📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

VAROLUŞÇU TERAPİ-4

Pdrhocam30:13

Transcription

Güzel insanlar, hepinize merhabalar. Psikolojik danışma kuramlarında bugünkü konuğumuz varoluşçu terapi. Şimdi mevzu şu: Bu dünyada niye yaşıyoruz? Nasıl olsa öleceğiz, toprak olup gideceğiz. Bu kadar mal, mülk, servet niye? Niye uğraşıyoruz diye kendimize sorabiliriz.

Bu soruyla Freudien bir terapiste gittiğimizde, Freudien terapist şunu diyecek: "Bu soruyu kendine sormamalı. Bu soruyu kendine soruyorsan sen hastasın."

Aynı soruyla davranışçı bir terapiste gidersek, bize vereceği cevap şu: "Bu durum senin yanlış öğrenmelerinden kaynaklanıyor. Gel seninle bu yanlış öğrenmeleri düzeltelim."

Aynı soruyla bir bilişsel terapiste gittiğimizde ise, "Sen bu soruları kendine soruyorsan, bu senin bilişsel çarpıtmaların, otomatik düşüncelerinle ilişkili. Sen yanlış şemalar edinmişsin, bu şemalarını değiştirmemiz gerekiyor." der.

Ama bu soruyla bir varoluşçu terapiste gittiğiniz zaman, dostlar, ne olur biliyor musunuz? Varoluşçu terapist size der ki: "Sen insan olmaya başlamışsın. Gel seninle danışma yapalım." İşte bu noktada varoluşçu terapi devreye giriyor.

Aslında varoluşçu terapi büyük bir oranda varoluşçu felsefeye dayanır. Varoluşçu felsefenin tarih sahnesine çıkmasından sonraki süreçte geliştiğini görüyoruz. Varoluşçu terapistler ile varoluşçu filozoflar aslında paralel fikirlere sahiptir. Ama terapistler ve felsefeciler ayrı gruplardır demek de fayda var diyoruz.

Şimdi bu noktada hemen konuya bir giriş yapalım. Şimdi bugün varoluşçu terapide ne göreceğiz? Varoluşçu terapinin aslında genel olarak nelerden oluştuğunu, terapinin ilkelerinden bahsedeceğiz. Varoluşçu terapide nihai konular meselesine bir giriş yapacağız. Kullanılan yöntem ve tekniklerden bahsedeceğiz. Yine arkadaşlar, burada varoluş biçimlerinden söz edeceğiz diyoruz. Dostlar, şimdi hızlı bir giriş yapalım, hiç böyle beklemeden.

Şimdi bir kere varoluşçu terapi, Freudien yaklaşımın, yaklaşımın determinist anlayışına ya da nedensellik fikirlerine karşı çıkar ve şöyle der: "Aslında bu noktada bireyin şimdiki problemlerinin sebebi çocuklukta yaşadığı birtakım yanlış yaşantılar ya da olumsuz yaşantılar olamaz." İnsanı arketipler, insanı bilinç dışı süreçlerle açıklamak, insanı bir nesne gibi ele almak insanın doğasına aykırıdır. Varoluş Terapiye göre yaşam ve ölüm, stres, kaygı, özgürlük, yaşamda anlam, sorumluluk, sevgi, insan olmanın anlamı gibi kavramlar bu terapi modelinde öne çıkan durumlardır.

Şunu tekrar etmekte fayda var: Freudien determinist anlayışına karşı çıkmıştır. İnsan arketiplere, ego, süper ego gibi kavramlarla açıklanamaz. Temelde felsefi bir yaklaşımdır. İnsanın yalnızlığı, ölümü, yaşamın karşısındaki anlamsızlık gibi daha doğrusu ölüm ve anlamsızlık gibi temaları ele alır diyoruz.

Peki, aslında genel olarak insani özelliklere vurgu yapan bir kuramdır diyoruz ve insanın aslında yaşamda anlam arayışının önündeki engelleri, özgürlüğünü engelleyen durumları ortadan kaldırmayı hedefleyen bir yaklaşımdır.

