Transcription
[Müzik] Merhaba öğretmenlerim. Öğrenme Psikolojisi ilk ünitemiz olan temel kavramlar dersine hoş geldiniz. Bu ders içerisinde neler yapacağız? Size öğrenmenin tanımından, temel kavramlardan, öğrenmeyi etkileyen faktörlerden bahsedeceğiz. Ve unutmayın, bu ders öğrenme psiko dersi; birçok kavramın olduğu, oldukça fazla kavram karışıklığına sebep olacak bir ders ve bu yüzden vereceğim örneklerin dışında lütfen kendi hayatınızdan örnekleri kitabın yanına not alın, not alın ki karıştırmayın arkadaşlar. Tek tek kavramları birlikte ayrıştırabiliriz. En önemli unsur olan “Öğrenme nedir?” sorusuyla başlayacağız şimdi.
“Öğrenme nedir?” sorusunda arkadaşlar dikkat etmemiz gereken üç tane ana noktamız var. Bu üç ana noktadan birincisi ne? Bir kere yaşantı ve tekrar sonucunda oluşması lazım. Peki ikinci unsurumuz ne? İkinci unsur kesinlikle davranış değişikliği olması lazım. Üçüncü unsur, bu davranış değişikliğin nispeten kalıcı ve izli olması gerekiyor. Eğer bu şartlardan biri dahi sağlanmazsa biz ona öğrenme demiyoruz. Örneğin arkadaşlar, şu an beni dinliyorsunuz, not alıyorsunuz. Bu bir öğrenmedir. Mesela arkadaşlar, sıcak bir sobaya elimizi değdirdiğimizde elimizi çekmemiz ise öğrenme değildir. Çünkü kalıcı, izli bir değişiklik değildir; doğuştan getirilen bir davranıştır. Yani reflektif bir davranıştır. Peki biz, özellikle ÖSYM sorularında bize sorduğu yer neresi? Örneğin soru şıklarını şunu koyuyor, diyor ki: “Limonu gördüğünde irkilmesi”, diyor. “Limonu gördüğünde irkilmesi”, diyor mesela. Bu bir öğrenmedir. Neden bir öğrenmedir? Şimdi arkadaşlar, limonu yediğimizde ağzımızın buruşması ve kıp diye titreme öğrenme değildir. Ama o limonu, bu yaşantının sonucunda, limonu gördüğümüzde otomatikman kendimizde bir irkilme hissi hissetmemiz bir öğrenmedir. Örneğin arkadaşlar, benim sizi derste azarlamam, kızmam, bağırmam, çağırmam öğrenme değildir. Ama bu olaydan sonra beni gördüğünüzde irkilmeniz, korkmanız bir öğrenmedir. O yüzden bir şeyi öğrenme diyebilmemiz için bu şartı mutlaka sağlaması lazım. Neydi bu şartlar? Mutlaka arkadaşlar, yaşantı ve tekrar sonucunda oluşacak, mutlaka davranış değişikliğine sebep olacak ve kalıcı, izli olacak, nispeten arkadaşlar. Buna dikkat ediyoruz. Peki bir öğrenme için kesinlikle olması gereken şartlardan biri nedir? Yaşantıdır. Peki her yaşantı öğrenme midir? Hayır, tabii ki her yaşantı öğrenme değildir. Ama öğrenme olabilmesi için yaşantı olması gerekir.
Örneğin arkadaşlar, Kızılay’da biz dolaşırken binlerce uyarıcı vardır etrafımızda; insanlar, sesler, taşıtlar, dükkanlar, değil mi? Peki biz bunları… Bu bir yaşantı mı? Evet. Peki öğrenme mi? Değil. Ne zaman öğrenmeye dönüşür o yaşantı? Diyelim ki Kızılay meydanındayken arkadaşlar bir trafik kazasına şahit olursunuz ve trafik kazasının yaşantısından dolayı o an, o trafik kazasından dolayı korkarsınız ve ondan sonra Kızılay, Kızılay denildiği zaman kendinizi kötü hissedersiniz. İşte o Kızılay’da kendinizi kötü hissetmeniz, yani koşullanmanın ne haline gelmiştir artık? Öğrenme haline gelmiştir. Şimdi hazır buraya gelmişken, klasik koşullanmaya göre, radikal davranışlara göre davranışlar öğrenilmiştir. Peki biz davranışları sınıflandırırken neye göre sınıflandırırız ki? İlk öğrenme tanımına göre; öğrenilmemiş ve öğrenilmiş davranışlar diye sınıflandırırız. Şimdi arkadaşlar, öğrenilmemiş davranışlar denildiğinde üç başlık altında topluyoruz öğrenilmemiş davranışı. Mesela doğuştan getirilen davranışlar nedir? Doğuştan getirilen davranışlar ki bizim hayata adapte olmamız için, hayatı fonksiyonları olan davranışlardır. Bunlar refleksler ve iç güdüler. Mesela çocuklar, bizler dünyaya geldiğimizde, bebekken mesela Moro refleksi, Babinski refleksi, plantar, palmar reflekslerle doğarız. Çünkü bunlar bizim dünyaya adapte olmamız için önemli bir yeri vardır. Mesela nefes alma bir reflekstir. Arkadaşlar, bir de iç güdü dediğimiz unsur vardır. Bu da doğuştan getirilen bir davranıştır. Bu da öğrenilmiş davranış değildir zaten. İlerleyen zamanda refleks ve içgüdü ayrımını da yapacağız. Gelelim ikinci öğrenilmemiş davranışa. Nedir bu? Hastalık, ilaç veya arkadaşlar biyolojik bir madde, alkol kullanımında davranış değişikliği olur mu? Olur. Mesela narkoz etkisinde arkadaşlar insanlar garip garip davranabilirler. Peki bu davranışlar… Evet bir yaşantı var, evet bir davranış değişikliği var. Peki nispeten kalıcı, izli mi? Değil. O zaman ilaç etkisinden, narkoz etkisinde, hastalık etkisinde oluşan davranışların hiçbirini ne olarak almayız biz? Öğrenilmiş davranış olarak almayız. Mesela, mesela bebek altı değiştirilmediğinde zırıl zırıl ağlar, ağlar. Peki altı temizlendiğinde, pudralandığında, kremlendiğinde o acı geçtikten sonra arkadaşlar çocuk ağlar mı? Ağlamaz, geçer hastalık. O zaman o zaman nedir bu? Bu yine öğrenilmiş değildir. Peki gelelim üçüncü unsurumuza. Arkadaşlar burası çok önemli. Büyüme ve olgunlaşma sonucunda oluşan ürünlerin hiçbiri öğrenme değildir. Mesela yürümek, öğrenme psikolojisine göre bir öğrenme değil. Ne gerektiriyor? Çünkü kas