Transcription
Alkin Lakin'den iyi akşamlar. Yeni yılın ilk akşamı, eee, Emre Hoca ile birlikte yine evlerinize misafiriz. Eee, belki de dijital ekranlarınıza misafiriz. Eee, dolayısıyla hemen, eee, yeni yılın ilk programında 2026 ile ilgili olarak, bitirdiğimiz 2025 ve 2026 ile ilgili olarak Emre hocamızın değerlendirmeleri nasıl olacak?
Hocam, herhalde, eee, geçen sene ve bu yılın yine en önemli konularından bir tanesi işte geçinme sorunu, eee, hayat pahalılığı, yaşam standardındaki erime anlamında enflasyon olacak. Eee, ilk grafiğimizde, eee, Merkez Bankası'nın son birkaç, eee, dönemdir açıklamış olduğu enflasyon raporlarındaki beklentiler.
Şimdi, kıymetli hocam, eee, Merkez Bankası'nı sert eleştirmemin sebebi, ailenizden bir tane üyenin potansiyelini gerçekleştiremediği zaman, hele ki belli bir yaşa gelmişse, biraz asabi bir şekilde uyarırsınız ya. O tarzda bir şey. Arkadaşlar var aralarında. Tanıyoruz ve çok iyi biliyoruz ki hem ketum hem de söylediğini yapan kişiler var. Dediği dedik. Ondan sonra üniversitelerde, ondan sonra havalı şekilde ünlenmiş, herkesin hayran olduğu hocalar var. Ama sonuç bu.
Şimdi, eğer ki bir şirketi yönetiyor olsalardı, çalışanlar açısından sıkıntılı bir durum olurdu. Yani şirket büyük ihtimalle hani patlar giderdi. Ama Türkiye ekonomisi ve vatandaşın refahı ellerinde olduğu için bu kadar çok üst üste, üst üste, üst üste hata yapma ihtimalleri yok. Aslında bir şey söyleyeyim. Böyle bir şeyi cüret bile edememeleri lazım.
>> Yani lüksleri yok anlamında.
>> Yok. Yok yani ihtimalleri yok derken, bu kadar becerikli insanlar bu kadar hata yapıyorsa, bence kendileriyle alakalı bir öz eleştiri yapmaları gerekir. Mesela şey var. Fenerbahçe'den örnek vereyim. Saygıdeğer Ali Koç, kıymetli başkan, üst üste kaç sene şampiyon olamadı. Her seferinde buna bir sebep aradı. Oydu, buydu, bilmem ne falan filan. Değil. Çok iyi hatırlıyorum. Aynı şey Galatasaray için de geçerli. Aynı şey Beşiktaş için de geçerli. Trabzon'da veya milli takımın başarısı, sürekli teknik direktör değiştirme, aslında işin özü, meseleyi temelden doğru kurgulayamamak.
Merkez Bankamız şunu doğru yapmıyor. Atalanlar doğrudan doğruya merkez bankacı olmadığı için, içeride çekirdekten yetişme merkez bankacı arkadaşları baskı yapıp, aslında pek de kimsenin inanmadığı hedefleri vesairelere makale yazarak inandırmaya, onları makale yazdı, inandırmaya çalışacaklarına şunu demeleri lazım: "Ya arkadaş, biz nerede hata yapıyoruz?" Yani üst üste dört enflasyon raporu var. Saygıdeğer yönetmenim ekrana yansıttı ya. Bir önceki ekonomi yönetiminden yaka silktiği için bu kadar kıymetli değil mi? Parlak CV'li arkadaşları görünce heyecandan ayağa kalkıp, daha icraat görmeden alkışlayan insanlar bugün hayal kırıklığı içerisinde. "Ya bu nasıl iş ya?" diyorlar.
Yani bir enflasyonla mücadele programı var. Ne zaman biteceği belli değil. Bunlara bir reçete yazılmış. Acı çektiriliyor. İhracatçının %35 dövizine el konuyor. Sanayisizleşiyor Türkiye. Bununla alakalı döviz kurunu tutup faizi yüksek yaptığımız için memlekete bile gelmeden insanlar %35, 40 döviz cinsinden para kazanıyor. Dünyanın hiçbirinde bu yok. Bunu alkış tutan Avrupalılar ve Amerikalılara görüp övünüyor ekonomi yönetimi. Ama iş Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi olan vatandaşın refahı, umudu, sanayicinin terakkisi, büyümesi, ihracatçının karması vesaire ve tüccar ve esnafın da kendini iyi hissetmesinin önüne takoz. Reçete: "Sabredin, sabredin, sabredin, sabredin" diye uygulanıyor. Benim eleştirim bu. Yoksa insanlar gelir, hatalı bir reçete uygularlar. Derler ki: "Ya arkadaş, iyi niyetle başladık ama maalesef yan etkileri oldu. Kamu harcamalarını maalesef durduramadık. Çünkü elden bazı şeyler vardı. Ama bize bir görev verildi. Enflasyonu kısa sürede indirildi. Bu sebeple biraz eziyet gibi gelecek şekilde özel sektör ve özel tasarruflar, özel harcamaları üzerinden baskı kurarak bir eylem yapmaya çalıştık."
