📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Kur'anda Salat Kavramı - 2 & Ali AYDIN

Ahmet Ali Yıldırım1:01:09

Transcription

Selamlar. Yine Salat konusu devam ediyor. Ayetlere girmiş olacağız. Kur'an'da biliyorsunuz ki bazı salatlar namaz veremiyorlar. Yani Salatı ikame zaten yerine getirme, ayağa kaldırma anlamları var. Namaz veremediklerinden salavat verdikleri vardır. İşte Ahzap 56 gibi. Halbuki Ahzap 43a da Allah ve meleklerin müminlere selahat ederler, onlara da veremezler. Onlar sana geldiklerinde sen onlara selahat et. Bunlara da namaz veremezler. İşte dua verdikleri var, salavat verdikleri var. Yani silingir anahtarı gibi bu Salatı kullanıyorlar. Salatın bir anlamı var, aynı doğrultudadır, yardım, destek. Dini ayağa kaldırmak, Allah'ın dinini yeryüzüne hakim kılmak. Tek doğrultusu zaten sonuç olarak oraya geliyor.

Şimdi yine Ali hocanın hazırladığı programlar var. Onlar üzerinden söz düşünce devam edeceğiz. Buyur Ali hocam. Euz billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Sayın hocam, programımıza Ali İmran suresi 64 ayeti ile başlamak istiyorum. Bu ayette Yüce Allah, Yahudi ve Hristiyan din adamlarına Resul Aleyhisselam vasıtasıyla bir çağrıda bulunuyor. İlk önce biz ayetimizi yapalım. Yüce Allah buyuruyor ki: Ali İmran 64 ayette "Kul ya ehlel kitabi". De ki: Ey ehl-i kitap. Ey Yahudi ve Hristiyan din adamları. Neden ehl-i kitap Yahudi ve Hristiyan din adamları oluyor? Çünkü din adamları gerçeği kabul ettikleri zaman, ümmi insanların onlara muhalefet etmeleri mümkün değildir. Her iş geliyor din adamlarına dayanıyor. Yani burada Allah'ın huzurunda en büyük sorumluluğa sahip din adamlarıdır. Bu yüzden Kur'an'da bulunan ehli kitap kavramı din adamları bağlamında kullanılmıştır. "De ki: Ey sizinle bizim aramızda ortak bir kelimeye, ortak bir değere gelin. Ortak bir değere gelin." Çünkü bunlar Yahudiler, Hristiyanların kaynaklarını, Hristiyanlar Yahudilerin kaynaklarını asla kabul etmezler. Onların dinlerini benimsemezler ama aralarında ortak bir değer var. O değer nedir? "Allah'tan başkasına kulluk yapmayalım." Yani Allah'ın indirdiği vahiyden başka bir değerimiz, bir kaynağımız, bir kitabımız, bir hüküm merciimiz olmasın. Allah tarafından indirilen bizim aramızda hakem olsun. "İllahe veş şeyen." Ona hiçbir şeyi şirk koşmayalım. Allah'ın indirdiği vahyin yanında başka bir kaynak olmasın. Yani, yani bazımız bazımız Allah'ın yanı sıra peşi sıra rablar ve ilahlar edinmeyin. Çünkü din olarak insanlar kime tabi oluyorsa, kimin kaynaklarına göre gidiyorsa, kimin hükmünü ortaya koyuyorlar, İsa yaşıyorlarsa artık onu rab ve ilah edinmiş sayılırlar.

Evet hocam, burada ilk kelime çok önemli. Ne diyor? "Gelin Allah'ın indirdiğine hakem kılalım." diyor, değil mi? Evet, manası bu. Eğer arkası açılımından Allah'ın indirdiğine hakem kılmayanlar ne yapıyorlar? Başkalarını ilah ediyorlar. Onlar, bunun başka, bunun başka, bunun başka yolu yoktur hocam. Evet, ve Allah'a ortak koşmuş oluyorlar. Allah izahat yapıyor burada. Yani ilk kelimenin açılımı ikinci kelimelerdir. Yani arkasını açıyor Allah. Yani aynen bunu iyi insanlar dikkat etsinler. Aylardır her konuşmamızın içerisinde vardır bu. Bu Allah'a ortak koşmak, Allah'ın indirdiğine uymamak, Allah'a ortak koşmak, Allah'a şirk koşmaktır. İşte "min dunillah" kelimesi, Allah'ın aslında ilahlar edinmek, yani Allah'tan başka gayri hüküm koyanların hükümlerini din olarak veya inanç olarak kabul etmek şirktir. Zaten bu şirkle beraber kimse cennete giremeyeceğini Allah bize izah ediyor zaten.

Şimdi o zaman bu ayet şunu gösteriyor. Hem Yahudi din adamları, Hristiyan din adamları, daha sonra son vahiy din tarihinde Şii ve Sünni din adamları atalarını, din adamlarını, muhaddislerin, müçtehitlerin rablar edinmişler. Rablar edinmişler. Kur'an buna dikkat çekiyor. Kur'an buna dikkat çekiyor. Eğer böyle bir şey olmasaydı, kesinlikle bu ayetin bir anlamı olmaz. Ya ayeti... Sesin gitti de senin. Ayeti söylüyor o kızım sana derim, o gelinim seni işit. Şimdi bizler bu kitaptan sonra yaşayacağız. Bizler de demek ki aynısını yapmışız. Şu anda hiç fark yok aramızda. Aynen, aynen. Allah'ın dununda, Allah'ın yanı sıra birbirimizi rablar edinmeyin. Yani Allah tarafından indirilen vahiy tek hüküm mercii olsun. Hakem o olacaktır. Çünkü Şura Suresi 10 ayette diyor: "İhtilaf ettiğiniz herhangi bir konuda, herhangi bir konuda hüküm vermek sadece Allah'a kalmıştır." Yani bugün yeni bir kitap indirseydik ki bu Müslümanım diyenler de Allah'la arasına ilahlar koydular, Allah'ın aslında evliyalar edindiler diyecekti. Zaten başka bir fark yok.

"Fein tevin tevellev" yüz çevirirlerse, kabul etmezlerse onlara deyiniz ki: "İşh şahit olun. Şahit olun. Şahit biz Allah'tan başkasına, vahiyden başkasına asla teslim olmayız. Biz sadece Allah'ın indirdiğine teslim oluruz." Biz de bu dersimizde Allah şahittir ki sadece Allah'a, onun kitabına, onun kitabına içindeki bağlam ve bütünlü hikmetine müracaat etmekten sığınmaktan başka bir şey yapmıyor.

Şimdi ayetleri okuyacağız. Biz de bu çağrıyı tekrar ettikten sonra Salat kavramının Kur'an'da hangi anlam geldiğine bir bakalım. İlk ayetim Nur Suresi 41 ayet olsun. İlk örnek Nur Suresi 41 ayette Yüce Allah der ki: Hocam, kelimesine özellikle dikkat çekiyorum. Nur Suresi 41 ayet: "Göklerde ve yeryüzünde bulunanlar ve sıra sıra kanat çırparak uçan kuşların Allah'ı tespih ettiğini görmez misin? Hepsi salatları, hepsi salatları ve tesbihini kesin olarak [Müzik] bilmiştir. Hepsi salatın ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah onların yapmakta olduğu şeyler hakkında her şeyi bilendir." Demek ki burada, burada bu ayette bulunan Yüce Allah'ın varlıkları ilk yarattığında onlara vermiş olduğu iç güdü, iç güdü desteğinden söz ediyor. Fıtratında yerleştirdikleri şeyleri yerine getirmeleri. Yani bir elma dikersen elma verecek, güneş güneşliğine yapacak, rüzgar rüzgarlığı, yağmur yağmurluğunu. Bunların fıtratları yüklenmiştir. Bunlar, yani bunların fıtratları değiştiremeyiz. Yani tespihler de bu görevlerini bilmesi de arka arkaya yerine getirmeleri.

