Transcription
Osmanlıların bir sözü var. Mendem yazık bilmez. Yazık tatmayan yaşıyor hakikaten bilmez. Buna anlatılamaz böyle hani dese ki bunu fiilim yapsan kimse bu rolu yapamaz. Ancak yaşan olacak böyle. Ve >> kokusunu alıyorum >> ve tahliye günüm yaklaşıyor. Herkes [müzik] cezaevinde çıkmak için dua ederken emin olun ben çıkmak için dua etmiyordum. Allah'ım beni çıkarma diye. Şimdi neden [müzik] diyeceksiniz? Eee hani içeride çıkınca çıkan arkadaşları siz bilsin ne yaparlar değil mi? Çoğu arkadaşım oturdu ağladı. Çünkü benim çıkınca gidecek yerim yok. Nereye [müzik] gideceğim? 7 sene Çanakkale'de rehberlik yaptım [müzik] ve hiçbir zaman da bir ücret almadım. Hatta Denizli de bazen yürürken bile Çanakkaleci hoca geçiyor diye bana ayağa kalkardı. y gösteri. Hatta o dönem belediye başkanı demişti, "Hocam iki isim söyle ki biz caddelere verelim diye." Yani Hızır darda gelecekse öyle bir gel ama diyorum ortam lezih değil diyorum. Suları var böyle bir şey yani temizlik yapmana şey vermiyorlar. Eee biri gelmedi. Umutsuzluğa kapıldım. 2 3 gün bir daha dedim. En son üçüncüsünde e Hızır Aleyhisselam gelmedi de üstat hazretleri geldi. Eee bayağı düzeldim. Kendime geldim. Çevşen hiç ara vermeden Evrad-ı Ksiye Evrad-ı Kin öğrendiğim günden bugün dahil olmak üzere hiç bırakmadım ve hangi konusunda şey yaptıysam böyle eee Allah razı olsun sıkıntılarım bitti. Kendime geldim. Beni tıraş ettiler. Bir tane pantolon uydurdular bana. Ondan sonra bir şey giydim falan. İlk defa gittim. E 56 sene sonra çocuklarımı göreceğim. Hem aranırken hem cezev şeydeykenorlar. Ağlıyorlar kokluyorlar. Bakıyorum kızım kocaman olmuş. Oğlum benim boyumu geçmiş. Ondan sonra soramıyorum. Siz ne yapıyorsunuz? Nerede okuyorsunuz? >> [müzik] >> Hani donmayayım diye şey yapıyorum. Ayağım çıkarım hareket ediyorum falan. Neyse gündüz çıktık sürüne sürüne şeylerde kaldık. Eee drone da bizi arıyor. Mecburen donacağız öleceğiz. Ateş yaktım. Güzel bir havlu koydum. Böyle şey yapıyorum duman çıkmasın diye. İkinci gün tabii bir şey yiyemiyoruz. Üçüncü gün yakalandık. E bir baktı tekrar şu karşı yaka şeyde bayraklı sahide intihar etmiş. Bazen arkadaşlarım dalga geçiyor. Abi sen bundan sonra hangi peygamberin yaşayacağını yaşayacaksın diyorsun. Bundan sonra diyorum Allah'ın [müzik] izniyetiyle Süleyman Aleyhisselam'ın yaşadığını yaşayacağım diyorum.
>> [müzik] >> Ben Mehmet Hanife Uzunay. İngilizce öğretmeniyim. Uzun zaman Milli Eğitimde çalıştım. Daha önceleri yurt dışında değişik yerlerde çalıştım. Eee, KYK işten ihraç edildim. Eee, aslan ağrılıyım ama uzun zamandır İzmir'de yaşıyorum. Bir oğlum, bir kızım var. Eee, hayatımız nasıl değişti? 15 Temmuz'da bir gece kalktık. Her şey üzerimizde kaldı. Biz de şaşırdık. Bir kanun hükmünde kararnameyden ihraç oldum. Ve bu arada aramalarım çıktı. Zaten okul tatili olduğu için kendi memleketime gitmiştim. Eee orada aramam oldu. Uzun zaman, eee, aradılar, şey yaptılar. Bizlenmek zorunda kaldım. Eee, derken 16 Şubat 2017'de eee, yakalandım. Ben şöyle düşünüyordum. Yani ben yakalandım ama rahatladım. Çünkü devlet de biliyor ki benim bir şeyim olmadığını. Yıllardan beri öğretmen yapmış. Eee, uzun zamandır herkes biliyor. Türkiye'de hemen hemen bunu herkes biliyor. Denizli'den, İzmir'den, Moğla'dan bunu herkes bilir. 7 sene Çanakkale'de rehberlik yaptım. Eee, ve hiçbir zaman da bir ücret almadım. Hatta Denizli'de bazen yürürken bile Çanakkaleci hoca geçiyor diye bana ayağa kalkardı, gel gösterdi. Hatta o dönemin belediye başkanı demişti, "Hocam, iki isim söyle ki biz caddelere verelim diye. Kendiler de şahitler." Eee, ben böyle bir öğretmenim ki dedim herhalde dedim eee, "Böyle bir suç bana istinat edilemez. eee o günler rahattım. Eee ve önce bizi hastaneye sonra nezarethane aldılar. Çok soğuk bir yerdi. Eee savcı beyle hemen hemen bir 8,5 saat bir tartışmamız sürdü. 8,5 saat yani niye bu kadar almadı? Direkt öyle şey aldılar. Savcılığa götürdüler. Zaten aranmam olduğu için eee beni askeriye aldığı için direkt şey emniyete götürmediler. Zaten daha önce pezdekeler hazırlanmış ve eee Nezaraya götürürler. Oradan da Ağrı Metpi cezaevine yaklaşık bir yıl orada kaldım. Bekledik. Yani bir suçumuz yok. Eee, bizi buradan çıkaracaklar. Eee, fakat bir avukat geliyor. Sen çıkman çok rahat. Her neyse, her gelen avukat, avukat değiştiriyorum. Bir daha geliyor. Senin çıkman çok rahat. Eee, fakat çıkmam da işte konuşursan, eee, bize yardımcı olursan çıkabileceğini ya ben de yardımcı olacak bir şey yok yani. Ben, eee, böyle bir insanım olmadım. En son bu ağrı eee, dayayken bir müdür beyim. Üç tane adam yani sivil. Eee, benim üzerimde çok duruyorlar işte biz biliyoruz. Bütün sceryorlar. Çocukların şeyini, nerede okuduklarını, neler yaptıklarını. eee işte biz eee senin bize yardımcı olmanı, geleceğini düşün çocukların var. Ben de diyorum ya siz kimsiniz? Yani tamam ben burada cezaevindeyim, tutukluyum. Siz kimsiniz? Nesiniz? Hakim mi, savcı mı? Şeyinizi bana söyleyin diye. Eee sonra içeride eee bizim vali yardımcısı da vardı. O eee bürokrasini anladığı için abi dedi gidince dedi tutanak tut dedi. Aynı kişiler bir daha gelmişler bir iki hafta sonra. Dedim ki ben müdür bey tutanak tutabilir misiniz dedim. Benim kimliğimi çıkarın şey yaptın tutanak tutum. Bunlar kimdir dedim. Tabii biraz tırstırlar yani. Ne olduklarını kim olduklarını bilmiyorum. Bir daha gelmediler. Asıl benim sıkıntı o dönem başladı. Sonra bir sene sonra bizi Erzurum eee oltu TP. Koğuşlar basık dar sıkıntılı. Eee ve direkt beni koğuşa almadılar. Bana gelince o girişte şey yaparken de tabii götürürken de ellerim kelepçeli, soğuk. 15 Şubat'ta eee götürdüler bu dağ yollarında çok özür dilerim. Lava ihtiyacı vermiyorlar. Eee çok kötü durumlar yaşanın belki anlatılmayacak şeyler. Eee cezaevine girdik elhamdülillah dedim soğuktan donmayacağız diye. Yani dedim mümkünse dedim ben namaz kılacağım üstüme değiştirmem lazım. Çünkü bayağı eee necis oldu elbiselerim. E bekle dediler. E beni ayrı bir koğuş aldılar. Aldıkları koğuş değil. Böyle bir kalorifer kazanı gibi bir pis iğrenç. Üstten sular akıyor. Sürekli tuvalet lavabalar taşıyor. Böyle bir şeyini kaldırıyorsun. Ağzını tutuyorsun. Sonra kurun geliyor. Mecburen buranın atletmişine bağlamak zorunda kalıyorum. Eee bir ranza koymuşlar yere çakılı. Yani normal ranza değil. Ağrıdakilerden çok farklı bir ranza. eee, kocaman bir ışık, eee, oynatamıyorsun burada kalacaksın diye. Ya oluyorum eşi kapatmıyorlar dışarıdan ışık şey sağa dönüyorum, sola dönüyorum şeyimi kapatıyorum falan yok. Gece mi, gündüz mü, ne olduğunu bilmiyorum. E ve orada çok kötü bir şekilde hasta oldum. Sağ tarafım böyle şişti. Antib, antibiyotik kullanıyorum. Çözüm yok, ilaç kullanıyorum yok. Yerde lağım geliyor. Pis sular geliyor. Yalvarıyorum, eşeği kapattın. Yok diyorlar. Yasak kanunla gösteriyorlar. kanen [müzik] yasak diyor. Sizin iş yapmamız lazım ya. Ben intiharım intihar etmemi düşünüyorsanız budur diye yaklaşık 3 ay kaldım. Sonra mez ben öğrendim ki bitirmek için asıl oraya koyuyorlarmış. Benden önce bir alvay vardı hakikaten delildi. Çırpırak soyundu. Nereye götürdüklerini bilmiyorum. Eee bir iki kişi de zannederim burada da böyle bir eee vefat etmiş. Eee, ondan sonra ben burada nasıl biz artık biz öleceğiz yani direkt belki fiziki işkence şey yok ama o elektriğin o lambmanın verdiği şeyler. Gözlerimi sürekli ovuyorum. Sürekli ovuyorum. Doktora gidiyorum şey yapmıyorlar falan. Eee, başım dönüyor. E dişler şeylerim şişti. Ben de şey yapmıyorum. Buramda bir iğneyle soktum. Böyle bir patlatıyorum. İltihabı sıkıyorum. Tamam mı? Biz kesin biz öleceğiz diye. Eee, böyle olacak. Ben de çok kitap okuduğum için böyle bir kitapta okudum. Şunu okuyorum, bunu okuyorum, bunu okuyorum. Yani okumaktan başka bir alternatifim yok. Bu sefer artık kitap okuyamıyorum. Beyin algılarım olmuyor. Mecburen benim dua etmam lazım. E bol Kur'an-ı Kerim okuyorum. Yani olmuyor, sıkıntılar bitmiyor, rahatlamıyorum falan böyle. Eee, en son bir kitapta bulmuştum. Eee, Hızır Aleyhisselam nasıl çağrılır diye. Dedim ya hiç olmazsa dedim hani ölecekken dedim ya bir Hızır Aleyhisselam'ı [müzik] çağırayım diye. İşte orada duruyor. Bu duaları okuyorsun. Bu kadar bu sureleri okuyorsun. Bunu okuyorsun. H ezbere bildiğim şeyler gözünü kapatıyorsun diye. Ondan sonra gelir. Birincisi de denedim. Yani belki o duvarlar falan e bir saat 45 dakika falan sürüyor. Tabii heyecanlıyım yani. Hızır darda gelecekse böyle bir gel ama diyorum ortam nezihteyorum. Sürekli lağım suları var. Böyle bir şey yani temizlik yapmana şey vermiyorlar. Eee eee [müzik] derken eee biri gelmedi. Umutsuzluğa kapıldım. 