📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Hz. İsa'nın (as) İnanılmaz Hayat Hikayesi - Deccali Böyle Öldürecek

Hayalhanem49:28

Transcription

Babasız olarak dünyaya gelen peygamber. Allah'ın göğe yükselttiği peygamber. O, Allah'ın izniyle ölüleri diriltir, hastalara şifa verir. Ahir zamanda dünyaya tekrar gelip, deccalı öldürecek olan peygamber. Görmeden yenilen yiyecekleri ve evlerde saklanılanları bilen peygamber. Meryem oğlu Hz. İsa Mesih Aleyhisselam'ın kürtle bülperten inanılmaz hayat hikayesi.

İsa Peygamber, Yahya Aleyhisselam'ın doğumundan 6 ay sonra Kudüs'te dünyaya gelmiştir. İsa Aleyhisselam, İsrail oğullarına gönderilen peygamberlerin sonuncusudur. Yüce Allah, Meryem'in babasız olarak bir çocuk dünyaya getirmesini takdir etmişti. Bu olay, Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de şöyle geçmektedir.

"Ey Muhammed! Kitapta, Kur'an'da Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve kendini onlardan uzak tutmak için onlarla arasında bir perde germişti. Biz ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü. Meryem, 'Senden Rahman'a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biriysen bana kötülük etme,' dedi. Cebrail, 'Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim,' dedi. Meryem, 'Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir?' dedi. Cebrail, 'Evet öyle. Rabbin diyor ki, o benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu zaten ezelde hükme bağlanmış bir iştir,' dedi."

Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım," dedi.

Bunun üzerine Cebrail, ağacın altından ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı. Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan şüphesiz ben Rahman'a susmayı adadım. Bugün hiçbir insanla konuşmayacağım," de.

Kucağında çocuğuyla halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: "Ey Meryem, çok çirkin bir şey yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi."

Bunun üzerine Meryem, çocukla konuşun diye ona işaret etti. "Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler. Bebek şöyle konuştu: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı, İncil'i verdi ve beni bir peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti. Beni anama saygılı kıldı, beni azgın bir zorba kılmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün bana selam, esenlik verilmiştir. Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre, Meryem oğlu İsa işte budur."

Hazreti İsa'nın daha beşikteyken böyle konuşması ve babasız doğması çevresinde büyük bir hayret uyandırdı. Bunun üzerine birçok kimse, "Bu Allah'ın apaçık bir mucizesidir. Yoksa yeni doğmuş hiçbir çocuk daha beşikteyken konuşamaz. Hakikaten bu Allah tarafındandır. Cenab-ı Hakk'ın azametini gösteren bir hadisedir," dediler.

Bir kısmı ise yine de hainliklerinden dönmedi. Aralarında konuşup iftiralara başladılar. Hazreti İsa'nın bebekken konuşması birçok iftirayı bastırsa da kısa bir müddet sonra tekrar fitne ve iftiralar başladı. "Gafil kavim, babasız çocuk mu olurmuş?" dedi. Sonra da, "Yapsa yapsa bu zinayı Zekeriyya yapmıştır," diyerek Zekeriyya aleyhisselama iftira attılar. Onu bir ağacın kovuğunda saklanırken kör bir testereyle ikiye bölüp şehid ettiler.

Zekeriyya aleyhisselamı şehid eden Yahudilerin, Hazreti Meryem'e ve oğlu Hazreti İsa aleyhisselama da bir zarar vermemeleri için Allah onları korumak isteyip, "Meryem oğluyla annesini de bir mucize yaptık. İkisini de kalmaya elverişli kaynak suyu bulunan yüksekçe bir yere yerleştirdik," buyurdu.

Hazreti Meryem, Hazreti İsa aleyhisselam daha bir aylık bebekken Mısır'a hicret etti. Orada on iki sene kaldı ve bu zaman zarfında fevkalade hadiseler meydana geldi. Gittikleri köyün kahyası, saygılı ve mal sahibi biriydi. Yoksul ve garip kişileri sürekli hoş tutardı. Hazreti Meryem için, "Bu mübarek bir kadıncağızdır, hiçbir şeyi yoktur, çocuğu da öksüzdür," der, onları sürekli korurdu. Uzun bir süre, fakirlerle birlikte bu kahyanın evinde yaşamaya devam ettiler.

