Transcription
Merhaba sevgili Rüzgar Enerji Santrali takipçileri. Ben Avukat Arsin. Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü yönetim kurulu üyesiyim ve ayrıca enstitümüzün Çevre Hukuku Kurulu başkanlık görevini yerine getirmekteyim. Bugün sizlerle Rüzgar Enerji Santrallerinin hukuksal süreçlerinden ve açılması muhtemel bazı davalardan bahsetmenin uygun olduğunu düşünürüm.
Rüzgar Enerji Santrali yatırımlarında inşaat öncesi ve inşaat aşamasında karşılaşılabilecek hukuki riskler ve açılması muhtemel davalar söz konusudur. Her ne kadar proje sahası, elektrik üretmek için teknik açılardan en uygun yer olsa da, yerleşim konakları içerisinde özel mülkiyete konu taşınmazlar olan yurttaşların bulunması ve türbin noktaları nedeniyle kamulaştırmalar yapılacak olması ve yurttaşların mülkiyet kaygıları ve çevresel endişeleri nedeniyle birtakım davalarla karşı karşıya kalınmasına sebebiyet vermekte ve bunlar hukuki ışıklar taşımaktadır.
Bu anlamda öncelikle kamulaştırma işlemlerinde ve kamulaştırma davasından bahsetmek doğru olacaktır. Kamulaştırma aslında hepimizin bir şekilde duyduğu, bildiği, belki de bazılarımızın doğrudan muhatap olduğu hukuki bir durumdur. Kamulaştırma dediğimiz husus, özel mülkiyetteki ekonomik taşınmaza devlete ait kurumlarca ve kuruluşlarca kamu yararı ilkesi çerçevesinde el konulması ve mülkiyetin hazine adına geçirilmesidir.
Rüzgar enerjisinden elektrik üretim faaliyetinde bulunan önlisans veya lisans sahibi özel tüzel kişilerinin bu lisansa konu faaliyetlerine ilişkin taşınmazları temin taleplerini yönlendiren işlemler, Kamulaştırma Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerine göre EPDK tarafından yürütülür. Taşınmaz temini talepleri EPDK tarafından değerlendirilir ve uygun görülmesi halinde Kurul tarafından kararı alınır. Bu kararlar kamu yararı niteliğindedir ve herhangi bir makamın onayına tabi değildir.
Kamulaştırma veya devir yoluyla elde edilen taşınmazın mülkiyeti veya üzerindeki sınırlı ayni hak, üretim tesislerinin mülkiyetine sahip olan ilgili kamu kurum ve kuruluşu adına, bunların bulunmaması halinde ise hazine adına tescil edilir. Hazine adına tescil edilen veya niteliği gereği tapuda takip edilen taşınmazlar üzerinde, hazine taşınmaz idaresiyle sorumlu ve görevli olan kamu kurumu tarafından, lisansın geçerlilik süresiyle, örneğin kırk dokuz yıl ile sınırlı olmak üzere, lisans sahibi özel hukuk tüzel kişileri lehine bedelsiz irtifak hakkı tesis edilir veya kullanma izni verilir. Bu işlemlere konu edilemeyecek olanlar için ise bedel alınmaksızın kiralama yapılır.
Kamulaştırma, devir, irtifak hakkı tesisi, kullanma izni, kiralama gibi işlemlere ilişkin bedeller ve bu projeden kaynaklı tazminatlar ile bu işlemlere ilişkin giderler, önlisans veya lisans sahibi özel hukuk tüzel kişileri tarafından ödenir. Hazine'nin özel mülkiyetindeki taşınmazlar veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin üzerinde tesis edilen irtifak, kiralama, kullanma izni sözleşmelerinde, bu sözleşmenin geçerliliğinin lisansın veya önlisansın geçerlilik süresiyle sınırlı olacağı aktarmak istiyoruz.
Önlisans sahibinin lisans sağlaması ya da önlisans veya lisansın sona ermesi ya da iptali halinde, lisans ve önlisans sahibi tüzel kişileri tarafından ödenmiş bulunan kamulaştırma bedellerine ilişkin olarak, kamulaştırılan taşınmazlar üzerinde irtifak test etmek, kiralamak, kullanma izni vermek suretiyle başka bir önlisans ve lisans alma kullanımına bırakılması durumunda ise kamulaştırma bedeli lehine irtifak hakkı tesis edilen, kiralanan veya kullanma izni verilen lisans sahibi tarafından kamulaştırma bedeli ödenmiş olan tüzel kişiye ödenir.