Ya o zaman bunu çık söyle. De ki: "Kardeşim, anlamıyor musunuz? Kamu maliyesi ile alakalı bizim hiçbir hükmü şahsiyetimiz yok. Bir şey söyleyemiyoruz. Orası orada harcamaya devam ediyor. Orada vergiler artmaya devam ediyor. Vergiler arttırdıkça enflasyon da kendini yaratıyor. Kendi kendini yaratıyor." Domino etkisi gibi bir kamu hizmetine zam geldiği zaman veya kamu bir hizmetin zamlanmasına karar verdiği zaman, burada ne oluyor? Yönlendirilmiş değil mi? Bir fiyat artışı oluyor. E o zaman bakın gördüğünüz gibi hiçbir şekilde hedef tutmuyor.
Ya bu kadar kıymetli insan, tekrar ediyorum, bak eğer beni seyrediyorlarsa, bu kadar kıymetli insan bu derecede başarısızlığı ortaya çıkaramaz. Bunda bir şey var. İmkansız bir şey bu. Yani bu büyük bir başarısızlık yani. Ve onlar hani başarı olarak lanse ediyorlar ama şöyle düşünüyorlar: "Ya sen dua et de bu oldu. Yani biz ne şartlar altında çalışıyoruz, biliyor musun?" Ya kardeşim, sen ne şartlar altında çalışacağını bilmiyor muydun daha önce? E biliyorsan çıktığında ilk rasyonel politikalara geri dönmek lazım diye. Önceki deprem yaşamış, pandemi yaşamış dönemi kötüleyeceksin. Vallahi arkadaşlar, çok acılı bir reçete uygulayacağız. Hazır mısınız? Yani bu böyle biraz hani tahammül göstermeniz lazım. Bize de arada kızacaksınız ama bu enflasyon dediğimiz belayı bizim böyle çabucak falan defetme imkanımız yok. Biz bu hedefleri koyuyoruz ama bu hedefleri koyarken ciddi olduğumuzu göstermek istiyoruz aslında. Deyin efendi gibi sonra millete ihracat öğretmeye falan kalkmayın. Sanayiciye parmak sallamayın. Tamam mı? Şahap Bey de yaptı ya, "Alma abi alma" falan gibi böyle bir cümleler falan. Ondan sonra yani esnafa esnaflık öğretmeye kalkmayın.
Bir de şey var enteresan. Diyor ki Merkez Bankası Başkanı: "Eğer ki enflasyonla alakalı endişeler daha dinmemişse, beklentiler hala yüksekse, faiz indiriminin kredi faizleri üzerinde etkisi olmaz." Soruyorum: "Niye indiriyorsunuz o zaman abi? Niye indiriyorsunuz? Amacınız ne ya? Tabelaya oynamak mı?" Müthiş acemilikler var ve hiç yakıştıramıyorum. Yani şöyle diyeyim size. Bunlar yani şimdi şöyle bir şey. Beni bir yerde görseler, büyük ihtimalle süper öfkelenecekler. Y ben bunu bir kızgınlık, bir öfke, onlara bir nefret değil, sevgiyle. Ama artık burama kadar geldiği için söylüyorum. Burasına kadar gelmeyenleri de bir hayretle karşılıyorum. Yani daha ne kadar sabretmek istiyorsunuz ya böyle bir reçeteye? Yani tamamen sanayisizleşelim. İhracatçının dövizine el koyalım ve vatandaş da alım gücü düştüğünden dolayı talebini azaltsın. Yani refahı düştüğünden dolayı tüccar kar edemeyecek hale gelsin. Hizmet fiyatları şey gibi, roket gibi fırlasın falan. Ya böyle bir şey ol. Ha bu arada da Türkiye'ye bile gelmeden insanlar %35, 40 dolar bazında para kazans.
