Transcription
Değerli dostlar, Kavram Kazıcılar kanalımıza hoş geldiniz.
Lütfen abone olmayı, yorum yapmayı, beğeni tuşuna basmayı, arkadaşlarınıza tavsiye etmeyi, bildirimleri açık tutmayı lütfen unutmayalım. Bu naçizane kardeşinize destek olalım. Bu konuları birlikte kavramları kazıyalım. Hakikatleri ortaya çıkaralım.
Bugün gündüzden beri Facebook sayfamda ilan ettiğim bomba konuyu işleyeceğiz. Bomba etkisi yapacak. Çünkü iddia ediyorum. Bakın bu konuda iddialıyım. Bu konuyu çok araştırdım, çok şey okudum. Çok kaynakları taradım. En son Mustafa Armağan Beyefendi'nin Derin Tarih dergisindeki Endülüs özel sayısını baştan sona okudum ama ne yazık ki beni tatmin edecek bulgulara rastlamadım. Yani Osmanlı'nın ezberlerini tekrar ediyorlar ve beni ikna etmedi. Umarım bu sohbetim sizi ikna edecektir.
Aşağıdaki gelecek başlıklar hakkında Endülüs konumuz: Endülüs Emevi devleti, medeniyeti. Avrupa'nın, Avrupa'nın batısında kuzey batısında Cebel-i Tarık Boğazı'nı geçerek Tarık bin Ziyad'ın Abbasi katliamından kaçan Emeviler. Resmen soykırım yapmış Abbasi. İnanılmaz bir şey yani. Emeviler de zalim. Onlar da Ehlibeyt'e soykırım yapmış. Ama Abbasiler de Ehlibeyt'in intikamını alma bahanesiyle. Şimdi bunları anlatmıştım bir sohbetimde hatırlarsanız takip eden kardeşlerim. Bu sefer Abbasi zulüm bayrağını devralıyor. Ama kardeş bak toptancı olmayalım. Emevi'nin de inanılmaz fütuhatları var, açılımları var. Abbasi'nin de. Her ikisinin de zulmüne, zalimliğine rağmen, saltanatçılığına rağmen Abbas'ta da Harun Reşit gibi bir yıldız doğmuş, oğlu Memun gibi bir muhteşem medeniyet kurmuşlar. Bunlar mutedil, akılcı insanlardır. Belki de o damar Cebel-i Tarık'ı geçerek Endülüs'ü fethetti. İspanya'yı fethetti ve Endülüs medeniyetini kurdu.
Şimdi hemen konumuza geçelim. Kısa bir tarih özeti verdikten sonra Endülüs başlığımız. Endülüs. Ah Endülüs. Unutturulmuş bir medeniyetin susturulmuş çığlığı. Aman Allah'ım. Ben Endülüs'ten bahsederken hep duygulanırım. Onu okurken inanılmaz üzülürüm. Bazen gözyaşlarımı akıttığım olur. Özellikle bu Haçlıların Reconquista hareketinden sonra Endülüs'ün uğradığı mezalim. Üç haçlılar üç alternatif bırakmışlar. Ya Hristiyan olacaksınız, ya siz geldiğiniz topraklara Kuzey Afrika'ya sürgün edeceğim sizi, ya da öldüreceğiz. Bu üç seçenekten bir tanesini seçin demişlerdir. Ve Endülüs'ün son lideri denize açılıp Akdeniz'de kaçarken annesiyle birlikte ağlıyor. Annesi diyor ki: "Erkekler gibi vatanınızı korumayınca böyle kadınlar gibi size ağlamak düşer."
Neyse, bu anekdotları geçelim. Çok da böyle biraz magazinsel oluyor bu. Bizim dosyamızın ciddiyetine gölge düşürmesin. Bir anekdot daha var. Yine böyle şehir efsanesi olarak anlatılan. Efendim Cebel-i Tarık Kumandası'ndaki Emevi savaşçıları, cihatçıları Cebel-i Tarık'ı geçerken efendime söyleyeyim gemileri yapmışlar bir daha geri dönmemek için. Arkadaşlar, bunlar şehir efsanesidir. Öyle bir şey yok. Gemileri hiçbir akıllı Emevi, Endülüs medeniyetini kuran Emevilerin böyle bir saçmalık yapması düşünülemez. Derin Tarih'te de yazarlar bunu reddediyorlar. O gemiler kiralıktı diyorlar. Kiraladılar, geçtiler, sahiplerine iade ettiler diyor. Böyle bir şey yok diyorlar. Bu şehir efsanesi. Yani böyle Sünnizm sever böyle şey hamasi şeyleri. Gemileri yaktılar böyle savaşçı. Ya onun medeniyetini anlat, medeniyetini. İşte ben onu anlatacağım. Endülüs medeniyeti nasıl çöktü? Onun sessiz çığlığına Osmanlı neden cevap veremedi? Vermedi. Endülüs'teki medeniyet, Avrupa aydınlanmasının babası olan Endülüs'ün nasıl bir medeniyet kurduğu. Bugün gezen arkadaşlar bunun izlerini görürler. Maalesef ben nasip olmadı. Tam karar vermiştik Endülüs topraklarını gezmeye. Böyle Covid pandemisi çıktı. Bir daha da gidemedik. Böyle kaldı zaten. Ondan sonra da ekonomik kriz boğazımıza bindi. Bir emekli olarak nerede yurt dışı ziyaretini yapmaya? Köyümüzde annemizi, babamızı ya da çocuklarımızı görmeye gidemiyoruz artık. Bırak yurt dışı seyahati. Böyle bir maalesef bizi bu hale soktular siyasetçiler. Sağ olsunlar. Sağ olsunlar mı? Olsunlar. Hadi beddua etmek bize yakışmaz.