Hazreti İsa aleyhisselam, on iki yaşına girdiği sıralarda kahyanın evine hırsız girdi ve parasını çaldı. Kahya, bu parayı kimin aldığını anlayamadı, herkes zan altında kalmıştı. İsa aleyhisselam, "Ben o malları alanı bulurum ve çalınan malı yerine getiririm," dedi. Kahya, bu sözleri işitince sevindi. İsa aleyhisselam, kahyaya, "Dün gece evinde kaç kişi konuk olup yattıysa onları çağır gelsinler," dedi. Kahya da onları evinde topladı. Onlar iki kişiydi, birinin gözü yoktu, kördü. Birisi de kötürümdü, yürüyemeyecek kadar acizdi.

İsa aleyhisselam, kötürüm olan konuğa, "Gel bu gözsüz olanın sırtına bin," dedi. Kötürüm geldi, gözsüzün sırtına bindi. Sonra gözsüze dedi ki, "Ayakta dur. Gözsüz, 'Ben zayıf bir kişiyim, bunu kaldırıp götüremem,' dedi. Hazreti İsa aleyhisselam, "Ya dün gece kaldırıyordun, şimdi mi kaldıramıyorsun? Kalk," dedi. Gözsüz kalktı. Sonra bir ip getirdi, gözsüzün beline bağladı. Kötürüme de, "Şu pencereye çık. Gözsüzü çek, yukarı çıksın," dedi. Kötürüm, "Çekemem," dedi. O zaman İsa aleyhisselam, "Ama dün gece ne güzel, ne hoş çekmişsin," dedi. Kötürüm de çekti ve paranın eskiden bulunduğu kısma ulaştılar.

İsa aleyhisselamın, hırsızların parayı çalarken yaptıklarını görmediği halde, an be an görmüş gibi onlara tekrar yaptırmasına karşılık, hırsızlar bu mucizeye karşı çaresiz kalıp suçlarını itiraf ettiler. Çaldıkları parayı geri verdiler. Bunun üzerine kahya, çalınan malın yarısını Hazreti Meryem'e uzatarak, "Bu çocuğun nafakası olsun," dedi. Bu apaçık mucizeden sonra, Hazreti İsa aleyhisselamın itibarı halk nezdinde iyice yükseldi.

Allah, Hazreti İsa aleyhisselamı Kudüs'e, İsrailoğullarına peygamber olarak gönderince, Hazreti İsa aleyhisselam da geldi, Hristiyanlara Nasrani denmesine vesile olan Nasıra kasabasına yerleşti. Yerleştikten sonra, Mescid-i Aksa'ya geçip halkı dine davet etmeye başladık. Onlara İncil'i gösterdik. Allah Teala şöyle buyurur: "And olsun ki biz Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik. Peygamberliği de, kitabı da onların soyuna verdik. Onlardan kimi doğru yoldadır, içlerinden birçoğu da yoldan çıkmışlardır. Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik. Ona İncil'i verdik. Ona tabi olanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat, kendileri Allah rızasını kazanmak için böyle yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır."

Selman-ı Farisi radıyallahu anh'dan şöyle rivayet edilir: İsa aleyhisselam Nusaybin'de kibir ve zulümle maruf bir hükümdarı imana davet etmeye memur edildi. Kendisinden önce oraya birkaç havarisini göndermeyi düşündü. Kim gidecek? diye sordu. Yakup, "Ben gideceğim," dedi. Ona Tevman ve Şemun da iltihak etti. Şemun, Hz. İsa'ya "Ey ruhullah izninizle ben de gideceğim. Ancak dara düşüp de sizi çağırırsam nazar ve yardımlarınızı üzerimizden eksik etmeyiniz," diye ricada bulundu. Üçü birlikte yola çıktılar. Şemun, şehrin dışında kaldı. "Yardım isterseniz ben gelirim," dedi. Yakup ve Tevman şehre girdiler. Halkı toplayıp Tevhid akidesine davet ettiler. Halk, Hz. Meryem ve İsa aleyhisselam hakkındaki suizanlara inanmış oldukları için bu davete red ile mukabelede bulundular. Hatta onları lanetlediler. Sonra Tevman'ı hükümdara götürdüler. Hükümdar, onun ellerini ve ayaklarını kestirdi. Gözlerine de mil çektirip zindana attırdı.

Bu arada Şemun, halini gizleyerek şehre girdi. Hükümdara yaklaştı. Güzel bir dostluk kurdu ve onun sohbet arkadaşlarından oldu. Bir gün Şemun, Tevman'a bir şeyler sormak istediğini söyleyerek hükümdardan müsaade istedi. İkisi de birbirlerini tanımıyor gibi yaptılar. Şemun, "Ey kişi sözün nedir?" diye sordu. Tevman, "İsa aleyhisselam Allah'ın kulu ve rasulüdür," dedi. Sonra konuşmaları şöyle devam etti: "Sözünün doğruluğuna delilin nedir?" "Her hastalığa şifa olmaktadır. Bunu tabipler de yapar." "Başka delilin var mı?" "Halkın evlerinde ne yiyip ne sakladıklarını bilir. Bunu kahinler de bilir." "Başka?" "Çamurdan kuş yapıp uçurtur. Bunu sihirbazlar da yapar." "Başka?" "Ölüleri diriltir. İşte bu insanüstü bir şeydir. O halde İsa'yı çağıralım. Hakikaten ölüleri diriltirse ona iman edelim."

