📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

UEZ 2026 | T.C. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Açılış Konuşması

Uluslararası Ekonomi Zirvesi56:05

Transcription

Günaydın saygıdeğer konuklar, hanımefendiler, beyefendiler, değerli basın mensupları. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bugün tekrar sizlerle bir arada olmaktan dolayı da büyük bir mutluluk duyuyorum.

Az önce Sayın Hamond'ın küresel meydan okumalar ve ilişkin aslında bunlara ilişkin çok güzel bir çerçeve çizdiğini gördük. Eee, bu konferans için de oldukça anlamlı. Tabii ben daha çok Türkiye ekonomisinin bu zor konjonktürde, yani belirsizliklerin çok yüksek olduğu, jeopolitik gerginliklerin eee ciddi boyutlara ulaştığı, çok karmaşık bir küresel, bölgesel arka planda Türkiye ekonomisinin sizlerle yor haritasını paylaşmak istiyorum. Yani karşı karşıya olduğumuz meydan okumalar. Bunları biz Türkiye için nasıl fırsatlara çeviririz anlamında.

Ben tabii eee biliyorsunuz şuna inanıyorum. Bazen bir resim 1000 kelimeye bedel. O nedenle genelde bir sunum eee tercihim oluyor. Bugün de öyle. Müsaade ederseniz eee üç ana başlıkta tabii çalıştırabilirsem bunu bugünkü değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle tabii herkesin kafasında bu savaşın küresel ve bölgesel Türkiye yansımaları. Herkes bunu merak ediyor. Biraz bundan bahsetmek istiyorum. Yine Türkiye'nin bu süreçte dayanıklılığına ilişkin bir perspektif sunmak istiyorum. Ama en önemlisi tabii meydan okumalar, krizler bu bölgenin aşina olduğu eee tabii ki konular. Bunu nasıl fırsata dönüştürürüz? Özellikle savaş sonrası Türkiye açısından ne tür fırsatlar öngörüyoruz ve buna ne tür hazırlıklar yapacağız?

Tabii eee bu şok büyük bir şok öncelikli olarak. Yani eee geçmişe oranla baktığınız zaman bugünkü savaşın enerji piyasalarına etkisi gerçekten çok büyük. Çünkü Hürmüz Boğazı tabii çok kritik bir geçiş noktası. Sadece petrol açısından değil, gübre açısından da öyle, doğalgaz açısından da öyle. Dolayısıyla biz bu şokun büyüklüğünün farkındayız. Eee nitekim eee geçmişe geçmiş benzer savaş veya şoklarla karşılaştırdığınız zaman petrol fiyatlarındaki artışın eee doğalgaz içinde benzer bir resim söz konusu oldukça yüksek olduğunu ilk 60 günde görebilirsiniz.

Tabii kırılgan bir ateşkes var. Umarım bu ateşkes tabii ki devam eder ama piyasalar şu an itibariyle bu kırılganlığı bir miktar yansıtıyor. Burada tabii ki etkiler eee önemli. Ateşkes sürse dahi maalesef bir miktar küresel ekonomi açısından da Türkiye açısından da bir miktar tahribat söz konusu. Enflasyon beklentileri daha kötü. Büyüme beklentileri aşağı yönlü, riskler aşağı yönlü, finansal koşullar daha sıkışık ve tabii ki özellikle tedarik zincirlerindeki kırılmalar ciddi eee daha orta vadeli sorunları beraberinde getirecek. Bunun farkındayız. Bu tür savaşların da aslında diğer birtakım şoklara oranla çok daha büyük kalıcı etkiler doğurduğunun da farkındayız. Yani burada özellikle savaşın getirdiği yıkım ve bunun tabii ki rehabilitasyonu biraz zaman alacak. Yani bugünkü ateşkes devam etse dahi bunun etkileri hissedilecek.

Ha jeopolitik olarak da ne bölge ne de dünya eskisine dönmeyecek. Az önce de ifade edildi. Büyük kırılmaların olduğu bir dönemdeyiz. Yani sadece ticaret savaşları değil, onun getirdiği parçalanmalar değil. Sadece demografik eee tabii ki yapıdaki bozukluklar ve bunun getirdiği riskler değil. Sadece iklim krizi değil, sadece yapay zeka, otomasyon anlamında bunun dönüştürücü ve yıkıcı etkileri değil. Aslında birçok eee boyutuyla zorlu bir dönem yaşadığımız için dünyada büyük kırılmalar yaşanıyor.

Daha önce ben geçen sene video üzerinden bu programa katılmıştım ama yanlış hatırlamıyorsam 2 yıl önce Gramsci'nin meşhur bir sözünü burada zikretmiştim. Biliyorsunuz 1930'lu yıllarda I. Dünya Savaşı'na geçerken Gramsci hapishanede eee tabii uzun uzun eee yazma fırsatı buluyor. Çok meşhur sözlerinden bir tanesi: "Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğum sancıları çekiyor. Şimdi canavarlar zamanı." Şimdi tabii gerçekten de böyle bir dönemdeyiz. Bu savaşlar aslında canavarlar dönemini yansıtıyor ve yeni bir dünya düzeni kurulana kadar umarım Sayın Hamond'ın tahmini tutar ve iki süper güç yani ABD ve Çin bir uzlaşıya varır ve dünya çok daha katastrofik büyük savaşlardan sakınır. Ümit ederim öyle olur. Ama savaşların, bu grafik bize savaşların diğer şoklara oranla çok daha kalıcı, çok daha büyük sonuçlar doğurduğunu gösteriyor.