olgunlaşması gerektiriyor. Mesela 8 aydan sonra çocuklar nesne devamlılığı kazanıyor değil mi? Bu bir öğrenme değildir ki. Bu olgunlaşmadan, büyüme ve olgunlaşma sonucunda oluşan değişimlerin hiçbirini ne olarak almıyoruz? Öğrenme olarak almıyoruz. Yani bunlar nedir? Öğrenilmemiş davranışlardır. Peki öğrenilmiş davranışlar nelerdir? İkiye ayırıyoruz aslında; istendik ve istenmedik davranışlar. Şimdi mesela ben size Öğrenme Psikolojisi konularını anlatıyorum, siz de bilerek, isteyerek bunu öğreniyorsunuz. Bu istendik davranıştır. Okula başlarsınız, okuma yazma, matematik öğrenirsiniz, coğrafya öğrenirsiniz. Ama aynı zamanda bizler istenmedik davranışları da öğreniriz. Örneğin bir tane örnek vereyim: Amerika’da arkadaşlar kızım… eee okul öncesi başladığı zaman yere düştüğü zaman hani biz de “anam anam” diye ağlarız ya, o “auç” diye ağlıyordu. Sonra Trabzon’a geldi, avucunu bıraktı, bu sefer ne yapıyor? “Uy” diyor. “Uy” tepkisi veriyor. Peki bu istendik mi, istenmedik? Örneğin küfür, değil mi? Çocuklar istenmedik şekilde küfür etmeyi öğreniyor. Ama sonuçta nedir? Yine öğrenilmiş davranıştır. Bir de buraya bir şart koşuyoruz; Pavlov’un deneyine dönüyoruz. Mesela arkadaşlar, köpeğin eti gördüğünde salya akıtması öğrenilmiş davranış değildir. Çünkü et koşulsuz uyarıcıdır, yani koşulsuz, şartsız uyarıcıdır ve ona verilen salya tepkisi koşulsuz, şartsız reflekstir ve öğrenilmiş değildir. Peki bu salya tepkisini zile vermeyi öğrendiğinde yine salya reflekstir ama zile veriyor; şartlanmış, koşullanmış refleks oluyor. O zaman ne oluyor? Öğrenme oluyor. Eğer bir sorunun başında “koşullanmış”, “şartlanmış refleks” dahi dese, o kelimeyi gördüğünüze ne yapacaksınız? Öğrenme olarak kabul edeceksiniz.
Diğer önemli bir unsurumuz ne arkadaşlar? Performans. Şimdi performans yanlış kullanılan bir kelimedir genelde Türkiye’de. Ne demek istiyorum yanlış? Mesela arkadaşlar performans bir davranışı meydana getirmektir aslında. Örneğin bir futbolcu, arkadaşlar bir futbolcu futbol oynarken sahada varlık gösteremez yani; iyi futbol oynaması lazım, iyi performans göstermesi lazım. Yeterli performans gösteremedi, ama performans gösteremedi dersen yanlış oluyor. Çünkü zaten futbolcu sahada bir aksiyon içine girmiş durumda. Örneğin bir konsere gidiyorsunuz, sanatçı sahneye çıkmıyor. Şimdi ona “performans göstermedi” ifadesi doğru mu? Doğru. Çünkü performans göstermedi. Diyelim ki sanatçı çıktı, performans, şarkıyı söyledi. Dediniz ki: “Çok iyiydi, mükemmel performans!” Ha şimdi olur. Çünkü performans gösterip göstermemesine dikkat edin, iyi performans, kötü performans diye nitelendirmiştir. Şimdi gelelim ÖSYM’nin çok sevdiği bir yere; refleks ve içgüdüler. Arkadaşlar şimdi refleks ve içgüdülerde neye dikkat edeceksiniz? Bunların ayrımını çok iyi yapmanız lazım. Şimdi gelelim ilk başta içgüdüye. İnsanda içgüdü var mı? Yok. Bizde içgüdüsel davranışlar var. Bakın gençler, neden hocam annelik bir içgüdü müdür? Hayır, değildir. Annelik, saldırganlık, anlık cinsellik… Bunlar içgüdüsel davranıştır. Neden içgüdü değildir biliyor musunuz? Hepimizin annesi aynı şekil mi annelik yapıyor? Hayır. Kimimiz annemiz, babamızdan dolayı şanslıyız, kimimiz değiliz, değil mi? O yüzden insanda içgüdü yoktur, içgüdüsel davranış vardır. Hocam içgüdünün özellikleri nelerdir? İçgüdü türe özgüdür arkadaşlar. O canlı türünün tüm canlılara aynı şekilde davranır. Mesela arıların hepsi gençler ne yapar? Petek yapar. Örümcek ağ örer, değil mi? Kışlar mesela kutup ayıları kış uykusuna yatar, değil mi? Bunlar türe özgü olması lazım ve içgüdü arkadaşlar kompleks davranışlardır. Mesela inanılmaz bir şeydir değil mi? Arıların petek örmesi inanılmaz çok ya! Mükemmel bir dizayn. Peki bunlar öğrenilmiş mi? Değil. Bu otomatik geliyor, zamanı geldiğinde yapılıyor. O yüzden ne ertelenebilir ne engellenebilir. Peki içgüdü için belli bir uyarı ihtiyacımız var mı? Hayır, yok. İçgüdü belli bir uyarıcı ihtiyacı yok, zamanı geldiğinde yapar arkadaşlar. Peki içgüdünün diğer ismi ne? Hocam basımlama. Bakın dikkat edin, basımlama içgüdüdür. Yani doğuştan gelen otomatik davranış örüntülerine biz basımlama deriz. Bunu da lütfen notlarınıza ekleyin. Peki gençler refleks ne? Hocam refleks… İçgüdü çok karışır. Bakın refleks basittir. Yani şunu demek istiyorum şimdi ben arkadaşlar belirli bir soğukta titrerim, değil mi ya? Kutup ayısı da belli bir soğukta titrer. Örneğin ben sobaya elimi değdiririm, belli bir sıcaklıkta belki elimi çekmeyebilir, erteleyebilirim ama eninde sonunda elimi çekerim. O yüzden mesela refleksler arkadaşlar bütün canlılarda ortaktır, ertelenebiliyor ama engellenemiyor refleksler. Peki refleks için uyarıcıya ihtiyacımız var mı? Kesinlikle var. Ben durduk yere niye sobaya elimi çekeyim, değil mi? Neden titreyeyim eğer hava soğuk değilse benim için? O yüzden uyarıcı kesinlikle olması gerekir. Basit davranışlardır arkadaşlar, karmaşık davranışlar değildir. Tüm canlılarda ortak özelliklerdir refleksler ve unutmayın refleks ve içgüdüler neydi? Öğrenilmemiş ve doğuştan getirilen davranışlardır.
