Transcription
Evet, bugün Doğan Avcıoğlu'nun ünlü Türkiye'nin Düzeni kitabında 68 yılında çıkmış önemli bir Opus Magnum eseri. Bu kitabında, 40'lı yıllardan, I. Dünya Savaşı'ndan sonra da 45'ten sonra şekillenen yeni dünya düzeninden ötürü Türkiye'nin almış olduğu yabancı yardımların, tırnak içinde Amerikan yardımlarının nasıl irdelendiği, nasıl anlatıldığı, ne kadarının doğru, ne kadarının yanlış, ne kadarının çarpıtılmış, ne kadarının gerçeğe yansıttığına bakmak istiyorum.
Doğan Avcıoğlu'nun linç etme gibi bir amacım yok. Asla öyle bir şey yapmam. Dünya görüşü, ideolojisine böyle eleştirel bir bakış açısıyla girmeyeceğim. Elbette ki siyasi ideolojisine göre yorumlar yaptığını görüyoruz. Ama amacım bir Doğan Avcıoğlu'la analiz yapmak değil. Onu yapacak kişi de ben değilim zaten. O kadar da tanımıyorum. Yaptığı her şeyi de okumadım. Okuduğum şeyler var tabii.
Türkiye'nin Düzeni 68 yılında yayınlanmış ve kimilerine göre Türk solu için önemli bir eser. Kimileri de diyor ki işte 12 Mart Muhtırası'nda yer alan askerlerin başucu kitabıydı falan diyor. Rivayet bunlar. Bilmiyorum tabii ama önemli bir eser olduğu kesin. O dönemi şekillendiren, görüşlerini belirttiği bir Türk sol aydınının, tırnak içerisinde aydın olarak görülen kişinin yazmış olduğu önemli bir eser. Kimileri tarafından kabul gördü, kimilerinden görmedi.
Ben bütün eseri de burada incelemeyeceğim. Sadece bizim bizi ilgilendiren kısmı, yani bu Thornburg alt başlık olarak onu verdim. Çünkü her yerde Thornburg Raporu'nun adı geçiyor. Şunu da söyleyeyim. Thornburg sadece tek bir rapor değil. Raporlardan bir tanesi ve bu sadece biz size böyle bir rapor sunuyoruz, bunu yapacaksınız diye bir şey de değil. Bu çok yanlış anlatılıyor Türkiye'de. Çünkü anladığını zannedenler okumadan konuşuyorlar.
Bir sürü şey göstereceğim size. Yine yabancı kaynaklardan orijinal raporları göstereceğim ve şunu iddia ediyorum. Yani yemin edebilirim ama kanıtlayamam diye bir durum vardır. Bizde bu konuyu bildiğini zannedenler size göstereceklerimin bir satırını bile okumamış insanlar. Türkiye'de aydın olarak geçinen, profesör, doçent diye geçinenlerin çoğu bunları okumadan konuşuyorlar. O kadar maalesef kötü bir entelektüel problem yaşıyoruz. Kaynaklardan göstereceğim. Çok da uzatmak istemiyorum. Yani her türlü detayına böyle satır satırına da girmeyeceğim ama bahsettiğim kitap şudur. Bulabilirsiniz rahatça.
Türkiye'nin Düzeni Dün, Bugün, Yarın, Doğan Avcıoğlu. Bendeki iki ciltlik versiyonu, tek ciltlik olanları da var. Yeni baskısı da var bu arada. 2024'te ya da 25'te yeniden basıldı. Tekin Kitap galiba bastı. Yenisini de eskisini bulabilirsiniz. Bunun bendekinin 71 baskısı galiba. Bakayım. 5. Baskı. Evet, Mart 1971'deki 2. cildinden şuradan iki tane yıldızdan da anlıyorsunuz. Burada Doğan Avcıoğlu'nun yapmış olduğu birtakım yorumlar var. Tespit edemeyelim de birkaç bölümünden bahsedeceğim. Askeri yardımlar, ondan sonra Amerikan kalkınma modeli diye anlatıyor. İşte 2, 4, 5, 6, 7 sayfa falan. İşte işbirlikçi kapitalizmin itici gücü. Oraya gelmeden. Yani işimiz tabii siyasi şeyler değil, ekonomik modeller üzerine.
Burada yazdıkları neden önemli? Neden ana başlık Doğan Avcıoğlu? Çünkü bu konuyla ilgili Türkiye'de işte Amerikan yardımları, dış yardımlar, Truman, Marshall falan filan ne diyorsak 2000'li yıllara bakın. 2010'lar, 20'lere falan 90'ları da katarak bakarsanız bir sürü makaleler yazılmış, kitaplar yazıldı vesaire. Hep böyle merak ettim yani Türk havacılık tarihiyle de ilgili önemli bir şey var. Ve kapağı farkındaysanız uçak fabrikalarına fotoğraf falan da koydum. Çünkü bize hep şöyle anlatılır. İşte Amerikalılar dayattı, uçak fabrikalarını kapattık vesaire. Bu bir uydurma. Bu yalanı biz uydurduk. Onu da göstereceğim.
Hangi araştırmaya bakarsam bakayım, özellikle 2000'li yıllarda yeni hiçbir araştırma yok. İktisatçılar, tarihçiler birbirlerini kopyalayıp başlığı değiştiriyorlar, içeriği değiştiriyorlar. Farklı cümlelerle yazıyorlar. Yeni makaleymiş gibi yayınlıyorlar. Hiç ortaya yeni bir şey konulduğunu görmedim. Benim göstereceğim belgeleri okuduklarını da düşünmüyorum. Dediğim gibi Türk akademisini burada eleştirmek durumundayım. Onlarca makale okudum. Gözümden kaçmış olanlar olabilir. Güzel makaleler var. Yani var olan içeriği objektif bir şekilde yorumlayıp başka çıkarımlar yapan orijinal güzel çalışmalar var. Ama çoğu birbirinin kopyası. Birbirine referans veriyorlar. Geçen sene bir şey yazmış. Atıyorum 2015'te, 2016'da bir şey çıkıyor. Ondan kopyalamış, koymuş. Hep birbirlerine böyle cross citation yaparak, karşılıklı referans yaparak böyle bir şekilde listeyi şişiriyorlar.
Onun dışında hep böyle bir merak ettim. Yani şu Amerikalılar dayattı, fabrikaları kapattık, tarıma mahkum edildik söyleminin kökeni nerede? Hep bunu merak ettim ve yıllarca okudum, baktım, ettim. Kapı buraya çıkıyor. Yani tüm yollar Roma'ya çıkar. Burada da tüm yollar Doğan Avcıoğlu'na çıkıyor. Doğan Avcıoğlu 68'de yazdı bunu. Daha sonra başka bir kitap daha göstereceğim. 90'lı yıllarda da çok çıktı. Sami Güven'in Bursa Uludağ Üniversitesi'nde iktisat profesörü. O da böyle Halt, Barker ve Torbrook raporlarını bütünleyici, böyle ortak ortaklaşa bir çalışma yapmış. İdeolojik bir çalışma, gerçekleri anlatan bir çalışma değil. Bir iktisat profesörünün öyle bir şey yazması çok üzücü bir şey bence. Yazdıklarının tam tersi orijinal raporlarda yazıyor. İşte bize şunu dediler diyor, orijinal rapora bakıyorsun, tam tersi çıkıyor falan. Çok ayıp şeyler yani bir profesör unvanındaki birinin böyle şeyler yapması çok komik. Komik değil, traji komik daha doğrusu. Ama bunlar işte referans alınıyor ve Sami Güven de en çok referans alan kişi. Hatta şurada kitabı da göstereyim. Şu kitaptır. Bulabilirsiniz her yerde. Türk Ekonomisi Üzerine Amerikan Kalkınma Reçeteleri, Hill, Stormbrook ve Barken Raporu. Sıralamayı doğru vermiş Allah'tan. Kronolojisi güzel ama içeride tamamıyla rapordan bir şeyi almış. Kopylayala yapıştır. Aynı paragrafı alıyor, başka kelimelerle. Sanki böyle chat GPT atmış da bana bunu farklı kelimelerle yaz gibisinden. Çok amatör bir çalışma. Şu ikisi her yerde referans gösterilen kitaplardır ama bu 98'de yayınlanmış. Bu Sami Güven de bir yorum yaptıktan sonra bağlantıyı Doğan Avcıoğlu'yla bitiriyor. Yani bütün yollar buraya çıkıyor diyebilirim. "Yaptırtmadılar, ettirtmediler" diyen insanların bütün referanslarında bunları görüyoruz.
Esas bizim konuşmamız gereken konular neler? Esas olay ne? Tornbrook dediğim gibi sadece tek değil ama madem ondan konuşuyoruz, o zaman gerçek Tornbrook raporunu gösterelim. Gerçek Thornburg'un kitabı budur. Bakın Turk Economic Appraisal Thornburg E Spiry Soul diye. Doğru mu okudum? Spiry mi? Okunuyor. Bilmiyorum. Yani bu esas kitap şudur. 1949'da basılmış. 20 Century Found. Bu da önemli. Bundan da bahsedeceğim çok kısa. Bakın şurada net gözüküyor mu? 20. yüzyıl Vakfı ya da 20. yüzyıl Fonu. Bu önemli bir vakıf, bir fon kuruluşu. Çünkü 45 sonrası yeni kurulan dünya düzeninde Amerika'nın maddi yardım yapmak istediği ülkelerden birtakım temaslarda bulununca ilk kalkınma planlarını inceleyen Tinguen kuruluşunun bir ferdi Thornburg. Yani bu Tingu, 20. yüzyıl Fund dedikleri vakıf ve öncelikle onların eline geliyor. Onlar inceleme yapıyorlar. Türkiye'den gelen raporları da onlar incelemişler ve farkındaysanız Türkiye'den gelen raporlar diyorum. Çünkü raporları birden fazla raporu biz oluşturmuşuz ve biz Amerikalılara sunmuşuz. Yani Amerika'nın gelip "Siz Türkler, ben size bunu veriyorum, bunu yapacaksınız" değil. Türkiye bir şey hazırlıyor, Amerikalılara sunuyor. Ondan sonra bir karşılık geliyor. Türkiye'de anlatıldığı gibi değil. Bunlar hep çarpıtılarak anlatılmış.
Ben bakın bu 49 senesinde yazılmış bu kitap. Bunun PDF'i de var. Bulabilirsiniz archive.org'da falan bulabilirsiniz. Bunlar dijitalleştirilmiş. Yani yıllardır var bunlar. Türkiye'den bu konuda konuşan birinin bir Allah'ın kulunun şunu okuyup yorum yaptığını görmedim. Türkiye'dekiler neyden konuşuyor? Ben size söyleyeyim. Bak bunun Türkçe tercümesi de var. Bundan da konuşacağım. Nebioğlu Yayınları, Türkiye Nasıl Yükselir? Şunun birebir tercümesidir. Bunu da kimse konuşmuyor. Bunun böyle çok ufak böyle fasikül gibi çok özetin özeti bir versiyonu var. Bu bir anlamı ifade etmiyor. Bu sadece şey gibi tanıtım broşürü tarzında. O da aynı şekilde Kardeşler Basım 48'de basılmış. Fürf ne? Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti Neşriyatı tarafından. Böyle bir 15-16 sayfalık böyle bir şey. Bu pek bir değeri yok bunun.
Doğan Avcıoğlu ve gibilerinin referans aldığı eser budur. Türkiye'nin Bugünkü Ekonomik Durumunun Tenkiti. Yazar Max Weston Thornberg. Doğru. 1950'de tercüme basılmış tercümesi Nail Artuner tarafından. Bu kitap orijinal raporun kıyaslamasına bakarsanız bayağı bir sadeleştirilmiş ve Türk kamuoyuna uygun hale getirilmiş versiyonu. Tamam mı? Bu kitapta her şey yazmıyor. Bu kitapta ağırlıkla neticeler üzerinden gidiliyor. Şimdi neticelere varmadan evvel kitapta da göstereceğim. Dijitalinden incelemeler bölümüne hiç yer verilmiyor. Nerede? Yani onun da özetinin özeti geçiyor. Yani Thornburg kendi raporunda atıyorum size örnekler göstereceğim. Mesela Karabük Demir Çelik, Lokomotif, Motor Sanayi, Gemicilik üzerine dört tane başlıktan örnek vereceğim. Hepsine girmeyeceğim. Mesela lokomotifle ilgili bir şey anlatırken burada bir tanım var. Bunu almış Doğan Avcıoğlu kopyala yapıştır. Bir cümleyi vermiş. O bir cümle üzerinden bir siyasi ideolojik yorumlama yapmış. Mesela lokomotif almamıza bile izin vermiyorlar diyor. Ama neden? Mesela nedeni burada tam yazmıyor. Burada yazıyor. Bunu okumamış. Doğan Bey aydınımız bununla yetinmeyi uygun görmüş. Bundan da cümleleri cımbızlamış. Kitabına koymuş bize paketleyip servis edip o şekilde sunmuş. Tamam. Yani tam olay gerçekten de bu.
Bunun dışında Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan böyle şeyler de var. Bunları saftan zamanda toplamıştım. Amerika'nın Yardımları, Türkiye'ye Yapılan İktisadi Yardımlar. Bunlar girmeyeceğim bunlara çünkü çok detaylı. Yıl yıl, kalem kalem hangi proje için ne kadar paraya ayrılmış falan. Yani çok detaylı incelemek istiyorsanız böyle şeylere tabii ki istatistiklere ihtiyaç var ama buraya girmeyeceğim.
Bunun dışında bir de tabii ki çok önemli bir referans Yahya Tezel'in Cumhuriyet Dönemi İktisat Tarihi kitabı İş Bankası Yayınlarından. Bu bayağı bir basıldı. Yani onlarca baskısı falan olmuştur. Bu son kapağıdır. Kapsamlıdır. Bunun neresindeydi? 370'lerde falan. Savaş sonrası için yeni bir planla ilgili çalışmalardan başlıyor. Güzel belgeler de var. Bu Yahya Tezel özellikle zamanın İktisat Bakanlığı'nda çalışan Şevket Süreyya'dan aldığı belgelerle anladığım kadarıyla oradan yazmış. Orijinal belgeler, tablolar falan var. Bu kaynakları hiçbirini okumadan yorum yapmamak lazım. Maalesef bizim insanımız Twitter'daki efsanelere inanmaya meyilli olduğu için üzücü maalesef.
Şimdi başlarken neye girelim şimdi? Öncelikle bir 1945'e nasıl gelindi ondan başlamak lazım. Şimdi bir tane bir yansı göstereceğim. Daha sonra yansıdan çıkacağım. Devam edeceğim esas konuya. Şimdi şuraya bir bakmak gerekiyor. 1900 yani bu raporlar dediğimiz raporların tarihi 1945 sonrası. Ama 45'lere nasıl gelindi? Kısaca böyle bir şemaya bakmak lazım. Ya 1930'larda zaten böyle bir kıpraşma olmaya başlamıştı. Türkiye'de tek bir tane sanayi planı uygulandı. Yani anons edildi ve uygulandı. O da 1-5 yıllık sanayi planıydı. 34-38 arası. Bu da biraz da bir önceki videoda ben Kadro hareketinden bahsetmiştim. Onu da detaylıca izleyebilirsiniz. Aslında bilerek önce onu yaptım. Ondan sonra bu konuya temas ediyorum. Kadro hareketi kimlerdir? Çok da iyi miyim? 6 kişiden oluşan bir entelektüel grup diyelim. Bunların dördü Marksist kökenli. Sonradan Kemalizme, işte cumhuriyetçi fikre kendilerini adamışlar. Aralarında işte Yakup Kadri, Şevket Süreyya, işte Şevki Yazman gibi insanlar var. Önemli kişiler. Ve bu kişilerin 36 bölümden oluşan 3 sene boyunca çıkardıkları bir dergi var. Kadro dergisi. Onun içindeki sanayi ile ilgili maddeleri analiz etmeye çalıştım. Bunu izleyin lütfen. Bu ikisi de birbiriyle bağlantılı.
Kadro hareketinin hükümete önerdiği çok önemli bir şey var. Ve diyorlar ki ne sosyalizm ne Batı tipi kapitalizm, bizim kendimize has bir devletçilik bazında bir milli ekonomi modeli bulmamız gerekiyordu ve 2 sene, 3 sene bunu yazıyorlar. Daha sonra aynı aynı dönemlerde 20'lerin sonunda da bir Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkıyor. Teşvik-i Sanayi Kanunu'nun anlamını da bilmek lazım. Özel sektörü teşvik etmek için. Yani her şeyi devlet yapıyor. Eyvallah. Hadi biz de biraz böyle özel sermayeyle bir şeyler yaptıralım. İşte banka kuruluyor. İşte bu kurulan bankaların amacı da o zaten. Sanayi Maden Bankası falan kuruluyor. Amaç şu: çiftçi gelsin ya da ne bileyim taşradan, şehirden biri gelsin desin ki ya ben kredi çekmek istiyorum. Ben girişimci olacağım. Zamanın günümüzün şeyiyle işte startup kuracağım tarzında devlet de size birtakım meblağ veriyor. Ama bu görülüyor ki bu başarısız oluyor. Çünkü Kadro görüşünde, Kadro hareketinin görüşünde şu var: kredi almak için davet ettiğin insanlar özel sektörü, parayı çevirmeyi ne kadar biliyorlar ki bundan bir şey bekliyorsun? Yani 1927 nüfus sayımının verilerine göre Türkiye'nin okuma yazma bilmeme oranı %92. 13.6 milyonun 1.1 milyonu okuma yazma biliyor ve öyle bir ortamda işte ne bileyim bir tane üniversiten var, teknik üniversiten yok. İşte 3-5 tane mektebin var. Zanaat olayı yani gerçekten durum o kadar da iyi değil. Böyle bir ortamda halkın %80'i 90'ı kırsalda yaşadığı bir yerde yüksek teknolojiyi görmemiş bir yerde bu insanların senden kredi alıp startup kurup yüksek teknoloji yapmasını bekleyemezsin. Bu bir hayaldi demeye getiriyor Kadro hareketi. Ve gerçekten de bu sistem yürümüyor. 1-5 yıllık sanayi planı sadece bundan ötürü değil, başka şeyler de var işçisinde ama 34'te hayata geçiriliyor. 38'e kadar özel sektör hamlesini devlet geri çekiyor ve Kadro hareketi diyorduk ki, yani biraz da bizim dayatmamız da oldu demeye getiriyorlar. O tartışmalı tabii ama Kadro hareketinin çok önemli bir şeyi var. Bunu da orada da bir önceki videoda anlattım. Devlet eliyle tarımdan başlayıp ağır sanayiye yönelme. Çünkü nüfusunuzun ağırlıkla hemen hemen hepsi taşrada, kırsalda yaşıyor. Topraktan gelirini topraktan elde ediyor. Böyle bir insanların öncelikle temelden gelip bunu oturtmadan ağır sanayiye geçmek doğru değildir diyor. Bakın 1930'larda bunu söyleyen bir Türk ekibi var. Ve dediğimiz gibi 1-5 yıllık sanayi planı bu yapılıyor. Girmeyeceğim bunun içerisine. Daha sonra ikincisi planlanıyor ama ikincisi hiçbir zaman uygulanamıyor. Çünkü savaş, savunma ekonomisine geçiyor. Savaş başlıyor. Uygulanamıyor.
