Transcription
Erkek doğası çok kadınlılığı arz eder. Kur'an-ı Kerim'in dediği o sizin doğanız var ya diyor çok kadınlık. Nikah adı altında onu terbiye edin. Adam olun. Yuva olmak bunu gerektirir. O ayetin içerisindeki bu akit yapıyorsanız eşit bir kurum, sevgiye, saygıya, hakların korunmasına dayalı bir kurum kuruyorsanız bunlardan daha kurarken bir tarafı diğerine itaat edecek bir konumlamaya oturttuğunuz zaman ortada bir sorun olduğu açık. İlk itaat ister siyasi literatürde kullanın ister aile içerisinde. İtaat her zaman temel ilkeleridir. Temel ilke dediğinizde herkesi için geçerli olan, herkesi koruyacak olan temel ilkedir. 13 yaşındaki bir çocuğu yani henüz akıl bali olmuş, reşit henüz olamamış. Kendisine malını bile bakın reşit olamadığı için kullanma yetkisini çocuğa vermiyorsunuz. Çünkü aklı kesmez diyorsunuz. O kadar malı idare etmeye, o kadar malı idare etmeye aklı kesmeyen çocuğa hayatının en büyük kararını veriyorsun.
İstanbul okulundan herkese merhaba sevgili seyirciler. Aile yılında ailenin kutsiyeti hakkında konuşacağız. Konuğumuz Profesör Doktor Şaban Ali Düzgün.
[Müzik]
Hoş geldiniz hocam.
Hoş bulduk.
Nasılsınız?
Sağ olun. Siz?
Çok teşekkürler hocam. Aile yılı ilan edildi malumunuz. Eee biz de aile hakkında konuşmak istiyoruz size. Sorularımız var bu konuda. Öncelikle ailenin kutsiyeti hakkında konuşmak istiyoruz. Aile kutsal bir yapı mıdır yoksa yalnızca bir sözleşme midir? Din buna nasıl bakıyor? Ne dersiniz?
Yani kutsallık biz daha önce bir programımızda hatırlayacak izleyenlerimiz. Kutsallık, kutsal olmayan bir şeye yüklediğiniz anlamla kutsallık kazanırsınız. Yoksa herhangi bir şeyde öyle kutsallık yok. Hacerül Esvet'teki gibi mesela taş taştır yani. Ama ona yüklediğiniz anlam onu diğer taşlardan farklılaştırıyor. Bu da bir sözleşme. Yani nihayetinde evlilik bir akittir. Ve İslam fıkhı kitaplarında akitler bahsi eee altında ele alınır. Eee, sözleşme onu çok sıradanlaştırdı mı acaba? Eee, işte ona yüklediğiniz anlamla alakalı bir şey ama nihayetinde bir sözleşmedir. Sözleşme olmasının mantığı haklı olarak şudur. İki eşit taraf arasında bir sözleşme sözleşme yapıyorsunuz. Karı ve koca. Dolayısıyla o akitte haklar vardır, sorumluluklar vardır. Hakların ve sorumlulukların yerine getirilmemesi durumunda doğacak sonuçlar vardır. Eee, şeffaf bir sözleşmedir vesaire. Bu anlamda akit olarak alınması çok doğrudur. Eee, kutsallığına gelince, eee, mesela bizim geleneğimizde önce aile, eee, aileden önce kişi dikkate alınarak şöyle üç yönetimden bahsedilir. Eee, tedbirun nefsi, tedbirul menzil ve tedbirül medine. Yani önce kişinin yönetimi, kendi bireyi önce eee, yönetmek, var etmek. Sonra evi yönetmek, ondan sonra devleti ya da şehri yönetmek gibi. Yani en üst amaç devlet e ya da işte şehir diyorsanız onun yolu menzil yani aileden geçer. Aileyi var etmek, yönetmek kutsal mı değil mi? İşte oraya gelmek istiyorsanız onu oluşturacak olan en özdeki bireyi ne kadar kutsal kabul ettiğinizle ilgilidir. O da işte onun için tedbirun nefs. Önce kişi sonra menzil ev ondan sonra devlet ya da medeniyet şehir neyse büyük eee hedef geliyor. Kişiyi kutsal kabul ediyorsanız hakkını gözettiğiniz sürece eee orada hem kendisi bir anlam ifade edecek hem başkaları için anlamlı bir dünya inşa edecek bir kişiyi var etme. Kadın, erkek, çocuk fark etmiyor. Eğer böyle bir amacınız varsa kutsal bir yuva kuruyorsunuz demektir. Tam tersi olabilir. Orada dayak vardır. Orada sözlü ya da fiziki her türlü şiddet vardır. Çocuklar için orası bir cehennemdir. Allah korusun. Düşünsenize yani böyle bir yerde kutsallık falan yok. Yani Kur'an kutsallık arzu edilen bir şeydir. Çünkü kutsal mukaddestir. Allah'la ortak olan bir şeyi oraya transfer ediyorsunuz. Saygındır. Onunla ilgili kadın, çocuk, erkek fark etmez. Ağzınızdan çıkan her sözün bir eee hürmete, bir saygınlığa eee bürünmüş olarak o insanlara eee gitmesi arzu edilir. Madem kutsaldır, oradaki her şey saygındır. O bir eee arzu edilen bir şeydir. Yoksa aile tek başına kutsaldır. Evlilik tek başına kutsaldır. Öyle bir şey yok. Hı hı. Aile vardır, kutsaldır. Aile vardır. Eee, tam tersi istikametlidir yani. Ama arzu edilen kutsal, kutsal olmasıdır. O kutsallığı da içindeki insanların hakkının, hukukunun, saygınlığının korunmasıyla ortaya çıkan bir sonuç eee olarak bakarız ona. Yoksa kendiliğinden böyledir. Hiçbir nesne kendiliğinden bir anlama sahip değildir. Ona yüklediğiniz, kazandırdığınız anlamla ancak onu kazanır. Evet. Evet. Kendinde olan değil de bizim verdiğimiz anlamla o kutsiyete aç bizim çabamızla o inşa etmiş oluyoruz. Evet.