2 3 gün bir daha dedim. En son üçüncüsünde Hızır Aleyhisselam gelmedi de üstat hazretleri geldi. Tabii o zaman şok oldum. Daha önce de ben bir şeyden dinlemiştim diye birisi Bergama'da Bergama'a gittim. Trafik kazası geçirdim diyor. Eee eee şöyle diyor Hızır Aleyhisselam eee şu abinin suretinde bana geldi diye. Demek ki dedim Hızır Aleyhisselam başka suretlere de gidebilir diye. Eee bana şey dedi. Günde bin bir felak bir nas. Ben sıkıntılarımı nasıl atlattım? Onu araştır dedi. Şimdi hep duyuyorduk üstat hazretleri zehir veriyorlar. Dana yıkılacak ama bu sıkıntıyı nasıl atlatmış? Hani ben de diyordum hakikaten doktor göndermiyorlar, ilaç vermiyorlar. Nasıl atlatmış? Ve ben bunu buldum. Tamam bin bir felak bir nas oldum. Bir de Kur'an-ı Kerim'de d tane ayet var. Eee Eyüp Aleyhisselam'ın okuyup da şifa bulduğu. Sat 41. İsa Aleyhisselam'ın okuyup da ölüleri dirilttiği müminin 9798. Peygamberimiz sallallahu ve sellem bütün dertleri kendi alemine gönderdi. Saffet yedi. Bunları 300 dakika oku. Not aldım. Dünyalar benim olmuş ya. Günde 1001 felak 11 nasıl okumak? Yani ilk defa böyle bir şey duyuyorum. Daha önce duyuyordum işte bazı sıkıntılardan kurtulmak için böyle okumak lazım diye. [homurdanır] Hemen yazdım falan böyle. Hiç unutmuyorum. 6 Mart 6 Mart 2018 ve sen bunları okuduğun zaman bazı niyetler söyledi. Her şey tersine gidecek. Çünkü ben duyuyordum o kitapta okumuştum aslında diyor. Süfyan denen varlık çok sefil bir varlık. Çok zavallıdır diyor. Gücünü kuvvetini diyor şeyden alıyor diyor. İspitizme bu tür şeylerden. Bir bakıma ben Hızır Aleyhisselam üstat gelirken bir bakıma onun şifresini verdi bana. Bir hafta okudum. Dünyalar benim oldu. İlkokulda dördün şöyle bir kustum rahatladım. Burdaki şişkinlikte zaten göz kapanmış falan. Dudaklar böyle kocaman. Eee, o hastalık yani %30 dindi. Tamam dedim. Ben çözümüm buldum dedim. Ona devam edin. Devam ediyorum ama çok zordu. Patlanma noktasına geliyorsun, daralıyorsun olmuyor. 15 gün sonra terk ettim. Tabii iyileştim dedim. Ben iyileştim artık benim sıkıntılarım bitti falan. Geldi bir tane tokat vurdu. Burda is kaldı. Eee, ben herhalde bir defa iki defa okumakla böyle şey olacak diye. Eee, sonra okudukça bazı şeylerini gördüm. Açılım [müzik] şeyini gördüm. bana olan şeyleri. Eee, ve hakikaten eee bayağı düzeldim. Kendime geldim. Düzeldim ama bazen de gittikçe kötü oluyorum. Sonra dedim ya üstat nasıl bu sıkıntıları atlatmış? Belki sizler de araştırmışız. O kadar zehir verir. Merak ediyordum. O da zehir oluyor. Ölmesi gerekirken neden iyileşmiyor? Neyse bir kitabı da okurken öyle diyor. Bu kadar bana verilen zehire rağmen diyor eee Cevşen ve Evrad-ı Ksiye galip geldi. Tamam dedim. Cevşen hiç ara vermeden evrad-ı Ksiye, Evrad-ı Ksiye'de bazı huruf mukatallar var. Tekrar işte burayı 7, eee, 21, çok şey olursan 63, 99. Ben de ilk başladığıma ya akşama kadar sürüyor o tekrarlar. Eee, ve zamanla ezberledim. Eee, o gün öğrendiğim günden bugün dahil olmak üzere hiç bırakmadım. ve hangi konusunda şey yaptıysam böyle e Allah razı olsun sıkıntılarım bitti, kendime geldim. Atat arkadaşlarım böyle diyor ya abi sen insan içeri giriyor yaşlanıyor ama sen buna rağmen bu kadar eee gençleştin diye. Tabii ben bunları kimseye söylemiyorum. [müzik] Kimsenle paylaşmıyorum ve eee baktılar ben burada olmayacağım, ölmeyeceğim diye. Eee en son eee müdür bey geldi bana dedi. Hocam istiyorsan dedi. Hani gördü biz iyileştik yani böyle bir şey yok. seni başka koşa alabiliriz dedi. Normal bir koğuşa. Normal bir koğuşa götürü. Aman Allah'ım ya. Pırıl pırıl insanlar yerlerde [müzik] şey sen betonların üzerinde battaniye sermişler arkadaşlar. Güzel falan böyle. [homurdanır] Şöyle bir sevindim. Şükrettim. Eee ve oradaki doğalarıma tekrar devam ettim. Eee fakat öyleyken de 4 yıl boyunca hiç kimse ziyaretime [müzik] gelmedi. O ayrımda kızım 13 yaşında, oğlum 12 yaşında. Daha çocuklar nedir? Nerededirler? Nelerdir? Ne yapıyorlar? Ne ediyorlar? Anneleri bakıyor mu? Kimse bana haber getirmiyor. Gelen [müzik] yok giden de yok. Sadece ziyaretler oldukları zaman eee arkadaşlar üzülüyor. Çünkü ondaki bir saat ziyaret olunca diyor ki ya geleni yok. Boynumuz bükük. İkide bir gardan geliyor. Mehmet Hanifuz herkesin ziyaretçisi var diye. Eee artık kasvet, buluntu, darantı sıkıntı. Hakikaten yani hapis içinde hapis, zindan içinde zindan, işkence içinde işkence yaşıyorum ve bunları söylemiyorum. Dedim ki benim böyle olmam, benim delilmem lazım dedim. Benim bu virüklerimi çoğalmam lazım. Eğer günde 6 saat yatma 18 saate çıkardın. Kitap okumuyorum. Neden kitap okumuyorum? O kaldığım koğuştan dolayı, gözlerimi oaktan dolayı benim göz kornası kırılmış. Mesela yürünce sağa gidiyorum. E bir insana bakıyorum böyle sağa sola gidiyor, titriyor, [müzik] midem bulanıyor, başım dönüyor, ışık vuruyor. İşkence gibi. Eee, göz kornesinin bu hale gelmesi, görme oranı yok. %98 kayıp var. Sağda da %40 kayıp var. Eee, Rab'deki doktora götürüyorum. O da şey veriyor bana. Normal, eee, damla veriyor. Mearda daha zarmış. Eee, rapor yazıyorum, şey yapıyorum, dilekçe veriyorum. Bir türlü göz hastanesine götürmüyorlar. Göz doktorunda götürmüyorlar. Neyse 1 bu5 sene sonra götürdüler. 1 bu5 sene sonra götürdüler. İlk defa dışarı çıkıyorum. Eee bir doktor genç bayı şaşırdı. Ondan sonra falan hani ben de diyorum yani içeride de doktorlar var, doçent var. Eee dedim yani böyle olduktan sonra işte bu hastalık falan olmasın diye bana kızdı yani sen nereden biliyorsun falan gibi dedim. Ben de dedim yani içeride doktorlar da var dedim. Hani içeride doktorlar var deyince de hani bunlar ha tamam kardeşim dedi kusura bakma dedi. Yanındak çabuk dedi hastanın elini çözün dedi. Şimdi elimi çözdü. Ben de bilmedim yani niye hani bana kızması hani psikolojik oluşmuş. Herkes bize iftira atıyor, kızıyor, bağırıyor, çağırıyor. O abla öyle dedi. Çabuk hastanelerini çözün dedi. Bakıyor, bakıyor teşhis koyamıyor. Eee, siz bir çıkar mısın diyor. Sen diyor, "Darp mi yedin?" diyor. Eee, yok dedim. Yani bu diyor normal bir şey değil diyor. Yani kornın o kırı öyle bir hafta sonra tedaviye gittim çok şey oldu falan. Eee, neyse beni üniversiteye götürmüyorlar çünkü koydukları koğuş çok farklı. Dilekçe yazıyorum, savcıya vermiyor. İmha ediyorlar, peşine düşüyorum. Yok. eee şey yapmıyorlar falan. E bak şey yapma diye. E iki sene uğraştım. Bir türlü iş yok. Neyse bunlar ayrı bir dert. Çocukları özlüyorum. Telefon edecek kimse yok. Kimse konuşmayacağım. Buruk şey yapmıyorum. Eee, bir gün çok rüya görüyorum. Yani kimseyle de paylaşmıyorum. Sadece bir gün bir rüya gördüm. Rüyamda eee eee bu oğlumu kızımı görüyorum. Sabah kalktım yataktan çıkamıyorum ama böyle bir mis hava var. Ben de gelen kişiler olursa böyle diyorum hani sen altta kal ben üstte kalırım diyorum. Biraz ben kendim spor yapıyordum ya yataktan çıkmıyorum. Öyle bir mis koku var yani. Ben eee bir hadis-i şerifte okumuştum. Evlat kokusunun cennet kokusu olduğunu. Hatta bunu da bir de paylaştım. Sonra arkadaşlar diyor ki abi niye gelmiyorsun diyor. Vallah