Bu ayette bulunan Salat, Yüce Allah'ın varlıkları ilk yarattığında, Yüce Allah'ın varlıkları ilk yarattığında onlara vermiş olduğu iç güdü desteğinden söz ediyor. Yani bütün canlı varlıklar Yüce Allah'ın kendilerine vermiş olduğu iç güdü sayesinde hayatlarını devam ettiriyorlar. Mesela toplu bir şekilde, gruplar halinde, saf saf uçan kuşlara şahit olmuşsunuzdur. Bazıları V harfi biçiminde göç ederler. İkinci grup ise adeta tek bir beyin tarafından yönetilir. Cine aynı anda aynı yönde dönen, yani tek vücut gibi aynı hareketi yapan ve seyri hoş bir dans gösterisi sunup harika şekiller oluşturan kuşlardır. Her iki grubun önünde de sabit olmayan, yani sürekli nöbetleşe öncüler vardır. Rüzgardan faydalanarak uçar ve tasarruf yaparak uzun mesafeleri az enerjiyle kat ederler. Yine de öndekiler en fazla güç sarf ederken, yorulanlar öne geçer ve bu döngü devam edip gider. Kısacası orada müthiş örnek, orada müthiş ve örnek alınması gereken bir yardımlaşma, destek ve dayanışma vardır. Demek ki Allah'ın onlara öğretmiş olduğu Salat işte budur. Tek başlarına uçamayacak kadar uzağa uçar ya da tek başlarına yapamayacakları kadar manevrayı oluşturdukları hava akımı nedeniyle çok daha kolay ve daha az enerji harcayarak yaparlar. Alınacak ilk ibret budur. Demek ki bu ayette bulunan Salat namaz değil. He, o zaman burada, burada şimdi şöyle bir şey yapıyorlar. Sizin dersin başında söylediğiniz gibi, Salat kelimesini, Salat kelimesini namaz veremeyecekleri yerde kendi kafalarına göre, kendi uydurdukları kafalarına göre bir şey veriyorlar. Ya dua diyorlar, ya rahmet diyorlar. Ve halbuki rahmet de Kur'an'da var, dua da Kur'an'da var. Şimdi ileride örneklerini göreceğiz.

Ayette ne diyordu? "Ve tesbihi. Hepsi salatları ve tesbihlerini bilmiştir." Yani göklerde ve yerde olan her şey ve kuşlar salatın ne olduğunu bilmişlerdir. Yırtıcı kuşlara ve canlılara tek başlarına iken kolayca av olacak kadar güçsüzdü ama bir arada oldukları zaman yırtıcı bir kartal bile onların arasına girmekten korkacak. Kuşların Salat ve tesbihlerin büyük bir akıl, şuur, dinamizm, organize hareket ve eşsiz bir manevra ve kabiliyetin olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda "hepsi Salat ve tesbihatını bilmiştir" cümlesi, Salat ve tesbihatın canlı bir şuur, dinamik bir bilinç, açık bir zihin ve hikmetli bir ilimle olduğunu ilgili olduğunu göstermektedir. Yani Salat dediğimiz zaman böyle hiç farkında olmadan, anlamını bilmeden, bazı hareketleri ritüelleri yapmak değildir. Salat bir dinamizm, bir harekettir, bir fiildir, bir ameldir, bir aksiyoner bir iştir. Bir oluştur. Fıtratları yüklenmiştir. Bunlar her canlının fıtratına yaratılışta yüklenmiştir. Bugün insanların da Salatı, bugün ezilenleri üzülüyoruz değil mi? Onlar ezilenler üstün olsunlar istiyoruz. Allah da öyle demedi mi? Firavun'a Musa'ya, biz orada Firavun'u yok ettik, ezilenleri üstün kılmak istedik. Bugün insanın içerisinde yardımlaşma vardır. Bunları işletmesi önemlidir. Duayı koruma vardır. İyilik şeyi cevheri vardır. İnsanlara karşı bunlar işte Selat varımız bizim fıtratımızda yüklenmiş şeylerdir. Düşeni kaldırmak, yardım, yardımseverlik. Bunlar hepsi fırsatlarımız vardır. Ne oluyor sonradan bozuluyor bunlar? Nefsimiz de katılaşıyor, hasetler meydana geliyor ve fıtratımız bozduğumuzdan dolayı bu sonuçları almış oluyoruz. Selat, Selat da Allah'ın daha önce de söyledik, Kur'an'ın bir hatırlatma olduğunu. Aslında bizim fıtratımızda ruh, ruhtan ruh üflediği zaman, yani bilgi üflediği zaman, Kur'an'ın tamamı insanın doğru işletilen fıtratında yerleşmiştir. Yani bunu bir düşünelim. Dolay sonradan ilave bir şey istemiyor bize Allah. Fıtratım yüklü olan şeyleri doğru çalıştırmamız istiyor bizden.

Evet, şimdi ayete bir defa dönmek istiyorum. Bir daha: "Göklerde olanlar ve yeryüzünde olanlar onu tesbih eder. Saf saf halinde olan göklerde uçan kuşlar." Hocam, bu kelime çok [Müzik] önemli. "Hepsi yaratılıştan salatları bilirler." Yem demiyor, bilecekler demiyor. Demek ki Salat yaratılışta varlıklarla beraber ortaya çıkan bir şeydir. İnsanın fıtratına, zihnine, beynine, aklına, vicdanına, irfanına yerleştirilen bir olgudur, bir şeydir. Sonradan öğrenilen, sonradan yapılan, görülen bir şey değil ki. E onu izah ettim ben. Şimdi işte bizim fıtratımız yüklü, bunlar. Evet. Yani atlarımız, Selat insanın fıtratına yüklüdür. İşte iyilik, ma şeyi dediğim gibi, yani düşeni kaldırmak vesaire. Bunu çoğaltabiliriz, uzun uzun konuşabiliriz bunu. İnsanlar birkaç örnek veriyoruz, anlasınlar. Bugün her şeyin Selat ona yüklüdür. Yani bir yabani hayvanı yavru olarak alıyorlar, sonra doğaya alışabilir mi, yani yakalama becerisi olabilir mi diye bıraktıklarında gene onu yakalıyor. Ne demek bu? Fıtratında yüklü. Anne babadan görmediği bir şeyi tekrar yapabiliyor, değil mi? Vahşiliği orada çünkü fıtratında yüklü. Yani sen bunu değiştiremiyorsan, insanların da fıtratına yüklü olan güzellikler dir. Zaten Allah'ın bizden istediği ortaya çıkarmamız gerektiğini. Bir de ateşten yaratılmış tarafımız var ki, işte orası da bizim kötülük tarafımızdan olduğumuz tarafımızdan. Yani onları bastırabilmek önemlidir. Zaten her arzımızı, hava hevesimizi ilah edinmemizi söylüyor zaten. Evet. Fakat bunların hepsi sadece Kur'an'ın ilim ve hikmetiyle elde edilecek erdemlerdir. Kur'an olmadan asla. Çünkü bunların ne olduğunu bize Kur'an öğretmiştir. Ayet ne diyordu? "Salat ve tesbihi. Hepsi salatları ve tesbihlerini bilmiştir." Dolayısıyla bilecek ve öğrenecek demiyor. Salat ilk başlangıçta insanların fıtrat ve ahlaklarını, vicdan ve gönüllerine yerleştirilen haklıdan ve mazlumdur. Demek ki Salat yaratılıştan insanın fıtratına yerleştirilen haklıdan ve mazlumdur duygusu. Demek ki salatın en önemli anlamı varlıklarda iç güdü, insanlarda haklıdan ve mazlumdur.

