📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Ya Ne Münasebet Kardeşim! | Dolunay Soysert, Şebnem Sönmez, Özge Özpirinçci, Ahsen Eroğlu

KAFA TV30:45

Transcription

İçimizden kim takmıyormuş gibi yapıp, kendisine gelen her yoruma kafasını takıyor? Ama doğum gününde bana “İyi ki doğmuşsun” yani. Ne diyeyim ben? Yani doğmuşsa doğmuş yani. Doğdu da, bana mı doğdu? Nasıl yani? Şimdi biraz açar mısınız? Yani nerelerde kaçıyorsunuz? Yani soruları ben soruyorum. Burada soruları ben soruyorum. Eski fotoğrafını stalkladın mı? Beğeni dayatma. Ay, amatör müyüz abi? A, lütfen. Evet, amatör. O diğerleri insan da olur, fırsat da olur. Ama dans edesim geldi. Oturup yapalım mı? A, yeter be. Ne münasebet. Tamam artık. Ya da kavga ediyor da, ne münasebet elbette. Evet yani, ne münasebet kardeşim. Sana ne? Ben istediğimi paylaştım. Benim mecram, benim profilim. Seni hiç ilgilendirmez. Evet. Bu kadar. Oh, bravo, bravo. Ne münasebet. Dove Bond Intense Repair ne münasebeti sunar.

Günaydın herkese. Hazır mıyız? Her çekimde saçlarımın güzel ve bakımlı olması benim için çok önemli. Ama bunun için de gerçekten çok fazla işlem görüyorlar. Saçlarıma bakım yapmak da bu işin bir parçası tabii. Neyse ki bu konuda bildiğim çok iyi bir çözüm var. Dove Bond Intense Repair serisi, saçta biriken 3 yıllık yıpranmayı tersine çeviriyor. Serinin bu maskesi sayesinde saçlarım yıpranmalara karşı 20 kat daha güçlü. Son dakika düzeltmelerinde ise favorim çift bazlı saçı. Elektriklenmeyi 72 saate kadar kontrol altına alıyor ve parlaklık veriyor. Söylemeden edemeyeceğim, bir de çok güzel kokuyor. Ne münasebet, hayat benim hayatım. Ne münasebet, bildiğimi yaşarım, ne münasebet. Derdimi anlatırım. Ne münasebet, ne münasebet.

Merhaba, hepiniz hoş geldiniz. Ben yine Kafa TV’deyim ve “ne münasebet” diyorum, İstanbul’a yaz geldi. Benim de şahane konuklarım var. Sıcak, çiçek çiçek dostlarımla bugün sohbet edeceğim. En son neye “ne münasebet” dedin? Huhu. Ne münas? Ha, mesela sahnelerde yaşadığımız, yaratılan zorluklara “ne münasebet” dedim. Yani “su ve köpük kullanamazsınız bu sahnede” dediler. Ne münasebet, güvenlik beni içeri alırken dedi ki: “Çok erken geldiniz. Oyun siz mi oynayacaksınız?” dedi. Ben de: “Ne münasebet”. Senin için aynı şekilde arkadaşların geldi. “Ne münasebet” dedin içeri almadıkları zaman. Bak, ben senin adına bile hatırladım. Biraz önce şeyi konuşurken aklıma geldi. Rol ile ilgili soracağım aslında. Ya şurada bir öyle bir soru vardı da, bu benim hakkımda değil ve oynandığında da “aman da çok da kötü oynamış”. “Ben çok iyi oynardım” dediğiniz bir şey var mı? Hım. Var. Ben Doray oynamak isterdim. Şimdi değil, daha sezon devam ediyor. Ha, tamam. Neyse. Aa, burada. Bu arada buraya gireceğim. Bulaşıkçılar oyununu oynuyorlar. Eylül’de bulaşıkçıları izleyebilirsiniz. Çok keyifli bir oyun. Şu da iyi oynamamış ya. Aslında ben daha iyi olurdum demedin mi mesela? Bu iyi oynamamış. Ben daha iyi olurdum değil de, ben işimle ilgili aç bir köpek olduğum için beğendiğim her şeyi ben oynamak istiyorum. Yani erkeği de, kadını da, kediyi de, bebeği de, uçağı da, hani her şeyi de… Ne münasebet. Hayır, Moli’yi oynayamazsın. O yüzden, o yüzden, eee hani böyle benim olmadığım bir işte, eee istediğim ama olamadığım bir işte, bir başkasının oynayıp da “aynardım” dediğim bir şey, inan hatırlamıyorum ama şunu biliyorum; olmadığım, olamadığım bir işi izleyip “ay iyi ki olmamışım” dediğim var. Bu müthiş bir… Evet. O çok güzel bir… az gerçekten. Evet. Senin oldu mu, alsın? Benim oldu. Oldu. Aklın kaldı. Oldu. Oldu. Neydi? Ben kıskanırım. Çok açık söyleyeyim ya. Ama o benimdi ya. Çok daha iyi oynardım. Bak ne kadar detay kaçırmış falan, değil, veririm yani. Der misin? Diyorum ya. Bu benim işim çünkü. Peki tanıdığın biriyse, ona söyler misin? “Bu rolüne kar keşke senin yerineydim. Ha ha ha” falan. Yani bu kadar ileri gidemeyebilirim ama aklımın kaldığı çok şey oluyor. Ben de iyi olanın her şeyi böyle ağzım sulanıyor yani, buna hayır diyeni de ben anlamıyorum. Aa, yok ya, bilmem ne filan. Yok öyle bir şey bizim mesleğimizde yani, iştahlırız biz her şeye yani. Seni zaten oynayamazsın. Evet. İştah yoksa yok. Evet.

