📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Vaiz Fatma Bayram ile Elmalılı Tefsiri: Yasin Suresi I 10. Bölüm

Fatma Bayram ile Sohbetler 57:28

Transcription

Hayırlı sabahlar arkadaşlar. Yasin suresinin 38. ayetinden bugün başlayacağız. 10 dersimizi yapıyoruz sizlerle birlikte. Yasin suresini Hak Dini Kur'an dili tefsirinden okumayı sürdürüyoruz. Efendim, İnşallah tamamına ermeyi de Cenabı Hak nasip etsin.

Bu bölümde hatırlayacaksınız, devam edenler; Rabbimiz kevni ayetleri zikrederek, bunların bir kısmını zikrederek bize kendi varlığını ve birliğini, yaratıcılığını ve bütün mahlukatın varlığını korumakta, sürdürmekte cenab-ı hakkına kadar muhtaç olduğunu hatırlatıyordu. Ama bu hatırlatmalarda da Rabbimiz hep böyle çok asli olan unsurlara temas eder. Yani aklımıza geliyordur ama nadiren geliyordur. Mesela işte sabah kalktığınız gün diyelim, işte vakti saati geldi ve ortalık aydınlanmaya başladı oluyor. Değil mi arkadaşlar? Beni çok etkiler. Biraz düzensiz, intizamsız bir insan olduğum için, kendimi bu konuda pek beğenmediğim için; binlerce, milyarlarca yıldır, üstelik her gün değişen bir programı hiç şaşmadan uyguluyor olması; yani her gün sekizde de olacak olsa mesela, nispeten daha kolay bir süre sonra ona şartlanırsınız ama her gün dünyanın her yerinde farklı noktalarda efendim güneşin doğuyor olması, güneş ışıklarının yeryüzüne ulaşıyor olması, sağlık ve selamet içinde… Hani bundan da artık çok emin değiliz, biliyorsunuz bizim alıştığımız için içerisindeki mucizeleri fark edemediğimiz ve dolayısıyla şükretmeyi aklımıza bile getirmediğimiz çoğu zaman hadiseler. Bunlar işte cenab-ı Hakk'ın asıl gücünün ve kudretinin, o bizim çok sıradan gördüğümüz, alıştığımız ve her gün tekrarlanan, öyle olduğu için de fevkaladeliğini bizim nazarımızda yitirmiş olan, aslında fevkalade olan hadiselerde aramak lazım.

Mesela rüzgar işte beni çok etkiler, toz ya toz… Arkadaşlar, şimdi mesela kapınızı, bacınızı her tarafınızı kapatın, kilitleyin, gidin memleketinize veya işte bir seyahate gidin, 10 gün sonra gelin; yani her taraf kapalı ama her yer toz içinde. Niye, nasıl giriyor bu tozlar? Yani her yeri kapalı olan bir ortama nasıl nüfuz ediyor, değil mi? Ondan nasıl ibret almamız lazım? Yani mesela şimdi ilk aklıma geleni söyleyeyim; yani bir insan bütün kapılarını kapatmış bile olsa, eğer kendinizi toz yaparsanız, belki de onun kalbine, gönlüne girecek bir yol bulabilirsiniz, nüfuz edecek, iç dünyasında nüfuz edecek bir yol bulabilirsiniz. Ama biz böyle katır kutur bütün benliğimizle, böyle bütün azametimizle girmeye çalıştığımız için belki giremiyoruz. Ya ne bileyim böyle sıradan hadiseler üzerine oturup konuşacak olsak, oralardan inanılmaz azamet örnekleri görmemiz mümkün. Rabbimiz bize sürekli mesaj göndermektedir, benim kanaatim yani; hiçbir zaman bizi kendi halimize terk etmemiştir. Evet, özgür bırakmıştır, o mesajları görmemizi kendi ister ama buna bizi zorlamaz. İsteseydi gözümüze gözümüze sokardı, aklımıza aklımıza sokardı. Bunu da yapmaz ama sergiler; bütün kendisine hatırlatan, gücünü, kudretini hatırlatan, onun huzuruna döneceğimizi hatırlatan her şeyi sergiler. Fakat bunu o kadar zarif, o kadar… yani zarif denmezdi Allah Teala için, latif diyelim, o kadar latif, o kadar yaygın, o kadar kolay ulaşılabilir ve çok işte yaygından onu kastediyorum bir şekilde yapar ki sıradanlaşır nazarımızda. Sıradanlaşınca da işte hayret duygumuzu kaybedince de onlardaki o mesajları, o azameti, o büyüklüğü, o vahdaniyeti göremez oluruz, körleşiriz yani bunlara karşı, bu nimetlere karşı… Allah'a sığınıyorum yani hayatın sıradanlaşmasından. Benim için küçücük küçücük olaylar dediğimiz veya hiç olay olmuyor zannettiğimiz, yani hiçbir şey olmuyor zannettiğimiz anda etrafımızda cereyan eden sayısız mucizeye şahit olabilmek için hayretimizi, dikkatimizi muhafaza etmesini diliyorum cenab-ı Haktan. Bölümü başlarken efendim ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. 38. ayette güneşin bizim için nasıl bir delil olduğundan; yani güneşin hareketleri üzerinde düşünecek olursak, bunun Allah'ın gücünü ve kudretini bize gösteren, yaratıcılığını, eşsizliğini bize gösteren, nizamdaki fevkaladeliği bize gösteren çok büyük bir nimet olduğunu hatırlatıyor Rabbimiz. Yeri geldikçe hep söylüyorum arkadaşlar, bu ayetler Kur'an-ı Kerim'de insanları evreni incelemeye davet eden sayısız ayet… sayısız derken yani oturup sayabilirsiniz de hani böyle yüzlerce belki ayet var. Fakat bizim gibiler… yani ben kendimi en başa koyuyorum bu grupta böyle… sadece dini ilimleri tahsil ederek, sadece böyle işte edebiyat, din, işte İslam tarihi neyse işte neye, tasavvuf neye ilgi duyuyorsa yani sadece bunları tahsil ederek Kur'an'ı anlayabileceğini zanneder. Gerçi öyle bir iddiamız da hiç yok, o yüzden durmadan tefsir okuyoruz. Yani efendim, bilelim ki tek kanatlı bir kuş gibi olur insan, sadece dini ilimleri