Şimdi gelelim diğer önemli unsurumuza; davranışların sınıflandırılması hocalarım. Davranışları… Bak bu çok önemli bilgi. Şimdi biz davranışları sadece öğrenilmiş, öğrenilmemiş diye tanımlamayı, sınıflandırmayı aynı zamanda onları istemli, istemsiz diye sınıflandırırız. Mesela benim şu an ders anlatmam istemli, konuşmam istemli, sizin dinlemeniz istemli. Bazen de refleks tarzı davranışlar istemsiz davranışlardır; yani otomatiktir. Fark etmeden veya kontrol etmeden o davranışları yaparız. Bazı davranışları biz açık ve örtük diye sınıflandırırız. Açık davranış; model alma davranışları. Mesela yaptığım gibi elinizi sallayın, yürüyün, geriye gidin, sağa gidin, sola gidin. Arkadaşlar bu açık davranıştır. Örtük ne? Performansa dökülmemiş, zihinsel anlamda kalan davranışlar. Mesela bazı davranışları biz evet öğreniyoruz, mesela gizli öğrenme gibi. Ama biz ne yapıyoruz? Performansa dökmediğimiz sürece kimse bizim onu öğrendiğimizi bile farkına varmıyor. Gizli davranış diyoruz biz bunlara. Onun dışında bilişsel davranışlar var. Mesela nedir bilişsel davranışlar? Bilgi, olgu, kavramdır öğrenmesidir, zihinsel süreçlerdir. Bir de üst düzey davranışlar var. Burası da arkadaşlar özellikle geç altta göreceğimiz; problem çözme, kavrama, içgörüsel öğrenme, değil mi? Analiz etme, sentezleme. Bunlar da üst düzey davranışlardır. Mesela psikomotor davranışlar vardır. Mesela şu an elimizi kaldırmamız, hareket etmemiz, koşmamız, yürümemiz… Bunlar psikomotor davranışlardır. Bir de alt düzey davranışlar var ki tüm canlılarda ortaktır; yemek, içmek, cinsellik gibi davranışlar, boşaltım, dolaşım… Bunlar hepsi arkadaşlar nedir? Birer alt düzey davranıştır. Hocam bir davranış hem üst düzey, hem istemli, hem psikomotor aynı anda üçü birden olur arkadaşlar. Mesela ben elimi kaldırıyorum, siz de elinizi kaldırıyorsunuz. Bu istemlidir, açık davranıştır, değil mi? Psikomotor davranıştır. Bak üçü birden olabilir. O yüzden davranışı sınıflandırırken birden fazla sınıflandırma yapabilirsiniz. Hocam bunu niye anlattınız? Şimdi zamanında ÖSYM bir soru soruldu, dedi ki: “Soru ölçülebilir, gözlenebilir davranış değildir,” dedi şıklardan birinde kavrama vardı. Şimdi kavramayı biz eğer kavradığını anlayıp anlamamız için onu davranışa, performansa dökmesi lazım, değil mi? Yoksa biz onu ne alamayız? Öğrenmiş davranış olarak alamayız.