ben gelmeyeceğim diyor. Ama ağzımda da bir şey söylüyorum. Arapça bir şey söylüyorum. Oğlum ben ne söylüyorum? Sonra bir ara okurken biz cüz falan okuyorduk günlük. Yusuf suresine gelince de ağzımda o gün dolanan şey ve ve Yusuf'un kokusunu alıyorum. >> [homurdanır] >> Eee, bunu deneyince eee, tabii cuma bizim görüşlerimiz genelde misafirler şey günü geliyor. Cuma günleri geliyordu. Cuma günleri de iki gün var. Normalde ben gelenim gidenim olmadığı için tıraş olmuyordum. Ancak ayda bir berber gelirdi koridorda. Koridorda öyle makineyle alırlardı. O [müzik] beni bir ay falan götürürdü. Nasıl bizim gelen giden yok diye. Zaten pantolon, gömlek giymiyordum. [müzik] Bizim içerideki bildiğimiz eee, aşapant ve şalvatörleri şeyleri giyiyordum. Daha önceleri cuma günü gelince de tabii sağ sakal yine karışık. Eee, gardiyan Mehmet Hanif Uzunay. Ben herhalde yine diyecek ki hariç ziyaretçiler var. Mehmet Hanif Uzun ziyaretçim var. Öyle deyince de eee, ellerim ayaklarım titriyor. Ama o gün ben 24 saat yatakta çıkmadım. O kokuyu kaybetmedim diye yemek yemedim. Ve ilk defa o gün 10 cüz okudum. Günlük okuduklarımın dışında 10 cüz okudum. Öyle bir bast kaps hali yok. Bitti yani. Ben içimden öyle diyorum. Herhalde diyorum eee evlatlar gelmese de Allah kokularını falan gönderdi diyorum. Yani bunun gibi yüzlerce şeyde şahit oldum. Eee Mehmet Alif ziyaret deyince ellerim titremeye başladı. Yani gayri idari titriyorum. Şimdi arkadaşlar da beni çok seviyordu. Abi tuttum falan. Şimdi ne yapacaklar? Sakalım tıraş edecekler. [müzik] Biri geliyor makas kesiyor, şey yapıyor, düzeltiyor. Per olmadı. Birisi pantolon bulup yidirmeye çalışıyor falan böyle. Ben zangır zangır titiyorum. Gardiyana rica ediyor yazık biraz bekletin diyor yani. Tamam gardiyan beni bildikleri için biz diyor ayrı bir şey alırız falan diye. Ve arkadaşlar beni tıraş ettiler. Bir tane pantolon uydurdular bana. Ondan sonra bir şey giydim falan. İlk defa gittim e 56 sene sonra çocuklarımı göreceğim. Hem aranırken hem cezaevine şeydeyken eee ve çocuklar geldi. Meyse bir arkadaş rica etmiş eşini ya ne yaparsın yap demiş. Bu abinin çocuklarını bul. Biz demiş zaten çok kötüyüz demiş. Yani öyle değil demiş. Eee gitmiş irtibat kurmuş. Nasıl olmuş ya eee uçak biletlerini almış şeye getirmiş. Şimdi bu sefer herkes merak ediyor. Gelen eşine, oğluna falan kimse ilgilenmiyor. Herkes oturmuş bizi izliyor. Yani zaten dışarıdayken de bizden bahsediyorlar, duyuyorlar falan. Herkes böyle bakıyor. Şimdi ben çocuklara sarılıyorum. Eee, ses çıkmıyor sanki. Böyle göbeğimden ta gırtlağıma kadar böyle binlerce kendir gibi böyle bir şey kenetlenmiş. Yok. Su içiyorum, su döküyorum, şey yapıyorum, kendileri ısırıyorum. Tüylerimi çekiyorum. Hani bazen biz yüzerken kram gidince tüylerini çek falan işte saçımı şey yapıyorum. Kulağımı hassasiyiniş yap. Ne yapıyorsam bir türlü yok yani. Hoş geldin diyemiyorum oğluma, kızıma falan. Eee, bir gardiyan bir 1015 dakika daha verdi hani şu olur diye. Olmadı. Sonra bir tekrar sarıldık. Onlar gid bir kelime konuşamadık. Sarılıyorlar, ağlıyorlar, kokluyorlar. Bakıyorum kızım kocaman olmuş. Oğlum benim boyumu geçmiş. Ondan sonra soramıyorum. Siz ne yapıyorsunuz? Nerede okuyorsunuz? Şimdi şöyle anlatayım. Ben içerideyken altımda altımda yatan bir arkadaşımın iki hafta üst üste eşi gelmedi. Arkadaş kafayı oynadı. Psikiyatriste gitti. Yani içerin psikoloji böyle ve ben bunu 4 sene düşündüğümü 4 sene bunu yaşadım. 4 sene bunu ki herkes biliyor. Ben de evlatlarıma çok bağlıyım böyle. Hatta bazen oğlum geldi beni üstüme yatardı. Kızım ayaklarım ayaklarımı yastık yapar. Benim öyle öyle bir bana karşı şeyleri vardı. Eee ve bunlar gitti. Sonra dedim kader bu kadarmış. Bu içeride beni şey tuttu. Bir ağlama krizi şey çözülüyor. Mesela gayri ihtiyarı titriyorum e ağlıyorum. Mesela durduramıyorlar. Arkadaşlar alıyor masaj yapıyoruz. Suyu döküyorlar. Ne yapıyorlar bir 2ü gün hani yavaş yavaş ben hani iç geçirme derler ya böyle bir eee bir türlü olmuyorum. Gecelerin ağzıma şey yapıyorum. Eee, arkadaşlar yatacak. Alıyorum yastığın o ucunu alıyorum. Böyle ağzıma tıkıyorum, bastırıyorum böyle. Hani o, e, feryatlarım, o şeylerim arkadaşları rahatsız etmesin. [müzik] Ama biliyorum arkadaşlar da yapmıyorlar. Dua ediyorlar bana şey yapıyorlar. Eee, hani Osmanlıların bir sözü var ya mendem yazı bilmez yazı tatmayanın yaşıyor hakikaten bilmez. Bunu anlatılamaz böyle. Hani dese ki bunu film yapsan kimse bu rolu yapamaz. Ancak yaşan olacak böyle. Ve 2ü gün sonra kendime geldim. Ondan sonra arkadaşlar bir tanesi ellerimi ayaklarımı tutmuyor. Hiç unutmuyorum abi dedi yarın sıcak [müzik] su verecekler dedi. Sen bir şey giy dedi. Ben seni bir yıkayım dedi. Dışarıda soğuk horttum. Sıcak suyla arkadaş ben önce zeytinyağı alıyor hiç unutmuyorum. Allah bin defa razı olsun o arkadaştan. Hepsinden de beni zeytinyağlı güzel yağladılar. Sonra savunu gelen herkes beni yıkıyor seviniyor. Neden? Yıllarda vergi kimse abinin çocukları var. Abinin çocukları geldi diye. Eee ve sonra artık irtibatlık olduk. Kızımın numarasını aldım. Artık telefondla konuşabiliyorum. Konuşacağım bir kızım var. Hani biz normalde de biz 10 kardeşiz. Hani benim annem hep şunu söylerdi. Oğlum sen çok farklısın ya. Hzreti Yusuf Aleyhisselam'ın yaşadığı sıkıntıların hepsini yaşadım. akrabalarından, iftiradan tutun da, o Zelehan'ın o yaptığı şeylerden tutun da eee küçükken hakikaten dedim ya birazın başta anneden babadan ayrılık derken hiçbirisinde cenaze namazına katılmadı, nasip olmadı. Hepsini tuttun da hep böyle dışarıda, yurt dışında derken böyle yerlerde geçti. Eee fakat bir hapis eksikti. [müzik] Eee ve onu da öğrendim. Annem vefat etmiş tabii bana söylemiyorlar. Annem vefat etmiş söylemiyorlar. Eee, ondan sonra kızım geldi. Telefonda konuştuk. Baba dedi, "Ben [müzik] annemle kalmıyorum dedi. E, beni gazeteci bir abla, benim manevi annem" dedi. Kezban Hanım bu eee Türkan saylı grubundan hiç evlenmemiş gazeteci [müzik] evlat edilmiş. Eee, oğlum yurtta kalıyor. Denizcilik şeyine gidiyor. Okulun e yurdu olduğu için orada kalıyor. İyi dedim. eee bazı şeyleri tabii hissediyorum, duyuyorum ama eee hakikaten eee şimdi diyorum ya dualarım mı, güçsüzlük mü, şu [müzik] mu bu mu değil mi diyor, eee onları yaşadık. Eee ve tahliye günüm yaklaşıyor. Herkes cezaevinde çıkmak için dua ederken emin olun ben çıkmak için dua etmiyordum Allah'ım beni çıkarma diye. Şimdi neden diyeceksiniz? Eee hani içeride çıkınca çıkan arkadaşlar siz bilisini ne yaparlar? Alkışlar değil mi? Çoğu arkadaşım oturdu ağladı. Çünkü benim çıkınca gidecek yerim yok. Nereye gideceğim lan? Nereye gideceğim ben diye. Eee velası çıktık mez beni karşılamaya gelmiş. Dünyalar benim oldu. Burada çok şartım çıktım ama e halen peşimi bırakmıyorlar. İşte cezaevinin birinci müdürü var. Geliyor bak. İyi düşün koçum. Biz seni biliyoruz. Bilmem perişansın, çoluk çocuğun var. Bize yanaş ya diyorum. Yok dışarı gidiyorum. Asker kimliğimi verecek vermiyor. Çabuk söyle koçum. Birileri varsa tepesine konu ben de dayanamadım. Var dedim ülkemiz bitmiş soyulmuş dedim. Ülkeyi çalmışlar dedim. Bir şey yapabilecek misin dedim. Durdu durdu bana bakıyor. Tam kimliğime bakıyor al dedim. Ben aldım kimliğimi falan böyle 5 sene sonra kimliğimi [müzik] gördüm. Bir de kendime baktım falan. Neyse dışarı çıktım yürüyeceğim yürüyemiyorum. Böyle gideceğim. Böyle gidiyorum. Meğer o korner naklerinde şey eee şey bozukluğu oluyor. Yürüyüş bozukluğu olsun. Görme bozukluğu. Gök yeryüzüne yer aman aman böyle durdum. Sonra oğlum geldi sarıldı. Yarım saat falan ağladık böyle. Hemen bir secde namazı kıldım. Ya nereye gideceğiz? Ne yapacağız? Yani gidecek şey yok yani. Anne vefat etmiş, yuva dağılmış. Eee İzmir'deki eşyalarımı herkes katmış, paylaşmış. Yok. Eee, neyse Allah'tan Arud'an iki tane amca oğlu geldi benim. Çok