Endülüs. Evet. Sadece bir toprak değil. Bir zihniyet, bir özgüven, bir medeniyet iddiasıydı. İslam'ın, İslam'ın şeref sayfalarıdır Endülüs. Bugün hala Avrupa nasıl doğdu diye soruyorsak cevap Endülüs'ün külleri arasındadır. Ama ne yazık ki ve en acı olan işin en acı tarafı şudur ki o külün üzerine en çok toprak katmanlar atan da Müslümanlar oluyorlar. Vallahi Avrupalılar Endülüs'ün, Endülüs'ün Avrupa'nın aydınlanmasındaki ışık olduğunu vallahi adamcağızlar kabul ediyorlar. Bizim Doğu Müslümanları reddediyor ve üzerini örtüyorlar. Bak bir tanesine örnek vereyim. Madam Curie Pier Curie diyor ki, diyor ki hangisi bilmiyorum, kocası mı, eşi mi? İkisi de çok değerli bilim adamları. Diyor ki: "Endülüs'ten bize 30 cilt kitap kaldı. Barbar Haçlılar kitapları yaktılar. Endülüs'te biraz sonra gelecek nasıl bir kütüphane kurdukları. Eğer orada 30.000 ciltli kitap vardı. Eğer o kitapların tamamı şu anda 30 cilt kitap kaldı. O kitaplarla biz uzaya araç gönderiyoruz. Eğer 30.000 cilt kitabın tamamı kalsaydı bize biz galaksiler arası yolculuk yapıyor olacaktık."
Peki Müslümanlar nasıl bakıyor? Biraz sonra gelecek olaya. Hiç sevmez Müslümanlar Endülüs'ü. Osmanlı hele hiç sevmez. Nefret eder. Yahudi bile Endülüs'ten daha fazla sever. Göreceksiniz biraz sonra. Bu böyle iddialı hocam. Öyle iddialı konuşuyorsun. Altını doldurmazsan sonra hesap sorarız. He sorun vallahi altını dolduracağım. Söz.
Endülüs Emevilerinin bilime katkısı. Aklın altın çağı. Dünya tarihinde aklın altın çağıdır Endülüs. Evet. Endülüs'te bilgi bir elit imtiyazı değildi. Osmanlı sarayında elit imtiyazıydı. Hadi okuma yazma sadece saray çevresinde vardı. Halkın ancak %3'ü okuma yazma biliyordu. Hani derler ya cumhuriyet bizi bir gecede cahil yaptı. İşte cumhuriyeti savunanlar da "Ulan zaten siz cahildiniz" diyor. Özür dilerim ağzımdan bir argo kelime kaçtığı için. Endülüs de böyle değildi. Endülüs'te yaygın ve halk inanılmaz böyle sokaklarda inanılmaz ilim bilim tartışmaları yapılırdı. İlim tartışmaları yapılırdı. İlim, bilim saraya ait bir imtiyaz değildi. Sokakta dolaşan, çarşıda konuşulan, medresede tartışılan bir kamusal bilinçti.
Astronomi alanında Endülüs'te hemen kısa kısa. Yani bunu çok uzun sizi sıkacak değilim anlatım. Saatlerce anlatırım ama bir sohbetin çerçevesi içerisine kadrajı içerisine sığdırmaya çalışacağım inşallah. Astronomi alanında Zerkali'nin Toledan Tables adlı eseri Avrupa'da 400 yıl astronomi standardı oldu. Zerkavi'nin Toledan Tables'i güneş yılının uzunluğunu bugünkü değerden sadece saniyeler farkıyla hesap etti. Zerkavi tıp ve cerrahi alanında Ez-Zehrâvî modern cerrahinin kurucusudur. Ameliyat teknikleri, cerrahi alet kataloğu, dikiş yöntemleri. Avrupa üniversitelerinde 17. yüzyıla kadar ana ders kitaplarıydı. Aman Allah'ım. Daha var daha yeni başladık.
