Transcription
Sevgili dostlar, hoş geldiniz. Bugün üç kelime bir hikayemiz var. Üç kelime bir hikaye videolarını, podcastleri özlediğinizi umuyorum. Ummak, hop hop. Evet, kelimeler bulmak, park etmek ve ceza yazmak. Bulmak, park etmek ve ceza yazmak. Ben buraya kelimeleri yazdım. Bulmak. Evet, okudunuz zannediyorum. Şimdi hikayemi anlatıyorum.
Akşam hava çok sıcaktı. Hava çok sıcaktı ve ailemizle beraber parka gitmeye karar verdik. Evimize yakın büyük bir park var. Parkta ağaçlar var. İnsanlar akşamları bu parkta oturuyorlar, sohbet ediyorlar, çay içiyorlar, çekirdek çitliyorlar. Neyse, akşamleyin hazırlık yaptık ve sonra parka gittik.
Tabii arabamızla gittik. Bu yüzden park etmek için bir yer aradık. Çünkü çok kalabalıktı. Park etmek için yer zor bulduk, yani ben zor buldum. Çünkü her yerde araba var. Sıcak olduğu için insanların çoğu dışarı çıkmış. Yani Temmuz sıcağı, o Temmuz sıcağı. Yaklaşık 30 derece, 35 derece falan. Bu yüzden çok kalabalıktı.
Neyse, sonra ben bir yer buldum. Oraya arabayı güç bela park ettim. Güç bela, yani zor park ettim. Çünkü o yer çok küçüktü. Allah'a şükür benim arabam çok uzun değil. Sonra bulduktan sonra, park yeri bulduktan sonra arabayı park ettim ve biz çantaları aldık. Termos var, içinde su var, kurabiye var, o abur cuburlar var falan. Tabii bunlar hikaye, yani böyle bir şey yok. Abur cubur sevmiyorum.
Neyse, parkın içinde bir yer bulduk, oturduk. Bir saat, iki saat o rüzgarlı havada muhabbet ettik, çay içtik, eğlendik, oyun oynadık, güldük. Sonra iki saat sonra arabaya geldik. Arabanın üstünde bir kağıt var. Polis ceza yazmış. O yer maalesef park için yasak yermiş.
Neyse, biraz üzüldüm. Biraz üzüldüm çünkü ceza epey yüksekti. Ceza epey yüksekti ama vardır bunda da bir hikmet deyip cezayı alıp cebime koyup eve geri döndük. Hikaye bu kadardı arkadaşlar. Sıcak havada park yeri buldum, arabayı park ettim, sonra piknik yaptık, dinlendik, sonra arabama polis ceza yazdı. Evet, bulmak, park etmek ve ceza yazmak. Bu üç kelime ile bir hikaye dinlediniz. Umarım hikayemi beğendiniz sevgili arkadaşlar. Evet, beğendiyseniz bir like'ınızı alırım. Like'ınızı alırım. Bu da Ali Beyce oldu. Like'ınızı, beğenizi alırım. Beğen, like demek, beğenmek demek arkadaşlar. Beğen, beğeni de diyor bazı Türkler. Her neyse, sonra başka hikayelerde, başka podcastlerde sizi bekliyorum. Hoşça kalın.