Şimdi evet, sadece Kur'an bilgisi dedik. Orada bir şarkım var benim tabii ki. Kur'an bilgisi, bu bir hatırlatmadır. Kur'an'ı bir hatırlatma olarak verir. Niyi hatırlatma? İşte bizim vicdanımızda olanları bize hatırlatıyor. Aslında mantık ve vicdana aykırı düşmez. Kur'an-ı Kerim'in vahiyleri düşüyorsa, ayetleri yanlış çevrilmiştir demektir. Neticede bu eğitimden de kazanılacak şeylerdir. Yani eğitim yaparak gelişmiş ülkeler de vardır belki Kur'an'dan bir haberdir ama müzakere yaparak, şura yaparak, eğitiyerek insanlar birbirlerini salatın işletmiş. Yani Selat zaten bizatihi güzel hareketler ve sosyal faaliyetlere de giriyor bu iş. Yani güzel doğayı bozmamak, ıslah etmek, irşat etmek, yani eğitmek ve ıslah etmek. Yani bu ıslah etmek. Bunları akıllı insanlar düşündüğü zaman bunları bulabiliyorlar. Aslında birçok selati ülkeler yapıyor. Bizim ülkemizde de bir sok Selat var, sosyal faaliyetler var, düşkünler evi var, şu var, bu var. Bunlar aklın yolu bulunmuşlar. Yani bunları, bunları kastediyor. Selat işte doğru şeyin ayakta tutulmasıdır. Doğayı bozmamak, kainatı bozmamak, olmamak, yeryüzünü fesat etmemek.

İkinci örneğimiz aslında bu örnekte vereceğimiz ayetleri daha önce salavat programımızda işlemişti ama insanlar Yüce Allah'ın salatının ne olduğunu bilsinler. Yani insanlar Yüce Allah'ın da Salat ettiğini bilsinler. Çünkü insanlara böyle şeyler öğretilmiyor. Ben hayatım camilerde, medreselerde, yurtlarda, hayatım Şii ve Sünnilerin içinde geçti. Hiçbir yerde, hiç bir zaman Allah'ın Salat ettiğini asla ben duymamışım, kimse söylememiştir. Ben bunu Kur'an'dan öğrendim. Allah Salat ediyor. O zaman Allah Salat ediyorsa, Salat kelimesi namaz kılma anlamına gelmez kardeşim. Allah namaz kılmaz. Allah namaz kılmaz. Siz bütün Kur'an'daki bütün Salat kavramlarına namaz veriyorsunuz ama bu ayete gelince diyorsunuz ki: "İşte Allah, işte merhamet eder." Yok kardeşim, keyfinize göre Kur'an'ı bozamazsınız. Kur'an'a bir anlam yükleyemezsiniz. Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğüne saygı duymak zorundasınız, bağlı kalmak zorundasınız kardeşim. Kur'an'ın bir bağlamı. Hocam, Kur'an'da Yüce Allah der ki: "Allah'ın hadisinden, ayetlerinden hangi söze iman edecekler?" Yani Kur'an sözler değildir. Kur'an tek bir söz, canlı tek bir organizma gibidir. O derece birbirine bağlı, birbirine kenetlenmiş, birbirinden kopmaz, birbirine muhtaç. Siz ondan bir ayetinin anlamını bozduğunuz zaman, takrip ettiğiniz zaman doğal dengedeki, doğal dengedeki zincir, zincirler halkası gibi bunu, yani etkisiz hale getirmiş olursunuz kardeşim. Dengeyi bozmuş olursunuz. Dolayısıyla Kur'an'ın tek bir ayetini bile yanlış yorumlayıp kendi keyfinize göre, ha bilmeden, bilmeden olabilir ama kendi keyfinize göre, kendi mezhebiniz, kendi dininize, kendi anlayışınıza göre Kur'an'a bir anlam, bir mana yükleyemezsiniz kardeşim. Bu ağır bir sorumluluktur. Bu Allah'a iftiradır. Allah'ın kelamını, Allah'ın sözünü değiştiriyorsunuz kardeşim. Bunun ötesi bir şey var mı? Allah'a yalan yere iftira edenden daha zalim kim vardır? Siz zalim oluyorsunuz kardeşim. Böyle üç tane de ayet vardır değişik yerlerde. Bu, bunu söylediği yerler de var. Evet.

İnsanlar Yüce Allah'ın da salatının var olduğunu anladıklarında, salatın namaz kılmaktan öte daha muhteşem bir amel ve mükemmel bir değer olduğunu bilecekler. Şimdi Allah'ın salatının var olduğunu gösteren iki tane ayeti okuyacağım. Bir: "O Allah'tır ki yusalli aleyh." Yusalli. Hadi buraya namaz kılar desenize, namaz kılar diye bir mana versenize. Veremezsiniz, değil mi? Ama yusalli. Şimdi Allah'ın salatı nedir? Dolayısıyla salatın tam olarak vahiy olduğunu göreceğiz. Salatın en büyük manası, en önemli manası vahiydir. Vahiy. Vahiy ile insanları desteklemek, vahiy ile insanları uyarmak, öğüt vermek, zihinlerine girmek, akıllarına girmek, ahlaklarını, hayatlarını yönlendirmek. Rahmetle, bereketle. "Aleyküm." O Allah'tır ki yusalli, Salat eder. "Aleyküm" üzerinize anlamına. Yani ve ve melekleri de. Yani melekleri de. Yani melekleri de. Allah Salat eder. Allah ve melekleri sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Salat eder. Allah Salat eder. Neden? Çünkü Yüce Allah müminlere karşı çok merhametli olduğundan dolayı onları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için onlara Salat eder. Allah Salat eder. Allah namaz kılmaz. Allah Salat eder. Ahzap 30 ayet. Şimdi hocam, o ayeti sen okuyunca Kadir suresindeki "tenzel melaiketu fiha". Tenzel mik. Melekler yine vahiy anlamına geliyor. Melaik ruh bilgidir. Melekler vahiy bilgi olarak size iniyor. Rabbinizin izniyle, mü'min her bir işi için. Her bir iş için Allah vahiy indirmiş. Bizim selamete kavuşmamız için. Arapçasını biliyorsunuzdur zaten. Ben Türkçesini devam edeyim ki biz aydınlanınca kadar. Bu ayette buna bir benzeyen ayet olarak aklıma geldi, söylemek istedim. Evet.