Hükümdar, Şemun'un bu sözlerini hoş karşıladı. Hemen haber ulaştırdılar ve bu davet üzere İsa aleyhisselam Nusaybin'e geldi. Şemun'u hiç tanımıyor gibi yaptı. Şemun hükümdara, "İsterseniz onu Tevman'la deneyelim," dedi. Tevman'ı getirdiler. İsa aleyhisselam, Tevman'ın ayaklarını ve kollarını sıvazlayınca vücudu yine eski haline geldi. Sonra gözlerini de eliyle sildi. Onlar da iyileşti. Şemun, hükümdara bakıp, "İşte bu gerçekten peygamberliğe bir delildir," dedi.

Daha sonra Şemun, "Ey İsa, meclisimizde bulunanlar bu gece evlerinde ne yediler, ne sakladılar?" diye sordu. İsa aleyhisselam hepsini bir bir söyledi. Hazreti İsa aleyhisselam da, "Gerçekten ben size Rabbinizden bir delille geldim. Çamuru yoğururum, kuş biçimine sokarım. Ona üflerim. Allah'ın izniyle o, hemen bir kuş oluverir," dedi. Böylece Hazreti İsa aleyhisselam dediği gibi yaptı. Çamuru üfledi ve o çamur kuş oldu, hayata kavuşup uçtu.

Bu kadar çok ve açık mucizeler karşısında hükümdar ve askerleri hep birlikte iman ettiler. Halk, Hazreti İsa'ya "Yeniden mucizen var mıdır?" diye sordu. O da, "Gözü olmadan doğanları gözlü ederim," dedi. Halk, "Bundan başka da mucizen var mı?" Hazreti İsa onlara şu cevabı verdi: "Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Eğer diliyorsanız, çoktan ölmüş olan bir kişiyi bulun, ben onu dirilteyim."

Böylece İsa aleyhisselama, "Bu vadinin içinde Nuh peygamberin oğlu Sam'ın kabri vardır, diye işitiriz. O, hem de bizim atamızdır, onu dirilt görelim," dediler. İsa aleyhisselam o vadiye vardı, şöyle seslendi: "Ya Sam bin Nuh, Allah'ın izniyle yerinden kalk, gel," dedi. O anda yer ikiye ayrıldı. Sam, topraktan çıkıp geldi. O vadideki iki tepe arasında oturdu. Saçından ve sakalından toprak dökülüyordu. Fakat sakal, akpak olmuş, ağarmıştı. Hazreti İsa aleyhisselam ona, "Sen kimsin?" diye sordu. Dirilen kişi, "Ben Nuh'un oğlu Sam'ım," dedi. İsa aleyhisselam, "Ya ben kimim?" dedi. Sam da, "Sen Hak Teala'nın peygamberi İsa'sın," diye cevap verdi.

O zaman, Hazreti İsa aleyhisselam, "Sen öldüğün zaman sakal ağarması yoktu. Senin sakalın neden ağardı?" diye sordu. Sam, "Sen seslenince, İsrafil sura üfledi. Kıyamet zamanı geldi sandım. Kıyametin heybetinden sakalım birden ağardı," dedi.

Mucize üstüne mucize gösteren Hazreti İsa aleyhisselam, karşısındakiler ne söylese Allah'ın izniyle birebir gerçekleştiriyordu. Halk onun peygamber olmasını kaldıramadığı ve atalarından öğrendikleri dini terk etmek istemediklerinden hala sormaya devam ediyorlardı. Halk, "Ya İsa bundan daha başka mucizen var mıdır?" dedi. Hazreti İsa şöyle dedi: "Evlerinizde neler yediğinizi, ne topladığınızı size haber veririm." Hazreti İsa aleyhisselam sonra onlardan birine baktı ve "Sen dün gece şuna benzer yemek yedin, şu kadarı arttı," dedi. Ve dediği gibi de olmuştu.

Hazreti İsa'nın bu kadar ayet ve mucize göstermesine rağmen, Yahudiler, "Sen bir sihirbassın, bir casussun, peygamber değilsin, bu gösterdiğin şeylerin hepsi büyüdür, inanmayız," dediler ve hepsi de kafir oldular.