Peki Türkiye biz dayanıklı olduğuna inanıyoruz ve bunu da geçen sene ispatladık. Bu sene de ispatlayacağız. Hatırlarsanız 2023'te tabii ki hem içeride hem dışarıda çok önemli şoklarla karşı karşıya kaldık ve özellikle geçen sene ticaret savaşlarının yarattığı piyasalarda yarattığı hareketlilik, volatilite daha önemlisi risk iştahında yarattığı tahribat, sonra 12 günlük savaş. Geçen sene önemli bir kuraklık da yaşadık. Eee, bütün bunlar geçen sene önemli gündem maddeleriydi ama biz geçen seneki şokları programda çok önemli yani kayıplar yaşamadan atlattık. Yani tabiri caizse program kendisini kanıtladı, rüştünü ispat etti. Yani 2023 ortasından bu yana uyguladığımız program aslında Türkiye'nin makroekonomik temellerini sağlamlaştırdı, dayanıklılığını artırdı ve geçen seneki şoklarla baş edebildik. Peki bu seneki şu anda içinden geçtiğimiz sıkıntılı dönemi en az zararla atlatabilecek miyiz? Yani esas sorun bu.

Şimdi geçen eee Dekan dergisinin bir şu grafiğini gördüm. Burada ülkeleri iki ayrı kategoride sınıflandırıyor. Yani kimler dayanıklı, kimler şoklara daha çok açık, daha çok maruz kalabilir. Burada Türkiye hem tamponların yüksek olduğu yani dengesizliklerin düşük olduğu, temellerinin sağlam olduğu hem de Ortadoğu'daki savaşa nispeten yani enerji anlamında söylüyorum, doğalgaz anlamında olsun o bölgeyle fazla bağlantısallığımızın olmadığını gösteriyor. Yani Türkiye göreceli olarak burada daha dayanıklılık arz edecek bir ülke.

Şimdi tabii birinci konu bizim Ortadoğu'ya özellikle yani Hürmüz Boğazı'nı kullanan eee tedarikçilere olan enerjide bağımlılığımız neredeyse yok denecek kadar az. Doğalgazda İran'dan bir miktar tabii ki ithalatımız var ama o boru hatlarıyla olduğu için şu ana kadar etkilenmedi. Petrolde hemen hemen neredeyse bağımlılığımız yok. Bu önemli. Çünkü eğer ateşkes yani devam etmezse ve bu savaş uzarsa birçok ülkede tabii ki enerji arz güvenliği sorunu yaşanacağı için bu sadece doğalgaz, petrol değil bütün türevlerini de etkiliyor. Tabii ki Türkiye'nin orada bir avantajı olur. Çünkü Türkiye dediğim gibi çok az bir oranda o bölgeye bağımlı.

Tabii bizim dayanıklılığımızın en önemli bence eee alanı, kaynağı maliye politikasının eee geçmişte oranla bugün de sağlam bir yapıda olması. 2023'te büyük bir deprem yaşadık ve diğer birtakım tabii ki konular da vardı EYT gibi. Ona rağmen biz bütçe açığını milli gelire oran olarak %3'ün altına düşürdük. Dolayısıyla Covid öncesinde olduğu gibi Rusya-Ukrayna savaşı'na olduğu gibi hatta global e biliyorsunuz eee küresel finansal kriz öncesinde olduğu gibi bizim bütçe açığımız ve borcun milli geliri oranı düşük. Bu da bize politikada manevra alanı tanıyor. Bu da bizim yani bu şoklara daha güçlü tepki vermemizi sağlıyor. Hem borcumuzun yani kamu borcunun milli gelire oranı düşük hem de açığımız nispeten düşük. Mesela geçen sene gelişmekte olan ülkelerde bütçe açığın milli geliri oranı ortalama %6.3'tü. Yani Türkiye'nin iki katından fazlaydı. Dolayısıyla Türkiye bu anlamda en azından önemli politika tepkilerini verebilecek bir alana sahiptir.

Bunu yine bizim makroekonomik şoklara olan dayanıklılığımız daha yüksek. Şöyle özetleyeyim. Örneğin yani reel kurda önemli bir şok yaşansa bile, faizlerde önemli bir artış yaşansa bile, büyümede önemli bir düşüş yaşansa bile yani bugün itibariyle bütün bu şokları birlikte yaşasak bile Türkiye'nin kamu borcunun milli geliri oranının bu şoklara hassasiyeti geçmişe göre çok daha düşük. Yani bu bahsettiğim önemli şoklar bir arada olsa dahi borcun milli geliri oranı çok rahat bir şekilde %30'un altında kalabiliyor.

Tabii burada dış eee açık önemli bir konu. Çünkü petrol fiyatlarındaki yükseliş önemli ölçüde tabii ki cari açığa yansıyacak. Yine ticaretimizi etkileyecek bu bölgeyle savaş. Savaş turizmi etkileyecek ve bütün bunlardan dolayı tabii ki en önemli kırılganlık noktası olarak genelde bizim gibi ülkelere, petrol ithal eden ülkelere veya savaşın olduğu bölgede olan ülkelere yönelik en büyük kaygı biliyorsunuz ödemeler dengesi bağlamında cari açıktır. Burada da başlangıç noktasında cari açığımız rahat bir şekilde yönetilebilir bir düzeydeydi. Açık bir miktar artacak ama bizim açıktaki artışa rağmen bizim dış finansman ihtiyacımız yani brüt dış finansman ihtiyacımız geçmişin oldukça altında olacak. Burada savaşın etkisini de yansıttık. Dolayısıyla şunu anlatmaya çalışıyorum. Evet, bu bir kırılganlık bizim için fakat bunu yönetilebilir görüyoruz.

Yine toplam borçluluğa bakarsak yani Türkiye'de hane halkının, kamunun, özel sektörün yani hem reel sektör hem finans sektörünün toplam borçluluğuna bakarsak geçmiş şoklara oranla yine Türkiye'de toplam borçluluk düşük. O nedenle de biz bu şoku en az zararla atlatabileceğiz ve ülkemizi yeniden güçlü bir şekilde konumlandırabileceğiz.

Tabii bu şokun başlangıcında eee özellikle uluslararası rezervler alanında önemli bir tampon inşa etmiştik. Yani rezervlerimiz oldukça yüksek bir düzeydeydi. Bu savaşla birlikte risk iştahında bir düşüş oldu ve Türkiye'de bir miktar sermaye çıkışı oldu. Şimdi geri geliyor ateşkesle birlikte bir miktar da içeride firmalarımızdan, vatandaşlarımızdan sınırlı da olsa bir döviz talebi oldu. Ama yani şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Rezerv yeterliliği anlamında da biz oldukça rahat bir noktadayız.