Şimdi bana tuhaf geliyor. Şimdi bilerek yapıldığını falan zannetmiyorum bunu. Büyük ihtimalle oradaki arkadaşlar birkaç senedir zaman da çabuk geçer. Bak ben üniversiteye başlayalı 4 yıl oldu. Topkapı Üniversitesi'ne, daha evvel şey Altınbaş Üniversitesi'de 10 yıl. Su gibi geçiyor. Bak Kültür Üniversitesi'e 10 yıl. İstanbul Üniversitesi'nde 11 yıl. Hatırlarsın. Zaman böyle su gibi geçer. Hay Allah dur falan filan derken bak 3 sene oldu. Şimdi şöyle diyeyim size. 2017 Mart'tan 2025 Aralık'a kadar ne olmuş diye bir şey göstereceğim. Şimdi MFI Eğilmez hoca makalesini de paylaşmış. Ya arkadaş, vatandaşı kandırmak mümkün mü ya? Bakın ikinci slaytı koyalım. Ne demek istediğimi anlayacaksınız ve de bunu büyük bir şekilde ekrana yansıtalım. Yani ikimiz ara. Ha şimdi bakın. Hazır mısınız? Söylüyorum.
>> Daha full koyabiliriz.
>> Tabii, tabii. Bakın yoğurdun fiyatı %3900. Şaka değil ha. Kaşarın fiyatı %1236. Sütün kutusu %1937. Türk kahvesi %2013. Ya bunlar şaka değil ya. En şeyi azı yumurtaya %667. Ayçiçek yağ %3.118. 118 natürel sızma zeytinyağı %1864. Makarna %1167. Ya arkadaşlar dalga mı geçiyorsunuz siz bizle yani? Şimdi tutup fişini, faturasını vesairesini gayet güzel kenara doğru koyup benim gibi mavi hoca gibi tasnif etmesi bilen insanları kandıramazsınız abi bu kadar net. 2017 Mart, 2028 Ar, 8 yıl bu. Böyle bir artış olur mu ya?
>> Yani 8 yıl önce şurada ifade ettiğiniz ürünleri satın almak istediğinizde herhangi bir Türk vatandaşımızın cebinden çıkan para 306,97 L.
>> Şimdi 6.
>> Ama aynı, eee, ürün sepetini bugün ancak 6.091, 91 L 45 kuruş alır.
>> Lütfen rica ediyorum. Bunlardan hangisinin fuzuli olduğunu iddia edebilir birisi? Çay, Türk kahvesi, süt, beyaz peynir, taze kaşar, tereyağı, zeytin, çiçek balı, yoğurt, sucuk, yumurta, kıyma, pirinç, pirzola, günlük hayatındaki, >> ürünler zaten.
>> Şimdi arkadaşlar, eğri oturup doğru konuşalım. Türk insanının hafızasına bir güvensizlik tohumu ekildi zaten. Şimdi beni ilgilendirmez. Geçen de birisi yazdı: "Fiyatlar düştü." Oğlum, biz halden mi şey yapıyoruz? Alışveriş ediyoruz. Yani biz gidip marketten alışveriş ediyoruz. Biz gidiyoruz pazardan alışveriş ediyoruz. Ne alakası var? Biz halden alışveriş yapmıyoruz ki Türk insanı. Sen haldeki fiyatların düşüşünden bahsediyorsun. Ben diyorum ki tezgahı koyana kadar ne oluyor? Ona bak. Bana ne? Yani devletin bu arada asli görevi bunları da denetlemek.
Şimdi Mavi Eğilmez hocamın ondan sonra, eee, yaptığı bu ondan güzel açıklamadan sonra bir de Alaattin Aktaş'a bakalım. Bir sonraki slayt. Ya kardeşim, böyle ev fiyatı mı olur ya? Ortalama konut fiyatı nasıl alacak millet? Yani hiçbir şeyde sorumluluk kabul etmiyor ekonomi yönetimi. Y bir şey söyleyeceğim. Velev ki değil. Bir gariplik olduğunu hiç görmüyorlar mı? Velev ki derler ki: "Abi bizim suçumuz yok. Biz enkaz devr aldık." Tamam. Yahu bununla bar ilgili suçlayıcı değil de, bakın arkadaşlar, "Böyle oldu" diye empati dolu bir açıklama yapın. Yah kendi mahallesinde doğmuş orta halli bir insanın kendi mahallesinden ev alma ihtimali sıfır. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Şimdi buna ne kadar tahammül edeceğiz? Yani ekonomi yönetiminin eleştirdiğim tarafı bu. Yahu bize her şey çok güzel çatladı, patladı, işte, eee, şey enflasyon oranları düştü. E, kardeşim sen bize bundan haber ver. Az önce Mahilmez hocamın %2000'e yakın 8 yıl içerisinde en temel gıdadaki artışlarını sen izah et bize. Sonra da Alahattin Aktaş'ın bu yısındaki iza bu şey gibi olmuyor, haberiniz olsun. Böyle efendim, bazı endeksler var, biz onları tanımıyoruz. Sen istersen tanıma. Biz onun içinde yaşıyoruz. Mesela şey gibi olmuyor. Sayın Şimşek bazen ne diyor? "Köprü ve otoyol zamlarını kafaya takmayın." Ha diyor. Neden? Çünkü biz onu diyor, resmi enflasyon içerisinde %0.005. Kanun sayın bakanım, anladım. Siz birilerine mesaj veriyorsunuz ama bize vermediğiniz kesin. Ya biz ödüyoruz onları ama sonuçta biz hayat pahalılığımızın içinde onlar. Yani sizin onu resmi enflasyon rakamına nasıl yansıttığınız vatandaşın umurunda değil. Vatandaş çünkü onu çekiyor.