Bu şunu da söylemek lazım. Dünya Savaşı'nı bizim Türk toplumu bilmiyor. Anlatamadık. Bununla ilgili Türk tarihçiliği bir ekol, bir gelenek, bir kültür oluşturamadı. O yıllarda oluşan gelişmeler dünya çapında, yani 50 küs 50-60 milyon arası insan telef oldu burada. Biz sadece o savaşa girmedik diye ilgilenmiyoruz. Silip attık orayı. O dönemi anlamadığımız için o dönemden sonraki doğan yeni dünya düzenini de anlamıyoruz. O yeni dünya düzeninde Türkiye'nin hangi şartlarından ötürü yer alması zorunlu kılan durumları da anlamıyoruz. Maalesef bu Türk tarihçiliğinin bir zaafı ya da ne bileyim kötü yönetilmesinden ötürü doğan bir olumsuz vaka mı diyeyim bilmiyorum ama Türk toplumuna I. Dünya Savaşı öğretilmedi. Bilmediğimiz için bu konuları da anlamıyoruz.
Şimdi burada bunu durduruyorum. Yani bu kronolojiyi iyi bilmek lazım. Durup dururken böyle lang diye Thornburg gelmiş. Biz size bunu dayatıyoruz diye bir şey yok. Böyle bir çizelge var. Savaş var. Savaştan sonra bir yeni dünya düzenine giriyoruz. Kapattım şeyi şimdilik sunumu. Yeni bir dünya düzenine giriyoruz ve bu yeni dünya düzeninde Türkiye önceki videolarda da görebilirsiniz, girmeyeceğim. Batıya kendini konumlandırıyor. Çünkü Sovyetler'den gelen bir tehdit algısı var. Bunu kabul etmeyen insanlar da var Türkiye'de. Avrasyacı grup mesela bunun doğru olmadığını iddia ediyor. Bilmiyorum ne kadar o kadar şeye girmeyeceğim ama yani dışişleri arşivlerinde yazılan bir sürü yazılarda yani bu var. Selim Sarper'di galiba bizim Moskova büyükelçimizi çağırıyorlar. Saldırmazlık anlaşmasının devam etmeyeceğini söylüyorlar. Mesela Türkiye bundan ötürü tedirgin. Birleşmiş Milletler San Francisco Konferansı'nda 1945'in yazında Boğazlar üzerine talepleri var ve Stalin'den sonra başa gelen Kruşçev'in Komünist Parti konuşmalarında bunu eleştirdiğini gösteren yazı, konuşmaları var. Yani bunların hepsi yazıya döküldü. Yani bu yalan değil. Bunlar olmuş.
Türkiye'de tabii 500.000 askeri anca toparlayabiliyor. 180 milyon nüfusu olan bir ülke, işte 10 milyon asker çıkarabilen Sovyetler Birliği'ne karşı kendini konumlandıramayınca kendini savunabilecek durumda değilse ve 22.800 personelini de kaybetmiş savaşta tek kurşun atmadan. Kötü bir durum var. Ekonomik durum kötü. Askeri durum kötü. Ve bunu Şevket Süreyya adamın kitabının ikinci cildinde de anlatıyordu. Dünya Savaşı'nda bir önceki videoda da bunu gösterdim. F. Çakmak ekibi yani ordunun çok rezil durumda olduğunu söylüyor ve biz bu şekilde savaşa giremeyiz. Ne yapacaksak yapacağız, biz bu savaştan uzak duracağız. Buna yönelik bir dış politika Türkiye'yi geliştiriyor. Çünkü durumumuz öyle iyi de değil. Bunu da söyleyelim. Yani böyle aslanız kaplanız uçuyoruz kaçıyoruz öyle bir durum da yoktu. Bunların tam tersi maalesef biraz da o dönemi abartılı anlatan insanların hatası da diyebilirim. Neyse buraya bu bahsi kapatıyorum.
Şimdi Doğan Avcıoğlu'na gelelim. Böyle bir girizgah yaptık. Evet, gerekliydi. Çünkü direkt lang diye konuya girmenin bir anlamı yok. Şuradan Doğan Avcıoğlu neler yazmış ve kıyaslamalı olarak dediğim gibi şöyle pardon karışık oldu. Doğan Avcıoğlu şurada bahsetmiş olduğum Max Thornburg'un raporunun Türk kamuoyuna hitap eden inceltilmiş, sadeleştirilmiş versiyondan cümleleri cımbızlayarak almış. Yani şurada Türkiye'nin Bugünkü Ekonomik Durumu Tenkiti. Bunu saftan ya da ne bileyim üniversite kütüphanelerinden falan bulabilirsiniz. Ben yıllar evvel almıştım. Yani bu eşit değildir bu orijinal. Bakın ne kadar kalın. Bunun şeyine bakın. Hacmine bakın. Arada bayağı fark var. Doğan Avcıoğlu bu bahsetmiş olduğum şeyden cümleleri birebir almış. Yani kopyala yapıştırı doğru yapmış ama nasıl paketleyip servis etmiş?
Şimdi burada bendeki 71 baskısından size birkaç tane bir şey okuyacağım. 381. sayfada Amerikan kalkınma modeli diyor. Şimdi bir dakika. Buradan baş. Ondan evvelinde neden bahsediyor? Askeri yardımlar, işte 47'de işte Truman bilmem ne falan ondan bahsediyor. Truman yardımı da bu arada şeyle Marshall'la bir ilgisi yoktu. Truman tek seferlik bir neydi? Yunanistan'da çıkan komünist isyana karşı işte oradan Türkiye'de sıçramasın diye hem Yunanistan'ı 250.000, 150 pardon 250 milyon, 150 milyonda Türkiye Türk Silahlı Kuvvetleri'nin askeri kademesini, askeri teçhizatını güçlendirmek için verilen bir yardımdı. Askeri yardımdı. Yani oradan başlıyor anlatmaya. Ondan sonra Amerikan kalkınma modeli diye geliyor. Amerika bir yandan askeri yardım yoluyla, orduyla uğraşırken öte yandan iktisadi yardım yoluyla Türk ekonomi politikasını etkilemeye yönelmiştir. Bu konuda da Amerika öncü, hızlı, nazlı davranmıştır falan böyle başlıyor. Hepsini okumayacağım. Burada size dört tane örnek vereceğim. Karabük Demir Çelik. Burada not almıştım. Lokomotifle ilgili bir tespiti var. Lokomotif sanayi ile ilgili. Motor kısmı var. Şimdi bu motor kısmı işte uçak muçak falan oralara geleceğiz. Gemi sanayi ile ilgili bir bölüm var. Dört tane sanayile ilgili başlık altından örnekler vereceğim.
Şimdi neredeydi bu? Ha, şimdi burada ne diyor? Thornburg bundan sonra hayret verici tavsiyelerini sıralamaktadır. Karabük Demir Çelik Fabrikası tasfiye edilmelidir. Doğan Avcıoğlu diyor bunu. Tırnak içinde "Karabük'ü Türk halkının hakiki ihtiyaçlarının temini uğruna feda etmek ilgili Türk makamlarının cesareti ve gerekli değişikliğin tahakkuku için Türkiye'ye yardım edebilecek Amerikalıların bilgi ve hüner için bir imtihan olacaktır." Dipnot vermiş. Doğru yerde doğru cümleyi kopyala yapıştır yapmış. Burada bitiriyor mesela. Karabük Demir Çeliği işte tasfiye edilmelidir diyor. Bak diyor, Amerikalılar bizim Karabük Demir Çeliği'ni kapattırıyorlar mantığında.
Şimdi Türkçe tercümesini okuyorum. Bu birebir tercümedir. Güzel bir tercümedir. Karabük'le ilgili bakın Türkiye Nasıl Yükselir'de 102 ile 107 sayfalar arasına geliyorum. Demir Çelik Merkezi Karabük. Buradan şimdi ilgili bölümleri okuyacağım. Yani, eee, Doğan Avcıoğlu'nun cımbızlayıp sadece bir cümleyi alıp "bakın işte kapattırıyorlar" cümlesinin geri planında anlatmadığı yerleri anlatacağım size. Şimdi Karabük'le ilgili bu arada bu Thornburg gelmiş 47-48'de gelmiş. 1-2 sene falan kalmış. İncelemiş yani adam her yeri. Orijinalin PDF'i de var bende. Göstereceğim sayfa sayfa. Anadolu'nun her yerini gezmiş. Bütün kurumlar tek başına değil tabii ekip olarak geliyorlar. Bu ekibin başındaki kişi her tarafı geziyor, ediyor falan. Önemli kurumları inceliyor. İncelediği incelemelerden sonra böyle bir rapor yazıyor ekibiyle beraber. Mesela Karabük Demir Çelik'le ilgili "iktisadi bir ucube" diyor. Yani çok ilginç. Burada ne yazıyor? "Bu iş için Karadeniz sahillerinden dağlarla ayrılmış olan Karabük mevki seçilmiştir. Fabrikanın kömürünü bu dağların öte taraflarında asgari 45 mil iş işleyeceği cevheri ise karayolu ile 600.000 uzaktaki Divrik'ten getirmek lazım." Yani Sivas Divri'den bahsediyor. "Bu şartlar tesisatı taşıt masrafları bakımından ağır bir yükün altına sokmak demektir." Yani ne diyor? Mil karamili 1.6'ydı galiba. 1.6 x 45 = 72 km Zonguldak'tan kömür Karabük'e getiriyor. Sonuçta orayı faaliyete sokmak için kömür lazım. 600 mil de 1.6 = 960 yani 1000 km Sivas'tan demir cevheri getirtiyorsun diyor. Bunun bir masrafını yapıyorsun. 70-80 kilometrede şeyden Zonguldak'tan kömür getirtiyorsun ki oradaki şeyleri, fırınları falan işlevsel hale getirebilirsin. "Karabük bu iş için seçildiği zaman izabe fırınlarının ithal malı cevher kullanacağı düşünülmüş ve Divrik'teki demir cevherinin zenginlik derecesi ve kalitesi araştırılmamıştır. Bu kadar büyük ve masraflı modern bir tesisat kurulmadan evvel yerli demir cevheri kaynakların esaslı bir tetkikten geçirilmesi lüzumu aşikar olmakla beraber ithal malı demir cevheri işletecek fabrikanın yerini tayin ederken demir cevherinin nakline lüzum göstermeyecek ve kömürün de el altında bulunacağı bir sahil yerinin seçilmesi yerinde olurdu. Fakat askeri şahsiyetler tesisatı taarruzdan korumak mülazası ile fabrikayı 1500 metreye yakın bir yüksekliğin arkasına yerleştirmeyi tavsiye etmişlerdir. Halbuki bu mülazaa bugünkü şartlar içinde tamamıyla beyhude idi. Bunun öyle olduğunu önceden tahmin etmek fabrika tasarılarının hazırlandığı 33 yılında pekala mümkündü. Her neyse fabrika şimdi Zonguldak limanından 50, tasarlanan Ereğli iskelesinden ise 70.000 uzaktadır." Yani şey demeye getiriyor. Karabük Demir bugünkü Kardemir'den bahsediyor. Öyle bir yere kurulmuş ki diyor dağların arkasında böyle korunaklı bir yerde askerlerin talebi üzerine o lokasyon seçilmiş işte ne bileyim bombardıman falan ulaşılması zor bir yer olsun coğrafi şartlarda. Ama diyor ki onu faaliyete geçirmek için en yakın kömürü Zonguldak'tan getiriyorsun. 70-80 km yol getirtiyorsun diyor. Demir yolu tarafına da geleceğiz şimdi. Ve orada ilk başlarda yabancı cevheri orada işletmeye yönelik bir tasarı varmış diyor. Daha sonra Sivas'ta bulundu diyor. Sivas'tan da 1000 km'den getirtiyorsun diyor. Taşıma masrafının ortaya çıkarmış olduğu taşımadan ötürü, nakliyeden ötürü ortaya çıkan masraflardan ötürü fiyatı artıyor ve zararına iş yapıyor diyor. İleriki satırlarda da göreceğiz. Ve orada yapmış olduğun, ortaya çıkarmış olduğun ürünleri diyelim sonuçta işleyeceksin o pik demiri vesaire değil mi? Çeliğe getireceksin. Haddehanede bunları şekil vereceksin. Bir hale getirmen lazım ki diğer fabrikalara götüresin. Oradan nereye götüreceksin? En yakın limanların işte Ereğli'de bir de neredeydi? İşte Zonguldak. Oralara da 50 mil, 70 mil uzaklıkta. Yani yapılan hesaba göre çok detaya girmiyorum alıp okuyabilirsiniz. Aslı astarından pahalı. Sen 5 liraya bir şey mal edeceğini, yani 5 liraya satacağın şeyi 10 liraya mal ediyorsun, zararına ve devlet sürekli bunu sübvanse ediyor diyor. Kardemir bundan ötürü yanlış lokasyon, hatalı lojistik planlamadan ötürü zarar eden bir firma diyor. Bu Amerikalının iddiası. Alt başlık iktisadi bir ucube. Burada da hangilerini okuyayım? Yine hepsini şey yapmayayım. Sanki bunlar yetmiyormuş gibi bir de şeyden bahsediyor. Ha evet. Bunun tabii ki fırınları var. İzabe fırın. Sonra orada pik demir ihtisal kapasitesinden bahsediyor. Yani fırın. Onu eritiyorsunuz tabii o pik demiri. Erittikten sonra çelik yapıyorsun. Onun için ayrı bir fırın var. Bir de haddehane var. Hepsi üç tane farklı istasyonun kapasitelerini ortaya koymuşlar ve birbirleriyle uyuşmuyor diyor. Hacimler uymuyor birbirine diyor. Kendince bir şey yapmış. Şurada ilginç bir şey var. "Bu haddehane 1945'te 3700 ton ray yapmaya muvaffak olmuştur. Fakat buralar o kadar düşük kalitedeydiler ki son derece ihtiyaca rağmen Demir Yolları İdaresi tarafından reddedilmişlerdir." Bakınız Türk Hava Kurumu Nuri Demirağ 1945'te 3700 ton ray yapmış. Kardemir Devlet Demiryolları istedi diye iş vermiş ama Devlet Demiryolları istediği kalitede olmadığı için bunları reddetmiş, almamış. Fakat buralar o kadar düşük kalitedekiler ki işte Devlet Demiryolları almadı. Haddehane 46'da daha iyi kalitede 7.500 ton ray inşa etmiştir. Bunların çoğu yine yapılmış oldukları iş için kullanılmamıştır. Boş boş duruyormuş. Yani binlerce ton ray Kardemir'de boş boş dışarıda duruyor. Bu ekonomik ucubenin ucubenin mesuliyeti geniş mikla hizmetleri Türkler tarafından aranılıp kabul edilmiş olan ecnebi acentelere aittir. Fabrika planlanırken Alman Kulüp tesislerinin 22-23'teki teknik tavsiyeleri esas olarak alınmıştı. Türk halkının sırtına böyle beyaz bir fili yükletmekle ne maksat takip edildiği tetkik ve şüphe mevzuu olabilir. Hiç şüphe yoktur ki Alman Almanlar Türk piyasasını gelecekte Esen çeliğiyle doldurmayı düşünüyorlardı." Yani bu ilginç. Zarar ediyor diye bir tane liste vermiş burada. Şöyle göstereyim. Hepsini okumayacağım. Şurada da liste de var. Pik demir, külçe çelik, ağır parçalar, ray, levha, orta ağırlıkta parçalar, parmaklık falan bunların maliyet ve satış fiyatlarını falan veriyor ve zarar edildiğinden bahsediyor. Bu çok ilgimi çekti benim. Karabük'ün istikbali, bundan yani ne yapılması gerektiğini falan filan şey yapıyor. Burada özet olarak okudum. Yani şeyin söylediği, Thornburg'un orijinal raporda söylediği diyor ki bu fabrika Kardemir lokasyonu itibariyle maliyetinin çok daha üstünde, yani satış fiyatının üstünde bir maliyete getiriyor bunu ve zarar ediyor. Lokasyon yanlış. Yanlış olduğu için bu askerler tarafından seçilmiş bir yanlış bir yerde lokasyonu var diyor. Buradan çıkacak olan malı limanlar üzerinden ticaretle götüremiyorsun. Limanlara da çok uzak. Kardemir'in olduğu yerden Zonguldak ve Ereğli limanlarına götürülebilecek hiçbir yolu yok. Oraya limanlar yapıyorsun ama yollar kapalı. Yani elindeki şeyi dış ticarete satamıyorsun. Demek ki abi bu senin ciddi paranı yiyor. O yüzden diyor tasfiye edilmelidir diye. Ya tasfiye ederken bunun ayrıca bir yer falan da söylemiş. İzmit taraflarına falan taşınsa daha mı iyi olur acaba? Gemlik Körfezi. O sıralar deprem meprem tabii o kadar günümüzdeki fazla değil ama İzmit Adapazarı tarafına taşınsa acaba oradaki yeniden yapılan bu şeyler üzerinden nakliye masrafların falan hesapları üzerinden daha makul olabileceği de uygundur diyor. Öngörüyoruz diyor. Bunların hiçbirini anlatmadan diyor ki "daha Karabük Demir Çelik Fabrikası tasfiye edilmelidir." Tasfiye edilmelidir ama başka bir yere taşınmalı ve ekonomik hale getirilmelidir diyor. Bunu Doğan Avcıoğlu anlatmıyor. Bu birinci örnek.
2'ye geliyorum. Lokomotiflerle ilgili neredeydi bu? Ha, "Türkiye 125 lokomotif imal edebilecek bir fabrika kurmak için Amerikan İthalat ve İhracat Bankası'ndan 14 milyon dolar kredi istemiştir. Thornburg bu projeyi veto etmektedir." Tamam. Evet. Yine kopyala yapıştır. Doğru demiş Doğan abimiz. Peki yine orijinal raporda ne yazıyor? 198'e geliyoruz. 198. sayfada buradan okuyorum. "Türkiye İthalat İhracat Bankası'ndan export bank istikraz talebinde bulunmuştu. şey için diyor. Demir yollarından bahsediyor. Bu istikraz talebinin 14 milyon dolara yakın bir kısmı senedeydi. 125 adet lokomotif imal edecek bir fabrika inşası içindi. Daha kendi çelik, pulluk ve modern çiftlik arabalarını imal etmeye başlamamış olan bir ziraat memleketi henüz lokomotif imal edecek vaziyette olamaz." Thornburg'un lafları bunlar. "Türk hükümeti makamları bu şekilde düşünmeye devam ettikleri müddetçe dolarlarımızla mamul makinelerimizi kendi memleketimize kullanmak daha faydalı olacaktır." Şimdi 14 milyon dolarlık kredi istemiş bizimkiler. Senede 125 tane lokomotif imal edebilecek bir imalathaneye sahip olmak için. Şimdi cımbızla tamam ama bunun bir de açıklama kısmı var. Bu da sayfa 76-81'e geliyoruz. Yine Türkiye Nasıl Yükselir? Taşıt ve Ulaştırma 4. bölümden okuyorum. "Türkiye'yi ve onun tarihini bilmeyen bir kimse mesela demiryolu sistemini topluca görmek için memleketin bir haritasına bakacak olursa hiçbir tertip ve nizamı olmayan birtakım kırmızı çizgiler görecektir. Yüksek derecede ihtisas yapan, istihsal yapan bir memleketin demiryolu haritası, demiryolu hatları ve anayol kolları tam bir ağ manzarası arz eder. Bunlar da önemli şehirlerle limanlar ve İç Anadolu'daki demiryolu merkezlerinin arasındaki düz hatlardır. Böyle bir müşahedeye istinaden hüküm verirsek yani münasip şekilde konuşmak gerekirse Türkiye'de hiçbir demiryolu şebekesi mevcut değildir diyebiliriz." Ticaret yolları ile ilgili bir şey var. "Almanlar tarafından planları yapılmış olan Berlin-Bağdat Demiryolu Türkiye'nin iç ulaştırma ihtiyacını karşılayacak bir vasıta olarak değil memleketi kateden bir yol olarak tasarlanmıştı. Bu ticari bir macera ve aynı zamanda stratejik bir mefhumdu." Evet. Bu sadece askeri amaçlıydı. Yani Berlin, Bağdat hatta Medine'ye falan kadar giden Hicaz Demiryolu bu askeri strateji amaçla kuruldu. Herhangi bir ticaret noktalarını birbirlerine bağlayacak bir hat değildi. Ve Cumhuriyet'in işte Şimendifer Dairesi de bunun temel olarak, yani var olanı yıkmak zorunda değilsiniz tabii ki ama bu askeri lojistik ikmal hatları üzerine kurulmuş demiryolu çizgilerini temel olarak yeni hatlar inşa etmeye başladı. Bu sebeple Türkiye'nin ulaştırma kolaylıkları olan demiryolları ve yolları yani normal karayolu hiçbir zaman Cumhuriyet'in geliştirmeye çalıştığı ıslah edilmiş ziraat endüstrisini veya madenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak bir şebeke halinde tasarlanıp düşünülmemiştir. Bu yüzden yapılması gereken şey teferruat içinde ıslahat yapmaktan ziyade mevcut demiryolları için daha iyi vagon ve yedek malzeme temin etmek ve yolları genişletme ve kaldırım döşemekten ibaret kalmıştır. Önemli yerleri okuyorum. Hepsini okumuyorum. 1939'dan sonra yeni ray ve malzeme ithali imkansızlığı başlı başına bir zorluk göstermiş, doğurmuş ve şebekenin önemli kısımlarında hem askeri zaruretler hem de yeni sınai gelişmelerden mütevellit ağır bir izdiham artışı geniş çapta kömür ve maden ihtiyacını ortaya koymuştur." Şimdi burası da çok önemli. "Memleket ulaştırılmasını uzun dönemeçli ve tek hatlı yollar üzerinden temin etmek hususundaki ümitsiz gayretler, eskimiş raylar, lokomotif ve vagon kıtlığı ve mevcut malzemenin kötü hali dolayısıyla gittikçe daha fena netice vermiştir." Çok fazla rakam var. Bunun hepsini okumayacağım ama şey demeye gidiyor. Daha fazla ihtiyaç oldu. Yani şeyler, daha fazla ne diyor? Trenler daha fazla yol katediyor. Tabii bundan ötürü ne diyordu? Bir dakika. İki misline yakın olmak üzere trenler daha fazla yol katetti. Doğru 42'deki 1.8 katreden 1.1 kat'a düşmüştü. Yolcu trenlerinin kat ettiği mesafe, tren ücretleri artmış. Ve bundan ötürü demir 44 yılında demir Devlet Demiryolu şebekesinin safi faaliyet karı da bir çeyrekten daha da az olmuştu. Yani zarar etmeye başlamış. Bunun dışında ha şeye getiriyor. Karabük Demir Çelik Fabrikasının geniş mikyastaki kömür ve maden cevheri taleplerini karşılamak için 46 yılında binlerce tonluk zahire Orta Anadolu'da çürümeye bırakılmıştı. Şeyden bahsediyordu. Evet. Yani Karabük, Demir Çelik bir şeyler üretiyor da onların ürettiklerini zamanında ilgili yerlere götürebilecek bir demir yolu ağınız yok diyor. Yollar inşaat için mevcut talepleri karşılayacak kapasitede olmadıkları halde çimento fabrikaları kömür yokluğundan dolayı ancak kısmen faaliyette bulunabilmiştir. Zaten çok yüklü bulunan ve ihtiyaç duyulan hafif endüstrisinin inkişafına, gelişmesine yani yetmeyecek bir randımanla çalışan enerji merkezleri kömürsüzlükten çok meşgul vaziyette kalmışlardı. Bu gibi ağır planlama hataları Karabük ve Ankara'daki hiçbir bilanço üzerinde gösterilmemektedir. Enerji kısmına baktığınızda burada çok ilginç bir şey. Yani demiryolu hattı o kadar zayıf ve cılız ki kömürlerle çalışan elektrik santralleri var sonuçta. Elektrik santrallerinde bile zamanında doğru düzgün kömür götüremiyorsun. Ondan ötürü elektrik santralleri düzgün randımanlı çalışmıyor. Bundan ötürü o santrallerin beslediği fabrikalar da haftanın birkaç günü elektriksiz olduğu için imalat yapamıyor. Amerikalının gördüğü şeyler bu. 47 Türkiye bu arada bu başvuru yapılmadan evvel 150 milyon liralık bir tahsisat ayırmış. Türkiye'ye 100 yeni lokomotif ve binlerce yük vagonu teslim edilecekmiş. Bu Thornburg'dan evvel böyle bir temasta bulunmuş. Şey demeye getiriyor yani. Yıllık kaç tane demişti? 150 tane mi? 125 tane lokomotif yapacağına tamam oraya gelmedik daha da diyor. Öncelikle elindeki şu rayları, bu bayındırlık hizmetlerini mi geliştirsen önce? Sonuçta yıllık 125 tane lokomotif gelse 5 senede ne bileyim 6 senede 1000 tane şey edecek. Bu 1000 tane yeni lokomotifin hatlarını bu eski demiryolu sistemi doğru düzgün an yok. Öncelikle bu işin bir damarlarını mı halletsek kanı basmadan evvel demeye getiriyor. Mantıklı bir şey söylemiş bu. Lokomotif kısmı.
Şimdi motor kısmına gelelim. Motorla ilgili bir şey de var. Doğan Avcıoğlu'na geliyorum. Yine "Türkiye'nin makine ve motor imali projesi de reddedilmektedir." İki nokta üst üste "Uçak ve dizel motorlarıyla sahip Grif makineleri imali için Ankara'da bir fabrika tesis etmek tasarru aynı sınıfa dahil edilmeli." Yani şey gibi neticesi olmayan sınıflar diye bir şey yazmıştı. Thornburg ona diyor, "Uçak ve dizel motorile sahir grif makineleri imali." Şimdi gerçekte de böyle mi? Uçak ve dizel motorlarına karşı çıkıyoruz demiş. Şimdi bu 222'ye bakıyoruz. 222'de de "Hakikate Uymayan Tasarılar" altında bunu Thornburg söylemiş. Tercümesini okuyorum burada. Hakiki tercümesi. "Ankara'da uçak motorları, dizel makineleri ve çeşitli başka karışık makine tipleri imal edecek bir diğer fabrika. Daha düşünülen lokomotif fabrikası ve daha evvelce üzerine dikkat çekilmiş birçok diğerlerinin safında gösterilmektedir. Safında sınıfına girmektedir." Ankara'da bir daha okuyorum. Uçak motorları, dizel makineleri. Yani burada uçak motorlarındaki dizel makinelerinden bahsediyor. Ya uçak motorundan bahsediyor. İşte dört tane kelime şey yapmış ama Doğan Avcıoğlu'nun almış olduğu bu inceltilmiş elini "uçak, dizel makineleri". Yani bunu birebir kopyaladığınızda burada da çok yani editör hatası diye bir tercümede böyle bir şey olabiliyor bunlar yani hepimizin başına geliyor. Avcıoğlu'nun yazdığı şeyde şey diyor yani uçak ve dizel motorları imalatına da karşı diye şey yapıyor. Aslında hakikisinde böyle bir şey yazmıyor. "Ankara'da uçak motorları, dizel makineleri ve çeşitli başka karışık makineleri tipleri imal edecek bir diğer fabrika." Bu neden böyle? Şimdi bu Türk Hava Kurumu Gazi Motor Fabrikası'ndan bahsediyor. Bunu birkaç video evvel anlattım. İki saat anlattım girmeyeceğim. Tam bu raporun yazıldığı dönemde Türk Hava Kurumu iflas etmişti. Çünkü bugünkü Türk Traktör olan Gazi Motor Fabrikası Etim Mes'ut'un oradaki yani şeye doğru giderken Gazi Mahallesi'ne doğru giderken İngiliz Havaland firmasıdan sadece 130 beygir güç üretebilen GPS Major motorunu lisansını almış. Başka da bir şey yok ve hava kuvvetlerinde bunu satmaya çalışıyor. Zeki Doğan'ın ünlü sözü var ya işte sizden sipariş geçersem bu millet beni asar falan. O da çarpıtıldı bizde. Onu da anlattım zaten. Yani her şey çarpıtılmış ve cımbızlanmış bizde. Burada bahsedilen şey Türk Hava Kurumu'nun Uçak Motorları Fabrikası zaten iflasını verdi. Bunun üzerine gitmenin bir anlamı yok. Karmaşık makineler yerine daha basit makineler yapabilen bir sistemle başlamanız daha doğru olmaz mı diyor. Evet. Orijinali bu. Hatta şunu da göstereyim size. Orijinalinden. Size açacağım bunu. Bir de İngilizcesinden bakalım ne yazıyormuş. Bakın bu elimdeki o gösterdiğim bu ciltli kitabın PDF versiyonu. Burada 249. sayfa. Bakayım. PDF'teki 249 mıydı? Yo, değilmiş. O bölümü size göstereceğim. Bununla ilgili birkaç tane şey daha göstereceğim sonra. Ha bakın burada ne yazıyor? "Another proposed manufacturing plan to produce airplane engines, diesel engines and various other times of complicated machinery in Ankara." Uçak motorları, dizel motorları ve diğer komplike makineleri inşa edebilecek Ankara'da kurulması planlanan bir imalathaneden bahsediyor. O da diğerleri gibi lokomotif manufacturing şeyini, fabrikası gibi bunlar tarzında netice vermeyecek gruba girmektedir diyor. Bakın airplane engines. Buradaki bahsedilen şey aircraft demiyor. Y bizde uçak ve dizel motorları diye yanlışlıkla editörlük hatası diye diyorum. Burada bir kasıt olduğunu zannetmiyorum ama öyle anlaşılıyor. Yani orijinaline baksak daha farklı olurdu diye düşünüyorum ama orijinaline maalesef bakmamışlar. Son bir örnek daha vereceğim. Bir de gemicilikle ilgili bir şey var.
Gemicilikle ilgili ne demiş burada da? Eee, neredeydi? Hım. Türk hükümetine gemi almak üzere bile kredi vermeye karşıdır. Türkiye'nin henüz deniz sanayinin inkişafına faydalı bir rol alabilecek olan hususi tecbüsün çok aleyhinde olacağı için Türk hükümetine gemi mübayyası için dolar kredisi vermek doğru değildir diye de alıntılamış. Evet, copy paste'i doğru yapmış amcam buradan sadeleştirilmiş versiyondan.
Peki esas versiyonda nasıl? 210 sayfa eee tercümesine bakıyorum. Burada ne var? 210. sayfa. Türkiye nasıl yükselir? Eee, ha evet. Burada gemi inşası ve gemi işletmeciliği tarafından bir bölüm okuyacağım. Dünya piyasasında harp esnasında imal edilen tonajdan bir miktar çelik gemi satın alınabilir. Zaten Amerika ve Kanada'da pek çok gemi inşa ve tamir malzemesi atıl bir halde durmaktadır. Yalnız Karadeniz, Ege, Akdeniz'deki balıkçılık endüstrisi memleketin kaltılmasına alması lazım gelen önemli mevkiyi işgal edecek şekilde teşkil teçhiz edilirse bu gemi inşa ve tamir sahasında esaslı bir faaliyeti destekleyecektir. Bu ilgili bölümden önemli bir pasaj.
Bir de analiz kısmında 85 87'ye bakıyorum. Şimdi bu vereceğim son örnekti. Gemicilik kısmındaki incelemelerde Dünya Harbi ile 46 yıl arasında sahil boyunca eee çalışan gemiler müstesna. Türk bandırası altında hemen hemen hiçbir gemi mevcut değildi. Türk limanları modern gemiler inşası için gerekli tesislere mücehheiz değildir. Hatta gemilere yük verme vasıtaları bile kifayetsizdir. 46'ya kadar takdiere şayan bir gelişme görülmedi diyor şeyden. Eee Türk gemiciliğinde. O yıl eee bir hükümet satın alma komisyonu eee Avrupa ve Birleşik Amerika'yı ziyaret ederek 3.000 ila 5.000 tonluk 7 gemi satın aldı. İtalya beğeri 6.000 1000 tonluk altı, 2iner tonluk da iki gemi için siparişler verdi. Ticaret filosunu genişletmek için. Devlet yıllardan beri bir sahil boyu filosu işletmekteydi. Husi şirketlerin veya armatör malı olan gemilerin karşılık karışık yük ve veya yolcu taşımaları müsaade edilmemektedir.
Başka önemli bir yer var mıydı? Evet. Ha iskelelerden bahsediyor. Burada da yine şey limanların durumundan bahsediyor. İstanbul, Marmara, Akdeniz, Ege, Karadeniz. Burada ne diyor? İstanbul dünyanın en güzel tabi limanlarından biridir. Dış liman tekrar Türk bandırasından başka bir bandırada ticaret gemilerinin uğradığı faal bir iskele haline gelmektedir. Fakat gemilerin yanaşma yerleri elverişli değildir ve modern yükleme tesisatlarında istif ve masrafları önemli bir hekün tutmaktadır. Yani Türkiye'nin elinde var bir potansiyel ama bunlar eee inceleme kısmında özetlerini okudum. Yani ben kısalttım daha uzun yazıyor. Şey demeye getiriyor yani. Evet. Üç tarafınız denizlerle çevrili. Güzel bir potansiyeliniz var. Eyvallah. Yani yeni sıfır gemi almak yerine öncelikle bu gemilerin yanaşabileceği limanları mı bir eee geliştirseniz öncelikle yükleri indirebilecek düzgün vinchler bile yokmuş ya. Adam Amerikalı adam bunları göz önüne alarak geziyor. Yani yürümeyi öğrenemeden koşmasanız mı acaba demeye getiriyor. Eee mantıklı şeyler söylüyor. Şimdi biraz daha objektif bakmak lazım. Bunları henüz daha eee şey yapmadan, oturtmadan 100 tane gemi kredisi yani tamam geldi diyelim ama onları hangi limanlarda ağırlayacaksın ve Ege, Akdeniz hepsini yazmış. İskenderun limanındaki pardon İskenderun yeni yapılıyordu galiba. Oradaki şeylerin teçhizatı ne kadar eski olduğu Karadeniz önemli olan şey de balıkçılık üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkesiniz. Eee, balıkçılıkla ilgili böyle ufak tefek motor yapabilecek doğru düzgün tersaneleriniz yok diyor. Şimdi ne kadar doğru söylüyor? Bak bu işin orasına girmiyorum ama bunu eee referans veriyorsanız eee doğrusunu yani içindeki doğru bilgileri aktarmanız gerekiyor. Amerikalı bir adamın yapmış olduğu bu eee tespitleri yalanlayan bir birini görmedi. Öyle bir çalışma yapılmadı. Belki adam atıyor. Adam belki yalan söylüyor burada. Belki bizimkiler Amerikalı bir şey dedi vardır. Bir bildiği gibisinden hepsinin üstüne yattılar. Bu da olabilir. Objektif bakmak lazım. Ama kabul etmişsiniz. Neyi kabul ettiğimizi de bilmek lazım. Bakın bu işin içi bu içeriğinin doğru yanlışlığına girmiyorum. Onu kontrol edecek olan insanlar kontrol etmemişler. Kardemir hakkında bu kadar ağır sözler söyleniyor. İktisadi ucbe demiş ya. Kardemir, Karabük Demir Çelik Fabrikası bugüne kadar bir kamu teşkilatı galiba hala diye hatırlıyorum. Yanılıyordu oya. Tabii kamunun kaç sene geçmiş aradan? 80 sene geçmiş. Kardemir'den bir tane bir yöneticini çıkıp da ya bizim hakkımıza abuk subuk şeyler söylemişler. Gerçekler budur dediğini de görmedim. Yani bu Amerikalıları haklı mı çıkarıyor? Bunu da kendi içimizde tartışmamız lazım. Cevabını ben de bilmiyorum. Çünkü bunu tekzip edecek hiçbir şey yapılmadı Türkiye'de. Limanlar hakkında o kadar ağır söylüyor ki yani gemi almadan evvel limanlarını bir yap diyor. Yeni lokomotif almadan evvel bu raylı sistemleri bir oturt diyor. Ve göreceksiniz hep karayollarına bizi bağımlı hale getirdiler falan diye. Karayolundan çok demir yollarına para vermiş Amerikalılar ilk etapta. 50'lerden sonra daha çok karayolları çünkü karayolları genel müdürlüğü kuruluyor 49'da falan. Ya Türkiye'de anlatıldığı gibi değil bunlar hakikaten ben okuduğumda şaşırdım. Evet tespit olarak lokomotif gemi. Evet size sıfır almanız için kredi vermiyoruz ama sebebini anlatmış adam. Makul sebepler ve Doğan Avcıoğlu sebeplerinin hiçbirinden bahsetmiyor. Gemi, gemi almamıza bile karşılar, lokomotif almamıza bile karşılar, motor yapmamıza bile karşılar diyor. Kar demiri iktisadi ucube diyor neden olduğunu, hangi maddelerle gerekçelendirildiğinden bahsetmiyor. Doğan Avcıoğlu'un hatası bu. Cımmızlayarak bir yere varamazsınız.
Ve netice kısmında da 227. sayfada şöyle bir eee kısa bir özet de var. Neticede ilgimi çekmişti. Türkiye'nin genel manzarası ile ilgili bu memleket Batı Avrupa ve Birleşik Amerika ölçülerine göre geniş çapta işlenmemiş bir manzara arz etmektedir. Cumhuriyet idaresi'nin 26 yılı birçok esaslı yenilik hareketleri ve bir de yüksek emellerle dolu bir sanayileşme teşebbüsüne şahit olmuştur. Fakat sanayi inkılabı Türk halkının büyük ekseriyetine, günlük hayatına henüz temas etmemiştir. Halkın yaşama seviyesi düzelmişse de bu pek belirsiz olmuştur. Daha fazla inkişaf göstermek yani ilerlemek için ilk olarak hükümetin yollar, demir yolları, sulama, kurutma, mahalle elektrik merkezlerinin genişletilmesi gibi bayırlık işlerinde daha fazla faaliyet göstermesi ve eğitim, zirai tesi, tefsi işleri, sağlık, sıhhat meselelerine ilerlemeler kaydetmesi lazımdır. Diğer bir acil ihtiyaç dokümane, makine atölyeleri, basit ziraat aletleri imal eden fabrikalar, araba ve diğer iptidai ulaştırma vasıtaları, zirai yol inşa, diğer zaruri makinelerin toplama ve tamiratı için tesisler ve yapı malzemelerinin imali gibi işlerle uğraşan ufak ve hafif sanayidir. Bir sürü şeyleri aldık, yaptık ama bunların tamiratını, servisini yapabilecek bir altyapımız yok. Gıda, işleme ve muhafaza ile uğraşacak sanayi için büyük imkanlar mevcuttur. Bu esnada kömür sanayinin verimini arttırmak ve Karabük'teki çelik tesis tesislerini memleketin hakiki ihtiyaçlarına hizmet verecek şekilde yeniden organize etmek lazım. Bak tasfiye diye demiş ya organize etmek lazımdır diyor. O da orada da bir çarpıtma var. Yerini değiştirelim diyor adam. Yani onun iddiası bu meselelere dikkat etmek. Pardon bu değilmiş. İnkişatı ve inkişafın esaslarını meydana koyma işinde Türkiye yalnız para sermayesine ihtiyaç duymamaktadır. Gizlenmekte olduğu yerden çıkarabilirse mahalli sermaye mevcuttur. Hükümet yüksek emellerle dolu fakat henüz olgun bir halde bulunmayan geniş çapta sanayileşme programını takip etmek yerine dikkatini ön planda gelen ihtiyaçlar üzerine toplasa hariçten satın alınacak şeyler için altın döviz de dahil zarari amme hizmet faaliyetlerinin hepsini değilse bile çoğunu finanse edebilir. Komplike şeylerden evvel acaba daha basit şeylerle mi başlasanız demeye getiriyor Marx Tomburg Doğan Avcıoğlu öyle demiş. Gerçekte neymiş? Bunlara baktık şimdi. Eee Thornburg'un PDF'inden bahs Şimdi burada sonda önemli bir şey söylemişti. Bak şimdi oraya geleceğim. Ne demişti sonda? Bak bunu atlıyoruz. Bunlar bilmediğimiz şeyler. Ne diyor? Hükümet yüksek emellerle dolu fakat henüz olgun bir halde bulunmayan geniş çapta sanayileşme programını takip etmek yerine Türkiye'nin bir sanayi programı varmış. Neymiş bu sanayi programı? Bak bunları hiç konuşmuyoruz. Şimdi bunun için tekrardan Thornburg'un orijinal raporuna gelelim. Yani şu kitaptan bahsedeceğim. Şuradaki kalın ciltli olanı. Bunun PDF'i var. Türkiye'nin Economic Apprisal. Az evvel okuduğumda bunun birebir Türkçe tercümesiydi. Az evvel ondan okudum. Şimdi bunun dijitaline gireceğim. Oradan size ilginç şeyler göstereceğim. Çünkü Amerika ne demişti? Türkiye'nin halihazırdaki bir eee programı var. Oradaki şeyleri takip etmek yerine biz daha basit şeylerle yapmışız. Evet. Bu zaten bizim bildiğimiz bir şey. Hep konuşuyoruz. Şimdi buna biraz bakalım. Yani Mark Storm burada ne göstermiş? Şimdi satır satır okumayacağım. Şimdi saatlerimizi alır ama şöyle bir gezelim bu şeyin içerisinde neler anlatıyor Max Stormbook. Bir dakika şunu biraz şey yapayım. Ufaltacağım. Ha 49'da yazmış, etmiş falan buraları. Bu arada önsözü bitirdiği yerde Persian Golf Bahreyn'de başka bir göreve gitmiş. Bahreynin'deyken bu ilk e taslağını bitirmiş. Burada anlatılanlar işte Turkish Revolution e işte Türkiye'deki o olaylara girizgah yapıyor tabii ki. Tarımdan bahsediyor, ulaştırma ve iletişimden bahsediyor. Yeraltı kaynakları, imalat, enerji kaynakları ve eee mali durumlardan bahsediyor. O şekilde de bitirmece recommendations kısmı var. İşte öneriler bunlar geri kalanında tablolar, birtım şeyler, çizergeler. Şimdi şöyle hızlı hızlı gidelim. Bu işte sahadaki adam Mark Stormbrook eee Türkiye'yi kısa kısa anlatıyor. Eee şu five year plan vardı burada. Bakayım nerede? Yanlış yere gittim. Neyse tamam devam edelim. Tarımdan bahsediyor. İşte insanlar nasıl yaşıyor? Türk köylüsünün durumlarından bahsetmiş. Bu irrigation'a sulama çok önemli. Yani gerekli sulama yapılamıyor. Yani bir sürü akarsu nehir var ama doğru düzgün bunlardan faydalanılamıyor. Devlet bunları eee sorunu gidermek için bugüne kadar ne yapmış? State marketing, toprak eee işte nerelerde depolanıyor devlet? Bunlar kooperatifler, eee, tarım kredileri, eee, gibi land distribution işte toprak reformundan bahsetmiş. Hala yapılmadı bu mesela. Eee, ürünlerin durumları bunlardan bahsediyor. Daha sonra transport communication, ulaştırma ve iletişimden bahsediyor. Demir yolları. Şurada sağdaki bir fotoğraf eee şeyde Ağrı Dağına çıkan bir askerin şeyi yani siz deveyeme biniyorsunuzun başka bir versiyonu Allah dağında tabii ki Porsche Kayenle gezmeyecek adam tabii ki şeyle atla katırla gezecek yani. O bunun dediğile laf yani şey demeye gidi işte Türk askeri hala ata biniyor. Tabii ki binecek yani Allah'ın dağında ne bazı şeyler hiç değişmiyor yani. Siz hala demeye mi biniyorsunuzun başka bir versiyonu bu. Eee, demir yollarıyla ilgili bayağı şeyler var. Gemicilikle ilgili işte az evvel bu şeylerden okudum. İşte limanların durumları, az evvel okuduğum yerler. Havacılıkla ilgili bakın air transport var. Hiç air, airplane, aircraft manufacturing diye bir şeyden bahsetmiyor. Eee, çünkü ona da geleceğim. Eee, onu biz çıkarmışız listeden. Yani onların dayatması değilmiş. Onu da geleceğim. Yeraltı kaynakları, MTA e bu tarz şeylerden mesela şeyden de bahsetmişti bu fotoğraf üzerinden. Eee cevherleri çıkarıyoruz ama bunların o kadar eski raylar üzerinden götürülüyor ki raylar eski. Bu yük vagonlarının durumları eski. Eee yüksek hacimli değil. Sadece tek hat var. çift hat yani triyaj garları fazla yok herhalde. Fazla böyle eee yük vagonlarını da kendi aralarında dağıtabilecekleri bir organizasyon da yok demeye getiriyor diye anlıyorum. Yani tek seferde 10.000 ton atacağına bunu işte 10 tane 100 tane sefere bölüyor. Bu da zamana ve ekstra maliyete sebebiyet veriyor demeye getiriyor. Bunları adam ortaya çıkarmış. Eee burada mesela nerede? Ha, an economic monstrosity. İşte böyle iktisadi bir ucube burada bakın sol tarafta. Karabüy'ün performansı burada işte ne kadar e şeye mal ediyor, e ne kadar satıyor? Karabük'ün şeyi eee geleceği falan tekstile geçiyor. Mensata makineler falan filan kalem kalem yazmış. Sonra da enerji şeyleri eee kaynakları eee çok önemli bir fotoğraf. Bakın bu bunlar. This is an ambulance. An oxome wooden cart of ancient design approaching a modern hospital in the Turkish city. 1948 Türkiye'sinin modern bir ambulansını görüyorsunuz diyor. Orta Çağ'dan kalma. Şimdi bunlar düşündürücü şeyler. Adam bu adam ik sene ve ne kalmış Türkiye'de? 1 bu5 sene kalmış. Her yeri gezmiş ve binlerce kilometre yol katettim diyor ya. Arabayla falan gezmişler, atlarla falan ya. Gitmiş adam bütün Anadolu'nun her yerine gezmiş ekibiyle. Şimdi bunu gören bir adam diyor ki modern bir hastaneye hasta taşıyan, eee, bir ambulans budur diyor. Bunu gören adam roket geliştirmeniz için size kredi vermez. Tamam mı? Biraz da onların gözünden bakmak lazım. Biz gidiyoruz ayaklarına, bize para ver diyoruz. Adam da geliyor, inceleme yapıyor. Ambulans yerine sen katır, ne bileyim, öküzün çektiği bir tane bir katır arabası gösteriyorsan, görüyorsa adam, e maalesef bizim gerçeklerimiz buydu. Türkiye'nin o yıllarda birçok yerinde kanalizasyonu, suyu, elektriği falan yoktu. Adam bunları da görüyor. Bu manzarayı da görüyor ve bundan dolayı diyor, "Sizin temeli oturtmanız lazım. Ağır makineleşmeden evvel kademe kademe gitseniz daha doğru değil mi diyor. Bunları hiç biz konuşmuyoruz. Devam ediyorum. Ha şunlar önemli şeyler. Mesela Türkiye'nin 30 ve 38 8 yılına dair ithalat ve ihracat rakamları. Mesela şurada soldaki alt sütun 716'dan 77'ye yükselen yüzdede manufactured articles. Üretim üretilmiş şeyler eee malzemeler, maddeler. Bunlar import ettiğimiz yani dışarıdan aldığımız, ithal ettiğimiz düz çizgiler neymiş? Eee, hammaddeler ve yarı üretim malzemeler. Yan çizgilerde işte et süt ürünleri bilmem ne falan. İşte beslenme, gıda. Yani Türkiye'nin aslında eksport tarafına ihracatta daha fazla şeyi hammadde ve gıda ürünü ihraç ediyor, dışarıya satıyor ama satın aldığı sanayi ürünleri burada mesela sol değil ki sağ taraftaki de iyidir. İşte ihracat fazlası, işte ticaret eee şey bütçe açığı, dış ticaret fazlası vesaire onların grafiklerini göstermiş. Burada kırılma tabii ki savaş zamanı geldiğinde ciddi anlamda export tabii ithalat yükseliyor. Bunlardan bahsetmiş. Burada yine access of import yine ihracat fazlası, ithalat fazlası işte bütçe açığı vesaire ülkelere nazaran belirli grafikler vermiş. Bunları da işte videoyu durdurup bunlara bakabilirsiniz. Hepsini anlatmayacağım ama bayağı bir incelemiş görüyorsun. Recommendations bu öneriler kısmında ha bu Doğan Avcıoğlu'un yaptığı da buradaki öneriler kısmının basitleştirilmişin cümlelerini cımbızlamış mesela. O yüzden gösteriyorum. Bu çok uzun bir çalışma. Bunu satır satır okumak lazım. İstanbul Üniversitesi'nde bir dersinde çekilen bir fotoğrafı vermiş. Eğitim kısmından da bir şeyler bahsetmiş. Oralara girmeyeceğim. Konumuz o değil. Biz sanayi kısmına bakıyoruz. Ha, şimdi ilginç bir yere geliyoruz. Şimdi Appendix 3 neredeydi? 3 numaralı eee ek. Heh. Şimdi buna baktığımda ben ilginç bir şey gördüm. Ne diyor? The five year plan proposed by Turkey in 1946-47. Türkiye bir plan hazırlamış ve o planı Amerikalılara sunmuş. Bak bize böyle anlatılmıyordu. Bize ne deniyordu? Amerikalılar geldi bunu yapacaksınız dedi. Bize bunu dayattılar diyor. Bunun büyük bir uydurulmuş hikaye olduğunu burada anlıyoruz. Adam bak ve Türkçe tercümesinde bunu da vermiyorlar. Türkiye kendi hazırladığı bir planla Amerika'ya gitmiş. Demiş ki ben bunu yapmak istiyorum. Bunun için kredi istiyorum. Amerika demiş ki bunu biraz sadeleştirelim. Şu şu kısımlara uygun hale getirelim diye. Evet Amerika'nın orada müdahalesi var. Doğru. On da hiç yani çok net bir şey. Ama bakın burada yine 20th century fund. Yine karşımıza aynı vakıf çıkıyor. Ve ne diyor burada? and still undergoing revision as to detail the new Turkish five year plan. Yani hala Türkiye'nin bize e sunmuş olduğu planın eee gözden geçiriyoruz ve buna uygun hale kredilendirebilecek formata sokmaya çalışıyoruz demeye getiriyor. Bununla ilgili başka şeyler de göstereceğim size. Yani Türkiye aslında ne yapmak istemiş ve bütün hepsini hardcore bir plan koymuş. Ondan bahsedeceğim. Ve Türkiye'nin amacı şuydu yani ilk başlarda biraz da geleceğim oraya. Çok e a'dan z'ye ithal ettiğim her şeyi kendim yapmak istiyorum tarzında bir planla ortaya çıkmış. Amerika'ya bunu sunmuş. E tabii bu aşırı devletçi olduğu için Amerika'da diyor siz sosyalist mi olmaya çalışıyorsunuz falan filan diye. Hayır diyorlar. O zaman biz bunu özel sektöre de ayırabilecek ve öncelik önceliklerinize uygun hale getirilebilecek bir formata sokmamız lazım diyor. Ve Türkiye ne kadar şey yapmış mesela burada kalem kalem yazmış. Bunları okuyabilirsiniz. Türkiye ne kadar para istemiş? Hepsine girmeyeceğim bunların. Sonda çok güzel bir şey vardı. He 500 milyon dolar istemişiz adamlardan. Maliye Bakanlığı işte makineları imalatla ilgili 167 milyon dolar. Ulaştırma Bakanlığı 182 milyon dolar. Public Works Bayındırlık Bakanlığı 83. Agriculture Tarım 27. Eee sağlık 14. E tekel gümrük ve tekel 16 ve diğer şeylerle beraber 500 milyon dolar. Ve bizim planımızda bakın farkındaysanız eee bunun içerisinde havacılık sanayi yoktur. Mesela uçak sanayi. Bunu diğer eski bir önceki sayfalara giderseniz görebilirsiniz. Ve biz tarımdan ziyade ulaştırma ve eee mali şeylerde üretimle ilgili daha fazla kredi talep etmişiz. Yani ne diyor bu? 182 + 167 diyelim. 349/ 500 pardon 349/500 %70'i 500 milyonun %70'i eee imalat ve ulaştırma üzerineymiş. Tarım çok daha az. Şimdi bu da bir gerçek. Bizim ilk göndermiş olduğumuz 500 milyon dolarlık kredi teklifinde böyle bir durum var. Böyle bir 500 milyon dolarlık bir bahis söz konusu. Şimdi neyden bahsettik? Ha tamam. Şimdi Yahya Tezel'e gelelim. Yahya Tezel'in hocanın kitabı çok çok önemli. Yahya Tezel bununla ilgili ilginç bir şeyler anlatıyor bize. Savaştan sonra dedik ya Türkiye bir şeyler göndermiş Amerika'ya. Yani Amerika'ya gelip a ben sizi köle yapacağım. Hadi bakayım alın şunu şu planı uygulayın değil. Ya Tezel'den okuyorum şimdi. Sayfa 375. Savaş sonrası için yeni bir planla ilgili çalışmalar diye bir bölüm var. Şimdi burada ilginç olan şeyler var. Eee, Ekonomi Bakanlığına bağlı sanayi tetkik heyeti ve özellikle heyetin başkanı olan Şevket Süreyya Aydemir'in burada önemli bir rolü vardır diyor. Şevket Süreyya Aydemir bir önceki videoda bahsettiğimiz kadrocuların başındaki kadro hareketinin başındaki kişi. Tek adam, ikinci adam. Enver Paşa Menderes'in dramını yazan kişi. Suyu arayan adam otobiyografisini yazan kişi. Bu çok devletçi bir teknobürokratlar grubu diyor. Ne kadar teknobürokrat o ayrı bir konu da bunlar bunlar 44 sonlarında bir tane rapor hazırlamaya eee kalkışmışlar. Şevket Süreyya Aydemir eee Mayıs 45'te tabii hazırlanmış. Ekonomi Bakanlığı Sanayi Tetkik Heyeti Başkanı sıfatıyla Mayıs 45'te bir öz rapor hazırladı. Raporda savaş sonrası olası dünya konjonktürü Türkiye'nin karşılaşacağı dış koşullar izlenmesi gereken sanayileşme ve iktisadi kalkınma politikası hakkında görüşlerini, önerilerini belirtti. Öneri sadece daha sonra bu eee geniş rapor haline geliyor. Özet geçiyorum. Geniş plan taslağı işte 951 sayfa 379. Bunu biraz daha genişletiyorlar. Savaş sonrası planı taslağı olarak o hale getiriyor. Ve Yahya Tezer demiş ki, "Geniş plan taslağının daha öncen daha önce hiç yayınlanmadığı için tablo 9.1'de aktarıyorum. Bu Şevket Süreyya'dan mı aldı artık Ekonomi Bakanlığı'ndan mı aldı? Burada şu üç sayfada Türkiye'nin 45 sonrası, savaş sonrası süreçte kendi hazırladığı sanayileşme planının taslağı." Kalemleri okuyorum. Tekstil sanayi, kağıt sanayi, yapı malzemeleri sanayi, kimya sanayi, makine, madeni eşya ve malzeme sanayi, madencilik, elektrik santralleri ve dağıtım ağları. Şimdi burada bizi ilgilendiren bir sanayi sonuçta ağır sanayiden falan bahsediyoruz. Makine, madeni eşyaya bakarsak işte borular, demir konstrüksiyon falan ufak tefek şeyler falan ilginç bir yer var. Otomobil, kamyon, traktör, motor, motosiklet, bisiklet, 1000 adet otomobil, 1000 adet kamyon, 1000 adet traktör. Yani senede o kadar üretebilecek kapasitede bir fabrika diyorlar diye anlıyorum. 6.000 motor, 1000 motosiklet, 5.000 bisiklet üretebilecek de bir sistem. Bir plan yapmışlar. Yani bu geniş plan taslağı. Bu Amerika'ya gönderilen değil. Bu Amerika'ya gönderilen değil. Daha sonra şunu da söylüyor Yahya Tezel. Taslağı hazırlayan sanayi tetkik heyeti çevresindeki uzmanların sanayi sektörü devlet eliyle geliştirilirken belli ölç belirli ölçütlere göre seçici olmak, belirli asgari ölçekler ve maliyet koşulları arayarak yatırımları ileride dış piyasalara da açabilecek bazı alt sektörler toplamak gibi kaygı hiç duymadıkları görülmektedi. Şey demeye getiriyor. Yani öyle şeyler yazıyorlar ki hiç öz eee yan sanayinin hiç olmadığı şeyler yani yılda 1000 tane otomobil üretecek fabrika kurma isteği de bunun bir sonucuydu diyor. Yani o kadar çok biraz uçmuşlar ki demeye getiriyor. Bunun alt sanayisini dallandırıp odaklandırabileceğiniz bir ekosistem yok. Ama böyle şeylerin de talebinde bulunmuşlar ve bu taslak eee hükümet tarafından bakanlar kuruluna görüşülüyor ve gerçekçi bulunmuyor. Ve deniyor ki ivedili sanayi planı kurulmadı. Burada her şeyi bahsetmişsiniz. Hardcore her şeyi koymuşsun. Yani markete gidip eee market arabasını ağzına kadar doldurmuşsun da abi bunu bir bir sadeleştir. Bunu her şeyi biz yapamayız. Bu kadar altından kalkamayız demeye getiriyor hükümet bunu. Ve ivedili sanayi planı 1945'te bu da Sümerbank ve Etibank'ın iştiraklarının eee ne derler önceliklendirildiği ihtiyaçların ön plana konulduğu bir liste. İvedili sanayi planıa bunun sadeleştirilmiş halidir. Kimya, toprak ürünleri, kağıt sanayi, tekstil sanayi, demir çelik sanayi. Bunlar Sümerbank'ın Eti Bank'ında madencilik, temel metaller, elektrik enerjisi ve eee gibi bun kalemlerde toplanılmış. Daha sonra bunun için hatta bir dakika daha sonra Yaya Tezel diyeyim. Tamam İlhan Tekeli'ye geleceğim birazdan. Çünkü İlhan Tekeli'nin de çok ilginç bir çalışması var. Bize 4546'daki bu ivedili sanayi planından sonra 47 senesindeki bir ilginç eee iktisadi plana geçişten bahsediyor. Bu arada eee Ağustos 46'da hükümet değişiyor. Şükrü Saraçoğlu'nun yerine Rap Peker gelmiş. 7 Eylül 46'da devalasyon olmuş. Dış ticaret liberal liberalleştirilmeye başlanmış. İbedili planın yeni koşullara göre değiştirilmesi gerektiği öne sürülmüş ve bundan dolayı da şimdi ne geliyor? Şubat 1947'de dananın kuyruğunun koptuğu yere geliyoruz. Ekonomi Bakanlığı Başdanışmanı Kemal Süleyman Vaner'in başkanlığında devlet kadrolarının liberal kesimini temsil eden Türk Ekonomi Kurumu üyelerinden oluşan bir kurulu değişen siyasi konjonktüre uygun yeni bir iktisadi kalkınma planı hazırlamakla görevlendirildi. Yani 45'te bir savaş sonrası bir öz rapor var. Şevket Süreyi hazırlıyor. Geniş plan haline getiriyorlar. Hardcore her şeyi atıyorlar içine. Daha sonra hükümet diyor ki ya bunu bu yapılabilir bir şey de her şeyi yapamayız. Bunu bir önceliklendirelim. Daha sonra ivedili sanayi planı 3 numara geliyor. İvedili sanayi planında da nedir? Sümerbank ve Etibank'ın önceliklendirilmesi var. Ondan sonra da eee yeni gelen kabinede de Recep Beer hükümeti diyor ki bu eee baştan ele alınmalı. Bu devletçilikten çok sonuçta Amerika'ya gidecekler kredi için. Amerika'da sosyalist sistemi pek şey yapmıyor. Eee bunu eee şey yapacağız. Eee özel sektörün de teşvik edilebileceği bir formata indirgememiz lazım. 47'de Süleyman Vaner'in başkanlığındaki kimdi kendisi? Ekonomi Bakanlığı Başmüşaviri Kemal Süleyman Vaner. Bu arada Vanlı olduğu için soyismi Vaner şaka değil gerçekten öyle. Başkanlığında 47 senesine ait bir eee rapor hazırlanıyor. Şimdi onu da nereden göstereceğim? İlhan Tekeli'nin ve Sevim İlki'nin çok güzel bir çalışması var. Bunlar arkadaşlar Türkiye'de kimse anlatmıyor bunları. İki ü cümleyle anlatamazsınız bunları. O kadar çok suistimal edildi ki bunlar. Eee savaş sonrası ortamda 47 e Türkiye İktisadi Kalkınma Planı Ortadoğu Teknik Üniversitesi Türkiye Belgesel İktisat Tarihi yayınlarından. Şimdi ne yazıyor burada şunu? Bir saniye. Sevim İlkin Selim İlkinle İlan Tekeline'nin bakın ne diyor? 47 yılı Türkiye İktisat Kalkınma Planı hazırlayan kurulum başkanlığı ve 6164 ders yıllarını üniversitemize öğretim üyeliği yapmış olan Süleyman Vaner'in anısına eee şimdi az evvel söylediğim gibi bakın Saraçoğlu hükümeti 44 yılında Harp sonrası kalkınma plan ve programı hazırlanmasına karar az evvel okudum bunları Yahya Tezel'in kitabından daha sonra bir öz rapor yazılıyor Şevket Süreyya Hanım dipnotlardan da ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. Çok güzel bir çalışma. Daha sonra bu öz rapor eee bakın bu genel amaçları başarmak için ziraatteki gelişme biçimini hedef alan bir sanayileşme planı öngörülmektedir. Başka bir deyişle plan Türkiye'de ziraatle polikültüre dayalı su altı ve toprak altı servetini kıymetlendirme esasını istinat eden bir sanayileşme hareketini esas almaktadır. Bu öz rapor Türkiye'nin 45 senesinde, 4546 diyelim kendi hazırladığı planda benim mouse'a bir sıkıntı var bu arada. Eee, yazmış olduğu ilk plan zirai eee, kalkınma üzerine biçimlendirilmiş bir plandır. Yani Amerika'nın dayatması değil. Biz 45'te de zirai kalkınmayı 1inci plana almıştık. Devam edelim. Bak burada ne diyor? Hazırlanan planı teknik düzeyindeki yönetim kadro hareketinden Şevket Süreya vesaire. Daha sonra Sümerbank Konjonktör Müşavre, İsmail Hüseyf Tökin vesaire bunlar var. Bunların hepsini okuyabilirsiniz. Altta verilen kaynaklar çok güzel anlatılmış. Rakamlara geleceğim ondan sonra. Daha sonra birtım nedenler dediğim gibi bunlar eee işte Türkiye'nin eee 500 milyon dolarlık bir talepte bulunacakmış. Bakın burada 500 milyondan az evvel gösterdim. Bakın buradaki şeyle de uyuşuyor. PDF'te göstermiştim. Amerika'ya gönderiyorlar. Amerika diyor ki ya 500 milyon dolar bize geldi. Tam biz bunun üzerine bir çalışalım diye. Ama tabii ki biraz sadeleştirmeye çalışıyorlar bunu. Eee daha sonra daha sonra şimdi şeye geliyoruz. Eee Amerika'yla görüşmeler falan yapılıyor. Bu arada Truman doktorini geliyor. Truman Türkiye'ye askeri yardım yapıyor. Bu AP ayrı bir şeyler. Hep karıştırılır. Truman ayrı bir şeydir. Marshall ayrı bir şeydir. İvedili sanayi planı ayrı bir şeydir. Vaner planı ayrı bir şeydir. Bizim öz raporu ayrı bir şey. Onun geniş raporu ayrı bir şey. 67 tane farklı şey var. Biz karman çorman anlatıyoruz bunları. Amerika'yla da aralar böyle limonik demeyelim de böyle ısınmaya başlamışken ha biz işte Avrupa İktisadi İşbirliği Komitesi işte az evvel bahsettiğim 20. yüzyıl vakfı vesaire bunlara temaslar üzerinden işte bakın biz plan hazırlıyoruz buna bize ödenek ayırabilir misiniz gibi temaslara başlıyoruz. Ve eee Amerika'nın söylediği şey de şu aslında. Yani bu hazırladığınız şey aşırı devletçi, aşırı hardcore devletçi bir şey. Bunu sizin özel sektöre uygun hale getirebilmeniz gerekiyor diyor. Yani 47'deki Vaner planın aslında amacı da o. Yani biraz özel sektör, biraz devletçilik. Sadece şeyler değil yani ithal ettiğimiz her şeyi kendimiz yapalım değil. Eee bizim eee maksimum düzeyde ihtiyacımız olan şeylere odaklanalım ve tarım da bunlardan birisi. Yine Vaner planında tarımsal kalkınma da vardır. E bu bu şekilde Süleyman Vaner'e diyorlar ki önceliklendirerek birtım şeyler yapmış. Şimdi ileriki sayfalarda bakın ekler burada ilk defa bu 47'deki yani Marshall falan onlar Truman'an da evvel yapılmış olan Türkiye'deki en kapsamlı planı gösteriyorum. İlan Tekil de bunu yayınlamış. 74 senesinde yayınlamış. 50 sene geçmiş. Bak 50 senedir bir Allah'ın kulunun haberi yok bundan. Popüler kültürden bahsediyorum. Kimler yer almış? Eee, bakın. Yani bunlar gökten inme şeyler değil. Eee, herkesin isimleri var. Herkesin emek veren herkesin isimlerini görüyoruz. Planın yöntemi. Bunları geçmeyeceğim. Videoyu durdurup teker teker okuyabilirsiniz. Bilerek gösteriyorum. Bu arada bu belgeyi de eee İlhan Tekelinin akademia.edu sayfasına indirebilirsiniz. Kendisi ücretsiz koymuş. Planda ne var? Tarım, ulaştırma, büyük su işleri, enerji, demir çelik, çimento, madenler, sanayi. Sanayinin altına bakıyoruz. Tekstil, tütün, şeker, sentetik amonyak ve azot. Ulaştırma, kara, demir, deniz yolları, limanlar var. Tarım. İlk başta tarım geliyor. Teker teker girmeyeceğim. Alıp bakabilirsiniz. Bu 1947'de Türkiye'nin Amerika'ya sunmak üzere hazırladığı kendi yerli ve milli bakın kendi herhangi bir müdahaleyen olmadığı kendi milli programı. Teker teker alın okuyun. Eee madenlerden bahsettik. Tabii sanayi içerisine bakalım. Dediğim gibi Türkiye ne yazmış bakın. Türkiye iktisadi sanayi ne diyor? İktisadi kalkınma planının dayandığı esas temel yurdun zirai kalkınması olduğuna ve bunun da her şeyden evvel kara ve demir yolları, deniz yolları münakere şebekesinin tamamlanmasına ve nakil vasıtaların teminine, büyük ve küçük su işlerinin ikmaline, enerji kaynaklarının geliştirmesine bağlı bulunduğuna daha yukarıda işaret edilmişti. Bakınız Torburg'un söylediği şeylerle aynı. Daha ortada Thorbug yokken Süleyman Vanner'in başkanlığındaki iktisat ve kentin hazırladığı raporda da aynı şeyi yazıyor. Bu bizim fikrimiz. Amerika dayatmıyor. Amerika bizim verdiğimiz şeyi eee raporu kredilendirilebilir eee formatta ölçeklendiriyor. O formata devşiriyor. Öyle söyleyeyim. Tabii ki müdahale ediyor adam. parayı verecek olan şey IMF nasıl eee kredi verecekse Kemal Derviş'i nasıl yolladılar? Kemal Derviş dedi ha bunun için şunları şunları satın dedi. Sattık. Tabii ki müdahale var müdahale yok denemez ama bu konsepti oluşturan biziz. Türk hükümetinin ekonomi bakanlığı. Dediğim gibi buradan eee ilerlede ne varmış? Tekstil sanayi, pamuk ipliği vesaire falan. Bunlar hiç ağır sanayiyle ilgili bir şey yok bu arada farkındaysanız. Böyle böyle şeyler işte haritalar bunlar şu anlık bizim işimize yaramıyor ama şu plan dediğim gibi eee en başa tekrardan geleyim. Neredeydi iktisadi kalkınma planı? 48-52 yılları arasında en başta da söylemişler. Memleketimizin toprak altı ve topraküstü servetleriyle su mahsullerini ve su kuvvetlerini değerlendirmek. Böylece iş ve makine gücünün toprağın verimini artırmak suretiyle başta Türk köylüsü olmak üzere yurttaşlarımızın yaşama seviyesini yükselmek hazırlanmış bulunan iktisadi kalkınma planı. Halis muhlis yerli ve millidir. Hiç Amerika'nın dayatmasıyla oluşan bir şey değildir bu. Lütfen alın bunu. Şu kitabı bir okuyun. 74 senesinde yayınlanmış bu ya. İnsaf yani. Bugüne kadar 47 Türkiye İktisadi Kalkınma Planı. Lütfen okuyun bunu. Şimdi bunu kapatıyorum. Ne dedik? Yani biz daha Thorw'lar bilmem neler bizim ayağımıza gelmeden evvel biz şeyler yapmışız adamlara vermişiz. Tormluk falan da bizim verdiklerimiz üzerinden bir tahlilde bulunuyor. Şimdi o zaman başka bir yere gelelim. O zaman başka bir yere gelelim. Şimdi bu işi artık bir kronolojiye oturtmak lazım değil mi? Çok karışık oldu biliyorum ama kronolojide bu iş nasıl? Harp sonrası kalkınma programı. Az evvel ne dedik? Yahya Tezel'den ve eee İlan Tekeli'nin yazdıklarından ne gördük? E ilk adım 44'te 44 sonunda Şükrü Saraçoğlu zamanında atılmış bir Şevket Süreyya tarafından onun başkanlığındaki bir Ekonomi Bakanlığı eee tetkik heyeti tarafından böyle bir rapor hazırlanmış. Tarımsal kalkınma odak noktasında arkadaşlar. Bu Amerika'nın dayatması değil. Bu az evvel şeyde de ne dedim? Kadro hareketinin 32 senesinden itibaren söylediği bir şey bu. Ve aynı ekipten bir iki kişi de İsmail Hüsref Tökev'le şey eee Şevket Süre ya da bu ekipte olduğu için aynısını buraya da almışlar. Kademeli olarak ağır sanayiye geçiş önce taslak olarak hazırlanıyor. Daha sonra geniş rapor haline getiriliyor. Bu uzatılıyor. Taslaktı zaten bunlar. Ve geniş raporda da aşırı hardcore yani dışarıdan ne alıyorsak birebir aynısını yapalım tarzına. Helikopter mi geliyor helikopteri de yapalım. Uzay mei mi geliyor onu da yapalım. Roket mi roketi de yapalım tarzında biraz mizahen söylüyorum ama eee bu dediler ki ya bu çok eee gerçekçi değil. Buna ne biz kendimiz finanse edebiliriz ne de kredi bulabiliriz. Bunu biraz sadeleştirelim ve bunda havacılık sanayi yoktur. Bunu bilerek söylüyorum. Çünkü hep oraya varıyor olay. Uçak sanayimizi yok etti falan. Hayır. İlk bizim ortaya koymuş olduğumuz kalkınma programında da havacılık sanayi yoktu. Onu o çok kompleks olduğu için biz onu zaten çıkarmışız. Daha sonra İvedili sanayi planı geliyor. Bakın az evvel yine Yayya Tezel'den okudum. İhan Tekeli'den de okudu. Bir kabine değişikliği oluyor. Recep hükümeti geliyor Saraçoğlu yerine ve diyorlar ki eee biz bunu topyekün ve hızlı sanayileşmemiz için eee bir şeyler yapmamız gerekiyor. Bunu biz ne yapalım? Eelim eee top ne derler? Ivedili yani hızlı sanayileşmek için bir formata hazırladım. Thornburg'un göstermiş olduğum raporunda o appendix 3'te 3 numaralı ek bölümde bahsettiği de buydu. 500 milyon dolar kredi istediğimiz rapor da buydu. Bunun içerisinden bazı şeyleri sadeleştirildi ki havacılık yine yok. Tamamıyla devletçiydi. Her şey devlet eliyle yapılmıştı. Ve Amerikanın burada Amerika derken bu eBay eee IBRD dediğimiz eee International Bank of Reconstruction and Development Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası yani IMF ile beraber kullanılan İBR'de. Öbürü de Eksbank işte export import e hala faal olan bankalar bunlar. E bunlar da bu işin içerisinde. Bu European Recovery programda artık böyle Avrupa'nın ihya programı, iktisadi kalkınma şeyleri falan konuşuluyor. Biz bizzat konuyla alakamız olmamasına rağmen gittik başvurduk. Marshall dediğiniz şey daha ortalarda yok. Bak Marshall'ın ismi yok daha ortada. Marshall sadece bunun ne bileyim eee uluslararası camiada duyuran biri olarak yani dışişleri bakanıydı eski asker George Marshall eee onun ismiyle eee anıldı. Yani aslında bunun da ismi European Recovery Programı. Avrupa iktisadi İhya Kalkınma Programıdır. Başvurmuşuz. Eee reddedilmiş. Çünkü adamlar diyor ki ya bu siz sosyalist misiniz? Biz zaten sosyalizme karşı bir kapitalist sistemi savunuyoruz. Özel sektörün olmadığı hiçbir şeye para vermeyiz diyorlar. Yani öyle söyleyeyim. Daha sonra yine kabine değişikliği oluyor. Bu sefer Hasan Saka hükümeti geliyor. Onları da söylemek lazım. O yılda da bir Truman Doktor olayı var. Dediğimiz gibi bu alakasız şeyler o kadar karmaşık anlatılıyor ki Truman dediğiniz şeyin e bunlarla hiçbir ilgisi yok. Truman sadece tek seferlik askeri bir eee şey yardım. Yunanistan'da komünist isyan çıkıyor. Eee Yunan ordusu onlarla uğraşıyor ki acaba Türkiye'ye de mi sıçrar biz Türklere de yardım edelim tarzında 150 milyon dolarlık sakal alıyoruz. Bu Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarına gidiyor. Herhangi bir şeye değil. Yani bizim, eee, kamusal ya da ne bileyim çiftçinin cebine falan giden bir para değil bu. Sadece askeri teçhizatın geliştirilmesi. E deniyor ki, eee, evet reddedildi. Burada hiçbir şey yok. Yani 2 numaralı sütundan bahsediyorum. İvedili sanayi planı reddedildikten sonra. Ondan sonra Süleyman Vaner'e görev veriliyor. Diyor ki, "Abi bu özel sektörün de eee, içinde içinde yer alabileceği bir plan hazırla diyorlar. Oturuyorlar, hazırlıyorlar. Ve burada yine aynı şekilde eee tarım ve altyapı okudum. İlhan Tekeli'nin PDF'inde bu raporun şeyi vardı. Orijinalini vermiş ve orada da ne diyor? Altyapı geliştirme tarım önceliğimizdir diyor. Bu Türk'ün Türk ekibinin yerli ve milli planıdır. Bu kırsalda halkın önemli bir kısmı yaşıyor. Toprakçı cebini, gırtlağını buradan dolduruyor. Biz bu insanların ihtiyaçlarını görmezden gelerek ağır sanayiye geçemeyiz. Erken cumhuriyet döneminde bunu istediğimiz gibi yapamadık. Evet, yapamadık. Bu bir gerçek. Temel girişimlerin devlet tarafından diğerleri de özel sektör tarafına olmak üzere bir konsept kuralım. Bu da zaten Türkiye'nin ilk karma ekonominin geçiş modeliydi. 47. Yani Demokrat Parti ile evet uygulaması oraya geliyor ama ilk tek partili zamanda artık bunun eee karma ekonomiye geçişle ilgili ilk ekonomik planlamaları yapılıyor. Bunu da reddediyorlar. Çünkü diyorlar ki abi bu çok fazla yani 648 milyon. Çünkü ilki zaten 500 milyon aşırı yani manla yüksek ve şey olduğu için nasıl diyeyim? Eee, devletçi olduğu için ya bir sosyalist bir program vermişiz. Amerika bunu reddediyor. Burada daha fazla şey veriyoruz. Diyor ki abi bunu biraz sadeleştir. İşte o yıllarda, o yıllarda Thornburg'un falan gelme şeyleri o zaman başlıyor. Diyorlar ki abi Türkiye'de eee savaştan eee fiziki zarar almamış bir ülke olmasına rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bir gidip bir inceleyelim. Torn 47'de gidiyor. Hills dedikleri aslında Amerikan Karayolları Müdürlüğünden gelen bir onun sadece ulaştırma üzerine demiryolu karayolları şeylerine bakıyor. Barker diye biri geliyor. 51'de yazıyor. Ondan da bahsedeceğim. Eee daha çok yine Thornburg gibi endüstriyel kalkınma planlarına bakıyor ama işte kamu yönetiminde bu nasıl uygulanabilir ve eğitim kısmında da çok ilginç şeyleri var. Eee önerileri falan var. Doğrudur yanlıştır demiyorum. O gerçekleri anlatıyorum ve e bu biraz sadeleştiriliyor. Daha az bir bütçeyle başvurmanız gerekiyor. 648 biz veremeyiz diyorlar. Bu da 306 36 milyonluk bir kredi planıyla biz tekrardan başvuruyoruz ve kabul ediyorlar. Ve burada da yine 20. yüzyıl vakfı e bu tingen kuruluşu aracı vakıf onlar inceliyor ve bu kredilendirebilecek şartlara uygun şekilde Amerika'nın hükümetine bildiriliyor. İşte Thornburg'un bahsettiğimiz Torbur raporu da 49'da adam Türkiye'de bir buçuk sene mi ne kalıyor işte gidiyor adam eee Bahreyn'e gidiyor. Ondan sonra orada da benzer bir ekonomi programı için Körfez ülkelerine gidiyor. Orada yazıyor zaten ön sözünde de Persian Golf diye adam imzalamış. Önsözünü bitirdiğinde bu Turk Economic Apprisal Torbrook raporu böyle çıkıyor. Tombrook raporu bir dayatma değildir. Bir program değildir. Bir öneri listesidir. Mavi kapaklı bu European Recovery Program Country Study Turkey ise esas bizim Marshallı dediğimiz Türkiye'ye uygulanmış olanın bir ilk ilk senelik versiyonu. 49 senelik versiyon 49'daki versiyonudur. Yani 47'deki şu ortadaki Vanner planının sadeleştirilmiş uygulanabilir versiyonu bizim Marshallı.
Dediğimiz şey Marshallı 1617 tane ülkeye verildi. Biz onlardan sadece biriydik. Kendimizi zorla kabul ettirdik, konuyla alakamız olmamasına rağmen. Yani Thornburg'a gelene kadar neler olmuş, neler bitmiş görüyorsunuz. Hiç öyle Thornburg gökten zembille inmedi. Eee, adamı... Evet. Eee, biz de durup dururken davet etmedik. Biz kendimiz neler neler yapmışız görüyorsunuz. Ve bu anlattıklarının hepsinin belgeleri de vardır. Şu mavi kapaktan da bahsedeceğim. European Recovery Program'dan bahsedeceğim. Barker vardır. Barker raporundan da bahsedeceğim. Eee, daha sonra bütün bunları anlattıktan sonra Doğan Avcıoğlu'na döneceğim yine. Bak, Doğan Avcıoğlu'nun kitabında hiçbirinde bunlardan göremezsiniz. Bak, neredeyse 2 saat oldu. Hiçbirinden bahsetmemiş Doğan Avcıoğlu. Sadece ne yapıyor? Şuradaki en sağdaki, şunun şu sarı kapaklısının sadeleştirilmiş versiyonunu alıyor. Cımbızlıyor. "Aa, bak bunu yaptırtmıyorlar" diyor. Yani oralara gelene kadar neler neler yapılmış. Yani Türk hükümeti biraz emek vermiş bu konuda. Yani haklarını da yememek lazım.
Şimdi bazı raporlar var dedik, değil mi? Bazı raporlar var. Raporlardan konuşalım. Ne yazmışım listede? Ne var şimdi? European Recovery Program. Tamam. Ona bakalım ya. Şu mavi kapaklı bir şeyden bahsettim, değil mi? Şimdi Türkiye'ye ne dedik? Evet. Eee, 600 küsür milyonlu gönderiyor. Diyorlar ki, "Bu çok fazla para, biz bunu veremeyiz. Bunu sadeleştirin" diyorlar. Biz de ne yapıyoruz? Sadeleştiriyoruz. Şurada görmüş olduğunuz bu European Recovery Program. Bu Michigan Üniversitesi bunu taramış, bütün ülkelerinkiler var. Yani bunları bulabilirsiniz. Ben hiçbir yerde okuduğum hiçbir eee makalede, gözümden kaçmış da olabilir ama onlarcasını okudum. Türkiye'de hiçbir iktisatçının şu gösterdiğim şeyden bir kaynak gösterdiğini görmedim. Bulmamışlar, okumamışlar maalesef.
Bu eee bizim eee vermiş olduğumuz, nasıl diyeyim? En son kerete yani Thornbrook geliyor ediyor falan filan da Vaner planının sadeleştirilip 648'in sadeleştirilmiş versiyonu da 49 senesi itibariyle durum nedir? İlk defa Marshallı artık o şekilde süre yapılıyor. Avrupa'nın ihya programı. İçerikler nedir? Eee, kısa kısa göstereceğim size. Bu da açık kaynaktır. Bu hiç gizli bir şey değildir. Bu arada basic problems, temel problemler, işte milli programın tanımı, yani bizim kendi iktisadi, Vaner iktisadi kalkınma planının açıklaması ve kritikler. Bununla ilgili birtakım eleştiriler yapıyor ve daha sonra kendi önerileri. Ne yazmışlar? Bu yine siz bulup bunu da okuyabilirsiniz. Girmeyeceğim. Satır satır okumayacağım. Bir Türkiye'nin yine krit, şeyleri, tipik bildiğiniz rapor. Yani şu anki durum şöyledir, böyledir, bilmem ne falan filan.
Ha, şimdi ilginç bir yere geliyoruz. Bu çok önemli bir tabela. Ne diyor? The Turkish Investment Program 48-53. Türkiye için. Burada da ne demişti? Dıdı ddım. Bir yerde yazıyordu galiba. Evet. Türkiye'nin gönderdiği ve bizim de hala incelemede bulunduğumuz e programın anlık durumu. Yani bu 48-53 arasında öngörülen rakamlar. Şimdi bakarsanız burada bakın, agriculture, irrigation yani tarım ve sulama. Sütunlara bakalım. Internal finance, yani iç ödenekler. Türkiye'nin kendi, yani bu iç ödenekleri de şeyi görüyoruz, yani ihracat yapıyor. Oradaki dövizi buna aktaracak. External financing, işte şurası 2. ve 3. sütunlar. Bu Türkiye'nin dışarıdan alacağı krediler. ERP dediği European Recovery Program. Bu işte Marshall diye bildiğimiz. World Bank, Dünya Bankası. Internal Resources'in currency. Yani eee döviz olmadan da iç finansmandan karşı, yani Türk lirası bazında yapılacak yatırımlar. Total investment'da topyekün eee yatırım. 729. Bakın hepsi ama 729. Şöyle, Türkiye'nin de kendi mali kaynaklarıyla beraber 729. Esas şuna bakmak lazım. Hesap makinesini açayım ve World'e bakarsak, işte kabaca 260 + 97, işte 366 milyon. Şu 2, 3 satır, sütun pardon, Türkiye'nin yani 366 dedim. 366/700, 130 milyon. %50, yarı yarıya. Tam yarı yarıya. Yarısını dışarıdan krediyle, yarısını da kendi... Ne kadar ilginç plan, değil mi? 48-53 arasında 5 senelik tabii ki. 5 senede toplam 730 milyon dolar harcamayı öngörüyormuş Türkiye. Bunun da tabii, bu 20. yüzyıl vakfı, işte Zartsut, bilmem ne, bir sürü kurum isimleri var biliyorsunuz orada. Bu paraları nasıl dağıtabileceklerini görüşüyorlar 49'da vesaire falan. Onunla ilgili de bilgiler var ya. Bu eee nihai rakamlar da değil, böyle öngörüyoruz. Tamam, üstünde çalışıyoruz. İlk rapor budur. 49 yılının raporudur bu. Ve rakamlara bakın şimdi. Evet. Bizi tarıma mahkum ettiler diyoruz da, topyekün rakamlarda en fazla 730'un 212'si. 212/730 diyorum. %30'u ulaştırmaya gidiyor. 212/729. Bakın, tarım daha az. Tarım bunun yarısı kadar, yani %10-15 arası. Ve e ulaştırma açısından topyeküne bakarsak en fazla nereye gidiyor? Eee, şey üzerinden, operasyonlar, yani bakım vesaire, yani nasıl diyeyim, istasyonlar, limanlar vesaire, onlara da falan bayağı para gitmiş. Ve k... dışarıdan alınanlara bakarsak en fazla railway operations, maritim, liman ve eee demir yolu istasyonları bakımlarını para gidiyor. Kara yolları bakın. Road building. O kadar fazla da değil. Yani topyekünde yine fazlalar arasında ama railway construction, demir yolu inşası en fazla aslan payını alıyor burada ve tarımın çok daha altında. Şeye bakarsak, Avrupa eee ihya programından alınan meblağlar açısından tarıma en fazla para oradan geliyor. Evet. Dış kredi açısından tarım en fazla, yani aslan payını alıyor ama topyekün harcamalar içerisinde tarım birinci değil. Altyapı. Bu çok önemli. Bak, bunlar çarpıtılan şeyler. Çünkü bunları okumuyor kimse. Bizde birileri bir şey söylemiş, hemen oturuyoruz, onların dediklerine inanıyoruz. Burada da 49, 50, bilmem ne. Burada neler vardı? İlginç şeyler var mıydı? Ha, burada eee Türkiye'nin eee şeyleri, talepleri ve bizim önerilerimiz mesela çok ilginç. Sadece bir yıllıktan bahsediyor. Eee, Türkiye'nin eee ERP'den istediği 85 milyonmuş mesela 48'den. Bu neydi? Uluslararası, pardon, neydi? Organization of Economic, bilmem ne, Cooperation. Hatırlamıyorum şu an. Bilinen kurumlardan bir de aklıma gelmedi. O demiş ki, "50 olsun" demiş. Eee, European... Şu an aklıma gelmiyor da, bilinen şeylerdir. Yorgunluktan unutmuş olabilirim. Yani 3 tane kurum diyorlar ki, 85 diye biri 50 diyor, biri 40 diyor. 49, 50 için ya 2, 48, 49, o ikinci senesi için 94 yerine 30 milyon verelim diyor. Yani Türkiye'nin her istediğinde vermiyorlar. Bu da var. Bu ilginç bir şeydi.
Şimdi bunu eee dediğim gibi nereden eee gösterdim? Şöyle tekrardan kapağını göstereyim. Nereden bulabilirsiniz? Michigan Üniversitesi'nin eee kütüphanesinden buldum diye hatırlıyorum. Eee, bu işte 49 senesinde Şubat 49'da yayınlanmış Marshallı dediğimiz bu Avrupa İhya Programının Türkiye ile ilgili bölümü.
Şimdi bir de bu işin Barker tarafı var dedik ya. Barker kimdi bu? Barker... Barker da 51'de yazıyor bunu. John Hopkins Press'ten falan çıkmış. Bunu da bulabilirsiniz PDF olarak. International Bank for Reconstruction Development, Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası bir eee üyesi olarak bunu yazmış. Barker da geldi ama Thornburg'tan sonra geldi. İlginç bir belge vereceğim size. Bakın, Celal Bayar'a yazılmış bir belgeyle başlıyor. Mouse'umda bir problem var, o yüzden bu zorluk çıkarıyor bana. Ekselansları Celal Bayar'a işte bunu yazan kişi de bu nereymiş? Bu bankanın müdürü herhalde diye anlıyorum. Office of the President. Evet. Bankanın genel müdürü. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a yazıyor. 15 Mayıs 1951'de işte bizim mensubumuz Barker geldi, şunu bunu yaptı, bilmem ne. Raporunu ekte size arz ederim. Saygılarımla falan. Burada da Chief of the Mission Barker'ın şeye yazmış olduğu bir önsöz. Bir şeye yazmış. O da bankanın müdürüne yazmış. Kimler çalışmış? Hepsinin isimleri var. Bir iki kişiliği veya aralarında önemli üniversitelerden falan uzmanlar falan filan var. Neyse, bizim işimiz o değil.
Şimdi burada da neler göstermiş? Çok benzer. Yani şu detaylara girmeye gerek yok. Adam yine aynı şeyleri falan burada üzerinden geçmiş. İşte agriculture, forestry, fisheries, eee, endüstri, eee, Zartus, bilinen şeyler. Yani bunları tekrardan şey yapmaya gerek yok, girmeye gerek yok. Ama buradaki eee önemli olan şey eee Barker'ın şöyle hızlı hızlı geçelim. Yani göreceksiniz zaten. O kadar fazla da şey yapmaya gerek yok. Eee, yine birtakım e Türkiye'nin mevcut durumu, ne yapmak istiyor? Ha, missions program, işte Türkiye'nin ha, bizi onlara göndermiş olduğumuz raporların tenkitleri falan filan var. Yine aynı şekilde. Yani kendileri bir şey uydurmuyorlar. Bizim onlara vermiş olduğumuz programlar üzerinden bir tahlilde bulunuyorlar. İlginç şeyler var mı diye bakacaktım. Bunlar neymiş? Sümerbank'ın çıktıları. Bunlar eee... Evet. Yine birtakım şeyler. E madenler galiba Türkiye'de maden istihsali, neler neler. Bakın ha, günümüzde mesela bunlar ne kadar değişmiş, bunlara bakmak ilginç olabilir. Konumuz değil. Eee, mining investment, Etibank'la ilgili bir takım şeyler var burada. Ha, bunlar kara yollarıyla ilgili şeylerdi. Evet. Şu, e, kalın olanlar, şu an yapılmış olanlar, fasılalı kalınlar, henüz daha yapılmamış olan demir yolları, diğer eee, daha silik olanlar, şose yollar vesaire. Hangileri var, hangileri... Bu tabii 51'e gelinmiş, daha aradan, yani ilk yardımları almamıza 2-3 sene falan geçmiş. Biraz gelişme var tabii. Devam ediyorum. Neler varmış burada? Yine railwayler üzerinden. Ha, mesela böyle ilginç şeyler de var. Estimate, yani planlanan eee şey, eee ne derler? Eee maliyet, şu ana kadar ne kadarı yapılmış, ne kadarı kalmış vesaire. Bunlar da var. Ha, bu neden önemli? Çünkü şeyden göstermek istedim. Tamam, hatırladım. Thornburg'un yazdığında da yani mevcutta zaten şu kadar e işte şu üç tane şeyden bahsediyordu. E demir yolları hatlarını yapıyorsunuz. Öncelikle şunları bitirin. Onlar için de biz krediler almışız vesaire. Yani kademe kademe bir şeyi bitirmeden yeni bir şeyin kredisini alamazsın demeye getiriyor. Biz habire böyle bir ortaya karışık her şeyi aynı anda yapalım demişiz herhalde. Böyle gözüküyor. Hiç havacılık sanayi yoktur bu arada. Yani bizim gönderdiğimiz planın hiçbirinde havacılık sanayi yokmuş. İlginç bir şey var mı diye bakmaya çalışıyorum da, yok galiba gözümden. Ya bunu kapatabiliriz yani. Bu çok da şey yapmayayım. Üzerinde zaman harcamayayım fazla. Böyle harita marita şey falan da yok. Bulabilirsiniz. Yani bu Barker raporu da ilk başta Celal Bayar'a yazılan mektupla açılıyor. Yani böyle bir rapordur. 1951'de Thornburg'tan sonra gelen kişinin yazmış olduğu bir eee rapor.
Şimdi bundan sonra eee Barker'dan bahset... Ha, Barker'la ilgili bir yanlış anlaşım, bir yanlış okuma var. Sami Güven'e gelelim. Sami Güven Hoca, şu kişi, Uludağ'da iktisat hocalığı yapmış. Emekli galiba. Sayfa 107. Bakın ne diyor. Barker raporu. "Öncelik tarıma." Hım. Şimdi ben Sami Güven'in bu Barker raporunu okuduğunu düşünmüyorum. Önceki raporlar, bir ara ara başlıklar atmış. Böyle bakın, yani kopyala yapıştır. Şöyle bir şeyi alıyor. Eee, kopyala yapıştırıp kendi cümleleri tekrardan harmanlıyor. Ara ara eee, ara şeylerle eee, başlıklarla uzatmış da uzatmış. "Thornburg vari öneriler var" diyor. Eee, "öncelik tarıma verilmelidir" diyor. Evet. Bunu biz diyoruz zaten. O Amerikalı söylemiyor. Çünkü şu üçünden bahsediyor. Bu arada Hilt sadece ulaştırmayla ilgilidir. Yani Thornburg ve Barker daha çok iktisadi kalkınma üzerine, yani endüstriyel kalkınmaya bakıyor. Bunlardan evvel bahsettiğim o Türkiye'nin kendi şeylerinden, Vaner'den bahsetmiyor. Şevket Süreyya'nın öz raporundan bahsetmiyor. Vedili, sanayi kalkınma, ufak ufak yani şeyler girizgahta görüyorsunuz tabii ama onların içeriklerine hiçbirinden bahsetmiyor. Ama direkt "lan diye Amerikalılar bize bunu dayattı" diyor. Bu adam profesör ya. "Türkiye modern sanayiyi hak etmedi" diyor. Başlığa bak. "Yasaklanmış endüstriler." "Gelişme tedrici olmalıdır." "Yeni demir yollarına ihtiyaç yok." Külliyen yalan. Böyle bir şey demiyor. Yeni demir yolları yapımı için zaten en fazla para demir yollarına gidiyor. Bak ne kadar çarpıtılmış şeyler görüyorsunuz. Planlamaya... Hayır. Nasıl ya? Esas olay zaten planlama. Bugüne kadar düzgün planlama yapmadığınız için bunlar... Ya okumamış. Gerçekten de okumamış. Dediğim buradan eee aldığı şeyler Türkçeye tercümesinden yine cımbızlamış Doğan Avcıoğlu gibi böyle şeyler yazmıyor. "Türkiye çizmeyi aşmamalıdır." "Türkiye küçük projeler kalkındır." Evet. Küçük projeler, doğrudur. Ve eee Türkiye'nin ne diyordu? "Yasaklanmış endüstriler." Mesela "modern sanayi hak etmedi." "Hafif sanayiye mahkum olmalıdır." "Türkiye bir ziraat memleketidir." Evet, bunlar var. "Modern sanayi hak etmedi" falan demiyor. Bu arada şununla ilgili bir şey göstereyim size. Şimdi bu yine Barker raporuna geliyorum. Barker'a geleceğim. Hatta bununla ilgili bir dakika, eee, nerede yazmıştım bunu? Şurada mıydı? Eee, tamam. Şöyle göstereyim. Barker da 65'teydi galiba. Ekranı da paylaşacağım. Söylenen şey, yani çarpıtılan şey şudur. Bakın, eee, 32. sayfada "industrial development has been over emphasized at the expense of agriculture"ın sonunda devam ediyorum. Ne diyor adam? "We do not suggest that Turkey should abandon the goal of industrialization. We suggest rather that the quick path to that goal is the increase of agricultural development." "Türkiye'nin sanayileşmesinin tamamıyla reddetmesini tercih etmiyor, önermiyoruz. Bu yola giden, eee, bu hedefe giden yoldaki en hızlı, en makul atılması gereken adımın ziraattan geçtiğini öneriyoruz ve söylüyoruz." diyor. Bak, Sami Güven'in söylediğin tam tersi. Ya böyle ufak tefek şeyler var. Öyle büyük büyük harflerle yazıyorlar. Gerçekten çok yanıltmışlar insanları. Ben de okudum 98'de falan çıkmış bu kitap. Ben de yıllar evvel okumuştum. Neler neler yapmışlar diyorum. Orijinaline bakıyorum ya. Orijinalinde böyle bir şey yazmıyor. Daha evvelkilere bakıyorum. Biz önermişiz bunları adamlara. Adamlar bizim önerilerimizi kredilendirilebilir formata çevirmişler. Müdahale etmişler. Bu var. Parayı verecek adam tabii ki şunu şunu şunu şunları kaldır diyor ama tarım konusu bizim önerimiz. Havacılığın çıkarılması bizim önerimiz. Bak, bu bunları doğruları söyleyelim. Bizim aydın ve profesörlerimiz bunları çok yanlış, bilerek ya da bilmeyerek çarpıtarak vermişler.
Ve eee sona geliyorum. Artık biraz da Doğan Avcıoğlu'nun yöntemine bakalım. Doğan Avcıoğlu bize ne dedi? Sona gelirsek, eee, sonda da... Evet. Şuraya geliyorum. Doğan Avcıoğlu... Ya az evvel biz neden bahsettik? Böyle komple 32'den ta 49'a kadar uzun bir çizelge var burada. Yani bunları cımbızlayıp anlatamazsınız. Ta en başından kadro hareketinden başlayacaksınız. Teşviki sanayiden başlayacaksınız. 1-5 yıllık sanayi, falan, Dünya Savaşı, ondan sonrası. Bunların hiçbirini anlatmadan "lan diye Thornburg'tan giriyorsunuz." Siz bu işi anlamamışsınız demektir. Bu, bu, bu bunlar çok cahilce laflar. İki saattir bak neler anlatıyorum. Bunları bilmeden Thornburg denilen şey anlaşılmaz. Thornburg tek bir rapor da değildir. Thornburg sadece bir öneri listesidir. Mavi kapaklı olan esas rapor. Bak, onu bile bilmiyor bizimkiler. Doğan Avcıoğlu ne yapmış? Bunları komple abi, at gitsin. Ne gerek var bunlara? Kim okuyacak insanlar? Doğan Bey almış sadece buradaki bu sağdaki bu gösterdiğim o şeyi almış. Onun da orijinalini de almamış. Gösterdiğim, en başta gösterdiğim Türk kamuoyuna hitap eden bu cılız versiyonundan cümleleri cımbızlamış, kitabına koymuş ve böylece bizim günümüzdeki bu "Amerika emrettiği için şöyle oldu, böyle oldu" şeyleri, yani nereden baksanız hep bütün yollar Roma'ya çıkar ya. Bütün her şeyler artık Doğan Avcıoğlu'nun şeyine çıkıyor. Ve az evvel gösterdiğim bu eee Sami Güven'in de, Sami Güven Hoca'nın kitabında da, yani hoca ağız alışkanlığından diyorum, bence uymamış yani yaptığı şey. Eee, bütün tespitlerin sonunda Doğan Avcıoğlu'nun laflarıyla bitiriyor. Yani 98'de çıkan bu en çok, bütün bir sürü yerde kaynak gösterilen bu kitapta da yine Doğan Avcıoğlu kaynak gösteriliyor. Çünkü 68'de ilk o çıkmış. Maalesef Doğan Avcıoğlu'nun yöntemi bu. Bu yüzden eleştiriyorum. Yani adamın linç etmek falan değil. Sami Güven de aynı şeye sokuyorum. İstediği görüş de olabilir. Yani ben onu şey yapmıyorum ama eee kendi görüşünüzü savunayım derken bazı şeyleri çarpıtamazsınız. Bu işte ideolojik, bu niyet okumaktır. Bu belgeyle konuşmak değildir. Bu cımbızlamak bu ya. Bu aydın dediğim bunu yapmamalı. Yani benim görüşümde aydın bu değildir yani. Yani takdir sizin. Eee, gerçekler ortada. Her şeyi belgeyle gösterdim. Her şeyi okudum. Benim verdiğim her şeyin de böyle kayıtlarını bulabilirsiniz. Hepsini de saatlerce okumayacağım.
Biz neye gördük şimdi burada? 2 saat konuştuk. Belki de geçmiştir bilmiyorum. Saate bakmadım. İlk maddede şunu söylemem lazım. Uçak sanayi, havacılık sanayi biz çıkarmışız şeyde. Tamam mı? Adamların dayatması falan değil. Biz 45'ten sonra savaş sonrası bir planlamaya gitmişiz ve demişiz ki, "Abi, yeni bir dünya düzeni kuruluyor, bunun için plan yapalım" falan. Havacılık sanayini biz zaten ciddiye almamışız. Çünkü çok kompleks ve sürekli zarar eden bir... Ve Doğan Avcıoğlu'nun hani bu cımbızladığı cümlelerden birinde "uçak ve dizel motorları" esasında orada "aircraft diesel engines" orijinal metninde gösterdim İngilizceden. Yani orada bahsedilen şey Türk Hava Kurumu Gazi Motor Fabrikası. Bu raporun yazıldığı ve incelemenin yapıldığı yerde zaten iflas etmişti. Kendini ihbar etti. Şükrü Koçak, onunla ilgili yaptığım videolarda da görebilirsiniz. Zeki Doğan'ın sözüyle ilgili video yapmıştım. 2 saat anlattım. İhbar etti kendini. Başbakanlık Teftiş Kurulu geldi. Onun raporları üzerinden neler neler görüyorsunuz. Adam onla, o Türk Hava Kurumu'nun Makine Kimya'ya devredilme döneminde adam orada. Ona istinaden söylüyor bunu. Uçak sanayiden bahsetmiyor. Motor üzerinden gidiyor. Biz zaten uçak sanayi komple 45 sonrasındaki planlamamızda kendimiz çıkarmışız. Bu çok net. Yani bu bunun yalan olduğu çok belli bir şey. Bütün belgelerde bu görülüyor. Ha, bunu tartışabiliriz kendi içimizde. Dış güç, mış güç demeden biz neden 45 sonrası dünyada bu planı yaparken havacılığı ekarte ettik? Neden bunu eee listeden çıkardık? Bunun cevabı kendi içimizde ve bununla ilgili herhangi bir çalışma da yapılmadı. Çünkü kimse bu açıdan bakmadı olaya. Aydınlarımız ve profesörlerimiz dahil.
Bu ERP dediğimiz European Recovery Programı gerçek ismi işte budur. Marshall diye biliyoruz. Bu bizim başvurduğumuz planların eee iktisadi kalkınma planlarının revize edilmiş versiyonları olarak ortaya çıkıyor. Tarımsal kalkınmayı da biz şey yapmışız. Kadro hareketinin işte Şevket Süreyya, İsrail, İsmail Hakkı Töreli'lerin vesaire ortaya attığı bir şey. Amerikalıların falan dayattığı bir şey değil. Biz planlarımıza bunu entegre etmişiz. Tarım kredisi dediğimiz gibi vermiş olduğum o şeyde mavi kapaklı eee PDF'te de tekrardan geriye sarıp bakabilirsiniz. Ulaştırmadan sonra geliyor. En fazla para ulaştırmaya gidiyor. Tarıma mahkum edilmek falan değil. Buradaki olay verilen para bazında baktığınızda yabancı kredilerde evet en para en yüksek orana sahip ama topyekün rakamlarda %50 %50 dağılım yapmışlar hesap makinesinden de gördük. Ulaştırmadan sonra geliyor. Karayollarına ödenek 50'lerden sonra daha çok karayolları genel müdürlüğü kurulduktan sonra evet karayolları çok daha fazla. Bunun da savundukları şey şu. Eee, halkın çoğu kırsalda oturduğu için orada bir şey yapıyorsa, yani tarımsal bir ürün şey yapıyorsa, ortaya meydana getirebilir. Bunu satacak abi adam. Kasabaya gidecek, şehre gidecek. Bunların demir yolunu Allah dağındaki köye götüremezsin. Oraya karayolu götürebilirsin. O yüzden karayolu önemli. Ve Türkiye'nin coğrafi şartlarıyla ilgili bölüm de var. Yani coğrafi yapınıza bakarsanız her yere demir yolu da yapamazsınız diyor. Doğru demiş. Yani bir dağa delip geçmek öyle kolay bir şey değil. İnsan gücü, zaman ve maddi kaynak ve teknik bilgi açısından kolay değil. Her yeri dağa delip geçemezsin. Karayolları evet böyle sarmal sarmal gidersin ama daha hızlı ve daha kolay, daha eee ucuza yapabilirsin. Yani karayolu... Evet. Biz 2000'li yıllarda da çok yere karayolu yaptık. Yani o zamanlarda yapıldı kötü de 2000'lerde yaptığımızda mı iyi? Ne fark ediyor? Demek ki bir dağılım var. Bir bunu bir balansa koyman gerekiyor. Yapılabilecek yer var. Yapılamayacak. Daha uygun fiyata yapabileceğin versiyonu var. Şimdi bu açıdan bakmıyoruz. Bizi karayollarına mahkum ettiler. Kim mahkum etmiş ya? Bizim sunmuş olduğumuz raporda demir yolları en fazla bütçeyi talep eden kalem. Yani hiçbirini okumadan kafamızdan hayaller uydurmuşuz.
Son madde. Bunun e cevabı bende yok ama bu bence güzel bir tartışma konusu olabilir. Tarımdan kademeli olarak ağır sanayiye geçiş dediğimiz gibi kadro hareketler bunlar Marksist kökenliydi. Adamlar yani Amerika bize bunu dayattı diyoruz da kapitalist eee Amerikan Amerikalılar bunu dayatıyor diyoruz. Evet. Ama Marksist adamlar da bunu söylüyor. Şimdi Marksistlerle bunlar taban taban zıt değiller mi? Nasıl aynı şeyi söylüyorlar? Ben bunu anlamıyorum. Acaba şimdi buna bakarsak acaba gerçekten bizim kendi coğrafi, ekonomik, teknik ve sosyolojik koşullarımız açısından en mantıklısı bu mudur acaba gerçekten de? Değil mi? Şimdi Marksistin önerdiğini kapitalist niye öneriyor yani? Demek ki ikisi de aynı yere mi çıkıyor? Hocam ben bilmiyorum. Mesela bu sorunun cevabı bende yok. Bunu bir tartışmak lazım. Bu olaylar eee bir sürü sadece bir tane örnek göstereceğim. Eee Celal Bayar, yani böyle bir sürü şeyler görebilirsiniz. Gazete haberleri falan. Bakın eee Celal Bayar Marshallı övüyor. Daha şeye gelmemişler galiba. Bu eee henüz daha iktidara gelmedikleri zamandı. 1 Mayıs tabii. Evet. Bir iflas tehlikesiyle karşı karşıyayız. Marshall planı olmasaydı bu iflas tahakkuk etmiş olacaktı. Yani bu eee A partisi, B partisi olayı değil. Tek partide yani CHP'de, Demokrat Partide bu gerçeğin içerisinde yaşayan şeylerdi. Bu ideolojik parti eee kavgasıyla açıklanacak bir şey değildi bu. Bu biz çok yanlış yerden bakıyoruz. Biz maalesef işte şu parti bizi şuna şey, hükmettirdi. Şuna işte bizi köle etti falan. Öyle bir şey yok. Yani bu Türkiye'nin gerçekleri itibariyle kendi inisiyatifiyle gidip başvurduğu ve yardım aldığı yıllarca belki 60'ların sonuna kadar ne zamana kadar bilmiyorum ve eee oy verenlere bakıyorsunuz %100'e oy vermiş yani bunlar. Trumanlar, Marshall Yardım hepsi mecliste oy verildi. Benim eski videolara bakarsanız resmi belgeler odağında Amerikan Yardımları ve uçak fabrikaları meselesi 6 bölümlük videolara bakarsanız ikincisinde olması lazım 2 numaralı videoda meclisteki herkes oy vermiş. Yani herkes olumlu kabul oyu vermiş. Yani kimseye falan karşı falan değil. Demokrat Parti'nin hepsine oy vermiş. Yani demek ki o zamanın şartıyla bu isteniyormuş. Yani burada çok fazla eee şey bir şey aramanın bir anlamı yok.
Devlet arşivinden bir şey daha gösterip kapatacağım. Ondan sonra bakıyorum başka göstermem gereken bir şey var mı diye. Evet, sona geldik zaten. Burada eee devlet arşivlerine bakın Ağustos 51'de bir tane yazılmış bir rapor var. Bu Nizamettin Ali Sav, Şefik Bil, Şefik Bilkur, sol taraftaki 3. isim Türkiye İstatistik Enstitüsü Başkanıymış. Nizamettin Ali Risav da Ekonomi Bakanlığı'nda görevli bir iktisatçı mühendis, kökenli bir iktisatçı diye milletvekilliği falan da yapmış. Bu ikinci kişinin kim olduğunu çıkaramadım. Neyse, bunu bulup inceleyebilirsiniz. Bu Barker PDF'ini gösterdiğim az evvel bu 300 küsür sayfalık Barker raporunun bir eee incelemesini başbakanlığa gönderiyorlar. 68 sayfa. Bunu okuyabilirsiniz. Ve ne diyor? "Barker'ın fikrine göre Türkiye'de bazı sanayi inkişaf edilir, bazıları etmemeleri." Evet. Yani gelişme. Ya doğru. Biz buna zaten yalan demiyoruz ama bu bizim önerimiz üzerine zaten adamların teyit ettiği bir şey. "Yapılacak işler tercih sırasına göre yapılmak iktisadır." Evet. Sıralandırma, bir önceliklendirme değil mi? Rüçhan dedikleri. "Yukarıdaki taslim de bu prensibin tabii bir tatbikatıdır." Son kısım çok önemli. "Rüçan fikrine tamamıyla taraftar bulunuyoruz. Önceliklendirmeye tamamıyla hemfikiriz. Ancak bu rüçanın tespit ve tayini yalnız yabancı müdekkirlerin inhisarında olabileceğini kabul etmiyoruz." Yani diyor ki, "Evet, önceliklendirme önemlidir. Önce şunlarla başlamak lazım falan ama bunlar hakkında hüküm verme olayı onlara ait değil. Bize ait olmalı." Doğru bir şey söylüyor. Evet. Haklı oldukları yer de var diyor Amerikalıların ama tamamıyla onlara da bırakmamak lazım bunun inisiyatifini. Yoksa işi elden kaçırırız demeye getiriyor. Haklı bir serzeniş aslında bu. Son cümle çok önemli. Haklılar ama her şeyi de kararını onlar verememeli. Evet. O zaman gerçek bağımsızlık gider diyor. Öncelik sıralamasında bakın aynı eee devlet arşivi raporundan şey veriyorum size. Sanayi bölümüne bakarsak Barker raporuyla bir bir şey kıyaslayacağım. Bakın ne diyor. Eee, tavsiyeler şunlardır: "Endüstriyel inkişaf ve gelişme bakımından en ziyade istikbal vadeden sahalar bakın a) zirai bilmem ne, hafif makine, inşaat malzemesi falan filan. 3 numaraya geçin. Her çeşit lüks maddeleri istisal eden sanayi zümreleriyle ağır makineler falan filan bugün için inkişaf ettirilmemelidir" diyor. Bak, an itibariyle mevcut koşullar itibariyle tarım sizin ön koşulunuz olarak görülüyor. Daha basit olanından başlayıp kompleks taraflara giderseniz bu işin bir anlamı olur. Çünkü siz altyapınızı henüz daha oturtamamışsınız. Sizin e nüfusunuzun %80 küsür kırsalda yaşıyor. Bu insanların topluma öncelikle pazara bir bir şekilde dahil edilmesi lazım. Bu da zirai kalkınmadan geçiyor. Ki bu fikir Amerikalının fikri değil. 30'lardan beri bizim ortaya koyduğumuz bir fikir. Ve Barker raporunda da zaten orada da ne diyor zaten açıklamalarda? "Türkiye'nin topyekün endüstrileşmesine karşı değiliz. Bunun bun zafere giden yoldaki, öyle söyleyeyim, endüstrileşmeye giden yol en önemli safhalarından biri agricultural development, yani zirai kalkınmadır" diyor. Önümüze set çekme falan. Bunlar hep okumadıkları için bizimkiler maalesef. Tamam mı? Önceliklendirme, rüçan olayı. Bakın burada tekrardan ne diyor? "Tercih sırasına göre yapılmak." Evet, buna da uygundur bizim için. Evet. Bizim için haklıdır ama bütün şeyi yuları da onların eline vermeyeceğim diyor.
Son olarak eee neleri önerebilirim size? Eee Thorburg raporunda işte bunlardan şu mavi kapaklıdan falan bahsettim. Türkiye nasıl yükselir, bundan okumalar yaptım. Şu üstteki sağdan ikinci, bu çok 16 sayfalık bu ince bir fasikül. Bu en sağdaki bu Doğan Avcıoğlu'nun cımbızladığı bu çok basit indirgenmiş ve anladığımız kadarıyla editöryel hatalarında olduğu bir versiyon. Barker raporundan bahsettik. Şu yeşil kapaklı, ya ben yeşile boyadım öyle gözüksün diye. İlhan Tekeli, Selim İlki'nin bu çalışması 74'te yayınlanmış. 47'deki Vaner planı burada var. Okuyabilirsiniz. Doğan Avcıoğlu'nun kitabından bahsedim. Korkut Boratav mesela. Yani burada kim vardı başka? Yalçın Küçük, Korkut, Boratav, Doğan Avcıoğlu, yani üçü de farklı profiller ama üçü de yani sol kökenli mesela Marksist, sosyalist görüşe yakın eee insanlar. Yani Yalçın Küçük'ün de bu konudaki şeyleri var. Planlama şeylerini falan kitaplarını okuyabiliyorsunuz. Yani biraz daha böyle çok polemikçi Yalçın Küçük'e bir türlü ısınamıyorum onun fikirlerine. Çok bilmiyorum yani ideolojik de bakıyor olabilirim bilmiyorum ama Korkut Borat gerçekten kendisi de Marksist kökenli biri ama bu konuyu anlatan Türkiye İktisat tarihinde bundan da bahsetmiş. Eee gayet mantıklı anlatıyor yani. Evet, bu zaman şartlarına göre gerekliydi diyen bir, yani bunu söyleyen insan Amerika'nın tam karşıt görüşündeki Marksist görüşlü bir adam söylüyor bunu. Yani farklı kaynaklardan okumak lazım. Serdar Şahin Kaya'nın güzel kitapları vardır. Buradaki doktora tezi diye biliyorum. Tam olarak burada bahsettiğimiz konuyu ele almıyor ama bu Osmanlı'dan bu Cumhuriyet dönemine bu şeyle Amerikan yardımlarına giden süreci anlatan güzel bir çalışmadır. Yani Serdar Şahinkaya'nın kitapları güzel, ben beğenirim. Bu konu bazında tam olarak değil ama o sürece giden yolu anlamak için bence güzel bir kaynaktır. Ve Yahya Tezel'in eee bir sürü baskısı yaptı ve burada da 44, 45, 46, 47 yıllarını burada da okuyabilirsiniz. Bu da önemli bir eee kaynak. Evet, kaynakları da verdik.
Eee, son olarak kapanış olarak ne anlatabilirim? Eee, düşünüyorum. Yani şunu gördük. Eee, Doğan Avcıoğlu, evet, Türk solunun aydın olarak gördüğü biri. Dediğim gibi ideolojisini falan tartışmıyorum ama şu kitap gerçekten çok ses getirmiş Türkiye'de. Ya bizim benim doğduğum yıllar değil. Ben çok daha sonradan doğdum ya. O yılları yaşayan bir insan değilim. 26 doğumluymuş bu arada Doğan Avcıoğlu. Yani Türk soluğu için önemli biri. Aydın olarak görülen biri. 68 senesinde yazılmış bir kitap. Eee, birçok kişi için önemli bir, yani Opus Magnum olarak çok önemli bir eser olarak görülen bir eee çalışma. Burada dediğim gibi neden böyle bir eee çalışma yapma ihtiyacı duydum? Yani benim kafamı kurcalıyordu. Çünkü Türkiye'deki uçak fabrikalarının kapatılmasının gerekçe olarak hep Marshall yardımlarının gösterilmesi ve Türkiye'nin tarıma mahkum edilmesinin de Marshall yardımlarına eee bağlanmasıyla ilgili ne kadar yazı varsa okuduğumu düşünüyorum. Hepsi vardır yani atladıkların falan çoğunu okuduğumu düşünüyorum. Ve hepsi bir şekilde kaynaklarını böyle takip ederseniz soyağacı gibi bir şekilde yol buraya çıkıyor. Daha da evvel belki yazan biri vardır. Bilmiyorum, atlamış da olabilirim ama anti-emperyal, anti-Amerikancı söylemleriyle ve Yön dergisini de çıkarmıştı bunu yapmadan. Ama Yön dergisinin de bütün sayılarını bulabilirsiniz. Bu arada hepsi dijitalize edildi. Eee, ilginç yazılar var. Yani Doğan Avcıoğlu bir Şevket Süreyya gibi değil. Bir kadro hareketi dediğimiz gibi neydi? Eee, ne dev, ne sosyalizm, ne kapitalizm. Kendimize has bir devletizm, milli ekonomi modeli. Doğan Avcıoğlu, evet kapitalizme karşı, Amerikan emperyalizme karşı bir set çekiyor ama, eee, Sovyet sosyalizm karşı net bir şey tavır da koyamıyor. Evet. Eee, cumhuriyetçi Kemalist bir çizgide olduğu söyleniyor ama, eee, hep Doğu tarafına karşı hep olabilir. Dediğim gibi ben yargılamıyorum. Eee, siyasi ideolojisi bakımından bu konuyu da o şekilde servis ettiğini düşünüyorum. Ha, burada bence yanlış yapmış. Yani şu şeyden, dediğim gibi gerçeğinden değil de şu sadeleştirilmişinden cımbızlayarak koymuş. Cımbızladığı cümleler doğru, kopyala yapıştırı yapmış. Ona da bir lafım yok ama sonuçta nasıl servis edildiği, nasıl paketlendiği önemli burada. Yani siz eee kendi yorumlarınızı katarak evet yapabilirsiniz ama, eee, işte lokomotif almamıza karşı geliyorlar, gemi almamıza karşılar bilmem ne falan. Bu tek cümleyle yetiştiremezsin oradaki son kapanış cümlesini. Orada o olay o değil. Ardından neler neler gördük. Bakın orijinalinden okuduğumuzda hiç öyle de değil yani durum. Ve eee şunu ben eee yorumlamadığımızı düşünüyorum. Amerikalı şunu yazdı da, Amerikan nereden biliyoruz Amerikalının yazdığının doğru olduğunu? Yani Karabük mesela adam iktisadi ucube diyor, kapat, tasfiye edilmeli derken kapatılsın demiyor. Başka yere taşınmalıdır diyor. O da tasfiye edilmelidir diyerek öyle bırakmış mesela Doğan Avcıoğlu. Onu okuduğunuz zaman diyoruz ya, "Adamlar bizim fabrikaları kapattırmak istiyormuş harbiden" algısı yaratılıyor ve bu nedir? Onu okuduğunuzda bak, Amerika böyle bir şeydir. Yani şimdi 2020'lere bakıyoruz, bir şey de değişmiyor yani. Venezuela, Grönland, Ortadoğu, ondan evvel hiçbir şey değişmemiş. O konuda herkes hemfikir zaten ama bunu nasıl anlattığınızla alakalı. Sen eğer Thornburg raporunu eee şey yapıyorsan, eee kaynak gösteriyorsan abi, orijinal kaynağından orijinal bilgileri vereceksin. Kırpılmış sağından solundan oradan buradan cımbızlanmış şeylerle böyle aydın dediğin kişi böyle bir şey yapmamalı yani. Bence çok yanlış bir şey yapmış dediğim gibi. Yani siyasi görüşüne bir şey demiyorum. Olabilir. Eee, ama içerik tamamıyla yansıtılamamış. Aynı hatayı Sami Güven de yapmış. Çok her yerde bu mesela. Bunu da görüyorum. Sami Güven'in kitabı da var. Eee, Sami hocam yani okuduğu şeyi yazmamış yani bu çok şey. İlk baskı Eylül 98. Bendeki ilk baskısı. Evet, maalesef Barker raporuyla ilgili, yani Thornburg tarafına girmedim. Barker raporunda söylediği tam tersi. Gösterdim yani orada. E şimdi niyet okumak var, belgeli konuşmak var. Bunlar ayrı konular. Yani Türkiye'de şunu da bir daha söylemem lazım. Uçak sanayinin 45'te bakın 46'da falan biz kendi planlarımızı yapmışız. Uçak sanayi Türkiye kendi çıkarmış zaten. Savaş sonrası dönemde öyle bir şey zaten planlamıyor. Ve ivedili sanayi planında vesaire Vaner planında hep böyle tarım, çok komplike şeylere çok fazla da para ayıramıyoruz. Çok fazla paraya ihtiyacımız da var ama kademeli gitmemiz lazım. Türkiye'nin Amerikalıları yapmış olduğu başvuru sonrasında Amerikalıların yapmış olduğu incelemelerle kredilendirilebilir, kredilendirilebilir formatta bize verilen bu raporlar karşısında bir uygulaması olmuş. Ha, uygulamasını ne kadar verimli yapmışız? Bak, mesela bu ayrı bir konu. Onu bilmiyorum. Bunu artık böyle iktisatçılar, iktisat tarihçileri vardır. Bilmiyorum, ben düzgün bir şey de bulamadım ama mesela şunun çalışması yapılmalıydı. 45'teki o Türkiye'deki savaş sonrası ilk o öz raporda havacılık şeyini niye çıkardın? Mesela bu alanda herhangi bir çalışma görmedim. Yani benim tahminlerim var ama tahmin her zaman hakikati göstermez. Hakikat değildir. Çok yanlış şekilde öğrenmişiz. Ben de tam tersi zannediyordum ama yıllar evvel bunları topladığımda, okuduğumda dedim ki, "Gerçekler böyle değil." Yani sadece olay emperyalizm, Amerika, 3-5 tane öğrenilmiş şeyler cümlelerle, kelimelerle anlatılacak şeyler değil diyor. Daha Thornburg'a gelene kadar neler neler olmuş. Bunların hepsini anlamadan Thornburg geldi bize bunu yaptı falan. Bunlar, bunlar bizim uydurduğumuz senaryolar ve maalesef aydın profesör dediğimiz uydurmuş bunları. Üzerek söylüyorum yani. Evet. Eee, sol sağ olarak bakmıyorum bu olaya. Yani prestijli gördüğün insan bunları yapıyor memlekette. O zaman ne yapalım? Ne yapalım? Ölek mi? Yani öyle bir laf var ya. Yazık olmuş. E tabii bu Türkiye'nin iktisadi bağımsızlığına etki etmiş midir? Etmiştir. Yani bunu kimseye şey yapmıyor. Ve en son yansılarda da göstermiştim hatırlarsanız eee devlet arşivlerinden öncelik rüçan kısmına, eee önceliklendirmeye tabii ki biz de hemfikiriz ama bunlarla ilgili her türlü karar verme yetkisini onlara da bırakmamamız lazım diyor. Çok doğru bir şey söylemişler. Bu gerçekten de 50'li yıllarda takip eden yıllarda böyle oldu mu mesela? Bu sorunun da cevabı net değil. Araştırılmamış çok şey var. Bence bu kısmın bir daha yazılması lazım. Türkiye çok yanlış biliyor. Ben de yanlış biliyordum. Ben de öteki türlü zannediyordum ama evet Türkiye bir iktisadi açıdan bağımsızlığına eee etki etmiş. Müdahale olmuş mu? Olmuş. Kesinlikle var. Yani mesela adamların bankadan 1 lira kredi aldığın andan itibaren iktisadi bağımsızlığını sen bir şekilde başkasının eline veriyorsun. 1000 lira değil, 1 lira alsam bile çünkü senin üzerine bir hak iddia ediyor. Konut kredisi mi çektin 5 milyon abi? İktisadi bağımsızlığın yok senin. Araba kredisi mi aldın? Bağımsızlığını kaybettin. Onu geri ödeyene kadar o bankanın para veren taraf... Tciye mi gittin? O kişiye bağımlısın. Yani bu çok net bir şey. Borcu olan insanlar her zaman borcunun olduğu kişiye ya da kuruma bağımlıdır. Ama bu bağımlı olduğu dur, süreç içerisindeki kalkınma planındaki kalemler eee bazında baktığımızda o listeyi biz vermişiz adamlara. Şimdi orada adamlara çatamazsın, dış güçlere kızamazsın. Adamların ayağına biz gittik. Adamlar diyor ki, "Bu savaşta fiziken zarar görmüş ülkeler için açılan bir programda senin ne işin var?" Diyor. Biz dedik ki, "Para lazım." "İyi tamam, bir planla gel." Planı yapıyoruz, gönderiyoruz, reddediyorlar. Bir daha gönderiyoruz, bir daha reddediyorlar. Üçüncüde sadeleştirip, yani 500 milyon, 600 küsür milyon, ondan sonra 360 milyon, hepsinin verdiğim rakamları nettir. Hepsi belli. Üçüncüde anca bizi kabul ediyorlar. Bunların hiçbirini anlatmadan Thornburg geldi bize bunları şey yaptı, dayattı demek, bu gerçeği çarpıtmaktır. Gerçekler böyle. Belgeler açısından bakarsak bunu bu şekilde görebiliriz. Anlatacaklarım bu kadar. Yeah.