tantuni yapıyor. Bingöl'lü bir kardeş var bizde. Bu da böyle tantuniyi bulunca yapıştırmış, 3,5 tane tantuni yemiş. 3,5 böyle lavaş lavaş. Canınız çekmiyor değil mi? Biz açız, benim çekiyor. 3,5 tane tantuni yemiş. Tırlar tıslıyor ya, akşama kadar soda içiyor, tıslıyor böyle. Şimdi böyle bir cesetle bu adam cennete gitse, cennetin tadı çıkar mı? Çıkar değil mi? Bak olmadı değil mi böyle? Bu kıyafetle cennete gidilmez. 2 kilometre yürüyünce yorulan ayaklarla cennete gitsen, Rabbi Teala da dese, "Sana şurada saray verdim, burada köşk verdim, burada tanıdıklarını." Ya Rabb, kurban olayım, ben nasıl gideyim oralara? 2 kilometre yürüyünce ayağıma kara sular iniyor, olur mu? Olmaz. Demek ki cennette ruhun kendisine özel bir bedeni misali olacak. Neye göre? Oradaki lezzetleri almaya, tatmaya uygun keyfiyette.

Başka bir ihtimal daha var mı? Var. Neye göre uygun bedeni misali? Cehenneme uygun. Biraz acı eşik değerini aştığında ölen bir cesetle cehenneme gidilse olur mu? Olmaz. Demek ki yanıp tutuşup kül olmayacak bir beden lazım orada. Izdıraplara dayanabilecek bir beden lazım orada. Allah muhafaza buyursun. Allah bir kısımları cehenneme soktuktan sonra cehenneme başka neler alacak biliyor musunuz? Yılan çıyanları dolduracak. Çünkü yılan çıyanın tabiatında sokmaktan lezzet almak var. Onlar tatmin olana kadar cehennemdeki cesetleri ve bedenleri sokup duracaklar ve sen bayılmayacaksın, ölemeyeceksin, o işten kurtulamayacaksın. Bak baki olan ruh, değişen cesetler. Rivayetlerde geçiyor diyor ki, Allah bizi muhafaza buyursun, cehennemde ateşten bir gömlek giydirilir, o ateşten gömlek bütün uzuvlara bir kıvılcım atar diyor. Şimdi bir kıyafet giyip azap çekmek ne demek, onu anlayabildiniz mi? Mesela aynı anda 5-6 tane hastalık geçiren var mı içinizde? Bir anda kolun yarılmıştır, ciğerin su toplamıştır, burası kırılmıştır, gözün ağrıyordur, migrenin tutmuştur, başın ağrıyordur. Adamın aynı anda vücudunda 5-6 tane ağrısı vardır. Nasıl oluyor ruh, nasıl oluyor, azap içinde kalıyor ruh değil mi? Eyvah diyor. Sıkıldım diyor ya bu dünyada yaşamaktan sıkıldım diyor. Şimdi ruha azap veren dünya kıyafetinde 5-6 tane hastalık. Sana çok daha ağır hastalıklarla dolu bir cehennem bedeni giydirseler, işte onun adına ateşten gömlek deniyor. Her uzva ayrı bir kıvılcım atacak diyor. Öyle bir koku duyduğunuz anda kustuğun oldu mu? İşte burnun atılan ateşten kıvılcımı o, öyle bir koku gelecek ki kusmak isteyeceksin, miden çıkacak. Ben bir gün bir bayat süt içtim, affedersiniz, ne kadar kustuğumu ben o kadar midem olduğunu bilmiyordum yani. Hiç böyle yaşadınız mı öyle bir kusma? Demek dilin ateşten kıvılcımı olacak. Şunu yaşadınız mı hiç? Ya kapat şu müziği ya, kulağımı mahvetti dediğiniz oldu mu hiç? Demek kulağın ateşten kıvılcımı çıldırtacak bir ses olacak. Allah o çıldırtacak sesle kavimleri helak etmiş, kavimleri, Semut kavmini helak etmiş. Böyle bir diyara yolculuk var.