Peki şeyi merak ettim. Hani diyorum ya, ülkeye bile gelmeden ayak üstünden %35, 40 iç borçlanma senetleriyle para kazanan kimler? Ya orada da enteresan bir şey çıktı. Hazır mısınız? Hemen yansıtalım. Yahu zaten merkezi hükümetin iç borç stokunu neredeyse üçte birini, daha bile fazla, kamu bankaları alıyormuş zaten. Yani böyle yabancı alıcı geldi. Yo değil. Türkiye'deki piyasa yapıcı bankaların yurt dışındaki ve kamu bankalarının yurt dışındaki muhabir bankaları yahut da şubeleri. Şimdi ha var şöyle diyeyim, mesela gerçek kişiler 355 ona milyar TL civarında almışlar. Tüzel kişiler de maşallah almışlar. Çünkü biliyorsunuz stopaj şey olduğu için avantajı mevduata göre daha fazla getiriyor. Menkul kıymet yatırım fonları mecburen alıyor. Zaten şey var, zorlama var. Merkez Bankası bulaşmamış bile. Neden? Şöyle, zaten yasa var. Yani doğrudan doğruya hazineye veremez. O bankalardan döndürüp dolaştırırken falan filan alıyor. Şimdi oran olarak görmek ister misin hocam? Hemen göstereyim. Oran olarak bir sonraki slayt.
>> O, eee, kabuya avans diye bir kalemdi.
>> Bravo, bravo.
>> Eee, o zamanlar Mahve İlmez, eee, hocamız da, eee, hazine müsteşarıydı.
>> O dönemde, eee, 1999'dan 2001'e kadar arka arkaya yaşadığımız krizlerden sonra Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın avans adı altında kamuya, >> karşılıksız para basarak finansman sağlaması kalktı. Mesela Merkez Bankası burada çok sınırlı bir şey tutuyor. İç borç stoku tutuyor. Ama mesela Amerikan Merkez Bankası'na baktığımızda, bazı dünyadaki önde gelen merkez bankaları şu anda kendi ülkelerinin, Avrupa Merkez Bankası başkanı olmak üzere inanılmaz. Sadece o değil, özel sektör, özel sektör tabir bonusu da alıyor. Dün, dün diyor, evvelsi akşam 34 milyar dolarlık >> destek attı Fed mecburen. Şimdi >> kamu bankaları %32, özel bankalar %15, yabancı bankalar yüz. Zaten hocam oldu %50'nin. Yani. E menkul kıymet yatırım fonları iyi, Allah'tan alıyorlar. E tüzel ve gerçek falan. Şimdi bakıldığı zaman burada çok ciddi bir para kazanıyor. Yani mesela şey diyeyim, mesela gerçek kişiler var, bir önceki slaytta 355 milyar liraya yatırmışlar. U su içinde paraya bakın. Mesela 3 trilyondan fazla ekonomi yönetimi görevi geleli beri faiz ödemiş. Şimdi tamam, kamu bankaları ve özel bankaları ödemiş. Onların karlılıklarını belki arttırıyormuş gibi gözüküyor. Bilmiyorum, onlara sormak lazım ama ya bu bir con Ahmet mahkemesi ve tehlikeli bir şey bu, haberiniz olsun. Yani bu bu dere. Ya biz yavaş yavaş aslında çok övündüğümüz şeylerden çıkmaya başladık. Neydi övündüğümüz şey? Bizim borçlanma oranlarımız düşüktü, bilmem ne. Yavaş yavaş biz de adım adım, adım adım, ya ne varmış canım, biz de borçlanalım. Dişimdi Erhan Aslanoğlu hocayla bizim bir iddiamız var. Vergileri arttıracağına hiç borçlanmaya git diyoruz. Abi ters bir şey oldu. Hem vergiler hem iç borçlanma artı ya. Biz öyle istemiyorduk ki. Biz dedik ki vergileri arttırmayın, enflasyonist etki yaratmasın. Ben de aynı zamanda halkın alım gücünü >> Bravo, bravo. Siz dedim kamu harcamalarının, >> finansmanını borçlanma üzerinden yapıyor. Yo, öyle şey olur mu? Tam tersi. Hem vergiler, hem kesintiler, hem makru vergiler falan hepsi artı. Bir taraftan da borçlanma arttı. Tuhaf bir şey yani. Bilmiyorum.