İçimizden kim biriyle tanıştıktan 4 dakika sonra burcunun hayat travmasını ve yaşadığı her şeyi analiz edip, tavrını ona göre alıyor? Kesin Özge o. Evet. Evet. Savunma hakkında doğdu. Savunacak hiçbir şey yok. Ama bu bence bu bir harika bir şey. Bir çerçeve çiziyorum. Beni o çerçevenin dışına çıkartıyorsun. Ne güzel şaşırtmış oluyor beni. Bir şey daha öğrenmiş oluyorum. Yani beni her şaşırtan biri beni geliştiriyor aslında. Buna bir süre ver mesela. Ne kadar süre sonra? 4 dakika değil tabii. Senin tanıştığım her bir dakika, dakika olak üzerinde çalışsın kişiler. İçimizden kim “beni eleştirin” deyip, eleştirilince küsüyor? Yok öyle bir iç dünyada. Tam bir dakika beni hiç beni eleştirin deyip küsen yok bence aramızda. Yok. Evet. “Beni eleştirin” dediğini genellikle eş üzerinden düşündüm ama hayatta zaten kimse kimseyi eleştirmeli. Çok uyduruk bir şey yani. Niye eleştir? Ya bence çok hoyrat insanlar sevgilim. Nasıl ya? Çok hoyratlar. Yani eleştiri olduğunu düşünmüyorlar yaptıkları şeyin ama çıtır çatır yüzüne karşı “sen dıısın” olduğun için tabii ki bu baba böyle oluyor. O yüzden sen böyle böyle yapmadığından da “dı da dı” oldu değil mi canım diye davranabiliyor. Mesela bu çok doğal bir davranış. E sen de buna maruz kalıyorsun ister istemez. Oradaki güvenli ve direkt davranışın etkisinde kalıyorsun elbette. O zaman da “ne münasebet elbette” olmaz. Bir de eleştirmenin niyeti önemli. Ya senin eleştirdiğin şey benim değiştirebileceğim bir şey mi yoksa değiştiremeyeceğim bir şey mi? Peki ben bunu duymak istiyor muyum ve bana şu anda faydası var mı? Evet. Yani saçını kestirmiş birine gidip “nasıl oldu?” dediğinde “ay çok kötü olmuşsun” dersen, hani bu dünyanın en saçma şey çünkü zaten kestirmiş. Ama sence saçımı kestireyim mi derse, bence kestirme, uzun çok güzel. Ben asla asla senden bahsetmem… Neyse tamam ya ama böyle… ama şey anladım ama… kestireyim mi diye soran birine gerçekten fikrini söylemezsen de, o zaman dost ol, fikir sor işte. Bak, eleştiri değil o, fikir sorma ona. Tamam bu çok doğru bir şey. Küfür sever misin? Severim. Ben de severim, çok severim. Nerelerde edersin? Rahatlatıyor, içimden geldiği zaman ederim yani. Yakın arkadaşlarla ama sosyal medyada asla. Sosyal medyada ben de ettiğimi hatırlamıyorum. Sosyal medyada ben de hiç… Ama ünlü olmasaydım kesin çok ederdim. Oh çok güzel. Yok, e yazılı hiçbir şekilde küfür etmem yani. Kayda geçmez. Aa bak, sinsiyi görüyor musun? Sinsi sinsi. Sen daha beni yeni tanıyorsun şekerim. Neler var? Öğren. Ama tabii seksiz küfürlere karşıyız. Sadece biz yapabiliriz onu. Kadınlar erkeklere yasaklıyoruz tek küfürleri. Yasak küfür birazcık daha bana “h hanım abla” konuşsun ve “şey jenerasyon” konuşsun. Küfür bir dilin ve kültürün göstergelerinde, bir kültürün parçası aslında, zenginliği yani, insanı o kadar da rahatlatır ki… Mesela bir şey hatırlıyorum. Anlatabilir miyim? Çok sevdiğim bir hikaye. Yıldız Ocağı, Yıldız Kentel bir programda ve e şey konuşuluyor. Kandemir Konduk var, Metin abi var, e Akpınar var, Yıldız Hoca da var. Ve sansürle ilgili fikirler soruluyor, konuşuyor. Muhteşem şeyler anlatıyorlar. Yıldız Hanım da çok böyle eee utangaç, kendi içine doğru eee davranabilen biriydi toplum içerisinde. Hiç öyle göründüğü gibi değildi. Neyse, dedi ki: “Ben size bir şey anlatmak istiyorum. İzniniz olursa, eşi rahmetli Şükran abi Aydınlı, tamam mı? Orada şöyle bir şey varmış. Köyde bir amca var, tamam mı? Amca gelirmiş. ‘Bu köy batacak’ ver bir cara köy kahvesine gelir. ‘Bu köy ver bir…’ A ne oldu Ahmet abi? Tabii al bir, neyim bcek bu köy sigara içiyor filan. Neyse, ben gidim, gidiyor. Ne oldu bunun arkası düşünüyorlar. Ertesi gün geliyor sana geliyor. Ne haber abi? Böycek ver birara. Çok güzel. Cuara bilmem ne. Cara, cuara, cuvara, cua. Eh be diyorlar. Artık bir gün tekrar geliyor biri. Nasıl Ahmet amca? Bu ke bat ver ciğerin birara. Ee batacakse bassın köyü, benim yuvaramla kurtulacak. O kadar tatlı ki, şimdi buradan bunu çıkaramazsın. Hayır, bu hikayeyi bunsuz da anlatamazsın ama o kadar da sahici bir yerden cevap veriyor ki: Hadi bakalım, küfre olamazsın. Bunu çıkaramazsın. Oradaki amcadan beklemem bu şeyi performansı zaten ya. O kullansın, hiç dert değilim. Esas soru sen bunu çıkarabilecek misin? Biyoruz. Batacaksa batsın. Yap.