tahsil ettiğinde. Mutlaka kevni ilimleri de bir ilim adamı kadar tahsil edemese bile, en azından takip edebilecek, orada olan gelişmeleri takip edebilecek bir mecrayı hiç bırakmaması gerekir. Yani ayda bir dergi mi okumak olur, bu işte bir web sitesi bilmiyorum da takip etmek mi olur; yani böyle bilimsel gelişmeler de neler oluyor, dünya nereye doğru gidiyor bunları izlemek, takip etmek mi olur; ama mutlaka bilimle, modern bilimle… modern kelimesini de sevmiyorum da… yani bilimin son geldiği aşamayla öyle diyelim, irtibatını hiç koparmamalıdır ki hani Kur'an'a duyduğu ilgi boşa çıkmasın. Birçok konuda, bir çok konuda… Şimdi biz böyle işte bu kevni ayetlerden bahseden bölümlere gelince böyle lale oluyoruz; yani söyleyecek hiçbir sözümüz olmuyor fazla. Tabii bu konularda çok dikkatli konuşmak gerekiyor. Gerçi benim de gençlik yıllarımda bilimsel tefsirler… işte o yıllarda Zafer dergileri vardı, bilenler bilir… çok bizi etkilemişti. Buradan da şunu anlıyorum ki insanın belli bir düzeydeyken böyle bilimsel bulguların Kur'an'a ve İslam'a ne kadar uygun düştüğünü ve Kur'an'daki o manevi mucize dediğimiz… manevi denilen… biz manevi deyince böyle ruhsal falan anlıyoruz… yani manen, manen olarak mucize oluşu, Kur'an-ı Kerim'in sadece lafız olarak değil de mana olarak da mucize oluşunu ancak bilimi takip ederek ve Kur'an-ı Kerim'deki işaretleri görerek olabileceğini düşünüyorum. Ama bunu yapan kişinin haddini, sınırını öyle güzel çizmesi lazım ki Kur'an'a söylemediği şeyi söyletmemesi lazım. Heyecana gelip… işte bu badireleri çok yaşadığımız için ve böyle hep… hani nasıl diyelim, propagandacılık arkadaşlar insanı kraldan çok kralcı yapar. Öyle olunca da böyle hani her şeyden bir yağ çıkarmaya çalışırsın, bir anlam çıkarmaya çalışırsın, bu sefer bu haddi aşmaya götürür insanı ve insan haddini aşınca da zıttına inkılap eder. Her şey çok sevdiğim bir sözdür bu; haddini aşan her şeyin zıttına inkılap eder. İşte mesela ilk aklıma gelen örnek nedense o geldi; Hristiyanlar Hz. İsa'yı o kadar çok tırnak içinde sevmişlerdir ki güya efendim onu ilahlaştırmışlardır. Ama mesela peygamberlerin geldiği toplumlardaki müşrikler de onları o kadar sıradanlaştırmışlardır ki onlardaki fevkaladeliği görememişlerdir. Her zaman ortada durmak, haddi çizmek, sınırı çizmek, duygularımızın… efendim bilimin… yani bilim neyi söyleyebilir, ne kadar söyleyebilir? Bilim sayesinde mi biz işte Kur'an'ın doğruluğuna inanırız, o mu tayin eder Kur'an'ın anlamlarını falan… bu konularda daha fazla aşmaktan bahseden bir bölümde daha fazla haddimi aşmak istemedim. Dikkatli, ölçülü olmakta yarar var deyip, temkinli olmakta yarar var deyip 38. ayete dönüyorum. Kaldığımız ayet 38. ayet arkadaşlar. Bize efendim açıklayacak merhum Elmalılı Hamdi Yazır. Bazen arada kelimeler atlıyor, ben de hani ne kadar ezberimizde olsa da tefsire odaklanınca bir şey atlamış olabiliyorum. O yüzden sık sık metinden kontrol etmeye ihtiyacı duyuyorum arkadaşlar. Ve şemsi tecriyle mutlaka lillah; güneşte bir ayettir. Yani gece ve gündüzün sebebi gibi görünen güneşte Allah'ın kudretine bir alamettir. Buraları okuduk ama konuyu bağlamam lazım. Tecri kendisi için mukaddes bir müstakar için cereyan ediyor. Yani müstakar bir cismin, bir varlığın karar kılacağı yer; güneşin de karar kılacağı bir yer var, oraya varmak için bir akış içerisinde güneşte diyor bu cereyanı. Şems’in yalnız mekanda hareketi diye anlamamalı, güneşin sadece mekanda yer değiştirmesi diye anlamamalı efendim. Mekaniği ve zamani; ister mekanda yer değiştirmek olsun, ister zamanda ileriye gitmek olsun bir cümle, asar ve erzağı ile bütün sonuçlarıyla, bütün çeşitleri ile vücutta tevali, varlık aleminde sürüp gitmesi, varlık aleminde bir akış içinde olması. Yani şöyle diyelim; siz hiç yer değiştirmediniz diyelim, bütün hayatınız boyunca aynı odada, aynı evde yaşadınız ama yine de yani mekaniği olarak sabit olsanız bile zamani olarak değişiyorsunuz. Hiçbir gün bir önceki insan değilsiniz, bir akış içerisindesiniz ve bir sona doğru… son demeyelim de yani bir bu dünyadaki nöbetin sonuna doğru akıp gidiyorsunuz, bir hedef var yani. Ve ondan da hani müstağni kalamıyorsunuz, öyle düşünün güneşi de öyle düşünebilirsiniz; yani bu illa bir mekaniği, bir hareket olması gerekmez diyor Elmalılı Hamdi Yazır. Ama şimdi onun da mümkün olduğunu söyleyecek çünkü ayet onu da anlamaya çok müsait. Mesela ziya ve hararet neşri, ışık yayması, ısı yayması onun bir cereyanıdır, bir akışıdır, bir hareketidir. Müstakar milli mastar ismi zaman ismi mekan olabildiği lamla da birkaç manaya geldiği cihetle bu ifade müteaddit manalara sadıktır. Başındaki lam da ona başka anlamlar katıyor ve müstakar milli mastar olduğu için, mimli mastar da bilenler bilir, 24 sıgara bu mutlaka öğretilir. Yani Arapçanın ilk dersidir; ismi zaman ve ismi mekan olabilir. Bu mesela işte mescit kelimesi hem secde edilen yer hem de secde