Matematik ve optik alanında Cebir, trigonometri, perspektif bilgileri. İbn-i Haysem'in optik teorileri Endülüs üzerinden Avrupa'ya geçti. Yani doğudaki medeniyeti Endülüs Avrupa normlarına çevirerek Avrupa'ya taşıdı. Sadece batı bilginleri değil, doğuda da çok bilginler var. İşte Farabi, İbn-i Sina efendim felsefe, kelam. Ama bunların hepsini Ehl-i Sünnet "kafir" ilan etmiş. Antik parantez. Nerede bir bilim adamı varsa. Çünkü Gazali koltuğu öyle yani ilme düşman, bilime düşman, efendime söyleyeyim felsefeye düşman, düşünmeye düşman, akla düşman. Ama Endülüs öyle değil işte. Endülüs'ün doğunun, batının, batının doğudan farkını size çok net çizgiler halinde bu Endülüs dosyamda size aktarmaya çalışacağım inşallah.
İbn Rüşd benim adaşım, çok sevdiğim bir ulemadan zat. Aristo şerhleri. İbn Rüşd'ün Aristo şerhleri olmasa bak arkadaş hanmen antik parantez ifade edeyim. Endülüs Emevileri bu bilgileri Eski Yunan'dan almışlar ama bunun üzerine inanılmaz çıtasını yükselterek Avrupa aydınlanmasının babası yapmışlar. Evet. Aristo'nun, İbn Rüşd'ün Aristo şerhleri olmasaydı Avrupa'nın skolastiği de rasyonel, rasyonalist dönüşümü de olamazdı. İbn Rüşd'ler borçlular. Descartes İbn Rüşd'ün talebesidir. Yani manevi anlamda tabii ona dizinin dibinde ders görmüş anlamında söylemiyorum. Kısacası Rönesans'ın çekirdeğini Endülüs ekti.
Şatıbi. Bir Şatıbi'den bahsedeceğim biraz uzun. Yoksa öbürlerini böyle kısa kısa geçiyorum. Şatıbi gerçekten çok önemli. Benim de çok hayran olduğum bir zattır. Bak Şatıbi hükümlerdeki ebedi, külli ve genel maslahatları makasit maksatları ortaya koyma çabası içinde olmuş ve bu amaçla bu amaçla istikra tümevarım yöntemini esas almıştır. Zira ona göre fıkhın sağlam esaslar üzerine kurulmuş olması gerekir. Bu sebeple fıkıh usulü kati olmalıdır. Fıkhın esaslarının sağlam olabilmesi akli prensiplere ve şeriatın külli esaslarına, bağlam ve bütünlüğüne dayalı olmasıyla ancak sağlanabilir. Şeriatın külli esaslarını ortaya koyma ise büyük ölçüde istikra yani tümevarım yöntemi ile mümkündür. Mümkündür. Şeri cüzi hükümler istikraaya tabi tutulur. Yani naslar ve elde edilen külliler fıkhın esasları olarak kabul edilir. Bu külli esaslar en genel anlamıyla zaruriyat (dinde yapılması zorunda olan ve hükmü açıkça belirtilen işler) ve haciyat (meşakkati ve zorluğu ortadan kaldırmak, genişliği temin etmek üzere insanların muhtaç oldukları maslahat türü) ve tahsiniyat (bunu da açıklayayım, hayatı güzelleştirmeyi hedefleyen ve insanı mükemmel aramaya teşvik eden yani ihsan emrinin uygulaması, en güzeli takip etmek zorundasın). Zaruriyat ve haciyat düzeyine çıkmamış düzenlemeler, tahsiniyatlar böyle açıklanıyor. Bunlar mertebe bakımından farklı olsalar da kati olmak durumundadır arkadaşlar. Biraz ağır gelebilir ama yani bu kavramların en azından ismini duyalım, duymuş olalım. Zira furuda zanni bilgi yeterli olsa da furudlarda yani esasta değil usulde yani esasta yani işin kökünde şeriatın esaslarını oluşturacak küllilerde katiilik gereklidir. Öyle zanla olmaz. Bu da cüzi meseleden elde edilemez. Vow! İnanılmaz bir şey. İşte doğu ve batı arasındaki farkı gösterme açısından bu Şatıbi anekdotunu araya sıkıştırdım. Kusura bakmayın. Biraz sohbetin akışını biraz kesmiş oldum ama bunu çok önemli görüyorum. İşte doğudaki naslara dayalı. Nas'a dayalı hani bizim siyasetçimiz başımızdaki zat-ı muhterem devlet adamı olarak saygı duyarız. O başka ama fikirlerini eleştiririz. Bu bizim anayasal hakkımız. "Nas var. Nas. Nas var sana bana ne oluyor?" dedi ya. Nas. Nas. Nas ne demek? Faiz konusundaki Kur'an hükümleri dedi. Ama bu sefer döviz patladı. Bu sefer dövizi durdurabilmek için ne yaptılar? Şey silahını çektiler. KKM. Ne onun? KKM mi neydi? Neydi o? Evet. Yani şeye endeksli, dövize endeksli kurmalı mevduat. Evet. KKM. Kur korumalı mevduat. 1 trilyon 100 milyar dolar Türk ekonomisini zarara soktu. İnanılmaz bir zarar. Yok dolar da Türk parası galiba 1 trilyon. Dolar çok büyük bir para yani. Türk lirası olarak düzeltiyorum. 1 trilyon 100 milyar lira Türk ekonomisini zarara soktu. Bu inat, nas inadı arkadaş. Nas'tan hareketle hüküm koyarsanız bu zulüm olur diyor. Mesela hırsızlık elini kesin der Kur'an. Eğer bunu böyle literal lafızca anlarsanız hırsızın elini satırla koparacağız. Eğer bunu uygularsak şu anda Türkiye'de iktidar ve muhalefet dahil Türkiye'nin %99'unun bir eli kesik kalır. Önce adil bir sosyoekonomik düzen kuracağız. Ondan sonra cezai müeyyideler gelecek. Zaten cezai müeyyidelerden de kasıt işte Şatıbi'nin metodolojisine göre tümevarım metoduna göre makas adil bir sosyoekonomik düzen kurmaktır. İnsanları eli kolu kesik efendime söyleyeyim amputee ordusu oluşturmak değildir. Anlatabildim mi? Okey. Tamam. Şatıbi önemli yani.