vefalı. Eee, korkak beni alıp götürürler. Bese ağrıda hiç 3 gün kaldım. Denetimliyi de ben Denizli yazmıştım. Şimdi denetimli verecek yer de bilmiyorum. En azından Denizli'yi biliyorum dedim. Ben giderim bir yerde çalışırım. Eee, meselese ağrıda binlerce [müzik] insan geldi. İşte zamanla annemden bahsediyor, benden bahsediyor. Tabii hem korkuyorlar hem çekiniyorlar falan böyle. Eee, sonra denetim için Denizli'ye geldim. imza verdim. Eee, bir gün kardeşimde kaldım. O da beraber biz yurtta kaldık. Bu arada o da iki gün önce içeri aldılar. Eee, bu sefer eşi ona diyor işte kör oldu, sakat oldu, başımıza kalacak. Bu da o kadar me o kadar korkunç iftiralar atmış da akrabalar yani bize yanaşmasın diye. Neler neler yok işte birisi benim bizden olmasına rağmen o benim kızımı kaçırdı, bilmem [müzik] şu. Hatta ben çık öldürmeye gelenler bile olmuş. Ya dedim dışarı dah içerisi daha iyiydi dedim ya ne bu dedim. Sonra o duyunca zaten dışarı alışık değilim. Uykum gelmiyor. Hemen dör tane kitabım vardı. Şu 1 2 3 4 bir de Kur'an-ı Kerim. Biraz önce bunların hatırasını anlatacağım. Dedim ki herkes beni terk etti dedim beni >> eee herkes beni terk etti dedim. Beni bu dört kitabım terk etmedi. İstisnasız her gün bitiririm. Hat mesela şunu normalde bitirsem 45 saat sürür ama ezberlediğim için 40 dakika sürüyor. Eee herkes beni bıraktı. Hatta cezaevinde öyle diyordum. Herkes beni bıraktı. Bu dördü bırakmadı. Ben de dedim inşallah ömür boyu bunu bırakmayacağım. Hatta bazen Kenan abiye de söylüyorum. Bana bazen iş teklifleri geliyor. Bak senin İngilizcen var, Rusçan var falan böyle. Ben hemen şu kitabımı ağlıyorum, ağlıyorum. H diyorum ben kitaplarımdan ayrılamam diyorum. Kitaplarımdan ayrılamam diyorum. Çünkü neden? Herkesin beni bıraktığı bir dönemde onlar beni bırakmadı diyorum. Ve o o evde de dört kitabımı aldım. Gecelin dışarı çıktım dedim ölümde de olsa dedim ben giderim çöpte de yatarım [müzik] kendimi tekrar ihbar ederim. İçeri girerim velen amelet insanlara muhtaç olmam dedim. Zaten içerideyken de dua ediyordum. Allah'ım eğer kaderimde muhtaç olmak varsa dedim Yusuf Aleyhisselam götrim beni senden başkasına muhtaç etme. Ha edeceksen buna rağmen benim sıkıntımı al canımı al. Bu temiz arkadaşların içinde ölüyüm beni namerdi insanlara muhtaç etme diye. Eee ve Rabbim de muhtaç oradan ayrıldım. Ayrıldım ama benim ya kızımı bulmam lazım. Oğlumu tekrar bulmam lazım. Nedir neredir? Ha bu arada duydum kızım Türkiye ikincisi olmuş. İşte ben babamın hakkını hukukunu savunacağım diye İletişim Fakültesi Akdeniz Üniversitesi'ne gitmiş. Zaten daha önce bir diyordum telefonda o da moderatör olduk. İleride bizim hakkımızı falan şey anlay gittim kızımı buldum. Antalya'ya gittim böyle çok iğrenç bir yerde kalıyor. Yanında bir tane kız çocuğu daha var böyle ya burada kalınmaz yani. Bir kız çocuğu var. Neyse bir gün kaldığım yerde falan yattım böyle. O gerçi yatmadı sabaha kadar. Ben orada kaldım. Eee baktım böyle yok. Benim çalışmam lazım. Yani bir şeyler yapmam lazım. Antalya'da da aynı dönemde okudum. İngilizce öğretmeni bir arkadaşım vardı. Onu aradım geldi aldı. İki gün [müzik] onların evinde kaldım. Eee o şey yapıyormuş. İş alıyormuş bir müteahitten. Hocam sana iş vereyim dedi. Çalış dedi. İyi dedim. Ben uzun zaman inşaatta çalıştım. >> Ne inşaata gittim çalıştım çalışamıyorum. Başım dönüyor. 2 saat 3 saate bir kusuyorum elim ayağım titriyor. Neyse müteahit fark etmiş ya demiş bu arkadaşın nesi vardı yani böyle çalışamıyor demiş. O da demiş ki ya bu arkadaş ya eşi yeni öldü de yeni yeni yani [müzik] diyememiş mahkum dışarı çık diye. Her müteahit şeymiş demiş eşi öldü de bu arkadaş bir sorun yaşıyor. Müteahit yanıma geldi. Ben bir buçuk gün çalıştım. Hocam dedi sana [müzik] şey hocam değil de sen bu iki yemeğeni al dedi. Biraz da bir yani bir yol [müzik] parası verdi. Sen dedi biraz israhat dedi. Senin eşin ölmüştü. Eee çalışmayı o paramı aldım ama bu arada para harcamasını bilmiyorum. Şim cezaevinde [müzik] öyleydik yani. Paraya dokunma, para nasıl harcanır, neler alınır, bu şeyleri bilmiyorum. Yani yeni bir üst elbise alma değil. Oğlum büyümüş, onun şeylerini kullanıyorum falan. Eee, neyse burada duydum. Eee, kızım o yine o annesinin yanına gitmiş. Kezban hanımın yanına. eee gittim bu sefer e kızımı vermiyor. Yani diyor benim 4 yıllık emeğim var diyor. Öz annesi bıraktı diyor. Sen genetik olarak babası olabilirsin diyor ama eee sonuçta benim hakkım var diyor. Ben de diyor nereden buldun kızımı? Nasıl tespit ettin? Nasıl buldun benim kızımı? Nasıl ulaştın dedim. Yani herhalde dedim bizim gibi insanların çocuklarına başladı çocuk ulaşıyor dedi. Yok dedi benim yeğenim söyledi dedi işte dedi ahsen Sümeyra dedi böyle zeki dedi baş yapmaz masanın üzerine uyuyor dedi. Ondan sonra dedi babası içeride dedi. Üç defa intihar etmiş. Üç defa intihara teşebbüs etmiş. Kızım bana çok bağlıydı. Çok seviyordu beni falan. eee beni içeriye yakal ağrıdan götürünce Erzurum'a nerede olduğumu kimse söylemiyor. Nerede olduğumu bilmiyor. Kendisi söylüyor. Baba 1 bu5 yıl ben mezarını aradım. 1 bu5 yıl mezarını arıyor babam. Hani [homurdanır] bu nerede olabilir diye. Eee bulamadım diyor. En son her şey anlamsız. Anne yok. Çok farklı bir şey yani burada anlatılmayacak şey böyle. Baba diyor, "Ben içeride intihar etmişim" diyor. "Yaşım küçük olduğu için" diyor, "beni bırakmıyorlar. Bir anne baba lazım" diyor. Neyse geliyorum eve diyor. Bak durumu görünce bu sefer tekrar diyor ben gidiyorum yok benim kendimi öldürmem [müzik] lazım diyor. Şimdi böyle bir kız Türkiye ikincisi çok başarılı. Kadın bunu söylüyor. Baktım diyor kız çok zeki. Diyor. Ben dedim yanına gittim hemen ağladı. Ne yapıyorsun dedi. Sen niye gece 121'e kadar o bulaşık yıkıyormuş? eee ben anneme makyaj parası yetiştiremiyorum diye dövüyormuş kızı. Eee buna rağmen diyor ben aldım diyorum. Ben nasıl yani sen kimsin [müzik] diyor. Bu arada kadın da kızım da bana diyor hani kadın beni çok beğendi zaten. Takip ediyormuş. Baban çok iyi bir insan. Çok yakışıklı. Baban ikna et benimle evlensin. Eee ve buna bana hep kızımı doldurmuş. Dedileriyle belgelere senin babanı kullanıyorlar. Senin baban Yahudilere çalışıyor. Baban ülke düşmanı. Baban hain. Babanı biz ikna edelim. Bak evin barkım var. bizimle kalsın diye. Neyse bir gittik dört gün kadın işte senin ne şey var çalışıyorsun bu kadar hapis yattığını Yahudilere çal yok ben de ya ellerim ayaklarım tutuyor göz ayrı bir şey sağlık evlat falan ben her zaman hani eee bir gün bir kitap okumuştum birisi bir çoban bir padişahın kızına aşık olunca gel diyor bunun çözümü var diyor dağ kulübesinde bir hak erine gidiyorlar oğlum diyor sen çok padişahın kızına mı aşıksın evet diyor elde etmen çok kolay diyor. Ne diyor? Çözümü yine sensin diyor. Bu tespihi alacaksın diyor. Bu dağdaki mağaraya çekileceksin. 40 gün Allah diyeceksin. 41 gün padişahın kızı senin. Gerçekten de bu yaşanıyor. [müzik] Ben de hep hastalanınca ustanın bana dediği gibi yaptığım şeyleri yaptım. Zaten yapıyordum. Bu sefer niyetimi öyle yaptım. Niyet cevşen hiç ara vermeden evradi-ı Ksiye. 