Şimdi gelelim arkadaşlar asıl önemli yerlerden biri. Şimdi biz sınıflandırdık da davranışta öğrenmeyi etkileyen faktörler var. Şimdi öğrenmeyi etkileyen faktörler denildiğinde öğretmenden kaynaklı olabilir, değil mi? Ama biz özellikle üç sınıflandırmaya, üç tür sınıflandırmaya önem veririz; öğrenenden kaynaklı, yani sizden kaynaklı, yani size ait özellikler, öğrenme malzemesiyle alakalı… Ben de sizin için bir malzemeyi, tahtaya yazılanlar da sizin için bir malzeme, değil mi? Ve bir de nasıl öğrendiğiniz; yani yöntem ve strateji. Şimdi gelin hep beraber tek tek bu kavramları ne yapalım? Birlikte aktara aktara, tek tek anlata anlata ne yapalım arkadaşlar? Halledelim. Şimdi öğrenenden kaynaklı faktörler denildiğinde ilk aklımıza gelmesi gereken davranış nedir? Türe özgü hazır oluş. Şimdi ÖSYM sever mi bu kavramı? Kesinlikle sever. Şimdi tür özgü hazır oluşun karşısına ne yazmanızı istiyorum? Biyolojik donanım. Şimdi arkadaşlar, o canlı türüne ait bütün canlılar aynı şekilde davranır, o biyolojik donanımı vardır. Şimdi türe özgü hazır oluşta şuna dikkat edeceksiniz: Mesela filler uçabilir mi? Uçamaz. Niye uçamaz? Onlara özgü bir davranışlar değil çünkü kanatları yok, biyolojik donanımı yok. Mesela filler amuda kalkabilir mi? Kalkamaz. Çünkü ona ait bir donanımları yok, değil mi? Şimdi tür özgü soruna şuna dikkat edeceksiniz: ÖSYM sorduğu zaman iki veya daha fazla farklı canlı türü verir size. Bakın farklı canlı türü; biri insandır, biri köpektir, biri sincaptır, fil verir. Farklı canlı türü ve o canlı türlerinden biri yapabilirken diğeri o davranışı yapamaz, yapmakta zorlanır, yani organizmanın biri yapar diğeri yapamaz, farklı organizma. İşte biz buna ne deriz? Tür özgü hazır oluş deriz. Mesela ben uçağı uçurabilirim ama arkadaşlar mesela köpek uçağı uçuramaz. Çünkü nedir? Ona ait, öyle ona ait biyolojik donanımı yoktur. Buna biz türe özgü hazır oluş deriz. Gelelim diğer önemli kavramımıza; olgunlaşma öğretmenlerim. Olgunlaşma iki türlüdür; birisi psikomotor yöndedir, diğeri ise bilişsel yöndedir. Şimdi olgunlaşma; yapabilir hale gelmektir. Daha çok kalıtsal, daha çok arkadaşlar genetik altyapıyla, donanımla alakalı bir unsurdur. Çevre etkili midir? Çevre sadece ne yapabilir arkadaşlar? Hızını etkileyebilir; erken ya da geç. Bir birey mesela yürür, çünkü zamanı vardır. Zamanı geldiğinde kasları olgunlaştığında psikomotor anlamda yürür. Şimdi olgunlaşma; yapabilir hale gelmektir. Peki ÖSYM soruları nasıl sorar? Genelde tek tür vardır, mesela insandır, yaş farklılığı verir. Mesela 3 yaşındaki çocuk makası kullanamazken 7 yaşındaki bir çocuk makası etkili bir şekilde kullanır. Bu farklılık neden kaynaklıdır der? Cevap olgunlaşmadan, türünden, yaş farklılığı vererek sorar. Peki burada size biraz detay vermek istiyorum. Şimdi ÖSYM son yıllarda dikkat ettiğimiz bir yer var; olgunlaşmayı öyle bir soruyor ki ince motor, büyük kas grubu şeklinde, büyük motor halinde soruyor. Şimdi burada devreye ne giriyor? Olgunlaşma kuramları devreye giriyor. Arkadaşlar şimdi gelin olgunlaşma kuramlarını ne yapalım? Birlikte, hep birlikte gençler alalım. Şimdi olgunlaşma kuramları denildiğinde şu isimleri hiçbir zaman unutmayın; Gesell, Shirley, Thomson, Hopf. Yazıyoruz; Gesell, Shirley, Thomson, Hopf. Hepiniz yazın. Bu isimleri gördüğünüzde hiç çekinmeyin böyle. Şimdi bu isimleri gördüğünüzde arkadaşlar neyi düşüneceksiniz? Bu isimlerin hepsi olgunlaşma kuramcısı. Ne demek istiyor? Öğrenmede ve gelişimde olgunlaşma ve kalıtım önemlidir der, çevrenin etkisini minimize ederler. Birey arkadaşlar olgunlaşarak öğrenir derler. Şimdi peki olgunlaşma devreye girdiğinde başka ne devreye giriyor? Şimdi bunların dışında bir de Gesell denilen bir kişi var. Bu da olgunlaşma artı çevre der ve davranışları şöyle ayırır; buraya çok dikkat edin. Manipülatif davranışlar… Tuzağa düşmenizi istemediğim için anlatıyorum. Lokomotor davranışlar. Şimdi manipülatif davranışlar arkadaşlar nesne kontrolü gerektiren davranışlardır; yani atmak, tutmak, fırlatmak. Peki manipülatif davranışlar hangi kas grubu olgunlaşmasıyla alakalı? İnce motor. Peki lokomotor? Lokomotor ise arkadaşlar daha çok yer değiştirme, zemine ilişkin hareketler; yürümek, koşmak, değil mi? Yer değiştirme ve büyük kas grubuyla alakalı. O zaman olgunlaşma kuramcıları ne yapıyor arkadaşlar? Olgunlaşma eğer ince motor olgunlaşmasından bahsediyorsak manipülatif hareketlerden bahsediyordur. O yüzden sadece manipülatif arayacaksınız; yani nesne kontrolü arayacaksınız. Eğer lokomotor