Geliyor sorumuz. İçimizden kim “ben mütevaziyim” deyip, gizli gizli kendini Google’lıyor? Aa, hiç yapmam biliyor musun? Google mu kaldı ya? Evet. Google mu kaldı ya? Google kalmadı. Çi peçi var. Ay, Google’lamak. Ben hala Yah kullanıyorum. Sen ne diyorsun? Hiç kullanmadım gerçi ama ben arada bir Twitter’ımı yazıp bakıyorum ne yazmışlar hakkımda diye. Özellikle bu oyun zamanıyla birlikte yapmak istedim. İş zamanları çok oldu, çok olduğunda oldu. Verim aldın mı? Ya bir verim almak için yapmıyorum aslında. Bakıyorum hani ne oluyor ne bitiyor diye. Google’lama meselesi. Google’lıyorum ben. Bence geceleri falan gezmiyorsunuz ya da e sinsilikleriniz yok. Çünkü Google şu işe yarıyor. Ne işe yarıyor gerçek? Google alert var. Ondan bahsediyorsun. Hayır yani, magazinsel bir şeyi gizlice yaptıysan eğer ve o yakalandıysa haberler… Evet. …düşüyor. Bak bak bak, tıkladı, sıcağı halt yemiş oluyorum. E filan diye evde dolanıyorum mesela sabah 7’de acaba bir yerde var mıyım diye. Google’a böyle giremezsin. Bir dakika, değiştirdi. Jenerasyon dedi. Doğru söylüyorsunuz ya. Haberleri tıklayıp son hala bak. Hayır ben başka, çok önceden arkadaşım yapıyorum. Bir arkadaş hep zaten çok arkadaşımızı ki büyüşünü ya da ben arkadaşıma bak demek, herkes çok sakin yaşıyor. Anladım, ben de biraz yok olacak. Peki bir şey sorabilir miyim? Annemet bununla ilgili anksiyete dönemleri yaşadınız mı? A, herhalde. Normal, iyi kariyerim iyi gidiyor. Evet. Olması gerek. Nasıl? Bu arada şuna da ikna ediyorum. Sen sadece kendinle mi ilgilisin? Pardon arkadaşlarım, bir şey söyleyeyim. Bunları sormaya bile çekindiğim yerler olabilir. O yüzden fırsatın bulunmuşken sorayım dedim. Sor gitsin. Hiç öyle bir şey… Evet, oluyor tabii ki. Ası olmaz olur mu? Bir de tabii mesela çok da önemsememişsin ve fark etmemişsindir. Sabahleyin mesela baş ucundaki telefonuna şöyle “dın dın dın” diye mesaj geliyorsa, o bir başka erken uyanmış arkadaşının senin fotoğrafını sana yollama halidir ki, o da çok korkunç bir anksiyeteye sebep olur. Doğru, aslında iyilik yaptığını zanneder. Bak bak, gittim gittim geldim ben. Gittin geldim. Birkaç anksiyete anıma gittim geldim.