4düncü gün kadın kanser oldu. Bağırıyor. Mehmet Bey bana felak nasıl okuma bana okuma falan diye. Neyse o gün de bir şey al. Bir yemek yaptım ben bunlara falan. konuştuk ya dedi sen çok iyi bir insansın dedi. Sen kızını al git dedi ama dedi beni de unutmazsın dedi. Şimdi aldım kızımı ağlaya ağlaya ya gideceğiz de nereye gideceğim? Ben oğluma bakıyorum kızıma bakıyor onlar bana bakıyor. Bakıyorum yani biz tamam ya biz nereye gideceğiz? başta bir ilk başta da dedesi anne onlar da silmişler gidinse hain babanız baksın diye. Onlar da çok ya nasıl olur böyleşi diye. Gidecek yer yok. Ben aman Allah'ım diyorum bir yere oturayım da bu dualarımı okuyayım da rabbim bir kapı açsın diye. Eee en son bir Antalya'da sıcaktı. Şubat'ta çıkmama rağmen Antalya sıcaktı. Dışarıda yatıyorum, geziyorum. Gidip soğukta denize giriyorum. Eee, en son oğlumla konuşurken oğlum dedim İzmir'den kim var dedi. Vallahi baba dedi bu abi var dedi. Bir ara seni aradı sordu dedi bana. Ben bir iki gün kızımın yanında yattım. Antalya'da ben en çok toprağı özlemiştim. Böyle gece geziyordum. Böyle bir parka gidince böyle bir dayanıyorum kendime. Veya bir camiye gidince namazımı kılınca kimse yokken şöyle bir istirahat ediyorum, yatıyorum. O bana yetiyor böyle. Eee, ben de eee, zikir maddim var. Olaşm bir yer bulunca böyle yuvarlak dönüyorum. Hani böyle o kendi şeylerimi okuyorum. B felak b nasıl okuyacağım diye böyle bir dışarıyla o zihinden alışmışım ki bir ceza ve şey gibi falan böyle eee tabii şey yapamıyorum. Ondan sonra eee oğlum bir ara dedim. Bakın bu abi nerede yaşıyor mu? Çünkü ben de şöyle dedim. Herhalde her şey bitti ya herkes içeride ya dışarıda diye. Eee sonra oğlum aradı cevap vermedi. Baba dedi çalıyor ama açmıyor dedi. Bir yarım saat geçti. Bu sefer o aradı. Oğlumla konuşu. Ben bu arada telefon kullanamıyorum. Hani akıllı telefon kullanamıyorum. göz problemi var, şudur, nedir yani? Alışık yok. Neyse konuştular falan. Eee, ben İzmir'deyim dedi. Ben diyemiyorum. Hani korkuyorum benim kim olduğum falan böyle. Eee, babam dedi İzmir'e bir gelsin falan dedi. Konu. Evet. İzmir'de gelsin dedi. Oğlum dedim hadi garaja gidelim bilet alalım. Neyse oğlan da baba aldım. Oğlum ne zaman gittin dedi. Biz biliyor telefondan mı alınıyor falan böyle. Eee, neyse İzmir'e geldim. Garajdan indim. İzmir çok değişmiş. Yıllarda benim kaldığım yer ya. gidecek yerim yok ama İzmir'i bir sıcak bir yerde kalabiliyorsun. Böyle bir e 34 gün şeyde kaldım. Sonra yayın geldim eee eski evimi buldum. >> Nerede kalın? >> Gece 12'ye kadar. Sonra şu olunca böyle bir şey kalıyordum. Soğuk olmasında bir hareket yapıyordum. >> Yani açık havada kalıyordunuz. >> Açık havada dışarıda kalıyordum. >> Mevsim neydi? >> Eee, martın başıydı. Yani şubat bitmiş, Mart ayının başı. Eee, bu ara çok özür dilerim. Bir tane pantolonum var. O da e bir tane pantolon var. E ağrıda 3 gün kalınca eee ya ne yapmam lazım dedi. Birisi hap cebime para koydu. Eee hani içeride genelde çıkanlar genelde bütün eşyalarını dışarıda içeride bırakırlar. Ben de Eskici pazarına gittim ya bir tane pantolon aldım kendime de pazarlık yaptım ya dedim vallahi param yok dedim. Bir tane de kendime şey ayakkabı aldım. Böyle bir eski spor ayakkabı bir şey aldım. Bir pantolonla bir şey aldım. Hani kalife eski bir pantolon. Eee Allahım iyi pantolonum sıcak derim. Çok özür dilerim. Çok çok özür dilerim. Bir tane de iş çamaşırım var. Y namaz kılıyorum. Ona dikkat ediyorum. Bazen o camilerin lavvalarına gidiyorum. İçeride yıkıyorum. Sıkıyorum, sıkıyorum, sıkıyorum falan böyle. Tekrar sıkıyorum içeride giyiyorum. En azından namazım şey olmasın. Ha bu arada sağlık gitmiş, dengeyim bunları falan değil yani şeyim olmasın diye. Neyse 3üncü gün sonra bir abi bulduk. Yah nasıl ağladım ben böyle yani konuşamıyorsun böyle hışkırıklar tuttu falan böyle. Ya olmaz dedi. Bizim seni bir yere yerleştirmem lazım dedi. Benim de felsefem şu içeride psikolog söyledi bana eee şeydeyken dedim hani ben fobim var bende fobi oluş dediğinde fobisi dedim çıkmak istemiyorum dedi. Çünkü esaretin bedeli diye bir film izlemiştim. [müzik] Orada cezaevinde çıkanlar uzun zaman hayata adapte olmayınca da aynı yerde gidip kendilerini intihar ediyorlar. Ben ya ben çıkmayayım çünkü normalde gideceğim yer yok. Bir kira vermiyorum. İkincisi elektrik parası yok, su parası yok eee şey yok falan. Bir sürü sıkıntı böyle öyle bir hale gelmişsin ki herkes [müzik] seni bırakmış, aile bırakmış, kimse gelmemiş, dışlanmış. Hem eee akrabalarım dedin, aşiret dedin, şunlar dedin, bunlar dedin. Yani sana düşman kesim seni öldürmek için şey yapıyorlar. Binlerce iftira atmışlar, itirafçı olmuşlar. Belgeler hazırlı. E bir de eee bu adam çıkması mutlaka ölmesi lazım. Sürekli işte bunu defalarca gördüm işte gidip eee büyü yapıyorlar şunu aman çıkmasın diye. İşte onlar hep Rabbim böyle bir muhafaza etti. Şimdi dışarısı daha korkunç. Bunu içerideki psikoloğa anlatınca o da diyor ki sen yok dedi çok güzel bir branşım var dedi. İngilizce dedi. Hani bu arada içerideki arkadaşları da ben İngilizce çalıştırıyordum. Eee içeride sen geçimini nasıl sağlıyordunuz? Benim içeride geçimim şunu. Herkes bilir. Yediğimiz zeytin çekirdekleri geldi
Sayılı. Genelde 10, 13, 14 zeytin düşüyordu arkadaşlar. Çekirdeklerim. Onları ben betona vardım. Eee, tespih yapardım ve çok güzel tespih yapardım. Belki yüzlerce o tespihleri satardım. Eee, benim geçimim doldurun. Ben sana bir tespih vereceğim diyordum. Sen de işte bak kantinde bana bir tane şey yaz. Permatik yaz. Ondan sonra ben bunu yazıyorsa permatikte bana diş macunu, diş fırçası, öyle bir zeytin çekirdeği yaparak. Bazı arkadaşlara da çok güzel İngilizce öğrettim. Şöyle dedim, eğer dedim sen çıkarsan abi, ben çıkarsam bu kadar saat verdim bana. Çıktığın zaman durumun iyi olursa benim paramı gönderirsin diyim. Veya dedim, çıkarsam benim çocuklarıma ulaşabilirsin. O parayı benim çocuklarıma ver diye. İçeride benim, içerideyken de geçimim buydu.
Şimdi dedim, psikologlar dedi ki, senin çok güzel mesleğin var dedi. Branşın bir yere git dedi. Dedi ki, ben eee burada çalışacağım, siz önce bana para verin. O parayı da ama git dedi, göz kornea nakli ol. Ameliyat ol. Eee, ondan sonra şey yaparsın dedi. Ya ben şimdi kornea nakli mi olacağım? Evimi bulacağım, çocuklarımı mı getireceğim? Bir sürü şey. Hakikaten dışarısı işkence. Neyse, üç gün bir eee yerde bir ev bulurlar. Sıcak su yok, şey yok. Orada kalıyorum. Eee, en altta da ev sahibi teyze ve hacı abi var. E, bana yemek getiriyorlar. Ya kadına bakıyorum, tıp tıp aynı benim rahmetlik annem. Keşke getirmezse diyorum. Neyse, ben de dualarımı okurken genelde böyle bir eee, böyle bir ağlamalarım olurdu. Kadın, [müzik] çalınca benim haberim olmamış. Bir gün geldi. Yavrum, niye ağlıyorsun sen? Dedi. Yok teyze, dedim. İşte ben [müzik] dedim, biraz Kur'an falan okuyorum. Dualarımı okuyorum falan dedi. Hakikaten bana çok üzüldü. Dedim, sen hoca mısın dedi. Yok, ben öğretmenim dedim ama dedi, hocalığın da var dedi ya. Dedi, rica ediyorum benim dedi, kızım var dedi, Afrika'da damat var dedi. Dört senedir dedi, çocukları olmuyor dedi. Ben de yani bir Meryem suresinde birkaç ayet var dedim. Tamam dedim, bunlar niyet etsin okusun. Sonra öğrendi ki, hakikaten evlatları olmuş. E, bana da teşekkür ettiler.
Vallahi dicandaya gidiyordum. Bir simit alıyordum. E, onu yarısını yiyordum. E, zaten bayağı zayıflamışım. Yarısını yiyordum, yarısını akşam yiyordum. Bu beni bir gün çıkarır diyordum. Yani öyle gene de simit. Simidi çok özlemiştim. Eee, simit çok özlemiştim. Bir ara gidip bir meyve suyu içeyim. Portakal suyu. Anama baktım, çok pahalı şey yapmadım diye. Eee, ve eee, ev baradım. Ev bulacağım. Daha ev sahibine diyeceğim ki, ya bak ben çalışacağım, para kazanacağım, kiramı vereceğim, depozit mi vereceğim? Ama bir sürü ev bakıyorum, içime silmiyor. Çünkü neden? Başta dedim, ben kitaplarımdan kopamam, ayrılamam. Azıcık çocuklarımı kazanmam lazım. Bir de iç gerçekten çok üşüdüm, çok dondum. Allah'ım dedim, bana öyle bir ev ver ki dedim, en rahat kitaplarımı okuyayım. Kışın sıcak olsun, yazın da serin olsun diye böyle bir Allah'a dua ettim. İşte bu evi buldum. Tam da içime sindi. Sahibinden kiralık diyor. Bakıyorum, Allah'ım acaba olur mu diyorum. Daha ev sahibine dememişim ya. Bak, ben yeni çıktım. Eee, para kazanacağım. Ha, bir de şimdi başka alternatifim yok. İşte yeni kiracım boyamış, badalamış, doğalgazı falan böyle. Eee, daha tartışırken o zaman 2.500 lira diyor. 