Transcription
B Muharremdir gönül. Zannetme ki vakti safhadır bu. Muhibbi hanedana bir demi maten fezadır bu. Belaya uğradı Ali Resulullah. Vayla ne gündür ki bugün ya Rab ruzi püradır bu.
Evet kıymetli Ehlibeyt aşıkları bugün 8 Muharrem. İstanbul Halkalı Zeynebiye Cami ve Kültür Merkezi avlusunda Muharrem panelindeyiz. Konuşmacılarımız Cabir Yüksek Alimler Şurası Başkanı Seyit Seccat Karakuş, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Profesör Doktor Sayın Hasan Kaya, yazar, senarist Sayın Ahmet Turgut. Hoş geldiniz efendim. Ahmet hocam yine sizinle başlayalım. Süremiz 20 dakika. Buyurun. Bismillahirrahmanirrahim. Ali Muhammed'i yad etmek üzere gönülleri buluşturan Rabbimize hamd olsun. Allah'ın selatü selamı aziz ve rahim olan efendimizin ve dahi onun izzetine, rahmetine, hidayetine varis olan ehlibeytin üzerine olsun. Rabbi hakim kelimelerin kalbine hikmetini lütfeylesin inşallah.
Muharremin ilk haftasını tamamladık. Bugün 8. güne girildi. Tarihin izinden baktığımızda o su boykotunun da başladığı günlerdeyiz. Kerbela'daki Abluka 2 Muharrem'de başlamıştı. Şu boykotu da böylesi bir 8 Muharrem günü Ali Muhammed'i suya hasret kıldı. Şair Fuzuli'nin bakışıyla su Ali Muhammed'e hasret kalmaya başlamıştı. Nihayetiyle biz bir boykot gördük ve Muharrem içerisindeydi. Muharrem ve boykotu bir arada düşündüğümüz zaman siyeri-i nebi'ye kadar uzanıyoruz. Birkaç gün önce değinmiştik. alemlere, rahmet efendimize ve dahi Haşimi olan müminlere, Mekke'li müşrikler, Ebu Şüfan, Ebu Cehil önderliğinde bir abluka, bir ambargo uygulamışlardı. 2,5 3 yıllık bir süreç. O da böylesi bir Muharrem ayında başlamıştı. O izlek bir şey aslında işaret ediyordu. Bizim Anadolu'muzun bir atasözü olarak zikrettiği armut dibine düşer tabiri var. Şerde yahut hayırda birbirlerini tekrar edebiliyor insanlar. Önceki neşilleri tekrar edebiliyorlar. Yahut Kur'an-ı Kerim bu noktada işaretler sunmuştu. Şecere-i melune ve şecere-i tayyibe mişal tabirlere vakıfız. Şecere-i melune, o lanetli şecere bir ağaç mıdır? Bir nesil midir? Keza şecere-i tayyibeyi hani ağaçtan mı, nesilden mi okumak lazım? Dil bilimciler, müfessirler değişik yorumlar bugüne kadar kaydede geldiler. Ama biz nihayetiyle gördük ki o iş nesil de olsa hani armut dibine düşer misali ağacın gölgesi de kendisine benziyor. Aynı bahşi şer üzerinden takip edince deminki Ablukami meselesi örneklerden bir örnekti.
Ebu Süfyan'ın denediği o zulmü, ablukaya dair zulmün içeriği neydi? Resulullah davasından vazgeçsin. La ilahe illallah davasından, muhammeden resulullah davasından efendimizin vazgeçmesi için müşriklerin dayattığı ilk somut adımdı. Benzer şekilde Süfyani Yezit de Hazreti Hüseyin efendimizin ve onun yarenin biat etmesi için, Süfyani sistemi kabullenmesi için o ambargoyu şu ablukasını başlatmıştı. Armut dibine düşüyor dedik. Bir şeyler kendini tekrar tekrar edecek. Tarih bunun örnekleriyle dolu.
O bahsetmiş olduğumuz Mekke dönemindeki ambargodan sonra Resulullah Mekke'de kalamayacağını anlamıştı artık. ve müşrik sistem Ebu Süfyan, Ebu Cehil önderliğinde bir şeylere teşebbüs etmeye niyetlendiler. Resulullah'ın hamisi baba misal sevdiği Ebu Talip Hak'ka yürüdüğü için kendilerince son koz olan suikast seçeneğini devreye sokmuşlardı. suikast için her aileden birer silahşör seçildi. Hamdolsun tarihin izinden biliyoruz ki o suikast gerçekleşemedi. Efendimiz o gece hicret etmişti. Ama sistemin o süfyani bakışın planını biz bu vakaadan 6061 yıl sonra Yecid'in tekrar ettiğini gördük. Evlad-ı resul, nebi ciğerparelerinin kanına girmek isteyen Emevi zulüm makinesi vaktiyle dedeleri Süfyan'ın, Ebu Süfyan'ın yapmış olduğu işi tekrarladı. Kufe'nin her ailesinden, her aşiretinden silahşörler, tetikçiler çıkarmak istiyorlardı. tarihi açıdan Ebu Şufyan'ın deneyip ilk ortaya çıkardığı sistemdi. Yecit bunu tekrar etti. Aslında tarih pek çok alanda bunu bize aslında tekrar ve tekrar gösteriyor. Zulmün kendi doğasında olan bir hal. zalim olan güç, zalim olan erk zulmüne sürekli birilerini ortak etmek istiyor. O zulmün kendisine ortaklar çoğaldığı zaman zalime karşı çıkabilecek olan hür sesler, zalime dur diyebilecek olan özgür eller ve iradeler kilitlenmiş oluyor. Tarihin genel akışında bunu sıklıkla gördük. Yezit de aynı şekilde evlad-ı resulün kanına birçok kimseyi ortak çıkarmanın derdindeydi.
Biz yine o armut dibine düşer bahşine dair örnekleri Siyer-i Nebiden'den tekrar gözlemleyebiliyoruz. Bedir 313 sahabe 1000'e yakın savaşçının karşısındaydı. bire üç şekilde bir güç dengesizliği vardı. Peygamber efendimiz böylesi bir ortamda hani Bediri'i dinin varlık yokluk günü olarak tarif etmişti. Bugün o 313 er kişi bu meydanda yenilecek olursa yarın Cenabı Allah'a kulluk yapacak bir topluluğun kalmayacağını belirtmişti. Dinin varlık yokluk günü. Efendimiz Bedir'i bu şekilde zihinlerimize nakşederken, Bedir Savaşı da kendi içerisinde bir şeyler gösterecek. Çağrı filminden sahnesi hatırlanır. Üç Haşimi, yiğit, üç Ümeyye'yi telef. Hazreti Ali, Haz Hamza ve Hz. Ubeyde. Resulullah'ın bir amcası ve iki amcazadesi. Üç Haşimiyit, üç Emeviyet. telef etti ve savaşın içerisinde yine Ebu Şüfyan'ın oğlu dahil 20'den fazla Ümeyye oğlu, yarınların Emevisi o savaşta telefilmişti ve Ebu Süfyan ile Hinde'nin gönlündeki Çin artık intikam ateşiyle birlikte yanmaya başlamıştı. Her ikisi de intikam yeminleri etmeye başladılar. Hz. Ali ve Haz Hamza'nın elinde telef olan Ümeyye oğulları için bir kin ve intikam süreci. Uhud'ta arzu ettikleri intikamın ilk raundu diyebileceğimiz bir hadise yaşandı. Hazreti Hamza şehit düşmüştü. onun naşını parça parça ettiğini tarih söyledi. Biz yine Çağrı filminden sahneleri gördük. Hinde Hz. Hamza'nın ciğerlerini yedi. Sıra artık Muhammed'te demeye başlamıştı. gönlündeki o intikam ateşini söndürebilmek için Resulullah'ı da lime lime doğrayabilecek bir hani niyetin, azmin, ihtirasın ifadeleri vardı Hindein dilinde. Ama tarih Hindein istediği şekilde gelişmemiş. Resulullah ilerleyen yıllarda Mekke'yi fethetmişti.
Efendimiz Mekke'yi fethedince Haşimilere karşı, şecere-i tayyib karşı, Resulullah'a ve Ali Muhammed'e karşı kin ve öfke dolu olan o Süfyani gönüller, o hindi gönüller artık bir müddet puşuya yatmak zorunda kaldılar. O puşu o kin sonraki nesle de hani şirayet etti. Ebu Süfyan oğlu Muaviye annesi Hindeden de almış olduğu Çiğinin intikam arzusunun varisi olarak sıffında da bir şeyler yapmıştı. Hazreti Hasan efendimizin şehadetinde de yine benzeri bir kinin motivasyonu vardı. Dün Hazreti Hasan efendimizin şehadetine dair bir şeyleri konuşmuştuk. O bahşin belki de altını çizmek lazım. Hazreti Hamza Uhud şehidi, seyyid şüheda cephede şehit düştü ve naşı parça parça edildi. Can vermiş olan Hazreti Hamzaca, ruhu bedenden ayrılmış olan Hazreti Hamza'nın naşı parçalanmıştı. Ama bahis Hazreti Hasan olduğunda çok daha azimetli bir şey görüyoruz. Hazreti Hasan efendimizin henüz hayattayken nefes alıp verir bir haldeyken o elmas tozu nedeniyle tüm iç organlarının lime lime edildiğini gördük. Hüseyin efendimizin dilinden işittik. Abeyim Hasan öksürürken ağzından parça parça ciğerleri dökülüyordu demişti. Henüz saken iç organları lime lime edilen bir Hazreti Hasan efendimiz var. Ve böylesi bir zulmü, eayı, katliamı reva gören süfyani zihniyet yılların intikamını alma derdinde, Bedir'in intikamını alma derdinde. Mekke'yi yitirmişler. eski hükümranlıklarını elde edebilmenin derdindeler. Kendilerince yığınla hırf ve intikam, Çin bahisleri var. Onu Hazreti Hasan üzerinde göstermişlerdi. Yürekleri soğudu mu? Soğumadı. Biz yine Muaviye'nin iktidar yıllarından biliyoruz. Hz. Hamza'nın kabrinin üzerinde su kanalı geçirmişti Muavi'ye. Gerekçe ne? İşte Medine'ye su götüreceğiz, kanal yapılacak, yer yokmuş gibi seyyid şühedanın Hz. Hamza'nın kabrinin üzerinden geçirdiler. Hz. Hamza'yı ebedi istirahatgahında, kabrinde dahi rahat bırakmak istemeyen bir kin var. Bir hırf var. Ve devam eden süreç Hazreti Hasan'dan sonra artık Muaviye bin Ebu Süfyan yerine oğlu Yecid'i hazırlamaya başlamıştı. Yecid'i iktidar edebilmek için ensar ve muhacir evladına da baskılar uğurladılar. Birinci halife Hz. Ebekir'in oğlu Abdurrahman'ı zehirleyip katletmişlerdi. Ve yine tarih Ayşe validemizin şüpheli, şaibeli bir şekilde böylesi bir dönemde gece yarısı pat diye öldüğünü ve gece yarısı pat diye Emeviler tarafından toprağa verildiğini bize anlatıyor. Tarihçiler bu noktada yine Emevilerin bir suikastini anlatabiliyorlar. Muaviye Yecit, o Süfyani zihniyet Ali Muhammed'ten intikam alabilmek için önüne çıkan bütün engelleri bir şekilde bertaraf etme derdinde ve iş artık hani Muaviye'nin ölümü sonrasında Yecid'in biatta yatmaları süreci tarih gösterdi.