ettiğiniz zaman anlamına gelebilir. Dolayısıyla bu müstakar kelimesi bir birkaç manaya ihtimali var, birkaç manayı sadık bir şekilde; yani hani böyle zorla kendisine giydirilen manalar değil de birkaç manayı taşır kendinde. Evvela güneş kendisi için takdir ve tahsis edilmiş bir istikrar sebebiyle; yani sabit bir karar, müntezam bir kanun ile cereyan eder; yani rastgele değildir güneşin hareketleri, hiçbir şeyin hareketi rastgele değildir. Ben az önce de bahsettiğim gibi bu konularda maalesef kendime geliştiremedim arkadaşlar, geliştirmedim diyelim; yani geliştiremedim. Ne demek yani niye kaba? Hadi meçhul bir şarta atfediyoruz, benim eksiğimdir; yani bilimsel gelişmeleri takip ederek böyle ha bak burada da bu denmiş olabilir falan diyecek bağlantıları kurabilecek yetkinlikte değilim. Ama bu güneşin hareketi konusu arkadaşlar, içinizde astronomi okuyanlar, fen okuyanlar, bu konulara ilgi duyanlar en azından şunu takdir edebileceğimizi söyleyebilirler bize; yani şu bilginin Peygamber Efendimiz tarafından işte Miladi 500’lü yıllarda, 600’lü yıllarda söylendi. Çünkü Mekke’de bir sure olduğuna göre işte evet 600’lü yıllarda; çünkü 610’da başladı vahiy söylenmesi, bilinmesi imkansızdı. Yani biz bakın burada kimin sözünden bahsediyoruz arkadaşlar? Hayatında hiç okul görmemiş, hiçbir eğitim almamış, hiç kimsenin önüne oturup bir şey öğrenmemiş, böyle şeylere ilgi duymayan, şiirle ilgilenmeyen… ki o toplumda şiirle ilgilenmeyen yoktu; yani kehanetle, yıldızlarla ilgilenmeyen… o toplumda bu da çok revaçtaydı. İşine gücüne bakan, son derece ahlaklı, son derece… bunun altını çiziyorum arkadaşlar, eğer bugünde bir şey yapmak istiyorsanız çevreniz için, kendi ahlakınıza, ahlakınıza odaklanmalıyız. Yani ben halletmiş gibi kendimi dışarıda bırakmayayım. Bir zatın sizce güneş hakkında böyle şeyler söylemesi… dağlar hakkında, o denizler hakkında geleceğiz; yani Kur’an-ı Kerim’de bunlardan çok var ama biz tefsir okurken seçerek gidiyoruz, biliyorsunuz hani şu tefsiri bir baştan sona devirelim diye… hatta buna yol açan vesile olan Şebnem Hanım şu anda dinliyor mu bilmiyorum, seneler önce bize demişti ki Fatiha suresi tefsirini ben anlattığımda şu kısası hocam dedi Fatiha suresi tefsirini okuyun, okuduktan sonra artık ben Fatiha’yı başka türlü okuyorum. Ne olur şu bizim çok bildiğimiz kısa sureleri de okusak dedi. Yani en sondaki Kur’an-ı Kerim’in tertip sırasına göre en sondaki surelerin tefsirlerine okuyalım dedi çünkü çok okuduğumuz sureler bunlar. Ben de dedim ki sadece onları okumayalım ya bütün surelerden şöyle birer bölüm okuyalım, çok okuduğumuz sureleri de okuyalım. Bakın geçen gün bu podcastleri hazırlayan arkadaşlara sordum; nasıl gidiyor, izleniyor mu, hani bu çabaya değiyor mu? Çünkü onlar da karşılıksız olarak arkadaşlar, Allah onlardan razı olsun; yani şu çaba hiç kimsenin maddi hiçbir şey beklemediği bir çabadır ve hadi beni böyle yüzümü görüyorsunuz işte bir ismimiz var falan, onların isimleri de yok; yani bilmiyorsunuz da kim olduğunu arka planda böyle isimsiz bir şekilde çaba sarf ediyorlar. Mesela Yasin suresinin izleyenlerinin, dinleyenlerinin daha fazla olduğunu söyledi arkadaşlar. Demek ki insanlar çok okudukları sureleri hakikaten merak ediyorlar, ne deniyor burada diye. Biz de işte başladık Bakara suresinden, Ayetel Kürsi’yi, Amenerrasulü falan seç seç; çünkü tefsirin sonuna varmak için satır satır okursanız insan ömrü yetmez. Bizim gittiğimiz bu hızla efendim İnşallah asıl ama maksat dediğim gibi Şebnem Hanım’ın o ricasıyla biz bu işe başladık. Efendim asıl maksat sondaki surelere varmaktır. Peki niye Şebnem Hanım’ın ricasını hemen kabul edip doğru deyip çok da pratik olurdu hemen o sureleri okumak? Acizane efendim duyduğum bir şey; yani Elmalılı hakkında, Elmalılı Hamdi Yazır merhum… arkadaşlar tefsirindeki en büyük maharetini baş taraflarda, son taraflarda ortaya koymuştur. Çünkü başladığında çok detaylı bir şekilde bütün müktesebatını ortaya koyarak yazmaya başlamış fakat bakmış ki bu şekilde aynı zamanda rahatsızmış kendisi. O dönemde çok genç yaşta da, erken yaşta da yani 60’lı yaşlarda sanırım vefat etmiş, kalp hastası ve bu şekilde sona varamayacağını düşünüp ortalarda hızlanmış. Hatta mesela ben şimdi Yasin’den sonra hangi surelerin hangi bölümlerini okusak diye seçiyorum, bazı sureleri böyle sadece meal olarak geçmiş, sonuna varabilmek için. Sona doğru geldiğinde bakmış ki yine yaşıyor efendim, orada tekrar o maharetini sergilemiş. Yani gerçekten 30 cüz diyelim o kısa sureler Elmalılı tefsirinde en felsefi, en derin yorumlarını yapıldığı, en uzun efendim detayların işlendiği bölümlerdir. Dolayısıyla böyle hani bir üslubu hakkında da bir kazanımla oralara varmak istedim efendim öyle tercih ettim. Allah rahmet eylesin tekrar üstadımıza ve bütün alimlerimize, yaşayanlara sağlıklı, hayırlı, bereketli, uzun ömürler lütfetsin ki onlardan istifademiz hep daim olsun.