Peki hocam biraz daha eee bir önceki adıma gelecek olursak aile nedir? Sorduğumuzda iki insanın bir araya gelmesi aile olmak için yeterli midir? Kur'an buna nasıl bakıyor? Yani çocuğun olmadığı bir aileyi aileden kabul etmeyen, yalnızca karı koca olarak değerlendiren bir yorum da var. E siz buna ne diyorsunuz?
Şöyle Kur'an-ı Kerim'de çok benim e paradigmatik dediğim ayetlerden birisidir. Ve validin ve ma veled. Çocuk doğuran da doğurmayana da anne baba olana da olmayana da yemin olsun ki diyerek Kur'an-ı Kerim insanı varlık olarak bir defa insanı varlık olarak onurlandırıyor ve saygın kılıyor. Ve validin ve ma velet. İster evlensin ister evlenmesin. İnsan insan olarak saygındır. Bu bir. Hı. İkincisi bir niyetlenmiş ayet-i kerimelerde. Ayet-i kerimelerde eee evlilik kurumu, eee, herhangi bir dinin İslam'ı geçtik. Ondan önceki Hristiyanlık, Yahudilik ya da Hinduizm, Budizm neyse herhangi bir dinin var ettiği bir dinlerden önce de var. İnsanlıkla birlikte var. Çünkü insan varlığını devam ettirmek ister. Dışarıdaki bir canlının yaptığı gibi hatta bitkiler gibi suyunu kestiğiniz zaman bir domatesin birden meyveye durur. Çünkü öleceğini anlar ve geriye bir nes bir varlık bırakayım der. Dolayısıyla doğanın kendi refleksidir. Eee, geride varlığını devam ettirecek bir şeyi bırakma. Bu insan içerisindeki sonsuzluk özleminin, sonsuzluk arzusunun çocuklarla, meyvelerle doyurulduğu, tatmin edildiği düşüncesi vardır. Dolayısıyla insanlık kendi varlığını devam etme güdüsüyle zaten birlikte olur. Bu birlikteliği bir aile çatısı altına taşımak. Oradan hem tekil olarak değer taşıyan hem de insanlara, varlığa, onlara iyi anlamda dokunan çoluk çocuk oraya bir yuva, ev değil, bir yuva niteliği kazandırmak güzel bir şeydir. Ve dinin arzu ettiği de budur. Yani nikah müessesesini vurgulaması. İnsanlar nikahsız bir şekilde de çocuk dünyaya getirebilirler. Ama bunun dinin arzu ettiği, bunun belli normlara işte neslin devamı dediği, o neslin çok sağlıklı şartlar içerisinde eee zihin, zihinsel anlamda ve fiziksel anlamda yetişmesi bütün bunları gayret edecek kutsallık dediğin devlet, toplum, aile, orada doğan çocuğun en iyi şartlarda eğitim almasını, en iyi şartlarda beslenmesini sağladığı zaman kutsal dır. Devlette kutsal, toplumda kutsal, ailede kutsal, çocuk da kutsal. Amacımız ne? Amacımız o çocuğun en iyi şartlarda bu dünyada yaşamasını sağlamak. Bunu sağlamadığınız zaman kutsallık salt bir iddia ama amaç nedir derseniz ben oradan bakarım. Yani netice pragmatist bakıyorum orada. Bir aile, İslam'ın, dinin eğer talebi nikahlanın, bir aile kurun, çocuk, çocuk sahibi olun olarak alınacaksa ve bu normd budur diyorsak ben sonuca bakmamız lazım diyorum. Müslüman bir ailenin kurduğunda anne baba huzurlu olacak. Niye? Kur'an-ı Kerim diyor ki birbirinizle sükunet bulasınız diye. Yani bu dışarıda bir ne cinsel tatmini dışarıda arayacak ne bir yuva sıcaklığını hiçbir şekilde eee yaşayamayacak. Şimdi çocukları düşünün. Ben eee tesadüf eee bir seminer için gitmiştim Eskişehir'de bir ay önce eee Adalet Bakanlığı'na bağlı Çocuk Görüşme Merkezine de yolum düştü. boşanmış ailelerin çocukları görevliler nezaretinde orada gerçekleşiyor. O çocukların, görüşme merkezindeki çocukların gözlerindeki acıyı ben yakından hissettim. Çok üzüldüm gerçekten. Şimdi bunlar anne baba yani çok kısa sürede boş çoluk çocuk sahibi olup da boşanan eşlerin e bu ailenin orada kutsallığı gitmiş. Bakın yani o çocuğa o acıyı yaşattığında o kutsallık eee elinizin altından kaymış gitmiş. Biz isteyerek boşanmadık. Mecburi şartlar onlara gelmiyorum. Onların hepsi doğru ama ortada bir sonuç var. Dolayısıyla şimdi bütün bunların eee aile kurumunun hem kadın ve erkeğe hem ilişkili