diyorsa büyük kas grubudur daha çok, o yüzden de yer değiştirme arayacaksınız. Mesela hepiniz bana şunu sorarsınız: “Hocam seksek ince motor değil mi?” ÖSYM bir yıl bunu sordu; ince motor, evet ince motor vardır ama dikkat et seksek’te ne var? Seksek’te hazır bulunuşluk, hazır bulunuşluğun ön şartları vardır. Şimdi ÖSYM hazır bulunuşluk da birçok kavramın aslında bütünüdür. Yani hazır bulunuşluğun içinde büyüme vardır, hazır bulunuşluğun içinde olgunlaşma vardır, hazır bulunuşluğun içinde ön bilgi vardır, hazır bulunuşluğun içerisinde mesela arkadaşlar güdülenme vardır. Mesela ben size şu an şu an dersi izliyorsunuz ama gram isteğiniz yok, bir şey öğrenebilir misiniz? Öğrenemezsiniz, değil mi? Peki neden öğrenemezsiniz? Neyiniz düşüktür? Çünkü güdülenmeye bağlı olarak hazır bulunmuşsunuz. Mesela ben şu an size kavramları anlatıyorum ama sen hayatın boyunca hiç Öğrenme Psikolojisi veya eğitimle alakalı bir ders almamışsın. Bu dersi öğrenirken zorlanırsın. O yüzden de temel derslere bakmaya gereği duyarsın. Neden dolayı? Yine hazır bulunuşluğu düşük. Ama neyin eksik? Ön bilgin eksik. O yüzden hazır bulunuşluk sorularında dikkat et öğretmenlerim. Bu bileşenlerden biri eksik ama şıklara mesela güdülenmeyi koymuyor, hazır bulunuşluğu koyuyor. Şıklara bilgi eksikliğini koymuyor, hazır bulunuşluğu koyuyor. Şıklara olgunlaşma eksikliğini koymuyor, hazır bulunuşluğu koyuyor. O yüzden hazır bulunuşluk çok kapsamlı bir kavramdır. ÖSYM sormayı da çok sever. Şimdi hazır bulunuşluğun dışında neyimiz var başka? Dikkat ve genel uyarılmışlık hali. Şimdi dikkat ve genel uyarılmışlık halinde neye dikkat edeceksiniz? Pardon, dikkat, genel uyarılmışlık hali ve kaygı arkadaşlar. Şuraya kaygıyı da ekliyorum. Şimdi burada neye dikkat edeceksiniz? Genel uyarılmışlık, kaygı özellikle öğrenmeyi belli noktaya kadar olumlu yönde etkiler, belli noktadan sonra ne yapar arkadaşlar? Öğrenmeye kat vurur, öğrenmeyi olumsuz etkiler. Şimdi bunların grafiklerini çok iyi oturtmamız lazım. Şimdi gelin hep birlikte arkadaşlar grafiklerini çizelim. Şimdi genel uyarılmışlık ve kaygının grafik çizimlerinde özellikle curve dediğimiz çizime dikkat edeceksiniz. Bu birinci çizimdir; yani kaygı arttıkça öğrenme belli noktaya kadar artar, kaygı daha da bu noktayı aşarsa öğrenme olumsuz yönde etkilenir. Biz buraya optimal kaygı arkadaşlar veya orta düzey kaygı deriz. O zaman yani hiç kaygınız olmazsa siz KPSS çalışabilir misiniz veya hiç kaygınız yoksa bir iş için çaba gösterir misiniz? O yüzden kaygı… Evet kaygı eksikliği ve kaygının aşırı fazla olması, genel uyarılmışlık eksikliği ve genel uyarılmışlığın fazla olması öğrenmeyi etkiler. O yüzden belli noktaya kadar kaygı ve genel uyarılmışlık halinin artması olumlu, optimal seviyeden sonra artması ise olumsuz yönde etkiler. Bu birinci grafik. Şimdi ikinci grafik de çok önemli. Şöyle bir grafik size sorulabilir. Eğer soruda köpek balığı, kesişen çizgiler, böyle bir çizgi varsa arkadaşlar bu çizim… Eğer bu çizimi görüyorsanız yine bilin ki kaygı genişlik öğrenme grafiği. Bu iki grafik arkadaşlar kaygı, genel uyarılmışlık grafikleridir. Dikkat et öğretmenim. Şimdi genel uyarılmışlığı burada biraz açmak istiyorum size. Şimdi kaygıdan farklı olarak genel uyarılmışlığın bir de biyolojik yönü vardır. Mesela şu an ders anlattığım ortam inanılmaz sıcak olsa, sizce beni ders anlatabilir miyim? Mesela benim karnım çok aç olsa, uykumu alamamış olsam, aşırı yorgun olsam; bu benim genel uyarılmışlık halimi düşürdüğü için de ben herhangi bir işlemi yapabilir miyim, çalışabilir miyim, anlatabilir miyim? Hayır. O yüzden genel uyarılmışlık hali; özellikle hastalık, yorgunluk, uyku, uykusuzluk, derslerin sabah olması, akşam olması… Mesela bu dersi sabah en güzel zamanda dinlemek diye gece dinlemek arasında çok fark vardır. Arkadaşlar bu genel, derecede genel uyarılmışlık düzeyin inanılmaz derecede düşükse gençler, özellikle çok yoğun dikkat gerektiren basit işlerde çok zorlanırsınız. Bakın tekrarlıyorum; genel uyarılmışlık haliniz düşükse arkadaşlar dikkat gerektiren işlerde çok zorlanabilirsiniz. Özellikle bu işler basitse. Peki özellikle hani sınava giriyorsunuz, ilk 15 dakika dikkatiniz inanılmaz derecede… Basit soruları kaçırırsınız. Bunun sebebi genel uyarılmışlık haliniz arkadaşlar aşırı yükseldiyse panik modunu açar mısınız? Açabilirsiniz. İşte orada da dikkat ve odağını korumak için arkadaşlar, özellikle zor işlerde, zor sorularda dikkati, odağını arttırabilmek… Buna lütfen dikkat ediniz. Bu da ekstra.
