📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Bari Bu Ramazan Yapma! - Ramazan Risalesi 6 - Kuran @Mehmedyildiz​

Hayalhanem18:44

Transcription

Kur'an, kıraat kökünden gelir. Okumak veyahut okunan şey demektir, Kur'an.

Kur'an'ın her bir harfine baktığımda hepsini mucizeden ibaret görürsün, çünkü mucize aciz bırakan demektir. Kur'an'ın bir harfini bütün insanlık, bütün beşer toplansa oluşturmayacağından Kur'an'ın bir harfi bile mucizedir. Çünkü insanları karşısında aciz bırakmıştır.

Mucizenin 3 sebebi vardır. Allah neden mucize yaratır, 3 sebebi vardır. Hidayet, insanların imanla tanışması. Nusret, biraz yorulmuş insanlara yardım. Helakiyet, Allah'ın kanunlarından taşanların helak sebebi ama sadece üçüncüsünün bakmadığı bir peygamber efendimiz var o da Muhammed Mustafa aleyhissalatü vesselam. Niye? Ondan sonraki ümmetini Allah azze ve celle helak etmeyeceğini söylemiştir. Mucize bu üç şey de kullanılmaktadır.

Kur'an'ın bahsettiği mucizelere baktığımızda, Ay'ın ikiye yarılması evet mucizedir. Ama Kuran'ın Hz Ebubekir gibi bir insan yetiştirmesi inanın bana çok daha büyük bir mucizedir. Böyle bir insan yetişmesi böyle bir insanın yetiştirilmesi bütün beşeri aciz bırakmaktadır. Hiç bir kitap, hiçbir bilinç, hiçbir ekol, Kuran'ın Hz Ebubekir'i yetiştirdiği gibi, bir adamı yetiştirememiştir, tarih boyunca.

Hz Ebubekir efendimiz okuma yazma bilir, Allah resulü bilmez. Hz Ebubekir efendimiz çok büyük bir tüccardır. Kendisi aynı zamanda şairdir, kendisi aynı zamanda Daru'n-Nedve'de, yani Mekke'nin siyasi otoritesinde söz hakkına sahip, yönetimde olanlardan bir tanesidir. Kendisi aynı zamanda bir mezhep alimidir. Yani soy sop alimidir. Ama bu özelliklere kendisi kadar sahip olmayan bir zat vardı, Efendimiz Aleyhisselam.

Efendimiz Aleyhisselam bana vahiy geldi Ebubekir dedikten sonra arkasında ilk yer alıp, "lebbeyk Ya Resulallah, ne diyorsan odur" diyenlerdendir. Şimdi bu mucize mi değil mi? Bu kadar vasıflı bir insan olacak, 20'li yaşlarda Hilfü'l-Fudül'dan ve daha sonra Hz Hatice annemizle evliliğinde daha samimi olan bir dostluk kurulacak ve ondan sonra o dostu bana vahiy geldi dediğinde bu kadar vasıflı, bu kadar yüksek seciyeli bir insan, ilk arkasında ben hazırım, deyip serfüru (itaat) edenlerden olacak. Mucize mi değil mi şimdi bu?

Kur'an'ın yetiştirdiği insanlara baktığınızda mucizeden başka hiçbir şey göremeyeceksiniz. Allah resulünün boynunu vurmak için sıraya giren adamların, en son onun saçını Kabe'den toplayıp gözyaşı döktüğünü gördüğünüzde, kimden bahsettiğimi biliyorsunuz değil mi? Suheyl Bin Amr'dan bahsediyorum. Kur'an'ın bu yetiştirdiği insanların mucize olduğunu anlamış olacaksınız. Bütün beşer böyle insan yetiştirmekten acizdir çünkü.

Fudayl bin İyad var, onun birde oğlu var. Ali bin Fudayl, bir gün Kur'an okuyor, Zilzal Suresi'ne geliyor, son ayetlerinde.. "Her ne kadar hayır isterseniz göreceksiniz, her ne kadar şer işleseniz yine göreceksiniz."(Zilzâl Sûresi 7-8. Ayet Meali) ödü kopuyor ödü... Mecaz manada demiyorum, gerçekten ödü kopuyor ve vefat edip gidiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Gerçekten ödü kopuyor ve vefat ediyor. Bir zat düşünün, Kur'an okuduğundan kalbi dayanamıyor ve vefat ediyor orada.