Ebu Süfyan ve Hint'ten emanet olan Çin, intikam hırsı Muaviye'den de oğlu Yecid'e geçmişti. Yecit üç neslin intikamını alabilme derdinde. O Kerbela'da yaşanan sahneler böylesi meclislerde defaatle konuşuldu. Nebi ciğer parelerine oklar, kılıçlar vuruldu. Onlar susuz bırakıldı. Vaktiyle Ebu Şüfyan'ın deneyip başaramadığı Resulullah'taki şu kaçtın çok daha hani acı örneklerini Kerbela'da peş peşe gerçekleştirdiler. Devamında Seyyide Zeynep Misal Fatıma gönüllü nebi ciğer parelerinin zincirlere vurulduğunu biliyoruz. Onları şehir şehir, diyar diyar gezdirip lanetler, küfürler etmişlerdi. Seyide Zeynep haftalar sonra Yecid'in karşısına etrafında yetimlerle, dullarla birlikte çıkarıldığında Yezit için görkemli bir an. Ebu Süfyan'ın ve Hinde'nin rüyasında dahi göremediği bir şeyi başarmış. Yezid etrafında Ali Muhammed'in keşik başları var. Yezid'in etrafında sepetler içerisinde Abdülmuttalip torunlarının kesik başları var. Yecit Ebu Talip evladının keşik başlarını etrafına doldurmuş. karşısındaki esirlere, Seyide Zeynep'e sürekli bir şeyler söylüyor. Onların güçsüzlüğünü onlara anlatmaya çalışıyor. Şer için birileri evvelki neslin kine, hırsına ortakken, hayır konusunda da şecere-i tayyibenin izzetine varis bir seyyide Zeynep var orada.
Bedir'den bir sahneydi. İçimizi açan bir sahne. Çağrı filminde de bir parça görmüştük. 313 er kişi karşısında 1000'e yakın müşrik savaşçıyı gördüğünde ashaptan birilerinin içi titremişti haliyle. Bire güç dengesizliği var. Hazreti Hamza 14 asırdır gönüllerimizi okşayan bir söz söylemişti. Orada demişti ki adil bir savaş olacak. Biz onları görüyoruz. Onlar bizi görüyor. Sayısal farklılığı, istatistiksel farklılığı bire olmayı dert etmeyen yiğitçe bir bakış var orada. Biz onları görüyoruz. Onlar bizi görüyor. Dengiz, muadiliz demişti. 300'ün binle mukayesesine girişmemişti Hazreti Hamza. Nur içinde yatsın, şefaati üzerimize olsun. Şimdi şecere-i tayyibin aziz ve rahim nebinin ciğer paresinin cevabını burada hatırlayalım. Seyyide Zeynep öylesi bir demde Yezid'e demişti ki arkanda 100 binlerce asker var ama yalnızsın. Vallahi Allah benimle. Yiğitler yiğidi Hazreti Hamza 313'e karşı 1000 kişi için benzeri bir söz söylemişti. Seyyide Zeynep ceddinin Zeyneti Hz. Hatice'nin dünya gözüyle göremediği gönül meyvesi, Hz. Fatıma'nın 3. doğum neşesi, alemlere rahmet nebinin kucağına doğmuş olan ceddinin zeyneti Seyyide Zeynep, yanında 30-40 tane dul ve yetim varken dedi ki, "Arkanda yüz binlerce asker var. Ey zalim, ama sen yalnızsın." Hazreti Hamza 313 tane Eli Kılıçlı kardeşiyle bunu söylemişti. 313 Ensar ve muhacirin arasındayken Hz. Hamza bunu söyledi. Hz. Hamza bire sayısal farklılığın bir kıymetini olmadığını söylediğinde Hazreti Hamza'nın yanında sahibi zülfikar vardı. Hz. Hamza'nın gözünün görmüş olduğu bir habibullah vardı. Ehli şeyh bir nebi vardı. Rabbinin nezdinde aziz olan nebinin yanındayken Hazreti Hamzaca bire sayısal farklılığın bir hükmünün olmadığını söyledi. Seyyide Zeynep, "Ey zalim, yüz binlerce askerin var ama yalnızsın. Allah bizimle derken Seyide Zeynep'in gözünün görmüş olduğu bir sahibi zülfikar yok yanında. Seyide Zeynep'in gözünün görmüş olduğu bir aziz nebi yoktu yanında. 313 er kişi yerine 3040 tane yetim vardı, dul vardı ama izzetin sesiydi Seyide Zeynep azizeydi. Şecere-i tayyibin sesini en gür şekilde o melun şecerenin temsilcisine dillendirmişti.
Her kuş kendi cinsiyle uçuyor. Ariflerimiz öyle söyledi. Demin hep atasözünden örnek verdik. armut dibine düşüyor diye. Her kuş kendi cinsiyle uçuyor. O bahis de bizi benzer bir mesaja davet ediyor. Akbaba misal Yezit kendinden evvelki akbabaların dilince, halince ibret almadı. Yine bir şeyler söylemeye kalkıştı. Dedi ki, "Şu anı, şu resmi görse Bedir'deki atalarım benimle gurur duyardı." demişti. Bedir'de ölen müşrik dedelerinin intikamını almanın sevincindeydi Yezit. O bir kini, bir hırfı devam ettiriyor. O kin Hz. Ali'nin şehadetiyle sönmemiş. Hz. Hamza'nın şehadetiyle sönmemiş. Hasan efendimizin şehadetiyle, Hüseyin efendimizin şehadetiyle sönmemiş. Yecit kendisiyle iftihar ediyor. Bedir'deki atalarım şu günü görseydi Yezit de gurur duyardı demişti.
İlerleyen yıllar Kerbela'nın da sonrası 2 bu5 yıl sonrası Yezid'in ordusu Medine'ye dayanmıştı. Medine'yi kuşattılar. Medine'deki ensar muhacir evladı yaklaşık 56 yıl önceden kalma hendekleri elden geçirmişti. Emvi ordusu gelmeden önce Medine'yi kuşat o kuşatmaya karşı savunabilmek için 56 yıl önce Selman-ı Farisi'nin tavsiyesi ve teklifiyle yapılan hendekleri elden geçirdiler. Yezcid'in ordusu Bedir'in intikamını almış. Şimdi Hendek savaşıın intikamını alma derdinde. Hendek savaşı için tarihçilerimiz Ahzap savaşı da diyor. Pek çok hicip bir araya gelmişti. Ebu Süfyan bedevileri bir araya getirmişti. Müşrikler arasında bir ittifak kurmuştu. O ittifaka Yahudileri de dahil etmişti. Değişik inançlardan kimseler tek bir amaçla bu bir araya gelmişti. Buu Muhammedi için bir araya gelen bir topluluk. Resulullah'a düşmanlık üzere bir araya gelmiş bir topluluk. Onların aralarındaki ortak kelime la ilahe illallah değildi. Onların aralarındaki ortak kelime Mekke'nin güvenliği, birlikte zengin olmak değildi. Tek ortak paydaları Resulullah'a olan kinleri ve öfkeleriydi. Onların aklı da sponsoru da Ebu Süfand'dı. Hendek'e gelmişti. Ama aşamadı hendeyi Ebu Şfyan. Ebu Süfyan Arabistan'ın en cengaver silahşörlerini paralı asker olarak getirmişti ama Haydar-ı Kerrar'ı aşamamıştı. Ebu Süfyan. Yecit bunun da intikamını alması gerektiğini düşünüyor. Niyeyse. O üç günlük Yecid'in dönemindeki kuşatmadan sonra içinde Suriyeli Hristiyanların da bulunmuş olduğu Yezid'in ordusu Medine'ye girdi. Güya ellerinde bir fetva var. Yecit'ten kalma. Medine'deki ahhalinin yani Ensar ve muhacirin, ensar muhacir evladının üç gün boyunca canı, malı ve iffeti helaldir demiş. işleyecek. Tarih kitapları o talan esnasında Bedir ve Uhuddan kalan son gazilerin, Emevilerin eliyle katledildiğini söylüyor. Yezit sadece Ali Muhammed'e karşı kin duymamış. Ali Muhammed de omuz omuza, Bedir'de Uhud'ta olanlara da kini var. Ensar ve muhacirden son gazileri katlettiler. Şehir talan içerisinde. Ensar ve muhacir gelinlerine ve kızlarına iffetleriyle oynamışlar. Bu vakıadan 9 ay sonra babası belirsiz 900'e yakın çocuk dünyaya geldi. Aileler o çocukları kabullenmediği için evlad-ı Harre diye bir nevi vakıf kurdular. Çocuklar oraya alındı. Yecid'in bir derdi, bir intikamı, bir hırsı var. Bedir ve Uhud da keşmemiş. Bedir'in, Uhud'un, hende intikamını almak da yetmemiş.