Şimdi tabii ki danışmanın amacı, danışanın kendi varoluş biçimini bir şekilde kavramasıdır ve bunun sorumluluğunu üstlenmesidir. Yani süreç, danışanın kendi yaşamının anlamını keşfetme süreci olarak görülmelidir diyoruz. Ama aslında yaşamda anlam kişiden kişiye değişir, yani öznel bir yapıdadır. Andan ana bile değişkenlik gösterebilir.

Ana konularımız söyledik, dedik ki yaşam, ölüm, varoluş, stres, özgürlük, sevgi gibi kavramları inceler. Arkadaşlar, zaten soruda bu kavramları gördüğünüz an yapıştırın gidin bilişsel şey, pardon varoluşçu terapiyi.

Peki, insan dedik, arketip, bilinçaltıyla, egoyla açıklanamaz. İnsan bir şeyi nasıl algılıyorsa, o insanın gerçekliğidir. Yani insanı fenomenolojik bir bakış açısıyla ele alan bir yaklaşımdır diyoruz. Yine davranışçı Terapiye karşıdır, yine Freudien yaklaşıma karşıdır diyoruz. İnsanı zaten varoluşçu terapistler hasta olarak da görmez, ne olarak görür? Yaşamı yaşama konusunda beceriksiz olarak algılarlar, beceriksiz olarak algılarlar diyoruz.

Şimdi hemen bir diğer boyuta bakalım. Danışma sürecinin amacından bahsettik. Danışma sürecinin amacı, danışanın varoluş anlamında kendini kavraması ve bunun sorumluluğunu üstlenmesidir diyoruz.

Şimdi danışanlar yaşamın zıtlıkları ile zıtlıkları ile karşılaşabilmek bilmelidir. Yani yaşam her zaman iyi değildir. Varoluşçu terapinin insan doğasına tamamen olumlu baktığı fikri de doğru değil değildir. Varoluşçu Terapiye göre insan doğumla yüzleşecek. Doğum ve ölümdür, bunlarla yüzleşmem gerekiyor.

Şimdi varoluşçu terapi teknik kullanımına yönelik değildir. Test, envanterlerle ilgilenmez. Bu önemli bir nokta. Varoluşçu terapi teknik kullanımına yönelik değildir. Teknik kullanımına, teknik kullanımına yönelik değil dostlar. Bu anlamda aslında varoluşçu terapi, terapistin tutumlarıyla ilgili de genel birtakım açıklamalar getirmemiştir. Yani danışma süreci sırasında psikolojik danışman tutumları ile ilişkili de çok n açıklamalar getiren bir kuram değildir. Dedim ya, daha çok felsefi temelli bir yaklaşımdır. Bu şekilde bakmamız gerekir diyoruz.

Varoluş biçimimiz. Bakalım varoluş biçimimiz. Dünyada kaç şekilde insanoğlu vardır mesel ine baktığımızda, aslında biz dünyada 4 çeşit ya da D şekilde, 4 tarzda var oluyoruz. Dört şekilde bir varoluşumuzdan söz edebiliriz arkadaşlar. Umwelt dediğimiz şey, aslında biz biyolojik bir varlığız. Beslenmeye, yemeye, içmeye, cinselliğe, üremeye ihtiyaç duyan bir varlığız. Yani fizyolojik ihtiyaçlarımızın olduğunu söyleyebiliriz bu noktada.

Peki, ikinci sırada bakabileceğimiz Egin dediğimiz, kişinin kendi öznel dünyasındaki varoluşunu kasteder. Bu ne demek? Aslında her tür olay ya da nesneye ilişkin içsel öz dünyamızda bir yaklaşım biçimimiz vardır bizim. Yine bir kendimize ait bir özümüz, bir iç dünyamız vardır diyebiliriz bu noktada. Yani düşünün, kendin kendi dünyanızda algılama, kendi zihninizde algılama durumu söz konusu mu? Evet.

Peki, Mitwelt dediğimiz şey, aslında sosyal ortamda, sosyal alanda varoluşumuz olarak görebilirsiniz bunu arkadaşlar. Neyi kastediyoruz? Kişiler arası ilişkilerden söz ediyoruz. Sosyal dünyada diğer insanlarla birlikte var olan bir varlığız. Yani kendi başına insanoğlu var olan bir varlık değildir zaten. Ancak diğerleriyle birlikte vardır diyoruz.