İsa aleyhisselam dinini tebliğe devam ediyordu. Fakat insanların birçoğu küfründe inat halindeydi. İsa aleyhisselam birçok mucize gösterdi. Hazreti Musa aleyhisselama verilen Tevrat'ı tasdik ettiğini ve aynı tevhid inanışını sürdürdüğünü tebliğ etti. İsa dedi ki: "Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri de helal kılmam için gönderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah'tan korkun, bana da itaat edin. Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. İşte doğru yol budur."

"Hatırla ki, Meryem oğlu İsa, 'Ey İsrailoğulları, ben size Allah'ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir peygamberi de müjdelici olarak geldim,' demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince, 'Bu apaçık bir büyüdür,' dediler." İnkarcılar, apaçık delillere rağmen inkarlarında direndiler.

Yuhanna İncil'inin 14. bölümünde İsa aleyhisselamın şöyle dediği rivayet edilir: "Ben Allah'a ibadet edeceğim ve O size başka bir faraklit gönderecek ki, O sizinle ebediyen kalabilir." Ve 16. bölümde de demiştir ki: "Size gerçeği söylüyorum. Benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem, faraklit size gelmez. Ama gidersem, onu size gönderirim. Size daha çok söyleyeceklerim var. Şimdi bunlara dayanamazsınız. Ne var ki, o gelince sizi gerçeğe yöneltecek. Çünkü o, kendiliğinden konuşmayacak. Yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek."

Burada bahsedilen faraklit, İncil'in günümüzde orijinal dili olan Antik Yunanca'da Paraklit ismine denk gelir. Paraklit, Yunanca'da övülmüş, yardımcı demektir. Arapça'da da insanlar için kullanılan övülmüş anlamındaki iki isim, Ahmed ve Muhammed'tir. Ayrıca, "Çünkü o, kendiliğinden konuşmayacak. Yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek," ifadesi, Necm suresinde yer alan, "O, kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor. O, Kur'an, kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir," ayetiyle tamamen örtüşmektedir.

Hz. İsa'nın, havarilerinden ayrılmaya yakın kullandığı cümleler, İncil'de şöyle geçmektedir: "Artık sizinle çok söyleşmem. Zira bu âlemin reisi geliyor ve bende onun nesnesi asla yoktur." Hz. İsa, kendisinin gidince âlemin reisinin geleceğini müjdeliyor. Burada, fahri âlem Muhammed aleyhisselam'dan başka kimden bahsedebilir? Hz. İsa'dan sonra gelmiş olup âlemin reisi unvanını alacak kim vardır? Günümüzde, tahrif olmasına rağmen, Efendimizin peygamberliğine apaçık işaretler bulunduran İncil'de bu şekilde yüzden fazla delil vardır. Bu deliller, Hüseyin-i Cisri'nin Risale-i Hamidiyesinde teker teker ayrıntılar yapılarak açıklanmıştır.

Barnabas İncili 39. Bağap'ta da şöyle bir bahis vardır: "Söylediğin Mesih'in ismi nedir ve onun geldiğini nasıl anlayacağız?" diyen havarilerine Hz. İsa şöyle dedi: "Mesih'in yani Rasul'ün adı hayran olmaya değer güzelliktir. Cenab-ı Hak onun nurunu yarattığı zaman ona bu ismi verdi ve onu semavi ihtişamı içine koydu. Sonra, 'Senin hatırın için ben cenneti, dünyayı ve birçok mahluku yarattım. Bunların hepsini sana hediye ediyorum. Seni takdir eden benden nimet bulacak. Seni inkar eden tarafımdan lanet olunacaktır. Ben seni dünyaya benim Rasulüm olarak göndereceğim. Senin sözün sırf hakikat olacaktır. Yer ve gök ortadan kalkabilir. Fakat senin imanın daima ebedi olacaktır,' buyurdu. Onun ismi Ahmet'tir." Bunun üzerine İsa aleyhisselamın civarında toplanmış olan müminler hemen seslerini yükselterek "Ey Ahmet! Dünyayı kurtarmak için çabuk gel!" diye niyazda bulundular.

Apaçık delillere rağmen menfaatleri yüzünden inkara sapan münkirlerin Hz. İsa aleyhisselama kinleri gittikçe artmıştır. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: "İsa onlardaki inkarcılığı sinsice Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir dedi." Havariler, "Biz Allah yolunun yardımcılarıyız. Allah'a inandık. Şahit ol ki bizler Müslümanlarız," cevabını verdiler. Havari kelimesi Arapçaya Habeşçeden geçmiş olup aslı havariyadır ve yardımcı manası taşımaktadır. Ayrıca seçkin insan anlamına da gelmektedir. Havariler de İsa aleyhisselama herkesten önce iman eden ve ona yardımcı olanlara verilen isimdir.