Soruyorum: İçimizden kim oyunculuğu kendinden kaçmak için kullanır? A, bak hemen ben kendi… Sen mi söylüyorsun? Ben de bazen bazı şeylerle yüzleşmek istemediğim zaman, eee oyunculuk beni çok rahatlatan bir alan oluyor. Kesinlikle öyle. Nasıl yani? Şimdi biraz açar mısınız? Yani nerelerde kaçıyorsunuz? Yani soruları ben soruyorum. Burada soruları ben soruyorum, değiştirecek. Şöyle diyeyim, ben hemen gireyim konuya. 20’li yaşlarımda, özellikle 30’un da böyle ilk birkaç senesinde, eee o kadar kendini tanımaya uğraşmak istemeyen bir insandım ki, laylaylon böyle yaşıyordum. Güllük gülistan her şey. Fakat sonra tatlı tatlı böyle “bam bam bam” diye hayat tokatları vurunca, eee o zamana kadar tanımadığım kendimi hep oyunculukla eee bir şekilde ifade edebildiğimi anladım. 23, 22, 23 yaşında başladığım oyunculuğa böyle 30’lara, 32, 33’lere kadar böyle hep orayla gittim. Yani hiçbir şekilde kendinle ilgili bir şey okumuyorsun, düşünmüyorsun, sormuyorsun. Hep karakter, karakter, karakter… Karakter tabii. Evet. Karakter çok sinirli tabii. Evet.

Mutlaka içimizden kim takmıyormuş gibi yapıp kendisine gelen her yoruma kafasını takıyor. Ben… ben gerçekten mi? Aa, ben kızıyorken buluyorum kendimi. Ne alakası var? Sen muhabbeti biliyor musun? Sen beni tanıyor musun? En de son “a yeter ben münasebet” de telefona böyle “tamam artık” falan sonra da salıyorum ama takmıyormuş gibi davranıyorsun dışarıya. Tabii tabii, sessizim, çok hiç kimsenin haberi yok bunlardan ama bak itiraf ettim. Telefondaki gölge şeyi var mı? İsterim, bende yok. Hayaletç mi deniyormuş, onu daha yeni öğrendim dün. Mü taktın? Bende yok ama istiyorum, yap vardı bende. Sonra eee böyle yazın çok zorlandım kullanırken. “Yeter” dedim, çıkarttım. On tekrar şöyle oluyor değil mi? Çünkü ben bakıyorum, onu fark ettim. Çok ayı bir şey ama dikkatimi çekiyor zaten. Göremiyorum da, gene de böyle bir aksiyonu mesela hangi nerede dolaşıyor falan diye böyle çaba var, çaba geliyor. İçimizden kim eski sevgilisini stalklayıp yanlışlıkla 2010’daki fotoğrafını beğenmiştir? İşler karıştı olabilir. Çok mu? Müsait mi dedim? Münas… mümkün. Şemran bağışlıyorsun sen. Eski fotoğrafını stalkladın mı? Verilerini beyni de atmadın. Bak, hiç amatör müyüz abi? A, lütfen. Evet. Amatör. İğneleme diye bir şey çıktı ya. O iğneyi ya 1800 yıl önce beğendiği bir fotoğrafını gidip en baştaki fotoğraf olarak yapıyor. Ben de onu yapıyorum. Halbuki eski bir fotoğraf olduğu için sen eski bir fotoğrafı beğenmiş oluyorsun. Bu dolayısıyla amatörlüğe girmez. Stalkladın sen. Ben hiç stalklamıyorum ama şöyle bir şey yaptım. Daha da kötüsü. Tabii ki de vardır. Şöyle, sosyal medyada değil yani, eğer WhatsApp sosyal medya sayılmıyor değil mi? WhatsApp’ta çok eski bir muhabbet bu. Bunu tırnak içerisinde söylüyorum. Eee, eski konuşmalarımı bir kere daha bakayım diye girdiğimde o konuşmayı like’lamış olabilirim. Peki onu like’ladığında güne mi düşüyor? O yeni günler yani, yeni mesaj gelmiş gibi. 3 yıl önce konuştuğumuz şeyi beğenmiş olabilirim, mesajı like’ladığını bulacak. Hayır. Ona bildirim gidiyor. Ona bildirim gidiyor. Ne olduğu görülüyor. Mesaj attı. Bilmiyorum kaç zaman önce konuştuğumuz güzel sohbeti like’ladı diye yeni mesaj olarak. Yani şu demek oluyor. Diyor ki: “Hala benimle yaşıyor.” Karşı taraf öyle gerçekten… Daha kötü. Evet, çok kötü. Bu daha kötü ya. Sen çok iyisin, hep söylerim. Ben geçmiş mesajları okurken yanlışlıkla aramaya basmışlığım var ama yani gerçekten… Ama o istemeden olabilen bir şey ya, mesela nasıl açıklayacaksın? Rehberden bulmadım. Belli ki seninle ilgili bir şey yapıyordum. Şimdi benim mesela belim açık bir şey giydim. Cebime de telefonu koydum ve kilidi kapalı değil, belimdeki tenim telefonuma deyip birisini aramış olabilirim. A, ona diyorlar ya İngilizcede bayılıyorum. Telefon arka cebindeyken birini ararsan yanlışlıkla “butt dial” diyor. Ama burada bir gerçeği açıklamak zorundayım. Ye büyük cümle geliyor. Şimdi o battayalarda şöyle bir şey oluyor. Genel olarak sen son aradığın numaraları battayabilirsin. Senin rehberinden bir şey seçip de o eski sevgili bir battay olmaz. Şey gibi bak, popomuz sağlam yaparız. Eski sevgili değil ama hiç olmadık birilerini arıyor benim telefonum. Mesela küstüğün kız arkadaşın da olabilir. Yani yüzüne bile bakmayacağım, he filan gibi bir şey yaptıysan tabii bir anda ararken görüyor böyle karşı… Ne münasebet. Hayırdır, inşallah ne münasebet. Aha burada bir soru vardı. Aklıma o geldi. Onu söyleyeceğim. Eski dostlardan bir tanesiyle ilişkiniz tamamıyla kesildi ve herkese de konuştunuz. Benim onunla ilişkim bitti. Bitti, bitti benim için filan dediniz. Dediniz fakat gün geldi, kalbinizde bir şey var. Doğum günü geldi ve o günü size işaret ediyor ve siz mesaj attınız. Kime oldu? Hiç olmadı. Benim için bittiyse bitiyor. Senin yani nasıl bir duruşun var hayatta? Ben kötü insan örneğiyim. Sen mükemmelsin. Annem. Yapamayış örneğinden bahsediyoruz. Kendini tutamayan. Yapamamak. Bu attın mı peki? Yok. Atamadın. Ben doğum gününde değil de, kayıp durumlarında yaparım ama doğum gününde bana “iyi ki doğmuşsun” yani. Ne diyeyim ben? Yani doğmuşsa doğmuş yani. Doğdu da bana mı doğdu? Dedim ya ben korkunç bir insanım. Hayatımdan birilerinin çıkmasını zor kabullenen bir yapıya sahibim. Çıktıkları zaman da üzüntüm çok uzun sürüyor. Çözülecek bir sorun değil. O öyle, o kadar. Peki sen niye çıkarmışsın? Yasınlar arkadaşlar. Yemin edir, masanın üstüne yatacağım şu anda. Hipnotize etti. Evet. Yani eski sevgiliyi de stalklayan ben çıktım. Evet.