Bu 3'üncü boyutu. 4'üncü boyutta arkadaşlar, daha böyle süper anlam gibi Uber, Uberwelt dediğimiz durum. Bu da aslında genel anlamda bir manevi varoluştan bahsediyoruz. Kişinin manevi ve dini değerleri ile ilişkilidir. Yani kişinin kendisi için belirlediği bir ideal dünya, bir bir ütopya vardır. Buna da Uberwelt diyebiliriz. Genel anlamda hepimizin zihninde bir ideal dünya tasarımı vardır. Şu değerler olmalı, şöyle olmalı, insanlar şöyle birbirine davranmalı gibi dediğimiz olgularımızın varoluşçu terapide önemli bir başlığıdır.

Şimdi kısa kısa bakacağız buna. Genel anlamda hani ölüm, özgürlük, yalnızlık, anlamsızlık, sevgi, kaygı gibi konulardan bahsedeceğiz. Nihai konular dediğimiz.

Şimdi arkadaşlar, nihai konulara kısa kısa bir bakalım isterseniz. Zihninizde buranın aydınlanması için. Özellikle ilk başta yaşam ve ölüm meselesinden bahsedelim. Şimdi yaşam ve ölüm meselesinde, aslında ölüm insanın yaşamına anlam katan temel bir gerçekliktir. Yani e insanoğlu diğer varlıklardan farklı olarak ölümlü olduğunu ve ölebileceğini algılayan tek varlıktır. Aslında bu noktada e biz ölüm olgusundan hiçbir zaman kaçamayacağımızı göre ona bir anlam yüklememiz gerekir diyoruz.

Şimdi bir diğeri özgürlük. Bizim e karşılaştığımız durumlarda aslında bir seçim hakkımızın olduğunu söyleyebiliriz ve bizler özgürce seçim yaptığımız için sorumluluk sahibi olmalıyız. Yani varoluşçu terapide bizler, arkadaşlar, bizler niye seçimlerimizden sorumluyuz? Özgür bir biçimde seçim yapabildiğimiz için bizler seçimlerimizden sorumlu olmalıyız. Tabii varoluşçu terapide ana hedeflerden bir tanesi de danışanın anlam arayışını engelleyen kötü alışkanlıklarından kurtulması ve danışanı otonomiye giden yol etmek, özerkleşme, kendi seçimlerini kendisi yapmaya davet etmektir diyoruz.

Tabii yaşamda anlam, ölümle de doğrudan ilişkilidir. Herhalde yaşam üzerine oturup bir şeyler üreten, yaşamla ilgili fikirler üretebilen tek varlık insanoğludur, değil mi? Bu anlamda arkadaşlar, bizim mutlaka neden yaşadığımızla ilgili süreç ilişkili bizim bir anlam bulmamız gerekiyor. Zaten anlam bulamazsak, yaşamda anlam arayışımız engellenirse noöjenik nevrozlar dediğimiz durumlar ortaya çıkıyor. Diyoruz ki sorumluluk. İnsanoğlu kendi yaşamından kesinlikle kendisi sorumludur da diyebilmeliyiz.

Bir diğeri kaygı. Kaygı, insan olmanın aslında kaçınılmaz bir parçasıdır. Yaşamda kalmaya hizmet eden, kendimizi korumamıza hizmet eden doğal bir dürtüdür. Varoluş kaygısı ise hayatta karşılaşacağımız ölüm, özgürlük, varoluşsal yalıtım, anlamsızlık gibi olgularla yüzleşmenin kaçınılmaz bir sonucudur. Varoluşsal kaygı, yaşamın anlamı ile ilgili konularda insanın hissettiği kaygı durumudur.

Sevgi. İnsan var oluşunu, yaşamda var olduğunu nasıl belgeleyebilirim? E biz bizim yaşadığımızı belgeleyen tek şey, bir başkasını sevebilme potansiyelimiz, tek şey sevgidir.