olduğu işte usul ya da furu dediği eee akrabalara, anne babaya işte çocuklara dokunan bir kurum bu ve herkese dokunduğu olumlu anlamda dokunan bir networke dönüştürmemiz lazım bunu. Bu bu dönüştüğü zaman kutsal diyecekseniz deyin. Değilse kutsallığın ruhunu yıkan bir müesseseye dönüşebilir. Orada bir şiddet varsa, oradaki çocukların eğitimiyle, yetiştirilmesiyle, topluma kazandırılmasıyla anne baba ilgilenmiyorsa yani eee nasıldı? Saldım çayıra, mevlam kayıra mı derler Anadolu'da. Yani öyle bir çocuk yetiştirme felsefesi olmadan o bir emanet. O çocuk emanet. Eee, emanet kökünde emniyet vardır. Öyle bir karakter, öyle bir, eee, nitelik o çocuğa kazandıracaksınız ki hayat boyu kimsenin korumasına ihtiyaç duymayacak. Yani emanet bu anlama gelir. Size verdik, istediğiniz gibi davranabilirsiniz değildir. Emanet ona kazandıracağınız emniyet duygusuyla, güven duygusuyla hiç kimseden Allah'tan başka korkmayacak bir karakter kazandıracaksınız. Yeri neresi buranın? aile. Bunu kazandırırsanız kutsalsınız. Değilse kutsallığın canını okuyorsunuz demektir.
Çok güzel ifade etmiş oldunuz hocam. Ailenin önemini, kutsiyetini anlatırken oradaki çocuğun gözetilmesi, korunması, en iyi şartlarda yetişmesi gerektiğini vurguluyorsunuz. Ama diğer açıdan baktığımızda da eee çocuk yaşta evliliğin de bir yandan savunulduğunu, tartışıldığını görüyoruz. Hocam yine aileyle ilişkili olarak buna da değinmek istiyorum. Eee çocuk yaşta evliliğe din nasıl bakıyor? Bunu meşrulaştırmak için işte çocuk yaşta bir eee akit yapıldığı, sözleşme yapıldı, daha sonra evlenildiği gibi eee meşruiyet atfetmek amacıyla bazı söylemler, savunmalar da oluyor. Ama siz bu duruma nasıl bakıyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Eee Kur'an bunun için ne diyor?
Sorunuzdaki eee bir teknik noktaya dikkat çekerek belki bunu cevaplamak lazım. Siz şöyle dediniz. Yani buna din ne diyor? Aklın, vicdanın, ahlakın ve hukukun söylediğinin dışında din bir şey söylemez. Yani mesela çocuk yaşta evliliği, 13 yaşında, 12 yaşında bir çocuğu ben evlendireceğim. Bu aklen çok kötü, ahlaken çok kötü, vicdanen çok kötü, hukuken çok kötü ve yasak. Peki din ne diyor bu konuda? Bunun cevabı yok. Bunun cevabı diğerleri ne diyorsa dinin cevabı odur. Din ayrı bir kategori değil. Din dediğiniz şey, bakın ben Maturidii sürekli söylüyorum. Yani insanın iç sesidir, vicdanıdır. Şeriattan farklı diyor. Din dediğiniz şey şeriattan farklı. Norm koymuyor. Din dediğiniz şey size bu sorduğunuz sorunun vicdanen karşılığı neyse dini karşılığı o. Ahlaken karşılığı neyse dini karşılığı o. Şimdi 13 yaşındaki bir çocuğu yani henüz eee akıl balığı olmuş, reşit henüz olamamış. Eee, kendisine malını bile bakınız reşit olamadığı için eee eğer babasından kalan bir malı varsa yüklü miktarda buna bir vasi tayin ediyorsunuz. Yani çocuk kendi malını eee kullanma yetkisini çocuğa vermiyorsunuz. Çünkü aklı kesmez diyorsunuz. O kadar malı idare etmeye, o kadar malı idare etmeye aklı kesmeyen çocuğu hayatının en büyük kararını veriyorsunuz onunla ilgili ve evlendiriyorsunuz. Ya paradoks bu. Dinin içerisinde paradoks bu. Yani hukukun, fıkhın, şeriatın içerisindeki paradoks bu. Malı idare edemez diyorsunuz. Vasi tayin etmeniz gerekir diyorsunuz fıkıhta. E fakat evlenme söz konusu olunca burada mezheplere hiç girmeme gerek yok. Yani kim ne diyor falan. Eee, ama işte velisinin iznine tabi olarak velisi karar verirse evlidir. Eee, Hanefiler Allah'tan o velinin izni falan yetmez diyor. Bir eee kız çocuğunun evlenmesi için kendi kararı lazım. O kararın verilebilmesi için de rüşt lazım. karar verme yaşı madem rüşt yaşıdır. Şimdi buradan geldiğimizde insafın, hukukun, ahlakın dip yaptığı böyle bir durumda