📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Cem Boyner yeni mağaza 'Communite'yi anlattı | En büyük risk, hep aynı şeyi yapmak

Oksijen TV38:49

Transcription

Herkes e diyor ki Cembyn kafayı mı yedi? Ne diyorsunuz?

Bu zamanda yeni bir iş kurduğumuz için mi? Evet.

Ben 70 yaşındayım. Ben hayatımda düz bir yıl görmedim. Rahata erip arkana yaslandığın zaman piyasanı kaybediyorsun zaten. Çok önemli bir kural. Adı zaten komünite. Yani aslında arkadaşlarımızın iddiası müşterimizin üçüncü yeri olsun. Çok sert bir iddia bu. Yani evim, işim ve 3üncü yer. Dünyada çok ilginç bir müşteri tipi var. Şimdi bunların geliri sonsuz değil ama zevki çok gelişmiş. Çin'den başlayan çok ilginç bir akım çıktı. Markalı büyük lüksten mahcubiyet. Luxury shame diyorlardı. Artık dünyada kalitesi mal diye bir şey kalmadı. Yani müşteri bir kere alır zaten bırakır. Dolayısıyla arada 10 misli fiyat farkı da olsa siz 10 misli kalite farkını almıyorsunuz aslında.

Oksijen TV'den merhaba. Bugün konuğum sevgili Cem Boynar. Cem Bey hoş geldiniz.

Merhaba.

Eee, şimdi direkt soracağım aslında ekonomik belirsizliklerin olduğu bir dönemde ise hem Türkiye'de hem de dünyada uzun zamandan beri bir bu ortamdan çıkamadı. Ne dünya ne de Türkiye ve sizin de yine eee bir süredir yeni bir işe gireceğiniz konuşuluyordu. Ve şimdi eee direkt soracağım. Eee herkes eee diyor ki Cembar kafayı mı yedi? Ne diyorsunuz?

Bu zamanda yeni bir iş kurduğumuz için mi?

Evet.

Trakyalıya sormuşlar. Ne yapıyorsun diye. Ne yapacağım? Mecbur demiş.

Mecbur.

Şimdi eee burada doğduk, burada büyüdük. Ne kazandıysak, ne başardıysak burada yaptık. Bizim iyi günde, keyfe bakıp kötü günde eee yığılıp da içimize kapanacak bir [boğazını temizler] hakkımız ve durumumuz yok. Kaldı ki ben 70 yaşındayım. 11 yaşından beri yazları çalışmaya başladım. Ben hayatımda düz bir yıl görmedim. İyi günde başlarsınız arada bir akseriye gelir. Kötü günde başlarsınız kurgunuz birdenbire güzel bir bahara açılabilir. Dolayısıyla [homurdanır] hiç unutmuyorum galiba 70'li yılların başında eee 15 yaşındayım, 16 yaşındayım. Çok sıkıntılı bir Türkiye. [homurdanır] Eee babamın odasına gittim. Bir şeyler vardı. Bir direniş mi vardı? Gene CMS'ler dolaşıyor. O sırada debalyasyon. Yani kötü bir zamanıydı Türkiye'nin. Babama dedim ki böyle herhalde o yaşta hoşuma da gidiyordu öyle kendimi önemsemek. Baba çok huzursuzum. Bir huzur kalmadı. İnsan işini yapamıyor. Bu stresten filan deyince karşıdaki odada rahmetli Kerim Kerimoğlu'nun acımanın odası vardı. Satış müdürümüz. Arkada da Eyüp mezarlığı vardı. Oraya baktı. Ne var dedim. Ne var orada? dedi. Dedim mezarlık kim var orada dedi. Ölüler huzur orada dedi. İstiyorsan >> bu ülkede çalışıp eee müteşebbüs olacaksan huzur yok dedi. Huzurunu unut. Onu bir tarafa bırak. İşine bak ve buna da bu işleri papuç bırakma. Böyle bir ortamda yaşadık. Böyle ortamda büyüdük. Coğrafya gerçekten de çok etkili. Yani deli gibi dinamik ve kendisini yırtmaya çalışan bir ulus var. Bir taraftan da dünyanın çok net amiri coğrafyasındayız. Şimdi bizim konuşmakta olduğumuz yeni işimizin eee hedef pazarları arasında işte Londra var, Madrid var, Atina var derken, Milano var derken Dubai de var.

Tabii.

Şimdi Allah'tan Dubai de bu sene denk gelmedi diye şükretmiyor muyuz Allah aşkına? Yani hani şimdi birdenbire biz eee çok emniyetli ve çok eee soğukkanlı, güvenilir bir yer olduk. eee Ahmet Hamdi Tanpınar'ın söylediği bu ülke evlatlarına kendisinden başka şeyle uğraşma fırsatı vermez, izni vermez lafı doğru olmakla birlikte şimdi bakıyorum etrafımıza hani hangi bir zamanların çok güvenildiği ülkeler evlatlarına gerçekten eee işlerine güçlerine kendi istedikleri işleri yapmaya izin veriyor. Dolayısıyla buradayız. eee sonuna kadar yapacağız. Zaten kurmakta olduğumuz işin kökü burada ama kanatları yurt dışında. Yani yurt dışına açılmak işin en önemli kısmı.

Peki o zaman neden şimdi yani bu zamanı seçtiniz? Eee bir de neyi farklı yapacaksınız? Hepimiz merak ediyoruz açıkçası.