Bankacılık sektörü de sağlıklı. Yani bankacılık sektörünün sermaye yeterliliğine bakarsanız yine özellikle problemli krediler boyutuyla bankacılık sektörüne bakacak olursanız oldukça rahat bir noktadayız. Neden? Çünkü sermaye yeterlilik oranı şu anda %17 civarı. Basel 3'ü de uyguluyoruz. Yine bizim problemli kredilerin toplam kredilere oranı da %2.6 gibi oldukça makul bir düzeyde ve karşılıklar da oldukça yüksek. Karlılıkta son yıllarda bankacılık sektöründe reel karlılıkta bir sorun yaşandı ama orada da bir toparlanma süreci başlamıştı. Muhtemelen bu şokun etkisiyle geçici bir bozulma olsa da bunun geçici olmasını biz bekliyoruz. Tekrar bankacılık sektörü bu şekilde eee ekonomiyi, büyümeyi desteklemeye devam edecek.

Şu ana kadar piyasa tepkisine bakacak olursak Türkiye'nin olumlu yönde farklılaştığını gösterebiliriz. Öncelikle şunu söyleyeyim. Eee, ya Borsa İstanbul gelişmekte olan ülkeler endeksine göre daha iyi bir performans gösterdi. Yani bu yılın başını esas alırsak hani eee bizde göreceli bir iyi bir performans söz konusu. Risk primimizde bir miktar artış oldu ama tekrar temeller sağlam olduğu için ateşkesle birlikte hızlı bir şekilde tekrar düşüşe girdi.

Burada en önemli hususlardan bir tanesi vatandaşlarımızın programa ve bize olan güveni. Benzer geçmişte savaş durumlarına bakarsanız döviz talebinin çok yüksek olduğunu görürsünüz. Yani vatandaşlarımızın döviz varlıklarına olan ilgisi geçmişte oldukça yüksek olurdu. Bu defa çok mütevazi. O da %90 oranında altın fiyatları düştüğü için vatandaşlarımızın altın talebini yansıtıyor. Bugün bir çalışma okudum. Yani bir tahmine göre vatandaşlarımızın yastık altındaki döviz miktarı 640 milyar dolar civarı tahmin ediliyor. Yani bu sistemde olsa tabii sistemin kırılganlığı çok daha az olurdu. Ama bizim vatandaşın tabii ki altın ilgisi tarihi bir ilgi. Eee, maalesef sistem dışında olduğu için biz de tabii ki özellikle sermaye piyasaları bankacılık sisteminin büyüklüğü itibariyle aslında sistem olduğundan daha zayıf görünüyor. Çünkü sistem dışında maalesef ciddi eee birikimler var altın ve döviz bağlamında. Ama talebin düşük olması makul.

Yine geçen sene hatırlarsanız bir eee yani yaşadığımız iç ve dış gerilimlerin sonucunda ciddi bir eee döviz çıkışı söz konusuydu. Yani yurt dışı yerleşikler Türkiye'den önemli bir çıkış yapmışlardı. 40 milyar dolar civarı. Bu sene çok yani savaş çok daha büyük ve uzamasına rağmen sınırlı oldu. Yarısı düzeyinde. Bu şu demektir aslında. Biz geçen sene verdiğimiz doğru tepkilerle biz bu kaygıları azalttık demektir. Biz piyasanın işleyişini önceliklendirdik. Piyasa iyi işleyecek ki yani likiditeyi sağlayacaksınız. Bu bununla birlikte güveni kazanıyorsunuz. Biz ilk günden şunu söyledik. Piyasanın sağlıklı bir şekilde işlemesi için gerekeni yapacağız. Bir. İkincisi de bu dezenflasyon programını önceliklendireceğiz. Yani programın rayından çıkmasını engelleyeceğiz. Tabii ki etkilenecek ama biz programı önceliklendirdik. Çünkü bizim için en en büyük öncelik hayat pahalılığıyla mücadele. Yine kurdaki oynaklık oldukça mütevazi ve gelişmekte olan piyasalardaki oynaklık bandının içerisinde.

Peki diyeceksiniz ki bu savaşın etkileri ne? Yani makroekonomik etkilerine bakacak olursak bir kere önceliklerimizde bir değişiklik yok. Biz yani fiyat istikrarının, mali disiplinin devamı noktasında gerekeni yapacağız. Cari açığın tekrar sürdürülebilir bir patikada tutulması ama en önemlisi reform konusunda çabalarımızı hızlandıracağız. Yani rekabet gücümüzü nasıl artırırız, verimliliği nasıl artırırız, kurumların kapasitesini, kurumların kalitesini nasıl artırırız hususlarında ciddi bir reform çabası eee var ve bu çabayı hızlandıracağız.

Bizim makroekonomik istikrar ve reform programı biliyorsunuz üç aşamadaydı. Birinci aşamada biz risklerin yönetimine odaklanmıştık. Çünkü çok büyük bir deprem olmuş. EYT gibi önemli bütçe etkisi olan bir karar alınmıştı. Eee, KKM anlamında çok önemli bir koşullu yükümlülük vardı. Bütün bunları yönetmek için yani programın tasarımı, ekibin yeniden oluşturulması gibi hususlar ilk yılda eee yani ilk yılın çabalarıydı. Ve biz 1. yılda o aşırı risk faktörlerini bertaraf ettik. Riskleri kontrol ettik ve yeniden dediğim gibi eee kırılganlığı azaltacak tedbirleri devreye aldık. İkinci aşamada dezenflasyon başladı ve bütçe dengelerini iyileştirdik. Ödemeler dengesinde ciddi iyileşmeler oldu. Özellikle cari açıkta ve KKM'den çıkışı başarıyla yönettik. Rezervleri yeniden inşa ettik. Şimdi 3. aşamadayız. 3. aşama maalesef şokla başladı. Yani savaşla, savaşın etkileriyle başladı. Üçüncü aşamayı bu bir miktar süresini uzatır ama programın 3. evresinde hedeflerimizden bizi saptırmaz. Sadece ihtiyaç duyduğumuz süre artacak. Yani örneğin biz 1,5 yıl öngördüysek 3. aşamayı şimdi belki 2 yıllık bir döneme tekabül edecek. Çünkü bizim için fiyat istikrarı en büyük öncelik. Fiyat istikrarı olmadan sürdürülebilir yüksek büyüme olmaz ve gerçekten yapısal dönüşümle birlikte cari açık da artık ihmal edilebilir seviyelere bu şoku bir kenara bırakırsak gerilemiş durumda.