Yöntem ve tekniklere baktığımızda şunu söylemekte fayda var. Varoluşçu terapi çoğunlukla teknik kullanımına yönelik bir model değildir. Ama terapinin doğasına aykırı olmamak koşuluyla, yani varoluşçuluğun doğasına aykırı olmamak koşuluyla başka kuramlardan gelen teknikleri de kullanabilir. Ufak ufak bunlara bir bakalım.

Sözsüz davranışlara dikkat etme. Güzel söz söyleme sanatı varsa, güzel dinleme sanatı da vardır. Danışma süreci içerisinde danışanın kendisinin hissedildiğini anlaması için ne gerekiyor biliyor musunuz? Onun sözsüz davranışlarına da dikkat etmemiz gerekiyor. Genel olarak insanlar kendilerini kelime ile ifade etmeye çalışırlar ama kelimelerin k etz kaldığı durumlarda beden dili, sözsüz davranışlar da bizim için danışanın durumu, ruhsal yapısı hakkında bize fikir verecektir diyoruz.

Kendini açığa vurma tekniği. Terapistler bir kere otantik olmak zorundadır. Otantik olmalıdır. Psikolojik danışman ya da terapist gerektiğinde kendini açabilmirem düşünebilirsiniz bu noktada. Bunu çok sık yapmamalı, gerekli noktalarda sınırlı bir miktarda yapması daha uygundur diyoruz.

Paradoksal niyet ya da paradoksal çelişki. Burada amaç korkuları ve olumsuz düşünceleri bir şekilde anlamsızlaştırmak. Düşünsenize, siz etrafınızdaki insanların sizi aptal gibi görmesinden ya da aptal olarak nitelendirmesinden... Evet, terapi sırasında da siz kendinize, "Evet, ben aptalım. Bunu biliyorum ama ben daha ne yapabilirim ki?" Şimdi böylece ne yapıyoruz? O korktuğumuz olumsuz düşünceyle bir şekilde yüzleşiyoruz. Evet, burada çelişki var değil mi? Paradoks var. Yani ben aptalım demek, normalde sen aptalsın denilen kişinin böyle bir şey söylemesi rahatsız edici bir durumdur ama işte karşı karşıya gelmesi için de önemlidir.

Peki, geliyoruz dikkati dış dünyaya yönlendirme. Ah kardeşim, hep kendi dünyanla ilişki, hep kendi ihtiyaçlarınla ilgili, hep ben diyorsun, değil mi? Ama senin dışında da bir dünya var, değil mi? Senin dışında da insanlar var, senin dışında da mevsimler var. Sürekli iç dünyanda yaşayamazsın, değil mi? Peki, kişiler dış dünyaya dair farkındalık, sözel yönerge takibi, göz teması, dikkat toplama ve etkileşimde önemli farklılıklar vardır. Bu teknik özellikle farklılıkları danışanların kavraması açısından önemlidir. Yani ben böyleyim, ben böyleyim. Tamam, sen böylesin ama bir düşün çevrende Ahmet var, Lale var, Fatma var. Onlar nasıl bu konuda? Bu, bu işte danışanın dikkatini dış dünyaya yönlendirmeden, evet, kendisi ve diğer insanlar arasındaki farklılıkları görebilmesi açısından önemli bir tekniktir diyoruz.

Rüya analizi. Varoluşçular da rüyayla ilgileniyorlar ama rüya tabirleri gibi değil ya da psikiyatrların yaptığı gibi böyle derinlemesine bir analiz gibi düşünmeyin bunu. Genel olarak rüya, bizim gündelik yaşam olaylarımızın bir görünümüdür ya da nihai konularımızın bir görünümüdür diye bakar. Bu anlamda aslında rüya, danışanın nihai konularını anlamak açısından önemlidir. Peki, nihai konuların bir görünümüdür. Yani sen kendine neyi sorun ediyorsan, bunlar senin rüyalarında ortaya çıkar diyoruz.