Şimdi burada, eee, hani lakinli bölüm de abi dinleyin. Ben merak ettim yani, eee, 6 Şubat 2023'te, eee, hepimizi, eee, derinden üzen, 11 ilimizi etkileyen bu asrın felaketi, bu büyük iki deprem yaşandıktan sonra, eee, eee, bu hafta itibariyle 2025'i tamamlarken ya da 2025'i tamamladık. 2026'ya girerken bölgede, eee, hak sahibi olan 455.000, eee, eee, yani 455.000.000 adet bağımsız ünite, inşa edildi ve hak sahiplerine, eee, dağıtılıyor. Eee, bundan sonra tabii, deprem bölgesinde altyapı ve üst yapı çalışmaları ile ilgili olarak, eee, ekonomi yönetiminin ya da hükümetin ya da Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın, işte Emlak Konut ve, eee, TOKİ ile birlikte süreci nasıl yönetecekleri, bunun plan ve programının ne olduğu, bunun, eee, merkezi yönetim bütçesine yansımasının ne olmaya devam edeceği konusunda detaylara ihtiyaç var ki, eee, buradan, eee, açıkçası söylemek gerekirse, eee, kamu açısından nasıl bir sonuç çıkacak onu anlayabilelim.
>> Ama şeffaflıkla olur hocam. Çıkarsın dersin ki: "Arkadaş, biz depremle alakalı harcamalarımız bu kadar." Net anlatın, ne var bunda? Yani geri kalanı da bu. Neymiş o diye soralım biz de. Onlar da bu, bu. Yani şimdi bazı şeyler var, başkanlıklar var. İki tane bakanlığı yan yana koy. Ondan daha fazla bütçesi var. Niye bilmiyoruz. E o zaman da emekli soruyor: "Yani sen niye hani benim şey mi döndü dolaştı benim maaşıma kaldı?" İşte diyelim.
Şimdi yabancı var mı soralım. Sermaye piyasasıyla yürüdüğümüz için vallahi borsadaki pay değişimi enteresan. Bir bakarsak, o şeye de, eee, şemaya da. Hisse senedi payı sert bir düşüşte. Eskiden övünürdük. Yabancılar Türkiye'deki makbul şirketlerin %60, hani halka açık olan %60 hissesine sahipler. Nerede ya? Şimdi %10'lara falan geliyoruz. Ha bu arada aldıkları şirketler öyle herhalde güzel, iyi şirketler ki, bunların borsa performansı çok iyi olduğu için piyasa değerleri yüksek. Yani piyasa kapitalizasyonu açısından bankalar, >> aslında belli bir noktadalar ama hisse senedi adedi açısından düşmüşler. Yani değiştirmiyorlar. Çok fazla hareket etmiyorlar zaten yani. Ama şey var ya, teveccüh gösteriliyor olsaydı, saygıdeğer Şimşek ve ekibinin uyguladığı program bu ortaya çıkmazdı. Bak bu da mesela enteresan bir şey. Şirketlerin kar edeceği düşünülürdü vesaire de. Bak dramatik bir düşüş var ve düşüş de şeyde 2000 şeye ait, 2005-2025 arasındaki dramatik düşüşü görüyorsunuz. Ve en son bakın nereden aşağı düşmüş. Şimdi, eee, ben böyle anlatırım hocam. Yani çeşitli noktalardan, eee, şey olması. Dolayısıyla benim burada lafı çok uzatmadan söyleyeceğim şey şirketler için. Bir kere bakın arkadaşlar, döviz kurları böyle durur falan diye hesap yapmayın. Ne olacağını bilmiyoruz. Efendim, işte rezervlerimiz taş gibi. Bilemeyiz. Bilemeyiz yani. Yani tamam, rezervler iyi, çok şükür ama 2026 birçok siyasi ve diplomatik gelişmeye gebe. Bilemeyiz yani. Dolayısıyla, >> her sabaha, eee, bir şey uyanıyoruz yani. Anladın mı? Sabah uluslararası başka bir başlıkla başlıyor.
>> E tabii ya. Yani şey var bir de. Millet dışarıdan seyredince ne kadar ahlaksızmış ya bu adamlar falan diyordur. Yani her şey bunlarda. İşte özel hayat falan filan kalmadı, o ayrı mesele ama yani bizim hani vay can, hani düzgün insanlardır falan dediğimiz insanlar da o kadar da düzgün değilmiş. Kimse bana darılmasın. Bana ne özel hayat falan filan çıktı ortaya zaten yani. Yani şöyle, benim bazı kriterlerim var. Sen beni çok iyi biliyorsun. Ben üstünü çiziveriyorum. Yani önemli değil. Yani hiç kimsenin hayatı bizi ilgilendirmez. Ama hani belirli yerlere geldiği zaman insan çok dikkatli yaşıyor, çok dikkatli, eee, davranıyor olması lazım.