Niye anlattım bunu biliyor musun? Bizim cesedimiz değişecek, yatırım yaptığımız cesedimiz ama bizim aslımız değişmeyenimiz neremiz? Ruhumuz. Şimdi adamın ruhunda bir tablo yok, ceset nasıl 10 numara bakımlı. Adam bir cümle söylüyor, "Vallahi diyor, bir cümle var, ayet miydi, hadis miydi, bizim Şeyh mi söylemişti, kim söylemişti, hiç aklıma gelmedi" diyor. Adam daha söylediği cümle ayet mi, hadis mi, buna bir vakit ayırmamış hayatında. Şimdi böyle bir adam bütün yatırımını cesette yapsa, baki olan ruhuna bir tablo asmasa, Allah aşkına soruyorum, ne olacak bizim akıbetimiz, ne olacak? İnsan bir yolcudur. Yolcu, yolcu. Sebavetten ihtiyarlığa gittiğimiz yer kabir ve bunun içerisinde değişen ruhun kıyafetleri ama değişmeyen ruhun kendisi. Şimdi soruyorum, insafa sorun, aklın gereğine sorun. Bir insan asıl yatırımı nereye yapması lazım? Sonsuz hayatımızda bize yadigar olacak, inşallah cenneti peyleyecek olan şey ruhun ta kendisi, cesedin değil. Bu cesedi bu kadar gezdirdin, bu kadar yedirdin, öğlen yemeği ne olacak diye 3 saat düşündün, tefekkür ettin. Bir ruhuna böyle vakit ayırabildin mi? Problemimiz nerede görüyorsunuz değil mi? Allah Allah. Allah Allah.

Değişen sürekli elbisemiz, biz ise aynıyız. Şimdi Efendimiz aleyhisselatu vesselam bir gün kabri anlatıyor. Hz. Ömer diyor ki, "Ya Resulallah, kabirde bu Ömer olacak mı?" Ne demek istiyor biliyor musun? Yani aynı şuurda, aynı bilinçte olacak mı diyor. Efendimiz aleyhisselatu vesselam, "Evet ya Ömer" deyince, o zaman diyor, "Sıkıntı yok" diyor. Niye öyle diyor? Kabirde kim kime sorgu edecek belli. Hz. Ömer ya. Allah Allah. Bütün yatırımını ruhuna yapan insan. Ceset elbisesi ne olacak gidecek. Kabirde de var o mesele. Hz. Ömer'e "Men Rabbüke" denilince ne diyor? Mele-i A'lâ'da. Diyor ki, "Siz o kadar mesafeden geldiniz, rabbinizi unutmadınız, Ömer 1 metre toprağın üstünden gelmiş, unutur mu Rabbini?" diyor. Biz diyoruz ki hala, "Ya bir cümle vardı, ayet miydi, hadis miydi, biri mi söylemişti, şiir miydi yoksa." Kur'an'la bu kadar uzak kalınır mı? Ne diyor, Ali İmran suresinde ne anlatılıyor, yani. Bu Bakara suresinde ne bahsediliyor. Sonunda bu Hac meselesini veyahut kafire 2-3 ayet, münafığa 12-13 ayet ayırmasının sebebi ne bu surelerde, ayetlerde. Bir de bu ayeti sizce biz mi daha iyi anlamışızdır yoksa sahabe mi? Sahabe. Peki sahabe bu ayetleri anlayıp hayatını nasıl değiştirdi, neye adadı? Buraları sizce bir ömür sarf edilmesi gerekmiyor mu? Gerekiyor değil mi? Allah Allah. Bizim asıl yatırım yapacağımız yer ruhumuz, ruhumuz. Çünkü bu seyahat sonunda ceketi alıp gideceğiz dedim ya, alıp gidecek ceketin adı ne? Ruh, ruh.

Şimdi mesela talebe üniversiteye gidiyor. Bir bavulla, 4 yıl sonra eve geliyor, neyle? Aynı bavulla. Baba dese ki, "Oğlum, bir bavulla gittin, bir bavulla geldin, ne değişti?" "Baba olur mu ya, ben gittiğimde talebeydim, şimdi geldim öğretmen oldum, muallim oldum, matematik öğretmeni oldum." "Nerenle oldun oğlum?" dese. "Ruhumla oldum." Demek ki kemalatı nereyle alıyor? Ruhuyla, ruhuyla. Cesette bir değişiklik var mı? Yok. İnanın bizde bedeni olarak hiçbir değişiklik olmayacak. Dünyaya geldik, beyaz bir tane kundağa sardılar, öyle mi? Dünyadan gideceğiz, beyaz bir kefene saracaklar. Peki değişen ne olacak? Şimdiki cümleyi iyi dinleyin. Eğer bu ruh üniversitedeki öğretimi aldıysa, Allah'ın esmasına ayna olduysa, marifet ufkunda derinleştiyse, Allah'ı tanımada yükseldiyse, sahabeye benzemede terakki ettiyse, ne âlâ. Onun cennete medar bedeni misali hayırlı olsun. Eğer yok, Rabbini hiç aldırmayan, tanımayan bir kafir gibi bir hayat yaşadıysa, burnunun üstüne düşen bir hayat yaşadıysa, o ruh sınıfta kaldı demek. Sonra desek, "Ya biz Allah'ı çok seviyoruz ya, canımı veririm ha, bakma böyle Kur'an'la falan hiç alakam yoktur da Allah'a da can veririm" falan. Samimi geliyor mu size? Sizin iş yerinizde aynı şekilde çalışan bir adamı kabul eder misiniz? Mesela adamı şoför diye aldın. Adam diyor ki, "Ya şoförlük yapamam ama size de kurban olurum." Böyle bir adama maaş verir misiniz? Sen niye vermiyorsan, Allah azze ve celle de o yüzden memnun olmuyor böyle bir işten. Allah Allah.

