Transcription
Cevabı ne olacak acaba? Bir adam, çocuk tacizcisi ama "imanlıyım" diyor. Bu adam cennete mi gidecek? Öteki adam ömür boyu çocuklara yardım etmiş ama "ben imansızım" diyor. Bu adam da cehenneme mi gidecek?
Bir adam, "Çok aşağılık bir suçtan başladım. Tam anlaşılsın diye Ahmet." Adam, çocuk tacizcisi ama "Ben ne diyor?" İmanlıyım, diyor. Bu adam cennete mi gidecek? Öte taraftan başka bir adam, belki ömür boyu çocuklara yardımcı olmuş ama "Ben imansızım" diyor. Bu adam cehenneme mi gidecek?
Bu konuyu inceleyelim mi abi? Yaşar abi, bu konuyu bir tahkik edelim birlikte. Ama bu konuyu tahkik etmeden önce abi, önce başka bir soruyla başlayacağım. Sorum şu: Almanya'da doğan Oliver, bu hakikatleri duymuş mu? Duymamış. Ankara'da doğan Ahmet, bu hakikatleri duymuş mu? Duymuş. Bunlar Ankara'da yaşayan Ahmet, duymuş mu bu hakikatleri? Duymuş. Allah var, İslam var, Peygamber var...
Şimdi haşa, Allah yargıyı yanlış mı dağıtıyor? Haşa! Çünkü bir tanesi bu hakikatleri duyuyor, öteki duyuyor mu? Almanya'da yaşayan Oliver, bu hakikatleri duymuyor. Nasıl eşit olacak, bu ikisinin muazenesi, dengesi?
Konuyu üçe böleceğiz. Bugün dersi yine birlikte işleyeceğiz. Birinci konumuz şu; İmam Maturidi yani bizim ne imamımız oluyor abi? İtikat imamımız, değil mi? Hanefiler genelde İmam Maturidi, Şafi arkadaşlarda genellikle İmam Eş'ari'yi itikat imamı olarak kabul ederler. Doğru mudur, Murat abi?
İmam Maturidi diyor ki: "Bir kişinin hiçbir şekilde imkanı olmasa dahi akıl ile Allah'ı bulabilir" diyor. Birinci cümlemiz ne? Akıl ile hakikat bulunur. Bir tekrarlayalım mı abi? Ders işleyelim, güzel olur. Bir ne? Akıl ile hakikat bulunur.
Şimdi akıl ile hakikat bulanların örneklerine bakalım. Kim var? Hz. İbrahim var. Hz. İbrahim daha peygamberlikten öncesinde, güneşe bakıyor: "Ya acaba güneşten ilah olur mu?" diyor ama güneş batıyor. Ay'a bakıyor, ay da batıyor. Yıldızlara bakıyor, yıldızlar da batıyor ve diyor ki: "La uhubbul afilin" Ben batıp gidenleri sevemem. Bunlar benim ilahım olamaz. Elbet bu kainatı halk eden bir yaratıcı vardır, diyor. Akıl ile bulmuş mu? Bulmuş. Bakın! Ona İslam tebliğ olmuş mu? Olmamış. Bir Allah var diye tebliğ olmuş mu? Olmamış. Akıl ile hakikati bulabilmiş mi abi? Bulabilmiş. Bakın! Bunlar bize olumluya örnek.
İkinci bir örnek verelim: Musa aleyhisselam. Musa aleyhisselam, nerede yetişiyor? Firavun'un sarayında. Bu arada firavun demek, kral demek gibi bir şey. Yani o dönemin muasır firavunu Amnofis. Hz. Musa'ya sıkıntı çıkaran firavun kim? Amnofis. O dönemin Hz. Musa ile muasır olan firavunu. Amnofis'in sarayında Hz. Musa hakikatleri bulabiliyor mu? Bulabiliyor. Peki ne ile buluyor, hakikatleri? Akıl ile bulabiliyor. Bu da bize bir örnek oldu mu? Oldu. Demek ki bir kişi nerede olursa olsun, akılla hakikati bulabiliyor muymuş? Bulabiliyormuş.