Geliyoruz arkadaşlar, paranteze alma. Şimdi varoluşçu terapide özellikle insanların dili, dini, rengi, dünya görüşü, yaşama bakış, bunlara mutlaka saygı duymamız lazım. Özellikle varoluşçu terapide terapist danışmaya girmeden önce kişisel inanç ve görüşlerini adeta bir önlük gibi üstünden çıkarır ve nötr olarak aslında danışma sürecine girer diyoruz. Evet, kısaca kendi değer inançlarımızı çıkarıp askıya asmak olarak düşünebilirsin.

Peki, yönlendirilmiş fantezi. Şimdi danışanın aza kendi cenaze törenini düşünmesini, hayal etmesini söylüyoruz. Bir düşün, sen ölmüşsün, seni tabuta koymuşlar, insanlar seni taşıyorlar ve mezara götürecekler. Sence insanlar senin hakkında neler konuşuyor? Ya da Kayseri'de ki kişi öldükten sonraki ilk perşembe kıymalı dağıtılır. Şöyle sorabilirsiniz: Perşembe kıymalı dağıtılıyor, kıymalı yiyenler senin hakkında neler konuşuyor diyoruz. Evet, böylece varoluşçu terapinin de tekniklerini bu şekilde sonlandırmış olduk.

Geliyoruz arkadaşlar, 3 Viyana ekolü olarak bilinen, anlam terapisi olarak da bilinen Victor Frankl dediğimiz şahıs. Şimdi arkadaşlar, 3 Viyana ekolü niye diyoruz? 3 Viyana ekolü olarak bireysel psikolojinin öncü temsilcilerinden bir tanesi Adler var. Üçüncü kişi Viyana kökenli, Viyana'dan gelen 3 kişi Victor Frankl dediğimiz terapisttir. Kendisi uzun süre Nazi kamplarında kalmış, Nazi zulmüne maruz kalmış bir Yahudidir. Bu anlamda aslında kampta kaldığı süre içerisinde e birçok insan intihar etmesine rağmen o e dışarı çıkacağı güzel güneşli günleri hayal etmiş ve Frankl'e göre, Frankl'ı hayatta tutan şey bu umududur. Evet ve bu noktada insanın en acı durumda bile yaşamda bir anlam bulabileceğini söylüyor.

Peki, şimdi logoterapinin genel olarak içeriğinden bahsedeyim ve adım adım başlayalım. Bir kere üç ana prensip var. Ondan sonra logoterapinin aşamaları var. E yaşamda anlam ya da yaşamda anlam bulmanın üç yolunun olduğunu söylüyoruz ve kullanılan tekniklerden bahsedeceğiz.

Şimdi üç ana prensipten öncelikle bahsedelim. E Victor Frankl'e göre insan yaşamı bir anlam içermektedir. E biz en acı anda bile yaşamımızı yaşayabilmemiz için bir anlam bulabilmemiz gerekiyor. Peki, yaşamı amaçlı kılan anlam aramaktır. Evet, eğer yaşamda bir anlam bulursak, bu bizim yaşam amacımızın da oluşmasına katkı sağlayacaktır ve üçüncüsü Frankl'ı, Frankl yapan aslında en önemli olgulardan bir tanesi acıdır. En acılı anda bile insan yaşamına bir anlam katabilir diyor.

Peki, hemen şeyden devam edelim. Bu anlam arayışından bahsettik, üç şeyden, üç prensipten bahsettik. Bu noktada ya anlam arayışımız engellenirse, edindiğimiz toplumsal değerler ya da alışkanlıklar bizim anlam arayışımız önünde engel oluşturursa ne olur? İşte arkadaşlar, bir nevroz ortaya çıkıyor. Noöjenik nevroz dediğimiz nevroz ortaya çıkıyor. Aslında anlam arayışımızın engellenmesi durumudur. Peki, ne olur bu noktada? Sığınılacak bir ya, bir liman, yaşamı için bir anlam bulamayan birey, arkadaşlar, birçok davranışında enflas, enflasyon görülebilir. Cinsel davranışlarda enflasyon, ondan sonra antisosyal davranışlar, ondan sonra e aşırı harcama, aşırı ne diyelim, ilişkilerde dikkatsizlik gibi birçok şey görülebilir. Yani "Ben nasıl olsa öleceğim, bir anlamı da yok yaşamın, niye çalışıyorum ki? Her şeyi boş vereyim." diyebilir mesela. Evet, ama sığınacak bir limanın olması bu noktada bizim açımızdan önemli diyoruz.