dinin din buna izin veriyor şeklinde bir söylem eee bu temelden yoksun olduğu için aynı zamanda insafsız bir eee karardır. Bu konuyla ilgili şöyle bakınız mesela eee ben yakında merakımdan okudum. eee Henry'nin kral Anglikan, eee kilisesinin kurucusunun Katolikliği nasıl reddettiği, işte evlenmelisi, eee bu karısından boşanmasına izin vermiyor. Katolik olduğu için kilise ama boşanması lazım falan. Şimdi bunları yaparken Henry'nin eee krala çıkış sürecini okudum. Eee, o süreçte kralların 2 yaşında kral ilan edilenler, 4 yaşında kral ilan edilenler. Şimdi 4 yaşında kral ilan ediliyor. Ya 4 yaşında çocuk kral mı? 2 yaşında kral ilan ediliyor. Çocuk altına kaçırıyor. Kral ilan ediyorsun sen. Yani 2 yaşında bezlediğin çocuğu kral diyorsun. Bir şeyin ilan edilmesi namzet olarak. O namzettir ve kraldır. Bekleyecek zamanı. Böyle bir adet olabilir. Yani bu bu çocuk 2 yaşında ben bunu evlendiriyorum dediğiniz zaman bu çocuk işte reşit olana kadar şu kralın karısı olmak üzere bekletiliyor. Kimseye verilmeyecek. Bu tür uygulamalar var. Böyle bir evlendirildi 2 yaşında dese bunu anlarsınız ama hayır efendim böyle değil. Bildiğiniz fiziki olarak evlendi ve evine geldi. İşte Hazreti Ayşe ile ilgili kullanılan eee anlatılan hikayeler. Bunu Hz. Ayşe 19 yaşında mı evlendi? İşte ablası Esma ondan önce eee şöyleydi. Yok Hazreti Ayşe Peygamberimizle evlenmeden önce zaten bir nişanlılık yaşamıştı. Nişanı atmıştı. Dolayısıyla ölüm yaşını alırsanız bir hesaba girip de on 19 yaşını bulmaya çalışmak ki bulduk yani ben de öyle ama sonra bulduktan sonra dedim ki yani şu çabamıza bakar mısın? Yani 9 yaşında bir insanın evlenmediğini Hzreti Peygamberin 9 yaşındaki bir çocuğla evlenmediğini ispat etmek için bizim çektiğimiz çileğe bak. İnsaf, vicdanın burada din dediğiniz norm. Eğer eee insafı, vicdanı, ahlakı, hukuku her şeyi bir kenara bırakıp da efendim o dönemde bunu kimse yadırgamıyordu. Peygamber yadırgasın o zaman. Yani bunu kimse yadırgamıyorsa peygamber yadırgasın. Madem ki üsvetün hasenetndür. örnek modeldir. O zaman 9 yaşındaki bir çocukla evlenmediğini neden rivayetlerin bir kısmı bunun tersini söylerken burada ısrar eder insanlar? Ben onu anlamakta zorlanıyorum ve eee yani bunun İslam'la ilgili konuşulan bir ortamda İslam'ı bir anlamda ötekileştirmek modern dünyanın insafın, vicdanın ötesinde bir norm kaynağı olarak sunmak için birkaç eee konu işte onlardan birisi bu. Hı hı. Eee öne çıkarılmasını da doğrusu ben, e, haksızlık olarak bir dine, bir peygambere eee haksızlık olarak görüyorum. Y eğer din fonksiyon görecekse, din işe yarayacaksa çocuk yaşta evlilikleri bloke ederek bu dünyada var olmalıdır. Önünü açarak değil. Bizim din, dinin tarihe müdahalesindeki ana etken, ters giden, insafa, insan onuruna aykırı duran ne varsa onu kaldırsın diye biz dine yüklediğimiz anlam bu. Zorluk olsun diye biz dini sana indirmiyoruz. Şekavet olsun diye indirmiyoruz. ayet-i kerimesi kız çocukları için tam bir şekidir. 13 yaşında bütün hayatını karartıyorsun ve bu çocuğun çocuk doğurmaya çocuk çocuk doğuracak yani ki çoğunun buna biyolojik anlamda çocuk vücudu henüz gelişmediği için ölümlerle sonuçlanan doğum olayları yaşanıyor dünyada. İstatistikleri var bunların. Bütün bunları görmeden, etmeden bu işi böyle masa başı bir tartışma eee konusu olarak sahayı görmeden almak eee doğru değil. Yani bunun İslam'la birlikte çocuk gelinler meselesi İslam'ın nihayetinde kaldırmayı hedeflediği bir kötü uygulama ve adet olabilir. İslam'ın getirdiği bir adet değil. Evet. Yani bu açıdan eee bakıldığında diğer türlü yorumların da İslam'a en büyük kötülüğü yaptığını görmüş oluyoruz. Bir yük yüklemiş oluyorlar. Aslında hiç haksızlık yapıyoruz. haksızlık.