Bizim kalpler neye çalışıyor? Telefonun çalmasında, kalbimiz Kur'an okumaktan daha çok titriyor mu, titremiyor mu? Hele biraz etiketli bir adam bizi arasın, hele biraz etiket olsun adamın, arasın, bize güzel bir hoş amedi etsin. İki tane kelam edecek diye telefonu tutarken, ondan bir mesaj gelecek diye kalbimiz titriyor ama aynı masada Allah'tan gelen mesajlar varken okurken esniyoruz. Neden? Neden olacak, sizce neyimiz eksik, O sahabe efendilerimizden neyimiz eksik? Bence imanımız eksik. Kesin bir şekilde bu bir iman göstergesidir. Bizim eksik, çok eksik yani. Zaaf-ı İman (iman zayıflığı) var. Bu cihette hastalık var. Telefona Kur'an'dan daha fazla heyecanlanır mı bir insan? Cennet, cehennem ile ilgili meseleler geçiyor, ayetler geçiyor, kalp hiç mi titremez? Niye titremez? Çünkü cennet, cehennem dediğin bizim malumatımıza işlemiş ama imanımıza işlememiş.

Enfal suresinde diyor ki "Allah'a saygıda kusur etmezseniz, O da size temyiz kabiliyeti verecektir." Ne demek temyiz? Ayırmak değil mi? Biz Kur'an'ın nuruyla doğruyu ve yanlışı hala neden ayırt edemiyoruz, biliyor musunuz? Hala Allah'ın peşinden gitmek dururken, iki tane insanın peşinden neden gidiyoruz biliyor musunuz? Çünkü Allah'tan hakkıyla korkmadığımızdan bu ayırma kabiliyeti de bize verilmiyor.

Kur'an öyle bir mucizedir ki bu kitap çölün ortasından bir avuç insanı alıp bir medeniyet inşa etmişken maalesef bizi adam edemedi. Niye edemedi? Bizde sorun var sorun. O sorun ne biliyor musun, inanma da sorunumuz var. İnanmıyoruz, malumatta var, hidayette yok nasibimiz. Bu da bizi bu hale sokuyor, Kur'an okurken ödü kopmuş. Biz de heyecan yok ya, beton taşıyoruz ya, vallahi kalp değil, kalp böyle bir şey değil çünkü, kalp dediğin latifeleri açık, her an Allah'a müştak, böyle bir şey kalp yani. Cidden kalp taşımıyoruz. Ama sorun olduğunu anlamak zorundayız. Bak bunu da yediremezsen kendine, sen bitmişsin. Sorun var burada ya bu kalp titremiyorsa sorun var bu kalpte arkadaş. Telefonun titremeyince götürmüyor musun? Bu kalp titremiyor götür işte, hastaneye götür, ayrılma o hastaneden, yat, kalk o hastanede. Niye yapıyoruz bu dersleri ya, titresin diye. Bu kalp titremedikten sonra 1 milyar malumat bilsem ne işime yarayacak benim ya? Resulallah nasıl sevinir bilmez ki öyle bu kalp. Kur'an'dan nasıl haşyet duyulur, Allah'tan nasıl korkulur, bilmez ki öyle bir kalp. Malumatı boşver, köşeye at, çöpe at. Allah'a sadık olup onun yoluna sebat edebilecek bir hidayet versin, Allah bize. Malumatıyla delalete düşen çoktur ama hidayet nuruyla tanışıp, yarı yolda kalan yoktur. Biz ona talibiz, onu bulmamız lazım bizim.

Onu bulmak için bir ay boyunca, biz bir şeyin doğum gününü kutluyoruz aslında Ramazan ayında. Neyin, Kur'an'ın doğum gününü kutluyoruz Ramazan ayında. Neden bu Ramazan ayı o kadar önemli görüyor musun? Hicri ikinci yıldan onuncu yıla kadar efendimize aleyhissalatü vesselam 9 tane Ramazan geçiriyor ve o 9 tane Ramazan'ın içi ne dolu biliyor musunuz? Mesaj dolu, mesaj.

Biraz filmi başa alalım. 35 yaşında Efendimiz aleyhisselam yalnızlığı sevmeye başlıyor. Sürekli Nurdağı'nda, Hira Mağarasında. Yaklaşık 6 kilometrelik bir yoldan bahsediyorum. O kadar çok sık git gel yapıyor ki, yaşı 38'e geldiğinde bu seyahatleri, yolculukları artıyor ve daha sık oraya gitmeye başlıyor. Özellikle Mekke'nin kokuşmuş şirk bataklığından iyice canı sıkılan Efendimiz oralarda münzevi bir şekilde tefekküre gidiyor. Zaman zaman taşlardan, ağaçlardan, böceklerden kuşlardan Esselamü aleyküm diye sesler, nidalar işitmeye başlıyor. Onun biraz sonra alacağı ilk vahye hazırlık evresini oluşturuyor adeta bütün alem.