Şimdi arkadaşlar yani tekrar edeyim; mesela astronomi bilginiz ne kadar fazlaysa şimdi bu ayet sizi o kadar etkiler. Çünkü bunu kim söyledi? İşte Mekke’de işinde gücünde bir aile babası olan… tamam son derece ahlaklı ama hiçbir ilmi, müktesebatı olmayan bir zat geliyor ve işte güneş şöyle, ay böyle, yıldızlar böyle falan diye okumaya başlıyor. Bu son derece mucizevidir. Bu açıdan baktığımızda, kaldı ki o dönemde diyelim okumuş yazmış, ilim tahsil etmiş birisi bile olsa o dönemin bilgi düzeyinin çok çok çok üstündedir bu metinler. Bir de Kur’an-ı Kerim’de sözün fazla uzatılıp detayların dile getirilmemesi ve yani sözü uzatan bir metin değildir Kur’an-ı Kerim, çok iktisatlı kullanır sözü. Aynı zamanda bu kısa; yani bir konuyu kısacık anlatırken seçtiği kelimeler de öyle kapsamlı kelimeler ve ifadelerdir ki Rabbimiz’in ayetleri, o ayetlerin içindeki kelimeler her devirde insanlığın ulaştığı bilgi o ayetin yorumuna sığar; yani o ayetteki ifade o devirdeki bilgiyi de dışarıda bırakmaz. Dolayısıyla inanılmaz bir mucizeye, inanılmaz bir ilahi tecelliye şahit oluyoruz biz aslında şu anda. Şimdi bu müstakar ifadesini anlatırken 4 tane yorumu olduğunu söylüyor; yani 4 anlama gelebileceğini söylüyor ki kıymetli bu muhtemel yorumları anlatırken hep en muhtemel olanı seçer, böyle bütün detaylara da girmez. Çünkü dediğim gibi öz bir tefsir yazmak istemiştir. Efendim, evvela güneş kendisi için takdir ve tahsis edilmiş bir istikrar sebebiyle; yani bir varış ve karar yeri var güneş için; yani sabit bir karar, muntazam bir kanun ile cereyan eder, bir istikrar gösterir, süreklilik gösterir. İşte az önce söylediğim gibi bin yıl önce de, bin yıl sonra da olağanüstü bir hani felaket, bir yıkım veya büyük bir kevni değişim olmadığı sürece efendim hep aynı şekilde hareket eder. Bu istikrardaki olağanüstü istikrardaki gücü, kudreti görmenizi çok isterim arkadaşlar ve hani bize bakmayıp bir güvenimiz yok, bugün böyle, yarın şöyle; birbiriyle tutarsız fikirleri aynı anda savunuyor, efendim bir fikri müdafaa ediyor ama altyapısına bakmamış, o fikir içerisinde çelişkilerle dolu şeyler söylüyor, işler yapıyor insanoğlu ve işte mesela bir söz veriyor, sözünde durmuyor, o sözü devam ettirmiyor. İnanılmaz… yani inanılmaz kendisiyle ilgili bile böyle bırakın başkalarıyla ilgilendiren taraf… hani orada başkalarını ilgilendiren tarafta bir mahcubiyet olduğu için; yani insanlara mahcup olduğunu da düşünmüyor mu, hani diyesi geliyor insanın. Kendisiyle ilgili kısımda da istikrarsızlık; yani benim mesela kendi adıma şikayetçi olduğum şey inanılmaz bir insan israfı; yani kendini ziyan ediyor, kendine yazık ediyor. O istikrarsızlık sebebiyle bir şeye başladıysa insan arkadaşlar onu sürdürebileceği, nasıl sürdürebileceğini de en baştayken hesap etmesi, sürdürüp sürdüremeyeceğine bakması gerekir. Bizim, bizlerin hayatı… sizi bilmiyorum ama böyle deneme yanılmalarla geçiyor efendim, çok da tabii… kendimi şu anda estağfurullah diyorsunuzdur, umarım hani böyle hiçbir şeyde de istikrarlı değilim zannedilmesin. Sonuçta ortada efendim hayatımız ama arzu ettiğimiz kadar değil diyelim. Yani bir defa müstakar kelimesi güneşin bir istikrar içinde olduğunu gösterir; yani düzenlilik, düzenlilik bir intizam, hesapsız, serseri, kör bir tesadüfle hareket etmez. Güneş rastgele değildir, evrende hiçbir şey rastgele değildir arkadaşlar, inanılmaz bir düzen ve intizam vardır. Biz bozuyoruz o düzen ve intizamı, oraya da girmeyeyim şimdi çevre felaketleri konusunda. Saniye bir istikrar için; yani kendi aleminde bir karar ve müvazene hususuyla getirmek için hikmet ve gayesiyle yahut nihayet bir sükuna erip durmak için cereyan ediyor. Yani bu istikrar da böyle rastgele, sürekli ve kontrolsüz, amaçsız değil; yani bir hedefi var, bir hikmeti var, o hikmetle o hedefe ve o hikmetle o hedefe doğru hareket ediyor. Salih sen yani o anlama gelir li müstehar ifadesi. Salih sen 3 olarak ismi zaman olduğuna göre eğer bu müstakkarı ismi zaman olarak alırsak kendine mahsus bir istikrar zamanı için; yani duracağı bir vakte, bir ecele, müsemmaya ismi konulmuş bir ecele kadar cereyan eder ki bu vakit Allah yardımcımız olsun, Allah göstermesin diyemeyeceğim gösterecek çünkü gösterdiği vakit yardımcımız olsun ve iyi de şemsu kulvarat vaktidir. Tekvir suresinde güneş karardığı zaman; yani güneşin de artık ışık saçmayacağı bir an gelecek, işte o ana kadar duracağı vakte kadar düzenli, müsteha, istikrarlı bir akış içerisindedir anlamına gelir bu. Tekvir suresi arkadaşlar, böyle hatırladığım zaman bile yani burnumun direği sızlar, acayip etkileyici bir suredir. Kıyamet sahnelerini anlatır, hepimizin halini, orada ne yapacağımızı gösterir bize ve şeydir ifadeleri çok çarpıcıdır; yani işte kıyamet olduğunda güneş dökülecek, güneş kararacak, yıldızlar dökülecek, denizler kaynayacak falan böyle anlatırsın kıyameti ama orada seçilmiş olan kelimeler, o söyleyiş size o sahneleri yaşatır. Yani bir de hele Abdussamed’in