Soruyorum kızlar. İçinizden kim aşkı için büyük bir fırsatı reddetmiştir? Ben tabii ki. Ben hikayesini duyduğum için Şevem diyecektim ama bu bilgi dahilinde olduğu için sadece… Ama aynı hikaye mi bilmiyorum. Birkaç hikaye girmiştir herhalde hayatınızda. O çık yani, yaş bak herhalde bir tahminim vardır herhalde. Aşktan önemli hiçbir şey yok benim için. Bugün de aynı şeyi yaparım. Hiçbir şeyde pişman değilim. İyi ki de öyle olmuş. Aşk kadını diyebilir miyiz? Evet deriz. Deriz. Herkesin anlayacağını biliyorum bunu. Gerçekten aşık olduysan onun baştan bir bedel olduğunu biliyorsun. Aşk bir bedel zaten. Ben sana verdim kendimi. Gerisi bana ne? Dediğin bir şey aşk. Tamam, o zaman o bedel ödenmiş bir yerden sonra davranıyorsun aşka. Ben bunu attım zaten. Sen varsın benim için. Çünkü birini seçtiysen diğerleri yok. O diğerleri insan da olur, fırsat da olur. Neyse ne ama dans edesim geldi. Otur. Yapalım mı? Benim için öyle. O yüzden e hiç umurum değil. Çok güzel oldu hepsi. Harika. Oh be.