Kamulaştırma taleplerinin değerlendirilmesi ve kamu yararı kararı olmaksızın kalbinde kamulaştırılacak taşınmazın değeri belirlenmesi için kıymet takdiri oluşturulur ve tahmini bedeli belirlenen taşınmaz sahibi uzlaştırma komisyonunca uzlaşmaya davet edilir. Buradaki uzlaşma davetinin amacı, taşınmaz sahipleri ile idarenin uzlaşarak kamulaştırma sürecini mahkemeye taşımadan sonlandırmaktır.
Ancak taşınmaz sahipleri uzlaşmaya davet edilmesine rağmen yapılan görüşmeler sonuçsuz kalırsa, burada idare mecburen dava açmak zorunda kalacaktır ve bu dava şartıdır. Bu nedenle eğer uzlaşma gerçekleşmezse, taşınmazın bedelinin tespiti ve hazine adına tescilleri mahkemelerden istenecektir. Uzlaşma aşamasında satın alma yoluyla yapılamaması halinde, idare taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesine dilekçesiyle davasını açar.
Evet, evet, taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitini ve idare adına tescilinin karar verilmesini mahkemeden ısrarla ister. Burada idare davacı sıfatına sahiptir. Taşınmazın sahibi kişiler ise vatandaşlarımız ise davalı olacaktır. Burada özel bir husus var. Eğer bir taşınmazda birden fazla mülkiyet yani hisse var ise ve paylı mülkiyete konu ise, bu durumda mahkemece paydaşların tamamı, yani hissenin tamamı davalı olarak gösterilmek zorundadır.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren otuz gün içerisine bir duruşma günü belirler. Burada önemli husus var. Mahkeme tarafından yapılan tebligat gününden itibaren otuz gün içerisinde kamulaştırmaya konu taşınmaz malın sahibi tarafından kamulaştırma işleminin iptali için idare mahkemesinde iptal davası açılabilir. Bu süre çok önemli ve çok kıymetlidir. Eğer idari yargıda bir dava açıldıysa, davayı açanlar davayı açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararını aldıklarını belgelemedikleri takdirde, Asliye Hukuk Mahkemesi kamulaştırma davasındaki yargılamasına devam edecektir.
Tarafların bedelde anlaşamamaları nedeniyle dava açıldığı için hakim, taşınmazın bedelinin tespiti için dosyayı bilirkişiye tevdi edecektir. Tarafların ve bilirkişilerin rapor ve bir işlemi verdikleri rapor ve raporları bunlara verecek yanlarından yararlanarak hakim, adil, hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedelini tespit edecektir.
Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırma bedeli, tarafların anlaştığı veya tarafların anlaşamaması halinde hakim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen miktarın peşin ve nakit olarak veya kamulaştırma kanununun 3. maddesinin 2. fıkrasına göre yapılmış ise ilk taksitin yine peşinden nakit olarak hak sahibi adına, hak sahibi tespit edilmemişse ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere onuncu maddeye göre bir davetiye çıkarılır ve bu davetin ilanda belirtilen bankaya yatırılması, yatırıldığına dair makbuzun idareye ibraz edilmesi için idareye on beş gün içerisinde süre verilmesine karar verilir. Gerekli bazı hallerde bu süre bir kereye mahsus uzatılabilir.
İdarece kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ileride doğacak ve ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzunun ibrazı ile birlikte, taşınmaz malın idare yani hazine adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Burada taşınmazın hazine adına tescil hükmü kesindir. Bu çok önemli bir husus, kesin bir karar verir. Ama bedele ilişkin tazminat hakları vatandaşlarımızın saklıdır.
Burada kamulaştırma işlemi ile ilgili biraz önce bahsettiğimiz üzere kamulaştırmanın iptal davası açılabilecektir. Biraz da bundan bahsetmek sağlıklı olacaktır. Kartınız eğer taşınmaz sahibi kamulaştırma işlemine karşı çıkıyorsa, İdare Mahkemesinde idari yargıda kamulaştırmanın iptali için dava açar ve kamulaştırma kararının iptal davası, idarenin kamu gücünü kullanmak suretiyle haksız ve hukuka aykırı kamulaştırma yapması halinde başvurulacak hukuki bir yöntem olarak kabul edilmektedir.
Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10. madde gereğince Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara teminat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ilanı ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içerisinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açılabileceğini tekrardan aktarmak istiyoruz. İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür. İştirak halinde veya müştereken mülkiyeti sahibi paydaşların tek başına kamulaştırma işleminin iptali davası açma hakları vardır.
Belirtildiği gibi, belirttiğimiz üzere otuz gün içerisinde kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi halinde, diğer davalarda idari yargıda açılan davalar bekletici mesele olarak kabul edildiği için bunun sonucuna göre işlem yapılır. Kamulaştırma kararı alan kuruma göre davanın nerede görüleceği değişir. Kamulaştırma kararı Bakanlar Kurulunca, Cumhurbaşkanlığınca alınmış ise iptal davası Danıştay'da açılacaktır. Diğer idarelerin aldığı kamulaştırma kararına karşı ise taşınmazın bulunduğu yer İdare Mahkemesi yetkili olacaktır.
Kamulaştırma işlemleri ile beraber gündeme gelen çok özel bir yöntem daha var: Acele kamulaştırma. Acele kamulaştırma kararı ve kamulaştırma kararları için bazı izlenmesi gereken yolların tüketilmesiyle sonucuna ulaşıldığı için bu hukuki işlemlerde bazen çok uzun yıllar alabildiği için öyle bir özel durum meydana gelir ki, böyle durumlarda taşınmazın vakit kaybetmeksizin kullanılması veya ona el konulması söz konusu olabilir. İşte böyle durumlarda kamulaştırma yapılmak istenen taşınmaz hakkında acele kamulaştırma kararı verilebilir ve bu kararın ardından yalnızca kıymet takdiri yapılır. Kıymet takdirinin yapılması dışındaki tüm işlemler ise daha sonraya bırakılır.
Acele kamulaştırma usulüyle kanunda öngörülen koşulları sağlayarak idare adına taşınmazın mülkiyetinin hazine adına tescil edilmeden önce el konulması sağlanmakta ve taşınmaz enerji yatırımı kapsamında kullanılabilir hale gelmektedir. Acele kamulaştırma kararı uygulama açısından süreklilik öngörmemelidir. Mülkiyet hakkının korunması, kullanılması ve sınırlandırılması yönünden bir belirsizlik yaratmamalıdır. Mülkiyet hakkı kutsaldır ve bunun sınırlandırılması arasındaki denge çok iyi sağlanmalıdır. Acele kamulaştırma kararları da muhakkak aceleciliği haklı gösterecek sebepler açıklayıcı bir şekilde belirtilmelidir. Dolayısıyla aceleciliği haklı gösterecek sebepler sınırlı olarak belirtilmiştir. Bu nedenle istisnai olarak belirteceğimiz hallerde acelecilik pususu ortaya çıkacaktır.
Bunlardan birincisi, 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu uygulamasında yurt savunması ihtiyacına göre acele el konulması, Cumhurbaşkanlığında karar verecek hallerde ve özel kanunlarla öngörülen karşı durumlarda acele kamulaştırma işlemleri yapılabilecektir. Acele kamulaştırma davasında bilirkişi atanır ve bilirkişi marifetiyle kıymet takdiri yapılır. Belirlenen bedel mal sahibi adına mahkeme tarafından açılan banka hesabına yatırılır ve böylece idare tarafından taşınmaza kullanım amacıyla el konulur. Ama hatırlatmakta fayda var, henüz mülkiyet hazine adına geçmemiştir. Bu bir ön işlemdir. Bu davalarda tekrar hatırlatıyorum, kıymet takdiri yapılacak, sadece bu işlem yapıldıktan sonra tescil veya taşınmazın takip mi karar verilecektir.
El koyma kararından sonra ise kamulaştırma süreci başlamalıdır. Yani acele kamulaştırma kararında ilk taksit ödemesi niteliğindeki bedelin tespiti mahkeme tarafından belirlenmiş olur. Mahkemece verilen taşınmaz mala el koyma kararı tapu müdürlüğüne bildirilmelidir. Taşınmaz malın başkasına devir, temlik ya da temlikinin yapılamayacak hükmü tapu kütüğüne şerh edilmelidir. El koyma kararından sonra taşınmaz mal kanunun 20. maddesi uyarınca boşaltılır. Kamulaştırma, acele kamulaştırma, iptal davası bu da çok özellik ve nitelikli bir durum. Acele kamulaştırma kararları enerji projelerinde yatırım süreçlerini hemen geçirmek adına hazırlanmış bir yöntem olduğu için çok hassas nüansları vardır. Vatandaşlar mülkiyet gibi çok önemli bir hakkına müdahale edildiği için burada çok dikkat edilmesi gerekir. Bu nedenle uygulamaları çokça hukuki sorunların yol açıldığı görülmektedir.