1 lira indirim yapmıyor. Öyle derken bir anda kızı geldi. Kızı böyle yapıyor. Baba, ben bu abiyi tanıyorum bir yerden. Tabii o zaman ellerim titriyor. Böyle bakıyorum da, çünkü neden? Kornea kırık olduğu için böyle gelip gidiyor. Teşhis etmem lazım. En son dedim ki, [müzik] kızım, sen nereye gidiyorsun? Dershaneye gidiyorum dedi. Üniversiteyi kazanmadım dedim. Peki, en son hangi lisede okudun dedim? Bornova Anadolu İmam Hatip Lisesi. Benim en son görev yaptığım okul. Peki dedim, sizin İngilizce öğretmeniniz kim dedi? Vallahi dedi, çok iyi birisiydi dedi. Tamam mı? Dedi, Mehmet Hoca dedi. Adam dedi, gel hocam ya, gel dedi. Ben seni biliyorum dedi. Abi bir haber ev sahibinin evinde kaldım. Yemekler geliyor. Alışık değiliz. Halıya basmaya alışık değiliz. Görmemişiz içeride yok. Bir de [müzik] içeride bize tatlı vermiyorlardı. Bazı asker arkadaşlar böyle şekeri eritip ekmeğin arasına böyle sertini dönerek girip bana çok dokunuyordu. O gün de abla haş haş yapmış. Ben böyle bir yarım çayla dört beş dilim yedim. Hani şey gibi yiyorum böyle vücut şey yapıyor. Sonra utandım ya, sen ne yapıyorsun oğlum dedim. Abla, dedik, abi istersen ben çok biliyorlar, böyle merak ediyor bu adam nedir yani bu kadar yatmış çıkmış, sağlık problemi var, çocukları nerede, benden duymuşlar yani böyle bir iş olmuş. Eee, ondan sonra orada kaldık. İkide bir diyor ki, ya dört kitabım var, küçük bir çanta, abi diyor, yani diyor, hassassan diyor, sen kendin diyor, elbiselerini makineye at. Yani, elbiselerini yıkayım diyor falan. Hani şey, makineye atıyor. Yok, abla, sağ ol diyorum. Yok, razı olsun diyorum. Ya diyor, çok hassas, sen makineye at, kendini al diyor. Aziz Allah. Ha diyemiyorum yani. İkinci bir pantolonum yok. İkinci bir hakikaten şey yok. Neyse, bu evi tuttuk, şey yaptık. Eee, ya ben evi tuttuk da, ya bunun doğalgazı var, faturası var. Ben de çok seviniyorum. Neden seviniyorum? Soğuk değil. Zeytin çekirdeğinde [müzik] bir tespihim var. Böyle burada şöyle dönüyorum. Şeylerimi okuyorum. O avlu derler ya, bizim avluda dönerken böyle bir şeylerimi okuyorum. 15 dakika genelde biz sağa dönerdik, 15 dakika sola, o beyin şey olmasın diye falan. Hiç sebep yokken Allah tuttu. Evimi de getirdi. Doğal gazını da, elektriğin [müzik] suyunu, hepsini, hiç karışmıyorum. Hepsini şey yapıyorlar falan. Şimdi bunlar hal olunca kira diyorum, o önemli değil falan. Şey yaparsın diyor. Eee, neyse durdum ya, eşyalar nerede? Normalde benim çok nezih, güzel eşyalarım vardı. Hepsi sağa sola gitmiş. Böyle çok manevi [müzik] şey olan tablolarım vardı, böyle. Eee, yok. En son bir arkadaşım aradı. Duymuş, bir görüştük falan. O da e bir şey olmuştu. Farklı karşı tarafa geçmişti ama eee, evlenmiş. Keşke dedi, hocam, çocuğu olmuş. Çocuğun burada kolu yok ve şeyli, Down sendromu. Keşke dedi, ben 10 yıl yaşasaydım, benim çocuğumun kolu olsaydı diye. Ana, dedim ya, biz dört beş yıl yattık dedim ama dedim, bizim çocuklarımız sahattı dedi. O, ona benim psikolojim düzeldi. Sıkıntımı mı kınıyı bıraktım dedim, evlatları kazandırız diye. Sanki böyle Cenabı Allah şey getirdi. Ondan sonra bana dedi ki, hocam dedi, bizim okulda bir hoca var dedi, teyze halası vefat etmiş Burhaniye'de dedi. Dedim, beni karıştırma. Hani vefat edenlere Kur'an okuyorlar ya. Yok dedi, öyle değil dedi. Bu kadın vefat edince zengin dedi. Eee, zengin olunca dedi, e villayı satmışlar dedi. Onların felsefesine göre cenaze eşyasına dokunmaz diye. Biz dedi, bir tane kamyon tutsak dedi, eşyaları getirip senin evine koysak dedi. Sen rahatsız olmasın değil mi dedi. Üçüncü gün baktım, evim oldu, bütün eşyalar gelmişti. Sonra hiç bilmediğim bir arkadaş, alım, hiç bilmediğim ablalar geliyor, abiler geliyor, perdeleri takıyor, onu takıyor, burayı süpürüyor. Ben bir yandan da ağlıyorum. Neden ağlıyorum? Burası çok önemli. Allah diyor, birileri yuvayı yıkarken tekrar hani bizim İngilizcede öyle espal not derler, yani altını çizerek söylüyorum diye. Birileri yuva yıkarken, birileri de yuva yapıyor, ev kuruyor. Kim bunlar dedim, yani işte yoktu, bu perde olmadı, şunu getir, bunu temizlik, şunu yaptım. Aman Allah'ım dedim. E, hakikaten hüngür hüngür ağladım böyle. Eee, ve zamanla tabii ki sağlık problemi oldu. Ben farkında değildim. Burası çok önemli. Eee, içeridekinin dişim ağrıyordu. Ben genelde böyle bir iğne sokardım, iltihabı sıkardım böyle. Ya bir arkadaşım, ya dedim, benim bir diş problemim var da gideyim dedim. Diş çekti. Bir film çektik, tanıdık. Sen yaşıyor musun dedi ya. Meh, alttaki dişlerin kökleri kırılmış, ikiye ayrılmış, kök, diş kökleri. Niye? Sinirden o baskı yapıyormuş dedi. Alttaki, üsttekiler de o beyinden gelen çok şey. Bir anda benim üstten 7 tane dişimi çektiler. Alttan da 3 tane. Bir tane çene cerrahı getirdiler. Çene cerrahı İzmir'de onu buldular. İlk 6 kişiymiş böyle o sinir şey. Ben de ne olduğunu bilmiyorum. Uyuşturdular bu şeyin anesteziğine. En son çıktım, yazdım. Yani siz yaptığınız, yaptığınız normal mi? Yani dedim, böyle bir şey mi yapılır dedim. Asıl dedi, senin yaşaman normal değil dedi. O halde ben 4 yıl, 5 yıl yaşadım. Acı yaşam çekme. Ya artık yani öyle bir acılara alıştı ki, o artık şeyler kırılmış ya. Mesela buradan yiyorum, hafif ağrıyınca bu sefer burada yiyorum, burada yiyince, önden yiyorum, diyorum yani. Hakikaten yaşayamayan insan bilmez diye. Eee, velhasıl ondan da kurtulduk dedi. Denetimli serbestliğim kalktıktan sonra tamam dedik, artık çoluk çocukları anlaştı, beni tanıdı, çok güzel şeylerimiz oldu. Üniversitelerine devam ettiler. Onun üniversite kal, bayağı psikolojik süreç çağı. Bir yıl hiç evden çıkmadı. Spora gönderdim. Kendimi spora başladım. Bu arada siz ne yapıyorum? Eee, ben yani şeyimi, broşürlerimi bastırdım. Evde online üzerinde eee, İngilizce kursu verirdim. Ya da kornea nakli olurken uzun zaman uğraştım. Kornea vermediler. Çünkü bizleri belli bir yerde hani vatan [müzik] haini diye öyle şey yap. Vatan hainlerine organ nakli yapmıyorlar diye. Bayağı şey olmadı. Dünya Göz'e gittim, çok pahalı diye. Eee, ben de bir arkadaşım vardı. Bir iş adamı da Rusça öğretir misin dedi. Ben de öyle bir yardımcı oldum. Çok bir kritik işi vardı. Onu da hallettim. Belki 6 ayda halledilmeyecek bir işini ben bir 5-6 günde hallettim. Eee, sonra bana 15.000 lira verdi. O Dünya Göz'de dedi ki, hocam dedi, "Kornea hemen bulunmuyor" dedi. Sen bir kapora yatır dedi. Ben de durumu anlatın. Ben Kayalıyım. Bak, benim gelirim yok. Bana dedi, sana yardımcı olacağız. Aynı isim üzerine değil de, hani belki yeni başka bir insanın korneasını değiştirme anlamında böyle bir şey yapıyor. Onda da deprem olmuştu. Bayağı kornea bulunmuyor. [homurdanır] Eee, ben hemen aldım 15.000 lirayı hastane şey yaptırdım. Eee, kapora yaptırdım. Beni götüren arkadaş tabii arabasıyla. O iş adam diyor ki, "Sen biliyorsun bu hoca parayı ne yaptı diyor." "Ne yaptı diyor." Adam diyor, "Kornea da haklı olacakmış" diyor. Bak oraya verin. Beni geri çağırdı. Bir 10.000 lira tekrar verdi. Eee, Rabbim hep böyle bir yardım etti ve çok iyi bir kornea denk geldi. Yani şu anda halen tedavilerim devam ediyor. Or sıkıntılarımla kalkınca da artık rahat rahat, eee, İngilizce branşımı anlatma. Her şeye rağmen katlandım, geride attım. Hiçbir akrabam, çevrem kimse evime hoş geldine demedi. Telefon bile aramadı. Bir iki kişi hariç. Ben dedim, yurt dışına gideceğim. Türkiye'de yaşanmaz. Anlaştık. Yurt dışına gideceğiz. Sakız adasından çok kötü şekilde bizi tuttular, deport ettiler. Yani benim orada yattığım sıkıntı bizi arada götür, oranın şeyini eline [müzik] verdiler. Eee, dört arkadaş kaçtı. Bir yaşlı amcayla kaldık. Bak, elini tuttum, beni bırakma dedim. Benim göz problemim var dedim. Karlı gece bırakıyorlar. Sazlıklarda kaldık. O arıyorlar, şeyler, onun emniyeti mi, polisi mi nedir falan, ateş ediyor, şey yapıyorlar. Ben de yedek su olarak askerlerimi yaptığım için savunma, mekanizma, bu şeyler biliyorum. Toprak araziyle kamuflaj ol, sabaha kadar