Bir vakit havariler, "Ey Meryem oğlu İsa Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da "Eğer samimiyetle inanmışlardansanız böyle mucizeler istemekten dolayı Allah'tan korkup haddinizi aşmaktan sakının," demişti. Havariler, "Başka bir maksadımız yoktur. Allah'ın lütfuna nail olmak ve daha da mutmain olmak için böyle bir sofra istedik," derler. Bunun üzerine Hz. İsa aleyhisselam ellerini açıp Allah'a, "Ey Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir ki bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir ayet, mucize olsun," dedi. Bu dua makbul oldu ve sofra gökten indi. Üzerinde kebap olmuş bir balık vardı. Balığın baş tarafında tuz, kuyruk tarafında ise sirke mevcuttu ve sofra yeşilliklerle donatılmıştı. Ekmek üzerinde de zeytin, bal, peynir ve bunun gibi yiyecekler vardı.

Havariler bu sefer, "Ey Allah'ın peygamberi, bu mucize içinde de bir mucize göster," dediler. İsa aleyhisselam sofradaki balığa, "Ey balık, kainatı Rabbinin izniyle diril," dedi. Balık canlandı, havarileri bir korku sardı. İsa aleyhisselam bu defa, "Ey balık, Rabbimin izniyle eski haline dön," buyurdu. Balık önceki haline döndü. Havariler Hazreti İsa'ya, "Ey ruhullah, önce siz yiyin," dediler. İsa aleyhisselam ise, "Hayır, kimler istediyse onlar yesin," buyurdu. Havarilerde bir korku meydana geldi. Bunun üzerine İsa aleyhisselam, "Fakir ve hastalar gelsin onlar yesin," diye emretmişti. Hemen fakir ve hastalara haber verdiler. 1300 kişi geldi ve bu sofradan yedi. Buna rağmen balık bitmedi. Bütün yiyenler şifa buldu. Yemeyenler de pişman oldular.

Diğer bir rivayete göre İsa aleyhisselam, havarilere 30 gün oruç tutmalarını emretmişti. Onlar oruçlarını tamamlayınca, yaptıkları bu ibadetin kabul olup olmadığı hususunda mutmain olmak için, gökten bir sofra indirmesini, o günün bayram olmasını ve sofranın da zengin fakir herkese yetmesini Hazreti İsa'dan talep ettiler. İsa aleyhisselam, onların böyle bir talebin şükrünü yerine getiremeyeceklerinden endişe etti. Kendilerine nasihatte bulundu. Bu isteklerinden men etmeye çalıştı. Fakat havariler, arzularından vazgeçmeyince İsa aleyhisselam seccadesine geçti. Onlar da arkada saf tuttular. Ruhullah, Cenab-ı Hakka niyazla ağlamaya başladı. İlticası biterken Allah'ın bir lütfu olarak gökten maide yani sofra geldi. Onu sarıklı iki kimse taşıyordu. İsa aleyhisselam bu sofranın rahmet olması, azap olmaması için dua etti. Gökten inen sofra yaklaştı, İsa aleyhisselamın önünde durdu. Hazreti Ruhullah sofranın örtüsünü kaldırdı. Üzerinde yedi balık, yedi pide, sirke, nar ve çeşitli meyveler vardı. Sofra gün aşırı inmeye başladı. Bu kırk gün devam etti. Sofra kuşluk vakti iner, zengin fakir herkes yer ve öğle vakti semaya çökelirdi. Ve bu esnada gölgesi yere düşerdi.

Daha sonra zenginler ve sağlamlar yemesin diye vahiy geldi. Bu emir kalbi bozuk olan zengin ve sağlamların ağrına gitti. Nefislerine tabi olarak sofradan mahrum bırakıldıklarına kızdılar "Siz bu sofrayı hak mı kabul ediyorsunuz?" diye alaya başladılar. Bunlar otuz ya da üç yüz otuz kişiydi. Gazab-ı İlahiye düçar olarak bir gecede domuz haline döndürüldüler. Hak Teala'nın bildirdiği azaba uğradılar. Diğer insanlar da bunların halini görüp korktular. İsa aleyhisselama sığındılar. Domuz haline gelenler İsa aleyhisselamı görünce derman dilerlerdi. Etrafında dolaşarak bunu ifade edici hareketler yaparlardı. İsa aleyhisselam onlara isimleriyle hitap edince ağlarlar, başlarıyla işaret edip imdad isterler. Ancak çok büyük bir isyana düştükleri için bu azabı hak etmişlerdi ve üç gün sonra da tamamen helak oldular. Leşleri de kayboldu.

