📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

HAYATINA NEDEN KİMSEYİ ALAMIYORSUN? I Tuncay YEŞİLPINAR

Tuncay Yeşilpınar14:28

Transcription

Arkadaşlar merhaba. Bu sohbetimiz duygusal ilişkiler üzerine olacak. Aslında çoğumuzu ilgilendiren bir durum değil mi? Şöyle bir hayatınıza baktığınızda nerelerde duygusal çalkantılar olmuş? Hep duygusal ilişkiler ha. Tabii ki bu arkadaş ilişkilerinizde de olmuştur. Ama yoğunluktan bahsediyorum ben. Sizi çok etkileyen, travma derecede belki de rahatsız eden bir durumdan bahsediyorum. Peki, şöyle kendi hayatıma baktığımda benim 35 senelik bir beraberliğim var ve bu beraberliğimde elde ettiğim tecrübeler, bilinçaltıyla ilgili çalışmalarımın bana yansıtmış olduğu, gözlemlediğim durumlar. Bunların hepsini şöyle önüne getirdiğimde aslında ortak bir nokta dikkatimi çekiyor.

Duygusal ilişkilerde, her iki tarafta geçerli bu. Biz bağımlılık derecesinde karşı tarafa bağlı kalıyoruz. Bakın, bağımlılık derecesinde diyorum. Bu normal bir durum değil. Hayatınızın her alanında bağımlılık, siz hep orada tutar. Adı üstünde bağımlı hale gelirsiniz. Konfor alanımıza dahi bağımlıyız biz. O yüzden adım atamayız. O yüzden hayatımızı değiştiremeyiz. Yeni fırsatlara kendimizi açamayız. Beyin, belli düşüncelerin tekrarlarında beden bir bağımlılık oluşturur. Siz bunu fark etmezsiniz, istem dışı olur bu. Kişiye karşı da aynı şekilde. Onu tekrar tekrar düşünerek, aklınızda türlü türlü soruları getirerek bir bağımlılık oluşturursunuz. "Beni seviyor mu? Benden bir şey saklıyor mu? İşte acaba doğru mu söylüyor? Dürüst mü davranıyor?" Hep bu sorular.

Sizi, sorularınızın duymak istemediğiniz cevapları karşınızda yaratır. Çünkü onu arıyorsunuz durur. Kendinizi haklı çıkarmak için o güzelim, dengeli hayatınızı paylaşabileceğiniz ilişkiyi siz bile bile çöpe atıyorsunuz. Şimdi şunu söyleyeceksiniz bana: "Olur mu öyle şey Tuncay Bey, ben bunu bilerek yapar mıyım?" Evet, bilerek yapmıyorsun zaten. Bilinçaltın yapıyor bunu. Çünkü onu sürekli aklında tut. An be an, sabah onunla uyanıp gece onunla aklında yatarak onu hayatına çekmek yerine uzaklaştırıyorsun. Çünkü sürekli sorguluyorsun kafanda. İçindeki kıskançlık zamanla öfkeye dönüşüyor. Kafanda kurduklarını yaşamaya başlıyorsun. Peki, bu ikilemden nasıl kurtuluruz?