Şimdi gelelim, eee, şeye. Eee, zor zamanlarda bütçe ve satın alma işleri nasıl yapılır? Bakın bunu ben YouTube'da hocam, üç videoda anlattım. Yani zor zamanlarda bunun çok daha uzun versiyonunu yapıyorum. Okan Müdürlüü üstadı buradan selam söylüyorum. Çünkü illa istedi bunu. Yani dedi ki: "Hocam, güzel anlatmışım, biraz aça aça, yani bölüm bölüm yaptı." Üç bölümde yaptım. Bir kere hedging yapın. Haging derken kastım şu. MTA piyasasında olanlar var. MTA'yı stoklayan var. MTA'yı kullanıp işleyip satan var vesaire. Ben size söyleyeyim. Yani gümüşte ne oldu? Hani hafta başı hatırla, paramparça. Herkes hey, pazartesi rekor dedi. Birilerini açıkça yakalamışlar, bir çaktılar. Kendine gelemedi.
>> Amerikan Merkez Bankası, Amerika'nın anlı şanlı yatırım bankalarından veya finans kurumlarından bir tanesinin gümüşte bu kadar büyük bir, >> fiyat sıçramasına, >> ciddi manada hazırlıksız yakalanması nedeniyle büyük bir likitte sorun yaşanmasın diye, >> mecburen kurtardılar.
>> Haftalardan beri 102 milyar dolar, her gün milyar dolar, >> depoyla piyasaya para verirken bir anda 34 milyar dolar verdi.
>> Evet. Neyse. Şimdi satın alma işlemleri hocam, vallahi bak ben söyleyeyim. Bu mali işler, satın alma, finans, kucak kucağa, böyle kol kola girecekler. Başka çare yok. Birbirlerinden ayrı gayrı iş yapmasınlar. Genellikle öyle yaparlar. 2026'da bunu yapmasınlar. Herkes kimin ne yaptığından haberi olsun. Bütçelemeyi tabana yayın. Yani herkes, >> en küçük departmana kadar, >> tabii herkes sorumlu olacak. Geçen sene ne harcadım? Bu sene ne harcayacağım? Ne geliri elde edeceğim? Bilmem ne vesaire. Bütçe harici harcamaların tamamını engelleyin. Daha önceden bütçeye konmamışsa iyilik yapmayın. Kardeşim, düşünseydin diyeceksin. Ha şöyle bir şey, o insan yanlış düşündü diye şirkete, şirketi de sakatlama tabii, o ayrı mezarı de. Ama şirketin öncelikli işi değil ama elzem değil de lazım olan şeylerden bir tanesi ise birazcık da de ki: "Kardeşim, siz de dörd düzgün bütçe yapın, böyle şey olmaz" deyin. Mali tablo olarak kesin kez döviz kuru stres testi yap.
>> Hocam son iki dakikamız, birinci bölümü tamamlamak adına. Yok, şu anlamda söyledim. Eee, soracağım soru şuydu aslında. Eee, bir yandan bunları konuşuyoruz, fakat bir yandan da, eee, TL cinsinden kredi faiz oranlarını her defasında ya enflasyonla mücadele ya da başka gerekçelerle, >> öyle bir düzeye çıkarıyoruz ki, Türkiye'deki reel sektör bu kadar yüksek faizlerle TL cinsinden kredi kullanmak beni perişan eder deyip, maalesef döviz kuru riskini göze alarak döviz cinsinden hoşlanmayı tercih ediyor. Adana'da kamyonun arkasında "Rahmetli de sollardı" diye yazıyor. Y belli bir yere kadar şansı yaver gibiy, ondan sonra şeyi çakıver.
>> 128 milyar dolardan maalesef, eee, yine 210 milyar dolara çıktı.
>> Tabii hocam. O yüzden tedarik ve cüroda %30 kuralı çok önemli. Hiç ne tedarikte ne cüroda %30'dan fazla kimseye teslim olmayın. Aşırı stok yapmayın. Stoğu asla yaşlandırmayın. Giren çıksın. Tamam mı? Yani bu öyle bir zaman değil. Hani stok yaptım muazzam falan. Öyle şey tekstilciler pamuk toplayıp battılar biliyorsunuz. Fabrikaları kapadı. Likit olacak şirket. Dediğin gibi elzem olmayan harcamayı ertele. Döviz varlığın varsa koru. Ha sakın böyle ben bunu bir bozayım falan filan. Hele döviz borcun varsa sakın ha dövize döviz dur. Tamam mı? Yani senin zaten işin spekülasyon değil ki. Ha diyorsun ki: "Hocam ben mal satarak para kazanamıyorum." Ya o zaman boş ver o zaman yapma bu işi. Git spekülatör ol. Döviz borcu, döviz likidesi dengesini göster. Benim anlatacağım bu. Yani Türkiye ile ilgili kısım birinci bölümde hocam bu. Size de arz etmiş ol.