Peki hocam, eee, buradan ikinci bir tartışmayı da soracağım. Eee, eşten bahsettiniz. Peygamberimizin eşinden bahsettiniz. Çok eşlilik konusuna da gelecek olursak bunu da yine dinle bağlantılı olarak okumak mümkün mü? Kur'an buna ne diyor? Burada bir ruhsat mı veriyor yoksa bir eee imkan mı sunuluyor? Bununla ilgili nasıl yorumlamak gerekir? Tarihsel bir zorunluluk olarak mı okumak gerekiyor?
Benzer bir durumu burada da söylememiz lazım. Yani evlilik müessesini İslam getirmedi. Tek eşli ya da çok eşlilik diye bir normu da Kur'an-ı Kerim eğer bunu ararsanız dinin norm koymak gibi bir derdi yok. Yani benim temel zaten Kur'an'dan anladığım odur. Kur'an'dan anladığım bir aile, bir nikah, birliktelik arzu edilir. Ailede çok eşlilik bulunduğu z yani Hazreti Peygamber döneminde Kur'an'ın bulduğu toplum yapısı. Siz bunu Haz Ebubekir için alın. Haz Osman için alın. Diğerleri için alın. Bütün sahabilerde çok evlilik var. Öyle 3 D değil daha fazla. bulduğu yapıyı bütün eşlerinizi bırakınız ona getirmemiş. Ama tıpkı içkinin yasak edilmesi nasıl bir süreçte tedricilik dediğimiz aşama aşama bir yasaklama varsa benzer bir durumun çok eşlilikte olduğunu görüyoruz. Onun için fevahideten ifadesi Kur'an-ı Kerim'de yani eee çok eşliliğe ruhsat veriliyor denilen ayet-i kerimenin içerisinde tek ifadesi de geçer ama şartlı geçer. Eğer adil davranabilirseniz yani davranamazsınız onun için tektir. E demek ki şartı yerine getirebilirsem diye biz eee insanlar etrafından dolanır ya hukukun. Burada da öyle bir sonuç çıkarılmış. Çok eşlilik erkeğin doğasında çok kadınla birlikte olma arzusu var. Kadının tersine kadında güveneceği bir erkek. Yani yuva mantığı, yuva mantığı tek erkek ve güven üzerine dayanır ve yuvayı kuran dişi kuştur dedikleri de doğrudur. Fıtraten de doğrudur. Tecrübe olarak da doğrudur. Çünkü kadın tek eşliliği ve oradaki korumayı, yuvayı yani arzu eder. Erkek doğası çok kadınlığı arzu eder. Kur'an-ı Kerim'in dediği o sizin doğanız var ya diyor çok kadınlılık. Nikah adı altında onu terbiye edin. Adam olun. Tek eşle yetinin. Yuva olmak bunu gerektirir. O ayetin içerisindeki budur. Peki diyeceksiniz ki ya oradaki ikişer üçer dörder farklı yorumlar var. Bir savaş yetimleri olarak yorumlayan alimler var. Yani oradaki örnekleyelim. bir iç savaş yaşadı. Eee, komşumuz. E büyük bir kısmı insanların öldü. Aynısı Avrupa'da oldu. 60 milyon insan öldü ve eşler çocuklarıyla birlikte meydanda kaldı. Şimdi bu çocuğ yani çocuklu kadınlar yetimler. Savaşta kocasını kaybetmiş yetim kadınlar var. Evlenin diyor. Evleniyor mu insanlar? Evlenmiyor. Yani çocuklu kadın ne yapacağım diyor. Hadi evlenin bakalım. alacaksan onu al. Bak o da yetim. Buradaki eee istismar edilen bana sorarsanız çok eşliliğim. İslam'la bir araya gelmesi de tıpkı demin konuştuğumuz çocuk yaşlı evlilik gibi istismar edilen bir konudur. E onun için Osmanlı'nın son döneminde şu tartışma açılmıştır. Soru şu deniyor ki yayınlanan makaleler var. Sebilür Reşat Sırat-ı Müstakim dergilerinde. Kur'an-ı Kerim çok eşliliği yasaklıyor mu keskin bir dille? Hayır diyor. Peki emrediyor mu? Hayır. E buradan diyor ruhsat çıkar. Tamam. Peki ruhsat çıkan bir konuda devlet isterse dinin ruhsat verdiği bir konuda yasaklama getirebilir mi? Soru bu. Cevap evet getirebilir. O zaman tek eşlilik bugün Türkiye'de bir norm ise bu norm herkesi bağlar. Tamam. Oradan bakmamız lazım. Yani içinde yaşadığınız çağın ben sürekli söylerim. Türkiye'de biz hala ikiz kurumsallıklar dediğimiz Müslüman bir zihin şunu diyor. Ya medeni kanunda böyle ama diyor İslam hukukunda böyle diyor. Medeni kanunda böyle diyorsanız o ikiz kurumsallıkları artık teke indirgeme ve orada bir herkesi bağlayan bir medeni kanun yaratma çabamız olması lazım. Tek eşlilik bu ülkede esassa tek eşlilik esastır kardeşim. Bitti. Bu Kur'an-ı Kerim'de o ayette vahideten fevahideten tek iyidir sizin için. Allah tek diyorsa ama ben şartları yerine getiririm diye adaleti sağlarım vesaire. tek iyidir dedikten sonra o orada kalmıştır. Diyorum ya bunu