Peki, yaşamımıza üç şekilde anlam katabiliriz diyoruz. İnsanoğlunun yaşamına anlam katabilmek üç yolu vardır diyoruz. Bu noktada arkadaşlar, bir eser bırak. Bir eser bırakın. Ne demek arkadaşlar, kasıt şu? E sanatçılar eserleriyle tanınır, değil mi? Biz arkadaşlar, Dostoyevski'nin yaşadığını nereden biliyoruz? Yazdığı kitaplardan biliyoruz. Yaşar Kemal'in, Yaşar Kemal'in yaşadığını nereden biliyoruz? Bıraktığı, yazdığı kitaplardan biliyoruz, değil mi? Dolayısıyla üretmek veya bir iş yapmak, bu anlamda üreten ya da iş yapan kişi kendi varlığını bir şekilde belgelemiş olur diyoruz. Arkadaşlar, şimdi bu noktada bizler bir şeyler yapmaya, kendimizi var kılmaya çalışıyoruz, diyelim.

Peki, sevgi. Evet, yaşamda var olmanın bir başka biçimi, gerçek anlamda bir başkasını aslında ne yapabilir? Ne yaparak severek, değil mi? Bir değeri yaşayarak veya insanlarla iletişime geçerek, insanları severek, insanlara iyilik yaparak, erdemli davranarak, değil mi? Bu yollardan biriyle biz yine anlama ulaşabiliriz diyoruz. Yani bir başkasının potansiyelini açığa çıkarabilen en gerçekçi yolu aslında onu sevebilmektir diyoruz. Evet.

Ve üçüncüsü de Frankl'ı, Frankl yapan şey acıyı yaşamak ya da acıya karşı tavır. Şimdi en acılı anımızda bile yaşadıklarımıza bir anlam katıp yaşamı derinlemesine yaşayabiliriz. Evet, illa acı yaşamak gerekmiyor tabii. Eğer acıdan kaçınma yoksa, acıyı derinlemesine yaşamak gerekir. Yani bir acı verici durumla karşı karşıyasınız ama bundan kurtulma şansınız yok. Ne yapmalısınız? Öyleyse bu acıyı yaşamalısınız diyoruz.

Peki, logoterapinin e aşamalarından bahsedelim. Dört tane aşaması var. Kısa kısa bunlardan söz edeyim. Sizler de tabii ben anlatırken notlar alırsanız, sizin açınızdan çok güzel olacaktır diyoruz. Tabii birincisi, kişiyi belirtilerden uzaklaştırmak, değil mi? Uzaklaşmayı sağlamak. Şimdi aslında belirtilerle aramıza mesafe koyduğumuz zaman, sorunlardan daha az etkileniriz de diyebiliriz. Şimdi bu noktada arkadaşlar, amaç bireyin belirtileriyle arasına mesafe koymasını sağlamaktır. Kendisinin dışına çıkıp kendisine uzaktan bakan bir birey, istenmeyen düşünce ve alışkanlıklarının neler olduğunun farkına varabilir, bunu nasıl değiştirebileceğini kavrayabilir. Tabii e bu belirtilerden uzaklaştırma, paradoksal niyet, düşünce odağının değiştirilmesi, sokratik sorgulama gibi farklı tekniklerle de aslında kullanılabilir ya da bunlarla sonuca ulaşılabilir diyoruz.

Şimdi temel amaç burada ne biliyor musunuz? Danışanın problemi ile ilgili belirtilerinden uzaklaşmasını sağlamak. Bu birinci aşamamızdı. İkinci aşamamız, tutumların değiştirilmesine yardımcı olma ya da yardımcı olma ya çalışma diyelim. Şimdi bu noktada danışanın tutumlarını değiştirmeyi, yeni hedefler belirlemeyi, değer yargılarını gözden geçirmesini sağlamaya çalışıyoruz. İkinci aşamada bireyin herhangi bir olgu karşısındaki duygu, düşünce ve davranışını aslında değiştirmesine yardımcı oluyoruz. Tabii bir başkasının görüşleriyle kendi görüşlerini karşılaştırdığımda, bu daha kolay olacaktır diyoruz.