Aynı ordu Mekke'ye doğru ilerledi. Medine'yi talan ettikten sonra bu kez belli ki Mekke'nin fethinin intikamını alma derdinde. Resulullah Mekke'yi Ebu Süfyan'ın elinden almıştı. O da Ebu Süfyan adına bir kinin davasını devam ettiriyor. Yezid'in ordusu Mekke'yi kuşattı. Mancınıklarla şehri taşa tuttular. O şehrin surları yok. Mekke'nin etrafında kaleler yok. E niye mancınık kuruyorsun? Niye taş atıyorsun? Yezid'in kendine göre bir derdi var. 110 yıl önce yani Yezid'in ordusunun Mekke'yi kuşatmasından 110 küsür yıl önce fil vakası olmuştu. Ebreh'e bir şeyler denemişti ama Cenabı Allah ebabililleri göndermişti. Ebabililler siccil yağdırmıştı o işgal niyetli ordunun tepesine. Yecit de kendince bir şey iş patlama derdinde. Dün Allah gökten taş yağdırıyordu. Bugün de bakın ben yağdırıyorum dercesine şehri mancınıklarla taşa tutmuş. Kabe yıkıldı bu esnada. Kabe yıkılırken Yezid'in de öldüğünün haberi ulaşmıştı Mekke'ye ve o işgal ordusu geri çekildi. Şam'da bir iktidar kavgası, bir şeylerin oluşacağını düşünüp pastadan ekmek yiyebilmek için oradan geri çekildiler. Ve bunlar yaşanırken biz bir şey düşünmeye başladık. Ebrehe Kabe'yi yıkmak için fillerle geldiğinde Cenabı Allah ebabilillerini gönderdi. Aradan 112 yıl geçmiş, 110 küsür yıl geçmiş. Yecid'in ordusu Kabe'yi kuşatırken Cenabı Allah ebabil göndermedi. Niye göndermedi? Sünnetullah'ta bir değişiklik mi var? Aynı soru bizi daha iç titreten bir yere davet ediyor. Kerbela için ebabil yok muydu? Cenabı Allah Ali Muhammed'in nebi ciğer parelerinin korunması için ebabil muadili bir şeyler gönderip Ali Muhammed'i koruyamaz mıydı? Ariflerimiz, tarihçiler, yorumcular notlar düştüler. Özetle şunu gördük. Hz. Abdülmuttalip döneminde Ebrehenhe'in ordusu gelip Kabe'ye dayandığında şehrin yönetimi müminlerin, Müslümanların, haniflerin elinde değildi. Çoğunluk müşrikti. Müşriklerin de ilahi ve nebevi emanetleri korumak gibi bir yükümlülüğü yok. Cenabı Allah'a da darlık yok. Müminin, müslimin olmadığı yerde Cenabı Allah iradesiz kulları olan hayvancağızlarla dahi emanetlerini korudu. Yani ebrehe Allah'a meydan okuyamaz. İsrail de Allah'a meydan okuyamaz. Cengiz Han da Yecit de hiçbir yaratılmış Cenabı Allah'a düşmanlık edemez. Ancak Allah'ın kullarına düşmanlık edebilirler. Kerbela'da nebevi emanetler vardı. Kabe'de nebevi emanetler vardı. Onları korumak müminlerin boynuna borçtu. Sınananlar müminlerin sadakatiydi. İmtihan edilen şey müminlerin vefasıydı. Cenabı Allah'ın kudreti orada imtihan edilmemişti. Cenabı Allah Kabe'de evlad-ı resulün katli karşısında doğrudan bir müdahalesi olmadı. Ama Cenabı Allah'ın rahmeti, Cenabı Allah'ın o yardımı, Hüseyni, Zeynebi ve Haşani gönüllerin evlad-ı Haşan, evlad-ı Hüseyn ve evlad-ı Zeynep'in, evlad-ı resulün izzretli, aciz ve dost, doğru şekilde kalabilmesinin, durabilmesinin ortaya çıkar.
Artı bugün bizler de değişik imtihanlar içerisindeyiz. Şu an gördüğümüz imtihanların belki en acısı Gazze'de yaşanıyor. Vallahi siyonistler Allah'ın düşmanı değil. Vallahi siyonistler kötülük tanrısı da değil. Her biri bizim düşmanımız. Müslümanların düşmanı, insanlığın düşmanı. Onların karşısına da inşallah Müslümanlar yek gönül bir nefesle bir araya gelebiliriz. O düşmanları ıslah edenlerden oluruz inşallah. Muhabbetimizin Ali Muhammed'e olduğu gibi inşallah buzumuz da onların düşmanlarına karşı olur. Muhabbetimiz ve desteğimiz mazlumlara olduğu gibi inşallah direncimiz, direnişimiz, karşı çıkışımız da zalimlere karşı olur. La ilahe illallah muhammeden resulullah sancağı altında toplanıp dün dinleyip şahit olduğumuz, bugün maalesef izleyerek şahit olduğumuz bazı yanlışlıkları giderebilenlerden oluruz. O bilinci, o şuuru gönüllerimize aktarabilecek böylesi günlerin bereketini Rabbim üzerimizde eylesin inşallah. bizleri Hasani, Hüseyni ve Zeynebi hikmetle, ahlakla Rabbim tekrar bir araya getirsin. Yarın yeniden görüşebilmek ümidiyim. Yazar Seneri Sayın Ahmet Turgut'a çok teşekkür ediyoruz. Zalimlerin karşısında mazlumların yanında olduğumuzu bir kez daha haykırmak için gür bir sesle. Lebbeyke ya Hüseyn, lebbeyk Hüseyn, lebeyk, lebeyk Hüseyn.
Evet, şimdi söz sırası Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Profesör Doktor Sayın Hasan Kaya hocamız da. Hocam buyurun. Teşekkür ederim. Eee, tek tur konuşacağız değil mi? Onu bir kıymetli hazırun eee konuşmama başlarken hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi öğretim üyesiyim. Eee, ben bugün, e, Kerbela mersiyelerini, eee, konuşmamda ele alacağım. Bu Kerbela mersiyelerini de özellikle kadın şairler bağlamında ele almayı düşünüyorum. Eee, bizde klasik Türk edebiyatında eee, Hazreet Hüseyin'in Şehadetini konu alan eserlerin genel adı Muharremiye olarak da bilinir. Biz onlara Kerbela mersiyeleri de deriz. Eee ama bir de makteller, makteli Hüseyinler vardır. Eee onlarda da yine Hz. Hüseyin'in şehadeti söz konusu edilir. Bu eserler klasik Türk edebiyatında özellikle yazılagelmiş eserlerdir. Erkek şairlerde eee çokça gördüğümüz bu türün kadın şairlerde de pek çok örneğini gördük. Özellikle bu dikkatleri daha doğrusu buna dikkat çekmek istedim. bugünkü sunumumda eee bildiğimiz e gibi Yazıcıoğlu Mehmet'in Muhammediyesinde eee 54 beyitlik bir manzumede vefatül Hasan vel Hüseyin bölümü yer alır. Yazıcıoğlu Mehmet bu 54 beytlik manzumede eee Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin'in vefatını söz konusu eder. ve bu zamanla Muhammediye hanlar tarafından eee besteli, ezgili bir şekilde okunur hale gelir ve böylece bir mersihanlık bunun üzerine eee kurulur. Erkek şairlerde yüzyıllar içerisinde biz çokça Kerbela Mersiyesi görüyoruz. Eee yine Sinan Paşa'nın Tazarruesinde mensur bir Kerbela mersiyesi görüyoruz. Buradan da anlayacağımız gibi Muharremiyeler ya da Kerbela mersiyeleri manzum da mensur da düz yazı formunda veya şiir formunda olabilmekte. Yine Yunus Emre'ye aidiyeti konusunda, Aşık Yunus'a ya da Yunus Emre'ye aidiyeti konusunda şehitlerin serçeşmesi enbiyanın bağrı başı, evliyanın gözü yaşı Hasan ile Hüseyin'dir mısralarıyla başlayan bir Muharremiye, bir Mersiye biliriz. Bunun da Aşık Yunus'a ait olduğu söylenir. Yine 16. yüzyıla gelindiğinde Fuzuli'nin hadikatü südasında eee örneklerini görürüz. Yüzyılın Fuzuli dışında Hayreti gibi, Ruhi, Bağdadi gibi, Ubeydi gibi, Virani gibi pek çok şairin de yine biz Kerbela mersiyelerine rastlıyoruz. 17. yüzyılda aslı mevlevi olan Fasih Ahmet Dede gibi yine farklı itikatlarda olan Kafzade Faizi gibi, Seyyid Nizamoğlu gibi, Arşi gibi, Sabriye gibi pek çok şairin Kerbela Mersiyesi yazdığını biliyoruz. Esasen 19. yüzyılda Kerbela Mersiyelerinde, Muharremiyelerde büyük bir artış eee gözlemliyoruz. Bu artışın sebebinde de 19. yüzyılda Osmanlı'nın eee 10 Muharreme milli bir mateması yatıyor. Şairlerin divanlarında, erkek ve kadın şairlerin divanlarında bu asırda, bu yüzyılda, 19. yüzyılda Kerbela mersiyeleri konusunda büyük bir sayısal artış görüyoruz. Şimdi bugünkü sunumum esasen tabii ki kadın şairler üzerine olacak. Kadın şairlerin daha doğrusu Kerbela Mersiyeler üzerine olacak. Bu kadın şairlerden eee benim kitabını yazdığım klasik Türk Edebiyatında Kadın Şairler serisinin 5. kitabı olan Şeref Hanım, elimde tuttuğum kitabın eee şairi. 