>> Şöyle yapacağız. İkinci bölümde biraz daha dünya olarak açılacağız. Ondan sonra da, eee, inşallah bir sonraki hafta bu defa siz bana sorduğunuzda biraz dünya üzerinde durmaya devam edeceğiz.
>> Kısa bir ara. Aranın ardından Emre hocayla bu defa da biraz daha dünyayı, biraz daha global gelişmeleri konuşuyor olacağız. Bizden ayrılmayın. Yeni yılın ilk akşamı Ekotürk TV'de Alkin ve Lakin'de Emre Hoca beraberiz. Emre Hocala programın ilk bölümünde daha çok, eee, Türkiye ekonomisindeki genel süreçle ilgili olarak, eee, önemli konuları değerlendirdik, tartıştık. Şimdi, eee, Emre Hoca ile birlikte birazcık da belki gelecek haftaki yayına da katkı sağlayacak şekilde biraz daha dünya konjonktürüne, bakacağız. Dünyadaki gelişmelere bakacağız.
Şimdi Amerika'da kalitenin nasıl düştüğünü görmek için Trump'a bakmak lazım. Ve bu programa hazırlanırken sabahin harika bir şey gördüm. Resim. Buyurun sayın yönetmenim. Kuzey Amerika kıtasındaki duruma bak. Kanada'nın seçilmiş kişisi, ekonomi doktorası sahibi, >> McCartney Başbakan.
>> Tamam. Ama Oxford Üniversitesi.
>> Evet.
>> Tamam. Meksika'nın seçtiği kişi hanımefendi, eee, enerji mühendisliği bölümünden doktora sahibi olan kişi. Amerika'nın seçtiği kişiyi söylemeye gerek yok. İki defa görevden alınma, ondan sonra davası yemiş bir şarlatan diyor. Dört kere de şeyini kumarhanesini batırmış. 34 tane de suçlaması var. Şimdi ne demeye getiriyorum şimdi? Sakın bu izleyenler kardeşim, işte hoca takımı bilmem ne. Yok babacığım öyle değil. Bu iki tane hoca siyasetin içerisinden, partilerin içerisinden yükselerek gelmiş.
>> Tabii.
>> Ya. Tamam mı? Hem eğitimli hem lider. Öyle boş konuşmayın yani. Efendim, işte siyaset başka şey, e başka şey olduğunu anlamış zaten. İki tane doktoralı insan, biri kadın, biri erkek siyasetin en sert rüzgarlarına kapılarak kim bilir aleyhlerinde ne propaganda yapılmıştır seçim esnasında. Bütün yani dünyanın neresinde olursa olsun bir seçim esnasında yaşanan tüm rezillikleri göğüsleyip bu eğitimli halleriyle Amerika kıtasındaki iki tane, >> bak gardin bir özelliği daha var. Kendisi hem Kanada hem de Birleşik Krallık Merkez Bankası başkanlığı görevlerini de yürütmüş olması nedeniyle bütün bu dünyadaki bütün bu finansal sistem pek çok konuyla ilgili de ciddi bilgisi var.
>> Ya o yüzden bana şunu demeyin yani efendim, işte ondan sonra, işte diplomanın önemi yokmuş. Tabii siz çünkü diplomayı önemli hale getirip, ondan sonra memlekette neler yaşadığımızı gördükten sonra diplomanın önemi yok dersiniz. O hiç alakası yok. Bak diyorum ki Trump ne yaşamışsa, bu insanlar kendi ülkelerinde aynı rendenin içinden geçerek gelmişler ve başkanlık koltuğuna oturmuşlar. Bir iki tane doktoralı insan. O yüzden arkadaşlar, Amerika'nın durumunu göreceksiniz. Neler olacak? Yani bu, yani Amerika 4 sene içerisinde tanımadığımız bir yer haline gelecek. Çok net olarak bu iki ülke de daha sakin, daha mantıklı bir yolla ileriye doğru gidecek. Şimdi niye bunlar?