Üçüncüye bakıyoruz. Şimdi belirtileri azaltmak. Biri ilk aşama neydi? Belirtilerden uzaklaşmayı sağlamaktı. Üçüncü aşama, belirtileri azaltmak. Belirtileri azaltmak için etkili bir ne gerekti? Etkili bir tutum yöntemi gereklidir diyoruz. Tabii bu yol, sokratik sorgulama, belirtileri keşfetme ve olaylara karşı kısaca ilk aşamam, kişi problemli duruma sebep olan belirtilerden uzaklaşıyordu. Üçüncü aşamam, bu belirtileri, bu semptomları azaltmaya çalışıyoruz. Yani ilki onun dışına çıkıyordu, üçüncüsü onu azaltmak şeklinde düşünülebilir diyoruz.

Dördüncü yaşamımız, anlamlı aktivitelere danışanı yönlendirmek. E danışan kendisi için belirlediği, kendisine keyif verecek ve e yaşamdan haz almasını sağlayacak aktivitelere yönelmesi gerekiyor. Özellikle bu noktada danışanın gerçekten aktivite yapması, onun tutumunun değişmesine yardımcı olacaktır diyoruz. Kritik bir rol oynuyor diyoruz bu noktada. Dört aşamayı da bitirdik.

Kullanılan teknikler. Üç tane temel teknikten bahsedeceğiz. Tutumların biçimlendirilmesi. Az önce bahsettik aslında burada da bireyin değer ve acı konusundaki tutumunu değiştirmeye çalışmak. Tabii bu yine e danışanla tutumlarını tartışmak, danışanla davranışlarını tartışmak e ve olumlu öneriler sunarak sağlanabilecek bir durumdur. E Danışan geçmişi sorgulayarak geleceğe yönelik kararlar da alabilir bu noktada. Bu teknikte.

İkinci tekniğim arkadaşlar, paradoksal niyet ya da çelişki. Az önce bundan aslında bahsettik. Bir şeyden ne kadar kaçarsanız, o kadar onun etkisinde kalırsınız. İstediğiniz şeyi ne kadar arzularsanız, o kadar ondan uzaklaşırsınız. Korkulan şeyle karşı karşıya gelmemiz gerekiyor, yüzleşmem gerekiyor. Evet, evet, korkulan şey bir korku yaratır ama biz onunla yüz yüz yüze gelirsek, onun anlamsızlığını kavrarız, değil mi? Peki, aslında rahatsızlık verici şeyi sonuna kadar yaşamak olarak düşünebilirsiniz. Ya ben mezarlıklardan korkuyorum. Öyleyse karanlık bir gecede mezarlıkta birkaç saat vakit geçir. Böylece oradaki korkusunun anlamsızlığı ile kişi yüzleşmiş olacak.

Düşünce odağını değiştirme. Neye çekersek, olumsuz şeyler gerçekleşecektir. Şimdi biz kendimizle ilişkili, evet, üzerine odaklandığımız noktayı değiştirerek aslında düşüncemizi ve davranışımızı değiştirebiliriz. Kekeme birinin konuşma bozukluğunu düşünmesi, dikkatini kendi konuşmasına yöneltir ve daha fazla kekeme olmaya başlar, değil mi? Öyleyse em biri dikkatini neye vermemeli? Konuşma bozukluğuna vermemeli. Başka şeylere vermeli. Bu düşünce odağını değiştirme olarak düşünülmesi gereken bir durumdur diyoruz.

Dostlar, böylece, böylece logoterapiyi ve varoluşçu terapiyi bugün tamamlamış olduk. Tekrar söylüyorum, kanalımıza abone olmayı, videolarımızı beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın. Telegram grubunda paylaştığımız soruları da edinip çözerseniz, konu çok güzel oturacaktır. Bilgilerinize, Nirvana PDR Telegram grubumuza da katılmayı unutmuyorsunuz. Hepinize iyi günler, başarılar diliyorum.