20 Mersiye yazmıştır. Bunların 16'sı Kerbela'ya dairdir. Bu kadın şairler arasında yazdığı Kerbela mersiyeleriyle, Muharremiyelerle öne çıkan, en çok Kerbela mersiyesi yazan bildiğimiz kadın şairdir. Onun dışında yine Leyla Hanım'ın bir hanedan mensubu olarak ı Mahmut'un Sultan ı Mahmut'un kızı Adile Sultan'ın yine Tevhide Hanım'ın Baharade Feride Hanım'ın Mihri Hatun'un da yine biz Kerbela mersiyeleri kaleme aldığını biliyoruz. Bunlardan Mihri Hatun 15. yüzyıl şairidir. Amasyalıdır. Dedesi Halveti şeyhlerinden Pir İlyas Şücaatdini Halvetidir. Yani bir halveti şeyhin torunu. Mihri Hatun Kerbela konusunda şiirler yazmış bir kadın şairimizdir. Yine Tevhide Hanım Manisalı bir şairdir ve Manisa Mevlevihanesine intisap etmiştir. Onun da yine Kerbela mersiyeleri yazdığını biliyoruz. Tevhide Hanım'ın Kerbela mersiyesinden bir bent sizlerle paylaşmak isterim. Çün Muharremdir bugün gel tazelensin yaralar. Ehli cennet cümle melekler büründü karalar. kendisin sahraya saldı hicr ile divaneler ta kıyamet nara yanar hüzn ile pervaneler nuru hakka karışıp gitti o dem mehpareler haşre dek kan ağlasınlar aşıkı biçareler bunu söyleyen mevlevi bir kadın tevhide hanımdır. Şiir uzun, kısa kısa pasajlar paylaşacağım. Yine bir başka kadın şair Leyla Hanım, Mersiye-i Ziba Derhakkı Şehid-i Kerbela başlıklı Uzun Terkibi-i Bendinde sadece bir bent paylaşacağım. Leyla Hanım'ın Kerbela mersiyesinden. Ey gözüm durma heman ağla Muharrem geldi. Habı gafletten uyan ağla Muharrem geldi. Yağdı Gülgoncayı gülzar-ı nübüvvetle heman serbeser kana boyan ağla Muharrem geldi. Gül gibi Hunu Hüseyn açtı ciğerde yara. Sen de bu derd ile kan ağla. Muharrem geldi. Eyleme meyli tebessüm bu fena gülşende. Suzu aşk ile yan ağla Muharrem geldi. Naleler eyledi bugün de semavatu zemin. Karalar giydi cihan. Ağla Muharrem geldi. Gece gündüz anıp ol demleri feryat eyle. Ey gönül, alemi bir ah ile berbat eyle." diyerek Leyla Hanım da Kerbela Mersiyesi yazmıştır. Terkibi bent uzun. Onun sadece bir bendini sizlerle paylaştım. Yine Leyla Hanım'ın bir başka Kerbela mersiyesi Vaveyla der musibeti Ali Abaşlıklıdır. Uzunca bir yine manzumedir. Baharade Feride Hanım bir müsemmen bir de tahmis olmak üzere iki tane Kerbela mersiyesi yazmış. Kadın şairlerimizdendir. Şimdi konuşmamın başında söyledim. Bu kadın şairlerin çoğu aslında bir dergaha müntesiptirler. Yani intisap etmiştirler. Örneğin Leyla Hanım, Şeref Hanım, Habibe Hanım, az önce şiirinden örnek okuduğumuz Tevhide Hanım, Nakiye Hanım, Münire Hanım Mevlevidir. Mevlevi dedelere intisap etmiş kadın şairlerdir. Biraz sonra şiirini paylaşacağımız Adile Sultan ve Kamile Hanım Nakşibendidir. Sırri Hanım Kadiridir. Feride Hanım Şabanid'dir. Şerife Ziba Hanım Bayramidir. Dolayısıyla farklı dergahların müntesibi olan bu kadın şairlerin ortak teması haline gelmiş bir konudan söz ediyoruz ki bu da Kerbela'dır. Bu da Muharremdir. 10 Muharremdir. Şimdi bir özel kadın şairin şiirini de sizlerle paylaşacağım. Sultan Mahmut'un kızı bir hanedan mensubunun yazdığı Mersiye Derhakkı Hazreti İmam Hüseyin başlıklı bir murabba nazım şekliyle yazılmış Kerbela mersiyesi. Adili Sultan'dan biraz söz edelim. Sultan ı Mahmut'un kızıdır. Eee ıslahatlar devrinde doğmuş, Tanzimat devrinde yaşamış ve meşrutiyeti görmüş. idrak etmiş. Sultan Abdülmecid'in kız kardeşi, Sultan Abdülaziz'in ablası. Ondan sonra tahta geçmiş 5. Murat'ın halası, Sultan ı, Abdülhamit'in halası ve sonra saltanatın kaldırılışına kadar devam eden Osmanlı sultanlarının tamamının halası. 73 yıl ömür sürmüş. kendisi Nakşi Bendi ancak 12 imamla ilgili methiye uzunca bir methiyesi daha önce bu kanal ekranlarında paylaşmıştık. Bir me
aşikar olsun. Muharremdir yine karım hemşe ahuzar olsun. Muharremdir yine dağıyledimiz har. Muharremdir yine ağzımdan ateşler nisar olsun.
Elem tufanı baştan açtı. Gam cu şuhruşitti. Muharremdir siriş gidi bahrı bir kenar olsun. Açıldı gül gül oldu zahmı sinem. Eylerim feryat. Muharremdir yine murgu dilim şekli hezar olsun. Anıp ol vakay-i cansuzu gönlüm eylesin matem. Muharremdir yine dilde nice sabrı karar olsun. Zemini Kerbelayı al hayale ey gözüm şimdi Muharremdir yine. Dök kanlı yaşın cuyibar olsun. Yezit itti iki şahenşehid dilgirü rencide. Bu denli cürme bu isyana nicear olsun. İtaatten çıkardığı azdırıp şeytan gibi nası taraftarıyla zalim haruzar-ı şerar olsun. Dağıttı hanedan-ı Mustafa'yı birtım hurri ilahi ırkı nesli cümlesinin tarumar olsun. İmameyni hümameyne olur mu suikast itmek? Leimana hediye lanetim leylhar olsun. Peder mader o iki şah-ı alicaha el insaf. Cenabı Fatıma zatı sahip zülfikar olsun. Birine zehr olup su, biri gitti teşnelep adne. Hararetle tutuştum narı gayret pür şerar olsun. Muhibbi alü evlad-ı resulü müçtebayım ben. Bana her sal bir mersiye inşadı şiar olsun. Bilinsin yazayım derdi derunum ömrüm oldukça gelen ihvana benden sonra ey dil yadigar olsun olunmaz ittiği hainlerin bin beyt ile tarif tükenmez maceradır arzı halim ihtisar olsun behakkı hazreti ali aba ya ra Demir Ahmet güruh-u şeref namı şimar olsun. Bana hini-i şefaat cedlerine olmağa vasıl. Muin zat-ı hasan rehber hüseyni-i pürvakar olsun. Olup mağruru af öyle keremkâanı ittim yat. Hem an şimden gerle kelamım itizar olsun.
Şimdi Şeref Hanım burada az önce şöyle diyor: "Muhibbi alü evladı resulü müçtebayım ben. Bana her sal yani her yıl bana bir mersiye yazmak şiar olsun" diyor ve yukarı bir mersiye yazmış ve böylece mersiyelerinin sayıca diğer şairlerden fazla olduğunu görüyoruz. Ve yine bu ben bu şiiri bin beyit de yazsam bu hainliği anlatamam. Hainlerin yaptıklarını tarif edemem diyor. Ama bu tükenmez bir maceradır. Benim en azından arzı halim ortaya çıksın. Ben en azından halimi arz etmiş olayım böylece." diyor. Onun yine eee güzel bir Kerbela mersiyesi kitaba da aldığımız bir mersiye. Günümüz Türkçesiyle de günümüz Türkçesiyle de paylaşmak faydalı olacaktır. Dili sade bu şiirlerin anlaşılıyor aslında ama yine de anlama durumunda daha iyi anlaşılır olsun diye paylaşmakta fayda var. Şöyle kısaltarak alacağım: "Ağla ey didelerim mahı Muharremdir bu. Kana garkeyle gözüm yaşını matemdir bu." Şair şöyle diyor: "Ey gözlerim ağla. Muharrem ayı geldi. Gözyaşımı kana karıştır. Matem ayıdır bu." İkinci beyit şöyle: "Ey gönül, durma yezide yine eyle düş nam. Her nefes lanet ile yad edecek demdir bu." Ey gönül diyor, durma Yezit'e lanet et. Bugün her nefeste onu lanetle yad edecek zamandır. "İki şehzadeye kast eyledi kafir. Demedi nesli peygamberü evlad-ı muazzamdır bu." O kafirler bunlar Hazreti Peygamber nesli ve onun yüce evlatlarıdır demeden iki şehzadeye yani Haz Hasan ve Hüseyin'e kıydılar. "Pederi şiir huda, maderi olsun Zehra. Ne cesaret, ne fezahat. Nasıl Ademdir bu?" Onların babası Allah'ın arslanı olan Hazreti Ali, annesi ise Fatımatü Zehra'dır. Onları katledenlerin yaptığı nasıl bir cesaret, nasıl bir cüret, nasıl bir alçaklıktır ve bunu yapanlar insan olabilir mi? "getirip yağda Hasan'la Hüseyin kıssasını başla feryada dile cümleden akdemdir bu." Ey gönül diyor şair. Şimdi her şeyden önce Hazreti Hasan'la Hz Hüseyin kıssasını hatırla ve ferada başla. "Birini zehr ile şimrile birini itti şehit. Allah Allah nice enduhu nice gamdır bu." birini yani Haz Hasan'ı zehirleyerek, birini de Hz. Hüseyin'i kastederek Şimrin eliyle şehit ettiler. Allah'ım nasıl bir gam, nasıl bir üzüntüdür bu. "Kerbela vakasını yad ederek haşre kadar yanalım, ağlayalım cümle-i elzemdir bu." Kıyamete kadar Kerbela hadisesini anarak yanalım, ağlayalım. Herkesin yapması gereken budur. "Zade-i sakei-i kevserken o şah-ı şüheda bir içim suyu diri ititti. Ne sersemdir bu." O şehitler sultanı saki-i kefser olan Hzreti Ali'nin oğlu iken Yezit ondan bir yudum suyu esirgedi. O ne sersemdir. "Ceddi valası demez mi ana mahşerde sanur sen de yan işte bugün narı cehennemdir bu." Şair bu beyitte de şöyle diyor: "O Yezit Hz. Hüseyin'in yüce atasının yani Hazreti Muhammed'in mahşerde kendisine işte bu cehennemdir. Sen de bugün burada yan demeyeceğini mi sanır?" Bir sonraki beyit şöyle: "El uzatmak nereadır o vücudu pake. Bahsuz busegehi-i şah-ı mükerremdir." Bu Hazreti Peygamberin öpüp kokladığı o tertemiz bedene kıymak reva mıdır? "Yok mu aklı kanı fehmi kanı idrakı acep hiç demez mi bana da kalmaya alemdir bu?" O Yezit'in diyor aklı, anlayışı, idrakı yok mu? Bu alem bana da kalmayacak diye hiç düşünmez mi? "Olsa izanı eğer başına ağlardı müdam. Saldı ol günleri kafir de miremdir bu." O günleri diyor mutluluk günleri sanan kafirin birazcık izanı olsa devamlı kendi başı için