Mesela bize üniversiteden gelen çok arkadaşlar oluyor ve inanın İslam'la Allah ile ilgili backgroundları neredeyse sıfır. Buraya geliyor ve diyor ki: "Abi, bir yaratıcı olmak zorunda." Nasıl anladın kardeşim, diyorum. "Ben ölümü tefekkür ettim abi," diyor ve şunu anladım: Dünyayla ahiret birbirine bitişik yani muttasıl değil. Arada kabir var. Kabirden sonra ne var abi? Ne var? Mahşer var, kabirden sonra. Belki mahşerden sonra ne var abi? Vakfe var. Ondan sonra ne var? Sorgu var. Çocuk diyor ki: "Bunca nimeti bana veren Allah, bunların hesabını sorduktan sonra Cennet ya da Cehennem muazenesine beni sürükleyecek. Demek ki bir hesap var," diyor. Neyden anlıyor bunu? Ölümden anlıyor. Demek bir insanda akıl varsa, ölümü düşünerek de doğru bulabilir mi? Bulabilir.
Çok önemli bir anekdot gireceğim. "Aklın esas enerji kaynağı vicdanlı ve insaflı bir kalptir." Serdar, tamam mı? Akıl başlı başına değil, kalbin vicdanı ile çalışabilen bir şeydir.
Bir de olumsuz örnekler de var. Onlara da değinelim mi? Mesela kim var? Nuh Aleyhisselam. Bir peygamber ama hanımı ve oğullarına, çocuklarına tebliğ edebilmiş mi? Edememiş. Yani onlar aklı ile bulabilmişler mi? Emrah bulabilmişler mi? Bulamamışlar. Peki Lut Aleyhisselam'ın eşi, o bir peygamber olmasına rağmen bulabilmiş mi hakikati? Muhammed Mustafa aleyhisselatu vesselam'ın öz amcası kim? Ebu Leheb. Hakikati bulabilmiş mi? Değil hakikati onun için bir de Tebbet suresi inmiş. Lanet olsun ona diye.
Şimdi baktığında o zaman bu adaleti korumak için birinci meseleyi anlamamız lazım. Akıl ile hakikat bulunur mu? Bulunur. Yani Ankara'da Ahmet olsa, aklını kullanmayıp imansız olabilir; Almanya'da Oliver olsa, aklını kullanıp imanlı olabilir. Demek Allah azze ve celle, muazene dengede hiçbir kusur, haşa, işlememiştir. Zaten işlememiş, biz kalbimiz mutmain olsun diye değiştiriyoruz.
Şimdi ikinci meseleye geçelim mi, abiler? İkinci mesele, Fetret diye bir tabir var. Murat abi, duymuş muydun fetreti? Murat abi, fetret şu demek: Hz. İsa ile Muhammed Mustafa Aleyhisselam dönemi arasında peygamber gelmemiştir. Allah da o dönem peygamber gelmediğinden kimseyi mesul tutmamıştır. Oradaki insanlar kurtuluşta mıdır? Kurtuluştadır? O evreye de Fetret evresi denir.
Risale-i Nur'da şöyle geçiyor, cümleye çok dikkat edin: "Fakat zaman-ı fetrette peygamber göndermedikçe azap edici değiliz." Bu bir ayettir. Sırrıyla ehl-i fetret ehl-i necattır. Ne demek ehl-i necat? Yani kurtuluştadır. Demek ki bir kişiye tebliğ ulaşmamışsa, o kişi kurtuluşta mıdır? olsa Afrika'da, değil bu adam İslam'ı, Allah'ı dahi duymamış. Bu adam hiçbir hakikat duymamışsa, mesul olur mu? Olmaz. Nasıl ki bir hoca sormadığı ve işlemediği konulardan sınav yapmaz; Allah azze ve celle de bilmediğim bir şeyden kişiye mesul tutmaz.
Şimdi demek ki, hakikatin ulaşmadığı... Bu arada belgesellerden bakabilirsiniz. Amerika'da neredeyse insan yüzü görmemiş çok fazla kabileler hala mevcuttur. Yani abi; böyle tebliğ ulaşmayan yer var mı diye bir sorunuz olursa, var mı? Var. Yani benim bildiğim birkaç belgesele bakmıştım, Amerika'da dahi çok fazla kabile var, tebliğ ulaşmamış. Peki o tebliğ ulaşmamışlar ne sayılıyor abi? Ehl-i fetret sayılıyor.