Her iki hayatın levazımatı, yani hem kısa dünya hayatı hem de sonsuz ruhla gidilecek sonsuz ahiret hayatı, her iki hayatın levazımatı Mâlikü'l-Mülk tarafından verilmiştir. Allah Allah. Yani Allah gerekli sermayeyi vermiş mi? Vermiş. Şu sermayeyi bir daha sorayım. Bizim sermayemiz neydi? Ruhtaki kabiliyetlerimiz. Yani sadece ramazanda şöyle bir koli paketleyip göndersem birilerine, oldu mu? Olmadı. Allah senden sermayeni istiyor. Bu arada tüccarlar iyi bilir, sermaye elde olana denilir. Yani Allah elinde olan, sana verdiği kabiliyetlerin her birisini onun uğrunda harcamanı istiyor. Şimdi biz bazen işin bu kısmını hiç aldırmıyoruz değil mi yani ahirete bakan kısmı aldırmıyoruz. Ömrümüz evden işe, işten eve geçiyor, Kur'an'la ilişkilerimiz zaten çok kısır gidiyor. Allah Allah. Hiç aldırmadığımız meseleye bak, bir de sahabenin hayatını adadığı meseleye bak. Şimdi sen ahireti aldırmayıp dünyada böyle güzel işler yapıyorsun ya. Zaten kıyamette hercümerç olacak. Dünyada güzel işler yapmak ne demek biliyor musun? Ahirette şunu yaşayacağız: "Dünya için yapabiliyormuşsun. Hani benim için?" Dünyada yapıp ahirette yapmadıklarımız neyin göstergesi olacak? "Sana verdiğim sermaye ile dünyada yapabilmiştin, hani ahiret için?" Ne diyeceksin? "Allah'ım kusura bakma, nefsime taptım" diyeceksin. Allah Allah.

Bir gün bir kuyumcuyla muhabbet ettim de, bir emekli dayı gelmiş yanına. 30 yıl sonunda emeklilik sermayesini almış, başlamış, "Nasıl yapayım, nasıl yapayım? Yatırım mı yapayım? %40'ını altın mı yapayım, %60'ını mı altın yapayım?" Bu da artık usanmış, demiş, "Dayı, Allah aşkına düş yakamdan." Demiş, "Ben bu serveti kazanmak için 30 yıl uğraştım, bunu değerlendirmek için de 3 yıl gelip seninle uğraşırım" demiş. Şimdi dandik geçici dünyanın serveti için ne harcıyoruz? Ömür harcıyoruz. Elimizdeki asıl sermaye Allah'ın garanti ettiği rızkımız değil, bakın, garanti ettiği rızkımız hiç değil. Asıl içerideki kabiliyetlerle cenneti peyleyebilecek miyiz? Tam bütün sorgu buradan olacak. Allah Allah.