Daha sonra bir Ramazan'da, bir pazartesi günü, bir Kadir Gecesi'nde bir dağın tepesindeki bir mağarada Cibril-i Emin, Muhammedül-Emin'e ilk vahyi getiriyor. Ve önce ona "oku" diyor. Efendimiz aleyhisselam cevap veriyor, "ben okuma bilmem ki" Ve devamında Cibril-i Emin onu üç kez sıkıp bırakıyor ve Alak suresinde ki ilk 5 ayeti indiriyor. Burada da bilmemiz gereken çok önemli bir şey var, ilk emir "oku" değildir, Yaradan Rabbi'nin adıyla oku'dur.

Efendimiz aleyhisselam Cibril-i Emin'i gerçek vücuduyla, gerçek cismiyle kez o zaman görüyor. Daha sonra da Miraç hadisesinde görecek ikinci kez. Daha sonra koşarak eve gidiyor efendimiz aleyhisselam ve yolda mevcudat ona Esselamu Aleyke Ya Resulallah, diye selamlamaya devam ediyor. Eve vardığında Hatice validemiz onu karşılıyor ve Hatice annemize ne diyor? "Ört Üstümü" diyor. Üstü örtülüyor, Hatice annemiz ona destek oluyor, bir süre sonra Cibril-i Emin tekrar geliyor ve ona sesleniyor. "Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar! Sadece rabbinin büyüklüğünü dile getir. Elbisenin temiz tut. Her türlü pislikten uzak dur." (Müddesir Suresi 1-5. Ayet) Ve Efendimiz aleyhissalatu Vesselam'ın ilk vahiy ile muhatap olup, tanışması tam da böyle oluyor.

Bazı hakikatler sinelere yer etsin diye o sinelerde bir uzlet, bir yalnızlık anı gerekir. Yunus bin Meddah için o uzlet anı bir balığın karnıdır. Yusuf Peygamber için o uzlet anı bir kuyunun dibidir. Efendimiz aleyhissalatu vesselam için o uzlet anı Hira Mağarası olmuştur. İsa peygamber için o uzlet anı, kırk gün ormanda geçirdiği o yalnız vakitler olmuştur. Hz Musa için o uzlet anı tur-i sina'da olmuştur. Bizlerinde kendi içimizdeki, hiramıza dönüp oradan rabbimizi duyabilmemiz için, o uzlet anı Şehr-i Ramazan olmuştur.

Şu Ramazan'ın bereketini görüyor musunuz? Böyle bir bereketi hangi dost, hangi dosta sağlayabilir? Buyurun sabahlara kadar konuşup ders yapalım. Allah'ın ikram ettiği şu Şehr-i Ramazan'ın bereketini ve sermayesini hiçbir dost, hiç bir dosta veremez. Madem öyle demek dost istersen Allah Yeter. Hakiki dostta o. Başlayalım mı okumaya? Konu anlaşıldı mı, anahtar kelimemiz nedir, Kur'an. Bismihi subhanehu. Yirmi Dokuzuncu Mektup Ramazan Risalesi ALTINCI NÜKTE Ramazan-ı Şerif'in sıyamı, Kur'an-ı Hakîm'in nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif, Kur'an-ı Hakîmin en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Kur'an'ı hakim, madem şehr-i Ramazan'da nüzul etmiş. Ne demek şehr-i Ramazan? Ramazan ayı, Kur'an'ın indiği aydır. Evet! O Kur'an'ın zaman-ı nüzulunu istihzar ile, o semavi hitabı hüsn-ü İstikbal etmek için Ramazan'ı Şerif'te nefsin hacat-ı süfliyesinden ve malayaniyat halattan tecerrüt ve ekl şürbün terkiyle... Ekl ne demek, yemek! Diğeri de şeribe, O ne, içmek. Malayaniyat halattan tecerrüt ve ekl şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek...

Şimdi yemek biraz gitti mi, içmek gitti mi? Diğer cismin ihtiyaçları da gitti mi lavabosu şusu, osu, busu, değil mi? Yemek için bir yerlere gitme etmesi.. Sen bir derece melekleştin. Böyle orucun yüzüne vurduğu insanlara bakın. İyice böyle saflaşır. Hafif böyle beti benzi sarı olur. Ne gibi dersin o adama? Ya melek gibi olmuşsun, dersin ya. Huyu suyu da benzer mi ona? Allah Allah! Evet, devam edelim.