İki Endülüs'ün bayındırlık, tarım ve endüstri devrimi. Ben de bir tarımcı olarak ben buna çok ilgi duyuyorum ve inanılmaz şeyler buldum bu konuda. Doğudaki medreseler kelamı tartışırken Endülüs hayatı mühendislikle inşa eden bir pratiğin içindeydi. He bunu tartışırız değil mi? İşte Endülüs'te buldum ben bunları. Deriz ki işte abdesti namazı anlatıyorsun da ya kardeşim bunlar üzerinde niye çalışmıyorsun ya? Kur'an'ın işte demin haciyat, tahsinat bunlar Kur'an'ın emirleri değil mi? Efendime söyleyeyim su mühendisliği ve şehircilik, kanallar, su kemerleri, rezervuarlar, su depoları, sulama barajlar diyelim. Şehir içi su dağıtım ağları. Bugün bile Avrupa şehircilik arşivlerinde Endülüs projelerinin büyük izleri vardır. Kurtuba'nın geceleri, bu cümleye dikkat. Kurtuba Endülüs medeniyetinin muhteşem şehri. Kurtuba hüzün içinde gezersiniz ki ben gezmemişim ama belgesellerden hüzün içinde seyrediyorum. Kurtuba'nın geceleri 10.000'den fazla sokak lambasıyla aydınlatılırken, ışıl ışılken Paris o sırada Paris zifir karanlıktı. Fransa'nın başkenti Paris zifiri karanlıktı. Tıpkı Orta Çağ Avrupa'sının bilim ve medeniyetle kapkaranlık bir çağ yaşadığı gibi. İşte Endülüs yani sadece bu bile Endülüs'ün ne kadar büyük bir medeniyet olduğunu, Avrupa'yı aydınlattığına en bariz, en bariz, en literal, en lafızcı açıklamasıdır. Kurtuba'nın sokakları gece ışıl ışıl 10.000'den fazla lambayla aydınlanırken aydınlanırken Paris o sırada Paris zifiri karanlıktı. Bunu kim? Avrupalılar söylüyor. Ha biz de değil ha. Avrupalı kaynaklardan aldım çoğunu.
Efendim evet. Endülüs'ün tarım devriminden mesleğim itibariyle çok önem verdiğim bir konu. Söz edecektim. Endülüs aslında bir agronomi laboratuvarıydı. Agro ne demek? Tarım demek arkadaşlar. Agro agriculture'dır İngilizcesi tarımın. Agri agri kultur kültür yani culture İngilizce okunuşu kültür. Türkçe okunuşu kültür agrikültürdür. Yani agri tarım demektir. Tarım kültürü. Tarım yetiştirilmesi. Kültür ekip biçme demek zaten. Endülüs aslında bir agronomi laboratuvarıydı. Aman Allah'ım. Sulama sistemleri, sur çarkları, Noria deniyor Avrupa'da buna. Teras tarımı, teras, gelişmiş tohum ıslahı, çağıt üretim tesisleri, şeker kamışı, pamuk, pirinç, narenciye, safran, turunçgil tarımı, bitki katalogları, botanik ansiklopedileri. Bugün Akdeniz'in tarım ekosisteminde gördüğümüz birçok ürün Endülüs sayesinde yayıldı. Müslümanların bilimsel tarım uygarlığı Avrupa'nın kıtlık döngüsünü kırdı. Mesela size bir örnek vereyim. Ben İtalya'da birkaç ay kaldım. İtalyancamda epey var. Yani böyle %30 falan İtalyanca bilirim. Mesela