bir tedrici olarak çok eşliliğin bulunduğu bir ortamda sırf tıpkıt kölelik gibi öyle bir toplumsal yapıyı buluyorsanız ıslah esastır, reform esastır. Bir süre içerisinde onlar kaldırıyorsunuz ve tek eşliliği hakim kılıyorsunuz. çok eşlilik bir ruhsatsa yani öyle zamanlar gelir ki diyebilir işte savaşta erkekler ölür oluyor. Çünkü böyle bir devlet tutar da ve toplum maaşevi vicdan, kamu hukuku, örf, adet, gelenek böyle bir şeyi kurarsa o zaman o dönemin insanları oturur ona bakarlar. Ama şu an için tek eşlilik esastır ve bunun e ihmal ve ihlal edilmesi bana sorarsanız ve bu tartışmanın hala devam etmesi Türkiye'de bu ikiz kurumsallıklar dediğim medeni kanunun her yere nüfuz edememesinin bir sonucudur. Hala bizim bunu tartışıyor olmamız. Boşanmada da aynı hikaye var. Maalesef hocam. Yani üçen 9'a seni boşadım diyor. Böyle bir şey olabilir mi? Yani bir evliliği, bir kutsal dediği yuvayı bir adamın iki dudağının arasına koyacaksın. bir kadının eee bütün kaderini böyle bir şey yok. Dolayısıyla bunların hiçbir hukuki hükmü yok. Hiçbir vicdani karşılığı yok. Bunu diyeceksiniz ve bunu Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun eee fetvalarıyla olabilecek bir şey. Oraya bakıyorlar. tekil olarak verdiğiniz fetvalar belli insanlar tamam güzel diyor ama e kamunun bu konuda ben diyorum ki bir hanımefendi aradı işte eşim beni boşadı diyor hocam diyor 3'ten 9'a şart olsun ben seni boşadım diyor. Diyorum ki bunun hiçbir hükmü yok. Evlenirken nasıl resmi bir belgeniz varsa boşanırken de bir boşanma süreci var. Haklısınız diyor. Siz böyle diyorsunuz. Haklısınız ama diyor benim yaşadığım çevre öyle değil. Bunu duydular. Kocamın beni boşadığını ve ben şu anda boşanmış durumdayım. O eve giremiyorum hocam diyor. Mağdurum. Sizin yarattığınız hukuk bir mağduriyet yaratan hukuka dönüşüyor Allah aşkına. Ya da imam nikahı diyorsun. İmam nikahı diyorsun. Hiçbir koruma olmadan birlikte yaşıyorlar. Ve sonra bir süre sonra adam diyor ki ben ayrılıyorum. Kaldı ortada kadın. Hiçbir koruması yok. Hiçbir hakkı yok. Bir miras hukuku çalışmıyor orada. Bir nafaka çalışmıyor orada. Hiçbir şey çalışmıyor. E sizi ne yapıyorsunuz? Sizin fıkhınız mağduriyet fıkhı. Mağdur olanı nasıl bu sefer koruyabilirim? Dolayısıyla buradaki şu ikiz kurumsallıklar meselesini bir izleyenler lütfen düşünsünler. Biz hala Türkiye'de bu keskin, seküler ve muhafazakarlar arasında ki o keskin ayrımı eee kaldıramadık. Evet. Maalesef ona özel çaba sarf etmemiz gerektiğini düşünüyor maalesef eee modern devletin de ne kadar koruduğu tartışılır ama oralara girmeniz beraber beraber modern devlet dediğiniz siziz biziz beraber oturacağız ve nerede hata veriyor oraya bakacağız ama bugünkü aileyi, boşanmayı tartışırken ben 1000 yıl önceki bir metni değil o metnin beni bağlamasın o metne bakayım oradaki çözümlere bakayım Kuduri'ye bakayım. Ergın bakayım ama bugünkü sorunu ben görüyorum. Yani kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, bunlarla ilgili biz seminerler yapıyoruz. Birleşmiş Milletler destekli, İçişleri Bakanlığı destekli, aileye dönük yapıyoruz ama yani problemi görüyorum. Ben bugün görüyorum, biz görüyoruz. O zaman ona nasıl bir cevap üreteceğimizi beraber oturup konuşalım istiyoruz. Yani bu her gün neredeyse her güne bir kadın cinayetinin düştüğü bir ülkede öyle çok refah müreffeh bir toplum bireyi gibi oturup da rahat rahat konuşamayız. Burada bir aciliyet var. Yani onun için söylüyorum. Mağduriyet yaratan bir hukuk eğer varsa alternatifine bakmak lazım.
Evet hocam. Aslında tüm söylediklerinizden ben cevabımı da almış oldum yeni sorum için ama yine de sormak istiyorum hocam. eee, nikah için eşit olan iki taraf arasında bir sözleşme olduğunu söylediniz. Buradan, kadının erkeğe itaati ile ilgili de bir tartışma var. Bunu da ele almak istiyorum. Eşit olan iki taraf arasında bir sözleşme olduktan sonra böyle bir itaat, böyle bir eee iktidar güç ilişkisinin olması eee nasıl okunması gerekir? Böyle olması eee din tarafından nasıl görülüyor? Ne dersiniz?
Yani fıkhınızı, hukukunuzu yazan erkeklerse kendilerine itaati isterler. Yani bu e yani akit yapıyorsanız eşit bir kurum, sevgiye, saygıya, hakların korunmasına dayalı bir kurum kuruyorsanız bunlardan daha kurarken bir tarafı diğerine itaat edecek bir konumlamaya oturttuğunuz zaman ortada bir sorun olduğu açık. O benim kızımdır. O benim kız kardeşimdir. Ne yapıyorum ben onu? İtaat edeceği bir varlığa emanet ediyorum. Peki itaat edecek olan varlık. Şöyle bir şey yaşadık biz bakın tarihsel olarak. Hz. Ömer'in oğlu Abdullah Ebadile denilen dört Abdullah'tan bir tanesidir ve dini duyarlılığı en yüksek olanlardan birisi kabul edilir. Eşi eee namaza, sabah namazına, camiye gitmeye kalkıyor. İstemiyor. Eğer gidersen diyor o kapıdan çıkar gidersen diyor işte boş olursun falan. Kadın gidiyor yani dinlemiyor. Şimdi hikayenin gerisini merak edenler bakabilirler ama şimdi itaat etmesi gereken bir koca düşünün. Ne istiyor? Namaza gideceğim gidemezsin diyor orada. Oo güzel. Biz insanların keyfine çıktık şimdi burada. Onun için kime itaat ediyoruz biz ya? Bir kocanın bir kadından neleri talep edebileceğinin sınırı yok ki Allah aşkına. Ha şunu diyebilirler ya meşru talepleri, meşruiyetin eee çerçevesini nasıl oturtacağız? Neye göre meşru? Kime göre meşru? Vesaire o iş gider. Onun için ilk itaat ister siyasi literatürde kullanın ister aile içerisinde itaat her zaman temel ilkeleridir. Temel ilke dediğiniz de herkes için geçerli olan, herkesi koruyacak olan temel ilkedir. Yani şimdi bir yakınım sordu bana. dedi ki, "Eşim" dedi, "eden çıkarken" dedi, "benden izin almak zorunda mıdır?" Eee, "Tabii ki almak zorundadır" dedim. "Ha hanım duydun mu?" dedi. Bir daha duydu ama dedim, "İkinci kısmı da geliyor." O ne? Dedi sen de çıkarken izin almak zorundasın. Nasıl yani dedi. "Ben erkeğim." "Hayır" dedim. "Gittiğin yere, "Ya ben şuraya gidiyorum diye bilgi vermen etik, ahlaki bir şey ya. Geç kaldın, geç kalıyorum. Erkek ya da kadın bilgi vereceksin ya. ayrı dediğim böyle bir şey. Yoksa ben erkeğim istediğim zaman giderim gelirim. Kadın sen haber vereceksin. Öyle bir şey yok. Yani bu herkesi bağlayan ilkeye itaattir. İlkeye itaat. Yoksa kocaya itaat bu kadını o kadın dediğin benim diyorum ya kızımdır, eşimdir, kız kardeşimdir, sizsinizdir. Yani bir evliliği hem kutsayacağız hem de o kutsallığın temeline bir hiyerarşi koyacağız. Tamam mı? Yani birisi üstte birisi altta. baştan bir defa eee hakkaniyeti bakın eşitliğin ötesinde benim bu eee kadın meselesiyle ilgili aileyle ilgili konuşurken kullandığım kelime hakkaniyettir. Ya İngilizcede equality kelimesi eşitliği, equity kelimesi hakkaniyeti ifade eder. Hakkaniyet, kadının ve erkeğin neleri kaldırabileceği, neleri yüklenebileceği, neleri ifa edebileceği, bunlar hakkaniyetle yerine getirilir. Bu mutlak eşitlik fikrinde değilim ben. Öyle bir şey yok. Erkekler arasında da eşitlik yok. Ama haklarda bakın hak veriyorsanız orada hakkaniyeti, eşitliği arayın. Ama ontolojimiz, yapımız, vücudumuz eşit değil ki. Doğru. Eşit değil. Bak oradan gitme. Haklarda diyorum. Benim biyolojim farklı. Onun için de ne yapacağız? Daha mı fazla hak vereceğim ben sana? Hayır. Oradaki eşitlik dışarıya nasıl ne yansıyacak onu söylüyorum. Hakkaniyetle yansıyacak. Dolayısıyla şuradayız. Yani biz eğer dinden aile kurumuyla, kadınla, erkekle ilgili din bu konuda ne diyor dersek ahlakın, aklın, e, hukukun, vicdanın söylediğinin dışında bir şey söylemiyor. Hep o çerçevedeyim ben. O da eee erkeği, kadına ya da öbürünü ona emanet ediyorum desek mesela benim ondan anladığım ona öyle bir emniyet sağla ki başkasının saldırılarına karşı korunaklı olsun. Yoksa sen benim sen bana emanetsin. Ben sen istediğim gibi şuraya bakar mısın? Yani içimizdeki o, eee, bencillik, içimizdeki ben merkezcilik eşimizle de, çocuğumuzla da, ilişkimizde, eee, kendini hemen açığa vurabiliyor. Biraz bu kültürle alakalı eee sevgili Fatma, kültürle alakalı içinde yaşadığımız toplum