Sadece ince bir anekdot daha gireyim, istidradi bir bilgi: Ehl-i fetret birinin kazandığı cennet, bir müminin kazandığı cennet kadar olamayacak. Neden? Mü'min her gün nefsiyle cihat halindeyken, onun savaştığı bir şey olmayacak.
Burada abiler konuyu bir baştan alayım. Sonra devam edeceğim. Şu soruyu sormuştum: Almanya'da yaşayan Oliver, meseleleri duymamış; Ankara'da yaşayan Ahmet, meseleleri duymuş. Ya arkadaş! Bunlar nasıl hakikatte eşit olabilir? Birinci ve ikinci maddede dedik ki: O Oliver'in kurtuluş imkanı var. Bir dedik: Akılla hakikat bulunur. Doğru mu abi? İki dedik ki: Hadi hiç mi duymadı, yanlış mı duydu? O kişi Ehl-i fetret diye bir kontenjan var. Bu kontenjandan bir kurtuluşa erebilir mi? Erebilir.
Şimdi üçüncü maddeye geleyim. Bu Ankara'daki Ahmet var ya, ben imanıyım diyor. Anadan, atadan, babadan böyle mukallik bir yapıda, taklit bir yapıda imanı almış ya; ya bu kesin cennet ehli mi? Bir de bunu konuşalım. Kesinlikle cennete mi gidecek? Yani müslüman kesin cennete girecek mi? Konuşalım mı, Murat abi? Mesela biz imanlıyız diyoruz. Kesin cennete mi gireceğiz, Murat abi? Bu mudur yani? Ben imanlıyım dedikten sonra kesin cennet ehli miyim?
Risale-i Nur'dan bir yer okuyacağım ama abiler çok dikkat etmenizi rica ediyorum. Biraz fazla konuşuyorum, uzatıyorum ama. Yunus, mesele çok mühim ya! "Birinci cümlem şu: İnkar etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır." Abi isim neyfi? Efendim! İrfan abi, cümleyi anlayabildin mi? Bir daha söyleyeyim mi? İnkar etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır. Bu zamanda şu anki bulunduğumuz zamanda iman edip, şartları yerine getirip, bu kadar insanlar içinden ayrılmak...
Bugün bir deist "Allah var" diyor mu? Diyor. Peki imanlı mı? Değil. Allah'ın, ben onun yokluğunu değil, varlığını kabul ediyorum demek iman etmek demek değildir. Tekrar söylüyorum. Evet kardeşim, "Bir Allah var" demek, iman etmek mi İrfan abi? Değil. Bak az önce örnek verdim. Bir deist diyor ki: "Kardeşim! Allah var" diyor ama dinleri, peygamberleri hepsini inkar ediyor. Bu adam imanlı mıdır? Değildir. Anladın mı şimdi?
Evet, kainatta hiçbir zişuur yani şuur sahibi, kainatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan kainatın ne kadar elması, armudu, parçası, portakalı varsa bunlar adedince şahitleri bulunan Halık-ı Zülcelal'i güzel olan her şeyi, güzel yaratan güzellik sahibi yaratıcıyı inkar edemez. Etse bütün kainat onu tekzip edeceği için yani "Hayır, sen yalancısın" diyeceği için susar, lakayıt kalır. Bugün bir parça şuuru olan birisi Allah inkar edebilir mi, İlker abi? Asla edemez. Çünkü limonundan, armutuna kadar her biri; "Ben nasıl sanatlı bir esersem, elbet beni halk eden bir sanatkar var" deyip, bu hakikati gözlerimizin önünde ispat ediyor.
Fakat O'na iman etmek, başka bir konuya girdik değil mi? Fakat Allah'a iman etmek Kur'an-ı Azimüşşan'ın ders verdiği gibi... Allah'a iman etmek nasıl oluyor, Emir? Kur'an'ın ders verdiği gibi. Şu okumadığımız Kur'an'ın mı? Var mı mesleği kadar Kur'an'a vakit ayırmış, içimizde kaç kişi var? Evet, usta! Ben Kur'an'ın mana ve mahiyetine vakit ayırdım diyen kaç kişi var içimizde? Şöyle yani birbirimize kardeş vasfıyla bir sorabilir miyim? Kuran'ı bütün şekilde tefsir olur, manasını anlayacak başka bir metodoloji olur, vakit ayıranlar bir parmak kaldırabilir mi? Ben Kur'an'ı komple bir hallettim diyen? Burası bir de bilinçli olan kısım.