Şimdi gelelim diğer bir önemli faktörümüze arkadaşlar; güdülenme faktörü. Hocam güdülenme nedir? Güdülenmeyi ayırırken biz özellikle hani içsel güdüler arkadaşlar, dışsal güdüler diye ayırırız. Ama burada ÖSYM sorularında içsel güdülenme ile dışsal güdülenme ayrımını çok iyi bilmemiz lazım. Örneğin şu dersi dinlerken ben atanmak için dinliyorsan demek ki sen bunu dinleme ve motivasyon tamamen dışa bağlıdır; yani dışsal bir ödüle bağlıdır. Ama ben bu dersi merak ettiğim için, sevdiğim için dinliyorsan bu içsel güdülenmedir. Diyelim ki bir öğrenciniz var, kitap okumayı seviyor, bayılıyor, sürekli kitap okuyor. Çok güzel bir özellik, değil mi? Ama sen de öğretmen olarak kendince diyorsun ki: “Evet, bu çocuğa ben bazı ödüller vereyim kitap okuduğu için.” Sen bu ödülleri kullanmaya başladığın an çocuk içsel güdülenmesini dışsal ödüle bağlıyorsun ve çocuğun içsel güdülenmesine ne veriyorsun? Zarar veriyorsun. O yüzden lütfen hiçbir çocuğu ödülle cezalandırmayın, özellikle içsel motivasyonu çok yüksekse bir çocuk; ders çalışmayı seviyorsa, kitap okumayı seviyorsa işte bunu yaparsan sana bunu alırım tarzında güdülenmeyi… Çünkü içsel güdülenmeyi öldürüp dışsal güdülenmeye bağlı hale getirirsiniz. Dışsal güdülenme ortadan kalktığında çocuk herhangi bir tepkide bulunmaz. Bu da önemli bir kavram. Şimdi gelelim dikkate, tekrar dönelim. Burada şimdi dikkat arkadaşlar üç tane temel noktamız var, üç tane dikkat türümüz var; çok iyi bilmeniz gereken dikkat türü. 1. İstemli dikkat, 2. İstemsiz dikkat, 3. Bölünmüş dikkat. Hocam istemli dikkat şu demek; şu an dersi açtınız, beni pür dikkat dinliyorsunuz, hiçbir şeye odaklanmıyorsunuz, başka tüm dikkatinizi bana vermişsiniz. Bu istemli dikkattir. İstemsiz dikkat ne? Tam beni dinliyorsunuz, oradan içeriden “sa gel buraya salata yap”, biri diyor ki: “Yemek yiyeceğim.” İşte burayı yaptıysanız mı? Yani dikkat dağıtıcılar varsa o senin istemli dikkatin ne yapar? Dağılır. Biz buna ne deriz? İstemsiz dikkat deriz. Bir dikkat türümüz daha var; bölünmüş dikkat ki bu özellikle arkadaşlar yapılan araştırmalarda kadınların erkeklere çok büyük üstünlük kurduğu bir alandır. Yani ne demek bu? Aynı anda birden fazla işi yapabilmektir. Mesela ben ne bireyler öğretmenler biliyorum; hem dinliyor, hem yemek yapıyor, hem de çocuğuna bakıyor. İnanılmaz bir şey; üçünü bir arada götürebiliyor. Bölünmüş dikkat olumlu bir özelliktir. Mesela sen hem ders dinleyip hem başka bir işe aynı anda götüremiyorsan bölünmüş dikkatin düşüktür. Bölünmüş dikkati yüksek olan bireyler çok başarılı olabilirler çünkü aynı anda birden fazla işlemi ne yapabilirler? Başarıyla yürütebilirler.
Şimdi gelelim öğretmenlerim, çok takıldığımız bir yere; transfer ve kat vurma. Şimdi transfer ve kat vurmada özellikle neye dikkat edeceğiz? Hani transfer; aktarım deriz. Şimdi biz genelde bunu öğrenirken şöyle öğreniriz: “Hocam transfer işte psikomotor, kat vurma bilişsel.” Hayır gençler, bu ayrım her zaman geçerli değildir. Transfer bilişsel de olabilir, evet ağırlık psikomotor. Ama bu şekil ayrım yaparak soruya bakmanızı önermem. Şimdi transfer sorularında ve kat vurma sorularında size bir toom veriyorum. Şimdi toomuz ne olacak arkadaşlar? Toomuz şu olacak: Bir kere bu soruları çözerken, bu soruları çözerken lütfen “önce” ve “sonra” diye iki tane çizik atmanızı istiyorum. Bakın “önce” ve “sonra”. Bu bir kural. Bir. Gelelim kural 2’ye arkadaşlar. Şunu sor kendine: “Yeni öğrenme durumu var mı? Burada yeni bir şey var mı acaba?” Eski öğrenme, yeni öğrenme mi var yoksa zaten bildiği şeyi karıştırıyor mu? Eğer işin içerisinde yeni bir, yeni bir öğrenme durumu, yeni bir öğrenme varsa, yani yeni bir şey varsa, yeni… Bu kesinlikle transfer, transfere gitmenizi sağlıyor arkadaşlar; yani aktarıma gitmenizi sağlıyor. Çünkü kat vurmada… Çünkü kat vurmada arkadaşlar zaten bilinen şeyler karışır. Sen zaten öğrenmişsindir, bildiklerini karıştırırsın. Ama transferde sen bilmediğin, yeni öğreneceğin bir şey kolaylaşır ya da zorlaşır; yani yeni öğrenme durumu vardır, yeni bir durum vardır. Hadi hep birlikte gelelim ilk başta transferi halledelim. Şimdi transfer denildiğinde arkadaşlar neye dikkat edeceğiz? Biz olumlu transfer ve olumsuz transfer… Şimdi olumlu transferden bahsediyorsak öğretmenim soruda şunu arayacaksınız: Yeni öğrenme, eski öğrenme, yeni öğrenmeyi kolaylaştırıyor mu? Eski öğrenme yeni öğrenmenizi daha da kısa sürede öğrenmenizi sağlıyor mu? Biz buna olumlu transfer deriz. Peki hocam olumsuz transfer ne? Eski öğrenme ya da alışkanlığınız yeni duruma adapte olmanızı, yeni durumu öğrenmenizi zorlaştırıyor mu? Daha uzun sürede mi öğreniyorsunuz? O zaman ne? Olumsuz transfer. Hatta sorularda olumsuz transfer yerine genelde şey de koyabiliyor biliyor musunuz? Alışkanlık diye de koyabiliyor, tamam mı? Alışkanlık diye de