Cumhurbaşkanlığı tarafından alınan acele el koyma kararı resmi gazetede yayınlanmasının ardından otuz gün içerisinde taşınmaz maliki ya da hissedarlar tarafından Danıştay'da acele kamulaştırma kararı iptal davası açılabileceği gibi, acele kamulaştırma işlemi ile birlikte kamulaştırma işleminin iptali için yürütmeyi durdurma talepli iptal davası açılabilmektedir. Danıştay, acele kamulaştırma kararına karşılık yürütmeyi durdurulması ve iptal kararları verirken, ileride olması muhtemel zararların telafisi mümkün olamayacağı noktasından hareket etmektedir ve bu nedenle acele kamulaştırma işlemlerinde taşınmazına el koyacak vatandaşlarımızla iletişim halinde olması, onlara konunun yaptırılması ve bedel belirlenirken hassas olunması çok ama çok önem arz etmektedir.
Projelerde yine sıklıkla karşılaştığımız bu hukuki sıkıntılardan bir tanesi de Çevresel Etki Değerlendirme süreci. Çevresel Etki Değerlendirme süreci ile ilgili alınan kararın iptali davaları söz konusudur. Öncelikle Çevresel Etki Değerlendirmesi'nden bahsetmek faydalı olacaktır. Çevresel Etki Değerlendirmesi, gerçekleştirilmesi planlanan projenin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerini belirlemesinde, olumsuz yöndeki etkilerinin önlenmesi ve çevreye zarar vermeyecek ölçüde azaltılması noktasındaki alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknolojik alternatiflerin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasında izlenecek yol ve kontrollerde sürdürülecek çalışmaların bütünü olarak ortaya çıkmakta.
Çevresel Etki Değerlendirmesi süreci ise, gerçekleştirilmesi planlanan projenin çevresel etki değerlendirmesi yapılması için başvuru, inşaat öncesi, inşaat, işletme ve işletme sonrası çalışmaların süreci. Proje faaliyetleri kapsamında yapılan başvurularda Çevre Kanunu ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği gereğince rüzgar projesinin türbin sayısı ve kurulu güce dikkat alanlara çevresel etki değerlendirme süreçleri yürütülmektedir. Bu kapsamda yatırımlarda uygun görülen projeler için ÇED gerekli değildir veya ÇED olumlu kararları verilebilmektedir. ÇED olumlu kararı Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından, ÇED gerekli değildir kararları ise yatırımın bulunduğu yer Çevre Şehircilik Müdürlüğü tarafından verilmektedir.
Bu kararlar davaya konu olan idari işlemlerdir. Dava konusu ÇED kararının mevzuata uygun bir şekilde ilanından itibaren, yatırımın bulunduğu yer İdare Mahkemesinde otuz gün içerisinde menfaatinin zarar gördüğünü iddia eden ilgililer, yurttaşlar tarafından yürütmenin durdurulması talepli dava açılabilecektir. Ama bu davalarda savunma süresi dava dilekçesinin tebliğinden itibaren on beş gündür ve bu süre bir kereye mahsus olmak üzere en fazla on beş gün uzatılabilir. Savunmanın verilmesi veya savunma verme süresinin geçmesiyle dosya tekemmül etmiş olur. Yürütmenin durdurulması talebini etkin olarak verilecek kararlara itiraz edilemez. Önemli bir noktadır. Ara karar verilmesi, keşif, bilirkişi incelemesi ya da duruşma yapılması gibi işlemler hızlıca ve evlilikle sonuçlandırılır.
Verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde Danıştay'a temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz incelemesinde Danıştay, evrak üzerinde yaptığı inceleme sonucunda maddi vakalar hakkında edinilen bilgi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktaya ilişkin ise ya da temyiz olunan kararın hukuki maddi açıdan düzeltilmesi mümkün ise işin esasına bakarak karar verir. Aksi halde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yapar ve esas hakkında yeniden karar verir. Ancak ilk incelemede verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hallerde kararı bozmakla birlikte dosya geri gönderebilir. Temyiz üzerine verilen kararlar ise kesindir. Karar düzeltme yolu kapalıdır. Temyiz istemi en geç altı ay içerisinde Danıştay tarafından karara bağlanmalıdır.