ağlardı. "itmeyip merdeki çeşmi resule hürmet çıkası gözlerini dikti ne azlemdir bu hazreti peygamberin göz bebeğine yani Haz Hüseyin'e hürmet etmeyip çıkasıca gözlerini dikti ne zalimler zalimidir o birkaç ebyat ile haddim mi demek mersiye eseri ahu dilü şerha-i sinemdir Bu gönül ahımın ve göğsümdeki yaralarımın eseri olan bu birkaç beyit ile Mersiye yazmak haddime mi benim?" Arzı hal eylemeden maksat ümidi-i şefkat. Cümle erbab-ı sühan içre müsellemdir bu. Bütün söz ustalarınca bilinir ki benim halimi arz etmekteki amacım şefkat ümidir. Ve son beyitte de şöyle diyor: "Nice olur hal dimezse şeref aruzu ceza müminat zümresine lütf ile munzamdır bu. Ey şeref" diyor, "O peygamber hesap gününde lütfederek bu şeref müminler zümresine konulsun demezse senin halin nice olur." Şeref Hanım az önce söylediğimiz gibi Kerbela mersiyelerini en içli eee söyleyen aynı zamanda sayısal olarak da yine Kerbela mersiyeleri üzerine en çok kalem oynatmış kadın şairimizdir. Yine bir bentlerden oluşan Şeref Hanım Mersiye'i paylaşmak isterim izleyicilerimizle. "Ey gönül, yine gelen mah-ı Muharremdir. Aman vakti matem, demi gam, mevsimi ahu efgan. Başla feryada değil sabru tahammül vakti. Çak çak olmanın eyyamıdır işte bu zaman. Eğer irseydi bu eyyamı enama, Yusuf'u anmaz idi hüzn ile piri kenan. Eserin alem ile bencileyin dünyanın yıkılıp her tarafı ben gibi olsun viran. Yedi kat yerlere geçsin yine seyli eşkim. Naray-i ahım ile nühfelek olsun lerzan." Evet sonlara geliyorum atlayarak son bir örnek daha okumak isterim müsaade varsa. Bu da müseddes bentlerden oluşan bir nazım şekliyle yazdı. Kerbela mersiyesi Şeref Hanım'ın. "Yandı canım ruzu şefferyadu efgan eylesin. Darbın alem kubbe-i eflaki lerzan eylesin. Ben harap oldum felek gayrıyı şadan eylesin. Mahı matemdir gönül ç ki giri ban eylesin. Kanlı yaşıyla gözüm hem şekli tufan eylesin. Ateş-i ahım bütün dünyayı suzan eylesin. Sanma bezm aleme dilşadı hurremdir gelen. Pir pür gamı mühnet ile elbette tevhemdir gelen bahus ey dil yine aşrı muharremdir gelen. Nice sabreylersin ol eyyamı pürgamdır gelen. lı yaş ile gözüm hem şekli tufan eylesin. Ateş-i ahım bütün dünyayı suzan eylesin. Herçi bağda bağat hak olsun tenim şimden geri. İstemem cennet olursa meskenim şimden geri. Öyle mahsundur dili su efkenim şimden geri. Kimse memnun edemez kalbim şimdiden geri. lı yaş ile gözüm hem şekli tufan eylesin. Ateş-i ahım bütün dünyayı suzan eylesin." Evet konuşmamı sonlandırırken şuna dikkat çekmek istiyorum. Tekrar başta söylediğim şeye dikkat çekmek istiyorum. Klasik Türk edebiyatında pek çok Kerbela mersiyesi yazılmıştır. Erkek şairlerin çok yazdığı bilinir. Fuzuliler bilinir. Eee ancak kadın şairlere bu sunumumda dikkat dikkat çekmek istedim. Bunlar arasında az önce kısmen yer verdiğimiz, kısaltarak yer verdiğimiz, birkaç küçük örneğine yer verdiğimiz eee onlarca, yüzlerce Kerbela mersiyesi yazılmıştır ve bunları da yazanlar kadın şairlerdir. Bu hassasiyeti göstermişlerdir. Yine konuşmamın başında söylediğim gibi bu kadın şairlerin kimisi mevlevidir, kimisi Nakşibendidir, kimisi Bayramidir. Dolayısıyla hiçbir itikat ayrımı gözetmeksizin klasik Türk şiirinde ortak bir tema olarak Kerbela eee etrafında bir birleşme söz konusudur. Yine sunumum sırasında dikkat dikkat çekmeye çalıştığım bir hususta bir hanedan mensubu kadın şairin yani Adile Sultan'ın 12 imam metiyesinin yanında Kerbela mersiyesi yazmış olduğudur. Dolayısıyla geçmişe doğru baktığımızda aslında Bah-ı Muharrem'in, Kerbela'nın bir ortak tema, bir birleşme noktası olduğu görülür. Eee bu vesileyle kadın şairlerimizi de Kerbela şehitlerini anan, Kerbela için gözyaşı döken kadın şairlerimizi de rahmetle, minnetle, şükranla anmış olalım. Saygılar, sevgiler sunuyorum. Evet. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Profesör Doktor Sayın Hasan Kaya'ya çok teşekkür ediyoruz. Bu eşsiz eserleri yazanların ruhlarına ve hocamızın da sağlığına Muhammed Ali Muhammed'e salavat. Allah Muhammed Ali Muhammed. Evet. Şimdi söz sırası Cabir Yüksek Alimler Şurası Başkanı Sayın Seyit Seccat Hüseyin hocamıza.
Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillah vessalatü vesselamü alâ resulillah ve alihi alillah veetullahi alâillah. al hü al hâladil hüy ve al ashabil hüseyn imam cafer sadık aleyhisselam'dan nakledilen bir rivayette buyurmaktadır Hüseyn ve hubbe ziyareti ve kalbi hüseyn ve buğda ziyareti. İmam Cafer Sadık bu hadisinde buyuruyor ki Allah birine bir kuluna bir hayır dilerse onun kalbinde onun kalbine İmam Hüseyin'in sevgisini koyar. İmam Hüseyin'in ziyaretinin sevgisini koyar ve Allah bir kuluna kötülük dilerse Allah'ın dilemesi liyakat esaslıdır, hikmet esaslıdır. Allah bir kuluna kötülük isterse onun da kalbine İmam Hüseyin'in boğuzunu, nefretini ve onun ziyaretinin boğuzunu koyar. Bu hadis Kur'an-ı Kerim'le de desteklenmektedir. Kur'an-ı Kerim'de bir ayet-i kerime var. O ayet-i kerimede yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. Meryem suresinde innelleine amen ve amilahda. Şüphesiz ki iman eden ve salih ameller işleyen kimseler var ya. Onların sevgisini Allah kalplere yerleştirecektir. Yakın gelecekte. Vudda. Bu ayet bize bir başka ayet-i kerimeyi de hatırlatmaktadır. O ayet-i kerime hepinizin bildiği bir ayet-i kerime, çokça duyduğu bir ayet-i kerime ve bütün Müslümanların bir görevi olan Kur'an-ı Kerim bize bir farz olarak kıldığı bir görev olarak o görevi beyan eden, hatırlatan bir ayet-i kerimedededir. Şura suresinde, Şura suresinde kul lahi eedil kurba habibim, ey resulüm de ki ümmetine, insanlara de ki, sizden risaletime karşı, peygamberliğimiz, peygamberliğime karşı hiçbir ücret istemiyorum. Tek bir şey istiyorum. istediğim ücrette başka ayetten istifadeyle arz ediyorum. O da sizin hayrınızadır. O ücret de benim yakınlarımı, ehlibeytimi sevmenizdir. O sevgiyi işte Allah sevdiği kullarının kalbine yerleştirir. O sevgi ki bize farz kılındı, peygamberin risaletinin ücreti olarak farz kılındı. O sevgiyi Allah sevdiği kulunun kalbine yerleştirir. Ne mutlu sizlere, ne mutlu Muharremlik mersiyeleri yazan şairlerimize, değerli hocalarımızın ağzına, yüreğine sağlık bizleri feyizlendirdiler. Muharremlikler, Muharremlik mersiyeleriyle bize o sunumları yaptılar. Yine değerli Ahmet hocamız o güzel sohbetleriyle ehlibeytin sevgisini kalbimizde bir kez daha coşturdular. Allah her ikisinden razı olsun. Ben bu ayet-i kerimelerden yola çıkarak diyorum ki, "Hamdolsun Allah'a ke biz Allah'a ki bize İmam Hüseyin'in sevgisini verdi. Hamdolsun Allah'a ki bize İmam Hüseyin'in yasında yas tutmayı nasip etti. Hamdolsun Allah'a ki bize İmam Hüseyin'i, İmam Hüseyin'i ziyaret etme şevki, arzusu bizlere verdi ve birçoğumuza nasip etti o ziyareti. Allah'ım onların şefaatini de İmam Hüseyin'in ve onun yareninin şefaatini de cümlemize nasip etsin inşallah. sözümüze, sözüme bu mukaddime ile başladıktan sonra zamanımın da az olduğunun farkında olarak toparlamaya çalışacağım. Şöyle bir şey, peygamberin ehlibeyti kimlerdir? Bu noktayı değer eee bir hatırlattıktan sonra daha sonra İmam Hüseyin Aleyhisselam'da bir hadis nakledip sözlerimi toparlayacağım. Ehlibeyt Ahzap suresindeki ayet-i kerime inince inah Allah ancak siz ehlibeytten her türlü kötülüğü, pisliği uzaklaştırmak ve sizi tertemiz kılmak ister. Ayet-ti kerime nazil olunca peygamberimiz İmam Hasan, İmam Hüseyin, Haz Fatıma ve İmam Ali'yi abasının altına aldı. Orayı da topladı. Ümmü Seleme, Ümmül Müminin, Ümmü Seleme Peygamberimizin ezvacından. O da o abanın altına girmek istedi. Peygamberimiz buyurdu ki, "Sen yerinde dur. Sen hayır üzeresin. Ancak senin yerin burası değil. Hayır üzeresin. Bu bize peygamberimiz o aba altına aldığı kimselerle sınırladı. O aba altında peygamberimizin dışında dört kişi vardı. İmam Hasan, İmam Hüseyin, Hz. Fatıme-i Zehra ve İmam Ali Aleyhimüsselam. Onlar dışında başka bir kimse yoktu. Cebrail de onlarla birlikte geldi. Girdi o abayın altına. O başka bir konu. O abanın altında İmam Hüseyin'in sulbünde olan dokuz masum pak imamın nuru da vardı. Aynı şekilde İmam Hasan-ı Müçteba'nın mübarek sulbünde sekiz imamın pak nuru da vardı. Orada peygamberimiz dördünü zahiri, fiziki olarak o abla topladı ve diğer ehlibeyt imamların da nuru o aba altındaydı. İmam Hüseyin'in soyundan 9 ve İmam Hasan'ın soyundan. Çünkü o soy İmam Muhammed Bağır Aleyhisselam'da birleşti. İmam Hasan'ın da soyundan sekiz nur da o abaydı. Böylece o aba altında bir yerde peyg 14 masumu pak o aba altındaydı mana hem zahiri ve hem de mana olarak o abı altındaydı. Buradan hareketle bazen bu ehlibeyt kavramı farklı yollar, farklı yerlere çekilmek istenmektedir. Bazı hadislerden hareketle bu yanılışa veya bu yanılgıya düşülebilmektedir. O yanılgı şudur. Hepiniz duyduğunuz bir hadis-i şerif var. Selmanu minna ehlel beyt diye duymuşsunuz. Selman biz ehlibeyttendir. Bunu duymuşsunuz. veya bir başka İmam Ali Aleyhisselam'ın sözünde var ki Zübeyr hakkında bir sözü var ki Zübeyr'in oğlu Abdullah büyüyünceye kadar büyüyüp gelişinceye kadar Zübeyr biz ehlibeytendi. Ancak oğlu Zübey'i farklı yollara çekebildi. Bunun benzeri başka hadisler de var. Bir hadis ehl sünnet kaynaklarında var. Takvalı olan kimse biz ehlibeyttendir. Burada şu hususa dikkat çekmek istedim ki ehlibeyt kimlerdir? Bir bir söz ancak ehlibeytten olan bir başka sözdür. Ehlibeyt peygamberimiz Ümmü Seleme annemizi de o abanın altına almadı. Sen hayır üzerin. Ümmü Selme hiç şüphesiz ki takvalı bir hanımefendiydi. Peygamberimizin değerli hürmetli hanımlarından biriydi. Kerbela hatırasını da Ümmü Seleme'ye, Kerbela toprağını peygamberimiz ona emanet etmişti. Ancak o takvalı olmakla birlikte o abanın altında onun yeri yoktu. Aynı şekilde Selman çok yüce bir sahabidir. İmanın zirvesinde olan birisidir. Ama o aba altında Selman da yok. Selman o zaman Medine'deydi. Peygamberimizin yakınındaydı, yanındaydı. Eğer ehlibeytten olacak olsaydı Selman'ı da oraya davet ederdi. Selman da Allah bir şekilde eee orada o aba altında bulunmasını sağlardı. Ancak görüyoruz ki o abman da yok. Öyleyse biz o hadisleri nasıl anlamalıyız? O hadislerin manası doğru, manası doğru anlama manası şudur. Takvalı olan herkes biz ehlibeytin safındadır. Biz ehlibeytin yanındadır. Ehlibeytle olabilmek için, onlarla beraber olabilmek için, onların safında, onların tarafında olabilmek için takvalı olmak şarttır. Bunu bu şekilde anlarız. Selman ehlibeyttendir derken Selman ehlibeytin yanındadır. Ehlibeytin tarafındadır. Ehlibeytle beraberdir. Onları dinler. Kulağı eee onların ağzındadır. Onların sözünü dinler. Bu anlamda anlamalıyız. Diğer şeyleri de diğer şekillerde aynı şekilde Zübeyr ta oğlu büyüyünceye kadar biz ehlibeytin yanındaydı. bizimle beraberdi. Bunu nitekim İmam Cafer Sadık Aleyhisselam'ın bir başka hadisinde duymuşsunuz. Diyor ki leyse minna namazı hafife alan bizden değil. Bizden değil yani bizimle beraber değil. Yoksa bizden değil demek o biz ehlibeyttendi de çıktı. Biz ehlibeytten olmaktan çıktı. O anlamda değil. veya peygamberimizden bu manada çokça hadis var. Ben sözü uzatmayayım. Evet. Arz ettim ki bunu bu şekilde anlayalım. Ehlibeyt özel kişilerdir. Özel kişilerdir. Ehlibeytten olma bir şereftir. Bir görevdir. Bir vazifedir. Bu şerefe Allah cümlemizi nail etsin. Ben İmam Hüseyin Aleyhisselam'dan bir hadis okuyup bu hadisi de İmam Sadık Aleyhisselam bize nakletmektedir. Yine İmam Cafer Sadık Aleyhisselam'dan naklediliyor ki buyurdu. Arapçasını da okuyorum meclisimizde. Belki Arapça e Arap kardeşlerimizden de olanları olur. Onlar da istifadesiz kalmasın diye. Abdah inah azze ve celle illah İmam Cafer Sadık Aleyhisselam buyuruyor ki bir gün İmam Hüseyin ashabının yanına çıktı, huzuruna çıktı ve şöyle buyurdu. buyurdu ki, "Ey insanlar, hiç şüphesiz ki Allahu azze ve cel kullarını sadece onu tanısınlar diye yarattı. Kullarını yaratmasından tek bir amaç, tek bir hedef var. Allah'ı tanımak. Marifetullah. Allah kullarını sadece onu tanısınlar diye yarattı. Kullar, insanlar Allah'ı tanıdıkları zaman ebeduhu ona ibadet ederler. Ona kul olurlar. Veedu ona kul oldukları zaman ona ibadet edip ona kul oldukları zaman ibadeti Allah'a kul olmak ile Allah'tan başka ne varsa Allah'tan başkasına kul olmaktan ibadet etmekten müstagni olurlar. Allah'a kuld başkasına kul olma ihtiyacı duymaz. Allah'a kul olunca Allah'tan başkasına kul olma ihtiyacı duymaz. Adamın birisi ashap orada İmam Hüseyin'in ashabından birisi sordu. Yebne resulillah ey Allah Resulünün oğlu ebi ve ummi. Anam babam sana babam anam sana feda olsun. Marifetullah Allah'ı tanımak nasıl olur? Allah'ı tanımak nedir? Ne demektir? Nasıl tanıyacağız? İmam Hüseyin çok kısa bir sözde Allah'ı tanımanın o odak noktasını bize belirledi. Buyurdu ki marifet ehlin imehum. Allah'ı tanımak her zamanın ehlinin imamlarını tanımasıdır. Zamanının imamını tanır isen Allah'ı tanımışsın demektir. Hangi imam? O imam ki ona itaat etmek farzdır. İtaat etmek edilmesi farz olan imamını, zamanının imamını tanımaktır. Allah'ı tanımağı. İmam Hüseyin bu hadisinde bu şekilde bizi tanıttı. Bu hadis bize bir ayeti hatırlattı. O ayet-i kerime hangi ayet-i kerimedir? Ve cinne vel inse illa liyabudun. Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de buyurdu. Cinleri ve insanları sadece bana kul olsunlar diye yarattım. İmam Hüseyin'in bu sözü, o ayeti bize hatırlattı. Ben kısa bir işaretle geçeceğim. uzun bir bahistir. Ancak burada bu kısıtlı zamanımızda, zamanımı açtığımın da farkındayım. Bir iki dakikaya toparlayacağım inşallah. Şöyle, Allahu Teala tevhit için bütün peygamberleri gönderdi. 124.000 peygamber geldi insanları şirkten kurtarmak için. İnsanlar ta son peygamber hatemül enbiya gelinceye kadar Allah'a ortak koşmaklardadı. Puta tapmaklardı. Tapmakta idiler. Bu şirkten peygamberler bir yere kadar kurtardı. Allah'ı yaradan olarak tanıdılar. Allah'ın tek bir olduğunu kabul ettiler, tanıdılar. Ancak insanların en büyük imtihanı itaattedir. İtaatte tevhit. İtaatte tevhit. Bütün sıkıntılar buradadır. Bu sıkıntı bizim peygamberimizle de son bulmadı. Bu sıkıntı İslam ümmetinde de devam etmektedir. Çünkü Allah'a itaati, Allah'a ibadeti kabul ettiler. Namaz anlamında ibadet. Allah'ı bir tek olarak kabul etmekte kabul ettiler. Ancak Allah'a itaat söz konusu olduğu zaman peygamberimizin zamanında bile iman edenler, Müslüman olanlar itaatte sıkıntıları vardı. Bunun örnekleri peygamberimizin hayatını şöyle bir gözden geçirdiğiniz zaman yer göreceksiniz. itaatte hep sıkıntılı oldu. Ne zaman ki insanlar itaatte tevhide sadece Allah'a itaat sadece Allah'a itaat. Allah'a itaat soyut bir kavramdır. O soyut kavram imama itaatte somutlaşır. Resule itaatte somutlaşır. Resule Kur'an-ı Kerim bunda ayetler doludur. Etiullah ve resul ve ul ve ulil emri minkum. Allah'a itaat edin. Resule itaat edin. Veli edindiğiniz kimselere itaat Allah tarafından size veli olarak atanan kimselere itaat edin. Allah itaat edilmesini emrettiği kimselere eee itaat edin. İta noktasında sıkıntı hala devam etmektedir. Ne zaman ki bu itaat noktasında Müslümanlar, İslam ümmeti, insanlar itaatte bir sıkıntıları kalmadı, itaat etmesi gereken imama, öndere itaat ettiler. O zaman işte gerçek muvahhit olacaklar. Bu konuyu fırsat olursa bir başka zamanda açarız. Bu itaat örnek olarak kısaca diyeyim. Bu itaatsizliği İmam Ali'yi yalnız bıraktı bırakınca gördük. Peygamberimize bile itaat edilmedi. Son vasiyetini yazdıracak peygamberimiz getirin size bir vasiyet yazayım. Getirmediler. İtaat etmediler. İtaatte sıkıntı var. Allah'a hepsi iman etmiş. Allah'a ibadet etmekte. Ama itaatte sıkıntı var. Ali'ye itaat etmediler. Muaviye'ye itaat ettiler. Hasan, İmam Hasan'a itaat etmediler. Muaviye'ye itaat ettiler. İmam Hüseyin'e itaat etmediler. Sözünü dinlemediler. Yezide itaat ettiler. Aynı şekilde İmam Zeynül Abidin, İmam Muhammed Bağır, İmam Cafer-i Sadık ta İmam Hasan Eskeriye kadar bu şekilde oldu. imama Allah'ın itaat edin dediği veliye değil de tahuta itaat ettiler. Kim? İslam ümmeti. Şair dedi. Kafirun. Kafirler handan olur. Oysa orada handan olanlar zahiri anlamda kafir değildi. Onlar da ezan okudu, namaz kıldılar. Zahiri anlamda kafirun handen oldu de. Bu İslam ümmetiydi. Demek ki burada o itaat, itaat tevhidinde sıkıntıları var. Bu itaat sıkıntısı 11 imamda Resulullah'tan başlayarak 11 imamda bu şekilde devam etti. Allah 12. imamı İmam Mehdi Allah zuhruna acil eylesin. İnsanlar ona itaat etmeyeceğini gördüğü için aldı gaybete. Gaybete aldı. Ne zamanki insanlık tahuta değil, azgın güç sahiplerine değil, Allah'a itaat ettiler, Allah'ın itaati resulde kendisini gösterir. İşte o zaman İmam-ı Zaman gelecektir. İşte o zaman İslam Ümmeti kurtuluşu o zaman bekleyecek. İslam Ümmeti bugün Gazze'de, Filistin'de Allah'a itaat değil, güç sahibine itaat etmekte. Ne yazık ki bu acı bir gerçektir. Gazze sözüne itaat ederek değil güç sahiplerin, çağın tağutu, emperyalist siyonistlerin gücünü gördükleri için, güç sahibine itaat ettikleri için o kendilerini bu anlamda tevhitte sıkıntıları var. Bu sıkıntı devam ettikçe Allah'ın rahmeti bu İslam ümmetine daha gelmesi zamanı alır. Allah o zaman itaat etmemizle birlikte çabuk eylesin. Allah İmam Hüseyin'in sevgisini kalbimize yerleştirsin ki belki bu sevgi bizi itaate yönlendirsin. Vesselamüaleyküm ve rahmetullahi ve berekatü. Cabir Yüksek Alimler Şurası Başkanı Seyit Seccat Hüseyin hocamıza çok teşekkür ediyoruz. Evet söz sırası dünyaca ünlü ehlibeyt meddahımız Seyid Talih Boradigahi teşekkür ederim. Selamlayırım aziz muhterem konaqlarımızı Seyid Ağama ve aziz qonaqlarımıza teşekkür ederim. Ezadar ezadarlara Allah'tan əcr mükafat dileyirmem. Allah sevabınızı daha da çok eylesin inşallah. Siz o kadar yakşı cemaatsız. O kadar yaxşısız ki sizlerin hakkında Molla Penah Vaıf yazıp Eyol kessler Muhammed Mustafaı sevdiler. Peygamberimizin adını bir de diyeceğim ama lütfen böylü çiğli hamıdan bir ucalı salavat rica eyleyeceğim. Ey hoşunu kösler Muhammed Mustafaı sevdiler. Salli ala Muhammed ve Ali Muhammed oldular aşık Ali Murtezanı sevdiler. iyile penjali ebani sevdiler çarsumi tek müşkül güşani sevdiler. Daha onlardan güzel cemaat görmedim. Molla Fenah Vakıf deyir. Olar ki peyğberi, Hazreti Alini, Hanım Zehra'nı pençteni Ali Eanı 14 msumu seviblerse ben onlardan yaxşı camaat görmedim. Allah sizi bu dünyada nece peygamber ali peygamberin aşiqi edip ahirette de onlarla mehşur elesin. Onlarla həmnişin elesin. Geldi bu eşri muharrem. Ey Hüseyni Kerbela iş bu demdir vaktim. Ey Hüseyni Kerbela bu mersiye okuyuram ve sizden de hamının m ses vermeyini ricaeceğim. Bilmeyenler de bilsinler ki Osmanlı zamanında yazılan mersiyedi. Adile Sultan'ın yazdığı mersiyedi. Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz'in kız kardeşi. Sultan ı Abdülhamid'in halası, bibisi. Ruhları şad olsun. Hele gör ne güzel mersiyeler yazıblar. Geldi bu aşri Muhherrem. Ey Hüseyne Kerbela iş bu demdir vaktim. Ey Hüseyn Kerbela kanlı yaş aksın gözümden. Sen susuz oldun şehit. Nuri çeşmi fri alem ey Hüseyni Kerbela. Ey Hüseyni Kerbela. Ey Hüseyni Kerbela. Ey Hüseyni Kerbela. Hamı ey Hüseyni Kerbela. Hüseyni Kerbela. Bu yüzyılların mersiyesine bundan da yüksek ses gözle. Ey Hüseyni Kerbela, ey Hüseyni Kerbela, ey Hüseyni Kerbela geldi bu aşri Muharrem, ey Hüseyni Kerbela. İş bu demdir vakti matem Hüseyni Kerbela. Kanlı yaşaksın gözümden sen susuz oldun şehit. Nuri çeşmi fahri alem ey Hüseyni Kerbela. Ey Hüseyni Kerbela. Ey Hüseyni Kerbela. Ey Hüseyniadan ey Hüsey Profesör Doktor Hasan Tay'a teşekkür ederim. Bunu gönderdiler ki biz okuyal kurban olar. Ey Hüseyni içer bir de başıma dönüm. Ey Hüseyn bu cemaatın sesi bundan da yüksek olmalı değil mi vallah? Ey Hüseyni Kerbela. Hüseyin sardı etrafı du mesruru şaddan oldular. Kafirane buldular. Maksudi handan oldular. Hanedan-ı Mustafa aşkınla giryan oldular. Nuri çeşmi fahri alem. Ey Hüseyni Kerbela. Ey Hüseyni Kerbela. Ey Hüseyni Kerbela. Hüsey Kerbela'da diyemen başıma dönüm. Ey Hüseyni Kerbela. Hüseyn Hüseyn durdular ehli şegobi müstesna gibi karşına kattılar. Küffarı bir perva gibi döktüler hünşkin. Aşık derya gibi nur çeşmi fahri alem ey Hüseyni Kerbela ey Hüseyni Kerbela ey Hüseyni Kerbela bir daha ey Hüseyni Kerbela Ey Hüseyn valid y Ali yol Murtezanın aşkına meşkin kurban vermez adına kurban geyretine kurban Kurbanez kollarına kurban. Validin yani Ali yol Murtezanın aşkına ceddi pakin ol Muhammed Mustafanın aşkına. Adile ağlar kazayı Kerbelanın aşkına. Adile ağlar kazayı Kerbelanın aşkına. Nuri Çeşme fhri alem ey Hüseyni Kerbel. Sonuncu defe. Ey Hüseyni Kerbela. Hüseyin Hüsey ondan da yüksel söyleyin. Ey Hüseyn, ey Hüseyni Kerbelam, Hüseyni, Kerbelay Üreylerimizi götür yaşında rügeye herine. Rügeye, rüey rügeye rügeye can dadı atışı badına Kurban olun adında çildan. Aşıkların gelen vakti kabrine hanım sana kurban. Biz gelebilmirik bizi de sadın. Cismen orada ola bilmeseyd de biz ruhen haremindeyikç senin o balaca kurban olum ayrı geyye ayrı geyye ayrı gey gelin bu gece hanım rügeye bir ezadarlık eləy göz yaşıyla ata görmeyen doyunca atasın Zürge lay kuru yerde tapşı can atasız rügeyel lay bala çok bela çekipdi. Bilesem belali başın üstte baş açıldı. Bu başı belalı emmiş. Sen ölünce kaş öleydi üreği yaralı enmiş. Zeynep öyle yana yana dediye ça
Bedenini gördü atlar ayağı altında dedi Həsen, "Utanırım senden kardeş, aı Kasım senin emanetin idi. Allahu ekber, biri de hanım Zeynəb iddi geldi Kerbelaya," dedi. Hüseyn, "Gemleşer kardeş kabağında sana geldi. Viranede yorgun, bala kaldı ana geldi. Rubabi gedirmişim Hüseyn kızların seçinete gel, ama rügen yeni getiremedim. Emanetimi getiremedim. Ay kardeş." Hanım Zeynep öyle utandı. Ona göre de sen ölünce yaş öleydi. Üle yaralı em başa çığdı. Efgan atasız rügeye lay. Kerem ellerim kalıptı balaca başında yazıram gözyaşıyla bala grimin bu harabede ağacından bu kız öldü yaşında ayacından öle balamlay. Lay balam lay. Kurban olum o gözyaşlarına bu harabede acınlar. Bu kız öldü yaşında okuyan desin ki can. Atı aziz rüyel. Zamanenin attığı taş düz değer atası gülden ağır söz. Deyer ay hrtilet bakma gelip gedene gözəl kızım gözlerine göz deyer ay balam layam lay gülüm lay gülüm lay gülüm layu ekber. Allahu ekber. Ay bu üç yaşında balan şehadet haberin eşit misiniz?
Meddahlardan, mersiye hanlardan, alimlerden babasının kesi başın görende kalbi dayanmadı. O balaca üreyde bir dünya dert var idi. Dedi, "Baba senin ayrılığın beni öyle yıkıp baba ben yaşamarım." Hanım Zeynep deyir, "Yol boyu gele gele yolda ben neçe defa haber alırdı bibi biz Şama ne vak gidecek? Bizi Şam'a getiren de ben teccübenle dedim, 'Kızım hardan bildim bizi Şam'a getirecekler son durağımız Şam olacak,' dedi. Bibi, 'Ben babamdan ayrılandayım,' dedim. 'Baba bir de seni ben nereden göreceğim baba biz ne zaman görüşecek?' dedi. 'Kızım darıkma şama geleceğim ay balam. Ay bal Şama' geleceğim bala. Şama geleceğim bala." Geldi Şama geldi. Tebak de bilmirem. Ya Allah ya Allah ya Allah. Sen Allah öyle ucadan ağlaşıyı bu gece hanım Zeynep'i bu gece razı olasan. Tebe de bilmirem Allah nezideydi o baş. Eli kızı o başını örtü götürdü yavaş. Fakat dilaltı dedi, "Hoş gelip sen aydaş. Ay an senin o ağlamağına kurban olum ben." İmam Hüseyn'in hanımları balaları böyle ucadan ağlayabilmdiler. Onları dövürdüler. Onlara azap verirdiler. Fakat dil altı dedi, "Hoş geliips ay kardeş." Neçə yerde hanım Zeynep'e gamçı deyip hanım Zeynəb'i döyübler. İmam-ı zaman ağa senden üzv istem. Bu ağır mersiyedir. İmam-ı zaman ağa geyetine tokunar mı? Bakışla sene kurban olum. Ay peygamber balası neynin bu bir tarihi tarihti ben gek deyim bileler neçe yerde hanım Zeynəb kamçı deyip biri de o yer idi.
Gördü uzaqdan imam Hüseynin kesi başı gelir. Hanım Zeynəb bildi Rügeye o başı görse ölecek. Rügeye o başı görse yaşamaz. Yaşamaz. Neydi hanım Zeynep? Tez özün karabeden attı dışarı. Karabeden çöle çıktı. Ellerinden mani aldı. "Aparmayın o başı aparmayın. Balam öler." Hanım Zeynep ne kadar ellerini uzattı ama o ellere gamı vurdular. O ellere gamtı vurdular. O ellere gamı vurdular. İndi de böyledi. O zaman da böyleydi. Aziz ezadanlar dikkat elin ha. Herkes öz mrifetiyle imam Hüseyn azasında iştirak eləyir. Hə öz burda hər öz mrifetini gösterir. Hə öz qabiliyetini gösterir. Bu imam Hüseyn məclisinde vallahi billahi. Bakın bakın İmam Hüseyni tanımak için ha. O kesi baş verildi şimre. Şim nece davrandı o başla? O kesi baş düştüünün eline. Nece davrandı getirdi koydu tendirde külün üstünde. O kesi baş düştü nize vuranın eline neyledi. O imam hüseyni mübarek başım mızrağa vurdu. O kesiği baş geldi. Düştü günlerin bir günü bir d raibin eline. O rahib amma bunlardan o kadar güzel davrandı. Bakmayaraq ki müsəlman değildi. İslamı kabul elememiştik hele. Amma amma de hatta baktı o gece resim çizmeyi de varmış o ressam. Baktı imam Hüseyinin mübarek başını daşa çizdi. Neyledi o mübarek başı elə sığalladı, elə tumarladı. Mən keçə şəidə qəsrimde tufan görmüşəm. Sahibi Turat Musanı perişan görmüşəm. Allah mən neçə gece yuxumu bir qarışdırırdım. Gəribe yuxu görürdüm. Görürdüm benim bu kilsemde matemdir. Kara vurublar. Ahmet kardeşim gözyaşlarınıza kurban olum sizin. Bakın ha. Allahu ekber. Ben görürdüm benim bu kilsemde matemdi ama bugün başa düşmüşem ki niye Hazreti Musa, Hazreti İsa bütün peyğəmberler gelip burada Hüseynim vay deyirdiler. Bilirsiz o baş elə bir vəziyyetteydi ki elə davranmıştılar. Şiman Xuli hermele hamısı taş atmıştılar ok atmıştılar küle koymuştular. O başı rüyye tanıyanz diye. Eğer rahib onu temizlemeseydi. Rahib gülabla imamın sakkalını yumuşdu. Elə mərifetle davranmıştı imandan. Özüne müsəlmanam diyen nane cibler taş vurdular, ok vurdular. Ama bakın görün hele bu rahip nece davrandı. Gülabla imamın sakkalını yudu. İmamın üzünün kanını yudu. Başı temizledi. O temiz halda geldi hanım rüəyyyenin kabağına. Ona göre örtüyü götüren örtüyü götüren kimi yavaş sesle sesledi.
"Baba baba bağın da dodağına da çubuktan vuruplar." Neyledi? Baktı gördüm benim babamdı da. Kare-yi Kur'anle öptü Kur'an cildini Kur'an okuyanı Kur'an'ı verende neyle? Öpür koyur göz üstüne. Rügeyye natik Kur'an'ın başını alıp eller kare-i Kur'an edepli öpli Kur'an cildini başladı. Muhtery o yakşı bu su neyledi? A okudu söyledi öz derdini. Sen Allah'a derdimi diyen de emsan da evvel duanı elememişten kaba rügeyey de emudu başladı derdin danışmağa ellerin bir rehlidi başın senin Kur'an baba heyf ola vardı vleyen cüzvesinde kan babay baba acam. Ama aclıktan demerim. Susuz ama amma susuzluktan da demerim. Baba neyledi biliyorsunuz? Götürdü ayaklarını uzattı. "Baba bak yaralı ayaklarıma. Herbe yordu beni. Yordu öldürdü beni. Ben bunlardan yemek istemedim. Elbise izlemedim. Ben fakat babamı istedim ama namedler vurdu beni. Vurdu beni." Uca denen ya Hüseyn Hüsey ondan başladı. Ey amma beni kaş elim. Canım olaydı. Ne istiyorsan bala? Sinemde bu baş bir gece mehmanım olaydı. Ne olaydi? Almayaydılar. Babamın kesip başını ben sabaha de babamla konuşaydım. Babamla kalaydım. Gün hayandan dedi çıktı baba geldin görüşe şane insaf değil şahe insaf deyil bir böyle menzilde düşer ata gelse eve lazımdı kızıyla öpüşe ay kızı olan babalar analar görəsen atanın evde 10 ded evladı olsa. Eğer kız varsa ata eve giren kimi birinci kızın öper, birinci kızın basar bağrına. Baba gelse eve lazımdır kızıyla görüşe. Sen fakat bir nezer eyle. Gör otağım haradı. Öpür ben seni. Sen öpme. Dodağın yaradı. Ay babam. Ay babam. Bitirim. Şam kızları gelirken düşe öz bağlarına. Bugün de böyledir. Biz balalarımızı başına sığal çekirik. Ama dünyanın öyle yerleri var ki orada baba sığalı ana nevazişi evezine uşağın başına bomba tökürler. Şam kızları gedir gerşe öz bağlarına. Benim ahim ucalıp şam uca dağlarına. Ay baba gelmedi minnetti can oldu bu hazne kızına bir dua eyle dua de ölüm üstə kızına baba koymen ölüm o andaca bunları diyen kimi üreği durdu o balan nefesi kesildi o balanım.
Zeynep diyor gördüm Allah şam bir yana düştü. Pervane bir yana düştü. Zeynep onda neydi? Bakın bacılarım bu mereni size okuyuram. Ablalarım, annelerim bakın. Allah göstermesin. Bir cenaze gelende bir Allah göstermesin. Şehit cenazelerinde biz bunu görmüşük. Ruhu şad olsun bütün şehitlerimizin. Ruhu şad olsun. Ben Karabağ şehitlerinin cenazelerinde hususiyle hicablı hanımlar, hicablı hanımlar görürdüler ki namhrem yoktu. Hatta bəzen namhremleri çıkardırdılar. O hicablı hanımlar cenazenin üstünde baş açırdılar. Başlarını açıp ağlayırdı da bilmir ne adetti bu hanımlarda. Hanım Zeynəbi gbecet elədi. Yazırlar böyle. Baktı gördü namrem yokdu. Dedi, "Rubab seçine kabağa gelin. Ay kızlar hamımıza diyeceğim başınızı açın. Hamız baş açın kardeşima baş açan öldü. Atlar ayağı altta o gün de kaçan öldü." Zeynep ucadan sesledi, "Allah balam öldü." Gülsume dedi, "Gel bacı vallah balam öldü dedi daim kara mecer salanem mi sene kurban raini gemler alanmı sene kurban rüayyeye kardeşsız oğulsuz kalanem sana kurban bala uca dene ya Hüseyn gelin hanım Rügeyyein diliyce hanım Zehra'nın diliyce hamı desin anan kurban oğul ey vay kızın kurban babam ey vay Hüseynim vay Hüseynim vay eynim Hüseynim ne olar ki bak Allah'a olsun hanım bazı ben öyle öyle bir tane elimi sakla bir elimi sakla yalvarırım benim artık iki gecem kaldı iki gecem kalından sonra görüşecek görüşmeyecek Allah bilesin iki gece Gecem kaldı. Ben hanımların arasında okuyuram öğlen vaktında Zehra anada elə bir əzadarlık olur. Elə bir ses verirler analar size qurban olum ne olar. Gelin bu məclis de bu son günlerde ben helqə söylemeyeyim ki yüksəkdendir. Yüksəkdendir. Ne olar? Özünüz elə bir ses verin İmam Hüseyne'e ki sesiniz qoy yetişsin buradan Kerbelaya. Hepinizden rica elirmem. Anan kurban oğul ey vay. Anam kurban oğul eyvay Hüseyn v Hüseynim. Vay Hüseynim vay Hüseynim vay elin kaldı içine vur. Anan kurban bak oğul eyana bak. Sin vur kurban olum anan kurban oğul ey vay Hüseynim. Vay Hüseynim, vay Hüseynim vay Hüseynim. Yatıp disinene kan. Vay yatıp sinende kan. Ey vay Hüseynim. Hüseynim. Ay saçına kurban. Ay Hüseynim. Anan kurban oğul. Anan kurban oğul. Eyvah. Cevap anam kurban. Hüseynim vay Hüseynim vay Hüseynim vaynim vay Hüseynim vay olubdu çöyneyim garet oldu köyne garet kalıptı peykününür yan alıp dipy. Aferin. Bu üryan nene oğlu bu ürasin nene oğlu. Atam kurban, anam kurban, atam kurban. Anan kurban oğul ey. Destemiz ses versin. Angur Hüseynim vay Hüseynim vay Hüseynim vay okuyam verim kardeşimizeim yatıp sinende yatıp sinende kan ey vay yatıp sinende kan ey vay Hüseynim vay Hüseyn Hüseynim vay Hüseynim vay benim vay kalardım götahünde elimde çayare olsaydı özüm sinende bağlardım bala ne kadri yare olsaydı salardı yatsın eğer gvvare olsaydı diyerdim yat balam lay diyerdim lay bir de de bir de diyerdim yatay vay hüseynim vay Hüseynim vay Hüseynim vay Hüseynim vay labbeyke ya Hüseyn Lebbeyk Hüseyn lebbeyk ya Hüseyn Lebbey ya Hüseyn Hazreti Zeynep'in dilidir ya Hüseyn uyan Hüseyn ya Hüseyn uyan Hüseyn Ya Hen uyan Hen Ya Hen uyan Hen çatı yard diyarına.