atakil toplumsa, patriyarkal bir toplumsa dini inan o kültürün içerisine biz yediriyoruz. Yani o kültür dini de eee kendine benzetiyor. Ben hatırlıyorum. Ben Gümüşhaneliyim. Doğu Karadeniz'de bir kadın çocuğunu büyüklerinin yanında kucağına alıp sevemez. Hatta bir erkek kadını eee kadını hadi diyelim diyeceksin a kadın alamaz. Erkek de alamaz. Bizde de öyle hocam. Kürtlerde de böyledir. Yani doğuda da sürekli hani çocuk kucağına alınmaz, büyüklerinin yanında sevilmez gibi bir algı var. Peki. Peki. Ben eee yani bir eee 9 yaşında anneciğim bir çocuğunu eee kaybetti, vefat etti. Yani bizden önce anneciğim hep şunu söylerdi. Yani eee vefat ederken yanına yaklaşamadım, elini tutamadım. Çünkü büyükler vardı orada diyor. Tamam mı? Hep içimde bu acıdır diyor. Şimdi bunun dinle, imanla bir ilgisi yok. Neyle alakası var? Kültürle alakası var. Onun için eee kültürün bize dayattığı birçok uygulamanın bugün dine karşı duran kesimlerin din karşıtlığını aslında bir kültüre karşıtlık olarak konumlandırın. Ben çok önemsiyorum. E kültürün canı cehenneme to hell with the culture diye bir kitap var. Kültürü ben çok önemserim dediğim nokta şu. Dinin aynı zamanda yayılması iyi anlamda güzel ilkelerinin herkese dinli dinsiz herkese nüfuz etmesinin, fayda sağlamasının yolu da kültür. Tam tersi dinin eee ötelenip eee dejenere edilmesinin bu ne ya falan denmesinin sebebi de kültür. Çünkü kültür onu görünür kılıyor. Hı hı. Az önce bahsettiğim olay yani o bir kültürel eee algı ve eee canı cehenneme yani bir çocuğu kucağına alan bir anneyi babayı ötekileştiren ahlaksız olarak etiketlendiren kültürü bizim kaldırmamız lazım. Yani ev biz de bunu ayıklamak için sizlerle konuşuyoruz hocam. Yani bu dinin içine girmiş olan din gibi görülen geleneksel kültürel etkileri hayatımızı zorlaştıran etkileri kaldırmak ve dinin asıl özüne ulaşabilmek için bu çabamız da sürece kesinlikle şöyle bir benzetme yapılır. O Kültürün Canı Cehenneme kitabının yazarı şöyle bir epigrafla başlıyor. Diyor ki kültür şudur diyor. Kokmuş bir balığı siz yemezsiniz diyor. Ama üzerine öyle bir sos dökerler ki diyor zevkle yersiniz. Kültür işte o sostur diyor. Şimdi fark edelim ve dikkat edelim. Uyanık olalım diyorum. Yapıp ettiklerimizin bizi kuşatan kültürün ürünü olduğunu ve bizim de o kültürün ürünü olabileceğimizi farkına varmadan ürünü olabileceğimize dikkat edelim diyorum. Bu din de olabilir. Din dediğiniz şey de nihayetinde bir düşünceyle size geliyor. Evet. Maturidinin benzetmesi. Buluttan çıktığı zaman ilk yağmur rahmettir, temizdir, şifadır. Atmosfere girdikten sonra size gelene kadar orada olan her şey yüklenir ve size geldiğinde şifa olmaktan çıkar. Hastalık kaynağıdır. Farklı coğrafyalara uğradan bize gelen kadınla ilgili, aile ilgili, çocukla ilgili, fıkıhla ilgili ne varsa birçok coğrafyaya uğruyor. Onların düşüncelerini alarak bize geliyor. Hı hı. Şu ayırdı yapalım. Bunun ne kadarı insafa, vicdana, ahlaka uygundur bugün. Uygunsa dine de uygundur. Değilse dinle de alakası yoktur. Bu netliği göstermemiz lazım. Şimdi bunu söylediğimde bazı arkadaşlar itiraz ediyorlar. Hocam diyor, "hangangi akılla, hangi insafla bunu yapacaksınız?" Çünkü diyor seküler bir kültür bizi kuşatmış olabilir. "Saf" diyorlar. Saf akıl diye bir şey var. Yani hiçbir eğer bir sorgulamaya tahkik deniyor buna. Sorgulamaya tabi tuttuğunuz anda aklın saf haline ulaşabilirsiniz. Kültürün kültürle lekelenmemiş bir akıl mümkündür. Bunu dikkate alırsanız, farkında değilseniz haklısınız ama fark ederseniz çünkü biz biliyoruz ki her dönemde mevcut kültüre direnen, onun e lekelemelerine direnen yüce ruhlu insanlar çıkmıştır. Peygamberler ya da Kur'an-ı Kerim'in had, beşir, nezir, uyanan dediği insanlar çıkmıştır. Maalesef her dönemde var. Her dönemde de o eee mücadele etmemiz gereken normlar var. Yapacak bir şey yok. Çok fazla süremiz bu kadar şimdilik. Dilerseniz sonraki bölümde biz bunu devam edelim hocam. Teşekkür ederim.
[Müzik]