oralarda kaldım. Hani donmayayım diye şey yapıyorum. Ayağımı çıkarım, hareket ediyorum falan. Neyse, gündüz çıktık, sürüne sürüne şeylerde kaldık. Eee, drone da bizi arıyor. Mecburen donacağız, öleceğiz. Ateş yaktım. Üzerim bir havlu koydum, böyle şey yapıyorum, duman çıkmasın diye. Eee, ikinci gün tabii hiçbir şey yiyemiyoruz. Üçüncü gün yakalandık. Yakalanacak, yanımdaki yaşlı amca Almanya'da birisini aradı. Biz yakalandık dedi. Sakız adası, hemen telefonu aldılar. Abi, bizi bir yere götür, dağ başına. Öyle bir fena dövdüler ki, ben de diyorum, amca yaşlı, kalp hastası var. [müzik] Bir de İngilizce, İngilizce konuşuyorum, iyice bu İngilizce nerede, ajan, iyice bir dövüyorlar. Neyse, bir telefon geldi, bıraktı bir dereye götürdü. Derede iyice bir dövdüler. En son böyle bir ters şekilde bağladılar, yukarıya doğru sıkı. İki tane maske geçti, zaten nefes alamıyorum. Göz şey var. Bize herhalde bir 12, 13 saat bir bodruma attılar. Böyle kalıyoru yok. Eee, artık yani biz bazen [müzik] kendini hatırlıyorsun, bazen hatırlamıyorsun diye. En son bizi aldılar, round, tekrar vurdular. E, şey, bizim herhalde bizi ama yavaş yavaş duyuyorum, deniz sesi var. Eyvah dedim, bizi denize atacaklar. Neyse, bizi götürdüler. Bir bota bir indi, denize doğru gidiyoruz. İnşallah dedim, bizi Türkiye'ye teslim ederler de, en azından dedim, ya bunlar ki daha berbat çıktı dedim. Ondan sonra e neyse, boru çözdüler. Bir tane simit, bak, bot demiyorum, yasak [müzik] mıyız? Simit, böyle küçük, ördek diyorlar. Gece karanlık, atla dedi ya. It is a death, dedim, bu ölüm dedim. Bir tane şey oldu. Silahın [müzik] dipçiğiyle buralarıma vurdu falan, böyle var. Düştüm böyle tamam mı? Ondan sonra düşün de, o yaşlı adamı da şeye koydular. Bir şey demediler ona. O oraya oturdu. Ben oturdum, dizime. 10, 15 dakikada geçti. Zaten bir şey oldu. Su aldı, abi. Gece karanlık, bir dalga vuruyor, bizi 200 metre götürüyor. Sıkı tutuyorum. Ben de dedim, bak, hacı abi, biz kesin öleceğiz. Kesin öleceğiz ama ölmeden önce dedim, imanı öğrenir. Önce bir iki rekat namaz kılalım. Ben daha önce bir eğitim almıştım. İşte insan dengesinin miktarla beyin arkasında olduğunu, önce kendini bir sakinleştirmesi gerektiğini falan, önce bir yokladım, yoklayacağım ama elim gitmiyor, el kalkmıyor. Arkada böyle sinirleşmiş. Neyse, bir şekilde elimi yaptım, kendim. Burada sudasınız değil mi? Tabii, denizdeyim. Karanlık. Gece ve Nisan ayı. Nisan ayının [müzik] başıydı. Çok soğuk yani. Normalde o deniz belli bir dev olunca deport yapmıyorlar. Dedim, iki rekat namaz kılayım, zaten dedim, abdeste de gerek yok. Şeydir, iki rekat namaz. Ölüm namazı [müzik] kıldık. Eee, aklıma şey geldi. İçeriden bir kitap okumuştum. Abdülkadir Geylanî hazretlerinin o mükemmel şeylerini okuyunca öyle diyor. Kim 11 İhlas, bir Fatiha bana okursa, muhakkak ki diyor, ben ona himmet ederim diyor. Hemen 11 İhlas, fle sen oku. O okumuyor. Kilitlenmiş. Dedim, hani öleceksek dedim, yani dedim, en azından dedim, temiz bir imanlı bir şey olsun dedim ve ana bakıyorum, ölüm nasıl bir şey yani, hakikaten yani son hal nasıl bir şeydi diye. Dualarımı okudum, şeylerini okudum falan, böyle. 11 bir İhlas okudum. Fatiha, gelen giden yok. Dedim ya, Abdülkadir Geylanî niye [müzik] gelmiyor diye. Ondan sonrası aklıma geldi. A be salak dedim, Allah var dedim, abi, o zaman işten öyle bir söylüyorum ki, la ilahe illallah ente sübhaneke inni küntü zalimin diyorum. Öyle [müzik] yeminle söylüyorum, yarım saat geçmedi. Deniz böyle çarşaf gibi. Yaprak aslan kıpırdamaz. Öyle bir sekine indi ki, öyle bir rahatlama oldu ki, amca yavaş yavaş konuşmaya aldı. Ne oldu diyor. Dedim ya, [müzik] sen bir iki rekat bir şey namazı kıl dedim. Herhalde dedim, son anda dedim, Cebrail Aleyhisselam veya Azrail Aleyhisselam geldi, bizim canımızı alacak. Burada meleklerin şeyidir [müzik] ya sekinesidir ya dedim. Ondan sonra bir ay dedenize hızlı geliyor. Nasıl geliyorsa, bir tepsi gibi böyle, gümüş gibi. Yani o kadar denize yakın ki, yani o dünyadaki o manzarayı desen, bir fotoğraf hiçbir zaman bunu yakalayamaz. Onda ben dualarıma başladım. Başlıyorum. La ilahe illallah, sübhaneke, innek dualar falan, şamp falan. Ondan sonra bir [müzik] 23 saat geçti. Ya biz bu sefer ne ölüyoruz, ne yaşıyoruz? Bu sefer amca eee, çözülmeye başladı. Allah atıyor, sadece. Allah atıyor. Ondan sonra Allah falan diyor, böyle. Eee, artık her nasıl olduysa, vallıkçılar mı gördüler? Bir şeye mi takıldık falan, böyle yanımızdan bir şey geçti. Biz bağırıyoruz ama bizi kimi duyma falan diyor. Böyle bir geçiyor. Dünya ne kadar mesafedesiniz siz? Benim resmi evraklarım da var. Eee, bilmem kaç [müzik] mil ötede Yunan ve Türk şeylerinin şeyinde. Hatta diyor, gece 3.10'da denizde çıkarılan ceset diye eee, şeyim var. Bizi iki gün ben onlara uğraştım, uğraştırdım. Bizi yakalamadılar. Kamu arazi, kamuflaj oldum, yakalanamadık. Drone'du işte o ışınlar olmasın diye havluyu ıslatıp ağacın üstüne, onun altına da bu tür şeyler bilmiş. Yakından mesela bizi yakalayınca bunun intikamını bir şekilde bize dövdüler. Çenem çok kötü şekilde kırıldı. Ben uzun zaman sağ tarafıma yatamıyordum. Ameliyat oldum. Çene kırıldı yani o işkence. Çene kırıldı. İşkenceyi yapan kim? Eee, bir dağda dövdüler. Büyük ihtimal bu Afgan, Afgan getiriyorlar ya, oralarda falan böyle. Tabii ne olduğunu bilmiyorsun. İngilizce konuşuyor, onlar konuşmuyorlar. Kababa böyle şey gibi falan. Eee, yani üç ekip yaptı bunu. Bir dağda, bir dereye getirdiler, bir şey. Ondan en son bir de bir denizdeyken bir şey vurdular. Oraya geldik. Ben bu ağrı, acılar, macılar hissetmiyorum. Sadece orada, elhamdülillah. Ben oğlumu buldum, kızımı buldum. Eğitimleri falan güzel zaten. Arkada ağlayan ne bir anam, ne bir babam, ne bir eşim var diye. Eee, zaten Allah'ım sen şahitsin [müzik] diyorum. Benim hayatım senin dışından başka bir şeyim olmadı. Şahidim de sen kendinsin diyorum. Eee, buraya kadarmış diyorum. Eee, maalesef bunu bu tür kişileri hani üzerimizde kalmasın diye ama Almanya'dan çok telefon gitmiş oraya. Biz biliyoruz sizdendir diye. [müzik] Kimse, Allah bin defa razı olsun, o yakalanmadan önce biz buradayız diye. Son, onlar da biz deport ettik ama denizde eee, boğdular diye. Çünkü benden o yolla kim gittiyse vefat etti. Hatta iki hafta önce bir karoca hukukçu. Aynısı, onlar da denize boğdular. Bir daha da o yolu kimse kullanmadı, şey yapmadılar. E, ve sonra geldiler, Türkçeye geldi, bizi aldı. Bu sefer kalkıyorum, ben donmuşum. Buraya kadar donmuşum ama uyuşmuş. Sizi kim kurtardı? Bizim Türk ekipleri geldi. Haber verdiler. O sahil güvenlik. Balıkçılar, söyle ne söylese geldiler falan. Türkçe biliyor musunuz siz, kimsiniz falan. Amca konuşmuyor. Sadece Allah, böyle bir Allah deyince artık hani can yeniden bir dirilme, bir heyecan falan oluştu. Kaç herhalde bir, vallahi saat bilmiyoruz, zaten saatimiz yok. Bütün eşyalarımızı aldılar, telefonlarımızı aldılar. Çok kutsal, değerli eşyalarım vardı. Biz saat maat bilmiyoruz. Yani o saat kavramı sadece bir resmi evrakta diyor ki, eee, gece 3.10'da çıkarılan iki cesedin birisi Mehmet Hanifi Uzun, birisi bilmem işte kim olduğu anlaşılmıştır diye böyle bir evrağımız var. Evraklar, dosya. Eee, ondan sonra aldılar, ayak açılmıyor yani, şey donmuş meğer yani şeydeyiz. [müzik] Donunca da falan, Allah 1000 defa arası, o askerler çok iyi davrandılar. Hemen çıkardılar, battaniye serdiler falan. Eee, böyle tabii şey yapuz, bizi oldular falan. Siz kimsiniz falan? Vallahi dedim, abi artık dedim, hani ya kimse en azından dedim, ölecekse de hani bir Filistinli şair diyor ya, arkadaşlarımın arasında temiz temiz bir yastıkla ölmek de iyidir diye. Yani eğer böyle bir şey olacaksa, kendi arkadaşlarımın içine yine vefat eder, o daha iyi olur diye. Gittik, artık seviniyoruz falan. Bu sefer bizi içeri almıyorlar. Özellikle Hacı amcayı