okuyuşu var ki arkadaşlar; yani bazı okuyuşlarını dinlediğimde, bazı kabilelerin çok da bilmem yani sevdiğim birkaç tane var, Allah Teala’nın onlara hiçbir hatalarına bakmaksızın sırf şu güzel okuyuşlarının hatırı için cennetin en yüksek makamlarını nasip etsin diyorum her okuyuşumda. Efendim, bugün size bir tavsiyede bulunmuş olayım, bir dinleme tavsiyesi; Abdussamed’den Tekvir suresini mutlaka dinleyin arkadaşlar. O ses kulaklarınızda yer etmeli yani ve tabii anlamına da bakarak; yani neden öyle etkileyici okuyor? Çünkü anlıyor ve anlatıyor orada olanı bize anlatıyor, neden çığlık çığlık okuyor o sureyi? Abdussamed’in anlamına da bakarak dinleyin. Son olarak yani müstakar kelimesinin yorumlarıyla ilgili; ismi mekan olduğuna göre; yani ismi mekan olarak kabul edersek öyle bakarsak bu görevler o dönemde farklı kullanılıyor Osmanlı Türkçesinde arkadaşlar; yani ismi mekan olduğunu kabul edip o açıdan bakarsak demek kendine has bir istikrar mahalline mahsus; yani yerinde sabit olarak cereyan eder mi yahut kendisinin karargahı olan alemin menafili için cereyan eder, hep bunun için çalışır. Bu manada vatana hizmet için bir teşvik de vardır; yani seni Allah nerede yarattı, ne için yarattı? Hani hangi kabiliyetlerle, hangi becerilerle yarattı, o yaratıldığın, yaşadığın yere faydalı olmalısın manası bile var burada diyor, bu manaya çıkarabilir miydik biz, değil mi? Nihayet birinci lam illa manasına olmak üzere şu manada vardır; kendisi için; yani başındaki lam müstakar illa müstakar anlamına da gelebilir. Bu takdirde ne oluyor; kendisi için bir istikrar noktasına doğru gitmektedir; yani nihayet karar bulacağı, hareketlerinin sona ereceği sabit bir hedefe doğru da gitmektedir. Tatbiki birkaç… dolayısıyla şimdi bakın ne oldu arkadaşlar; her devirdeki evren anlayışınızı şu ifadenin içine sığdırabilirsiniz. Her devirdeki insanlar vay canına işte şey için, bizim alemimiz için ne deniyor, galaksimiz için ne kadar da isabetli bir ifade. Hz. Muhammed’in bunu bilmesi imkansızdı diyebilirler; güneşin durduğunu kabul edenler için bir delil, hareket ettiğini kabul edenler için de bir delil olmuş oluyor. Seçilen kelimeler efendim tatbiki birkaç vech ile izaha muhtemel bulunan bu manaya göre Şems’in diğer bir merkeze doğru hareket etmekte bulunduğu da anlaşılabiliyor. Nitekim bir hadis-i şerifte de müstakar ruha tahtel arşi Şems’in altındadır diye varid olunmuştur. Şimdi hadis-i şerif bu ayeti açıkladı mı bu sefer? Peki arş ne? Bunlar bakın hep arkadaşlar birbiri içerisine geçmiş, hem değil zaten çok açık bir şekilde metafizik; yani fizik ötesi. Arş ne efendim? Arşı bu sefer öğrenmemiz gerekiyor. Onu Ayetel Kürsi tefsirinde çok nefis izah etmişti merhum Elmalılı Hamdi Yazır. Merak edenler oradan arayıp bulabilir. Derdi ki işte o cereyana acayip; yani bu akış, bu yorumlayamadığımız, kesin anlayamadığımız nasıl bir akış, mekaniği mi, zamani mi? Nereye doğru gidiyor acayip bu cereyana acayip takdiri rolü o azizi takdiridir. Burada aziz ve alim Cenabı Hakk’ın isimleridir, bir ayetin sonunda cenab-ı içerisinde. Ama genelde sonunda getirir, isimlerinden hangisini getirdiyse arkadaşlar o ismin o ayetin muhtevasıyla bir alakası vardır. Biri değil birçok; yani çok kesin alakası vardır, o ayette bahsedilen konu belki de o isimlerin tecellisidir; yani ya da o isimler olmadan oradaki konu olmaz, öyle düşünebilirsiniz. Bu açıdan bakmanızı tavsiye ederim ayetlerin sonlarındaki isimlere rastladığınız zaman. Aziz arkadaşlar her şeyden üstün ve güçlü; yani her şeyin üstünde, çok kıymetli, çok yüksek makamı, mevki, gücü her şeyin üstünde demek. Alim de her şeyi bilen demek; yani Allah Teala’nın bu yaratılışta koyduğu düzen hem onun ilminin hem de mevkiinin göstergesidir. Yani şunları okuyup da tabii tefsirden değil, bak söylüyorum size tefsirden değil arkadaşlar, sadece tefsirden değil diye düzeltelim. Bilimsel anlamda bunları tahsil edip de bunları okuyup da arkadaşlar insanın Allah’ın ilmini, bilgisini, kuşatıcılığını efendim her ince detayın bizim yıllar sonra belki fark edebileceğimiz, başlangıçta biz o işi yapacak olsaydık asla aklımıza bile gelmeyecek olan en küçük detayına kadar her şeyi nasıl bildiğini, nasıl planladığını ve buna nasıl güç yetirdiğini ifade ediyor. Bu iki isim; yani kudretiyle her şeye galip ve hakim ve ilmiyle her şeyi muhit olan, kuşatan ve sana Kur’an’ı indirip sırat-ı müstakimi gösteren Allah’ın takdiri; yani bütün hudut ve tafsilatını bilip biçmesi iledir. Allah her şeyin sınırlarını, bütün detaylarını bilir ve aldığı kararlar, yaptığı işler hep ona göredir. Şimdi tabii biz bu ilmi yönümüz zayıf olduğu için hemen sosyal yöne, ahlakımıza, insan ilişkilerimize getirelim sözü. Arkadaşlar, ben acizane şöyle düşünürüm, düşünmeye çalışırım, gayret ederim; eğer bir iş benim hayatımdaki herhangi bir iş, benim yaptıklarımın sonucu değil de gerçekten pür takdiri ilahi ise; mesela böyle bir örnek vereyim şimdi size; mesela hangi ailede dünyaya geleceğimiz