İkinci ayet Ahzap Suresi 56 ayettir. "İnnallahe ve miku ve yusalli." Yani melekleri, yani melekleri, yani melekleri. Allah ve melekleri, yani melekleri yusalli. Salat ederler. "Nebi." Nebiye Salat ederler. Nebiye Salat ederler. Nebi nasıl Salat ediyor? Nebiye hocam, Hadis suresi 9 ayette Yüce Allah der ki: "O Allah'tır ki kuluna indiriyor apaçık ayetler indiriyor sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için. Allah size karşı Rauf ve Rahimdir." Allah, Yüce Allah Medine'de Nebi aleyhisselamın üzerine vahiy indirerek Mekke müşrikler karşı onu motive ediyor, onu destekliyor, ona yardım ediyor, ona güç ve kuvvet veriyor. Zaten vahiyden daha önemli bir güç ve kuvvet yok. Demek ki Salat aslında hocam, Salat, Salat kadar büyük bir değer, Salat kadar büyük bir güç, bir kuvvet, bir eğitim ve öğretim sistemi yoktur. Ama Salatı bunlar mahvettiler. Yani Salatı gizlemişler. Hakikati git. Rekat, dört rekat namaz kıl. Kim bir şey diyor sana diye serzenişte bulunuyorlar. Şimdi benim bunu söylemeden geçemediğim Kur'an meali okurken ilk benim karşılaştığım ayet Ahzap 56 dediğimiz bu ayet. Şimdi kendi kendime ben bu ayetleri tiyatro gibi yaparım. Allah ve melekleri Muhammed'e salavat ediyor, nebiyye. Yani nebiyye davet ediyor. Ey müminler, çeviri böyleydi. Benim okuduğum çeviri böyleydi. Siz de nebiyye aynısını yapın, yani salavat edin. Ya şimdi düşünüyorum, melekleri çıkartamıyorum. Hadi melekler Muhammed, yani nebiyye salavat ettiklerini düşünsek bile, Allah salavat ediyor, yarattığı bir kul, kula selavat çekiyor. Öyle ya Allah? Burada bir aksaklık var diyorum ve Kur'an'da ilk araştırmaya girdiğim kelimedir bu. Yani biliyor musunuz? Ve ilk bozulan ayet olduğunu anlayınca, biz bunu tabu olarak kabul ediyorduk. Yani eski alimler bunu yapmışlar, oturtmuşlar. Ne anlarız bu işten? Soruları biz kendimize çok sorduk. Zaten biz mi bulduk bunların doğrusunu? Bu kadar millet bulamadı da bu soruları bize söylüyorlar. Bunlar çok gece kalkmış sormuş kendimize. Hata etmeyelim diye. Evet, Kur'an-ı Kerim'den iyice oynanmış kardeşlerim. Meal'in anlamları rivayete göre çevrilmiştir. Bunu bilesiniz. Yani abdest ayinde de böyledir, namaz sürelerinde, şey vakitlerinde de böyledir. Tamam mı? Aynı onları yazanlara soruyoruz. Bu ayet böyle değil mi? Evet, öyledir. Öyle değil mi? Öyledir. Niye mealler yazmıyorsunuz? Onu yazamayız diyorlar. Yani bunları da bilesiniz. Yani çok dehşet bir durumdayız. Kendini herkes kurtarsın. Evet.

Buyur hocam. Salat programımızda söylediğim bir cümleyi tekrar etmek istiyorum. Nebi Aleyhisselam'a destek, yani Allah tarafından indirilen vahiy anlamına gelen Salat, Muhammed'e salavat olarak çevrilmiş. Evet, Muhammed'e salavat çekmek olarak çevrilmiş. Artık o dinde güvenilecek, iman edilecek, iman edilecek hiçbir şey yoktur. Artık bu dinin her şeyi baştan sona kadar, yukarıdan aşağıya kadar, dan sağa kadar her şeyleri yalandır. Eğer bir daha tek ediyorum, nebiyye Allah tarafından destek olan vahiy indirilip de ona destek olan Salat kelimesi, Salat kelimesi Muhammed'e, nebiyye Salat olan bir kelime, Muhammed'e salavat olarak çevrilmiş, bozulmuşsa, tahrif edilmişse o dindeki her şey yalandır, her şey sorgulanmalıdır. Cin suresindeki şu ayeti sen hatırlasana. O zaman o geldi aklıma. Ne diyor? O cinler dönerken dinlediler, iyi bir Kur'an dinleyip de kendilerine dönerken ne dediler? "Meğer bizim insan önderlerimiz da" yani önder, din adamları, "işte bizi Allah adına aldatmaz biliyorduk, değil mi?" Burada diyorlar ki, buradaki biz zanneder yay, din adamları, din adamları bütün din adamlarını kastediyorlar. Evet. "Biz Allah hakkında yalan söylemeyeceğinizi zannediyorduk." Gerçekten de hocam, insanlar din adamlarının, ama din adamları o kadar yüceltilmiş ki, masum birer nebi, resul haline getirilmiş. O kadar kerametleri, faziletleri, üstünlükleri, meziyetleri anlatılıyor ki, bu alimlerin, bu din adamlarının onları aldatmayacaklarını zannediyorlar. Halbuki şunu söylüyorum kardeşim, sizin muhaddisiniz, müçtehitlerin din adamlarınız, mezhep im adamlarınız Kur'an cahili, aklına, aklını kullanmayan birer fosil, birer beyinsiz, akılsız insanlardı. Kur'an'ın en basit kavramını anlamaktan acizdir. Kur'an'da ne Salatı anladılar, ne nebiyi anladılar, ne Resulü anladılar, ne Salatı anladılar, ne secdeyi anladılar, ne ihlası anladılar, ne takvayı. Hiçbir şeyi anlamadılar. Din ad dahil. Ha, bugün medyada seyrettikleri koca koca dedikleri alimler de dahildir. Yani hem konuşuyorlar hem Kur'an'dan bir şey anlamış değiller. Bunu da iddia ediyoruz. Yani din adamlarınız gerçi sizi aldatıyor kardeşim. Din adamlarınız yalan söylüyor. Bunu Kur'an söylüyor zaten. Din adamların yalan söylediğini Kur'an söylüyor. Kur'an diyor ki: "İman edenler, din adamlarının çoğu bilhassa haksız yollardan insanların mallarını yerler, Allah'ın yolundan engellerler." Kardeşim, sizin din adamlarınız sizi Allah'ın yolundan engelliyor. Size yalan söylüyor. Allah'a iftira ediyorlar. Açık açık söyleyeyim, bizim hakkımızda tazminat açın. Bizim din adamlarımız bizi nasıl aldattı? Sizin din adamlarınız yalancıların ta kendileri. Aynen öyle. Tövbe 34'ü bu alanın okuduğu ayette. Evet.

Yani bu iki ayete baktığımızda, bu iki ayete baktığımızda Yüce Allah'ın vahiy indirerek nebiyye ve iman edenlere destek olduğunu görüyoruz. Demek ki bu ayetlerdeki Salat, nebiyye ve iman edenlere destek olduğunu görüyor. O halde salatın en önemli anlamlarından bir tanesi de vahiy oluyor. Demek ki Salat neymiş? Salat vahiydir. Vahiy Kur'an'dır kardeşim. Kur'an'dır. 5 dakikalık anlamını bilmeden anlamsız bir ritüel değildir. Salat vahiydir. Allah tarafından indirilen vahiydir kardeşim. Vahyin öğretimi, eğitim ve öğretim sistemidir. Aslında iman edenler için vahiyden daha önemli bir güç, kuvvet ve destek yoktur. Kur'an'da çok önemli bir kural vardır. Kur'an'da bulunan bir kelime değişik anlamlara gelemez. Yani arkadaşlar, Salat kelimesine bir yerde gelir destek, bir yerde gelir yardım, bir yerde gelir rahmet. Bir yerde gelir. Böyle bir anlam veremezsiniz. Böyle bir şey olmaz. Bu, bu, yazıktır, günahtır. Yani Salat kavramı maddi ve manevi destek, eğitim ve öğretim, yani zihinsel ve psikolojik destekten başka bir anlamı yok.