Peki bu savaşın etkilerini rakama dökecek olursak şöyle söyleyeyim. Yılbaşından bu yana ortalama petrol fiyatı bugün itibariyle yaklaşık 81 dolar. Eğer vadeli piyasalara bakarsanız yani futures'lara bakarsanız orada da görülen petrol fiyatı yılın tamamı için ortalama 81 dolar. Biz eğer 81 doları baz alırsak, 80-81 doları baz alırsak bizim orta vadeli programa göre enflasyon yaklaşık bir 3 puan daha yüksek seyredebilir. Bu dolaylı ve doğrudan etkileri içeriyor. Biliyorsunuz bizim orta vadeli programda petrol fiyat öngörümüz 65 dolardı. 80 dolar demek 15 dolarlık etki demek. E özetle çerçeveyi öyle oturtalım. Cari açığı biz %1,5'un altında öngörüyorduk. Şimdi yaklaşık belki 1 puan kadar yükselebilir. O da yönetilebilir görüyoruz. Yani onu da yönetilebilir görüyoruz. Büyümeyi biz %4 civarı öngörüyorduk. Şimdi belki yarım puan, bir puan daha düşük olabilir. Bütçe açığını biz %3,5 olarak öngörmüştük. Belki yarım puana kadar yani 40 baz puan kadar daha yüksek olabilir. Ama benim buradaki mesajım şu: Bütün bu etkiler yönetilebilir. Dolayısıyla programı rayından çıkartmaz. Programı etkiler. Programın süresini uzatır sonuç alma anlamında. Ama dolayısıyla bugünkü ana mesajım bu. Yani biz bu programı önceliklendirdik. Burada kararlıyız. Bu önemli bir şok. Ama bu şoku yönetilebilir görüyoruz.

Tabii ki dezenflasyonu ne sürükleyecek diye merak ediyor olabilirsiniz. Bir kere Merkez Bankamızın çabaları çok değerli. Maliye ve gelirler politikası destekleyici ama arz yönlü de bir sürü tedbir aldık. Özellikle sosyal konut olsun, deprem bölgesinin yeniden inşası olsun bütün bu konularda Türkiye dezenflasyonda kararlı olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Enflasyon %65'lerden %30 civarına kadar düştü. Şimdi tabii ki bizim öngörümüz %20'nin altıydı bu sene için. İdeal olarak savaşla birlikte piyasalar şimdi beklentilerini %25'e kadar çıkartmış durumdalar. Yani Mart ayı itibariyle eee Merkez Bankası'nın yaptığı biliyorsunuz geniş katılımlı bir anket var. Piyasa enflasyonu %25 civarı görüyor. Biz tabii ki bu ateşkesin devamı halinde dezenflasyonun kaldığı yerden güçlü bir şekilde devamı açısından biz ne gerekiyorsa yapacağız. Bu da benim ikinci önemli mesajım diye düşünün. Bakın biz bütçedeki imkanları enflasyon etkisini sınırlamak için savaşın devreye aldık. Eğer biz akaryakıt mobil sistemini devreye almasaydık ve petrol fiyatları ortalama 80 dolar olsa manşet enflasyon 3.6 puan daha yüksek olurdu. Halbuki eğer 80 dolara kalırsa ortalama belki sadece 1.1 puan yükselmiş olacak. Yani bahsettiğim şey benzin, mazot gibi akaryakıt ürünleri kaynaklı enflasyon etkisinden bahsediyorum. Doğrudan etkilerden bahsediyorum. Onun için biz bütçe yani şöyle söyleyeyim bütçe gelirlerinden feragat ettik. Dezenflasyonu önceliklendirdik.

Dış ticaret nasıl etkilenir? Bizim bölgeye ihracatımız ağırlıklı olarak Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve İran'a toplam ihracatımın ihracatımızın %11'ini oluşturuyor. Fakat burada Irak'la şu anda bağlantısallık anlamında bir problem yok. Yani Irak'a sevkiyat anlamında bir sorun yok. Yani savaş devam etse dahi İran'la ticaret büyük oranda doğalgaz alıyoruz. İran'a para yani nakit ödeyemiyoruz. Dolayısıyla İran sattığı doğalgaz kadar bizden mal alıyor. Orada da aslında bir hassasiyet yok. Suudi Arabistan'la Suriye üzerinden bağlantısallık devam ediyor. Böylece aslında ihracat etkisi bence sınırlı olur. İthalat da ağırlıklı olarak mücevher ve altın olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri'nden onu da başka yerden alırız. Y özeti bu. Dolayısıyla aslında dış ticaret etkisinin biz sınırlı olmasını bekliyoruz.

E turizmde tabii belirsizlik var. Bölgeden gelen turist sayısı yaklaşık 7 milyon. Bunun 3 milyonu İran'dan geliyor ve yaklaşık 8 milyar dolarlık bir turizm geliri söz konusu. Burada da yani bizim öngörümüz bu bölgeye giden turistlerin muhtemelen Türkiye'yi tercih edeceğini, o bölgeden turist sayısında bir azalma olsa dahi mesela Rusya'dan o bölgeye giden turistler muhtemelen Türkiye'yi tercih edeceklerdir. Onun için biz eğer ateşkes devam ederse tekrar söylüyorum turizmin belki e çok az etkileneceğini veya hiç etkilenmeyeceğini düşünüyoruz.