Rivayete göre İsa aleyhisselam yanından bir domuz geçerken "Selamet ol" diyordu. Etrafındakiler "İlahi azaba düçar oldukları halde neden böyle buyuruyorsunuz?" diye sordular. İsa aleyhisselam da "Ağzımı kötüye alıştırmamak için," buyurdu.

Sofra gökten inerdi. Üzerinde ekmek ve et bulunurdu. Yiyenlere hıyanet vermemeleri, alıp saklanmamaları ve ertesi gün için yemek üzre ayırmamaları emrolundu. Fakat onlar bu emri dinlemeyip hıyanet ettiler. Sofradaki yiyecekleri aldılar ve sakladılar. Bunun üzerine maymunlar ve domuzlar haline döndürüldüler.

İsa aleyhisselam Antakya taraflarına iki havari gönderdi. Bunlar insanları putperestlikten vazgeçip imana gelmeye davet ettiler. Ancak orada putperest bir kral vardı ve bu iki havariyi yakalatıp hapse attırdı. Bunun üzerine İsa aleyhisselam havarilerinin reisi olarak Şemun'u oraya gönderdi. Şemun ilk önce kralla yakınlık kurdu. Kral ve etrafı üzerinde oluşturduğu müsbet tesirini ve nüfuzunu iyice kemale erdirdikten sonra da onları güzel bir usulle imana davet etti. Kral ve etrafı bu davetten mutmain olup iman ettiler. Fakat halk iman etmedi. Halkın bu itirazlarını duyan Habibün Neccar isminde bir şahıs şehrin uzağındaki evinden koşarak onların arasına girdi. Bu elçilerin bildirdiklerine kendisinin inandığını söyleyerek herkesi imana çağırdı. Ancak gafil halk onu dinlemedikleri gibi iyice taşmış bulunan öfkelerine tabi olarak Habibün Neccar'ı oracıkta şehit etti.

Bu hadise Kur'an-ı Kerim'de şöyle bildirilir: "Onlara şu şehir halkını misal ver. Hani onlara elçiler gelmişti. İşte o zaman biz onlara ikinci elçi göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar, 'Biz size gönderilmiş elçileriz,' dediler. Elçilere dediler ki: 'Sizde ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.' Elçiler dediler ki: 'Rabbimiz biliyor. Biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz. Bizim vazifemiz açık bir şekilde Allah'ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir,' dediler. 'Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz andolsun sizi taşlarız ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur.' Elçiler şöyle cevap verdi: 'Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bilakis siz aşırı giden bir milletsiniz.' Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. 'Ey kavmim bu elçilere uyunuz,' dedi. 'Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.' Bu tavsiyesinden dolayı adama dönerek 'Vay sende mi onların dinindensin?' dediler. Bunun üzerine adam şöyle dedi: 'Bana ne olmuş ki beni yaratana ibadet etmeyecekmişim. Halbuki hepiniz ona döndürüleceksiniz. Ondan başka ilahlar mı edineyim. O çok esirgici Allah eğer bana bir zarar dilerse onların putların şefaati bana hiçbir fayda vermez. Beni kurtaramazlar. İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum. Şüphesiz ben Rabbinize inandım. Beni dinleyin.' Ancak azgın ve bedbaht güruh bu sözleri dinlemeyip o zatı taş yağmuruna tuttu. Habibün Neccar tam öleceği esnada ona 'Gir cennete,' denildi. O da bunun üzerine dedi ki: 'Keşke Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını kavmim bilseydi.' Nitekim bedbaht ahali Habibün Neccar'ın yüce davetini kabul etmemişler. Ayrıca nefsani arzularına uymadığı için onu uğursuzlukla itham etmişlerdi. Halbuki Habibün Neccar onlar dünya ve ahiret selametini istemişti. Fakat onlar nefsaniyetlerine tabi olarak imana gelmediler ve ahiretlerini helak ettiler."

İbni Abbas radıyallahu anhumadan gelen rivayete göre Yahudilerden bir cemaat İsa aleyhisselam ve annesi Hazreti Meryem'e dil uzattılar. Hazreti İsa da ellerini kaldırdı ve "Ya Rabbi sen beni kün yani ol kelimesiyle halk ettin. Bana ve anneme dil uzatanlara lanet et," diye dua etti. Allah Teala bu duayı kabul buyurarak iftira ve alay edenleri maymun ve domuza çevirdi.

İşte bu hadiseden sonra Yahudiler İsa aleyhisselamı katletmeye karar verdiler. Kudüs'ün hakimi bu sırada Küçük Heredos'tu. Küçük Heredos her ne kadar Yunanlılardan olsa da Yahudiler onu kendilerine uydurdular. "Bu İsa bir sihirbazdır, halkı azdırdı ve yoldan çıkardı," dediler. Küçük Heredos İsa aleyhisselamı öldürmeyi emredince bunu duyan Yahudiler harekete geçti. Her tarafta İsa aleyhisselamı aramaya başladılar. Onu asmak için bir dar ağacı kurmuşlardı ve yakaladıkları gibi asacaklardı.

Olaylardan haberdar olan Hz. İsa aleyhisselam ise bir evde gizleniyordu. Bu yüzden Yahudilerin onu bulması epeyce bir zorlaşmıştı. Bir sabah yanında bulunan havarilerden Yahuda bir iş için dışarı çıktı. Yahudiler onu görüp hemen yakaladılar. Ona, "Çabuk İsa'yı bize göster yoksa seni öldürürüz," dediler. Yahuda, "Bana ne verirsiniz ki onu size hemen bulayım?" dedi. Kendisinin eline 30 akçe para sıkıştırdılar. Yahuda, o 30 akçe karşılığında ihanet edip Hz. İsa aleyhisselamın yerini söyledi.

Yahudiler evi bastıklarında tek hainlik edenin Yahuda olmadığı belli olmuştu. Havarilerden kimileri Hz. İsa aleyhisselama sırtını döndü. Yahudiler İsa aleyhisselamı yakalayıp onu başından ayağına kadar bir iple bağladılar. Ardından bir direğe sardılar. Ertesi sabah ipi çözüp çarmıha götürmek için bütün Yahudiler toplandı. Hz. İsa'yı çözüp götürdükleri sırada halk içinde büyük bir izdiham vardı. Hz. İsa aleyhisselam bu izdiham arasında gözden kaybolmuştu.

Hz. İsa aleyhisselamın kaybolduğunu gören Yahudiler telaşlanıp kendi aralarında konuşmaya başladılar: "İsa sihir gücüyle aramızdan kayboldu. Biraz sabredelim şimdi cadılık ortadan kalkar," dediler. Fakat Cebrail aleyhisselam ruhullahın yanından hiç ayrılmıyor onu koruyordu. Ayeti kerimede buyrulur: "Biz Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeler verdik ve onu ruhul kuds ile güçlendirdik. Nihayet İsa aleyhisselam Allah tarafından semaya kaldırıldı. O sırada 33 yaşındaydı."

Bu sırada Yahudiler Hz. İsa'nın kaldığı eve girince Cenab-ı Hak Yahudayı İsa aleyhisselam şeklinde temessül ettirdi. Yahudiler ona "Sen İsa'sın," dediler ve onu oracıkta yakaladılar. Yahuda her ne kadar "Ben İsa değilim," diye feryat etse de ona inanan kimse yoktu. Korku içinde Yahudayı çarmıha gelip Hz. İsa aleyhisselam sanarak orada astılar. Halbuki Allah Hz. İsa aleyhisselamı göğe yükseltmişti.

Yahudanın asılmasının ardından halk arasında bir ihtilaf çıktı. Hz. İsa sandıkları adamın belden aşağısı kendi arkadaşlarına, belden yukarısı Hz. İsa'ya benziyordu. Kimileri "Asılan İsa'ydı," kimileri ise "Hayır o Yahudaydı," diyordu. Yahudilerin açıklık getiremediği bu olay Kur'an'da şöyle bahsedilir: "İnkar etmelerinden ve Meryem'in üzerine büyük bir iftira atmalarından ve Allah'ın elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük demeleri yüzünden onları lanetledik. Halbuki onu ne öldürdüler ne de astılar. Fakat öldürdükleri onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışında hiçbir sağlam bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilakis Allah, onu, İsa'yı kendi nezdine kaldırmıştır. Allah, izzet ve hikmet sahibidir."

Allah, İsa aleyhisselamı Yahudilerden muhafaza etmiş, onu öldürmelerine mani olmuştur. Bu kesindir. Onu kendi katına kaldırmış bulunduğu da şüphesizdir. Ancak bunun şekli ve zamanı hususunda değişik rivayetler vardır. Ekseriyete göre Allah Celle Celaluhu, İsa aleyhisselamı kudretiyle manevi semalardaki hususi mevkine kaldırmıştır. Kıyametten önce tekrar dünyaya gönderecektir. O zaman bütün Hristiyanlar Müslüman olacak ve dünyada tek din olarak İslam kalacaktır.

Ayet-i Kerime'de buyrulur: "Yahudiler tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır." Allah buyurmuştu ki: "Ey İsa, şüphesiz ki seni öldürecek olanlar onlar değil, benim. Seni nezdime yükseltecek, seni küfredenlerin içinden tertemiz kurtarıp çıkaracak ve sana tabi olanları kıyamet gününe kadar küfredenlerin üstünde tutacak da benim. Sonra dönüşünüz de yalnız bana olacaktır. İşte o zaman aranızda hakkında ihtilaf etmekte olduğunuz şeylerin hükmünü ben vereceğim. İnkar edenler var ya, onları dünya ve ahirette şiddetli bir azaba çarptıracağım. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacak. İman edip salih amel işleyenlere gelince Allah onların mükafatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez."

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: "İsa bin Meryem adil bir hakim ve adaletli bir imam olarak inmedikçe kıyamet kopmayacaktır." Başka bir hadiste: "Nefsim kudret elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim, Meryem oğlu İsa'nın aranıza bu şeriatle hükmedecek, adaletli bir hakim olarak ineceği, istavrozları kırıp hınzırları öldüreceği Cizye'yi ehli kitaptan kaldıracağı vakit yakındır. O zaman mal öylesine artar ki kimse onu kabul etmez. Tek bir secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olur."

Allah-u Teala, Yahudileri bozguna uğratacak ve her taş, her ağaç arkasına saklanan Yahudi'yi haber verecek. "Benim arkamda Yahudi var, gel onu öldür," diye seslenecektir.

İbn-i Mesud'dan gelen bir rivayete göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Miraç'ta diğer peygamberlerle buluştuğunda kıyamet hakkında konuşuluyordu. Nihayet söz, İsa aleyhisselama geldiğinde, İsa aleyhisselam, "Onun vakti gelince Deccal çıkacak, benim elimde de iki tane dal olacak ve beni gördüğünde kurşun gibi eriyerek helak olacaktır. Daha sonra Yecüc ve Mecüc çıkacak ve daha sonra insanlar ondan bana şikayetçi olacaklar. Ben de onların aleyhinde dua edeceğim. Allah da duamı kabul edip onları helak edecektir. Hz. İsa aleyhisselam inecektir. Onu gördüğünüzde tanırsınız. Yüzü kırmızı ya da beyaza çalan birisidir. Üzerinde hafif sarı renkte iki elbise vardır. Kendisine yaşlılık isabet etse bile yüzünden su damlar gibidir. Haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye koyacak ve insanları Allah'ın dinine çağıracaktır. Onun zamanında Allah bütün dinleri kaldıracak ve Deccal'i onun zamanında helak edecektir. Sonra yeryüzünde emniyet hasıl olacak da evler aslanlarla, kaplanlar ineklerle, kurtlar koyunlarla birlikte oynayacak, yılanlar çocuklara dokunmayacaktır. Hz. İsa Deccal'i öldürdükten sonra yeryüzünde kırk sene kalacaktır. Bu dönemde kimse ölmeyecektir. İnsanlar arasındaki düşmanlık ve kin kalkacak. Akrep ve yılanların zehirleri olmayacak. Hatta bir çocuk eliyle yılanla oynayacak da yılan onu sokmayacak. Kız çocuğu arslanı kaçırmaya zorlayacak da arslan ona ilişmeyecek. Kurt, koyunlar arasında sanki bir çoban köpeğiymiş gibi bekleyip duracak. Kabın suyla dolduğu gibi yeryüzü din birliğiyle dolacak. Allah'tan başka kimseye tapılmayacak. Harp kavga namına hiçbir şey kalmayacak. Yeryüzü gümüş sofrası gibi olacak. Bitkisini Adem'in zamanındaki gibi bitirecek. Bir salkım üzümle bir nefer doyacak. Bir grup insan tek narla doyacak. Bir öközün fiyatı şu kadar olacak. Birkaç dirhemle bir at satın alınacak." Denildi ki, "Ey Allah'ın Resulü, neden at o kadar ucuz olacak? Harp kavga namına hiçbir şey kalmayacak. Neden öküz o kadar pahalı olacak?" "Yeryüzünün tamamı ekileceği için o çok gerekli olacak." Hz. İsa 40 sene kalacak, sonra vefat edecek ve Müslümanlar onun cenaze namazını kılacaktır.

Zindana çeviren ne varsa hepsini aldım, geldim huzuruna. Ve hepsinin ilacını buldum bu kitapta. Kalbimin yaralarını sarıp huzur veren şu iki zikir. Ya Baki, Entel Baki. Ya Baki, Entel Baki. Bir kırgın yüreğe daha ulaşmayı sağlayacak. Beğen, abone ol ve yorum yapmayı da unutma.