benim yaptıklarımın sonucu değildir, değil mi? Tamamen Allah seçmiştir. Ona işte arkadaşlar değerli orada da söyleyebilirsiniz bunu, bu yani senin şu ailede dünyaya gelmiş olman aziz ve alim olan Allah’ın takdiridir. Şu genetik özelliklerle dünyaya gelmiş olman aziz ve alim olan Allah’ın takdiridir. Sen yaşarken kontrolünün dışında dünyada şu hadiselerin; mesela şu anda yani herkes kendine göre yorumluyor, konuşuyor ama arkadaşlar inanılmaz bir… ben gerçekten çok üzülüyorum, çok [Müzik] kaygılanıyorum ama Allah’a havale ediyorum, gücümün yeteceği bir şey yok bu konuda. İnanılmaz bir pahalılık dönemindeyiz, neden kaygılanıyorum? Aç kalacağız diye değil arkadaşlar, Oscar Wilde’ın bir sözü var; der ki gündüz fakirliğin kol gezdiği sokaklarda, geceleri ahlaksızlık cirit atar der; yani belli bir derecenin altına düştüğümüzde, insanlar ihtiyaçlarını karşılayamamaya başladığında arkadaşlar orada ahlaki erdemler de etkisini yitirir. Şöyle değil, şunu demiyorum yani; ahlaklı olmak için varlıklı olmak lazım demem çünkü yani varlıklı kesiminde çok ahlaklı olduğunu söyleyemeyiz fakat ahlaklı olmak isteyen insanlara da imkan bırakmaz; yani ihtiyaçlarını karşılayamıyor olmak bu çok acı bir şeydir; yani böyle bir döneme rastladık. Mesela işte diyelim bu döneme çocukluğu rastlayanlar, tam evlenecek bu döneme rastlayanlar; yani evlenenlere bakıyorum ne yapıyorlar zavallılar diyorum; yani Allah yardım etsin tabii. Onlar da işte bazı isteklerinden vazgeçseler bile işte eskisi gibi takıdır, bilmem nedir olmasa bile canım; yani bir ev tutulacak, ev o ev içinde yaşanacak asgari şeylerle döşenecek; yani bunlar bile şu anda ancak zenginlerin yapabileceği hale geldi. Arkadaşlar, inanılmaz bir döneminde olduğumuzu düşünüyorum. Şimdi işte bu kabz mesela işte pandemi ile başlayan sağlıkta, işte ahlakta, ne bileyim arkadaşlar maddi konularda bir daralma dönemi yaşıyoruz. Bu şimdi sizin yaptığınız; yani insanların elleriyle yaptıklarının sonuçlarıdır tabii bunlar ama hani fert olarak sizin yaptığınız bir şey değil, burada sizin bir dahli-niz olmayabilir. İşte bu da zaten bu dönemde yaşıyor olmanız. Dolayısıyla hem bu şu demek değil gençler sakın öyle anlamasın, o zaman kapatalım dükkanı, indirelim kepenkleri; yani tamam yapacak bir şey yok, kader falan… böyle değil, sadece içinde yaşadığınız şartlarla kavga etmek yerine arkadaşlar o şartların aziz ve alim olan Allah’ın takdiriyle yaratıldığını düşünüp; bizim de o şartlarla mücadele etmek, o şartlarda hayatta kalmak üzere veyahut da işte iyiliğimizi, insanlığımızı, mümin oluşumuzu, ahlakımızı her neyse ne inşa etmek istiyorsak bu hayatta bu şartlar içinde inşa etmeye mecbur olduğumuzu bilip ve bunun da aziz ve alim olan Allah’ın takdiri olduğunu bilip ona göre yola koyulmak lazım. Cenab-ı Hak adildir. Adil oluşu da bizim için yetmez çünkü adet sırf adil olsaydı Allah Teala hiçbirimiz şu anda hayatta değildik arkadaşlar. Kim bilir kaç kere ölümü hak edecek hatalar yapmıştık ama aynı zamanda merhametlidir, lütfükardır ve haptır, rezzaktır, fettahtır, latiftir. Efendim asla darda bırakmaz ama sizin içinde bulunduğunuz şartlarda işte o sizin için takdir edilen müstakarra doğru istikrarlı bir şekilde hareket etmeniz gerekir. Allah Teala’nın adil oluşunu mesela ben şöyle değerlendiririm; çok çok yani sayısız tezahürü vardır hakikaten beni çok aşan konular bunlar şimdi gaybi anlamda ama sosyal anlamda söyleyeyim; mesela iyiliğin zor olduğu, iyilik yapmanın zor olduğu bir dünyada yaşıyorsanız o zaman sizin küçük iyiliklerinize büyük sevaplar verilecektir. İyiliğin kolay olduğu, herkesin iyilikten olduğu, iyiliğin revaçta olduğu, iyiliğin öğretildiği, yaygın olduğu, iyiliğin normal olduğu; yani herkesin normalinin iyilik olduğu bir dünyada yaşıyorsanız diyelim işte bu geçmişteydi faraza ve ama ben hep tarihin döndüğünü düşünüyorum; yani sonuçta Firavun dönemi de şahane bir dönem değildi; yani efendim böyle bir zamana denk geldiyseniz iyilik açısından avantajlı bir zamana o zaman da sizden daha büyük iyilikler bekleniyor demektir. Küçük iyiliklerle paçayı sıyıramazsınız çünkü iyilik zemini çok müsait; yani burada daha büyük şeyler başarmanız gerekir. Dolayısıyla arkadaşlar mesela bir hastalık diyelim işte insanın kalıtsal zemini olan bazı hastalıkları var; yani ömrü boyunca işte hep böyle dikkatli olması gerekiyor böyle işte bunlar biyolojik olabilir, başka kökenli olabilir mesela. Bu dolayısıyla onunla barışık olup, onu kendi şartlarınızı kabul edip efendim onunla birlikte; evet sen onunla birlikte, o hastalıkla birlikte, o sınırlı imkanlarla birlikte iyi bir insan olmak durumundasın. Tabii ki herkesin gücü farklı noktalara yeter, gücün yettiği kadar diye düşünüyorum acizane. Allah’ın takdiridir bunlar; yani bütün hudut ve tafsilatını bilip biçmesi iledir. Yoksa ne yaptığını bilmez kör bir tabiatın eseri değil, bizzat kadim bir müessir hiç değil tabiat. Ben Ömer kamera gelince 39. ayet arkadaşlar. Var kamera kader ona men