Bir gün birisi şöyle bir cümle söyledi, dedi ki, "Bu asırda dedi, hem genç olacak, hem durumu olacak, hem kabiliyetli olacak, hem de namaz kılacak, aklım almıyor" dedi. Aslında aklı alıyor da nefsi almıyor. Akıl almayacak ne var? Bu bahsettiğimiz bütün sahabelerin profili öyle mi? Ellerinde hem imkanlar vardı hem de birer ateş pareydi her birisi. İstese her birinde dünyayı fethedecek istidat ve kabiliyet vardı ama Resulullah aleyhisselatu vesselamın dizinin dibinde sadakta demeyi hayatlarının en büyük gayesi seçtiler. Şimdi bunu anlamayacak ne var? Musab Bin Ümeyir efendimiz kaç yaşındaydı, Zübeyr bin Avam kaç yaşındaydı, her biri ufaktı. Allah Allah. Allah onlardan eylesin inşallah sizleri de. Öyle dedi ya, "Bu asırda dedi, hem genç olacak hem durumu olacak hem de dedi namaz kılacak, aklım almıyor" dedi. Yani nefsi almıyor onu söylüyor yani. Bu asırda rabbini tanıyan, kendi imanını muhafaza etmeye çalışan, hele hele bir de başkalarının imanına yetişmeye çalışan bir genç, aynı eski zaman evliyaları gibi biliyor musunuz? Bak ben nereden biliyorum onu anlatayım. Üstat hazretlerinin bir talebesi var, Ahmet Feyzi abi isminde, belki duymuşsunuzdur. Şimdi bir gün birisi geliyor diyor ki, "Ya Ahmet abi diyor, bu asırda diyor çok evliya var mı diyor?" "Üf kardeşim" diyor, "Eski zamanda olmayacak kadar çok evliya var" diyor. Neye göre diyor şimdi? "Şimdi şurada bir küçük ev yansa itfaiye kaç araç gönderir? Bir araç. Allah muhafaza orman yansa ne olur? Bütün memleketin araçları gelir." Şimdi o kadar büyük bir manevi yangın var ki, Allah manevi bekçi, manevi itfaiyeciyi de bol gönderiyor. Siz hep sokaktaki olumsuz görüntülere bakmayın. Bu Anadolu topraklarının ürettiği yiğit bitmez Allah'ın izniyle, hiç ümidiniz zayii olmasın. Ahmet Feyzi abi de öyle diyor, "Üf" diyor, "Kardeşim, bu asırdaki evliya hiçbir zaman gelmemiş" diyor. "Abi" diyor, "Nerede onlar?" diyor. Diyor ki, "Akşam hazırlan, götüreceğim seni" diyor. Tabii gidiyor eve, temizleniyor, tövbe ediyor. Hani evliyanın karşısına çıkacak ya, içi malum olabilir, utanıyor, çekiliyor, tövbe ediyor falan, gidiyor. Bizim Ahmet Feyzi abi alıyor medreseye götürüyor bir tane. Medreseye bir giriyorlar, 100-120 tane sarıklı, takkeli genç, birisi açmış Risale-i Nur'dan ders okuyor, onlar da dizini çökmüş dinliyorlar. En son eliyor, diyor, "Ahmet abi" diyor, "Bizim evliyalar vardı, ne oldu onlar?" "Uyanmamış hala." "Kardeşim" diyor, "Bu asırda Allah için şöyle oturup ders dinleyen bir genç, bu asrın evliyalarıdır" diyor. "Onların değil, elleri ayakları öpülür" diyor. Bak bu salonda var o kardeşlerimden. Allah yokluğunuzu vermesin. Kendi imanlarını muhafazayı bırak, toplumun, gelecek neslin imanı için gece gündüz uykusuz kalanlar var. Siz niye onlar gibi davranmaya çalışmıyorsunuz? Böyle bir soru sorsam ayıp olur mu? Mesela burada hizmet eden 5-10 kardeşimizi baz alalım, seçilmiş adam mı bunlar, seçilmiş mi? Yok. Özel faks mı geldi bunlara, "Ali, Veli, Osman, sen özelsin" diye faks mı geldi? Sana gelmedi mi, gelmedi mi? Senin ne özelliğin var? Kur'an aynı Kur'an değil mi, muhatabı hepimiz değil miyiz, gelecek nesilden hepimiz sorumlu değil miyiz, konu komşuda etrafta şirazeden çıkmış kim varsa her birinin çatır çatır hesabını hepimiz vermeyecek miyiz? Senin ne özelliğin vardı, evden çıkmıyorsun? Senin ne özelliğin var da dükkana bu kadar tapar bir halde yaşıyorsun? Sadece böyle koşturan, Allah için mücadele eden 5-10 kişi seçilmiş adam mı? Ne özelliğin var? Sana daha çok bu dünya verildi. Demek ki senin daha çok kullanmanı istiyor, daha çok mesulsün, daha çok hesap vereceksin, ruhunun ufkuna daha çok yürümek zorundasın. Bence olaya buradan bakmak lazım, bu işin birinci kısmı. Hizmet eden hiç kimse seçilmiş adam değil. Herkese düşen bir vazife var ortada. Bizzat üstüne alın.