...ve bir surette o Kuran'ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek... Bakın 600 yıl peygamber göndermemiş. Alem karanlıkta kalmış, birden bir nur ışıldamış, Muhammed Mustafa aleyhissalatü vesselam ve elinde ilahi bir kitap, Kuran-ı Kerim. Bakın muazzam bir şey. Şimdi sen bu hitabı sürekli duyuyormuşçasına okumaya devam edersen bunun adı cehalettir. Çünkü alışkanlık ve ülfet cehaletin ta kendisidir. Bakın çok önemli bir şey. İnsanları inkara iten en büyük sebeplerden bir tanesi, etraftaki olayların ona sıradanlaşması, tavuktan yumurta, inekten süt, insandan çocuk, güneşin doğması, aydan bir ışık, yırtılan etinin gözünün önünde dikilmesi, ne oluyor bunlar, sıradanlaşıyor. Bakın sıradanlık cehaletle aynı şeydir. Cehaleti kırmak için farkındalık mevcuttur. O yüzden Kuran'ı yeniden iniyormuş gibi okumazsak, bizde cehalet makamından okuyacağız demektir ve Kuran'a dikkat edin, bu cehalet ve gaflet perdesini yırtmak için o ceziret-ül arab'ta insanlara en çok alışkanlık olan şeylerde ki gaflet perdesini yırtmıştır, yıldız demiştir. İnsanlar bir Arap Yarımadası'nda en çok ne görüyordur sizce? Gökyüzünü, yıldızı, güneşi, bulutu, ayı ve Kur'an bu argümanları kullanaraktan onların sıradanlığını yırtmıştır insanlar için. Çünkü sıradanlık cehalettir, biz de Kuran'ı "aman sıradan bir gün" deyip esneyerek okursak, bu hürmetsizlik, Kur'an'a karşı yapılmış bir hürmetsizlik olur. Yani birisi Kuran'ı ezbere bilse ve ezbere bildiğinden acele okusa bu bile Kur'an'a karşı hürmetsizlik sayılır.

Devam edelim. ...ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı ilahiyeyi güya geldiği an-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekremden (a.s.m.) işitiyor gibi dinlemek... Bir dakika, şimdi burada bir kademe yapalım. Ayeti geldiği andaki gibi dinlemek. Bir mertebe atladın mı, atladın. Efendimiz Aleyhisselam'dan dinliyor gibi dinlemek. Bir mertebe daha atlarsak belki Hazreti Cebrail'den dinliyormuşcasına, sanki bir sahabe efendimiz var, Dıhye. Cibril-i Emin onun kılığına giriyor değil mi? Sanki Dıhye Efendimiz'in kılığına girmiş ve bize ayetleri getiriyor. Son mertebeye bakın, son mertebeye belki Mütekellim-i Ezeliden dinliyor gibi bir kutsi halete mazhar olur. Bu ne demek biliyor musunuz? Miraç hakikati demek ya. Demek her kulun, bu dört mertebede yaşaması gereken, kendi miracı var.

...ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'an'ın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir. Evet Ramazan-ı Şerifte güya alem-i İslam bir mescit hükmüne geçiyor. Öyle bir Mescit ki, milyonlarla hafızlar, o mescid-i ekberin köşelerinde o Kuran'ı, o hitab-ı semaviyi arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan, "Ramazan ayı kendisinde Kur'an'ın indirildiği aydır" (Bakara Suresi 2:185) ayetini, nurani, parlak bir tarzda gösteriyor. İnsan sevdiğinin geleceği otobüsün yolunu bekler ya, İşte bizim sevdiğimiz Kuran'ı getiren vasıtada Ramazan ayı. O cihetle Ramazan sevilmez mi ya? Sevdiğini getiren, sevilmez mi hiç. İşte şehr-i Ramazan o. Evet!