Geçen seneki Kadim önceki senelerinki ne bileceksin? Onun şeklini bileceksin, ayın yörüngesini ve o yörüngedeki hareketlerini bileceksin. O zaman bu benzetmenin ne kadar latif, ne kadar bütün detayları ile kuşatıcı bir benzetme olduğunu ancak idrak edebilirsin. Bu takdir o kadar güzel ve bu tevziyi, ve zayıf yani görevlerin dağıtımı güneşe ayrı, aya ayrı, ayrı o kadar yerindedir ki; leşem suyu yani Ömer ne Güneş kendisine aya çatmak yaraşır ve la ne gündüz gecenin önüne geçer. Kulun fiil ekin yes, hepsi birer felekte yüzerler diyor. 40 ayetin mealini okuyalım Diyanet mealinden. Ne Güneş Ay'a yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler. Bununla ilgili bir birkaç şey yazmıştım, not yazmıştım aklıma gelen Instagram'da yani ayet. İlginç değil mi arkadaşlar? Biz bu galaksideki varlıklar, yaratılmışlar. Ay, yıldızlar dahil, buna ışığımızı güneşten alıyoruz değil mi arkadaşlar? Yani nurun kaynağı bu galaksi için güneş. Yani ayın nuru güneşten geliyor, kendisi ışık saçan bir gezegen değil. Öyle olsaydı aya inemezdik. Yani ama ayette güneşin aya yetişmesinden bahsediliyor ve ilginç geldi bana bu. Burayı düşünürken mesela edebiyatta da, eski edebiyattan bugüne kadar hep aya övgüler var. İşte dolunaya, ayın ışığına, ayın gece gökyüzündeki parlaklığına falan o kadar müthiş şeyler var ki buradan çıkarabileceğimiz arkadaşlar. Mesela bakın şu anda aklıma gelen bir tanesini söyleyeyim; yani her yer aydınlık. Tamam biliyoruz bunu, bu aydınlık gündüz, her yer aydınlık, bunu biliyoruz güneşten geldiğini bu aydınlığın. Evet ona eğer bilinçli isek, farkındalık ve anda yaşıyorsak; yani o yaşadığımız anın kıymetini takdir eden biriysek. Hani şükrediyoruz şükrediyoruz; Ya Rabbi şükürler olsun bak Güneş gene doğdu, işte hayat başladı, canlılar uyandı. Her şey yolunda, hayat devam ediyor, şükürler olsun diyoruz ama bakamıyoruz bile güneşe arkadaşlar ve gün boyunca da böyle devamlı güneşi hatırlamıyoruz. Yani fakat dolunaylı bir gecede isek ya da bilhassa gökyüzünün daha net göründüğü zamanları ve yerleri düşünün. Yani biz şehirliler maalesef gökyüzüyle irtibatımızı kopardık. Yani gökyüzü adeta hani ilkokul çocuğu yaptığı bir resimdeki küçük gökyüzü parçası gibi bizim hayatımızdaki gökyüzü. Yani kafamızı bile kaldırıp bakamıyoruz, bakmıyoruz. Hele bazı yaşadığımız yerler; insanın yaşadığı mekan insanı inşa eder arkadaşlar. Bununla ilgili çok çalışmalar var. Nerede yaşıyor olursanız olun, ne kadar kısıtlı imkanlarınız olursa olsun orayı güzelleştirmeye, bir iki dokunuşla bile olsa bir güzellik yapmaya çalışın, çalışmalı. İnsanoğlu yoksa kendine zarar vermiş oluyor, kendini nasıl diyeyim, zımparalamış, öğütmüş oluyor kötülükle, çirkinlikle. Mesela ben işte bayağı bir yaşıma oldu artık eski İstanbul'da fakir muhitlerde hatırlıyorum arkadaşlar, fakir bir muhit. Yani insanlar belki de aç yaşıyorlar yani içerde ama Vita tenekeleri vardı, Salat tenekeleri vardı. Bunlar hep marka isimleri de bugün pek kalmadığı için reklama girmez o tenekeleri; yani yağ tenekelerini arkadaşlar atmazlar, üstünde o isimler yazar o tenekelerin. Efendim içine bahçelerinden işte sokaktaki bir arsa vardır illaki oradan toprak doldururlar. Ben de hatırlıyorum arsadan gidip toprak aldığımızı, boşarsalardan. Efendim toprak doldururlar, komşu komşuya bir dal verir, sardunya ve vesaire. Efendim odalı o toprağa sokarlar ve camların önünü böyle dizerler. Yani o fakir evlerde de bir güzellik olur arkadaşlar. Çok ucuza aldıkları iplerle bir şeyler örerler, bir şeylerin üstüne örterler. Yani bir zerafet, bir güzellik kazandırmaya çalışırlar çevrelerine. Bu gökyüzüyle irtibatımızın kesilmiş olması, güzellikle irtibatımızın kesilmiş olması, tefekkürle bizi tefekküre sevk edecek şeylerle irtibatımızın kesilmiş olması veya çok azalmış olması, kesilmiş demeyeyim. Hani büyük bir felaket o, hani tahayyül bile edemiyorum. Çok azalmış olması arkadaşlar içimizi kurutuyor, içimizi kurutuyor. Ondan sonra da onu böyle bir sürü saçma sapan şeyle doldurmaya çalışıyoruz. İçimizdeki o kuruyan ledif tarafı bir sürü başka suni güzelliklerle veya başka şeylerle doldurmaya çalışıyoruz. Şimdi karanlık bir gecede işte gökyüzünü görüyorsanız eğer, gökyüzüne bakıyorsanız ay görünüyorsa pırıl pırıl ama açık bir gece olacak, böyle ay göründüğünde ayı her dakika fark edersiniz, yaşamışsınızdır bunu köyünüzde. En azından gittiğiniz bir yerde yani görmüşsünüzdür her dakikaya yani. Bu gece ay ne kadar güzel, herkes onu konuşur, işte bakar dolunayı seyretmek için dışarı çıkar, balkonuna çıkar falan. Yani en azından bir 5-10 dakika oturur. Yani ama gündüz güneş vardı, hiç kimse oturup güneşi izleyelim falan demez. Değil mi arkadaşlar? Yani en fazla dediğim gibi o da aklına gelen yani gene Güneş doğdu, çok şükür, hayat başladı falan bu bile çok yabanıl geliyor, okula şey geliyor, yabancı geliyor okulda ama çok söylenen bir şey değil. Çünkü demek ki arkadaşlar mesela bu çıkardığım şeylerden birisi burada