İtalyancada buğday kelimesi grano turko ve özür dilerim. Buğday değil darı. Darı. Mısır. Mısır zaten buğday. Grano. Gran Türko. Türk Türk buğdayı derler Mısır'a. Mısır lazut yani darı. Darı niye neden? Avrupa Türklerden öğrenmiş Mısır'ı. Darıyı. Biz de Mısır deriz. Yani sanki Mısır'dan Türkiye'ye gelmiş gibi. İtalyanlar da Türk buğdayı derler. Türk, Türk Müslümanlar. Yani oradan biraz da Türk'ü Avrupalılar Türk kelimesini Müslüman anlamında kullanıyor arkadaşlar. Onun için bazı bazı sosyal bilimciler Türk kelimesini ırkçı bir çağrım olarak anlamazlar. Ben de aynı görüşteyim. Türk bir medeniyetin ismidir. Yani ben de bir Türkmen olarak bunu gururla söyleyebilirim. Türk deyince bir ırk çağrıştırmıyor. Yani Avrupalılar da bu manada kullanıyor. Bak grano Türko Mısır demek. Yani darı darı demek. Müslümanların bugün evet dedik. Müslümanların bilimsel tarım uygarlığı Avrupa'nın kıtlık döngüsünü kırdı. Avrupa kıtlık kıtlıktan geçirmiyordu. Avrupa'da inanılmaz bir şey. Yani aylarca günlerce insanların aç kaldığı oluyordu. Knut Hamsun İsveçli bir yazar açlık romanını okuyunuz. Bir tavsiye ediyorum ben okudum. Çok muhteşem bir roman. Nasıl bir açlık çektiklerini muhteşem bir şekilde anlatıyor. Ayrıca George Orwell'ın Paris'te ve Londra'da beş parasız nasıl günlerce aç yattığını kendi hayatını anlatıyor. George Orwell önemli bir yazar biliyorsunuz. Hayvanlar Çiftliği ve 1984 romanlarının başat romanlarının sahibi. Hepsini de okudum. Hamdolsun. Sevdiğim bir yazardır. Açın okuyun. Yani o zaman Endülüs bu parlak dönemini yaşarken Avrupa nasıl bir açlığın pençesinde kıvranıyordu?
Endüstri ve ekonomi bakımından Endülüs medeniyeti. Böyle maddeler halinde yani sizi sıkmayacağım. Deri işleme teknikleri, sabun üretimi, tekstil merkezleri, kağıt imalathaneleri, çelik işçiliği, cam özel cam yani silisyumdan cam üretmek, kumdan cam ve seramik atölyeleri, ipek dokumacılığı çok gelişmişti. Toledo, çeliği. Toledo, Endülüs'ün önemli şehirlerinden birisi. İspanya'da Toledo şehri. Çeliği. Şam. Şam çeliğinin batıdaki iz düşümüdür. Bugün bile ünlüdür Toledo çeliği. Bugün bile ya çeliği çeliği çeliği Müslümanlar götürmüş Avrupa'ya. Ey mübarekler, biz demir çelik sanayini rahmetli Demirel zamanında Amerika vermedi böyle bir teknolojiyi. Siz şeftali patates yetiştirin dedi. Rusya'dan gitti ve portakal falan gibi şeyler tarımsal ürün karşılığı Ruslar geldiler İskenderun ve Erdemir'i kurdular. Çelik fabrikalarını. Ben İskenderun'a çok yakın Yüzevler'de çalıştığım için biliyorum. Birçok arkadaşım var orada İskenderun Demir Çelik. Bunların hepsini hala Ruslar vardı orada.