Abiler! Bir adam Kur'an'ı dahi bilmediğinde bir futbol maçını hakikate tercih etmesi de o kadar kolay oluyor tabii ki de. Ama biraz şey değil mi, garip değil mi? Yani bir adamın okumadığı bir kitaba iman etmesi biraz garip değil mi, Murat abi? Bak! Allah'a imanı anlatıyorum. Şimdi buradaki herkes diyor ki: "Ben imanlıyım," diyor. Ben de diyorum. İnşallah da öyleyimdir ama imanın neler olduğunu konuşuyoruz, Serdal.
Diyor ki: "Kur'an-ı Azimüşşan'ın ders verdiği gibi Allah'ı tanımak." Mezhep imamlarına göre dinine kişinin delil araması, ayrıntılı bir şekilde dinini tatkik etmesi, vaciptir. Vacibin terki nedir? Vacibin terki haramdır. Yani bir kişi dinine delil aramazsa, "Ya aman canım ben Kur'an'ı lafzından okuyorum, hanımım da beş vakitli aman yeter" dese, günahkar oluyor mu? Oluyor. Biz zannediyoruz ki, sadece kötü şeyler yapmak günah. İslam'da bazen bir şeyi yapmamak, bir yanlışı yapmaktan daha çok günahtır. Ne gibi? Namaz kılmamak gibi, dinine delil aramamak gibi.
Şimdi Kur'an'ın, Allah'ı nasıl ders verdiğini bilmiyoruz, biz bizde imanın tam olup olmadığını nasıl anlayacağız? Mesela birisi çıkıp bize dese ki: "Kardeşim! Kur'an sana nasıl bir Allah'tan bahsediyor acaba?" İşimizi ve eşimizi tasvir edebildiğimiz kadar biz bunu hakikati tasvir edebilecek miyiz? Edemeyeceğiz. Burda bana hak veriyorsunuz ama iş eve gidince aynı hikayeye dönüyor. Çok kötü durumdayız. Felçli tavuk gibiyiz. Kusura bakmayın!
Birisi dese ki: "Kardeşim! Bu görmediğin meleklere neden iman ettin?" dese, Yunus? Nasıl bir açıklama yapacağız? Birisi dese ki: "Muhammed Mustafa aleyhisselatu vesselam, hak peygambermiş, bunun delilleri nedir, nasıl ikna oldun birader," dese nasıl bir açıklama yapacağız biz? Nasıl açıklama yapacağız? Bunları tahkik etmek neydi? Vacip. Yani sen bunlara vakit ayıramayarak, sen günaha giriyorsun, günaha. Haram ya haram işliyorsun sen. Ama bizde bu şuur yok. Bizde oruç zamanı sakız çiğneme yeter, günah olarak, değil mi? Nasıl avutuyoruz kendimizi ya!
Kur'an nasıl bir Allah dersi veriyor acaba? Mesela diyor ki: Allah ne diyor? Hangi ismi? Malik. Ne demek Malik? Malik, her şeyin sahibi. Şimdi biz Allah, Malik, her şeyin sahibi deyince; yine aklımız evlere, arabalara, arsaya gidiyor. Doğru değil mi abi? Çünkü gündemimiz hep orada. Hoca benim arsadan mı bahsediyor? Halla halla! Allah onun da mı sahibiymiş? Zihin sürekli buraya gidiyor. Hep aldanıştayız.
Allah azze ve celle sizin üzerinizde, evinizde, işinizde, eşinizde ne kadar güzellik varsa hepsinin tek sahibi. Bir örnekleyelim mi? Mesela ben de bir miktar bilgi, bir miktarda kudret var mı? Var. Peki Murat abi, bunların gerçek sahibi ben miyim? Bir bakalım abi. Şimdi Murat abi, elimdeki ayna olsun. Tamam mı? Bu da Güneş. Aynayı şöyle güneşe tuttum. Güneşte bir sıcaklık var mı? Var. Benim aynada da var mı? Var. Güneş sorsa bana, aynaya: "Birader! Bu sıcaklık kimde var?" dese? "Sende de var bende de var," derim. Doğru mu? Bu güneşte bir ışık var mı, ışık? Aydınlık var mı? Var. Peki benim aynaya da yansıyor var mı? Var. Peki güneş, benim aynaya sorsa: "Birader! Bu aydınlık, ışık kimde var?" "Sende de var bende de var," derim. Doğru mudur?