Yine rüzgar santralleri projelerin imar planları ile ilgili süreçlerde planları iptal davası açıldığını görmekteyiz. Rüzgar santrallerinin imar planları iptali için açılan davalarda, imar planları birer idari işlem olarak kabul edildikleri için idari yargının görev alanına girmektedir. İlgili makam tarafından onaylanan imar planları, saptanan ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir ve bu süre içerisinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar imar planını yapan kurum tarafından incelenir ve sonuçları itiraz edene tebliğ edilir. İmar planları onaylanmasının ardından doğrudan dava edilebilir. İmar plan notları da davaya konu edilebilmektedir.
İmar planı iptali için açılan davalarda yetkili ve görevli mahkeme taşınmazın bulunduğu yer İdare Mahkemesidir. Davacı, yani menfaati ihlal edildiğini iddia eden kişi ve kurumlar, imar planında veya değişikliğinden şimdi ve gelecekte yararı bozulan veya bozulacak olan kişilerdir. İmar planları ilan edilecekleri otuz günlük sürenin tamamlanmasını izleyen günden başlamak üzere altmış gün içerisinde dava konusu edebilecekleri gibi, kanuna göre belirtilen prosedür uyarınca kendilerine onaylanma kararının öğrenilmesinden üzere bu yasal süresi içerisinde dava konusu edilebilmektedir.
İmar planlarını iptali ilişkin olarak açılacak davalarda dava konusu hakkını yapmak için sahip olan idare davalı olarak gösterilecektir. Dava konusu imar planı bir bakanlık tarafından yapılmışsa bu bakanlık, büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde ise büyükşehir belediyeleri, belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde ise burada bu alana ilişkin yapılan imar planı ise yine ilgili belediyeler, belediye sınırları dışında ise bağlı olan il özel idareleri davalı mevkiinde gösterilmelidir. İdare mahkemeleri yargılamasında genellikle keşif ve bilirkişi incelemesinde karar verir ve keşif incelemelerinin sonucu tanzim eden raporlarına göre de yargılama süreci üretilmektedir. Yargılama sonunda imar plan iptali durumunda buna karşı Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itiraz müracaatı ve bölgede bu karara karşı da Danıştay'a temyiz hakkı mevcuttur.
Yine uygulamada sıklıkla karşılaştığımız rüzgar enerji santralleri için verilen üretim lisanslarının iptal davaları olduğunu görmekteyiz. Bununla ilgili elektrik piyasasında üretim için faaliyette bulunabilmek için öncelikle önlisans almak zorunlu olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Önlisans süresinde yükümlülükleri tamamlanması kaydıyla üretim lisansı da alması gerekmektedir. Önlisans, üretim faaliyetinde bulunmak isteyen tüzel kişilere üretim tesisi yatırımlarına başlaması için bilmiş bir onay, izin, ruhsat vb. belgelerin alınabilmesi için belli bir süre verilen izni ifade etmektedir. Bir üretim lisansı ise tüzel kişilere piyasada üretim faaliyeti gösterebilmeleri için 6446 sayılı kanun uyarınca verilen izni ifade eder.
EPDK, üretimi lisans vermekten, ilgili lisans yüküm ve şartlarına uyulup uyulmadığını denetlemekten, lisansla ilgili olaylar vermekten ve lisans hüküm ve şartlarına aykırı davrandığı durumlarda ise idari para cezası vermek ve lisansları iptal etmekten bu anlamda sorumludur. Ve lisansları iptal içinde yine haklarının ihlal edildiğini düşünen yurttaşlar, vatandaşlar, kurumlar, kuruluşlar veya tüzel kişiliklerde lisansın verildiğini öğrendikleri tarihten itibaren altmış gün içerisinde EPDK'nın bulunduğu Ankara'da idare mahkemeleri nezdinde dava açabilecektir. Bu hukuki durum ve süreçlerin bilinmesinin yatırımcılar açısından önemli olduğunu düşündük ve bunları sizlerle paylaşmak istedik. Bu anlamda bizleri davet ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Sizlerle birlikte olmak çok güzeldi. Rüzgarla kalın, dostça kalın, hoşça kalın.