Üç Endülüs alimlerinin zihin tipi doğudan farkları. Önemli bir konu, önemli bir başlık. Lütfen dikkat edelim. Burayı bilmeden Endülüs anlaşılamaz. Endülüs'te akıl bir tehdit değil, iman tarzıydı. Çok önemli bir nokta. Doğuda ise akıl tehdittir. Aklını bir tehdit olarak görür. Bilimi bir tehdit olarak görür. Osmanlı Sarayı Hezarfen Ahmet Çelebi'yi de, Lagari Hasan Paşa'yı da birisi roketi, birisi uçmayı bulmuştur, cezalandırmıştır. Fizan'a sürgün etmiştir. Akıldan korktular. Osmanlı sarayı öd kopardı akıldan. Ama Endülüs tam tersi. Doğuda akıl ile nakil hep gerilimli, kavgalı iken hala daha akıl mı, nakil mi tartışılıyor değil mi? Ehli Sünnetçilerin "Din akıl işi değildir" der. Cübbeli taifesi. Ne işi peki ya? Din ne işi? Din akılsız adam bir kere şey değil. Kur'an'a göre mesul değil. Yani Endülüs aklı tahkir eden dini reddetti. Bak sonunda öyle bir bağlayacağım ki inşallah bak göreceksiniz. Endülüs uleması devlete yaslanmadı. Evet. Doğuda ise ulema, ulema saray ulemasıdır. Hani tabii ki bizde de doğuda da önemli insanlar çıkmış. Tabii ki İmam-ı Azam Ebu Hanife der ki: "Sarayın lokmasını yiyen ulemanın sözlerine itibar edilmez." Rahimehullah. Allah ona rahmet eylesin. Ebu Hanife'ye saygım sonsuz. Eyvallah. Bağdat, Şam zaten Endülüs Emevilerinin oraya götürdüğü sistem de bunlar zaten. Ebu Hanife'nin içtihatları zaten. Endülüs uleması devlete yaslanmadı. Bağdat, Şam, Kahire uleması devletin resmi ideolojisini üretirken Endülüs uleması eleştirel özerkliğini korudu ve onu eleştirir ha bizim Doğu düşünürleri. Ya bu yüzden battı işte. Her kafadan bir ses çıktı. İşte Garaudy bile yani Fransız büyük düşünür, Müslüman olan Endülüs'ü bu kuru fıkıh tartışmaları yıktı der. Yani bu tabii ki devletin bekası açısından bu da ters orantılı. Yani bu burada Garaudy'nin hakkı var. Yani böyle her kafadan bir ses çıkmasını devletler istemez. Yani devletin bekası açısından sorun teşkil eder. Hatta Osmanlılar şehzadelerini tahta çıktığında kardeşlerini, yeğenlerini boğdurmuşlar. Üçüncü Mehmet mesela galiba 36 tane tahta çıktığı gün 36 tane kardeşini, yeğenini daha kundaktaki bebekleriyle boğdu. Yani oğlu cenazesini kılmadı dedi. Babam bir katildi dedi. Ben cenazesini kılmıyorum. Siz gidin kılın dedi. Böyle vicdanlı insanlar da var ama genelde doğu budur.
Üç Endülüs İslam'ı şehirliydi. Doğunun İslam'ı saraylıdır. Şehrin tamamı abad edilirdi Endülüs'te. Bizde ise sadece saray ve çevresi. Halen öyle. Şu anda da saray ve çevresi abad. Halkın %80'i yoksulluk sınırı altındadır. Halkın %40'ı, 50'si ise açlık sınırı altındadır. Bu nedenle Endülüs entelektüel özgüvenliydi. Sorguluyordu. Dogmayı kırıyordu Endülüs. Onun için medeniyet kurabildi.
Dört Endülüs'te disiplinler birbirini besledi. Fakih aynı zamanda filozoftu. Aynı zamanda doktor olabiliyordu. Doğuda ise sınırı aşan alime şüpheyle bakılırdı. Yani fıkıhçıysan fıkıh. Hala daha öyle derler. "Sen veterinörsün, tarımcısın. Ne işin var dinle?" diyorlar bana. Yani böyle bir branşlaşmayı zaruri görüyorlar. Halbuki bu Kur'an dikkatli bakıldığında bunu yasaklıyor. Dinde böyle din alimi sınıfını Kur'an reddeder. Ahbar ve ruhbanlara dikkat edin. Bunlar meslekleşmişse ahbar Yahudi alimlerine, ruhban Hristiyan keşişlerine, ruhbanlarına denir biliyorsunuz. Aynı bizimkilerde öyle oldu. "Bu sizi, bu sizin mallarınızı haksız yere yerler ve sizi Allah'ın yolundan da saptırırlar" diyor. Tamam mı? Ve Allah'ın. Kur'an da başta bunu uyarmış ve Endülüs bunu uygulamış. Ey iman edenler! Branşlaşmış din adamı, meslek edinmiş, dini meslek edinmiş din tüccarına dikkat edin. Mallarınızı toplarlar, haksız yere yerler ve sizi Allah'ın yolundan alıkoyarlar. En ufak bir bilim, medeniyet kurmazlar. Şalvarı, sakalı takar. Sizi sömürür. Yani size dini anlattığını iddia eder. Kendisi saraylarda yaşar. "Bir lokma, bir hırka" edebiyatı yapar. Cübbeli'ye bakın ya. Başka başka birine bakmanıza gerek yok. Kızları Porsche ile geziyor. Ben ne yapayım? Benim kızım diyor. Sen kızına bile bunu anlatamamışsan niye insanları kandırıyorsun? Bir lokma bir hırka edebiyatı yapıyorsun. Niye peygamberin bir hurmayla beslendiğini böyle fütursuzca anlatıyorsun? Halkı kandırıyorsun. Halkı yoksulluğa razı etmeye çalışıyorsun. Kendini ise Karun gibi yaşıyorsun. İşte doğu doğu branşlaşması bunu getirdi. Cübbeli'yi günah keçisi yaparak kurtulamazsınız. Doğu düşüncesi böyledir. Endülüs işte bunun tam tersi. Endülüs böyle değildir. Anlatabildim mi? Endülüs'te disiplinler birbirini beslerdi. Yani bir insan aynı benim yapmaya çalıştığım gibi bir aynı zamanda fıkıhçı, aynı zamanda Kur'an analizatörü, aynı zamanda veteriner hekim, aynı zamanda başarılı bir tarımcı olmalıdır. Ben böyle bakıyorum oraya. Benim rol modelim Endülüs ulemasıdır. Adaşım İbn Rüşd'dür. İbn Hazm'dır, Şatıbi'dir. Evet.