Peki olayı tahkik etsek, benim aynamdaki sıcaklık ve aynamdaki ışık, aynamın zatından mıdır? Aynamın kendisine mi aittir? Hayır. Güneşin ancak cilvesini rolünü oynuyor. Yani güneşte hakikaten var, benim aynamda zımnen var. Yani bendeki, aynamdaki bu sıcaklık ve aydınlık güneşte olduğundan dolayı var. Aynen öyle az önce söylediğim bendeki bilgi, bendeki biraz kudret, kuvvet benim zatımdan dolayı mı var? Hayır. Yaratıcı da olduğundan, biz ayna vazifesi görüp ancak onun cilvesini yansıttığımızdan dolayı var. Ama insan sapıtsa, kişi teferrun etse, kişi firavunlaşsa o bilgisini de o kudretini de kendinden biliyor işte. "Ben senin patronun değil miyim? Rızkını ben veriyorum senin," diyor mu? Diyor. Namazla oyalanma, diyor. Öteki çalışan garibim ne diyor? "Hakikaten rızkımı bu veriyor, patronum benim gerçek rezzakım," diyor. Patrona mı daha çok üzülelim, kendini firavun gibi bunların gerçek sahibi bildiği için? Asıl Malik kimdi? Allah. Biz onun ayna gibi yansıtıcısıydık ama kendimizden bildiğimiz için patrona mı üzülelim? Evet, bu vasıflar gerçekten onda var benim rezzak'ım patrondur deyip; namazını kılmayan, aman patronu razı edeyim diyen işçi kardeşime mi üzülelim? Hangisine üzülelim? Vallahi, ben ikisine de aynı şekilde üzülüyorum. Birinci ile ikinciyi bu durumda ayırt edemiyorum yani. Çünkü ikisi de Malik'i maalesef biliyorsunuz.
Kur'an'ı, garip garip hallere getiren arkadaşlar, şöyle bir cümle ediyorlar. Yani çok güzel münafıkhane bir cümle: "Ya arkadaş! Bu hakikatlerde aracıya gerek var mıdır?" diye, bir cümle ediyorlar. Doğru mu abi? Ya ne gerek var aracı ya? Evde oku Kur'an'ı! Ya zaten Kur'an'ı okumuyoruz da hani adlayalım maalesef. Bir de yeni fulya çıktı: "Aracıya gerek var mı bu işlerde?" diyorlar. Doğru mu? Adama desen ki: "Aynı olaydan dolayı maddi işlerde de aracı kullanma o zaman kardeşim" desen. Mesela bütün ilaçlar nebatattan, bitkilerden yapılıyor. Doğru mu? O zaman eczacıya: "Aracı kullanma kardeşim. Neden şirke giriyorsun? Git bitkileri mitkileri topla kendi ilacını terkip et." Doğru mu? Yapıyorlar mı, Murat abi? Yapmıyorlar. O zaman doktoru aracı kullanma. Kendin neren ağrıyorsa ona göre bir şifa bul kendine. İlk okuldaki Türkçe öğretmenini aracı kullanma. Çocuğun okusun, kitaptan bulsun o zaman.
Neden böyle diyorlar, biliyor musun abi? Biz birlikte güzeliz, böyle müzakere etsek bizim imanımız artacak, bizim imanımız artarsa, biz daha adaletli olacağız. İslam'ın ahlakını daha güzel elimizde tutacağız. Rabbimizi daha yakın Mü'minler olacağız ve İslam İnşallah daha güzel yerlere gelecek. Yaşar abi üzücü olan ne, biliyor musun? Münafık bunun Ya münafık farkında abi ya! Biz niye farkında değiliz? Çok üzücü bir durum.
Devam ediyorum. Fakat ona iman etmek Kur'an-ı Azimüşşan'ın ders verdiği gibi... Abi! Selam abi, anladın mı? Kur'an'ın ders verdiği gibi. Bir tane örnek verdik, Malik'ten. Orada bile taklaya geliyoruz abi. Maalesef! Kur'an-ı Azimüşşan'ın ders verdiği gibi o Halık'ı sıfatları ile isimleriyle... Soralım mı, sıfatlarını? Zati, Subuti. Kaç Zati? Altı zati. Kaç subuti? Kim dedi? Sayabilir misin kardeş? Vallahi seviniriz. Biraz şevk alırız. Hayat, İlim, Kelam, Tekvin, Kudret, İrade Semi, Basar. Allah razı olsun. Zatileri? Vücud, Kıdem, Beka, Muhalefetün li'l-havadis, Vahdaniyet, Kıyam bi-nefsihi. Murat memleket neresi? Van. Allah razı olsun. Bizi mutlu ettin Murat.