İşin ikinci kısmı. Şimdi yaşantıları inanılmaz sahabe efendilerimiz var değil mi? Nasıl fedalar etmişler, neleri harcamışlar Allah için. Yani akıl alır gibi değil. Şimdi bir de işin ahiret boyutu var. Perde-i gayp açılıp ahiret boyutuna gidildiğinde gene ulaşılmaz güzellikler içinde onları göreceğiz. Yani niye anlatıyorum bunu biliyor musunuz? Sizler bir şeyleri feda ettiğinizde kim için yapıyorsunuz? Yine kendiniz için yapıyorsunuz. Birkaç yıl sonra şu ucuz dünyadan geçip gittiğinizde mutlu olacaksanız, sonsuz ruhunuzla yine kendiniz mutlu olacaksınız. Bu vazifeler böyle ya, lütfen yapın diye lütuf edilmedi. Hepimize emredildi, emredildi hepimize. Muhammed suresi 7. ayette diyor ki, "Siz Allah'ın dinine yardım edin ki Allah da size yardım etsin" diyor. Bakara Suresi'nde de diyor ki, "Sizden öncekilerin başına gelen sizin başınıza gelmeden cennete girebileceğinizi mi zannediyorsunuz? Onlar dediler ki, 'Metan Resulullah, Allah'ın yardımı ne zaman?' De ki onlara, 'Allah'ın yardımı pek yakındır.'" Senin ne özelliğin var, evden işe, işten eve. Ne özelliğin var? Sana inmiyor mu bu ayetler? Bu mantıktan çıkmamız lazım. Anadolu topraklarına yakışmıyor. Anadolu topraklarında bizim ecdat attan inmemiş, koca Yavuz attan inmemiş 7 yıl. Mısır seferine çıkmış, attan inmemiş, şirpençe olmuş, attan inmemiş. Senin ecdadın böyle yaparken senin küçücük bir dükkan içerisinde ömrünü sarf etmen yakışır mı? Zannediyoruz ki onlar haşa haşa çok ekstradan yapıyor da sen ben mesul değiliz zannediyoruz, hepimiz mesulüz. İnsan bir yolcudur. Ah ah, anlamamız lazım. Fakat o levazımatı cehlinden dolayı tamamen bu hayatı fâniyeye sarf ediyor. Bir önceki cümleyi hatırlatayım. Allah iki dünyaya yetecek levazımat vermişti dedi Üstat Hazretleri rahimullah. Şimdi de diyor ki, cehlinden dolayı, yani bilmemesinden, İslam'ı bilmemesinden dolayı nereye harcıyor diyor, dünyaya harcıyor diyor. Allah Allah. Halbuki o levazımatın lâakal 10'da 1'i dünyevi hayata, 10'da 9'u hayat-ı bakiyeye sarf etmek gerektir. Nasıl sınır? 10'da 9'u nereye imiş? Sonsuz hayat. 10'da 1'i dünyaya. Biz nasıl yapıyoruz? Şimdi biz bunun hesabını vermeyecek miyiz? Bak herkes kendi kabrini düşünsün. Dışarıdaki bütün değişkenleri sil. De ki, "Acaba benim kabrime ne faydası var? Ben kabirde ne yapacağım?" Bırak dışarıdaki her şeyi unut. Nasıl yapacağız? Hani bu 10'da 9 derse, hani o sahabenin ayak izleri derse ne diyeceğiz orada?

Bakın bir hadiste ne diyor biliyor musunuz? Çok iyi dinleyin hadisi. "Dünyaya burada kalacağınız kadar, ahirete de orada kalacağınız kadar çalışınız" diyor. Sonsuzun yanında, yani ahiretin yanında hangi sayı büyüktür? Hiçbirinin kıymeti yok. Şimdi ben bazen evliyaullahın hayatına bakıyorum, hayret ediyorum. Her birinin hayatında bir uzlet vakti bile var. Yani yalnızlığa ayrılmışlar. Mesela İmam Gazali hazretleri 28 yaşında müderris, yani böyle bir üniversitede rektör gibi düşünün. En son kısa bir süre müderrisliği bırakıyor, bir dağın tepesine çıkıyor, uzlete. Fıtratına geri dönebilmek için yapıyor bunu. İmam Rabbani hazretlerinin hayatına bakın, kezalik aynı. Üstat Hazretlerinin hayatına bakın, aynı. Barla'ya gidiyor, çam dağına çıkıyor, yetmiyor, katran ağacının üstüne çıkıyor. O kadar fıtratına dönüp ahirette hesap vermekten korkuyorlar. Şimdi eskiler bu işi bu noktada yapıyorken, bizlerin hiç ahiret yokmuş gibi yaşamasını hangi kefeye koyacağız? Sığmıyor hiçbir yere, değil mi? Allah Allah. Bu dünyanın çok zehirli yemeğini yiyoruz, çok. Eğer o zehirli yemek midemizdeyken buradaki genç hizmet eden kardeşlerim gibi bir civan mert yetişse, midemizi yıkasa, ne âlâ. Ama o zehir dişe tırnağa karışırsa, var mı kurtulmanın yolu artık? Var mı? Mümkün değil, mümkün değil. Bu derslere ne kadar ihtiyaç var anlıyorsunuz değil mi? Şu iman derslerini hayatınızın birinci gayesi yapmak zorundayız. O gün misafir mi geliyor? Olmaz arkadaş. Geleceksen neden ben sana uyuyorum, sen bana uy da bu derslere gel dememiz lazım.