Dolayısıyla yapı cari açığa baktığımız zaman altın hariç cari açık geçen sene milli gelire oran olarak %0.6'ydı. Bu sene de %0.4 öngörüyorduk. Ama tabii petrol yani fiyatlarındaki artış savaşın etkisiyle bu açık %2,5'a kadar yükselebilir. Maksimum 3'e kadar. Bunu da biz yönetilebilir olarak görüyoruz. Eee, yeterince bizim bu anlamda tamponumuz var. Ama uzun vadeli bakarsanız cari açıkta iyileşme bekliyoruz. Niye? Çünkü Türkiye'nin doğalgaz üretimi, petrol üretimi artıyor. Dolayısıyla bizim dışa bağımlılığımız azalıyor. İkinci olarak yeşil dönüşümde başarıyı yakaladık. Yani giderek daha fazla enerjiyi biz rüzgardan, güneşten, jeotermalden, hidroelektrik santrallerinden elde ediyoruz. Yani yenilenebilir enerjinin toplam enerjideki payı artıyor. Ve yine bizim hizmet ihracatında çok güçlü bir pozisyonumuz var. Hizmet ihracatında oldukça rekabetçiyiz. Dolayısıyla bizim için hizmet ihracatı imkanları savaş sonrasında daha da artmış olacağını, artacağını düşünüyoruz. Ve en önemlisi biz şu anda sanayi politikalarıyla aslında ciddi bir şekilde sanayide dönüşümü başarıyoruz. Yani bunun için önemli programlarımız var ve burada yavaş yavaş bir başarı söz konusu. Eee, zaman alıyor dönüşüm ama oluyor.

Şimdi hiçbir krizi heba etmememiz lazım. Yani burada Friedman'ın bir sözü var. Diyor ki "Gerçek veya algılanan yani sadece krizler diyor gerçek değişimi beraberinde gerçek değişime sebep olur. Gerçek değişimi beraberinde getirir." Ben de buna katılıyorum. Dolayısıyla biz bu krizi yani bu savaşın etkisini gerek bölgede gerekse Türkiye'de hebba etmeyeceğiz. Biz bunu nasıl fırsata dönüştüreceğiz onu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bizim kapsamlı bir reform gündemimiz var. Yani sanayide dönüşüm, katma değer zincirinde yukarı çıkmak bizim için önemli bir eee öncelik. Az önce de söyledim. İkiz dönüşüm yani yeşil dönüşüm ve aynı zamanda dijital dönüşüm önceliklerimiz. Özellikle altyapıya çok yatırım yaptık biliyorsunuz. Son yani son 20 yıla bakarsanız, son 20-22 yıla bakarsanız 350-400 milyar dolarlık altyapıya yatırım yaptık. Şimdi bu yatırımları devam ettireceğiz ama daha çok demir yollarına yatırım yapacağız. Niye? Çünkü rekabet gücümüz artsın da onun için limanlara, demir yollarına, bağlantısallığa, lojistiğe yatırım yapacağız. Yine doğrudan yatırım çekmek için özellikle nitelikli yatırımcı insan çekmek için de programlarımız olacak. Ve en önemli konu da Türkiye'de terörsüz Türkiye'yi biliyorsunuz. Eee, yani burada kendi sorunlarımızı tabii ki reformlarla çözüp bunun sayesinde bölgesel entegrasyon imkanlarını da artıracağız.

Özetle bizim kapsamlı bir reform gündemimiz var. Biliyorsunuz kişi başına milli gelire oranla sanayimiz oldukça güçlü. Fakat sanayimizdeki sorun tabii ki emek yoğun sektörlerde rekabet sorunu yaşıyoruz. O sektörlere güçlü destek vermeye devam edeceğiz dönüşüm için. Örneğin tekstil konfeksiyondan modaya yani sınıf atlamak için yardımcı olacağız. Ama bu geçiş dönemini yönetmemiz gerekiyor. Geçiş dönemi için güçlü bütçeden destek veriyoruz. Ama en kritik konu ne? Bizim katma değer zincirine yukarı çıkmamız. Yani daha nitelikli ürünler, orta, yüksek ve yüksek teknolojik ürünler. Bunun için programlarımız var. O programlar sayesinde biz orta vadede, uzun vadede bu dönüşümü başaracağız. Bu programlardan bir tanesi HIT 30 programı. Yani yüksek teknoloji alanlara çok güçlü destek veriyoruz. 30 milyar dolarlık önümüzdeki 5 yılda 8 ana başlıkta 8-10 ana başlıkta 30 ayrı ürüne kamu olarak çok güçlü destek vereceğiz. Yine bizim biliyorsunuz YAK diye bir program var. O programla 284 adet orta, yüksek ve yüksek teknoloji ürünlere ciddi kredi imkanları sunuyoruz. Bunların zaten farkındasınız çünkü bütün programlarda bunu anlatıyorum.

Bizim için yeşil dönüşüm bir tercih değil, bir zorunluluk. Niye? Çünkü biz enerjide %70 civarında dışa bağımlıyız. Yani primer enerjide dışa bağımlılığımız %70 civarında. Bakın bu sene dahil son 20 yıl içerisinde Türkiye doğalgaz, petrol ithalatına 1.1 trilyon dolar ödemiş. Bu bizim dış borcumuzun iki katı. Bu bizim cari açığın 1.6 katı. Yani kümülatif. Şimdi o nedenle bizim için yeşil dönüşüm aslında makroekonomik istikrar için olmazsa olmazdır. Ve biz bunu da az önce de gösterdim. Hızlandırıyoruz. Gerçekten sonuç alıyoruz. Mesela Avrupa'yla benzer olduğumuz yani aynı seviyeler ve daha olduğumuz nadir alanlardan bir tanesi eee güneş ve rüzgar enerjisinin toplam eee enerji içerisindeki payı. Bizim biz şu anda biliyorsunuz eee verdiğimiz lisans olarak yani 70-80.000 MW'lık yenilenebilir lisans verildi. Bunun 30.000 MW'ı tabii ki depolamalı. Şimdi depolamalı da önümüzdeki yıllarda büyük bir atılım içerisinde olacağız. Yani depolamalı yenilenebilir enerjide Türkiye muhtemelen Avrupa'nın en büyüğü olacak. Bu da bizim için önemli bir hedef.