İçimizden kim hala eski sevgilisini özlüyor olabilir? Şimdi hala yok be, hala var cümlede. Hala var kızım ama sen “hala” diyorsun ya. Eski sevgili diyorum, yanındakini de… Hiçbir eski sevgilimi özlemiyorum, hepsiyle görüştüğüm için. Ay ne güzel ya. Vallahi hepsi dünya akrabam. Hepsi öyle bir şey yani bir kere kardeş, dayıoğlu, amca oğlu ya. Harika bir şey bence. Bir ilişkide tam da sevilmediğini hissettin mi? Bunu direkt soruyorum. Tabii ki. Tabii ki. Tabii ki. Herkes tabii ki. Gittin mi? Ben gitmem öyle kolay kolay. Ne oluyoruz ya? Aa, bir dakika. Tam sevmiyor. Tam sevmiyor. Bir dakika, farkında değil. Sevdireceğiz. Bir dakika. Farkında değil. Dur bak şimdi. İki gün sonra göreceksin sen. Hay sonra gerek yoksa ben giderim ama önce o sevecek. Tabii kardeş. Doğru. Yok, ben öyle bir şey yaşamadım. Bu da çok iyi cevap. Vallahi yaşamadım. Ay ne güzel. Tam böyle babaanneye nasıl bağladım iki dakikada?