aldılar. E, sivil bir şey geldi. Komutan falan benim dosyama bakmıştı. Hani bilmiyorum neymiş, mahrem imam mı ne geçiyormuş falan diye bağırdı, çağırdı, sövdü. Niye aldınız diyor. Bunlar bana böyle iftira attılar, şunu yaptılar, bunu. Abi, bir tekme vurdu, müsait yerime. Anam anam anam anam, ya bir tekme vurdu ama yani öyle bir namussuz vurdu ki, ödüm koptu falan. Ulan dedim ya, Yunan'ı böyle yapıyor, bu böyle yapıyor falan dedim. Ya Rabbim dedim ya, ne yaparım falan. Ondan sonra biraz sövdü, möydü falan gitti ama bir tane asker geldi, abi dedi, yapma dedi. Sen dedi, görevine dönersin. Ya dedim, görevi, ya bir bir can der, canlı da bırak dedim ya. Kaç gündür açsınız? Eee, hemen biz gündür bir şey yemiyoruz ya. İşlah miştah artık yani canımız bir şey çekmiyor. Yok dey, içeri gittik. Allah bin defa resul, çeşme şeye getirdiler. O emniyete. Ya o kadar iyi davrandılar ki bize, çay verdiler. Dördüncü günde bize çorba verdiler. Amca, eee, amca da orada. Eee, ondan sonra o diğer şeyleri yakaladılar. E, sonra bana dediler, "Sen niye yakalanmadın? Senin [müzik] denetimli serbestliğin bitmiş. Hani ben içeride 2 yılda hukuk okudum. Eee, denetimli serbestliğim bitmiş. Mahkemeye çıkardılar. Denetim serbestliğin bitmene rağmen dedi, sen niye gitmedin?" "Vallahi dedim." "Bak" dedim, "Benim raporlarım var. İşkence raporlarımı da almıştım. Yarmada yurt dışına gideceğim diye. Eee, ben İsviçre'ye müracaat edecektim. E, kornea nakli onun için gidiyorum dedim. Ha orada diyor ki, eğer diyor, bizde lumber sözleşmesine [müzik] göre bize gel, vizesiz iltica et, biz senin sağlık şe garantiye alım. Ben hakim, on dedim, dedim, hakim bey, nasıl dedim, siz ötanazi yapmak istiyorsunuz? Bu ülke izin vermiyor. Ya dedim, benim de durum öyle dedim. Tabii bu ağır ceza değildi, sulh cezaydı. Adam da kalktı yerinden. Bana değil de böyle devletler sövüyor. Bu kadar da şey mi olur diye. Eee, ondan sonra eee, beni tekrar yaptılar falan. Eee, yurt dışı denetimli serbestliğe kalkmıyor. Şunu ondan dolayı gittiğinden dolayı. Eee, fakat bu sefer eee, tutuklamadılar. Bu sefer tekrar yurt dışı yasa koydular. [kahkaha] Tekrar yurt dışı yasaya koydular. Beni serbest bıraktılar. Serbest bıraktılar ama ben eve geldim, daha da kötü oldu. Çünkü beni yurt dışına götürecek dediler ki, kimse duymasın [müzik] diye. Ben kızımdan habersiz gittim. Yani gittim ama diyorum, gitmez olaydım diyor. Başıma bunlar geldi. Çene kırıldı, tekrar borum kırıldı, şunlar kırıldı. O diş yerlerine [müzik] tekrar bir kırılmaz şeyler falan oldu, böyle. Bu sefer kızıma olan güvenim kayboldu. Baba demek ki sen bizi bırakıp gidecekmişsin. Kezbe anneannem hayır demiş. Sen hainsin. Sen bizi niye bıraktın? Sen bizi sevmiyorsun [müzik] diye. Ya onu anlatacak verdim. Bütün sözler boşuna gitti. Ondan ben yok, ben de kızımdan ayrılmam dedim. Şunla bunu hakikaten öyle dedim. Ne deseniz de böyle bir eee, artık bütün [müzik] doğal niyetlerimi, çocuklarımı kattım. Eee, tabii o kıza hep şey yapmış. Babam bir şekilde şey yapacak diye. Eee, işte o işleri gidiyor. Hani bir babam kaldı. Babam bu kadar seviyor diyen herkesi silmiş. O da gidince de tabii şey yapamıyor. Eee, bir baktı tekrar şu karşı yaka şeyde, Bayraklı sahilde intihar etmiş. Kaç bir 3 ay falan olmuyor böyle yani. Emniyete gittik, tekrar gittik falan, böyle getirdik. [müzik] Bir oksijeni şeye verdiler. Onlar da ya bu niye intihar ediyor falan diye. Vallahi ne yapıyor, buradan bahçe, kendini denize etmiş. Allah o gece bekçileri, onlar çıkar, denize atlıyor. Ondan sonra bir eee, ne derdin olduğu, bir ilaç falan kullanmış falan diye, onu kullanmış. En son üniversitedeyken tabii ki bir heyet sorguluyor. Yani bu niye intihar etti, babasısın falan diye. Bir tane genç doçent geldi. Ya hocam dedi, hani yanında da iki polis, mecburen dedi, hani benim size sorular, sorular açıkça cevap vermeniz lazım. Niye dedi, eee, kızım böyle niye intihar etti? Yani [müzik] Türkiye ikincisi, iyi bir bölümde okuyor. Çok da zeki diyorlar. Niye böyle yapıyor diye. Eee, dedim ki, vallahi ben dedim, cezaevinden yeni çıktım. Hangi bölümde yattım? Öyle bir, dedim, ben FETÖ'den dolayı yattım. Baktım, doçent bir yumuşadı. Tamam abi, ben [müzik] en güzel şekilde ben ilgileneceğim dedim. Başka soru sorm, arkadaşlar gidebiliriz diye. Onlar çok güzel ilgilendiler. Onu şey yaptılar falan, böyle. Biz dedi, rapor yazacağız dedi. Bana dedi, mutlaka ilgilen dedi. Bu [müzik] dediğim boşluk var. Şey yapıyor. Bir tane profesör bayan geliyordu. Ondan sonra Denizli'ye götürdük. Eee, meyse dedim, benim kimsem, ailem, ailem yok. Burada ben aradım, dedesini aradım, annesini aradım, dayılarını, hepsini falan. Kendi akra, kendi anne baba, tan kimseyi aramadım. Yani onların zaten istedikleri bu. Perişan olduğumuz, darma dağın olsun. Verasıl, e hepsi ilgilendiler. Dayısı, [müzik] dedesi, anneannesi, annesi. Gerekinde tehdit ettim, gerekind yalvardım, yakardım, bak yapmayın falan dedim. Bu kız evlattır dedim falan. Hepsi etrafında toplandı, geldiler, gittiler. İlk defa dedesiyle gitti. Ankara'da orada kaldı. Bunlar geldi, İstanbul'da gezdirdik. Allah şükür, kızım şu anda %90 atlattı. Kendine geldi. Şu anda belki bir yıllık eğitim hayatı bitti ama hani şey aldı. Biz dedik, kızım, önemli değil. Önemli şey bu. Hatta dün de yanına gittim. Eee, ilaç şeyler düşürmüşler. Eee, o 10, 10 miligram daha düşürmüşler falan. [müzik] Böyle. Güzel kızım, bak, her şey güzel olacak dedim. Hani baktın, ben neler yaşadığını ve kısaca şöyle diyebilirim. Yeminle söylüyorum. Eyüp Aleyhisselam'ın yaşadıkları bütün sıkıntıların aynısını yaşadım. Allah şifa verdi. Eyüp Aleyhisselam genç oldu. Aynen. Yunus Aleyhisselam'ın yaşadıklarının aynısını, belki Yunus Aleyhisselam bir saat kaldı. Ben daha kısa anlattım. Aynısını [müzik] yaşadım. Cenabı Allah, usurdan kurtardır diyor. [homurdanır] Yusuf Aleyhisselam zaten hep hayatımı ona benzedi. Öyle anneme de bir mektup yazmıştım. Anne, bak sen bana Yusuf derdin. Ama onu yaşadıklarını aynı yaşadım. Bu zindan son olacak diyelim. Yusuf Aleyhisselam'ın yaşadıklarının aynısı yaşadık. Hatta bazen arkadaşlarım dalga geçiyor. Abi, sen bundan sonra hangi peygamberin yaşayacağını yaşayacaksın diyorsun. Bundan sonra diyorum, Allah'ın izni, inayetiyle Süleyman Aleyhisselam'ın yaşadığını yaşayacağım diyorum. Eee, sürece böyle baktım. Eee, hani kendimi hiçbir zaman düşünmedim ama işte evladı iyal olunca, Allah aşkı, onlar da büyüdü. Eee, kendine geldiler ve herkes şunu ya, buna rağmen arkadaşlarım ağlıyor. Aynı ya abi, sen nasıl ölmedin? Allah öldürmeyince, ha şifren ne diyor? Nasıl ayakta kaldın? Cevşen, ara vermeden evlad-ı kus, oradaki tekrarlar. Bunu bana kim söyledi? Benim hep hayran kaldığım üstadım [müzik] söyledi. Yani, eee, içeri girince de bir cezaevi olarak görmedim, mükâfat evi. Allah bana böyle bir mükâfat verdiği için bin bir rekat şükür namazı kıldım. Rabbime eee, her yıl için iki kurban. Yani şu anda 9, 11 tane kurban borcum var. E, inşallah baktık gelince de bunları şey yapacağım. Eee, öyle. Çok teşekkür ederim. Allah razı olsun. Eee, bir ara birileri [müzik] demiş, biz bir arkadaşım, biz eee, birisine söyleyelim, film yapalım diye. Yok dedim. Birileri bizim sınıflarımızdan [müzik] film çevirdi. Film yaptılar. Filmi oynadılar. Ondan sonra böyle olacaksa bu işin her şeyi kendinden hareketli olduğu, kendinden olması lazım. Gözle alakalı, göz şeye götürmediler. E, o işkence raporlarım Muhammed Işık diye bir avukat dedi. Abi dedi, şu anda devre koymayalım, bunlar bende dursun [müzik] dedi. Çıktıktan sonra bir kötü bir olay daha yaşadım. O daha ölümden beterdi. Ne gibi? Onu da anlatmayacağım. Bir kişiye anlattım, kimseye anlatma diye. Eee, büyük ihtimal kızım bunu duyduktan sonra da şey oldu. Bir intihara teşebbüs etti diye. Öyle belki [müzik] o daha uzun. Belki başka bir şekilde olabilir yani.