Bakın ömür sermayesi çok hızlı gidiyor, çok hızlı. Şurada belki yaşı biraz kemale ermiş bir amcamıza sorsak, der ki, "Nasıl geçti bu ömür, ben bilmiyorum ki sana anlatayım" öyle mi? İnan, öyle insan geçtiğini fark etmiyor. Bakın ahirette birbirimizi bulup hesap soralım. Ahirete geldiğimizde diyeceğiz ki, "Ya dünya 1-2 gün mü geçti?" Bakın yakalayıp hesap soralım birbirimize. Dünyadayken alemi misaldeyken küçüktün, büyüdün, uçtun, gittin Amerika'ya gezdin, köyüne gittin, bir uyandın dünyada kaç dakika geçmiş? 3 dakika. İnan bu dünyanın 60 yılı ahirette öyle olacak. 1-2 gün bile etmeyecek. Hiç değmez. Cenneti peyleyecek sermaye ile dünyanın aldatıcı yüzüne sarf etmeye hiç değmez, hiç. Allah Allah.

Acaba birkaç memleketi gezmek için hükümetten 24 lira harcırah alan bir memur, ilk dahil olduğu memlekette 23 lirayı sarf etse, öteki yerlerde ne yapacaklar? Hükümete ne cevap verecekler? Böyle yapan kendine akıllı diyebilir mi? Üstat Hazretleri bir yerde diyor ki, "Ömür dakikaları avdet eder, yani döner" diyor. Ne demek bu? Yani şu an harcadığın dakikalar Allah içinse sana ahirette olumlu manada dönecek, yok Allah için değilse, nefsin içinse de nasıl dönecek? Olumsuz manada. Cümleye bak, "Ömür dakikaları avdet eder, döner" diyor.

Cümlede. Biz ne diyoruz? Ali nasılsın diyoruz, ya ne olsun vakit öldürüyor ya. Allah o vakti öldür diye mi diriltti acaba? Ne kadar ucuz geliyor şu ömür. Yani sanki hiç ahireti kazanmaya mecbur değilmişiz gibi, sanki böyle lütuf olarak önümüze sunulmuş gibi. İnanın mesela öyle değil inanın.

Sadece Arafat'ta Veda hutbesinde 120.000 sahabenin 110.000'i evi, işi, barkı terk edip hicret ediyor. 120.000'in 110.000'i. Kalan Hicaz bölgesindeki 10.000 sahabe efendimiz de belki birçoğundan zahmetli günler geçiriyor. Neden yapmışlar? Biz daha yatağı, evi terk edip şöyle Allah için bir sorumluluk da ben tutayım diyemiyoruz. Nasıl öleceğiz biz böyle, nasıl olacak, nasıl olacak ya.

Binaenaleyh, Cenâb-ı Hak her iki hayat levazımatını elde etmek için 24 saatlik bir vakit vermiş. Cümleden şunu anladınız mı? Hem dünyanın ihtiyacı hem ahiretin ihtiyacı için gereken sermaye var mı? Var. Ayette de söylüyor mu bunu ''Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus'ahâ'' Ben ona kaldıramayacağı yük vermedim diyor.

Şimdi şurada ders bitse mola versek. Ben de birinizi yakalasam desem ki kardeşim bak bu Kur'an'ı öğrenmemiz lazım veyahut başka birine desem ki kardeşim bu namazsız hayat olur mu? O da bana dese ki abi vakit mi var, abi para kazanmam lazım nasıl olacak bu iş dese. Bu ayeti yalanlamış oldu mu olmadı mı? Cümlelerimizle ayeti yalanlıyoruz. Şunu desek belki. Ya ben çok aciz garip bir adamım, Allah'ın yoluna gitmem lazım, sen de bana dua et, ben de şunu mücadeleyi yapayım desek belki çözülecek. O kadar kibirliyiz ki diyoruz ki ya vakit mi var, ben nasıl bu ahirete vakit ayırayım. Ayette diyor ki "ben kula kaldıramayacağı bir yükü yüklemedim" diyor. Tavırlarımızla, dilimizle ayet yalanlıyoruz ve farkında değiliz. Allah Allah.

Çoğunu aza azını çoğa vermek suretiyle 23 saat kısa ve fani olan dünya hayatına hiç olmazsa bir saati de beş namaza ve baki ve sonsuz uhrevi hayata sarf etmek lazımdır ki cümleye bak dünyada paşa ahirette geda yani köle olmayasın. Cümle nasıl, dünyada paşa ahirette geda olmayasın. Allah Allah.

Şu işleri bir yoluna koyayım da ondan sonra Allah ile ilgili kafamda plan var. Hiç böyle diyen birisine nasip olduğunu gördünüz mü? Göremeyeceksiniz sebebi şu. Allah'a şart koşmak Allah'a küstahlıktır ya. Bir talebeyi sınava alacaksın Emrah, talebe de diyor ki hocam bana pasta, cips almazsan ben sınava girmem. Girmezsen girme. Sen terakki edemeyeceksin. Böyle bir şart koşabilir mi talebe? Mümkün değil. Biz mecburuz, mecburuz. Bu dünyada ahiret var gibi yaşayıp Allah'ı razı etmeye mecburuz.