Eee, içimizden kim ilişkide her şeyi kontrol etmek ister? Hiçbir sıkıntı yok. Aa, o da var. Kız, hiç senden beklemezdim. Evet. Babaannemden öğrendim. Aa, beni de babaanneye benzetiyorsun ama bak ayırıldığımız yerler var. Babaanneye seni benzet aslında şey, sen kontrolcü birine benziyorsun. Çok ama ilişkide değil. Ya ilişkide değil. Hayır, ilişki… ilişkisine yok, hayır her türlü ilişki, hayat her türlü ilişkide bence şebemde çok kontrolcü değilimdir. Ha, türlü böyle olmadığını hissediyor olabilirsin ama biz senin ilişki yaşadığın insanlar olarak öyle olduğunu hissedebiliyoruz belki de. Bak peki bu şey mi, hani eee oyun prova bilmem ne, hani bizim ilişkimiz böyle başladı ve böyle gidiyor ya, acaba burada mı çıkıyor? Sadece benimle olan ilişkinde de değil, başka insanlarla gözlemlediğimde de yani kendimi de bu konuda çok gözlemlediğim ve eğitmeye çalıştığım için çok açık radarım bu konuda. Ben bu arada anaç buluyorum aslında bazen, anaçlık kontrolcülük gibi görünüyor, şey anlıyor musun? Tanıyorsun Deniz Öz Armanı, bizim Deniz bana ne derdi biliyor musun? Doğru çıkacak, dikkat askeri anaçlık, bana askeri anaç… Çok iğrü kelime, çok askeri anaç. Doğru söylüyor çok çünkü bazen de annenin de o anaçlığını… Anne bir bırak, bir kontrol, bir anaçlık çünkü çok şefkatli karışık bir korumacılık var onda. Görü, çay iç mi, kötü bu yemek falan gibi bir şeyler var ve o aslında böyle çok şefkatle dolu bir şey ama kontrolcülük algılanabilir. Sen niye kendi kendine itiraf etmedin orada? Ben sadece ilişkileri konuş, yani sevgili anlamında ilişkileri konuşuyoruz diye öyle atladım. Ben normal ilişkilerimde, arkadaş ilişkilerimde çok orta yolu bulurum yani. Sevgili ilişkilerinde kontrolcüyüm. Evet. Birazcık öyle. Bana sempatik diktatör denir. Aa evet. Gerçekten güzelmiş. Peki bir WhatsApp grubunda iki tane kontrolcü varsa ne olur? Mesela ben Özge ile baktım hemen şu, hemen şuşarım. Şahane. Evet. Şahane. Ya kalabalık bir WhatsApp grubunun içerisinde iki koç kafa kafaya nasıl girer? Ama bizim harcımızda bir grup kurmuşlar. Ondan sonra… Evet. Ve orada şöyle yazıyorlar. Yani üstümüzde bahis oynandığı bir grup var. Yani işte “1e 5 basıyorum, Özge alır. Bundan sonrakine de dolayı…” Dalga geçiyorsun. Çok güzel. Hayalet ne olur taktırma. Ne olur taktır. Hayalet ne olur taktır. Ya da bana da okutur mu? Taktırmadığım her hayalet ekran o kadar düz anlıyor ki… Şöyle bir an oldu sahnede prova yapıyoruz, Işıl Hoca böyle “ahsen bir yer çok güzel yaptı, yaptı yaptı yaptı yaptı” Işıl Hoca böyle dedi: “Evet kızım, bu işte buradan koş” dedi ve Ahsen koşmaya başladı. Bu çok net bir şekilde benim de alacağım e komut budur ve koşarım, siz düşün başka düşcek bir şey yok. Söz ağzdan çıkı ne çıkıyorsa ben onu uygulamaya geçerim. Çok felaket, sen görev insanısın, insem ki sen çok temiz kalplisin, şeytanız inanıyorsun çünkü onu seviyorsun çünkü sen şeytan cansın, koca aslan sen. Dur. Komik bir sorum var. Komik mi? Bence öyle. Eee, asla evlilikle ilgim olmaz değil. Ben evlenmem deyip Pinterest’te gelinlik panosu olan kişi benim. Benim de biliyor musun? Kesin benim de var çünkü. Senin de var. Benim niye var ya? Ya bence biz bir jenerasyonun çocukları, ne bileyim tül perdeye kafamızı duak yapıp dolaştığımız için o sendromumuz bitmiyor bizim. Niye ya? Gerçekten de istemiyor ama geliyor ben ve hala diyorum ki: “Ay bu yaşıma geldim, şimdi de bu yaşa şu güzel olur, adam yok ortada.” Ve son sorum: “Ben ruh yaşına göre yaşıyorum” deyip doğum gününde kriz geçiren kim? Aa, delirdin herhalde. Hiç böyle bir soru yok. Var mı? Sessiz sensin, onu söyle. Sessiz gerçek, o zaman bana bana değdi yani bu. Sana değdi. Evet. Var mı? Vallah farkında değilim. Bu konuda şuursuz olabilirim. Senin, senin yaşının kaç olduğunu bilmiyorum ve hiç ilgilenmiyorum. Çünkü bence senin yaşın yok. Evet. Ve hiç şey söylemedin aslında değil mi? Ben yaşlandım, ettim artık falan filan. Hiç öyle şeyler duymuyorum. Ben mesela çok insanda şey duyabiliyorum. “A, benden çok geçti” falan. Sürekli yaşını ortaya koyan, söyleyen, kesetmiş. Evet. Yani vazgeçmiş. iPad’imi alabilir miyim? Son tura geçiyorum. Aldım. iPad gelirken de güzel bir müzik mi verseniz sanki? Aa, güzel müzik ne olabilir? Yandan oynuyor. Burada bambaşka var. Benim canım. Siz de oynayın. Alır mısın? Güzel mi? Şimdi bu bölümde ben belli resimler gösteriyorum. Ben de Şebnem. Oy kim bunlar? Ne hissediyorsun? Bir dakika, bir dakika. O kadar seviyorum ki. Gördünüz mü kızlar? Evet. Dur bir dakika. Ben söyleyeceğim ama siz ne hissediyorsunuz? Siz öyle gibi hissediyorum. Çünkü kolyen de aynı. Aa, akraban gibi hissediyorum. Gerçekten yok artık onun. Aa, Özge şu an şoktayım. Senin o tepkin… Çok sevdiğin sen bir şey biliyorsun. E ben bir şey biliyorum tabii ki. Benim… Evet. Bana sordun ya. Ben bilmiyorum. Bilmiyor olabilir. Çok zorlama. Benim çocuk kankalarım çoktur. Çocuk kankalarım. Onlar benim kankalarım. Eliz… Ah, öyle mi? Mordeniz. Evet. Ve İlgim Güner. Onlar o sırada kaç yaşındalar? 9, 10 falan olmalılar. Aynı yaştaydılar. Ve dünyanın bir yerinden bir yer. Ne yaptık ama biliyor musunuz? Orada biz böyle bütün boya, makyaj, malzemelerimi, her şeylerimi falan… Bak bunu da getirmişim, koymuştum. Hadi bakalım birbirimizi nasıl boyayalım, gününün sonunda böyle bir şey olmuştu. İlgim ve bir dahakine beni de çağır. Çağırır şeyleri. E madem öyle biz de sana şöyle bir şey diyelim. Hı. Yes. Ben inanamadım böyle, en sevdiği ressam e hani resmi filan gibi. Çünkü bir ritim yolculuğu olacak. Evet. Evet. O daha bir türlü bitmedi biliyor musun? O kadar uzun sürdü ki o çalışma. Ben e şeyi çok seviyorum. Vermeri’yi çok seviyorum. İnci küpelik kızı yapan ressam… çalışması var aslında bilinenin. Ondan biraz böyle bir şeyler esinlenip kendim yapmak istedim. O yüzden zaten çok benziyor İnci Küpeli Kız’ın renklerine filan. Evet. Benziyor mu başka şey? Evet. Çok güzel. Geliyorum. Bunu hatırlamayan var mı arkadaşlar? Kim bilmez bunu arkadaşlar, bu çok ünlü. İnanılmaz ünlü bir şey bu. Evet. Yani Mercan’ın eee arkad bebeği medyada arandı. Ne oldu? Uyuyamadı. Ben size bu bebekle ilgili küçük bir şey anlatayım. Ben Mercan’ı emzirmeyi bıraktım. Mercan kendi bıraktı bu arada, neyse ki böyle bir yılın sonuna doğru. E ve Berra da bana bir sözü vardı: “Emzirmeyi bırak, seni kız kıza tatile götüreceğim, iki gece” diye. Ve Berrak’la kız kıza tatile gittik. Mercan ilk defa ayrılıyorum. Tabii yani böyle uçaktayım, çok mutluyum ama bir taraftan kalbim gerçekten bir çıkarmış bedenimden ve İstanbul’da unutmuşum gibi hissediyorum. Kalpsiz devam ediyorum filan böyle. Eee ve bu hediyeyi ben ona aldım, gittiğim yerden ve ilk bebeğiydi bu Mercan’ın. Sonra geri döndüm İstanbul’a, verdim bebeğini ona ve bebeğin adını Mercan… Tabii bu politically incorrect gibi geliyor kulağa ama yani bunu 2 buçuk yaşında, hatta pardon 1 buçuk yaşında bir çocuğun yaptığını düşünürseniz… Çikola koydu bebeğin adını. Çok tatlı, çikol çikol çikol çikola çikola çikola… Ve gerçekten çikolatasız hiçbir yere gidilmiyor, hiçbir şey yapılmıyor ve bir gün e evde çikolatayı…