O Halık'ı sıfatları ile isimleri ile umum kainatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmektir. Tasdik burada mı oluyor? Hayır. Kalpte oluyor. Kur'an'da ayet ilk nereye gelir? Akla gelir. O yüzden meczup biri mesul değildir. Doğru mu, İrfan abi? Akla geldikten sonra sindirilip kalpteki iman potasında gerçek ve tahkiki bir iman haline gelir.
Şimdi bir cümle okuyacağım. Ben bütün dersi bu cümleyi okumak için yaptım. Birazdan okuyacağım. Serdar, hazır mısın? Yoksa büyük günahları serbest işleyip... Sorum neydi? Müslüman kesin cennete girer mi? Yani ben imanlıyım dedikten sonra kesin cennet ehli miyim? Çünkü herkes imanlıyım diyor. Doğru mu? Türkiye toplumunda %99 insan imanlıyım diyor zaten. Doğru mu abi? Şimdi bunların hepsi cennet ehli mi? Otomatik direk. Murat abi! Bak şimdi cümleye dikkat et. "Yoksa büyük günahları serbest işleyip, istiğfar etmemek -tövbe- ve aldırmamak -rahat rahat paylaşılması- o imandan hissesi olmadığına delildir." Şimdi nereye koyacağım bunu? Her imanlıyım diyen imanlı oldu mu? Olmadı. Caner, anladın mı olayı? Biri büyük günahları serbest işlese, istiğfar etmese, aldırmasa, o imandan hissesi olmadığına delildir. Ne diyor, biliyor musun? Akıbeti sonsuz cehennemdir, diyor.
Şimdi abiler! Asıl soruma tekrar döneceğim. Birazdan bitireceğim. Yordum mu çok? Ama çok önemli konu. Asıl sorum şurasıydı: Adam, çocuk tacizcisi ama imanlıyım, diyor. Şimdi bu cennete mi gidecek? Öteki, ömür boyu çocuklara yardımcı olmuş ama imansız. Bu cehenneme mi gidecek?
O ömür boyu çocuklara yardımcı olan arkadaşı ilk iki maddede işledik. Bir: Akılla hakikati bulma zorunluluğu var mıydı? Vardı. İki: Diyelim ki bu arkadaşa hiç hakikat ulaşmadı veya tebliği yanlış ulaştı. Ehl-i fetret kontenjanından bir şansı var mıdır? Vardır. Üç: Eğer hakikat onun kapısına gelmişse asla ve kat'a iman etmeme gibi bir şansı var mı? Asla yok. O kişi iman etmedikten sonra bal arısı nasıl yaptığı balın karşılığını bizlerden alamaz, o kişi de dünyada güzellik diye düşünerek yaptığı şeylerin karşılığını Allah'tan alamaz ve şunu da unutmayın; onun yaptığı güzelliklerin yaratıcısı da aslında Allah azze ve celle'dir. Bu kısım köşede mi? Köşede.
Şimdi gelelim öteki kısma. Adam, çocuk tacizcisi ama "Ben imanlıyım" diyor. Cennete mi girecek bu adam? Bakın abiler! Bir cümle var çok önemli. "İmanın alameti, salih ameldir." Bir tekrarlayalım. Ders yapalım. İmanın alameti, salih ameldir. Kur'an'da en az 70 yerde iman ve salih amel yan yana geçiyor. Mesela amenü ve amenü salihati. Öyle değil mi?