Bir iş kurmanın iki yolu var diye düşünüyorum. Bunlardan bir tanesi bir hazır pasta vardır. İyi kazanılıyordur. Sen o [homurdanır] pastadan bir pay almak istersin. Pay çalmak istersin diyelim. Bu bolluğu arttırmıyor. Sınırlı imkanı paylaştırıyor, bölüştürüyor. Sende %20 pazar payı vardı. Şimdi ben girdim. Seninki %10'u düştü. Bende %10 oldu. Ama bu toplama bir şey kazandırmıyor ekonomiye ikinci yolu başkasının pastasına göz dikmek yerine yeni bir pasta yaratmak. Aslında bütün medeniyetlerde, ekonomilerde bolluğu yaratan, daha çok paylaşacak servet ve istihdam yaratan aslında yeni bir pasta yaratmak. Yoksa sen birisinden pazar payı aldığın zaman o şirketin de istihdamını düşürüyorsun. Sen istihdam yaratıyorsun ama çanakta hiçbir şey değişmiyor.

Uzun zamandan beri de eee sizin sektörünüzde bu var.

Evet. Şimdi hani bütün şeylere daha önce konuşmuştuk. Hani mumu iyileştirmeye çalışmadılar ampulü bulurken ya muma itiraz ettiler. Mesela öyle ürünler var ki Dyson. Dyson [homurdanır] daha iyi bir saç kurutma makinesi değil. Dyson başka bir teknoloji. Cep bütün aklınıza gelen başarılı bulduğunuz bütün işlerin aslında yeni icat çıkarmakla başladığını bilmemiz lazım. Şimdi bu biraz felsefi oldu ama şöyle söylemem lazım. E bunu şöyle anlatmam lazım. rahata erip arkana yaslandığın zaman piyasanı kaybediyorsun zaten. Çok önemli bir kural. Yani şimdi Osmanlı 1500'lerde bir şeyler oldu. 1600'lerde birdenbir gerilemeye başladı. İşte bir sürü şey konuşuyorlar. Çok net bir cevabı var. Amerika keşfedildi. Osmanlı'nın en zengin dönemiydi o yıllar. eee her şeyin eee bütün yolları tutmuş ama işte İberya yarımadasıa yamuk böyle posta pulu gibi duran Portekiz ve İspanya Osmanlı ile mücadele etmek yerine bambaşka bir yol seçtiler. Onlar Osmanlı gibi karayolundan gitmek yerine bütün dünya yuvarlak ve biz batıya gidersek Hindistan zenginliğine kavuşur muyuz diye yola çıkıp gemiciliğe, haritacılığa, endüstriye yaptılar yatırımlarını. 1410-149'u civarlar. Ve sonunda eee Macellan Boğazı'nı keşfet. Sonunda Christoph Colomb vesaire dünyanın en zengin kıtasını keşfettiler. Altın, gümüş, İspanya ve Portekiz müthiş zenginleşti. Bu sefer Portekiz bu büyük zenginlikle, büyük gemilerle, filolarla, Hint, Çin denizi dahil her yerden gelen gemilerden vergi kesiyor. En parlak zamanını yaşıyor. Derken Hollandalılar anonim şirket ve çoklu ortaklı finans teşkilatını kurdular. Birdenbire Portekizinki de söndü. Ama şuraya geliyor. Bir yerde bir eee büyük bir teşkilat veya başarı kurduktan sonra eğer sen kendin onu yıkıp yenisini geliştirmezsen o zaman birisi gelip seni oradan tekmeleyecek, götürecek. Şimdi açıkçası perakendede bizim yaptığımız işte moda perakendesinde çok önemli bir kırılma var. Basit bir örnek vereyim. Ben fotoğrafçıyım. şöyleydi. İşte Nikon'un, Canonun yoksa iyi bir fotoğraf çekemezdin. Şimdi dünyada milyonlarca muhteşem fotoğrafçı var. Meersem çok başarılı insanlar varmış ve ellerindeki cep telefonuyla olağanüstü fotoğraflar çekiyorlar. Birdenbire o şey shift etti yani yerinden oynadı açıkçası. [homurdanır] Eee, bu kadar eee, moda okulu, dizayn okulu, sanatlar okulu ve teknoloji derken yani mesela onun düşünün. on running. Bundan 78 sene önce ya yurt dışına gidiyorsam bana bir 42 numara alır mısın Elif dediğimiz bir ayakkabıydı. On >> yapan ayakkabının altına bahçe hortumunu kesip o hortumu acaba şöyle yapıştırırsam ve gerçekten eee yumuşak şey yapar mı? Ne derler? Süspansiyon yapar mı diye yola çıkan iki kafadarın daha sonra büyüdüğü ortaklık çıkardığı bir iş. Şimdi bunlar teknolojiydi evvelden. Yani benim çocukluğumda Conversa, Puma veya Adidas ayakkabı bizim için böyle uzay yolu olayı gibiydi. Bugün eğer istiyorsan Elif marka bir sneaker'ı Malatya'da 20 gün var. Çok güzel güzel sanatlardan harika tasarımcılar var. Orada kapasite de var. O teknoloji artık marifet bir teknoloji değil. İstediğin markayla, istediğin beğendiğin dizaynı 20 günde piyasaya. Dolayısıyla şöyle oldu. Eskiden büyük dizayiglar ve büyük şirketler köşeleri tuttukları için eee hep lüks dahil bir yerden akıyordu ve o kapılardan geçmek zorundaydın. Şimdi öyle değil açıkçası. Şimdi eee binlerce parlak marka var. Biz ona emerging brands, yükselen markalar, yükselen tasarımcılar diyoruz. ve bunların bir başlarını sudan çıkarıp bir satış [kahkaha] imkanına kavuşması lazım. Dolayısıyla komünitenin ortaya koyduğu imkan