Bulamadık ve Mercan bunu fark etmeden ben hemen yeni bir çikolata bulmak istedim. Fakat Atina'dan aldığım bir bebek, İspanyol markasıydı. Eee, ve bir… Şu anda bunu ben Instagram'da paylaştım ve gerçekten hani orgumuz üzerine şey oldu. Evet. Buradan da müsaadenizle bir kere, eee, bana bunu yollayan bütün, özellikle Kıbrıs'tan yollayan bütün fanlarıma çok teşekkür ediyorum. Gerçekten sağ olun, var olun. Ve ben markaya da mesaj atmıştım. Anlattığım durumu böyle çok tatlı bir şekilde. Ve onlar bana koca bir kutu yollamışlar. Çikolatalar çok güzel. Çikolata ihtiyacınız varsa, yemek çikolatamız bol. O yüzden ben, “Bir tane çikolata istiyor musun?” dedim. Hemen veriyorum. “Ya ben de istiyorum,” çık ve verdi. “İnanabiliyor musun?” dedim. Böyle, “Çikolata iyi misin filan” diyor. “Çikolata,” dedim, “süper, harika, kriz hiç yaşanmadı.” Böylesinin sonunda tamamıyla dramatik bir şey koklayıp sonra, “Bu çikolata değil, değil mi?” Hayır, kesin yapar. Çok… Ben de öyle bekledim. İzlemişsinizdir. Daha henüz o kadar duyuları gelişmedi.

Ve burada mesela çok garipti. Bu da gelen yorumlardan mesela; bir bu durumu anlayan, seninle empati kurabilen, çocuğu olsa da olmasa da, kadın erkek, yaşlı genç hiç fark etmeksizin duygunu hissedebilen insanlar var. Bir taraftan da böyle korkunç yorumlar yapan, münasebetsiz insanlar var yani. Ne münasebet kardeşim, sana ne? Ben istediğimi paylaşırım. Benim mecram, benim profilim. Evetilendirmez bu kadar. Oh, bravo. Bravo. Buna alkış. İşte bu zaten yeterli yani.

Ne yapıyoruz biliyor musunuz? Ne yapıyoruz? Ben teşekkür ediyorum. Biz teşekkür… Çünkü şahane bir sohbetti. Çok eğlendim yani. Eee, çok özlemişim hepinizi tek. Vallahi çok güzeldi. Arkadaşlarımla çok güzel eğlendim. Sevgilerimizi yolluyoruz. Harika bir yaz geçirmenizi diliyoruz. Öpüyoruz. Ben ayağa kalkıyorum çünkü şöyle bir adet gelişti. Hıı. Alacağım. Şevnem de gel. Eee, Şebnem de geliyor. Biz zaten şöyle bir sarılıp, çok yam… Öyle dik dursun, şey güzel gözük… Neredesin? Makaronlarımızı şu anda değil, biraz sonra yemeniz gerekiyor. Neden? Neden? Girişimi bir daha çekeceğim. A Dow Bond intense Repair, ne münasebeti sundu? İşte karşında ışıltılı hayatlar. Her gün ekranda parlar dururlar. Sen oradan bakınca çok kolay bu yollar. Ama bir yaklaşsan hep çıkmaz sokaklar. Bilir misin aslında? Sen beni çok sevdin ama en doğrusu hep senin bildiğin, benim doğrularım. Sor kimin umrumda? Sanma ertemedi sözlerin ruhumda. Ne münasebet, hayat benim hayatım, ne münasebet. Bildiğimi yaşarım, ne münasebet. Derdimi anlatırım. Ne münasebet, ne münasebet.