Şimdi bakın abiler! Çok önemli bir nokta. Yaşar abi çok önemli. Teorik olarak bir kişi büyük günah işleyerek dinden çıkmaz. Teorik olarak. Teorikte bir kişi büyük günah işlediğinden dinden çıkar mı? Çıkmaz. Ama bir cümle konuştuk. Dedik ki: İmanın alameti, salih ameldir. Şimdi beni tanıyorsunuz değil mi, birkaç yıldır? Mehmet diye bir kardeşinizim. Ben şu an diyorum ki: "Ben pilotum." Bunu demekle pilot olabilir miyim? Bunun alameti lazım mı? Nedir alameti? Uçak uçurmam lazım. Ben şu an diyorum ki: "Ben dünyanın en iyi pastacısıyım." Bunu demekle olabilir miyim? Bunun alameti ne olması lazım? Dünyanın en güzel pastasını yapıp, getirmem lazım. Ben diyorum ki: "Ben Messi'den daha iyi bir forvetim." Bunu demekle olabilir miyim? Olamam. Bunun alameti olarak Messi'ye çalım atıp, gol atmam lazım. Ben şimdi diyorum ki: "İmanlıyım." Diyerek oldum mu? Olmuyor. Alameti var mı? Var. Ne? Salih amel. Teorikte bir kişi büyük günah işleyerek imanından olmaz ama imanı yan yana kalamaz. Tam konu oturdu mu? Ama şu cümleyi bir daha okuyacağım: "Yoksa büyük günahları serbest işleyip, istiğfar etmemek ve aldırmamak o imandan hissesi olmadığına delildir." Yani iman kaybedilebilir bir şey mi? Evet kaybedilebilir bir şey. Bize bakan yanıyla da kaybedilebilir bir şey. Çünkü iman bir anlık bir bashariyetten ibaret değil. Sürecin hatta finalin adı, iman.
Son bir konum var. O konumla birlikte bitireceğim. Şimdi ben bu dersi niye yaptım? Çünkü çok soruyor burada arkadaşlar. Çok güzel böyle müslüman alemi arkadaşlar geliyor. Allah razı olsun. Ve sürekli yurt dışındaki adamların akıbeti ne olacak? Bunlar cehenneme gidecek, değil mi? Bu adamlar cehenneme mi gidecek? Abi bir arkadaşım var namaz kılmıyor, cehenneme gidecek, değil mi? Sürekli, biliyorsunuz ilmin çok önemli bir konusu. Çok olmazsa olmaz bir konu. Sürekli bu soruyu sorup duruyorlar ve diyorlar ki: "Abi! Almanya'daki Oliver bu hakikatleri duymamış, Ankara'daki Ahmet bu hakikatleri duymuş. Allah aşkına söyle, bu Oliver'i cehenneme göndermemiz lazım, doğru mu?" Konu bu değil mi abi? En önemli konu bu.
Biz bu arkadaşların akıbetini tartışacağımıza Ülkü can; Oliverler gidiyor, gidiyor. Onar onar, yüzer yüzer bu hakikatleri duymadan gidiyor. Sen İslam'la şereflenmiş Ahmet olarak, sen İslam'la şereflenmiş Ülkü, sen İslam'la şereflenmiş Mehmet olarak, bu adamların akıbetini tartışacağına kendi sorumluluklarını tartışsana. Maç oluyor, adam derse bile gelmiyor. Meselesinde ve mesleğinde en ufak bir zaaf yaşasa, Allah ile ilgili bütün meseleleri köşeye atabilecek kadar zayıf imanımız varken; biz bu Oliver'lere yetişmemiş gerekirken, bu asırda elçilik vazifesi biz gibi müslümanlara bırakılmışken, senin konuşman gereken Oliver'in cehenneme gideceği mi yoksa bana düşen sorumluluklar nedir, bu kısmı mı konuşmak bizim için daha önemli? Vallahi biz sorumluluğumuzu konuşmayıp Oliver'leri konuşuyoruz ya, kendimizi kandırmaktan başka hiçbir şey yapmıyoruz.
Bir gün bir tiyatro sahnesinde kulis yanmış. Palyaço gelmiş, insanlara demiş ki: "Kulis yanıyor, kaçın." İnsanlar da şaka yaptığını zannedip, palyaçoyu alkışlamışlar, sahnede. Palyaço demiş: "Ya kulis yanıyor kulis! Kaçsanıza, gitsenize." Adamlar daha çok alkışlamışlar. Dünyanın sonu, böyle her anlatılanı şaka zannederek alkışlayan insanların yükselen alkışları arasında gelecek maalesef. Allah akıbetimizi hayır etsin. Postacı topal ama haberler doğru abiler. Allah rızası için El-Fatiha, Salavat. Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakîm.