📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Bir Mezhebe bağlılık şart mı ? &Ali Aydın

Ahmet Ali Yıldırım56:08

Transcription

Selamlar, iyi günler arkadaşlar. Bugünkü konumuz mezhep bağlılık şartı var mıdır? Biliyorsunuz, bu bir gelenek haline gelmiş aslında. İnsan düşündüğü zaman, ben onu düşünürdüm. Mesela, bu dini biz öğrendik mi, yoksa atalarımızın dininde miyiz? Diyelim ki Rusya'daki bir insan, ana babasından, atalarından gördüğü inanç üzerinedir. Burada da biz de aynı durumdayız. Biz de büyüklerimizin yaptığı işleri yapmış oluyoruz din adına ve ne kendi araştırarak mezhep seçiyoruz.

Eee, yani diyelim ki hani dört mezhep koymuşlar ortaya da, bakıldığı zaman Hristiyanlığa biraz daha uyuyor. Orada da dört kitap var zaten, dört mezhep var. Burada da bakıyorsun, dört mezhep seçilmiş gibi. Halbuki çok inanç var, mezhep var. Yani farklı sayısını bile bilemiyoruz. Yani 200'ün üzerinde mezhep var bakıldığı zaman Müslüman coğrafyada. Biz bunları kendimiz mi seçiyoruz, yoksa atalarımızdan, atalarımızın dininde miyiz inancında mıyız? Mezhebe bağlı olmak şart mıdır? Ali hocanın bir çalışması var bu konuyla ilgili. Buyur Ali hocam.

Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Hocam, bu mezheplerde ve fırkacılıkta, yani bununla alakalı ayetler var. Onlara değineceğiz inşallah. Bu işin yolu açıldı mı artık? Bu kapanmaz, kıyamet gününe kadar devam eder. Bu yüzden fırkacılık, mezhepçilik, her türlü tefrika, hizipçilik İslam dininde Allah tarafından yasaklanmıştır. İnşallah bunu göreceğiz.

Yüce Allah insanlar üzerine mezhepleri gerekli kılmamıştır. Asla böyle bir şey yoktur. Herhangi bir mezhebe bağlanmak Allah'ın emri değildir ki onu yerine getirmek gerekli olsun. Yüce Allah, muvahhit alimleri ayırt etmeksizin dini meselelerde onlara başvurulmasını emrederek şöyle buyurmuştur: "Eğer bilmiyorsanız, Kur'an ehlinden sorunuz." (Enbiya 7, Nahl 43).

Yani hocam, şimdi eğer mezhepçilik dinin, ilmin, aklın statik hale gelmesine sebep olur. Ama insanlar yaşadığı dönemde, yaşadığı insanlardan soracak olurlarsa, bu kendileri için daha gerekli olan bir şeydir. Dolayısıyla 1000 sene önce, 1300 sene önce, 800-900 sene önce ölmüş alimin görüşlerine gitmektense, yaşayan muvahhit alimlere gitmek en doğru, en geçerli olan yol olması gerekir.

Resulullah'ın arkadaşları ve tabiin dönemlerinde fetva soranlar belirli bir mezhebi ve müçtehidi seçmiyorlardı. Yani bu Allah Resulü'nün döneminde yoktu, sahabiler döneminde yoktu, tabiin döneminde yoktu. Tebe-i tabiin döneminden sonra bu mezhepçilik, fırkacılık ortaya çıktı. Onlar herhangi bir mezhebe bağlanmadan, güvendikleri alimlerden hangisine rastlarsa sorularını ona soruyorlardı. Onların bu davranışlarını hiç kimse dine aykırı görmüyordu. Onların bu davranışları, herhangi bir mezhep imamını taklit etmenin veyahut bütün meselelerde belirli bir müçtehide bağlı kalmanın vacip olmadığına dair bir nevi icma ve ittifak sayılmalıdır. Aynı zamanda insanları belirli bir mezhebe bağlı kalmalarını mecbur tutmak, onları zorluğa ve darlığa mahkum etmek olacağından asla caiz değildir.

Böyle bir şey olabilir mi? İnsan sürekli yenilenmeye ihtiyaç duyar, sürekli olarak yenilenmesi lazım. Mesela hocam, bir örnek vereceğim. Burada biz mezhebe bağlı olmadığımızdan dolayı, herhangi bir alimin içtihadına, görüşüne, fikrine, inancına sahip olmadığımızdan dolayı, Kur'an sayesinde, Kur'an'a olan bağlılığımız sayesinde şu 5 sene zarfında Kur'an bize neleri öğretti, hangi aşamadan nereye götürdü? Çok ilginç, muhteşem şeyler Kur'an bize öğretti. Ama eğer biz bir mezhebe bağlı olsaydık, bir cemaata, bir tarikata bağlı olsaydık, Kur'an, Kur'an asla bu ilmi, bu açılımı bize vermeyecekti. Dolayısıyla Yüce Allah insanların sadece kendisine özgür olarak kalmalarını ister. Mezhepleri din yapmak cahiliye anlayışıdır.

Müçtehit olarak kabul eden alimlerin büyük çoğunluğu, Kur'an'da bulunan kavramlardan, Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğünden haberi olmayan kimselerdir. Ben bunu niye söylüyorum? Eğer bu müçtehit olarak, mezhep imamı olarak, müfessir olarak gülen din adamları, eğer bunlar Kur'an'ı anlamış olsalardı, Kur'an'dan haberleri olmuş olsaydı, bırak hocam anlamayı, Kur'an'dan haberleri olmuş olsaydı, Kur'an'ın birçok kavramı bugüne kadar gelmemesi gerekirdi. Şu anda Kur'an'ın en basit kavramları, en basit kavramlarını Yüce Allah sayesinde, Kur'an'ın ilmi sayesinde çözmeye çalışıyor. Ama eğer bunlar, eğer bunlar Kur'an'a gitmiş olsalardı, Kur'an'ı anlamış olsalardı, Kur'an'dan haberleri olmuş olsalardı, Kur'an'daki birçok kavram, birçok kelime günümüze kadar anlamı çözülerek gelmesi gerekirdi. Biz bugün Kur'an'ın kavramlarını, kelimelerini çözmeye çalışıyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Allah Resulü'nden 1400 sene geçmiş.

Evet hocam, bir şey anlatayım da. Yani güncel bir konu bu. Yakın zamanda bir mevcut, yani görev yapıyor camide imamlığı devam eden bir kişiye, bizim bir cemiyet içerisinde, ben de orada olduğumdan dolayı diğer arkadaşlar fikirlerimi biliyorlar. O imamla biz ilk defa orada oturuyoruz diyelim. O beraberlikte ona sordular. Yani bu mezheplerde mesela birinde abdest şöyle bozuluyor, birinde şöyle oluyor, bozuluyor falan. Evet dedi, böyle mi yapmak lazım? Öyle dedi. Ben dedim, bir soru sorayım bu hocaya. Dedim ki: "Biz o zaman ahirette gittiğimiz zaman mezheplere göre mi soru soracaklar bize? Mesela sen şöyle almıştın abdesti, kabul ediyoruz. İşte öteki mezhebine göre aldığı abdesti kabul ediyoruz. Yani diyelim ki birisi kan çıktıysa abdesti bozuldu, kadına değdiyse abdesti bozuldu, onu Şafi mezhebine göre değerlendirecekler, ona geçecekler. Öteki bozulduysa, diyelim o da kabul görecek. Yani şimdi mezheplere göre mi yargılanacağız?" dedim. Dedi ki: "Tabii ki mezheplere göre yargılanacağız." Yani durum budur. Bu kadar absürt bir düşünce olamaz. Yani mezheplere göre yargılanacağız. O zaman sormak lazım, Peygamber hangi mezhebe bağlıydı? Tabii bu hocayla biz çok uzun konuştuk da, sonra dedik ki: "Ya ben bilmiyorum." Dedi, itiraf etmeye başladı. "İşte ben dedi, anlamadım falan." Dedi. Yani böyle düşünceye sahip insanlar var. Bilgi sahibi olmuyor. Acınacak durumda bunlar, biliyor musun? Acınacak durumda bunlar.

Evet, evet. Yani hocam, mezhepleri, mezhepleri beşerin içtihatlarını, beşerin fikirlerini Allah'a denk hale getirmişler. Allah'a denk hale getirmekten daha öte, Allah'ın üzerinde bir konuma, bir değere sahip tutmuşlardır. Böyle bir şey olabilir mi? Kardeşim, Allah'tan korkun. Siz bir beşerin görüşünü, bir beşerin sözünü, inancını Allah'ın üzerinde bir değere, bir makama çıkarıyorsunuz. Kardeşim, böyle bir şey olur mu? Musa Aleyhisselam bile Firavun'a diyor ki, ve Firavun gibi birisine, sakın Allah'ın üzerinde bir yücelik taslamayın. Ben size apaçık bir delille geldim. Kur'an varken, Allah'ın kelamı varken, Allah'tan gelen hüccetül kesin delil varken, bu mezhepçilik nedir kardeşim? Bu içtihatlar nedir? Bu böyle bir şey olabilir mi? Bir insan, bir insan Allah'ın hükmünde ortağı olmayacağını en azından düşünmesi gerekiyor. Arkadaşlar, onun için Allah şirki bağışlamayı söylüyor. Yani iki ilah olmaz. İki ilah olsa tartışma olur, yeryüzü fesada boğulur, kavga ederler. Bakın bugün iki kardeş anlaşamıyor. Siz iki ilah veya yetki verdiği kişilerden bahsediyorsunuz. Bunlar hasta olacak şeyler değildir. Akıllı olalım ve iyi düşünelim.

Şimdi bu mezhepleri, mezhepleri de sanki şey, yani Osmanlı'nın böyle yerleştirdiği gözüküyor. Yani dört tane büyük mezhep olarak. Yoksa çok eski değil bunların böyle mezheplere bağlılık. Daha eskiye dayanmaz zaten. Öyle bir şey de yoktu zaten. Bunların zaten kurucu diye düşündüklerimiz Ebu falan, bunlar falan mezhepte kurdukları da yok. Yani bunlar bir içtihatta bulundular. Eğri veya doğru, kişiler kendisini o içtihat yolunda olduklarını söylediler ve böylece kendiliğinden oluşmuş bir şey ortaya çıktı. Yani evet.

Hocam, Kur'an'da Yüce Allah'ın, Allah'ın aslında Allah'ın altında, ötesinde, berisinde din adamlarını rablar edindiler. Günümüzdeki karşılığı son vahyin tarihindeki karşılığı işte budur. Din adamlarıdır. Mezhepçilik ırkçılıktır. Bunlar din adamlarını, rablar ve ilahlar edinmişler. Bunun başka asla bir izahı yoktur. Tek izahı budur. Yoksa Allah Kur'an'da neden illah desin? Onlar din adamlarını Allah'ın ötesinde, berisinde rabler ve ilahlar edindiler. Bir örnek verelim. Orada yani rab, rab, yani hüküm koyan edindiler anlamı gelecek geliyor zaten. Arkadaşlar, diyelim ki tilkiye birisi haram diyor, öteki helal diyor. Bunun nevi, denizden çıkan ürünlere birisi helal diyor, diğeri haram diyor. Bu kim? Bunlar ilah mı? Helala haram diyen dinden çıkmış oluyor. Helal harama da helal diyen dinden çıkmış oluyor. Bunlar Allah'ın altında hükümde yetki sahibi mi? Bunlar ki? Yani bunların birçok örnekleri var buna benzer. Bu, bu rab işte, yani hüküm tahsis etmiş oluyor. Bunu elçilere bile Allah izin vermemişken, ki onu defalarca söyledik, Allah'ın dinde elçisine bile hüküm otorite sahip ortaklığı olmadığını söylemişken, bu insanlara kadar nasıl uzandı bu iş?

Evet hocam, bu konuyla alakalı bana bir ayeti hatırlattınız. Nisa Suresi 105. ayette Yüce Allah der ki: "Sana bu kitabı indirdik bir amaca yönelik olarak. Bu kitabı sana indirdik, ey Nebi, insanlar arasında hükmedin Allah'ın sana gösterdiği şekilde, vahiyle indirdiği gibi." Kardeşim, Allah'tan korkun ya. Gerçekten de eğer helal ve haram, yani bir birisi helal ve haram kılıyorsa, ona iman ediliyorsa, bu rab demektir, Allah demektir. Çünkü hüküm koyan sadece Allah'tır. Kardeşim, kim helal ve haram koyabilir? Ağız alışkanlığı haline getirerek "şu helaldir, şu haramdır" demeyin. Yoksa Allah'a iftira etmiş olursunuz. Allah'a iftira edenler asla kurtulamaz. Nebi, Nebi eşlerini memnun etmek, "Allah'ın sana helal kıldığını nasıl haram kılarsın?" günahından tövbe et demiyor mu orada? Diyor. Onun için bakın arkadaşlar, bu mezhepler helal ve haram kılmışlar. Yani bunu, buna dikkat çekin. Yani dinde otorite pay sahibi oluyor bu durumda. Kendilerini Allah yerine koymuş. Hocam ya, kendilerini Allah yerine koymuş. Acaba kendileri mi yapmış bunu, yoksa sonradan mı ona, onlara şey edilmiş? Onu da biz bilemeyiz. Neticede bunlar hiçbir insanları doğru yola getiremez. Yani mezhepler, insan, siz mezhepleri de araştırıp da mezheplere de girmediniz ya. Aslında bu birçok insan, çoğunluğumuz dinini araştırarak dinini seçmedi ki. Hristiyan ülkede doğsaydı, Hristiyan olmayacak mıydı? Yahudinin orada doğsaydı, İsrailoğlu orada doğsaydı, aynı orada Yahudi olmayacak mıydı? Yani bir düşünün arkadaşlar. Budizm bölgesinde doğsaydı, yine Budist olacaktı. Ne fark var? Ne farkı var? Yani bu ne farkı var? Bu fark yok. Yani biz bunu düşündük. Biz burada doğduk. Biz 1-0 galip mi? Galip miyiz? Yani biz otomatikman Allah'ın sevgili kulları mı oluyoruz acaba? Yani TP var bizde ki biz Müslüman ülkede doğduk, biziz kurtulacak olanlar. Arkadaşlar, onlar da öyle diyorlar, biziz kurtulacak olanlar. Yani bunlara iyi dikkat çekelim. Tamam mı? Yani bir şey yapın. Nasıl kendi sabahınızdan yaşamlarınızı sürüyorsun, emeğinizin karşılığında ileri alıyorsanız, bu cennet cehennem meselesi, dünyadaki güzel yaşam ve ahiretteki güzel yaşam meselesi de kendi çabanıza bağlı. Başka bir şey yok arkadaşlar.

Evet. Bir şinin Yahudi, bir şinin Yahudi, bir sünninin Hristiyan'dan ne farkı var? Yok. Ne farkı var kardeşim? Bize söyleyen, bize ortaya koyan, ne farkınız var? Asla hiçbir fark yoktur. İçtihatlarına dikkatli bakıldığında Kur'an'a son derece yabancı oldukları görülecektir. Yani mezhep imamlarının, bunların din adamlarının, müçtehitlerin, müfessirlerin içtihatlarına bakıldığında Kur'an'a son derece yabancı oldukları görülecektir. İslam'da kişinin bir mezhebe tabi olmasını gerekli kılacak herhangi bir mecburiyet ve hüküm asla bulunmamaktadır. Tam aksine fırka ve mezhepler Kur'an'a, Kur'an'ın birçok ayetinde reddedilmiş bölücülük ve şirk olarak kabul edilmiştir. Enam Suresi, şu ayetlerin sadece numaralarını vereceğiz arkadaşlar. Bu ayetlere baksınlar: Enam Suresi 159, Rum 30-31-32, Ali İmran 103-105. Ayetlere baktıkları zaman fırkacılığın, mezhepçi, Kur'an'a aykırı ve şirk oldukları, büyük bir zulüm oldukları görülecektir. Mezhep ve cemaatler, insanın iradesinin önünde bir barikat ve bataklık gibidir. Kişinin hiçbir tarafa ayrılmayacak şekilde kendisini belirli bir mezhebe mahkum etmesi, Allah'ın kullarına karşı zorluk çıkarma anlamını taşımaktadır. Yüce Allah şöyle buyurur: "Dinde zorluk, zorlaştırma, ikrah, nefret ettirme yoktur." Neden? Çünkü Allah tarafından indirilen vahiyle hak ile batıl, iman ile küfür birbirinden ayrılmıştır. Artık bunun ötesinde kimse artı şeyler koymaya asla yetkili olamaz. Bundan dolayı, bundan dolayı Allah'ın indirdiği hükümden başka şeye şeyi reddederse bir insan, tağutu reddederse, hüküm koyucuları reddederse ve işte o zaman Allah'a iman etmiş olacak. Tağutu reddetmeden, tağutu reddetmeden şeytanların içtihatların ve hükümleri reddetmeden Allah'a iman asla gerçekleşemez. İşte o zaman, o zaman sağlam bir kulpa yapışmış olur. O zaman sağlam bir kulpa, sağlam bir imana, sağlam bir itikada, sağlam bir hayata tutulmuş olur. "Len fis lehe vallahu semiun alim." (Bakara 256).

Yani Allah'ın haram kılmadığı bir şeyi haram kabul etmek, ahirette Yüce Allah'ın huzurunda büyük bir mahcubiyet yaşatacaktır. Mezhep inancı, din adamlarını Allah Resulü'nün bulunduğu makamdan daha ileriye götürmek anlamını taşımakta, onları dokunulmaz ve masum birer ilah ve rab kabul etmekte, din adamlarını kutsama inancını insanlara dayatma anlamına gelmektedir. Tövbe 31. ayete baksınlar mesela. Yüce Allah der ki: "Sayın hocam, İbrahim Yahudi..." Ne kadar muhteşem! Şimdi Yüce Allah, Yüce Allah Rahman ve Rahim olan Allah, bu ayeti bize niye bildirsin? Bu ayeti Muhammed Aleyhisselam'a niye indirsin kardeşim? Bir düşünün. "İbrahim Yahudi..." Dikkat edin, dikkat edin. "İbrahim Yahudi değildi, İbrahim Hristiyan da değildi. Peki neydi? İbrahim Hanif Müslim'di. O Hanif saf bir Müslümandı. Hiçbir zaman imanına Allah tarafından indirilmeyen bir şeyi asla imanına bulaştırmadı. Cıbına bulaştırmaz mı? Hanif derken bu Hanefi mezhebi diyoruz ya, Hanefi mezhebi İmam-ı Azam'ın bulunduğu diyelim. Zaten Hanefi doğru demektir zaten. Orada karıştırmasın arkadaşlar. Yani Hanefi mezhebinden falan değil yani. Doğru olan dindendi yani. Mezhep mezhep olacak şey değil zaten. Hiç kimse de o mezhepte ne yazdığını bilmiyor. Araştırsın. Hepsi tluk yapmışlar. Yani Allah'ın hükümleri sanki gibi ilaveler veya çıkarımlar, eksiltmeler. [Müzik] Çoğalmaları. M? Yani o hiçbir zaman müşriklerden olmadı." Bu ayetin iniş sebebi, Hristiyanların, Yahudilerin, hatta Mekke müşriklerinin bile İbrahim Aleyhisselam'a olan bağlılıkları, sevgilerinden dolayı. "Siz İbrahim'i seviyorsanız, siz İbrahim'i seviyorsanız, kardeşim, siz eğer Muhammed Aleyhisselam'ı seviyorsanız, gerçekten Muhammed Aleyhisselam'a sevginiz varsa, Muhammed şi, Muhammed şi, Sünni, Muhammed ne Şii ne de Sünniyim. O Hanif bir Müslümandı. Muhammed Aleyhisselam Kur'an'dan başka bir kitaba hiçbir zaman bağlı olmadı kardeşim. Sadece Allah tarafından indirilen kitaba, vahiye bağlı kaldı. Kur'an'da onlarca ayette Yüce Allah der ki: "Ona, ey Nebi, rabbinden sana vahyedilene tabi ol." Mesele bu kadar basit kardeşim. Mesele bu kadar kolay, bu kadar basit, bu kadar zor bir mesele değil ki bu. Dolayısıyla yuk, İbrahim Aleyhisselam'la alakalı yukarıdaki ayet, Muhammed Aleyhisselam'la alakalı güncellendiğinde, Muhammed ne Şii ne de Sünni idi. O ancak Hanif bir Müslümandı. O hiçbir zaman müşriklerden olmadı. Dolayısıyla mezhepleri birer din gibi kabul etmek ve mezhep imamlarının yanılmazlığı ve hatasız olduklarını ümmi insanlara penis etmek, Kur'an'a göre şirkten başka bir şey değildir. Ya kardeşim, Allah'tan korkun. Böyle bir cehalet mazur görülebilir mi? Yüce Allah, Yüce Allah Kur'an'da Nebi Aleyhisselam'ın hatalarını anlatır. Nebi Aleyhisselam'ın hatalarını anlatır. Nübüvvet makamında, risalet ayrı bir şey. Mesela der ki: "Nebi'ye ve iman edenlere cehennemlik oldukları belli olduktan sonra müşrik akrabalarına istiğfar etmeleri yakışmaz." Nebi Aleyhisselam bile Allah'a karşı hata ederek müşrik akrabalarına istiğfar etmiş ve Kur'an'da Allah tarafından uyarılmış. (Tövbe 113). Sizin din adamlarınız nasıl masum oluyor kardeşim? Nasıl hatasız oluyor? Sahabiler onlarca ayette sahabiler Kur'an'da kınanır, düzeltilirken, Kur'an'da 80'den fazla yerde "Ey iman edenler, ey iman edenler, böyle yapmayın" varken, sizin mezhep imamlarınız nasıl masum oluyor? Nasıl oluyor kardeşim? Bu açık şirk. Yerleştiği toplumlarda şöyle bir inanç meydana gelecektir. Hocam, şimdi dikkat. Nasıl bir inanç meydana gelmiş? "Dört hak mezhep vardır, gerisi batıldır." Bu ifadede birçok hata vardır. Bu ifadede birçok hata vardır. Birincisi, hak sıfatının içtihatlara ve mezheplere verilmesidir. Oysa hak kavramı, hak kavramı Yüce Allah'tan gelen şaşmaz ve değişmez doğrular, yani vahiy anlamında kullanılmıştır. Beşer tarafından uydurulan ve tam bir ihtilaf ve hurafe yığını olan mezhepler nasıl hak oluyor? Sizin bu yalan, iftira, Allah'a iftira, Allah Resulü'ne iftira olan mezheplerimiz nasıl hak oluyor kardeşim? Ayrıca dört mezhep dışında doğru bir içtihat kabul etmemek ve bu mezhepler dışında bütün içtihatları reddetmek büyük bir yalan, haddi aşmak, cehalet ve iftiradır. Yüce Allah buyurur ki: "Elhak rabbike." "El rabbike." Peki siz mi doğru söylüyorsunuz, sizin din adamlarınız mı doğru söylüyor, Allah mı doğru söylüyor? "Ey Nebi, hak rabbinden gelendir. Sadece rabbinden gelendir. Rabbinden gelmeyen hak olamaz. Sakın şüphe ediciler olmayasın." Ya Nebi, onlar teklif ettiler, yani ne teklif ettiysen o konu olmamış. Orada ne diyor Allah Nebi'ye? "Sen de onlara meyl etsek der." Ayette, "Eğer sen onlara meyl etseydin, dünyanın da ahiretin de en zorlu geçecekti." Yani dünyanın da cezalı, şiddetli geçecekti, azap içerisine geçecekti. Ahiretin de azap içerisine geçecekti. Sana, sana burhanımız göstermese de, sen onlara az kalsın meyl edecektin der." Yani demek ki burada uyarıyor. Hak rabbinden gelendir. Onların tekliflerine sakın ha sakın şey etme diyor. Ona tabi ol.

Aynı hocam, ayette sonra ayette diyor: "Eğer azık onlara meyl etmiş olsaydı..." (İsra 75). "Sana hayatın ve ölümün acılarını tattıracak, şu anda bunların tattığı acılar gibi işkenceler gibi, kaos gibi, karışa gibi, bunların inançları yüzünden bu coğrafya huzur bulmadı ya, huzur bulmadı ya. Her tarafımızda kan ve gözyaşı. Libya'dan tut hocam ta Filistin'e kadar, Gazze'ye kadar, Lübnan'a kadar, Suriye'ye kadar, Irak'a kadar her gün kan ve gözyaşı. Neden? Çünkü akıl ve mantık çalışmadığı için. Ya siz 1400 sene, 1300 sene önce ölmüş insanlara, fosillere nasıl kulluk edersiniz kardeşim ya? Fosillere kulluk edilir mi? İnsan sürekli yenilemek zorundadır, sürekli kendisini çek etmek zorundadır. Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi 1000 sene önceki din adamına mahkum eder mi? Evet. Ham bu diyanete harcanan para savunma sanayine harcanmış olsaydı, inan herhalde dünyada en önemli savunma sistemine sahip olurduk, değil mi? Evet. Maalesef hocam, hepsi hepsi israf. Allah'a yemin olsun ki, kete harcanan bütün şeyler israftır. Evet. Camiler hiçbir işe yaramıyor. Camilere harcanan para da buralara harcayıp gene savunma sanayine. Yani düşünebiliyor musun? Yani bu dinde harcanan, yani hala her ay verilen maaşlar, yazık günah yani bunlara. Tamam mı? Hiçbir işe yaramıyor. Yani bunlar da fabrikalara çalışsaydı daha da iyi olurdu. Yani evet.

Hocam, mezhepler dolayısıyla mezhepler bizim imani yönden, ilmi yönden, hayat yönden, düşünce yönünden bizi yerimizde saydırıyor. Bizde bir gelişme meydana getirmiyor. İmanımızda, ilmimizde, hikmetimizde, ahlakımızda herhangi bir gelişme olmuyor. Çünkü 1000 sene önce ölmüş olan din adamına mahkum olarak yaşıyor, mahkum. Onun iradesine mahkum olarak yaşıyor. Özgür olamıyoruz, özgür değiliz. Bir yere bağımlı oluyoruz. Artı bu mezheplere tabi olanlar, onların da aslında fıkıh ortaya koydukları fıkıhı da öğrenmiş değiller. Belki okusalar onlara da kafasına uymayacak. Yani diyecek ki: "Bu yanlıştır, ben buna uymam lazım" diye düşünmeye sevk edecek. Kendisine ama bizde okumama hastalığı, araştırmama hastalığı da var. Yani ne Kur'an'dan insan bir bilgiye sahip oluyor, ne de bağlı olduğu mezhepten atasından gelmiş bir şey, onu ona kabulleniyor ve öyle gidiyor. Ama iş şeye geldiği zaman, menfaatine geldiği zaman, onları atasından gelen şeylere bırakmıyor. Yani onlarda kendisi kafa yoruyor. Mesela menfaatine. Ama yine sıra geldiği zaman, işte atasından geleni uygulamış oluyor. Atasından geleni uygulayarak nereye varabilecek ki insan? Bir yere varamaz ki, bir doğruya ulaşamaz. Yani hocam, demin okuduğum ayet Bakara 147. ayetti. Bakara Suresi'nin 40. ayetinde de Yüce Allah şöyle buyurur: "İşte burada mezheplerin hangi anlama geldiğini ayet ortaya koyuyor. İşte hakla batılı karıştırmayın diyor Allah." Tam olarak hocam, mezhepler anlatıyor. "Sakın sakın, çünkü daha önce Yahudi din adamları yapmış, Hristiyan din adamları yapmış. Bu sefer diyor ki, hani aslında bu ayetin muhatabı Medine'deki Yahudi din adamlarıdır ya. Şimdi son vahyin tarihindeki din adamları şun düşünecekler: Ya Allah burada Yahudi din adamlarını uyarıyor. Sakın diyor, hakkı batıla karıştırmayın. Biz hiç olmazsa ya bu hedefe düşmeyelim, bu tuzağa düşmeyelim. Böyle bir şey yapmayalım." Allah uyarıyor kardeşim. Mezhepçilik nedir? Vallahi mezhepçilik hakkı batıla karıştırmak, bile bile hakkı gizlemektir. Kur'an'ı gizlemektir. Çünkü insanlar sizin yolunuzun doğru olduğunu zannederek Kur'an'a gitmekten, hidayete gitmekten, Allah'ın rahmetine ulaşmaktan kendilerini alıkoyuyorlar kardeşim. Sizin yolunuzun, sizin batıl, şirk yolunuzun mezhebiniz doğru olduğunu zannediyor. Halkın büyük çoğunluğu kardeşim. Yani burada Kur'an okuyan arkadaşlar veya bu buradaki sözleri dinleyen arkadaşlar, şu yanlışa düşmesinler. O ayet yahudilerden bahsediyor, bizi ilgilendirme diye sakın düşmesinler. Allah ü mezhep, be mezhep, Yahudiler, Hristiyanlar, Müslümanlar diye ayrı ayrı konuşmaz zaten. Yani birini örnek verdiğinde, o ayette aynı durumda sen de aynı durumdasın. Bir nebinin yaptıklarını söylediğin zaman, bütün nebiler aynı şeyi yapmış demektir. Tek tek bunları saymaz. O zaman bu kitap çok büyük, daha büyük sayfalar halinde olmuş olacaktı. Yani neticede bir örnekleme verir. Mesela bunu, mesela Tövbe Suresi'nin 34. ayetinden anlarsın. Mesela en basit aklıma geldiği çok yerde vardır. "Ey iman edenler" diye başlar ayet. Tamam mı? "İyi bilin ki din, din bilginleri ve din adamlarının suyu, insanların parasını hak etmeden yerler." Bu burada ahbar ve ruhban geçer. Ahbar ve ruhban, din bilgini ve din adamıdır. Bakın, bizim mealleri hepsi Hristiyan papazı veya Yahudi hahamları diye çeviri yapmıştırlar. Bu ayete. Halbuki ayetin başı "Ey iman edenler" diye başlıyor ya, "Eyyühellezine amenu" diye başlıyor. Ayetin başı. "İyi bilin ki din bilginleri ve din adamları" çevirmeleri gerekir ayeti. "İnsanların parasını hak etmeden yerler ve insanları Allah'ın yolundan saptırırlar." Bu ayet tek başına yeter. Bakın bu uyarı bizi uyarı. Yani bunu dediğim gibi, ayete haham ve papaz verince insanlar, bu Hristiyanları ilgilendiriyor, biz Müslümanları ilgilendirmiyor. Ayetin başına bakın, din bilginidir. Orası işte. Ayeti yanlış çevirdikleri insanı düşünmeye sevk ettirmiyor. Bu ayette birçok ayette de öyledir. Yani insanların parasını haksız yere yerler. Altını ve gümüşü yığanlar, onlar genel geliyor kelime. Allah yolunda harcamayanlar, "El en verici bir azapla müjde" diye. Bu ayet tek başına uyarıda yeter. Evet. Yahudi din adamları, Yahudi din adamları, Hristiyan din adamları hakkında olan her ayet, Şii ve Sünni din adamları hakkındadır. Tabii ki bütün hepsini kapsar. Tabii. Yahudi, bir daha tekrarlıyorum. Yahudi din adamları, Hristiyan din adamları hakkında olan her ayet, Şii ve Sünni din adamları hakkındadır. O halde hiçbir mezhep tam ve mutlak olarak hak sıfatının taşıyıcısı olamaz. Çünkü mezhep beşeri bir kurum ve insani bir yorumdur. Allah'ın ve Kur'an'ın sıfatı olarak kullanılan bir kelimeyi beşeri kurumlar için kullanmak asla doğru değildir. Böyle bir şey olmaz. Allah'tan korkun. Allah için kullanılan bir kelime, Kur'an için kullanılan bir kelimeyi siz mezhebiniz için, beşeri yorumunuz, beşeri yolunuz için nasıl kullanırsınız kardeşim? Nasıl kullanırsınız? Nasıl sizin meseniz hak oluyor? Allah'ın kitabıyla yakından ve uzaktan hiçbir bağlantısı olmayan geleneğin batıl mezhepleri kendi aralarında bile birçok meselede ihtilaf etmişlerdir. Birçok meselede ihtilaf, kaos, kargaşa, ittifak etmemiş. Nasıl hak olacak? Şefaat, Mehdi, kabir azabı ve Muhammed'e salavat getirme hurafeleri dışında neredeyse hiçbir konuda ittifak etmemişlerdir. Halbuki aklını kullanan her insan bilir ki dinde doğru bir tanedir. Dinde doğru bir tanedir. Bu yüzden Yüce Allah Kur'an'da indirmiş olduğu ayetlerde hakkı tekil olarak kullanır. Hakkı, şirki, küfrü çoğul olarak kullanır. Mesela "Elif lam ra. Sana bu kitabı indirdik, ey Nebi, insanları şirk ve küfür karanlıklarından aydınlığa çıkarırsın." Aydınlık, nur, hak bir tanedir. 100 tane hak olur mu kardeşim? Hangisi hak? Hanefi mi hak? Maliki mi hak? Hanbeli mi hak? Maliki mi hak? Hangisi hak kardeşim? Bundan sonra gelen tarikatlar mı? Cemaatlar mı? Yüzlerce, binlerce. Şimdi dört tane mezhep diyorsun. IŞİD ayrı bir şey. DEAŞ, El Kaide, El Nusra. Bu, bu, ah, şaro, şam. Ben sana 40.000 tane sayarım. Yani zaten Suriye'de 40 tane şey var, grup var. Tam 40 grup var Suriye'de. Evet.

Tekrar etmekte fayda var. Kur'an kendi bağlam ve bütünlüğü içinde incelendiğinde, en büyük alim olarak bilinen mezhep imamlarının Kur'an'ı bilmedikleri ve ona aykırı birçok içtihada imza attıkları görülmektedir. Ve maalesef bu içtihatlar günümüze kadar dokunulmaz bir tabu olarak insanlara dayatılmış ve ümmi halk iradesi ve ümmi halk iradesi zincirlenmiş bir esir gibi bu batıl din, bu küfür, bu batıl, bu şirk din karşısında çaresiz bırakılmıştır. Halbuki Kur'an birçok yerde Nebi Aleyhisselam ve arkadaşlarını uyarmakta, hatalarını düzeltmekte, Kur'an ahlakına uymayan bazı hareketlerinden dolayı onları kınamaktadır. Dolayısıyla Nebi Aleyhisselam ile 23 yıl beraber yaşayan sahabileri bile kötü ahlak ve gayri meşru hareketlerinden dolayı yüzlerce ayette uyaran Yüce Rabbimiz, evet, abartmıyorum, yüzlerce ayette uyarılan sahabiler Kur'an'da gözümüzün önünde dururken, burada örnek vereceğim arkadaşlar, baksınlar: Hücurat 1-2-3-4-5 ayetler, Mümtehine 1-2-3-4 ayetler, Cuma 11. ayet. Tarihin en vahşi, Yüce Allah Kur'an'da birçok ayette Nebi Aleyhisselam ile beraber yaşayan sahabileri uyarıyor, kınıyor. "Ey iman edenler" diyor, birçok yerde. Tarihin dolayısıyla tarihin en vahşi ve karanlık çağı olan Emevi, Abbasi devletleri döneminde ortaya çıkmaya başlayan mezheplere güvenip nasıl iman edeceğiz? İman edilir mi kardeşim? İşte bu mezheplerin ümmete getirdiği felaket ve acı ve ızdırap ortada duruyor. Bu yüzden Yüce Allah Nebi Aleyhisselam'a der ki: "Ve kul." "Ve kul." Mekke müşrikleri de ki: "Bu Şura Suresi hocam, 15. ayet. Ben sadece Allah'ın indirdiği kitaba iman ederim." Dur kardeşim. Bu kadar basit. Bunda zor olan ne var? Anlaşılmayan ne var? Bize, bize söyleyin kardeşim. Bak şimdi siz 1300 seneden beri kurumsal hale getirmiş olduğunuz bu din, o kadar güveniyorsunuz, iman ediyorsunuz. Bütün din adamlarınızı bir tabu haline, masum rab olarak götürüyorsunuz. Biz de bu kadar bunlara Kur'an'dan ayetler okuyoruz, size bu kadar şey yapıyoruz. Bize karşı herhangi bir söz söyleyebilir misiniz? Bir itiraz edebilir misiniz? Eğer sizin bize karşı bir itirazınız, bir zerre kadar bir haklılık payınız olsa, olsaydı, bizi, biz bunları konuşma özgürlüğünde bulunabilir miydik? Bunları söyleyebilir miydik? Özgür bir şekilde. Demek ki kardeşim, sizin dininizde, sizin dininizde bir yamukluk var. Ama Kur'an hakkında Yüce Allah ne der? "Gayri inc" der. "Gayri inc." Yamukluğu olmayan, dümdüz bir yol. "Gayri veci." Evet. Ümmetin milyon gavur ve kafir olarak nitelendirdiği Hristiyan ülkelerini, ölüm pahasına iltica etmeye çalışıyor. Bu acı ve ızdırap, gavur olarak bilinen, kafir denilen memleketlere ölüm pahasına kaçmaya çalışıyor. Sizin, sizin işte acı manzaranız. Kardeşim, gerçek manzaranız budur. Bana, bizlere, kitaplarınız bir şey söylemeyin. Bize bir şey okumayın. Bize bir şey anlatmayın. Size iman edemeyiz. Sizin manzaranız, sizin görüntünüz, sizin resminiz ortadadır kardeşim. Sizin ülkeleriniz özgürlük olmadığı için, dinde özgürlük olmadığı için, hayatta özgürlük olmadığı için, zihinde özgürlük olmadığı için, sizin ülkeleriniz milyonlarca insan, ölün pahasına gavur dediğiniz memleketlere göç etmeye çalışıyor.

Mezhepleri din edinenlerin iddialarına göre, içtihat kapısı kapandığından, yeni bir anlayışın, hayat içinde değişen zamanın ihtiyaçlarına cevap vermesi mümkün değildir. Bu durumda iki şeyden birini kabul etmek zorundayız. Hocam, bunların düşmüş olduğu çelişkiler: Bir, insanlık yeni bir şey düşünmek, yeni bir fikir üretmek, yani mezhepler ne anlama geliyor, yeni yorumlar ve yeni içtihatlar ortaya koymak için gerekli gelişmeyi gösterememiş, 1400 yıldan beri bir adım ilerlemeden yerinde sayıp durmuş. Böyle mi? Yani sizin anlayışınıza göre, eğer mezhepler haksa, mezhepler bu kadar gerekliyse, o zaman insanlık yeni bir şey düşünmek, yeni bir fikir üretmek, yeni yorumlar ve yeni içtihatlar ortaya koymak için gerekli gelişmeyi gösterememiş, 1400 yıldan beri bir adım ilerlemeden yerinde sahip durmuştur. Bu yüzden yeni içtihatlı bir mezhepten söz edilemez. İki, insanların hayat standartları hiç değişmemiştir. Dolayısıyla ilk mezhep imamlarının yaşadıkları zamandaki hayat şartları, en küçük bir değişiklik söz konusu olmadan aynen devam etmektedir. Hocam, çok enteresan bir şey ya. 1400 sene önce, 1300 sene önce kurumsal hale getirilmiş olan mezhepleri, 1400 sene sonra bunlar, yani 1000 sene önceki hayatı yaşıyorlar hocam ya. İmanı, yani keşke Kur'an'a bağlılık olsaydı. 1000 sene önceki ilkel hayatı insanlara yaşatıyorlar. İlkel bir hayat. Bu yüzden yeni bir yoruma ve içtihada, dolayısıyla tefekkür ve sorgulamaya ihtiyaç bulunmamaktadır. Onların anlayışına göre mezhepçilik, bütün... Hocam, bunlarla konuştuğumuz zaman, bu mezhepçilik, bunlar bize ne cevap veriyorlar? Bunların saplantıları var. Enteresan, çok ilginç saplantıları vardır. Bundan asla vazgeçmiyorlar. Sürekli bunlar tekrar edip duruyorlar. Bir, mezhep imamları din adına yapılması gereken bütün içtihatları yapmış, işi bitirmiş. İslam'da çözülmedi hiçbir mesele bırakmamışlardır. İki, eksik olan Allah'ın dini, mezhep imamları tarafından tamamlandığından, yeni içtihada kalkışmak gereksiz, isabetsiz ve büyük bir günahtır. İnsanı dinden çıkaracak kadar tehlikelidir. Onların anlayışına göre, üç, Kur'an'ın tercümesini ve tefsir kitapları okumak caiz değildir. Hele bunlardan hüküm çıkarmak zinhar haramdır. Hocam, her gün bunların akademisyenleri bile bunu söylüyor. Kur'an'ın manasını okumak haramdır diyorlar. Kur'an'ı anlamak haramdır diyorlar. Kur'an'ı ancak Allah Resulü anlar. O da hadislerle onu açıklamış. Mutlak müçtehitler ve mezhep imamları da hadisleri fıkha uyarlayarak dini tamamlamışlardır. Onların anlayışları budur. Dolayısıyla din ancak eski fıkıh kitaplarından öğrenilir. Bize düşen sadece dört mezhepten biri takip etmektir. Gerisi sapkınlıktır. Mezhepsizlik dinsizliktir. Onların inançları, onların imanları bu minvalde seyrediyor ve kıyamet gününe kadar bu şekilde devam edecek gibi görünüyor. Hocam, dört, aynı meselenin çözümünde imamların içtihatlarında farklılık olsa bile, bu içtihat farklılığı yalnızca rahmettir. Hocam, bir de şöyle bir rivayetten, şöyle bir rivayetten alıntı yapıyorlar. Bir rivayete dayanıyorlar. Diyorlar ki: "Ya biz ettirir." Diyor. "İhtilafu ümmeti rahmetün." Güya Nebi Aleyhisselam buyurmuş ki: "İhtilaf ümmetimin rahmetidir." "Kur'an azaptır." Diyor. "Kur'an şirktir." Diyor. "Kur'an küfürdür." Diyor. "Kur'an kaostur." Diyor. Bunlar diyor rahmettir. Şimdi nasıl olacak? Hadi şimdi gel işin içine çık bakalım. Ya nesine çıkacaksın? Ya çok uzun meseleler konuşulabilir de, bunlar hepsi boş işlere geliyor ya. Boş. Konuşmalar boş işler. Ama bu boş işler, bu boş işler, bu yolun milyonlarca, bu küfür ve batılın milyonlarca takipçisi var ve bu kıyamet gününe kadar bu yolda milyonlarca insan gidecek. Hocam, ben sokaktaki halktan bahsetmiyorum. Ben cami cemaatinden söz etmiyorum. Ben üniversite camiasından bahsediyorum. Diyanetten bahsediyorum. Tarikat şeyhlerinden, cemaat liderlerinden bahsediyorum. Bu kurumsal hale getirilmiş din haline getirilmiş ve insanlara bu şekilde dayatılıyor. Dolayısıyla bunun en açık bir şekilde, en şeffaf bir şekilde ortaya konması gerekir. Yani bunların batıl ve şirk dinler, bunların yollarının şirk olduğunu, küfür olduğunu onlara anlatılması gerekir. Evet. Ve dolayısıyla hocam, aynı meselenin çözümünde imamların içtihatlarında farklılık olsa bile, bu içtihat farklılığı yalnızca rahmettir. İmamlar bütün içtihatlarında hatasız bir konumdadır. Onlar hiçbir kimsenin sahip olmayacağı üstün niteliklere sahiptirler. Keramet ve keşif ehlidirler. Vehbi ve ledünni ilimlere mazhardır. Beş, mesela hocam, şöyle bir örnek verirler. İmam Ebu Hanife 4 yaşında hafız olmuş. 24 saatte veya iki rekatte bütün Kur'an'ı okuyan mübarek bir şahsiyettir. Ruhunu teslim ettiği yerde 7.000 kere Kur'an'ı hatmetmiştir. 50 defa hac yapmak kendisine nasip olmuştur. Kur'an ilahi, geleneksel dinin üzerinde oturtulan hadisler beşeri olduğu için bünyelerinde birbirine karşı zıt inanç, ahlak ve fikirleri barındırır. Yani hocam, Kur'an iyi demedin sen. Ebu Hanife el-sırma'yı anası 2 yaşına öğrenecekti hafızlığı. Ezberle söylemedim ya. Enteresan. Hocam, Kur'an ilahi, Kur'an Allah tarafından indirildiği için ilahi olduğu için, geleneksel din de geleneksel din üzerine oturtulan hadisler beşeri olduğu için, beşeri olduğu için bünyelerinde birbirine karşı zıt inanç, ahlak ve fikirleri barındır. Yani Kur'an ne derse hocam, Kur'an ne derse, hadis dini, içtihat dini, mezhep dini tam tersi söylemiştir. İkisinin arasında dağlar kadar, batı ile doğu kadar, gökler ile yer kadar fark vardır. Birbirinden çok farklı şeylerdir. Allah'ın diniyle mezheplerin dini arasında. Çünkü Kur'an'ın dini ile rivayetlerin dini birbirine düşmandır. Dolayısıyla muhaddis ve müçtehitler, yani mezhep imamları ne diyorsa tam tersi doğrudur din ve hüküm olarak. Yüzlerce ayette Kur'an beşeri olanı reddeder. Mesela, mesela Yusuf Aleyhisselam zindan arkadaşlarına der ki: "Ya sahıbe sicni, ya sahıbe sicni, ey zindan arkadaşlarım, ey zindan arkadaşlarım." Hocam, bu itikat, bu iman, bu tevhit o kadar önemli ki, rüya görüyorlar. Yusuf Aleyhisselam'a diyorlar ki: "Bize bunu rüyalarımızı tabir et." Yusuf Aleyhisselam o daha sonra işliyor ve bunlara bir tevhit, iman ve İslam dersi veriyor. "Ey zindan arkadaşlarım, çeşitli rablar, ilahlar edinmek mi daha hayırlı, çeşitli rablar, ilahlar edinmek mi daha [Müzik] hayırlı, tek ve kahhar olan Allah mı? Sadece Allah mı?" Ya kardeşim, Allah'tan korkun. Bizim tek, sizin ilahınız tek bir ilahtır, o da Allah'tır. Bizim tek bir ilahımız. Neden yüzlerce, binlerce raba, ilah ediniyorsunuz kardeşim? Allah Kur'an'da "iki ilahınız bile olmasın, iki ilahınız olmasın" derken, sizin yüzlerce, binlerce ilahınız var, rabbiniz. Evet.

Hocam, gene bu ayeti yazmışım. Bu ayet çok enteresan. Yüce Allah der ki: "Allah çekişip duran..." Allah çekişip duran. Hocam, bu ayeti şuradan alacağım. "Olsun ki biz öğüt alsınlar diye bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik. Kuren arabien, kuren arabien, apaçık bir Kur'an. Yani hiçbir yamukluğu, hiçbir yamukluğu olmayan bir Kur'an indirdik bilinçli olsunlar diye. Bilinçli olsunlar diye dümdüz, dümdüz bir Kur'an indirdik bilinçli olsunlar diye." Ondan sonra Yüce Allah der ki: "Allah çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler." (Zümer 27-28-29). Ayetler. Sayın hocam, 29. ayet. Kur'an'ı terk edip din adamlarına uyanlar ile bir tek Allah'a teslim olanların örneğini en muhteşem bir şekilde veriyor. Bir dinde, bir dinde kimin emir ve hükümleri işleniyorsa, dinin otoritesi odur, din onundur. Son vahyin tarihinde hayata hakim olan Allah'ın Hanif dini değil, muhaddis, müçtehit ve imamların anonim şirk dinidir. Bunu anlamak için alim olmaya da gerek yoktur. Sadece akıl ve mantık yeterlidir. Aklını kullanan bir insan mezhep bataklığından kendini korumaya çalışır. Çünkü bozulduğu zaman dinden daha tehlikelisi yoktur. Batıl din, dünyada bulunan bütün ölücül silahlardan daha tehlikeli, tüm kimyasallardan daha zehirli bir mikrop. Mezhep alimlerin içtihatlarında her zaman isabetli ve hatasız olduklarına ilişkin inanç, onlara Allah Resulü'nün üstünde bir nitelik, hatta ilahlık yakıştırmak olduğundan, bu rab kabulünü zorunlu kılar ki küfrün ve şirkin en karanlık olandır. Öte yandan Müslümanlara Kur'an tercümesini okumayı yasaklayan, aklın kullanılmasının önünde set çeken, ilim ve fikir düşmanlığı yapanlar, mezhebi sinsi bir biçimde Kur'an'ın, yani Yüce Allah'ın da üzerinde bir konuma yükselttiklerini, "Bugün size dininizi ikmal, mükemmelleştirdim, üzerinize Tevhid nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'a, Tevhid sistemine razı oldum." (Maide 3) ayetiyle ve "Veet KB ve Alim. Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. Onun sözlerini değiştirecek yoktur. O içtendir, bilendir." (Enam 115) ayetleriyle açık bir şekilde açık bir çelişki içindedirler. Yukarıdaki ayetler göz önüne alındığında ve hiçbir şey Allah'ın kelamını yan anlamayacağın göre, bu ayetlerin iniş tarihinde İslam dininin tamamlanmış olduğu kesindir. Yani son Nebi ve nübüvvete bağlı son Resul olan Muhammed Aleyhisselam daha hayattayken indirilen vahiyle Hanif din Allah tarafından tamamlanmıştır. Kur'an, Kur'an İslam'ında tek sorgulanamaz Allah iken (Enbiya 23), Resuller bile ahirette Allah'ın sorgulamasına muhatap tutulmuşken (Araf 6), birçok ayette Nebi Aleyhisselam yapmış olduğu hatalardan dolayı uyarılmışken, muhaddisler, müçtehitler ve mezhep imamları dokunulmaz, tenkit edilemez ilan edilerek nasıl ilahlaştırılması? Liderleri ve tarikat şeyhleri dahi zaman üstü ilan edilerek ilahlaştırılması. Dolayısıyla inanç ve ahlak sistemi rivayet ve içtihatları değil, son ilahi kitap esas alınarak yeniden belirlenmelidir. Hocam, bir daha tekrarlıyorum. Dolayısıyla inanç ve ahlak sistemi rivayet ve içtihatları değil, son ilahi kitap esas alınarak yeniden belirlenmelidir. Allah bir olduğu gibi din de bir olması lazım. "Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Din de sadece onundur. Siz Allah'tan başkasına karşı mı bilinçli olmaya çalışıyorsunuz?" (Nahl 52). Dolayısıyla din yalnız Allah'a özel kılınmalı. Bu konuda Zümer Suresi 1, 2, 3, 11, 12, 13, 14 ve yine 5, Mümin 14 ayetlere bakılabilir. Hak din bir olduğu gibi, onun kaynağı da bir olmalıdır. O kaynak da Kur'an'dır. Bu Tevhid dininin kaçılma sonucudur. Sonuç olarak hocam. Evet. Sonuç olarak. Din adamları tarafından en çok istismar edilen, varant aracı olarak kullanılan şey dindir. Mezhepleri din edinenlerin akıl ve zihin dünyaları problemlidir. Mezhep imamlarının ve muhaddislerin inanç ve ahlak yapısı problemlidir. Toplum olarak yüzyıllardan beri bu problemlerin faturasını malımız ve mülkümüz, canımız ve kanımızla çok ağır olarak ödüyoruz. Bu problemli, akılsız kafa, önce birini ilahlaştırması, bu kafa şizofrenik bir kafadır. 1300 yıl öncesinin anlayışıyla bugünkü hayatı yaşamaya çalışan medeniyetsiz ve merhametsiz bir kafadır. Bu çağ dışı ve akılsız inanç malzemesiyle hayırlı bir icat ortaya koymak mümkün değildir. Kur'an sayesinde ya hayırlı ve medeni bir ümmet olacaksınız ya da cehenneme odun için yaşayan bir toplum olacaksınız. Aslında mesele bu kadar basittir. Yani dünya hayatında cehennemin mutfağına insanları mahkum eden bir din, ahirette onları nasıl cennete götürsün? Mezheplerin dininde Kur'an'ın zerresi, aklın ası, tefekkür etmenin tesi yoktur. Allah'ın rahmet ve yasası gereğince batı dünyası ürettiği akıl ve teknolojiyi bize satıyor da onu alıp rahat ediyoruz. Satmazsa hep tem, birbirimizi yiyeceğiz. Resul, yani Kur'an Allah'a ve selamet yurdu olan cennete davet ederken, mezhepler Şeytan'a ve Cehennem'e davet ederler. 1000 yıl öncesinde yaşayıp ölen mezhep imamına, müçtehide itaat etmekliğin daniskası, feriştahı ve dikkasıdır. 21. asırda biyolojik yönden akılsızların evliyadır diye milyonların peşlerinden koşup gittiği, bizim halimiz ne olacak diye de soran akıllılarımız var. Batı dünyasını sömürgeci diye eleştirip duruyoruz. Batı dünyasını sömürgeci diye eleştirip duruyoruz. Esas sömürgeci, vatandaşının dinini ve imanını, dünyasını ve ahiretini insafsızca sömürüp, rant ve çıkarına alet edendir. Allah ile insanları aldatan, Allah ile insanları aldatan, gözü dünya hayatından başka bir şey görmeyen Batı kendi insanını sömürmüş. Biz ise bin bir yalan ve dolanla kendi insanımızı aklen ve zihnen sömürüyoruz. Kur'an'a göre gerçek ihanet budur. Adam ilahiyat profu olmuş, yaptığı tek iş muhafazakar kanallarda milyonlarca insana çağlar öncesinin akıl almaz hurafe ve yalanlarını anlatmak oluyor. Adam prof olmuş ama hala bin yıl öncesinin mağara hayatının faziletini anlatıyor. Kur'an üzerinde bütünsel bir çalışma yapmadığımız, Nebi ve Resul'ün hangi anlama geldiğini bilmediğimiz, vahyin kavramlarını çözmediğimiz, daha açık bir ifadeyle Kur'an'ın hedefi nedir, ahlakı nasıldır sorularına cevap bulmadığımız sürece, 1400 yıl öncesinin beyni çürümüş fosillerine mahkum yaşarız. Uydurma dine karşı Kur'an ile ahlak, aklımızın çapını genişletmeden mezheplerin karanlığından dışarı çıkamayız. Mezheplerin din adamları Kur'an'a düşman oldukları gibi akla da düşmandırlar. Halbuki batıda aklın kullanılması ile ilgili yüzlerce eser vardır. Şunu kafamıza iyice yerleştirelim. 21. yüzyılda mezhepsel medeniyet diye bir şey olmayacaktır. İnşallah gelecek çağlar akıl ve bilim eksenli düşünme çağı olacaktır. Bu çağda olduğu gibi, bundan sonraki çağlarda da mezhep tapıcılık devam edecektir. Fakat hükmetme ve medeniyetin yolu akılcılık ve bilimsel düşünmeden geçecektir. Teşekkür ediyorum Sayın hocam. Evet, saygılar.