Birisi sanki haşa Allah'ın onun ibadetine ihtiyacı varmış gibi dese ki ya şu işte de bir yoluna koyayım da ben ondan sonra da bir Allah'a yürüyecek yol bulayım. O zaman kader planında Allah senden kulluk isterken yanlış hesap mı yapmış, hesaplayamamış mı, iş yüküm fazlaymış haşa Allah da istediklerini fazla istemiş. Kader ne demek miktar demek. Allah kader kalemiyle yani o ince miktarlarında yanlış mı hesap etmiş. Çok küstahlık ediyoruz çok, çok küstahlık ediyoruz. Şu işleri yoluna koyayım da halledeyim diyen hiç kimseye nasip olduğunu göremeyeceksiniz. Çünkü Allah'a şart koşulmaz. Bir kul bir Allah'a şart koşabilir mi ya, böyle küstahlık olur mu? Niye nasip olmuyor anlıyor musunuz? Böyle İnsanlar neden bazen anlatılanı bile anlayamıyor anlıyorsunuz değil mi? Bu büyük küstahlığı neticesinde kalp bile kapanıyor ya, Allah muhafaza. Allah'la büyük buluşma dünyevi buluşmalar için erteleniyor. Sebebi dünyayı gözümüzde çok büyütüyoruz. Biz bir yolcuyuz, bu dünyadan geçiyoruz asıl baki olan ise ruhumuz ve inanın Allah dünyadan büyüktür.

Risali Nur'da çok güzel bir cümle var. Niyazi Mısri'nın. O cümleyi de söyleyeyim dersi bitireyim yavaştan. Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba, yola geldim, lakin göçmüş cümle kervan bihaber. Ağlayıp, nalan edip, düştüm yola tenha, garip. Dide giryan, sine biryan, akıl hayran, birhaber. Allah böyle etmesin. Yaratılış amacımızı bize unutturmasın.

Bir cümle vardı, orayı tekrar hatırlatmam lazım ama cehlinden böyle yanlış sarf eder diye. O cehil kelimesi çok önemli yani bizim Kur'an'a muhattap olup Kur'an'ın derin hakikatlerini öğrenmeden bu işi çözmemiz mümkün değil. Peki cehalet, ahiretteki hesabımıza özür olur mu? Mesela Allah'ım vallahi ben bilmiyordum o yüzden cehenneme düştüm desem özür olur mu? Olmaz değil mi? Şimdi ben bir suç işleyip hakimin karşısına çıksam hakim dese ki, Mehmet 10 yıl ceza, ben de desem ki hakim bey ben onun suç olduğunu bilmiyordum ki. Anayasa ne diyor biliyor musun? Anayasada bilmemeye cevaz yok diyor. İslam'da da cehalete cevaz yok. Bir insan kainat kadar masraf yapılıp muhattap olduğu Kur'an'ı bilmek zorunda. Cahil kalmamızın özrü inanın olmayacak inanın. Ya Rab ben vallahi bilmiyordum da o yüzden cehenneme düştüm. Bunun özrü inanın olmayacak. Allah muhafaza buyursun hepimizi. Şu ömür sermayemizi güzel güzel kullanırız.

Güzel kullanmak ne demek biliyor musun? Şimdi bizim hayatımızın amacı Allah'ı razı etmek ya, ya bir ayet var sahabe için geçiyor. Bak böyle bir güzide nesil için geçen şu cümlelere bak. Kimse için geçmemiş. Ayette diyor ki, "Allah onlardan razı, onlar da Allah'tan razı" Ayete bak ayete. Allah Allah. O zaman bir insan Allah'ı razı etmek istiyorsa ne yapacak. Allah'ın razı olduğu kulları olan sahabelerin ayak izlerine basacak. Onlara bir şekilde benzemeden, bir ahlakımız benzemeden, bir huyumuz benzemeden, bir gecemizi bölmemiz benzemeden, bir namazımız benzemeden, bir derdimiz benzemeden, bir gözyaşımız benzemeden bu dünyadan göçüp gidersek az gülüp çok ağlayacağız. Bizim dünyada akıllı bir ticaret yaptım diye güldüğümüz halimize semadan ağlayacaklar. Yazık etti yazık etti diye. Allah öyle etmesin inşallah.