Üçüncü örneğimiz Ankebut Suresi 45 ayet. Salat'ın vahiy ile eğitim ve öğretim olduğunu gösteren en önemli ayetlerden bir tanesi de Ankebut Suresi 45 ayeti. Yüce Allah der ki: "Sana vahyedilen kitabı tilavet et, oku ve aktar ve ak, yani Salatı ikame et." Demek ki kitabı tilavet etmek neymiş? Salatı ikame edir. Kardeşim, siz namaz kılıyorsunuz, Kur'an'ın bir kelimesinin manasını bilmiyorsunuz. Bir kelimenin. Bugün Kur'an'ın bir kelimesinin manasını bilmeyen binlerce imam vardır. Bırakın halk. Bu nasıl, bu nasıl bir anlayıştır? Bu nasıl bir dindir? Bu nasıl bir ilimdir kardeşim? Bu nasıl bir hayattır? "Kitaptan sana vahy eden tilavet et, yani Salatı ikame et." Neden Salat, neden önemli? "Şüphesiz ki Salat." Yani Allah lealle demiyor, umulur ki demiyor, mutlaka diyor. Allah garanti veriyor. "Salat bütün fuhşiyattan, ahlaksızlık lardan, kötülüklerden alıkoyar." Ha, burada eğitim ve öğretim sisteminde salatın insanları kötülüklerden, ahlaksızlık lardan alıkoyması için vahiyle yapılacak. Vahiy önce olacak. Vahiy destek olacak. Vahyin ahlak, vahyin ahlakı insanlara enjekte edilecek. Vahiy. Sayın hocam, ayette ne diyor? "Salat her türlü ahlaksızlıktan ve kötülükten alıkoyar." Halbuki bir olayda kardeşim, Allah'tan korkun. Yani namazın kötülüklerden, ahlaksızlık lardan alıkoymadığını siz bile itiraf ediyorsunuz. Diyorsunuz ki: "İtiraf ediyorlar da iyi kılamı diyorlar." Yani hakkıyla kimse kılmıyor falan filan diyorlar ya. Ben kendi kendime bakıyorum, ben hakkıyla kılıyordum yani okuduğumu da anlıyordum ve başka bir şey de düşünemiyordum. Çünkü okuduğumu anladığım için şuurumu oraya veriyordum ve sıkılmıyorum da namazdan. Ama gene bilemiyorum. Bu haldeyken namazı bıraktık. Bıraktık derken yok, bıraktık yok olduğu için bıraktık.

Salat'ın namaz olmadığını bu ayet o kadar güzel gösteriyor ki. Çünkü daha çok var ya, salatın namaz olmadığını verdiği ayetler. Namazı bulsunlar o zaman Kur'an'da. Mesela tersinden de bak, soru sorabiliriz. Çünkü bir olayda, bir olayda duyuru olmasa, tebliğ olmasa, irşat olmasa, diyalog olmasa, iletişim olmasa, eğitim ve öğretim olmaza kötülüklerden ve ahlaksızlık lardan uzaklaşmanın asla imkanı yoktur. Tabii uzaklaşmak için eğitim olması gerekir kardeşim. Tebliğ, irşat olması lazım, duyuru olması lazım. Ya Kur'an-ı Kerim'de de hiç eğitim yok. Allah hiç eğitimi bize söylememiş. Yani milleti irşat edin veya eğitin diye bir ayet yok, değil mi? Veyahut Kur'an'ın öğrenmesiyle alakalı hocam. Kur'an'ın öğrenmesiyle alakalı Diyanet hutbelerinde verilen tek bir şey vardır. Gelen bütün hutbelerde bu hadisten başka bir şey yok. Ya kardeşim, Kur'an gibi bir kitap için Allah arasını öğretiyorlar. Onun öğrenmesiyle alakalı kavramlar koymamış mıdır? "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir." Halbuki Kur'an'da bütün Salat kavramları, siyam kavramları, hepsi tilavet kavramları, hepsi Kur'an'ı iyice anlama, düşünme, tefekkür etme, etme, anlama, hayata aktarma, yaşama. Kardeşim, Allah'tan korkuyorum. Yani namaz insanları kötülüklerden alıkoyamaz ve hiçbir zaman ala koymamıştır. Hocam şöyle bir şey söyleyeyim. Namaza en çok değer verenler, namazı en çok kılanlar, namazın bütün yani namazı eda edenler, farzlarıyla, vacipleriyle, sünnetleriyle, mekruhları la, müstehapları la yerine getirenler, bir bakıyorsunuz ki en kötü ahlaka sahip olan sahip oluyorlar. Yani birçok, mesela diyanetin yurdunda olsun, Süleymancıların yurdunda, diğer cemaatlerin, tarikatların yurdunda her türlü taciz ve tecavüzler oluyor kardeşim. Sizin bu, sizin bu namaz kıldığınız namaz sizi bir şeyhe tapmaktan, kula kulluk etmekten bile alıkoymuyor. En çok namaz kılanlar en çok kula kulluk edenlerdir kardeşim. Sizin namazınız sizi çocuklara taciz etmekten bile engellemiyor. Yani şimdi biz Türkiye çapında, dünya çapında baktığım zaman bu İhlas Holding'e bakalım, Kombassan'a bakalım, İhlas'a bakalım. Birçok şeyde, birçok şeyde bu namaz ibadetini kullanarak insanları soymuşlardır, insanları sömürmüşlerdir. İnsanlar bir görsek hala devam ediyor. Yani din, din adına zaten geçinenler. Bugün Türkiye'de din kisvesi altında işte 2 binin üzerinde geçinen vardır. Bundan geçinen vardır. 200.000 üzerindedir. Ailelerle beraber daha da büyütebiliriz bunu. Bunların hiçbiri helal yemiyor bana göre. Mesela Arap ülkelerini beğenmiyorsunuz. Orada namaz kılan para alsa arkasına namaz kılmazlar. Mesela Arap ülkelerinde %95 seviyesinde namaz kılan vardır. O bölgelerde. Bizde de o sayı zaten %40'ı bulmuyor. Bizde mesela namaz kıldıran para alıyor. Orada namaz kıldıran para alsa arkasında namaz kılmazlar. Öyle öyle bir farklı şeyler de var tabii. Farklı kötülükler de var, farklı iyilikleri de var. Buyur hocam, şeyden gidelim. Ayetlerden gidelim. Gruplara girersek çıkamayız zaten. Herkes biliyor zaten neyin ne olduğunu. Yani yani namaz, yani namaz bütün kötülükler için bir örtü ve kalkan haline getirilmiştir. Bunu herkes biliyor ve itiraf ediyor.

4. örneğimiz 4. örneğimiz Tevbe Suresi 101, 102 ve 103 ayeti olacaktır. Tevbe Suresi 101, 102 ve 103. Bu ayetler iki grup insandan söz ediyor. Bu ayetler Tevbe 101, 102, 103. İki grup insandan bahsediyor. Birincisi Yüce Allah buyur [Müzik] [Müzik] ki: "Çevrenizdeki ahmaklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta da direnenler var ki, sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz, sonra da büyük bir azaba uğratılacaklardır." Bu Tövbe Suresi 101 ayeti. Sayın hocam, bunları şey edip bir hızlı geçebiliriz. Bu bir önceki konuşmamızda da bu üç ayeti örnek vermiştik. Çok önemli hocam, çok önemli. Ben bu ayetlere geçmeyeceğim burada. Salat kavramını burada. Şimdi Allah'ın salatını gördükten sonra Resulün salatı var. Burada şimdi Resulün salatı var. Resul nasıl Salat ki insanlar salatın hangi anlama geldiğini bilsinler. Hocam, şimdi global, yani çapta düşünelim. Dünyanın 1,5 milyar Müslüman var. Yani sözde Müslüman var ve bu Müslüman bu ayetlerden haberleri yok. Yani bu ayetleri ne kadar tekrar etsek, tekrar tekrar de etsek asla yani bir bıkkınlık meydana gelmemesi gerekir. Bunlar çok önemli şeylerdir. Evet, buyurun.

İkinci grup ise "diğer bir kısmı ise günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amele kötü ameli birbirine karıştırmışlardı. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." Tevbe 102 ayet. Grup için Allah Resulü'nün uygulayacağı yöntem şu şekilde açıklanmıştır. Şimdi bir grup münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Onlar Yüce Allah diyor ki: "Onları bana bırak. Onları ben bilirim, sen bilmezsin. Onlarla uğraşma. Onların yola gelecekleri yoktur." İkinci grup ise iyi amele, salih amele kötü amel karışıklar. Dolayı hatalarını anladılar. Yani di pişman oldular. Hatalarını anlattılar. Yani suçlarını itiraf ettiler. Bunlar Allah, Yüce Allah Resul Aleyhisselam'a diyor ki: "Onlar için şunu yap." Şimdi Resul burada bir şey yapacak. "Onların mallarından sadaka." Özel bir durum meydana geldi. "Onların mallarından sadaka, onları temizlersin ve o sadakayla onları arındırırsın." Ve "yuh." Şimdi ben meallere baktım ve "için namaz kıl" koyamadık. "İçin onlar için dua et" demişler. "Dua et. Senin salatın onlar için bir sükunet ve bir huzurdur. Allah işiten ve bilendir." Şimdi Nebi Aleyhisselam onlara nasıl Salat edecek? Yani, yani burada Allah Resulü'ne Salat et. Resul Salat'ı. Yani nifaktan kurtulup tam ve mükemmel bir imana sahip olmaları için onlara öğüt ver. Dolayısıyla Kur'an ile onlara destek ol. Kur'an ile onlara destek ol. Demek ki bu ayette de "ve salli, salli" kelimesinin Salat kelimesinin namazla, namaz kılmakla hiçbir alakası olmadığını görüyoruz. Bu ayette yani Kur'an'la nasat etmek var. Orada da tabii tabii tabii. Bu ayette bulunan Salat kavramına dua et anlamının verilmesi son derece yanlıştır. Yani ayet gerçek konumundan çarpıtma anlamına gelmektedir. Gerçek konumunu çarpıtıyor. Allah'ın ayetini, Allah'ın kelimesini. Hocam, enteresan bir şey var burada. Onu söyleyeceğim. Yahudi din adamlarının bir özelliği bunlarda da var. Çok enteresan bir şey. Her şey onlardaki, onlardaki Allah'a iftira olan her şeyi bunlar da gelen olarak almışlar. Allah Yahudi adamlar için buyurur ki: "Onlar kelimeleri mevzilerinden, mevziler konumlarından değiştirirler, tahrif ederler, bozarlar." Hocam, bunlar da aynı şeyi yapmışlar. Kelimeleri yerlerinden etmişler, mevziyi bozmuşlar, konumunu değiştirmişler. Evet, onu ancak Kur'an'dan ince çalışan anlayabilir. Tamam mı? Bir ayette hiç olmayan kelimeleri ilave etmişler. Bazı var olan Arapçada da kelime değişikliği yapmışlar, mana değişikliği yapmışlar. Dolayısıyla ayeti düzeltmekte zorlanıyoruz. Yani çünkü bir tane iş yapmamışlar. İki birkaç yerden işlem yapmışlar ayeti. İnan zorlanıyoruz.

5. örneğimiz Alak Suresi 9 ve 10 ayetleridir. Yüce Allah bu ayetlerde buyurur ki: "Salat yapan kulu engelleyeni gördün mü?" Bu ayetler ilk inen sure olan Alak suresinde yer almaktadır. Sünni din adamları namazın miraca farz olduğuna iman etmektedirler. Halbuki onların inancına göre miraç, nübüvvetin 11. yılı, miladi takvimin 622 yılında Recep ayının 27 gecesi Allah Resulü'nün bir gece vakti Kabe'de bulunan Hicr veya Hatim denilen yerden Kudüs şehrinde bulunan Mescid-i Aksa'ya götürülmesine İsra, buradan da özel bir vasıtayla en yüce makama yükseltilmesine de miraç denilmektedir. Soru şu: Namaz miraçta, yani nübüvvetin 11. yılında farz kılındı. İsa, bu sürede namazın işi ne? Abdest ne zaman aldılar? 19 yıl sonra. Evet. Neyse hocam, o önemli değil. O neyse. Şimdi şimdi bu ayette bulunan salatın hangi anlama geldiğini görelim. "Salat yapan kulu engelleyeni gördün mü?" Salat yapan kulu engelleyeni gördün mü? Bu ayette bulunan salatın namaz kılmakla hiçbir ilgisi yok. Evet, ilk vahiy nazil oluyor. Alak Suresi ilk inen sure. Vahiy nazil oluyor. Nebi aleyhisselam ne yapıyor? "Çünkü namaz kılan kimsenin başkasına hiçbir zararı olmaz. Yani onu kimse ona kimse karışmaz ve onu hiç kimse engellemez." Eğer Allah Resulü Aleyhisselam Kabe'de bunların iddia ettikleri gibi namaz kılsa ya, kardeşim sizde hiç akıl, insaf, akıl yok mu? Tefekkür yok mu? Namaz kılan bir insanın kime ne zararı? Akşama kadar kılsın, hiçbir şey demezler ona. Akşama kadar kılsa ne zararı var kardeşim? Namaz kılan gelecekler, namaz kılan Allah Resulü'nü engelleyecek. Lin aklın orada bir sürü zaten ritüel yapan vardır. Oralara gatp kalan, kendini eziyet eden vardır. Onlara bir şey diyor mu? Demiyorlar. Buna da demezler. Geri derler kafasına göre takılsın derler ona. Ama Resul Aleyhisselam vahyi tebliğ ederek Mekke müşriklerinin inançlarına, evliya ve ilahlarına saldırı yapıyorsa, müşrikler bunu kabul etmezler. Yani saltanatları elden gidiyor, saltanatları çünkü elden gidiyor. Evet. Ya Allah Resulü burada, Allah Resulü burada onların inançlarına, onların ahlaklarına, zulümlerine hareket, ondan sonra evliya ve ilahlarına karışıyor. Ondan sonra evliya ve ilahlarına karışıyor. Böyle yapmayın. Sizin bu hayatınız hayat değildir. Onlar da gerçekten belli bir inançları var. Yani Cübbeli Ahmet'in, Nurettin Yıldız'ın, yani onların mezheplerine, dinlerine olan bağlılıkları gibi. Mekke müşrikleri evliya ve ilahlarına çok bağlıydılar. Aynen çok bağlıydılar. Çok bağlı olduklarından dolayı nasıl biz şimdi onların şeyhlerine, liderlerine bir şey söylediğimiz zaman zorlarına gidiyorsa, Mekke müşrikleri de evliya ve ilahlarına bir şey söylenmesini istemiyorlardı. "Ey Muhammed diyorlardı, hatta Sad suresi, Sad suresinde diyor ki: Ya Muhammed, bütün ilahları tek bir ilah [Müzik] yaptı. Eğer biz sabır etmeseydik, ilahlarımız üzerinde durmasaydık, Muhammed bizi ne dese saptıracak." Allah Resulü burada kalkıyor vahyi tebliğ ediyor, duyuru yapıyor, ilan ediyor. Onların inançlarına karşı geliyor. İşte bunu engelliyorlar kardeşim. Salat budur. Salat bu ayeti aldın mı? Salat'ı el çıkmak ve sıkmaktan başka bir şey değil. O ayeti aldın mı? İlerideki derslerde hocam, hepsini inşallah alacağız. Demek ki, demek ki Salat, Salat insanları, insanlara vahiyle tebliğ etmek, vahiyle duyurmak, eğitim, vahyin eğitim ve öğretim, zihinsel destektir. Yüce Allah'ın Salatı göklerden aşağıya vahiy indirmektir. Kendisine vahiy indirmesi. Demek ki Allah Resulü'nün Salatı, indirilen vahyi tebliğ etmekten başka bir şey değildir. Allah Resulü'nün Salatı, indirilen vahyi tebliğ etmekten başka bir şey değildir. Bundan daha mükemmel bir şey olabilir mi? Kardeşim, siz kıldığınız namazı bir kenara koyun. Kıldığınız namazın yararlarını, yaralayın, ne işe yaradığını bir hesap edin, bir sorgulayın. Bir de Allah tarafından indirilen gerçek Salat olan vahyin eğitim ve öğretim sistemini bir düşünün bakalım. İnsanlık, hocam, insanlık yararına olmayan hiçbir iş Allah'ın istediği bir iş değil, sevdiği bir iş değil. İnsanın yararına olmayan, insanlığın, doğanın, doğanın, hayvanatın, canlının, yani kainattaki yaşayan her şeyin yararına olmayan hiçbir şey Allah'ın sadığı şey değil. Namazın insanlık yararına bir şey olduğunu söylesinler veya oruç tutanların insanlık yararına bir iş yaptıklarını veya iş olduğunu söylesinler. Söyleyemezler zaten. İnsanın fıtratına yüklenmiş dedik ya. Beyt, beyt insanın doğru vicdanıdır zaten. Beytle müzakere, yani insanın içiyle müzakere, doğruları bulması için müzakere etmesi lazım. Her insana farz kılınmıştır. Beyt ha züke, yani insanların kendi doğrularıyla müzakere etmesi, yani kendi kötü nefislerini bastırması. Yani bu Kur'an yüklenmiş. İnsanların fıtratında bu işletmeye bağlı. Evet.

Buyur hocam. Şimdi burada bunları okurken Hud Suresi 87 ayet aklıma geldi. Salatla ilgili olduğu için onu da aradan çıkarmak istiyorum. "Şuayb dediler ki: Ey Şuayb, kavmi, Şuayb diyor ki, Hud Suresi 87 ayet: Senin salatın mı sana emrediyor? Senin salatın mı emrediyor? Kardeşim, eğer burada senin namazın mı emrediyor koysak ne manası var? Sen ama Allah tarafından indirilen vahiy. Demek ki Allah tarafından indirilen vahiy eşittir neymiş? Salatmış. Allah tarafından aldığın emirler mi? Bunları bize emrediyor diyorlar. Tabi sana indirilen vahiy, sana indirilen emirler mi sana bunları emrediyor? Demek ki Salat eşittir vahiy anlamına geliyor. Salat vahiy demektir. Kur'an demektir. "Ey Şuayb, babalarımızın yaptıklarını yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana salatın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllı birisin." Evet.

Evet hocam, geldik 6. örneğimiz. Burada 6. örnekte çok önemli. Gene salatın hangi anlama geldiğini çok güzel ortaya koyuyor. Kıyamet Suresi 31 ve 32 ayetleri olacaktır. "Ve o Resulü tasdik etmemiş ve Salat yapmamıştır. Fakat yalanlamış ve yüz çevirmiştir." Ayette sadaka tasdik etmenin zıttı kezzebe, sadakanın zıttı kezzebe, yalanlama gelirken, salla, Salat yapmanın zıttı ise tevelle, çevirmek olarak gelmiş. O halde ayette bulunan Salat namaz kılmak değil, vahiye, yani Allah Resulü'ne, yani İslam dinine destek vermek, hak ve hidayete taraf olmak demek. Demek ki Salat neymiş? Salat vahiye taraf olmak, güzel ahlaka taraf olmak, haklıdan yana olmak, mazluma yardım etmek. Salat budur kardeşim. "Ve sanın zıttı yüz çevirdi, taraf olmadı." Taraf olmadı. Yani fakirden, miskinden, haklıdan, mazlumdan ulaşamazdık. Kur'an'dan çalışarak, Allah'ın açıkladığı kelimelerle beraber bunları size izah edebiliyoruz arkadaşlar. Şimdi bizim izah ettiğimiz her şey Kur'an'da delilli olacak. Hiç uydurma kelime olmayacak, ilave kelime olmayacak. Yani zaten bu meal yapanlar bazı yerlerde o kelimelere, illa serat kelimesi değil, bazı yerde o kelimelere manalarını doğru vermişler ve oradan yola çıkarak ayetleri düzeltiyoruz. Yani bir ayette bir başka.

Mana verip bir sonraki ayet hemen arkasındaki ayette aynı kelimeye başka mana vermek bu meal yapanlar düşünmezler mi ya? Ben biraz önce bu bu kelimeye şöyle bir şey dedim, biraz sonra da başka bir şey söylüyorum diye düşünmez mi ya? İnsan altından çıkamıyorsan bırakırsın ya, yapmazsın bu işi ya! Yani benim kitaplarım okunsun diye doğruları yazamıyorum demek ne demek ya?

Buyur hocam, bitirelim mi? 7 örneğimiz, buyur. Cuma toplanma Suresi 9 ayet olsun. Yüce Allah bu ayette buyuruyor ki: "Ey iman edenler, salata edildiği zaman, hocam, salata nida edildiği zaman, bak şimdi, salata nida edildiği zaman Allah'ın zikrine koşun." Salat neymiş? Allah burada diyor ki: "Salat eşittir Allah'ın zikri, Kur'an, vahiy." Salat eşittir vahiy edildiği zaman toplantı, salatın Allah'ın zikri olan vahiy, Kur'an'a koşun. Yani alışverişi, ticareti [Müzik] bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin hayırlıdır. Salatın eşittir vahiy ile eğitim olduğunu bu ayette görüyoruz. Bu ayette görüyoruz.

Şimdi zikri bozmuşlar hocam. Sen zikri diyorsun da bu toplumun bir kısmı zikri anlamış da bir kısmı anlamamış. Yani zikir ne yapıyor? Zikir çekiyor adam. Mesela nasıl çekiyor? İşte Allah'ın ismini söyleyerek, yücelterek vesaire zikir çekiyor. Bu değil ki zikir, bu değil yani. Zikri de açalım o zaman biraz. Allah'ın zikrine koşacak ya, çünkü ayette buyuruyor: "Salat için nida edildiğine Allah'ın zikrine, yani Kur'an'a koşun." buyurmuştur. Yani cuma günü önemli olan iki rekat namaz kılmak değil, Kur'an'dan verilecek eğitim ve öğretim. Öğretimdeki salat yerine geçer. Ama maalesef onlardaki hutbe kendi din adamlarının evet öğretileri.

Bu illa haftada standart aynı gün bize nida edilecek diye de bir durum yok. Onu da konuşalım. Yani cuma diye bir gün yok. Toplantı günü diye geçer. İsmi Araplarda "arube" diye geçer. O günün ismi pazar. Pazar kuruluyordu orada kalabalık olduğundan dolayı. O pazar kurulduğu zamana sohbeti yapıyordur. Yani her şehirde biliyorsunuz pazar kurulan böyle kutup şehirde şey var. İşte o güne denk geliyordu. Yani günün ismi "edir". Yani toplantı gününe dönmüş kelimedir. Olmak, toplanmak. Bize çarşamba günü de nida edilebilir bir mesele üzerinde biz oraya katılabiliriz. Yani zamanlı değil yani bir mesele olur, acil olur, nida edilir ve toplantı dediğimiz yani ortak meselelerde bir sorunu çözmek üzere toplanabilir.

Evet, bu niye cuma günü değil onu söyleyeyim. Teknik açıdan neden cuma? Cuma günü olamaz. Çünkü bu ayetler indiği zaman Arap toplumunda, Medine'de günler yoktu. Gün, hafta, ay, isimleri asla yoktu. Ta Ömer döneminde takım konmuştu. Yani pazartesi, salı, çarşamba, cuma diye bir şey yoktu. Bu yüzden Cuma Suresi, oradaki cuma kesinlikle toplantı günü anlamına geliyor. Çünkü Kur'an'da bu cuma gününden başka gün yoktur. Hatta Kur'an'da mesela "sebt" günü geçer. Sebt Yahudiler için, cumartesi derler. Kardeşim, sebt de cumartesi değildir. Şabatı, şabat cumartesi değil. Onlar şabatı "septin" cumartesi günü yapmışlar. Bunlar da Kur'an'daki cuma toplantı, toplanma gününü cuma günü yapmışlar. Öyle bir şey.

Aynen öyle. Şabat da zaten dua edecekleri gün anlamına geliyor. Evet, ibadet. Dua edecekleri gün anlamına geliyor.

Evet, 8 örneğimiz. 8 örnekte hocam zaten bitiyor. 8 örnek Maun Suresi 4, 5 ve 6 ayetler olacaktır. [Müzik] 4, 5, 6 ve 7 ayet. "Yazıklar olsun o musallin ki bunlar namaz kılanlara, yazıklar olsun namaz kılanlara derler." Halbuki ya kardeşim, Allah'tan korkun. Maun Suresi Mekke'de nazil olmuştur. Mekke'de inen surede Allah namaz kılanlara yazıklar olsun der mi? Zaten Mekkeliler iman için, İslam için, Allah resulü için hayatlarını veriyorlardı kardeşim ya. Allah'tan korkun ya. Allah'tan korkun. Mekke'de inen surede namaz kılanlar aç? Hocam namaz kılan yazıklar olsun ya kardeşim. Mekke'de razı olmuş bu. Mekke'den hayatını veriyor. Öyle bir durum yok ortada. Zaten bu adamlara zaten sorumluluk yüklemiyor. Mekki surelerde mesela. O zaman buradaki hangi anlama geliyor? Buradaki hangi anlamı geliyor? İbadet, hiçbir zaman Allah ile bağlantıyı koparma. Evet, onlar salatlar anda ben ayetlerin manasını yeniden şey yapıyorum. "Yazıklar olsun o musallin ki onlar salatlar andan habersizdirler, gaflet ve dalalet içindedirler. Onlar salatları la sadece gösteriş yaparlar. En ufak bir yardıma bile engel olur." Evet, ibadet hiçbir zaman Allah ile bağlantıyı koparmamak, sürekli olarak Yüce Allah'ın gözetimi altında olduğumuzun şuurunda olmaktır. Küfür de böyledir. Küfür ve şirk ehli sürekli olarak dinlerini, onun faziletini ve üstünlüğünü savunurlar. Nurcular, Said Nursi'yi, tarikatçılar şeyhlerini, cemaatçiler efendilerini, siyasal dinciler liderlerini, Şia ve Ehli Sünnet müçtehit ve muhaddislerin anlatırlar. İşte bu yaşam tarzının ve inanç sisteminin Kur'an'daki adı ibadet. İbadet oluyor. İbadet sürekli olan, hiç kesilmeyen, insandan ayrılmayan, gece gündüz onunla olan bir inançtır. Yani müşrikler de bir araya gelerek salat yapıyorlar hocam. Burası çok önemli. Çok önemli bir şey. Bey. Evet, ama Yüce Allah Kur'an ve İslam için değil. Neden "fay lil musallin" diyor? O musallin, o salatı yapanlara yazıklar olsun. Hocam şimdi salatı yapanlar, ben onu söyledim sana. Musallin, salatı yapanlar oluyor. Y, salatı yapanlar, nasihat yapanlar oluyor. Ama selat Allah'ın istediği gibi yapmıyorlar. Evet.

Bak hocam şimdi diyor: "Onlar salatlar sehür, gaflet ve dalalet içerisindedirler." Şimdi Müslüman, ihlas sahibi olanlar toplanırlar, sadece Kur'an üzerinde konuşurlar, Allah'ı anlatırlar, vahyi anlatırlar, şirkin kötülüğünü anlatırlar, Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğüne sadık olurlar. Esas salatı yapanlar. Ama salatı yapan bir grup daha var. Gruplar da var. Mesela Süleymancılar bir araya gelirler, sohbet ederler, konuşurlar, zikir yaparlar, efendilerin kitaplarını okurlar. İhlasçılar bir araya gelirler, birbirlerine yardım ederler, destek olurlar, kitaplar okurlar. Hocam bunlar da salat yapıyorlar. Nurcular günde üç sefer, belki günde beş sefer bir araya gelip salat yapıyorlar. Ama yaptıkları salat sındır, gaflet ve dalalet içerisindedir. Yaptıkları salatta Kur'an yok, vahiy yok, Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğü yok, Kur'an'ın kavramları yok, Kur'an'ı öğrenme yok. Yaptıkları salatta sadece Said Nursi var, onun kitapları var, onun öğretisi var, onun ortaya koymuş olduğu iman ve itikat var. Hocam bunlar da salat ediyorlar. Ama Allah diyor ki: "Bu şekilde salat yapanlara yuh olsun." diyor. Evet.

Ama Yüce Allah Kur'an ve İslam için değil, din adamlarını, şeyhlerini, liderlerini anlatarak onları yücelterek gaflet ve dalalet içinde salat yapıyorlar. Ayrıca bunlar kendi inanç ve yollarından başka inançları ve yolları batı olarak gördüklerinden dolayı başka hiç kimseye en ufak bir yardımda bulunmazlar. O zaman bu da çok önemli. Bunlar bir araya geliyorlar, birbirlerini tanıyorlar, birbirlerinin dükkanlarına giderler, birbirine sohbet ederler. Kendi cemaatinden, kendi tarikatından, kendi grubundan başka hiç kimseye selam vermez, konuşmaz, yardım yapmaz, sohbet yapmaz. Otur. Hocam bu korkunç bir şeydir. Bu inananlar arasında, Müslümanlar arasında korkunç bir şekilde tefri tefrikaya neden oluyor. Hatta öyle oluyor ki bir şehirdeki Nurcular kendi aralarında 50 gruba ayrılmışlardı. Neden? Sadece Kur'an'dan, İslam'dan, vahiyden, ihlastan koptukları için. Allah onları paramparça etmiştir. Onlar dinlerini fırka fırka yaptılar. Şia, Şia grup grup oldular. "Ey Nebi, senin onlarla onların seninle hiçbir alakaları yoktur. Onların vahiyle, Kur'an'la, İslam'la hiçbir ilgileri yok." (Enam 158). Sadece kendi inançlarıyla. Evet, aynı. Sadece kendi inançlarıyla övünür. Enam Suresi hocam 159 ayetti. "O sadece kendi inançlarıyla övünür ve dinlerinin en üstün din olduğunu savunurlar." Yüce Allah bu konuda şöyle buyuruyor:

Hocam, bu ayetle dersime son veriyorum. "Allah'a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü yalnız ona çevirin, ona karşı bilinçli olun ve salatı ikame edin. Yani müşriklerden olmayın, dinlerini darmadağınık edip grup grubu olan kimselerden olmayın ki onlardan her bir grup kendi katındaki dini anlayış ile sevinip böbürlenmek tedir." (Rum Suresi 31-32). Sadakallahülazim. Velhamdülillahi rabbil alemin. Bir dahaki konuda yine selat üzerinden, tabii vakitler vesaire diğer ayetlere girmiş olacağız. Hoşça kalın.