karanlıkta küçük çok anlamlı yani ışığın bol olduğu yerde ışığın kaynağı nereden falan bu çok düşünülmüyor. Yani fakat karanlık, namüsait bir ortamda başkasından aldığı ışığı bile yansıtanlar çok konuşuluyor. Çok minnettar olunuyor onlara, ışık tuttuğu için ve yahut da güzel göründüğü için. Yani ışık tutmasa bile güzel göründüğü için. Yani biz dolunayın ışığına muhtaç değiliz elektrikten sonra ama yani güzel o güzel görünüş bile, gökyüzündeki o ışıl ışıl görünüş bile değil mi, sandalyemizi çekip karşısında bir oturmamıza sebep oluyor. Dolayısıyla ortamınızdan şikayet etmeyip, ya benim kendi nurum da yok ki mesela ben öyleyim arkadaşlar, benim bir nurum yok ama işte bu kitaplar, bu kaynaklar bunları okuyor olmak, bunlara muhabbet duyuyor olmak, buralardan bir şeyler aktarabiliyor olmak ne yapıyor? Bizi karanlık gecedeki bir ay gibi yapıyor. Yani çok da yaptım şimdi kendimi ama efendim bizi yani bizleri hepimizi başkasından istifade ettiğimiz ışığı bile aktarmak eğer ortam karanlıksa size bir rüçhaniyet kazandırıyor arkadaşlar. Mesela bunu anlıyorum insanoğlunun tarih boyunca hep aya şey yazması, methiyeler yazması, şiirler yazması, dolunaya aya güzellikleri ay gibi demesi mesela ay parçası gibi diyorlar, hiç güneş demiyorlar değil mi? Ay parçası gibi diyorlar güzel birisi için. Yani güneş gibi demiyoruz. Yani bunları hep düşünelim arkadaşlar. Burada da Güneş aya yaklaşmaya çalışıyor, öyle söylemiş Rabbimiz. Bunlar hiçbiri ne Güneş Ay'a çatmak ister aya yani aya yetişmek ister, ne gece gündüz gecenin önüne geçer. Küllün her biri bir felekte, bir yörüngede, bir alemde yüzerler. Biri diğerine çarpmaz, vazifeleri o kadar güzel ve muntazam tevzi olunmuştur. Yes behrun cemî siggasıyla irad olunmakla külden murat yalnız Şemsi kamer'den her biri değil, bütün ecram olduğu anlatılmıştır. Yani ayetin sonunda aslında ayette sadece Güneş ve Aydan bahsedilirken ayetin sonundaki ifadenin çoğul gelmesi biliyorsunuz Arapçada tekil, ikil ve çoğul sıgalar var. Efendim hani yes be ani denmesi beklenirdi ayetin sonunda ama denmesi bütün ecram yani bütün gök cisimlerinin kastedildiği burada anlaşılıyor, kullunun ifadesi de geldiği için küllün her biri. Efendim o kırka bir bakalım tekrar. Hele ki nasıl çevirmişler yörünge. Evet her biri bir yörüngede yüzerler, bu cihetle heyet-i cedide yani yeni astronomi düsturuna işaret eden bu ayetin bir nazidi sureyi enbiya'da geçmişti oraya bakabilirsiniz diyor bu da sure Enbiya suresinde 33 ayetmiş arkadaşlar. Yalnız Şems'in yüzdüğü feleki nedir? Güneşin bir yörüngesi mi var? Çünkü kulunun her biri bir yörüngede yüzmektedirler olduğuna göre yani yörünge olduğuna göre onun da bir seyyare olması lazım gelmiyor mu diye sorulabilirse yani hareket halinde. Aslında seyyare taksi demek günlük Arapça'da ama hareket halinde yüzen bir cisim, seyreden bir cisim. Gerçi mehveri etrafına da mahalle de veren manasına medar denilebilirse de yani kendi etrafında dönüyorsa ona da medar denilebilirse de yörünge denilebilirse de bundan zahir olan güneşin balada zikrolunduğu üzere az önce zikrettik hadisi şerifin gösterdiği vechle arşın altında diğer bir müstakarra bir merkeze doğru hareket ettiğini ve binaeneli onun yüzdüğü felek de ona olan medar ve mahreçi olduğunu kabul etmek iktiza eder. Yani bu ayetten anlıyoruz ki diyor güneşin de bir yörüngesi var. O da bir oda hareket halinde efendim ve o da bir yere doğru hareketini sürdürüyor ve ayet-ül kelime şunun 41 ayette efendim bir başka ayette onların zürriyetlerine dolu bir gemide taşıyor olmamızdır diyor Allah Teala. Bu da uzun izahları var arkadaşlar. İnşallah bunu haftaya okuyalım. Hepinize hayırlı günler diliyorum. Cenabı Hak hayretimizi arttırsın. Etrafımızdaki hadiselerden gaflet içinde yaşayan sırf böyle kendine isteklerine, kendi heveslerine dikkatini yöneltmiş çevresindeki fevkalade nimetlerin. Ben bazen arkadaşlar bu sonbaharda çok olur bana böyle bir tablo var şimdi hani Refik Anadolu'da eserleri var ya böyle hareketli tablolar, böyle bir sanat eseri var. Her an değiştiriyor sanatçı o eseri ve ben de o eserin içinde yürüyormuşum hissine kapılıyorum. Böyle dışarıda yürürken bir sanat eserinin içinde yaşadığımızı. Dolayısıyla bütün çevremizin arıların, kuşların arkadaşlar yani şimdi evden biraz uzaktayım da yani bizim evin etrafında öten bir kuş var onu burada duyamıyorum inanın böyle şeyle hasretle o kuşu duymak için gitmek istiyorum eve böyle kuşların. Ne bileyim işte yüzümüze değen rüzgarın yani şimdi böyle şey abartılı konuşmalar yapmayayım ama çevrenizdeki bütün bu güzelliklerin bizim için yaratıldığını, bize lütfettiğini Rabbimizin, çiçeklerin açması yani o doğadaki düzeni. Tabii onların her birinin kısımlarını bilebilmek için bilimsel bilgiye ihtiyacımız var ama sadece görünürdekini bile görebilmek için dikkate ihtiyacımız var. Her canlıya dikkat etmemiz gerekiyor arkadaşlar. Rabbim dikkatimizi ve hayretimizi eksiltmesin. Allah'a emanet olunuz, hayırlı günler hepinize.