koyabiliyor. Şimdi gelin olumlu transfer örnekleri yapalım. Şimdi arkadaşlar diyelim ki ben hayatım boyunca hiç kortta tenis oynamamışım; yani tenis oynamayı bilmiyorum ama masa tenisi oynamayı çok iyi biliyorum. O zaman ben masa tenisini biliyorum, gelelim mi şimdi? “Önce” ve “sonra” bakın dikkat edin, yazıyoruz tekrar, çok dikkat et buraya. Şimdi önce ben neyi biliyorum? Bak, biliyorum… Yeni bildiğim bir şey, yeni öğreneceğim bir şey var; yani teniste, kortta tenis oynama. Masa tenisini biliyorum. Neyi öğrenmek istiyorum? Kortta tenis oynamayı. Yani kortta tenis oynamayı öğreneceğim. Şimdi soru diyor ki bana: “Masa tenisini çok iyi oynayan Fatih kortta tenis oynamayı çok kısa sürede öğrendi.” Yeni bir öğrenme durumu var mı? Var. Peki neyin altında daha kısa sürdü? Sonranın. Bu bir olumlu transfer sorusu mu? Daha kolay öğrendim, daha kısa sürdü. Peki neyin altında? Sonranın altında. Peki sonranın altındaysa nereye etkin kolaylaştırma yaparız? Olumlu transferde ileriye etkin. O zaman sonranın altındaki kolaylaşmış; ileriye etkin kolaylaştırma deriz. Peki kortta tenis oynamayı öğrendikten sonra ben tamam ben kortta tenis oynamayı öğrenmişim, dönüyorum diyorum ki: “Ya masa tenisini daha iyi oynamaya başladım.” Bu olaydan sonra diyorum şimdi neyin altında? Daha iyi hale, daha profesyonel hale gelmeye başlarsa önce. O zaman geriye etkin kolaylaştırma oluyor. Neyin altında kolaylaşmış? Oraya etkin kolaylaştırma. Şimdi şıklara ne yapabilir? Olumlu transfer deyip geçebilir, ileriye etkin kolaylaştırma diyebilir, geriye etkin kolaylaştırma diyebilir. O yüzden soruyu ne yapmanız lazım? Çok dikkatli okumanız lazım. Hadi bir tane daha örnek yapalım mı? Şimdi arkadaşlar gelin hep birlikte bir tane daha örnek yapalım hadi. Şimdi burada dikkat etmeniz gereken yer yine ne yazacağız biz? Önce…
Ve sonra yazacağız. Bakın bunu mutlaka yapacaksınız; önce ve sonrayı mutlaka yazacaksınız. Şimdi diyelim ki ben arkadaşlar, manuel vitesli araç kullanmak istiyorum, yani öğrenmek istiyorum. Ben hangi tür araçları kullanabiliyorum? Otomatik vitesli araçları kullanabiliyorum, yani öğrenmişim önceden. Peki yeni öğrenme durumuna neye dikkat edeceğim? Manuel testi, yani sonradan öğreneceğim manuel. Ve soru diyor ki bana: "Otomatik vitesli araç kullanmayı bilen Fatih, otomatik vitesli araçları kullanmakta zorlanmadı, kolay şekilde öğrendi." Hoba, eski öğrenme yeni öğrenmeyi ne yaptı? Kolaylaştırdı. Olumlu transfer. Peki neyin altındaki kolaylaşma? Sonranın. O zaman neye etkin kolaylaştırma? İleriye etkin. Peki soruyu hafif değiştiriyorum: "Manueli de öğrendikten sonra otomatik vites araçları daha iyi kullanmaya başladı," dedi. O zaman ne ETK'ne? Etkin kolaylaştırma. Öncenin altında olduğu için geriye etkin kolaylaştırma.
Peki hocam, olumsuz transfer. Olumsuz transferin temelinde arkadaşlar ne vardır? Temelinde olan unsur alışkanlıktır. Aslında mesela ben diyelim ki yıllardır Apple kullanıyorum, yani iPhone kullanıyorum, iOS işletim sistemi var bende. Şimdi maddi şartlar çok ağır olduğu için ben de tutuyorum, Android temelli bir telefon alıyorum. Telefonu elime bir alıyorum, alışmışım ya Apple'a, iPhone'a, bir türlü Android'i öğrenmekte zorlanıyorum. Bak, birisini önceden biliyorum, biri yeni durum, yeni bir şey öğreniyorum. Peki zorlanıyorum Android'i öğrenirken. Şimdi bunun temelinde ne yatıyor? Alışkanlık değil mi? Ee, o zaman nasıl transfer olacak? Zorlanıyorsan yeni öğrenme durumunu, eskiden dolayı, eski alışkanlığından dolayı, ya cevabı olumsuz transfer olacak ya da şıklar olumsuz transferi koymayacak ya da ne koyacaklar? Alışkanlığı koyacak. Diyelim ki arkadaşlar, inşallah öğretmen olarak atandınız, kiralık bir eve çıktınız, 1+1 bir eviniz var diyelim. Bu dairenizde ikinci katta. Sonra birkaç yıl çalıştıktan sonra öğretmenlere bir kampanya yapıldı ve sizin ev almanız için faizler ayarlandı. Siz de gittiniz aynı siteden, aynı bloktan 5. katta daire aldınız. Evden okula, işe geliyorsunuz. Önce ikinci kata uğruyorsanız, 5. kata çıkıyorsunuz. Peki sizin 2. kattan 5. kata çıkmanız sebebi ne? Bak, yeni bir yere taşındınız. Her zaman ikiye uğruyorsanız çıkıyorsunuz, alışkanlığınız. Cevap ne olacak? Olumsuz transfer. O yüzden transfer sorularında, özellikle olumsuzsa, alışkanlık temelli olup olmadığına bakın. Başka bir örnek vereyim size, bir daha oturması için arkadaşlar. Mesela Amerika'da bulunduğum evde telefonumu şarj ederken mutfakta priz vardı, sol tarafta. Türkiye'ye geldiğimde ben her seferinde şarj etmek için mutfağa gidip sol tarafta priz aradım, biliyor musunuz? Yaklaşık 23 hafta. Neden? Alışkanlık. Yeni durumda priz nerede? Sol tarafta değil, aşağıda, sağ taraftaydı. Sonradan ona alıştım, alışkanlığımı değiştirdim. Peki ilk başta niye zorlandım? Eski alışkanlığım. Biz buna ne diyoruz? Olumsuz transfer diyoruz.