O yüzden doğu Endülüs'ün ışığını hep uzak tuttu. Bakın geliyoruz meseleye. İnanılmaz tespitler gelecek. Bakın bundan sonra büyük çöküş, Reconquista ve Osmanlı'nın Endülüs'ün can hıraş çığlığına sessiz kalışı. İddia ediyorum bu konuyu çok araştırdım ve hiçbir tatmin edici bir şey bulamadım. Hep kıvırıyorlar, yan çiziyorlar. Osmanlı neden Endülüs'e yardım etmedi? Fransa sarayı yardım istiyor Osmanlı'dan. Fransa'ya diyor ki: "Benim gelmeme gerek yok. Sana bir kadırga Osmanlı asker elbisesi gönderiyorum. Sınır onları dik. Sen sana kimse tecavüz edemez." Bunu bunu Endülüs'e niye yapmıyor? Endülüs'e neden yardım göndermiyor? Efendim kıvırıyorlar. Nereye? Beyazıt ikinci, Sofu Beyazıt zamanında Endülüs'ün yıkılmaya başladığı. Sofu Beyazıt Cem Cem Sultan belasıyla uğraşıyordu. Tabii ona teneke teneke Rodos şövalyelerine rüşvet vererek onu geri almayı biliyor ama Endülüs için kılını kıpırdatmıyor. Ondan sonraki padişahlar da kılını kıpırdatmadı. Kanuni'ye kadar. Yavuz'a kadar. Efendime söyleyeyim büyük çöküş ve Reconquista ve Osmanlı'nın sessizliği.
Şimdi gelelim benim yıllardır rahatsız olduğum bir yaraya, konuya. Tarihçilerin yumuşattığı, kaynakların örttüğü, medreselerin konuşmadığı meseleye. Arkadaşlar soru basit. Osmanlı niye Endülüs'e yardım etmedi? Derin Tarih dergisinin Mustafa Armağan Beyefendinin çıkardığı Endülüs özel sayısı böyle kalın kitap gibi ve baştan sona okudum. Ama bu soruma cevap bulamadım. Yine meselenin etrafında dolaşıp duruyorlar. Merkeze gelemiyorlar. Ben geleceğim Allah'ın izniyle. Ben merkeze tam 12'ye geleceğim. Hiç merak etmeyin. Soru basit. Osmanlı neden Endülüs'e yardım etmedi? Herhangi bir siyasi, askeri bahane gerçekleri açıklamaya yetmiyor. Çünkü Osmanlı İspanya'daki Yahudileri gemilerle getirdi. Bunlar aldı. Aynı İspanya'dan Müslümanları almak için tek bir kadırga göndermedi. Bari birkaç tane ulemasını getirseydi. Hayır. Neden? Neden? Bir onun şarkısı gibi neden? Neden? Neden? Bu çelişki tarihin gözü önünde duruyor ve cevap bekliyor. Peki neden Osmanlı Sarayı Endülüs'ün akılcı İslam'ından korktu, ürktü? İbn Rüşd'ün, İbn Hazm'ın, İbn Arabi'nin fikirleri bugünkü medrese geleneğini kökünden sarsardı. Doğu uleması buna hazır değildi. Saray da hazır değildi. Endülüs Müslümanları devlete değil özgürlüğe yakın bir İslam yaşıyorlardı. Saray merkezli Osmanlı düzeni böyle bir topluluğu kontrol edemezdi. Saltanatı tehlikeye girerdi. Osmanlı uleması Endülüs ilmi mirasını tehdit olarak gördü. Aman Allah'ım. Aklın kutsandığı bir İslam yorumu taklidi medrese düzeni için bir depremdi. Ölüm demekti. Yahudilerin alınması ekonomik çıkar. Müslümanların bırakılması siyasi konfordu. Bak Müslümanlar gelirse sarayına tehdit oluşturacak. Yahudiler gelirse faizli kredilerle beni finanse edecek. Vallahi şu anda da şu anda da aynı durum böyledir. Zaten Osmanlı'nın devamı yani cumhuriyet dediğiniz şey. Öyle farklı bir şey falan zannetmeyin. Evet. Yahudiler ticaret, zanaat ve finans bilgisi getireceklerdi. Endülüslü Müslümanlar ise eleştiri, felsefe ve sorgulama getirecekti ki Osmanlı'nın hiç işine gelmezdi bu. Bu Osmanlı'nın istemediği bir zihniyet devrimiydi. Asla buna yanaşmadı. Hatta doğudan gelen bu sesin o zamanki ben hep derim ki Cemalettin Afgani şu andaki Erbakan'dır. Yani erken Erbakan'dır. Abdülhamit'in güya misafir olarak geldi ve ölüsü çıktı gitti. Aynı aynen Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan büyükelçiliğinde öldürülüp asitte eritilip kuyuya atıldığı gibi bitti. Eritildi gitti. Cemaleddin Afgani. Aklınızda olsun bu. Çünkü Osmanlı bunu tehlike görür böyle fikirleri. Halbuki Cemaleddin Afgani'nin fikri nedir? Panislamizm. İslam birliği. Yani İslam birliğini bile tehlikeli görür Osmanlı. "Benim saltanatım" der. Yani saltanattan başka hiçbir şey tanımaz.