Bir kere kendi içinizde demirlemelisiniz. Öz güveninizin en üst noktada olduğu sırada sizin ne kıskançlığınız kalır ne karşı tarafa olan güvensizliğiniz kalır. Her şey bir anda biter. Neden biliyor musunuz? Çünkü sizin kendinize olan güveniniz, hayatın size onu yansıtmasına sebep olur. Evet, hayat, hayatın içindeki tüm olgular size o güveni yansıtır. Peki, aklımda tutuyorum, an be an onu düşünüyorum. Bana işte dürüst olmuyor, yalan söylüyor, sonradan öğrendim, başka birini seviyormuş. Çünkü arıyorsunuz arkadaşlar. Siz bir varsayım yasasından bahsedeceğim size. Bir varsayım oluşturuyorsunuz. Yani duyduklarınız, gördükleriniz, daha önce yaşadıklarınız sizde bir set oluşturuyor. Bayağı bir düşünce seti oluşturuyor. O düşünceler sürekli aklınıza geldiği zaman ne oluyor biliyor musunuz? Beyin, sinir hücreleriniz, nöronlar aynı bilgiyi sürekli aralarında taşımaktan çok kalın duvarlar, yani ssler, sinaptik ağlar oluşturuyor ve siz fark etmeden, bunu mümkün değil fark edebilirsiniz, fark hayatınızı yönlendirmeye başlıyor. O hayatınızda size dürüst olmayan versiyonlar çıkmaya başlıyor. Kişi ilk tanıştığınızda belki dünyanın en mükemmel insanı olabilir. Neden sonra bozuluyor? Çünkü siz sorgulamaya başlıyorsunuz. Varsayımlarla, kendinize olan güvensizliğin karşı taraftan görmeye başlıyorsunuz. Kıskançlıklar. Kıskançlık neden olur? Güvensizlikten, kendini değerli hissetmemek. Öfke neden oluşur? Zamanla tüm varsayımlarınız gerçek olmasından öfke başlar. "Haklıydım" demeye başlarsınız. Hayır, haklı değildiniz. Siz yaratıyorsunuz o durumları. Kimilerince ama bilinçaltı bu. Bilinç dışı dediğimiz zihin, adı üstünde bilinciniz dışında.

Peki, burada diyeceksiniz ki, "Tamam Tuncay Bey, bu durumda ben ne yapayım?" Bu durumda ne yapacaksınız biliyor musunuz? Önce kendi içinizde. Dışarıda hiçbir şeyi düzeltemezsiniz. Bunu bir kere öncelikle hayatınızda bir temel bilgi olarak alın bir kenara. Dışarıda hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Ne yapmanız gerekir? Kendi içinizde önce öz güveninizin artması gerekir. Öz güveninizi artıracak ne varsa, bir sürü çalışmalar var. Daha önce birçok video bu konuda yaptık. Öz güveninizin artması, kendinizi değerli hissetmeniz. E karşı tarafa olan bu, kendi içinizdeki özgüveni karşı tarafa yansıttığınız zaman emin olun ki o mesajı alıyor zaten. Bakın, ben size aslında sırların da sırrını anlatmaya çalışıyorum. Sizin yansıttığınız his dediğimiz elektromanyetik alan var ya, sizin etrafınıza yansıttığında düşünün. Elektriksel alan ve manyetik alanın birleşiminden bahsediyorum. Düşünceler elektriksel alan oluşturuyor. Zamanla o elektriksel alan tekrarlardan güçlenince duygusal manyetik alanla birleşip bir elektromanyetik alan oluşturuyor. İşte bilinçaltı oradan anlıyor. Bilinçaltı sizi istem dışı, elektromanyetik alanınıza uyacak olan titreşimleri, versiyonları, olayları, durumları hepsini bir bir karşınıza çıkarıyor. İşte eğer bir kişi hayatınızda daha önce harikaydı, sonra neden çekip gitti diyorsanız, ne hissettiğinize dikkat edin. Kendinize olan bakış açınızı tekrardan sorgulayın. Hayata olan bakış açınızı tekrardan sorgulayın. Kendi içinizde önce dengeyi yakalamalısınız ki o biraz önce kendi içinizde sorguladığınız "neden gitti" acabaları tamamen hayatınızdan kalkıp gidecek. "Neden gittiler" olmayacak. "İyi ki vardı" olmaya başlayacak. "İyi ki hayatımda oldu" olmaya başlayacak. Emin olun, emin olun buna. Bunu ben söylemiyorum. Bu bir evrensel yasa diyebiliriz buna. Çünkü bunlar sorgulanabilir. Beraberlik istiyorsanız hayatınızda, sevginin, saygının olduğu, dengenin olduğu bir ilişki, önce