Pek şurayı vereceğim pardon ilk defa ismini söylediniz. Eee Kodada uzun zamandan beri konuşulan aslında Horizon'ın eee önümüzdeki dönemdeki işte adını burada siz söylemiş oldunuz. Zaten bu dünyadaki değişimden bahsederken şimdi sizin de uzun zamandır uzmanlık alanınızda alanınızda olan parakende sektöründe özellikle lüks kademede büyük bir değişim var. Aslında pandemiden sonra hepimiz şunu gördük. Lükste büyük bir çıkış yakalandı. Fakat çok da uzun sürmedi. O 2023'e kadar bir altın yıllar geçti. Fakat ondan sonra bir düşüş başladı. Şimdi bakıyoruz işte son 56 çeyrekte Louiton güç kaybetmiş. İşte Gucci sıkıntıda Ermes iyi gidiyor gibi görünüyor. Şu anda iyi gidiyor. E fakat hani üç büyüklere baktığımızda ikisi güç kaybetmiş ve aslında böyle ilk onu sıralarsak hep böyle bir sallantı, dizigner değişiklikleri, yeni yol arayışlarını gözlemliyoruz. Eee siz eeece lüks neden sıkıntı var?

Bunu anlamlandırabiliyor musun diyorsun değil mi?

Evet. Yani niye bunlar yaşanıyor?

Anlamlandırabiliyorum çünkü önce geriye gidelim. Biz grup olarak 15 yıldır birkaç hamle yaptık.

Bugün yaptığımız işe yakın elimizi kirlettik, denemeler yaptık. Tecrübelendik. Neyi yapmamak gerektiğini de öğrendik. Piyasada belki tam hazır değildi. Bugün ortam farklı. Bu konuştuğumuz perakende konsepti konsept olarak yeni değil. 5 yıldır herkes yazıyor herif. Bizim işin guruları, Wom's Daily olsun, diğer bütün endüstrinin eee şeyleri, dergileri, gazeteleri, kitapları bunu anlatıyor. Perakende bu haliyle gitmez. Bir şeyin olması lazım. Ve aslında gösterdikleri adres de bizim yaptığımız iş. Niye biz yapıyoruz? Onu sonra konuşalım. Ama şöyle bir şey oldu. Covid'le dünyada arz kısıldığı zaman, lojistik de kısıldığı zaman lüks markaların fiyatları birdenbire çok arttı. Çünkü mal azaldı, bulmak zorlaştı. Herkes kapıştı, yükseldi.

Sonra Covid bitti, arzı arttı. Fiyatların belki düşmesini beklersin. Düşmediği gibi yükselmeye de devam etti. Ve Çin'den başlayan çok ilginç bir akım çıktı. eee, markalı büyük lüksten mahcubiyet, luxury shame diyorlardı Çin'de buna.

Böyle eskisi gibi hiç çok güzel bir örnek vereyim. İspanya'daydık Ümit'le bundan ik ay önce. Bir kasabada yemek yiyoruz. Bir kasaba lokantasında. Karşımızdaki masada çok hoş insanlar oturuyor. Çıkarken de beraber hesap ödedikten sonra kapıda karşılaştık. İşte merhaba merhaba. Siz nerelesiniz vesaire. Sonra ayrıldığımız zaman Ümit dedi ki şu dedi olağanüstü güzel hanımefendiye dikkat ettin mi dedi. Evet dedim dikkat etmemek mümkün değil. Çok hoş bir kadın ve nasıl diyeyim varlığını fark etmemen mümkün değil. Dedi ki dikkat et tepeden tırnağa olağanüstü şık ve saatinden ayakkabısından çantasına kadar bir tek marka yok dedi. Üstünde hiçbir şey görmüyorsun. Marka logosu

o an işte dedim community bu. Evet.

Yani bunun daha iyi nasıl anlatılır bilmiyorum çünkü canlı bir şeydi. Şimdi ne oldu? Eee biraz eee lüksün belki bir şey yapabilirlerdi arada kendilerini çok değiştirebilirlerdi ama bizim endüstride de bütün endüstriler gibi çok satanı bir daha yapıyorsun satıyorsun aslında. Yani o olan olay herkesin çok ilgi gösterdiğini önümüzdeki sezon da biraz değiştirir gene veriyorsun. Fakat şimdi ürünler çok pahalı olunca bu mantık biraz çalışmamaya başladı. Dolayısıyla belki geçici belki değil bilmiyorum. Yani lüks alanına alanıyla ilgili çok e fikir yürütmek istemem ama dünyada gerçekten çok da güzel bak onu yazdım sabah sana gelirken güzel tarif edeyim diye. Okuyabilirsem şuradan Elif'e ne diyeceğim diye dünyada çok ilginç bir müşteri tipi var. Şimdi bunların geliri sonsuz değil ama zevki çok gelişmiş. Dedim ya cep telefonuyla bile harika fotoğraflar çeken, harika mal dizayn eden o kadar sayısız tasarımcı var ki bunların geliri sonsuz değil ama zevki çok gelişmiş. Ürünü almak için belki para da biriktirebiliyor ama logoya para vermek istemiyor. Logo kaliteye para vermek istiyor.

Kalite artık var. Şunu çok ilginç. Yani 10 liralık bir denim pantolonla 100 liralık denim pantolon arasında kalite farkı fazla yok. Tasarım farkı olabilir, marka farkı olabilir ama artık dünyada kalitesi mal diye bir şey kalmadı. Yani müşteri bir kere alır zaten bırakır. Dolayısıyla arada 10 misli fiyat farkı da olsa siz 10 misli kalite farkını almıyorsunuz aslında.

Burası çok önemli bir şey. Yani eskiden aslında logoya para veriyorlardı. Aradaki kalite farkı azaldıkça yani o makas azaldıkça, daraldıkça bu sefer herkes daha akıllı alışveriş yapıyor.

Tabii tasarıma veriyorsun belki iyi malzemeye veriyorsun belki hikayeye para vermek istiyorsun ama o logoya para vermek istemiyorsun. Bu eee biz buradan komünite konseptiyle yola çıkarken bahsettiğim müşteri tanımına çünkü o müşteriler aramızda. Bu kadar binlerce markanın, yeni tasarımcının kendilerini bir yerde göstermeleri gerekiyor. Şimdi eğer çok başarılı lüks veya diğer department storm varsa değişimin ölçülü olması lazım. Ben boer örneğini bile vereyim açıkçası. 20 milyon müşterimiz var. Bu 20 milyon müşterinin aşağı yukarı tercihleri belli. Şimdi sen dersen ki ben bu marka elimde sattığım markaların 20 tanesini değiştireceğim. Belki de onun 4 milyon müşterisi gelecek diyecek ki, "Nerede benim markam?

Niye gitti?

Niye gitti? Ne alacağım ben?" Dolayısıyla aslında ister dünya devi ol, is frid ol veya başka bir şey ol, değişiklikleri dikkatli yapman lazım. Çünkü senin de sadık olduğun müşterilerin var. Senin de borcun olan, senin de önümüzdeki sezon benden bir şeyler bekleyebilirsin dediğin müşterileri var. Dolayısıyla mevcutlar ya sen eğer Ciro'nun %3'ü Zen isa Armani ise

ben şimdi yeni bir marka koyacağım. E kimden yer alacağım? Armani'den. Armani müşterisi gelecek diyecek ki arkadaş ne oldu ya? Çok zor o iş. Dolayısıyla bu işe konuştuğum alana girecek olan şirketlerin aslında sıfırdan başlaması gerekiyor. Biz burada çok önemli bir devrim yaptık. Hiçbir müşterimiz yok cepte. Hiçbir bagajımız da yok. Ve evvelsi hafta uzun uzun hesap ettim. 300 yılı aşkın perakende satın alma tecrübesi olan dünyada eşi benzeri olmayan bir ekip kurduk. Ve biraz da yaptığımız işi satın almacının, küratörün intikamı diyoruz. Niye intikamı diyoruz? Çünkü aslında senin satın almac dünyanın en güzel şirketlerine, showroomlarına gidiyor ama Elif büyük bir özgürlüğü yok. Şöyle yok. Çok güzel bir şey görüyor.

Bu aslında yıllardır yaptığınız işi de eleştiriyorsunuz. Bir taraf sil baştan yeniden yapacağım diyorsunuz.

Silbaştan yapmazsan olmayacak. Çünkü şöyle ona deniyor ki işte şu kadar pantolon, şu kadar binme, şu kadar şort, şu kadar buç ökçeli ayakkabı e başka bir şey görüyor. Onu almaz alırsa bunu azaltması lazım. Dolayısıyla en kreatif, müşteriyi en iyi tanıyan satın almacının bile aslında bir eli bağlı. Biz dedik ki arkadaşlarımıza yola çıkarken Hodri meydan beyaz kağıt neye aklınız kesiyorsa yeni ve müşterinin çok heyecanlanacağı fiyatının da ulaşılabilir lüksün üstüne çıkmayacağı bu alanda şöyle söyleyeyim gelen markaların %65'ini ben tanımıyorum Elif

çok merak ediyorum bir şey söylüyorum bir şey söylüyorum aslında görüşmemizden önce Önce bir markayı hani gezerken tozarken gördüm yazdım. Çünkü açmanızı da biraz isteyeceğim. Şimdi sessiz moda diyoruz. İşte logoda olmayan moda daha ulaşılabilir olsun. Bir taraftan dünyada gerçekten birçok örneği var. Biraz önce siz söylediğiniz yeni tasarımcılar var. Belki o kadar büyüyemiyorlar ama o söz ettiğimiz department storlara girmeleri de mümkün değil. Neyi gördünüz de onları ikna ettiniz? Onlar neyi gördüler de geliyorlar. Şimdi bu fikir burada duruyordu. Tamam mı? Fikir ortada duruyor. Harika ürünler var ama bunu çok uzun yıllardır duyuyorum. Ya ürün satın almaya gidiyoruz ama mecburuz bu markaları satın alma ama kafamızı biraz çevirdiğimizde yeni bir dünya geliyor. Ama bu dünya yerimiz yok arkadaş. Yani hani bu kadar malı alacağız mevcut müşterimize vereceğiz. Şimdi o yıllardır böyle geliyor o sesler. fikri ortaya attığımızda bir anda ışığa ampule, ışığa koşan kelebekler gibi herkes aynı sayfada anlaştı, birleşti. Herkes çok iyi biliyor ne yapmak istediğini. Şimdi bütün bu güzel markalar piyasaya çıksalar herhalde 10 15 20 metrekarelik binlerce bir mağaza isteyecekler. Yok öyle bir mağaza. Yani AVM'lerde de yok, sokakta da yok. Dolayısıyla ifade edemeyecekler kendilerini. Biz müthiş bir alan yani bu ne diyeyim? keşif alanı çıkardık. Söylediğim laf ağır. Yani ben bu sezon koyduğumuz ürünlerin, markaların %65'ini tanımıyorum. Bunların %75'i Türkiye'de ilk defa satılıyor olacak.

Peki bu bence çok önemli. Bu risk değil mi?

Hayır değil. Ne risk biliyor musun? Daha önce yapılan bir şeyin aynısını koymak risk. Çünkü başkalarının yaptığını aynen yaptığın an niye çıksın evinden? Yani şöyle hesaplar yapıyoruz. mağazamıza geldi. Atıyorum Boyner'de mağazada geçirilen vakit 17 dakika. Biz bunu 23'e çıkarmak için çok uğraştık. Müşteri başına alışveriş adedi 4. Onu 5,5 yapmak için çok ya bunlar böyle ince detaylarla uğraşıyorsun.

Ama ben hep aynı malı satarsam her girdiğini biliyorsan solda sneaker var tam karşı. O zaman şöyle bakıyorum hafta sonları yarım milyon kişiye yakın ziyaretçimiz var. Yarım milyon kişi evinden çıkıyor, metroya biniyor, arabasını park ediyor. Her neyse yürüyor, geliyor, geziyor. Onun aslında müthiş bir nimet olduğunu düşünüyorum. Hiç kimse her hafta aynı şeyi görecekse bir sonraki hafta çıkıp gelmez. Dolayısıyla bir kere aynılık, benzerlik, aynısını yapıp daha çok para kazanmayı, müşterinin aynısını almaya devam ede olduğunu düşünmek bir cüretkarlık, bir kabalık diye düşünüyorum. Dolayısıyla burada hatta daha ileri gideyim. Her sene dedim arkadaşlarım sezon da olabilir dediler. Her sene %15 marka dökeceğiz. Yeni marka koyacağız.

Bu kadar hızlı bir değişim olacak?

Çünkü geliyor. Müthiş markalar geliyor. Ve şimdi arkadaşlar açtılar paketleri. Onu görüyorum. İçinden mucizeler çıkıyor. Eee ve ben arkadaşlarımın bu ürünleri bildiğini de bilmiyordum. Eee ve çok enteresan bir şey çıkıyor sonuçta. Gerçekten çok enteresan. Dayanılmayacak bir şey çıkıyor. Ama esas yani Türkiye'de ilk iki sene ilk birinci sene 4 mağazamızı inşallah açmış olacağız.

İlk İstiny Park açılacak.

İstinya Park arkadan bir ay, bir buçuk ay, bir ay sonra zannediyorum Galataport. Seneye caddeyi açıyoruz. Dört mağaza olacak ama hemen akabinde Atina, Madrid, Milanoların peşindeyiz. Orada da bir özelliğimizi söylemem lazım Elif. Dedim ya satın almacının intikamı diyorum öyle yani. Gel ifade et kendini istediğin gibi. Burada da mesela Milano'ya gittiğimizde Milano mağazasına alınacak ürünlerin %25'ini Milanolu satın almacılar yapacak. Dolayısıyla o da komünite Dubai'deki komünite ama Milano'daki Milanez bir komünite. Atina'daki Atina ruhunu yansıtan. Dolayısıyla hani bir mağazaya girdim öbürünün aynısına niye gideyim orada başka bir şehirde? Gel çünkü o başka bir ifade olacak. Dolayısıyla global olmakla birlikte çok lokal şeyleri olan, unsurları, kokusu olan bir iş kuruyoruz. Ve yurt dışına gitmek burada burada bir alan var. Nasıl? Köprübaşı önemlidir. O köprübaşını ik Kıbrıs çıkarması olmasaydı olmayacaktı. Minicik bir yerde duruyorduk. O oradan içeri girmek zorundasın. Dolayısıyla burada inşallah hani imkan yani müşteriden de güzel teveccüh alacağımızı düşünüyorum. Çünkü boş kağıda çok dikkatli çalışınca bir mecburiyetin olmayınca o zaman gerçekten başarıyı yakalayacak bütün formülü koyduğumuzu düşünüyoruz. çabuk ilerlemek istiyoruz ki bu konuda dünyada bir olarak kalalım. Yani çok hızlı bu konsepti dünyanın pek çok yerinde gerçekleştirelim.

İki ü noktayı çok merak ettim. Bir %60'ını ben tanımıyordum dediniz. 65'ini tanımıyordum dediniz. Belki de %75'i ilk defa Türkiye'ye geliyor dediniz.

Ama amaç da bu.

Evet. Evet. Amaç bu.

Yani niye tanımıyorum demiyorum. Ne güzel ki tanımıyorum diyorum. Evet. eee o markaları burada tanıyacağız kısa zamanda onu anlıyorum. Eee çoğu Avrupa markası mı? Onu merak ediyorum. İkincisi de Türkiye'de de bu fırsatı bulamayan Türkiye'den zannediyorum 15 markamız var. Giderek payı büyüyecek. 15 düzeltil arkadaşlarım ama 15 markadan %10'a yakın metrekaremiz Türk markalarına. Birebir aynı yerdeyiz. Çünkü onların da kendilerini ifade etmesi lazım ve harika dizayigerlar var, harika tasarımcılar var Türkiye'de. Dolayısıyla onları da yurt dışına taşıyacağız. İkincisi onu devam ettirecektim. Peki tüm bunları yaparken şimdi biraz önce söylediniz hani o baktığınızda Department Store gerçekten de çok güç kaybetti dünyada. Son rakamlara baktım gelmeden önce %4 %5 oranında bir düşüş var Amerika'da. 2.7 düşüş var. Şimdi böyle bir ortamda zaten onun benzerini yapmak gerçekten de deli diyorsunuz. daha farklı bir ortam yapacağım. Fakat farklı deyince birazcık daha açmanızı isteyeceğim. Yalnızca hani bir ürün almak için gitmek de artık çok tercih edilen bir şey değil. Siz daha önce denemelerini yaptınız. İşte içinde kafeleri oluyor. Daha farklı deneyim alanları oluyor. Burada ne var? Daha farklı

adı zaten komünite. Yani aslında arkadaşlarımızın iddiası

müşterimizin üçüncü yeri olsun. Y çok sert bir iddia bu. Yani evim, işim ve 3üncü yer. Eee mesela mağazalarımızda senede 6 frekans 6ı ziyaretten çok memnun olabiliriz. Biz burada ayda iki ziyaret istiyoruz.

Çünkü içi değişecek, içinde keyif alacaksın, kalacaksın. Kimseyi dışlamayan, bir marka yüzünden, bir logo yüzünden hayalleri kırılmasın. çok heyecanlı, çok yeni, doğru damarı yakalayan yani senin içindeki merak damarını, karşılığını doğru verebildiğimiz bir dünyayı kurmaya çalışıyoruz.

Peki, eee, hemen söylediniz yurt dışı açılımını. Eee, biraz hızlı gibi geldi bana ama, eee, bunu biraz yorumlamanızı isteyeceğim. Yani sizde burada, sizin için burada başarı ne olur? Yani yurt dışında ilk mağazayı açmak mı? Eee, bir süre tanıyor musunuz kendinize? Çünkü baktığımızda hani biraz önce de söyledim yalnızca Türkiye için değil hani dünyada da büyük bir sıkıntının olduğunu hepimiz görüyoruz. Değişik bir şey yapacağım ve aynı zamanda da yurt dışına açılacağım hızlıca diyorsunuz.

Elif soğukkanlı ve alçak gönüllü düşünmeye çok dikkat ediyoruz. böyle büyük heyecanların, hayallerin peşinden koşmayalım ve ve çok dikk dikkatli örelim istiyoruz. Eee bütün dünya bunu konuşuyor ve çok konuşan var dedim ya yapabilen olmadı. Biz büyüklerle konuştuk dünyadaki department storar ya bunu yapmak istiyoruz ama yapamayız diyor adam. [homurdanır]

Yapamayız yani. Ben kendi iş yeni iş kurmam lazım. Biz yeni iş kurduk. Dolayısıyla aslında Japonya çok güzel bir yer. Kore yer. Şimdi büyük bir dünyadan bahsediyorum. Bunu hangi zaman dilimi içerinde yapabiliriz bilmiyorum. Niye Türkiye'yi de çok büyümeden yapalım istiyorum. Türkiye evet kötü sürprizleri olabiliyor ama çok güzel sürprizleri de var. Çok meraklı, çok gelişmiş bir müşteri topluluğu var. Az önce anlattığım o ne yaptığını çok iyi bilen çok büyük bir müşteri topluluğu var. Eee, [homurdanır] biz Türkiye'de çok başarılı olursak buranın keyfine kapılıp burada gelişmeye oyalanırken dünya piyasalarını kaçırabiliriz. Çünkü ilk defa denenmiş olacak bu.

Bu denenmesinden sonra

e başkaları da yapabilirim bunu dünyada. Çünkü bu ciddi bir format icadı, ciddi bir felsefe icadı. Yani şöyle düşün, herkesin sattığının dışında müşterinin bayılacağı bir ürün dünyası sunuyoruz. Sıfırdan başladığımız için mecburen yaptığımız bir şey yok. Her şeyi düşünerek yapıyoruz. Eee, bizim işimizde çok önemlidir. Bütün işlerde çok önemlidir. Mecburen bir şey yaptığın zaman mükemmelden uzaklaşırsın. Biz doğru adım attığımızı düşünüyoruz. Peki, eee, ben şunu düşünüyorum. Yaşsız bir kere bu bütün markalar. Ürün çeşidi açısından şaşırtan şeyler var mı? İlk kez denediğiniz işler var mı? Yalnızca giyim kuşamının dışında da işler olduğunu duydum. Bilmiyorum.

Var. Evet. Kitap var, parfüm var, eee, ev eşyası var ama eee, çok geniş ve formatlarımızın hiçbirisi birbirine benzemiyor açıkçası. İstinyap 1500 m², Galatapor 5500 m², caddeye gittiğimiz 4.500 m² olacak. Yani aslında eee bunlar da hepsi birbirine benzemeyecek açıkçası.

Bir taraftan da yer bulmak eee kolay değil. Şu anda eee her yer kapılmış durumda. Eee karlı olsun olmasın herkes o yerini koruyor. Bir taraftan da hani yepyeni bir adım atarken bunu da seçerken zorlandığınızı düşünüyorum en azından.

Çok zorlandık. Çok güzel yerler bulduk ama getiremedik sonunu. Çünkü caddelerde gelişmeyi çok istedik Elif. Eee, caddeler, eee, eee, nasıl diyeyim? Eski binalar bayılıyoruz aslında öyle binalardak.

Evet. Yani Türkiye'de işte [boğazını temizler] Bağdat Caddesi var, Nişantaşı var. Yani birkaç yer var böyle. Burada tabii önemli olan bunu da paylaşmam lazım. Dedim ki 300 yıllık tecrübeyi yan yana getirdik. Elif 300 yıllık tecrübe sana neyi nasıl yapmak gerektiğini söylüyor ya aslında. Gözden kaçırmayalım. Neyi nasıl yapmamak gerektiğini de söylüyor.

O zaman onu biraz açar mısınız? Beraber

tabii. Çünkü ya ben bu bıçakta şöyle kesmeyi biliyorum. Çok tecrübeliyim. Tamam ama o bıçağın da iyi kesmediğini de biliyorsun. Gel başka bıçakla keselim. Dolayısıyla bu tecrübe daha önce yaptıklarımızı daha iyi yapmak, daha hızlı yapmak, daha güzel yapmak için kullanmıyoruz aslında. Daha önce yaptıklarımızı iyi yapmayıp ya bu çok önemli bir, beyin transformasyonu biliyor musun? Beceriye sahip olduğunu biliyoruz. Müthiş bir göze sahip olduğunu biliyoruz. Ama diyoruz ki bugüne kadar yaptığını yapmayacaksın. Farklı bir şey yapacaksın. O yaptığının da niye yapılmaması gerektiğini biliyorsa zaten muhteşem bir ekip o zaman. Onun için tecrübeyi hani çok iyi vida sıkıyorum ben de burada çok iyi. Hayır hayır sen bunu vida sıkıyorsun ama bu sefer perçin yapacaksın çünkü başka bir şey kuruyoruz. Dolayısıy bu anahtar cümlenin de çok altını birkaç kere çizmek istiyorum. Tecrübe sadece bir şeyi daha iyi yapmak için değil neyi yapmaman gerektiğini de hatırlayıp farklı bir şey yapmak için de bir fırsat.

Gençleri çok yakından takip ediyorsunuz. E aslında belki de onlarla birlikte yaşıyorsunuz. Ben sizi çok gözlemliyorum. Ne kadar etkiledi gençlerin son dönemdeki seçimleri sizi? Çünkü Boyn da çok gençleşti. Son dönemde

senin eski kutsallarını ille de kabul etmeyen bir gençlik var. Bir marka olabilir, bir metot olabilir. Zaten onlar her yaptıklarında daha iyisini, daha doğrusunu, farklı olanı arıyorlar. Dolayısıyla o çok cesaret veriyor. Yani böyle geldi, böyle gitmez diyorum zaten. O da benim fikrim değil. Herkes bunu söylüyor. Yani bugüne kadar yaptığını bir AVM'ye giriyorsun bütün markalar aynı. Bir lüks şeyine gidiyorsun bütün markalar aynı. Hepsinin yeri bile aynı. Vitrini aynı. Şimdi öyle yapıp aynısını yapıp yani gençler de bununla doğdular ve bununla gidiyorlar bir yere kadar. Yani bizi aslında zorlayan faktörlerden biri o. Niye aynısını devam deyince bir soruya cevap vermen lazım?

Peki, eee, Türkiye'de özellikle orta sınıf çok güç kaybetti. Yani çok derin bir konu, ve, eee, ekonomik sıkıntıların getirmiş olduğu yük arttı. Onlara hitap edebilecek mi bu markalar? Onu merak ediyorum.

Ne istediğini bilen çok güçlü bir müşteri kitlesi var. o ürünü farklı olduğu için, yeni olduğu için ve kendisini kültürel olarak da doğru ifade etmek için alma tercihini kullanacak diye düşünüyoruz. Belki ü tane almayacak, belki bir tane alacak. Burada kültürel olarak dediğiniz için de bunu belki de daha açmak da gerekebilir. Böyle markaları desteklemek aslında bir taraftan da akıllı alışverişi, daha sürdürülebilir alışverişi desteklemek anlamına geliyor. Çünkü bu küçük markaların yaşaması hep ekonomik kalkınmayı da destekliyor bir taraftan. Bunu da sağlayacağını düşünüyor musunuz?

Düşünüyorum. Elif bir şey daha var açıkçası. Dedim ya 70 yaşındayım. en iyi ayakkabılarım eski ayakkabılarım. Çünkü onlar benim formuma girdiler.

Hı hı.

En iyi gömlekler belki buraları biraz fırtlamıştır ama onlar da benim formuma girdiler. Bazı şeyin eskisi makbuldür. Eskisinin kullanılabilmesi için iyi olması lazım. Dolayısıyla burada ana prensibimiz kıyamet gibi ürün satalım. Burada değiliz. Biz gerçekten dünyada ilk defa yapılan bir repertuarı müşterinin önüne koyuyoruz. O bizi yönlendirecek. sunduğumuzla ilgili abdestimizden çok eminiz. Muhteşem markalar, muhteşem ürünler. Ondan sonra göreceğiz, göreceğiz beraber nereye doğru gideceğimizi. Ama zannediyorum bu inovatif çizgi ve geniş fiyat skalası herkese bir şey bulduracak mağazada.

Peki ilk başta demiştim delilik yapıyorsunuz gibi algılanıyor bir taraftan. Şunu da sormak istiyorum. Hani en kolayı belki insanın konfor alanına çekilmesidir. Siz söylediğiniz için ben de tekrarlayacağım. 70 yaşındayım diyorsunuz. Hani o konfor alanına çekilebilir. Ümit Hanım'la seyahatlere çıkıp etrafı gözlemleyebilir, hobilerinizi daha çok yaşayabilirdiniz. Y şu dönemde risk aldınız bir taraftan. Ve kendinizi yeni bir maceranın içine attınız. Duygularınızı da merak ediyorum ve bunu yapmaya sizi hangi düşünce itiyor?

Okey. Gel birkaç parçaya bölelim. Çünkü sorunun temelinde ayrıldığımız bir nokta var. Mesela [homurdanır] Boer'in fiyat 30 günde inerse aradaki farkı hesabını yatırırım olayı. Birisi mi ister bizden bunu? Yook. Riskli bir şey mi? Olabilir. Yani bir de oradaki farkı müşterinin cebine koyuyorsun. Bana sorarsan yapmamak riskli. Yani her gün yaptığın işin aynısını yapıp müşterilerinin ve satışın artmasını beklemek bence risk. Dolayısıyla sürekli geliştirmeye çalışıyorsun. Sürekli geliştirmeye. Eskiden şöyleydi. Bozuksa tamir et. Şimdi bakıyoruz bozuk değilse bile değiştir diyoruz. Kır. Kır. Çünkü sen istiyorsun benden yeni bir şey. Hep bildiğin şeyi istemiyorsun. Dolayısıyla biz senin beklentini her seferde açmak zorundayız. Dolayısıyla zaten iş hayatında hani öyle arkana dedin ya konfor alanına girdiğin an game over. Bu bunun her işte böyle her işte game over. Osmanlı örneğini ondan verdim. [homurdanır] yani game over eğer kendini geliştirmezsen yeni fırsatları ta Osmanlı'nın toparlanması için Süveyş kanalının açılması gerekiyordu. O sırada Süveyş kanalı da bizim elimizde değildi. Geçmiş olsun. Amerika keşfedildi bitti. Şimdi öyle bir rahatlık hakkın yok. Eee, öyle olunca, eee, ayrıca eskisi gibi de değil. Yani acayip okuyorsun, öğreniyorsun, fırsatları görüyorsun. Hepimiz, bütün grup, bütün grup gelişme ve yenilik peşinde. Allah'tan bütün ekip yani bütün şirketimiz hani bir dua var ya, "Ya Rabbi [homurdanır] bana problem vermediğine göre hayatımda bana güvenmiyor musun?" yani çözebileceğimi filan. Hani herk bir şeyi bıraksan düzgün birisi gelip soruyor. Ne oldu ya? Hani birisi mi öldü yani? aynı şeyi yapmaya devam ediyoruz filan. Yok bütün grup öyle, bütün aile öyle. Eee, dolayısıyla konforim için değişikliğin üzerine kurulunca konfor, farklı bir şey yaptığın zaman konfor. Yoksa game over yani bütün alanlarda game over diye düşünüyorum. Ya ben bu kaleyi aldım tuttum bundan sonra buradan böyle hani ne deniyor ona? Turnikeden gelen öyle bir dünya yok artık. oike olur bir gün yani. Eee, onun için bunun bu risk gibi görünen şeyin aslında emniyetli olduğunu düşünüyorum.

Eee, çok farklı bir bakış açısı bir taraftan ama çok iyi de anlattınız, anlıyorum. Bu oyunun içinde kalabilmek için de işte sürekli baştan beri anlattınız. Kendinizi yenilemeniz gerekiyor.

Elifciğim babama, rahmetli babama ilk defa taksitli kart işini, advantage kart işini anlattığımda batarız oğlum. Millet ödemez para. Dedi. Çünkü banka gibi değiliz. kredi istihbarat merkezi filan yoktu. Öyle bir şey. Neydi bizim bildiğimiz? Diyordum ki babacığım tanıyoruz. Kasiyerler tanıyor. Oğlum dedi. Ne demek kasiyerler tanıyor. Koskoca bir iş bu. Dedim eskiden senet alıyorduk.

Hı hı.

Nuri amca başlatmıştı işte YKM'de. E biz de senet alıyorduk. Orada da tanıyoruz ama soruyorsun işini gücünü. E babacığım gene soracağız filan. İlk 32 yıl batık oranımız binde5'ti. Çok güzel bir orandı. yapmasaydık ne olurdu? O iki seneyi Türkiye perakendesi zor, çok [boğazını temizler] eziyetli atlatırdı.

O zaman da çok zor bir dönemdi.

Çok zor bir dönemdi. Çok eziyetli atlatırdı. eee tam bu anayasa fırlatma ve çökmenin hemen önündeki bir buçuk yıldan bahsediyorum.

Sonra bir endüstri standardı oldu. Denedik oldu. Birisi aldı biraz daha geliştirdi. Düz gidersen olmuyor Elifciğim. Yani düz gitmek eee yani çok güzel bir AVM de yapabilirsin. Karşı kaldırma yenisini yaparlar. Piyasan da kaybedebilirsin. Mecbursun değiştirmeye. İşte eski dünya gibi değil. Orada bir bakkal dükkanım olacak. Ben buradan üç köbek çocuklar, herkes burada çalışacak. Yok. İcat çıkarmak zorundasın. Ekmeğini buradan kazanmak zorundasın. Dolayısıyla riskli gibi görünüyor. Eee, bugün riskli. Türkiye şu anda bütün bölgenin tek huzurlu yeri. Çok şükür.

Belki de diğer işlere göre hiç de riskli değil. Yani bu bakış açısı

bilmiyorsun. Yani şimdi rakam verdi arkadaşlar. Dehşete kapıldım. Dubai ve Körfez'de önümüzdeki sezon 15 milyar euronun üzerinde satın alınmış perakende ürün var. Bütün markalarda

şu anda çok büyük bir belirsizliğin içinde

korkunç bir stok var.

Evet. O stoklar ne olacak?

Ne olacak o stoklar? Eee, bir kısmı oradaki depolarda, bir kısmı markaların deposunda yani huzur hani ben çok güzel körfeze yerleştim de bir huzur değil yani her şeyin. Biz buralı olunca Türkiyeli ayağımıza çok çabuğuz. Çok çabuk adapte oluyoruz. Belki bizim ta göçebeliğimizden gelen bir şey, belki tencerede pişirip kapağında yeme alışkanlığımız. Yani bizde karagün biraz işte üzülürsün 5 dakika sonra savaşmaya yerden devam edersin.

Düşüp kalkmayı biliyoruz.

Düşüp kalkmayı çok iyi biliyoruz. O açıdan bu değişim, değişimin getirdiği devinimin bizim hamurumuzda olduğunu düşünüyorum ve yakışıyor bize bunlar.

A çok teşekkür ederim Cem Bey. Yolunuz açık olsun. Komünity hayırlı olsun. Bu yolculuğu izleyeceğim için ben de heyecanlıyım. Teşekkür ederim. Uğurlu gelir.

İnşallah öyle olur. Umarım sizler de keyif almışsınızdır. Bir başka sohbette görüşmek üzere. Hoşça kalın.