Osmanlı'nın diplomatik korkusu, Endülüs'e yardımı engellemesinin sebeplerinden birisi de bu. İspanya ile direkt savaş Akdeniz'de dengeleri bozardı. Bu bahane tarihçilerin sevdiği bir açıklamadır. Ama gerçek soruyu örtmekten ibarettir. Endülüs'e Osmanlı neden yardım etmedi sorusunu örtmek için kullanılan bir yorgandır bu da. Ekonomik çıkar uğruna bir medeniyet kardeşliği feda edilemezdi. Ekonomik çıkar buna. Ya düşünün yani Endülüs'ü kurtarırsan Akdeniz bir Müslüman gölü haline gelecekti. Yani şey neresi? İspanya neresi? Avrupa'nın en şey Adriyatik kıyısı yani düşün. Yani burada biz bir ucunda biz Filistin, Körfez ülkeleri, Ortadoğu, Akdeniz'in bir ucunda. İsrail yoktu o zaman. Sonradan bu ihanet yapıldı. İslam aleminin göbeğine kuruldu İsrail. Öbür ucunda Endülüs olsa dünyada bize kim yan bakabilirdi? Ey Osmanlı, Yahudiyi getirdin, Endülüs'e yardım etmedin. Bunun hesabını Allah'ın huzurunda vereceksin.
Hakikat bir İslam yorumunun diğerine düşmanlığı. Şimdi en sert gerçeği söyleyelim. En sert gerçeğe geldik. Endülüs aklı Osmanlı'yı rahatsız ediyordu. Bu kadar basit. Endülüs düşüncesi gelseydi nakilci gelenek çökerdi. Zaten Abbasi halifesi Harun Reşid ve Memun'dan sonra Ehl-i Sünnet egemenliği ele geçirdi. Bir de Endülüs'le uğraşmayalım dediler. Endülüs gelseydi tekrar Mutezile akılcılık Ehl-i Sünneti mağlup edecekti. Onun için korkuyorlardı. Nakilci gelenek çökerdi. Çünkü medreselerdeki kelam tekelinin sonu gelirdi. İnsanlar Kur'an'ı yeniden akılla okumaya başlardı. Şu anda da başladık ama biraz tinerci olarak başladık. Böyle apartmanların bodrum katında tiner çeken çocuklar gibi bakıyoruz olaya. Çünkü bu medrese geleneği skolastik bilimden geçmediğimiz için adam bize diyor ya sen kimsin ya? Dinlemiyor bizi. Osmanlı'nın saray din düzeni sarsılırdı. Bu yüzden Endülüs'e yardım edilmedi. Yani mesele bir cihat meselesi değildi. Bir İslam yorumu rekabeti meselesiydi.
Son bölüm. Endülüs'ün asıl kaybı Endülüs'ten. Endülüs'ün yıkılmasıyla Müslümanların yaşadığı asıl kayıp. Endülüs'ün yıkılmasıyla kaybolan şey sadece bir devlet değildi. Bilimsel tarım, su mühendisliği, şehircilik, felsefe geleneği, eleştirel akıl, özgür düşünce, din-akıl dengesi, kozmopolit kültür, endüstriyel üretim, silah teknolojisi, tıp mirası, ilim-sanat sentezi. Bugün İslam dünyasının hala toparlanamamasının nedeni kaybolan Endülüs zihniyetidir. Çok iddialıyım bu konuda. Ve tarihin tozlu raflarından yükselen o çığlık hala bize şunu haykırıyor: Akıl, aklı dışlayan din medeniyet üretemez. Üretemiyoruz. Medeniyet yarışında nal topluyoruz şu anda. Medeniyet kuramayan kendini koruyamaz. Koruyamıyoruz. Bir İsrail gelmiş İslam aleminin ortasına hançer gibi saplanmış ve ne kadar İslam aleminin nüfusu 1,5 milyar diyorlar. Müslüman seyrediyor, yalvarıyor Amerika'ya, Batıya gelin bizi İsrail belasından kurtarın. Niye kurtarsınlar? İsrail onların babası. Neden? Çünkü Endülüs'ü kaybettik. Aklını, bilimi kaybettik. Özgür düşünceyi kaybettik.
Allah'a emanet olun. Hoşça kalın. Umarım sohbet hoşunuza gitmiştir. Lütfen destek olmaya devam edelim inşallah.