...Ramazan Kur'an ayı olduğunu ispat ediyor. O cemaat-i uzmanın sair efradları bazıları Huşu ile o hafızları dinlerler. Diğerleri kendi kendine okurlar. Şöyle bir vaziyetteki bir Mescid-i mukaddes'te, nefs-i süflinin hevesatına tabi olup, yemek içmekle o vaziyet-i nuraniden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mescitteki cemaatin manevi nefretine ne kadar hedef ise öyle de Ramazan'ı Şerif'te ehl-i siyama muhalefet edenler de o derece umum alem-i İslam'ın manevi nefretine ve tahkirine hedeftir. Bu kadar büyük bir şey getirmişse şehr-i Ramazan, biz de o aya Allah rızası için hürmet sunmak zorundayız. Yoksa hürmet gösteren bütün cemaat-i uzmanın (büyük cemaat) nefretine de bir sebep olur. Bir insan keyfi yerinde olduğunda bir şeyler söylese, biraz bağırsa, biraz şakalaşsa bir problem yoktur ama tam bir gün mescidin ortasında kurallar okunurken bunu yapsa ne olur, herkesin nefretine sebep olur. Ya sen burada tam dikkatimizi neden dağıtıyorsun da böyle bağırıyorsun, böyle şarkılar, türküler söylüyorsun diye. Şimdi tam Ramazan ayı da öyle. Bütün dünya bir Mescit hükmünde yekpare. Hani Meksika dalgası diyorlar ya Ramazan ayında dünyada da kurallar tam Meksika dalgası gibi. Burada okunuyor bitiyor, burada başlıyor, burada bitiyor, burada başlıyor... burada bitiyor, orada başlıyor... Şimdi bütün yeryüzü mescit hükmündeyken, sen orada yemek, içmekle oyalanırsan, yani şarkı söylemek hükmünde bir halet takınırsan, o işi yapanların da nefretini kazanabilirsin diye bahsediyor. O yüzden şehr-i Ramazan da Kur'an'la meşguliyetimizin çok artması lazım.

Şimdi bir gün, bir müteahhit arkadaşla oturuyordum da, daha o zamanlar 4 katlının arsasını arıyorduk, çok eski zamanda, inşallah şimdi de İstanbul'daki medresenin arsasını arıyoruz... Muhabbet ettik frekansımızda uyuştu biraz, en son konu konuyu açtı. Cennet, cehennem vs. deyince, hocam dedi ya, cennetin ucunda bir kulübe olsa da bana yeter, dedi. Dedim abi, sen yalan söylüyorsun, dedim ya. Dünyada holdingler yapmışsın, Gökdelenler dikmişsin, sana yetmemiş, ahirette kulübe sana yeter mi ya? Yetmez, tam zıttı olması gerekmez mi? Madem sana bir şey yetiyorsa dünyada kulübe yetsin, ahirette holdinglerin olsun, gökyüzüne bakan sarayların olsun, gökdelenlerin olsun. Şimdi biz bu cihette kendimizi kandırıyoruz. Kendimizi kandırmamamız gerekiyor ve bu kandırmayı açmak için Ramazan'a girince farklı bir halet bizde olması lazım. Kim gibi yine efendimiz aleyhisselam gibi. Ayşe Annemiz diyor ki Ramazan'ın 15 gününden sonra yani nısf-ı Razaman'dan sonra ne o bizi tanırdı, ne biz onu tanırdık, diyor. Şimdi Efendimiz Aleyhisselam normalde Kur'an'la muhatap olmuyor mu? Haşa, her günü onunla geçiyor. Bakın ona rağmen Ramazan ayı gelince çok ekstra bir halete giriyor kendisi. Bizim bu ekstra hali anlamamız lazım. Kur'an'a muhatap olmamız lazım ve Kuran'ı bizi evde tutma değil, dışarıya doğru harekete geçirmesi lazım. Buradan anlamak çok önemli. Kur'an ayı yani Ramazan ayı başlı başına bir mücadele ayıdır. Ramazan ayı eve çekilme ayı değildir, bizim dilimizden düşmeyen 313 sahabi efendimizin tarih yazdığı Bedir'de Ramazan'da olmuştur, dünyanın seyrini değiştiren Mekke'nin fethi de yine bir Ramazan'da olmuştur ki o mücadele bir de 1000 kat bereketlensin diyedir. Allah bu şehri Ramazanda da bizim hayatımıza öyle bereket ihsan etsin, inşaallah. Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakîm. Ve ahıru da'vahum enil hamdulillahi rabbil alemin. El-fatiha meassalavat.

Videolarda böyle izleyen arkadaşlar, şu konu, şurası çarpıcı diye yorum yaparlarsa bizim için verimli ve istifadeli olur onu da hatırlatmış olalım. Allah razı olsun. Siz de Hayalhanem İstanbul ve diğer tüm projelerimize destek olmak için, buradaki linke tıklayarak online bağışta bulunabilir veya aşağıdaki iletişim numaralarından bizlere ulaşabilirsiniz.