Dijital dönüşümde tabii arzuladığımız yerde değiliz. Yani yapay zeka hazırlık endeksinde bize benzer ülkelerden daha iyiyiz ama gelişmiş ülkelerin gerisindeyiz. Biz yapay zeka hazırlık endeksinde biz gelişmiş ülkelerle arayı kapatmak istiyoruz. Özellikle biliyorsunuz 5G'yi devreye aldık. Şimdi fiber kapasitemizi güçlü bir şekilde artırıyoruz. Bu büyük ölçekli veri merkezlerini Türkiye'ye çekmek için bir çaba içerisindeyiz ve nükleer enerjiye yatırımımızın da bir sebebi bu. Bölgedeki bu kargaşa bir ihtimal bu büyük ölçekli veri merkezlerinin yani Türkiye'ye eee yön çevirmesini sağlayabilir. Ya onu da bir buradan söyleyeyim. Bir savaşın bir etkisi olarak. Çünkü savaş öncesine bakarsanız dikkat ederseniz daha çok enerjinin bol olduğu, ucuz olduğu bölgelerde büyük ölçekli veri merkezleri var. Şimdi bir ihtimal Türkiye'de bu anlamda ciddi bir ilgi olur diye düşünüyoruz. Çünkü hem enerji var hem enerji uygun maliyetli yani ucuz hem de ihtiyacımız da büyük.

Şimdi biz bütün Türkiye'deki sanayi bölgelerini, üretim üstlerini demir yollarıyla limana bağlamak istiyoruz. Bu önemli bir proje. Sanayinin rekabet gücünü kalıcı bir şekilde artıracak ve biz burada ciddi yatırım yapacağız. Yani önümüzdeki 20 yılda en az 70 milyar doları biz en az demir yollarına yatırım yapacağız ve temel hedef dediğim gibi yük taşıması olacak.

Şimdi tabii ki terörsüz Türkiye'den de bahsettim. Biliyorsunuz Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi şu anda yani eee Türkiye'nin demografik anlamda en güçlü bölgeleri. Çünkü orada ortanca yaşa bakarsanız oldukça genç nüfus var. Altyapı iyi, teşvikler çok ama terör tehdidi nedeniyle bu bölgelerde yatırımlar, özel sektör yatırımları sınırlı oldu. Şimdi biz terörsüz Türkiye ile birlikte bu bölgeleri Türkiye'nin yeni büyüme motorlarına dönüştüreceğiz. Aynı zamanda Suriye, Irak, İran bütün yani genel anlamda bölgeyle daha güçlü bir entegrasyonun da bir önemli tabii ki enstrümanı olacak.

Şimdi savaş sonrası fırsatlar olacak. Bu fırsatlardan bir kısmı petrol fiyatları düşer. Çünkü Venezuela üretimi artıracak. Eğer İran'da bir istikrar olursa yani bu savaş sona erip kalıcı bir ortaya çözüm konulabilirse orada da üretim artacak. Üretimle birlikte petrol fiyatları büyük ihtimalle düşer. Türkiye bundan nemalanır. Savunma sanayine büyük ilgi var. Türkiye bu konuda en hazırlıklı ülkelerden bir tanesi. Tabii ki bu savaş nedeniyle maalesef bölgemizde yıkım var. Biz yıkım istemiyoruz. Biz bölgemizde barış, istikrar ve refah istiyoruz. Ama maalesef böyle bir durum yok. Yıkım olduğu için Türk inşaat firmaları çok büyük ihtimalle burada yine rol alacaklar. Yine tedarik zincirleri yeniden şekillenecek. Yeni enerji koridorları belki Katar'ın elçisi yerine Katar'dan boru hattıyla Suudi Arabistan Suriye üzerinden belki Avrupa'ya Katar'ın gazını biz Avrupa'ya sunabileceğiz. Belki Kazakistan'ın, Türkmenistan'ın yani özellikle Türkmenistan'ın doğalgazını petrol boru hattıyla Avrupa'ya sağlayacağız. Belki tekrar söylüyorum Irak yeniden düşünür ve şu anki petrol hattını kuzeydeki Türkiye üzerinden geçen hatta bağlar ve böylece Basra'ya bir alternatif çıkar. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum. Türkiye bütün bu enerji arz güvenliğinde önemli bir koridor.

E müsaade ederseniz birkaç slayt daha gösterip bitireceğim. Tabii savunma sanayinde bundan 20 yıl öncesine göre çok iyi bir noktadayız. Maalesef bazı müttefiklerimizin bize son teknoloji ürünlerini vermemesinden kaynaklı veya ambargo uygulamalarından kaynaklı Türkiye zor bir coğrafyada yaşadığı için kendi kendine yeter olma noktasında bir aciliyet hissetti. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu konuda büyük bir başarı var. Yani Türkiye şu anda 1400 proje ile meşgul. Bu 1400 projenin AR-GE değeri yani araştırma ve geliştirme değeri bu projelerinde 100 milyar dolar şu anda. Yani 5. nesil uçaktan tutun hava savunma sistemlerine kadar her alanda inanılmaz yoğun bir eee çaba var. Proje büyüklüğü var. Ve biz o nedenle mesela geçen sene ihracatta sınıf atladık. 10 milyar doların üzerine çıktık ve dünyada 11. sıraya yerleştik. Ama siparişler geçen sene gelen yeni siparişler 18 milyar dolar. Dolayısıyla Türkiye savunma sanayinde hakikaten önemli bir oyuncu olmaya başladı. Zaten dünyada da savunma sanayi harcamaları çok hızlı artacak. Yani yaklaşık 3 trilyon dolardan 2.73 trilyon dolardan yaklaşık 6,5-7 trilyon dolar civarına önümüzdeki 10 yılda yıllık savunma sanayi harcaması öngörülüyor. Ve bu niye önemli bizim için? Hatırlarsanız sanayide dönüşümden bahsettim. Şimdi sanayide dönüşümün ana motorlarından bir tanesi savunma sanayi olacak. Niye? Çünkü biliyorsunuz savunma sanayi kabiliyetiniz varsa ikili kullanım daha sonra da sivil sektörlere yani diğer alanlara ciddi bir teknoloji transferi oluyor. Yani dolayısıyla aslında savunma sanayini biz bir ihtiyaçtan dolayı önceliklendirdik. Fakat sanayideki dönüşümün çok büyük ihtimalle ana motoru olacak. Yani katma değer zincirinde yukarı çıkışımızı savunma sanayi sağlayacak. Bu konuda gerçekten önümüzde büyük fırsatlar var.

Yine inşaattan bahsettim. Türkiye Dünya İnşaat Ligine bakarsanız dünya inşaat ligine Türkiye Amerika e şey Çin'den sonra dünyada büyük şirketlerin olduğu önemli bir ikinci ülke. Yani ikinci sıradayız. Yani küresel inşaat liginde dünyada ikinci sıradayız ve yarım trilyon dolardan fazla projeyi hayata geçirmiş durumdayız. 137 ülkede. Şimdi maalesef yakın coğrafyada İran hariç geçen sene sonu itibariyle tahmin edilen yeniden inşa yani bütçe ihtiyacı 1 trilyon doların üzerinde. Şimdi dolayısıyla Türkiye'deki inşaat sektörü çok büyük ihtimalle önümüzdeki dönemde bu bölgenin yeniden inşasında önemli bir rol oynayacak.

Tabii doğrudan yatırımları çekebilecek miyiz? Az önce de söylendi. Dünya eski dünya değil. Yani küreselleşme durdu. Belki de gerileyecek. Outsourcing dediğimiz yani yatırımların, rekabetin hani daha iyi olduğu, daha ucuz eee yani üretim imkanlarının olduğu ülkelere kayışı eskisi kadar güçlü değil. Ama ben yine de Türkiye'nin avantajları olduğunu düşünüyorum. Mesela şu haritaya bir bakın. Dünyada bütün komşularından daha büyük ekonomileri yeşile boyadık. Onlardan bir tanesi Türkiye. Yani Türkiye'nin gayri safi yurt içi hasılası 1.6 trilyon dolar. Bizim 8 komşunun tamamının ekonomik büyüklüğü 1.3 trilyon dolar. Dolayısıyla sadece içerideki yani iç pazardaki tüketici için bile olsa doğrudan yatırımın gelmesini beklersiniz. Yani ihracat odaklı olmasa dahi Türkiye'ye yatırım gelir. Büyük ekonomi olabilirsiniz ama büyüyor musunuz? Yani büyüme güçlü mü? Orada da yine cumhurbaşkanımızın tabii ki liderliğinde son 23 yılda gördüğünüz gibi hakikaten Türkiye'nin performansı oldukça güçlü. Tamam iniş çıkışlar oluyor. Tabii ki olacak. Çünkü zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Dönem dönem şoklar yaşıyoruz. Ama 22 yıllık, 23 yıllık ortalama %5'in üzerinde reel büyüme. Bu da bizi gelişmekte olan ülkelerin bir tık üzerine taşıyor ve biz o nedenle de hakikaten eee gelişmiş ülkelerle özellikle Avrupa Birliği ile arayı kapatıyoruz. Biz 54 tane Türkiye'nin serbest ticaret anlaşması var. Ticaretteki parçalanmaya biraz daha dayanıklıyız. Şimdi mesela Birleşik Krallık'la biz yeni nesil ticaret anlaşmasını müzakere ediyoruz. Körfez ülkeleriyle yeni nesil ticaret anlaşmaları müzakere ediyoruz. Biz hala kural bazlı ticaretin bizim menfaatimize olduğuna inanıyoruz. Yani dünyada kırılmalar olsa da bölgesel entegrasyonu biz küresel ticaretteki parçalanmalara karşı bir antidot olarak görüyoruz. Bir tedavi olarak görüyoruz. Onun için eee biz bu serbest ticaret anlaşmaları noktasında çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Altyapıyı söyledim. Ciddi yatırım yaptık. Ben size bir harita göstereyim. Bakın bu harita 2000'li yılların başında. Türkiye'de yollardaki ortalama hız, yapabileceğiniz hız 40 km. Çünkü yol yok. Yani çok şeritli yol yok. İstanbul-Ankara arası hariç yol yok. Halbuki bugün baktığınız zaman yani otoyollar ve çok şeritli yollara bakarsanız Türkiye'de hakikaten inanılmaz bir dönüşüm yaşandı. Yani 25.000 kilometreye yakın, 24.000 kilometreye yakın otoyol ve çok şeritli yol inşa ettik ve ortalama hızı 90 kilometre'nin üzerine çıkartmış durumdayız. Havaalanı sayısını 3'e katladık. Evet. Yani 2002'ye göre havaalanı sayısı neredeyse 3'e katlandı ve insan kaynağı anlamında da sorunumuz yok. Evet, doğurganlık oranı düşüyor ama çalışma çağındaki nüfus artmaya devam ediyor. Burada en önemli konu şu. Yıllık üniversitelerimizden 900.000 yeni mezun var. 360.000-350.000 e biliyorsunuz teknik ve meslek okullarından yani eee öğrenci yetişiyor. Özellikle yapay zeka dönemine hazırlık anlamında da bilgisayar mühendisliği olsun efendim işte yazılım mühendisliği olsun bütün bu alanlarda master ve doktoralı sayısında Stanford Üniversitesi'nin bir çalışmasına göre iyi noktadayız. Eee, biz bu özellikle petrokimya tesislerin bu savaştan zarar görmesi sonucunda bölge ülkelerinin bir miktar çeşitlendirmeye gidebileceğini düşünüyoruz. Ve Bakü-Ceyhan'da biliyorsunuz Azeri petrolü geliyor. Yani Kafkaslardan petrol geliyor. Yine Irak'tan petrol geliyor. Biz bu petrol hatlarının birleştiği noktada petrokimya endüstri bölgesinin olabileceğini düşünüyoruz.

Hizmetlerde rekabetçiyiz. Yani milli gelirimize göre hizmetlerde oldukça rekabetçiyiz. Neden? E çünkü turizmde dünyada ilk 5'teyiz. Turizmde hakikaten büyük bir başarı var. Yani 20. sıradan 20-22 yıl önce ilk 5'e girmeyi başardık. Geçen sene 65 milyar dolar turizm geliri elde ettik. Yine medikal yani sağlık hizmetlerinde gülümsediniz biliyorum. Eee, ben bunu sosyal medyada gördüm ve sunuma ekledim. Eee, tabii ki gerçekten sağlık turizminde de Türkiye iyi bir noktada. Burada eee dünya pazarının neredeyse %5'i Türkiye'de. 50'den fazla hastane uluslararası akreditasyona sahip. Eee, bunu belki tahmin etmezsiniz ama yükseköğretimde çok önemli bir ihracatçıyız. Yani geçen sene 380.000 bin uluslararası öğrenci Türk üniversitelerinde okuyor. Yani bu ciddi bir rakam gerçekten ve önemli bir ihracat kalemi. Eee, oradan da yine The Economist dergisine göre Türkiye dizi ihracatında dünyada 3. sırada. Nereye gitsem dizileri soruyorlar bana. Benim televizyon seyredecek vaktim olmuyor. Eee, onun için cevap veremiyorum. Ayrıca Londra ile birlikte İstanbul video oyunlarında hakikaten dünyada çok önemli bir noktada yaklaşık 800 tane startup ve eee 3 tane de unicorn yani 1 milyar dolar ve üzeri değerle eee şirket ürettik. Eee, altısında da yatırımcılar 100 milyon dolar ve üzeri çıkış yapabildiler.

Yeni ticaret koridorları olacak. Türkiye olarak biz bu koridorlara yatırım yapacağız. Özellikle Basra'dan Türkiye'ye kadar 1250 kilometre yeni otoyol, demir yolu ve petrol hatlarını öngörüyoruz. Çok büyük ihtimalle Körfez ülkelerinin enerjisini Avrupa'ya taşıma noktasında yeni hatlar söz konusu olabilir. Onu zaten bahsettim. Bu bizim şu anda mevcut enerji yani doğalgaz, petrol, boru hatları. Gördüğünüz gibi Türkiye gerçekten küresel enerji arz güvenliğinde önemli bir ülke. Özellikle Avrupa için çok kritik bir ülke ve biz bu alanda yatırımlarımıza tabii ki devam edeceğiz.

Son husus bu savaşlar tabii jeopolitik önemimizi artırdı. Biz bir taraftan batıyla ilişkilerimizi güçlendirirken doğuyla da makul ilişkileri tabii ki inşa ediyoruz. Ve özellikle bakın savaşın dışında kaldık. Savaşların dışında kalıyoruz. Her tarafla görüşebiliyoruz. Yani hem eee Rusya-Ukrayna savaşı'nda, hem İsrail-Gazze'de hem diğer bütün konularda özellikle arabuluculuk yani ateşkesin sağlanması gibi konularda büyük çabalarımız var. Eee, birçok Ermenistan-Azerbaycan sorunun çözülmesinde yine çok yapıcı rol oynadık. Ama aynı zamanda savaşlar eee bu yeni dönem güçlü olmanızı gerektiriyor. Bir NATO üyesi olarak Türkiye önemli bir eee kabiliyetlere sahip. Yani dünyada bu konuda önemli ülkelerden bir tanesi. Eee, yine şuna bakarsanız dünyada resmi yardımlara bakarsanız milli gelire oran olarak veya dolar olarak nereden bakarsanız bakın Türkiye önemli bir ülke. Biz gerçekten sadece Suriye'den kaçanlara değil yani savaştan kaçanlara değil dünyanın birçok bölgesinde özellikle eee uluslararası yardımda cömertiz. Üzerimize düşeni yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Türk Hava Yolları şu anda dünyada en çok noktaya uçan hava yolu ve yine özellikle hemen hemen birçok ülkede iş insanlarımıza yardımcı olmak için, ilişkileri geliştirmek için büyük elçilikler, misyonlar açtık ve burada da dünyada eee 3. sıraya yükselmiş durumdayız.

Bunları niye anlatıyorum? Aslında özü şu. Evet büyük bir yani savaşın yarattığı büyük bir şok var. Biz bu şokun yönetilebilir olduğunu düşünüyoruz ama bu şokun ötesine bakıyoruz. Bu şok sonrası Türkiye için ne tür avantajlar var? Ona odaklanmış durumdayız. Özetle bu. Ben biraz uzun bir sunum yaptım. Teşekkür ediyorum sabrınız için. Ama şunu eee şunu söyleyeyim. Eee, bu türden, eee, uluslararası e konferanslar çok değerli. Çünkü beyin fırtınası yapma fırsatımız oluyor. İyi ki sabah erkenden gelmişim. Eee, Philip'i tekrar görme ve onu dinleme fırsatı buldum. Çünkü G20'de beraber yakın oturuyorduk, yan yana oturuyorduk ve hakikaten eee çok güzel bir çerçeve çizdiler. Çok güzel bir perspektif verdiler. Şimdi eminim bundan sonraki eee paneller de çok faydalı olacaktır. Ben size çok verimli iki gün diliyorum ve tekrar eee bu konferansın, bu istişarelerin ülkemiz için, dünya insanları için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.