Şimdi gelelim arkadaşlar, hemen gelelim davranış sınıflandırılmasını. Şimdi davranışların sınıflandırılmasında neye dikkat edeceksiniz? Davranışların sınıflandırılmasında, özür dilerim, kat vurmada arkadaşlar neye dikkat edeceksiniz? Transferin arkasına kat vurma sorularında. Ne dedim ben size? Vurgu, öğrenilmiş iki tane unsurdur, üç tane unsurdur, sadece birbiriyle karıştırırsınız. Ve yine kat vurma sorularında arkadaşlar, tıpkı transfer sorularında olduğu gibi mutlaka ama mutlaka önce ve sonrayı yazacaksınız. Şimdi gelelim, önce ve sonrayı yazdık. Şimdi gelelim mi? Burada bir komik örnek verelim. Şimdi diyelim ki arkadaşlar, Erdem diye arkadaşımız var. Erdem arkadaşlar, tutuyor Serap diye bir kız arkadaşı var. Bakın öncesi Serap. Şimdi Erdem Serap'tan ayrılıyor arkadaşlar. Serap'tan ayrılıyor, Meltem ile evleniyor. Sonradan kimle oldu? Meltem'le. Bakın, önceden Serap, sonradan Meltem. Dikkat edin, yazdım. Şimdi dikkat et, öğretmenim ne yapıyor biliyor musunuz? Nerede evlilikte Meltem'e diyor ki: "Serap bir bardak su verir misin?" diyor. Ne yaptı Meltem'e? Yani sonranın altındaki Meltem'e, Meltem "bir bardak su verir misin" diyeceğine, Serap "bir bardak su verir misin" dedi. Meltem'i Serap'ı birbirine karıştırdı mı? Neyin altındakini karıştırdı? Sonranın. O zaman nereye kat vurdu arkadaşlar? İleriye kat vurdu. Peki bitti mi Erdem? Erdem bir kere hayatına ket vurdu. Böyle yaparak da Erdem arkadaşlar ne yaptı? Kızılay'da kimi görsün? Serap'ı görsün. Serap'ı gördükten sonra Serap'a dedi ki: "Meltem nasılsın?" diye seslendi. Adam artık sıvıyor gençler, batırdı zaten işi. Bu sefer de Serap'a Meltem dedi. Neyin altındakini karıştırdı? Öncenin. O zaman nereye kat vuruyor arkadaşlar? Geriye kat vuruyor. Mesela kat vurmada yeni bir öğrenme durumu var mı? Yok. Bilinen iki şeyin birbiriyle karıştırılması ve unutma var. Örnek verelim arkadaşlar, başka bir örnek verelim. Hatta silelim şuradan, gidelim. Bakın şuradan tekrar gidelim, şuraları bir silelim. Evet, şimdi burada dikkat etmemiz gereken nokta ne? Kat vurmada bilinen iki kavram dedik değil mi? Mesela bana önce ve sonrayı mutlaka yazıyorum. Yeni öğrenme durumu da yok ve soru şöyle başlıyor: "Benim Almanca öğretmenim Almanca kelime listesini öğrenmemi sağlıyor. Önce Almanca kelime listesi, sonraki derste İngilizce dersine giriyoruz. Derste de İngilizce kelime listesi öğreniyorum." Bakın hem Almanca hem İngilizce kelime listelerini öğrendim mi ben? Aradan biraz süre geçiyor. Almanca öğretmeni bana diyor ki: "Ya bana şu öğrendiğin kelime listelerini bir say," diyor Almanca. Ben Almanca kelime listesini sayarken oraya İngilizce kelime listesinde öğrendiklerimi böyle takır takır karıştırıyorum. Dikkat et. Neyi istedi öğretmen? Almancayı istedi. Peki ben Almancanın yerine ne saydım arkadaşlar? İngilizce. Neyin altındakini karıştırdı o zaman? Öncenin. O zaman nereye kat vurdum gençler? Geriye kat vurdum. Peki İngilizce öğretmeni benden İngilizce kelime listesini isteseydi, beni sonra tutup Almanca kelimeleri saysaydım, neyin altındakini karıştırdı? Hop, sonra. Yani neyin altındakini karıştırır ve unutulursa oraya kat vuruyorsunuz. Unutma, transferde yeni durum, yeni öğrenme. Kat vurmada bilinenleri karıştırma.
Peki hemen bunun arkasına yine çok karıştırılan bir kavramım var arkadaşlar değil mi? Seri pozisyon etkisi diye bir kavramım var. Şimdi seri pozisyon etkisinde nedir olay? Öncelik veya sonralık etkisidir. Hep bunu: "Hocam ben bunu kat vurma ile karıştırıyorum. Ben bunu nasıl ayırt ederim?" Bakın arkadaşlar, kat vurmada Fatih Hoca var, Aker Hoca var. Aker ile Fatih'i karıştırıyorsun. Bu kat vurma. İkimizi de tanıyorsunuz. Peki Fatih Hoca'nın kellesini hatırlayıp gerisini hatırlamazsan, tek malzeme benim buna. Biz öncelik etkisine deriz. Fatih Hoca'nın alt tarafı, sadece ayakkabılarını hatırlarsanız buna ne deriz arkadaşlar? Buna da sonralık. Yani bir şiir mesela, "Yaş 35, yolun yarısı eder," var ya Hanani Dante gibi, "Ortasındayız ömrün," diyor ya, Caiz Tarana. Biz o şiirin sadece ilk iki mısrasını veya başını hatırlayıp gerisini hatırlamazsak buna biz ne deriz? Öncelik etkisi. Peki sadece sonunu hatırlarsak ne deriz? Sonralık etkisi. Peki öğretmen kaldırımlar ile "Yaş 35" şiirini bana ezberletmişti. Şimdi ne oldu? "Yaş 35"i sonradan öğrendim. O zaman sonranın altında mı? Evet. O zaman nereye kat vurdum? İleriye kat vurdum. Bakın öncelik, sonralıkta tek malzeme var. Ya ilk başını hatırlıyorsun, gerisini hatırlamıyorsun ya da sonunu hatırlıyorsun diğerlerini hatırlamıyorsun. Ama kat vurmada birbirleriyle karıştırdığın öğrenmiş olduğun malzemeler var arkadaşlar. Buna dikkat et. Sakın ama sakın karıştırma. Şimdi nereye geçeceğiz? Şimdi öğrenmeyi etkileyen faktör. Yani sizden kaynaklı faktörleri hallettik. Şimdi ise arkadaşlar, malzemeden, yani neyle öğreniyorsunuz, tamam mı? Neyle öğrendiğinizi anlatacağım. [Müzik]