kendi içinizde dengeli ve düzenli hissetmeniz gerekir. Ardından kendinize olan güven. Şöyle anlatayım ben size. Yani bu kişi benim hayatımda olmazsa ben öldüm bittim durumundaysa o. Çünkü ona bağımlısın. Onunla hayat buluyorsun, onunla can buluyorsun. Ama bilinç dışı zihniniz böyle çalışmıyor. O onunla can bulmak, onunla hayatı yaşamak onun için. O zaman sen şu an ona bağımlısın. Onun yokluğu seni maalesef bitirecek olarak algılayıp hayatına yansıtıyor. Hayallerimiz için de bu geç. Yani bir şeyleri çok tutkuyla istiyorsanız ama his olarak orada değilseniz, bilinç dışı zihniniz sizi his olarak orada olmadığınız yerde tutar. Yani kendinize olan güvensizliğin, kıskançlığın, öfkeniz hayatınıza hep o sonuçları getirir. Onun için bundan sonra lütfen şöyle bir hayata baktığınızda karşı tarafı suçlamayın. Karşı tarafı öfkenizle, nefretinizle yıpratmayın. Çünkü siz yıpranıyorsunuz. Karşıya duyulan kıskançlık, karşıya duyulan, karşı taraflardan bahsediyorum her iki cins için, karşıya duyulan öfke, nefret elinizde bir bardak zehirli su tutup sürekli içip içip onun zarar görmesini beklemektir. Evet, içimizde tuttuğumuz öfke bu. O yüzden hastalıklar oluşuyor. O yüzden bedenimiz yıpranmaya başlıyor. Entropi dediğimiz artış başlıyor. Entropisi artan beden zamanla yıpranıyor. Çünkü tam tersi, zamana karşı beden entropisi arttığında ki bunu biz hızlandırıyoruz bu kin, nefret, öfke, kıskançlık duygularıyla, bunlar zamanla hayatınızı size zindan eder. Onun için kafanızdan atamıyorsan onu, hayatınızdan atacaksınızdır. Emin olun. Kafanızdan atmanız gerekir. Bu neye benzer biliyor musunuz? Mutlu bir evli çiftin sabahtan akşama kadar birbirini düşünmesine benzer. İşe gidiyor, aklı evde. Evde çalışmıyorsa aklı eşinde. Çalışıyorsa aklı yine eşinde. Yani böyle bir şey var mı? Yani siz sahip olduğunuz bir şeyi sürekli düşünür müsünüz? Sahipsiniz ona artık. Eve sahipseniz evi düşünür müsünüz 24 saat? Araba varsa altınızda 24 saat arabayı mı düşünüyorsunuz? Sinemaya gittiniz, sinemayı seyrederken arabamı düşünüyorum? "Arabam, arabam çarptı mı? Biri bir şey mi oldu?" Yani duygusal ilişkiler de böyle. Niye bu çelişkiye düşüyoruz? Çünkü yoğun duygusal bir alan oluşuyor. Orada bir mıknatıs gibi düşünün, manyetik bir alan. Kopamıyoruz oradan. İşte bunların farkına varın. Karşı tarafı sizin olmasını, hayatınızda olmasını istediğiniz, neden o kişiyle tanıştınız, neden o kişiyle berabersiniz, olmasını istediğiniz şekilde kalın artık. Düşüncelerinizi kontrol edin. "Acabalar, amalar, işte bak ben haklıyım" sorgulamalar, fal baktırmalar yine sizin hayatınızdan çıkmasıdır onun. Onun için tekrar söylüyorum, kafandan atamıyorsan hayatından atıyorsun demektir onu.

Bir sonraki eylemleriniz, davranışlarınız, düşünceleriniz lütfen bunun üzerine olsun. Yani hayata başka bir pencereden bakın. Unutmayın, hayat sonsuz olasılıklar dahilinde karşınıza. Siz hangi çerçeveden, hangi pencereden baktığınızla ilgili onu orada görüyorsunuz. Arkadaşlar, 29 Haziran Cumartesi günü İstanbul atölyemiz var. Hala kayıt yaptırma şansınız var. Katılmak isteyen, duymayan arkadaşlarımız olursa bize e-posta adresimizden ulaşsınlar lütfen. Bu arada abonelik, biliyorsunuz Instagram aboneliği devam ediyor. Da rezervemiz var. YouTube videomu da yeni seyreden arkadaşlarımız abone olurlarsa bildirim alırlar. Tamamen kişisel tercih, olurlarsa bildirimler kendilerine ulaşır. Abonelik dışında bildirim gitmiyor biliyorsunuz. Böyle güzel çalışmalarımızı da kaçırabilirsiniz. Bir sonraki videomda tekrar görüşmek dileğiyle. Hepinize sağlıklı, mutlu ve güzel günler diliyorum. Görüşmek dileğiyle.