Ders anlaşıldı değil mi? Sizden de. İnşallah bunu anlamak amelimizin değişmesiyle olsun. İmanın şartı nedir? Mucibince tatbik etmektir değil mi? Allah hayatımıza yansıtsın. En mühim gayeyi Allah'ım rızanı nasıl kazanırız diye böyle dertlenenlerden eylesin. Yoksa evden işe işten eve bir ölüm tarihte kimsede görülmemiş. Bu asrın yeni modaları bunlar. Allah muhafaza etsin. Dandik bir dükkan için cenneti peyleyecek kabiliyet satılıyor. Çok acı ya çok acı ya. Arkadan gelen kardeşim de onu görüyor, o adamın oğlu da onu görüyor, kızı da onu görüyor bir nesil heba oluyor ya. Bu nesli ihya etmek sana bana düşmüyor mu arkadaş. Kim koşturacak bu nesle?

Çek için uykuların kaçıyor, ben şahit oluyorum yani. Kim yani bu ümmet için kim gözyaşı dökecek ya, kim çıldıracak, kim kafa yiyecek ya. Yataktan kalkamıyorum diyor ya. Talha İbn Ubeydullah, Uhud Savaşı'nda el paramparça olmuş bir parmak kalıyor, efendimiz aleyhisselatu vesselam taşın üstüne çıkacak mecali kalmamış, tam o esnada eğiliyor diyor ki bana bas öyle çık ya resulallah diyor. Bir parmağı kalmış. Biz diyoruz ki ya araba yoktu diyoruz, ya ne olacak ya ne bekliyorsun sen. Yani sen bu işin kısa yolunu çözdün haşa haşa sahabe çözemedi mi yani? Bizim onlara benzememiz gerekmiyor mu yani? Onları biz nasıl kendimize devşirmeye çalışıyoruz. Evden işe işten eve adam ölür mü ya. Allah'ın zaten garanti ettiği rızık için endişeleniyorsun. Yani diyorum ki Allah rezzak falan değil ya ben endişe ediyorum diyorsun.

Şimdi desek ki yani şu Kur'an'ı bilmen lazım desen ki ya olur mu para lazım. Daha bu hafta biri dedi o kadar üzüldüm ki ya. Namaz dedim para kazanmam lazım. Ya çalıştığın yerde mescit de mi yok arkadaş ya. Ne diyor biliyor musun? Allah benim rızkımı falan veremez, benim rızkım ancak ben alırım diyor ya. Allah aşkına sizce semadan nasıl bu cümleler karşılık bulacak, nasıl bulacak yani, nasıl bulacak. Allah'ın kainatı yaratma amacı kendini tanıtmak. Ben Rezzak'ım, ben Şafi'yim, ben Hakim'im, ben Hâkim'im, ben Münevvir'im, ben Musavvir'im öyle mi? Ya kendini tanıtmak için kainat masrafı yaratıyor Allah. Adam diyor ki ya biz rızkı şey yapmasak nasıl olacak. Hadi güneş doğmasın da doğur bakalım. Rızkın derdine düştün ya. Hadi topraktan o elmayı bitirmesin de bitir bakalım. Hadi tavuktan yumurtayı vermesin de çıkarttır bakalım. Hadi ineği sana ikram etmesin de git de et bul bakalım. Nereden bulacaksın? Çok yanlış konuşuyoruz çok. Bu yüzden algılarımız bozuluyor bak. Allah'a ukalalık ediyoruz, böyle edilmez.

İnsan der ki, ben acizim siz de dua edin mücadele edeyim Allah'ı daha çok razı edeyim, sevimli gözükeyim. Zaten ona verebileceğimiz ne var, ne var. Zaten onun verdiğini Allah'a satmaya çalışıyoruz. Ayet öyle diyor değil mi? Ama biz öyle yapmıyoruz. O ayetleri alıp dışarıda ucuza satıyoruz. Allah'ın ayetlerini ucuza alıp satmayın diyor. Teşteru, alışveriş demek. Almayın, satmayın. Masada konuşmak için mi bunlar. Şu Mersin'de sizleri bekleyen nice yer yok mu Allah aşkına, nice insan yok mu?

Çok üzülerek bir şey söyleyeceğim de yani kusura bakmayın. Hangi içkili mekanı sorsam özellikle bizim bu bölgede Mersin'de diyorlar ki, hacı filancanın. Arkadaş nasıl hacı filancanın orası ya. Sen gitmiyorsun, ben gitmiyorum, kimin olacak. Diyorum bu adamın parası yok mu, gırla var kamyonla. Daha buraya niye tamah ediyor bu adam yani. Burayı alsan peçete deposu yapsan daha hayırlı bir şey yapmış olacaksın. Yazık değil mi? Böyle ölünür mü, ölünür mü böyle? Hiç anlamıyoruz yolcu olduğumuzu anlamıyoruz. Duygu haddi aşıyor ya hep dünyayla meşgul olunca, fani olan dünya nasıl algılanıyor baki gibi. Neyse böyle işte. Selamünaleyküm Allah razı olsun.