>> Ama Trump tarafından şu anda birazcık da bu ticaret savaşlarında, eee, kısmen cezalı konumda olan iki ülke, uygulanan ithalat gümrük vergisi tarifi oranlarıyla. Hocam, nasıl olsa herkes ölümlü ya. Yani en sonunda bir gün gidecek Trump'da. Yani şimdi şöyle bir şey, eee, bu varlık fonlarıyile alakalı çok tartışma oluyor. Varlık fonu olması çok önemlidir. Ben çok önemsiyorum. Fakat varlık fonlarını değerlendirmede bir hata yapıldığını düşünüyorum. Birisi düşünmüş bunu benim gibi ve iki tane şekli arka arkaya koymuş. Dünyanın en büyük varlık fonu Çin'de. Ardından Norveç, hemen arkasından Abu Dabi, ardından Singapur, Singapur'dan sonra Suudi Arabistan ve Kuveyt geliyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin varlık fonu o kadar büyük değil. Türkiye Cumhuriyeti'nin daha büyük. Çok enteresan yani 360 milyar dolar. Şimdi bu çok iyi. Burada ne gösteriyor? Vay Norveçlilere bak. Norveç'in işte dünyaca meşhur petrol fonu var.
>> Norveçlileri var. A vallahi kazın ayağı öyle değil hocam. Hadi bir sonraki slayta geçelim. Peki,
>> ikisi arasındaki, yani bu iki slayt arasındaki,
>> biri toplam mutlak rakam, öbürü kişi başına düşen. Yani Abu Dhabi'deki insanların bu bahsettiğim fonlardan kişi başına düşen payı. E bak orada Norveç ortada bile gözükmüyor. Türkiye demin bak gayet güzel yerde. Şurada altta siyah bir nokta var. Görüyor musun?
>> Hı hı.
>> E ne oldu? Öbürleri falan bak hep kişi başına bakacaksınız. Yani aslında bakın, toplam borç da milletindir. Varlık da milletindir. Dolayısıyla bakacağımız şey şu. Toplam borcun fert başına bölümüyle toplam varlığın fert başıma bölümü. E burada iyi durumda değiliz. Öyle gözüküyor.
>> Tabii. Lakin diyeyim. Eee, bahsettiğimiz ülkeler aynı zamanda nüfusları olağanüstü küçük olan ülkeler ve böyle bir realite var. Yook, Çin.
>> Hayır. Eee,
>> bak Çinliğin hesabı yok hocam. Çin mesela yok. Aynı hikaye.
>> Dünyanın birinci fonu onda yok ortada. Var diye 1,5 milen insan yaşıyor. Onu demek istiyorum. Yani dünyanın bir numaralı fonuna sahip olan ülke kişi başına düşen refahta bak fon şeyinde yok. Yani bazen bazı değerlendir, >> daha kat edilecek mesafe var anında.
>> Bravo. Yani çapraz değerlendirmekte fayda var. Bir ülkenin refahını mutlak rakamdan ölçemezsiniz. Bir ülkenin refahını fert başına düşen borçla değil mi? Fert başına düşen varlık karşılaştırmasıyla yaparsınız. Zaten bu ülkelere gittiğiniz zaman farkı görüyorsunuz zaten. Yani şimdi tabii bütün bunlara rağmen çok esprili bir şey paylaşmak istiyorum. Eee, Avrupa'nın en rağbet edilen noktalarından biraz bahsedelim. Şimdi yılbaşı ya, herkes Avrupa'ya gitti, oraya gitti. Vallah Fransa, tüm o garip hallerine rağmen en çok 2024 yılında turist çeken, değil mi? Şey olmuş.
>> Olimpiyatların da kısmen etkisi vardı.
>> %1. İspanya hemen arkasından. İspanya zaten hep lider yani. Muazzam gidiyor. Yani şimdi bana şey diyorlar ya, işte öyle böyle ya, öyle değil işte ya. Bak İspanya'nın yaptığına bak. Şimdi, yani İspanya turizm açısından Türkiye'den çok daha ileri bir yerde. Ha Türkiye'de kötü değil. Hemen Amerika Birleşik Devletleri'nin arkasından geliyor.
>> Ama bir zamanlar tabii lakin diyeyim, Türkiye'nin 90'lı yılların sonlarında senede sadece 6 milyon, sonra en fazla 10 milyon turist ağırladığı bir dünyayı dikkate aldığımızda, şey demiyorum. Ben diyorum ki, iyi, >> Türkiye çok çok önemli bir destinasyon olduk bizim.
>> İyi, iyi diyorum. Ondan sonra, yani inşallah bir gün kalanları falan hesap etmiyorlardır. Hani şey, İstanbul havalimanı çünkü muazzam bir yer. Hani bir gece kalıp sonra giden, bunlar tabii uluslararası kurumlar tarafından hesap edilen, bak İtalya'dan daha fazla insan almış.
>> Bu Birleşmiş Milletler dünya turizm örgütü tarafından olduğu için.
>> Tabii. Ama ilginç bir şey. Bakın, 756 milyon kişi Avrupa'ya gitmiş. 709 milyon kişi de dünyanın farklı yerlerine gitmiş. Avrupa en çok insan çeken yer. Bizi de Avrupa Asya arasında bir yere koymuşlar zaten. Yani tam şey yapamamışlar. Şimdi nereye geliyorum ya? Bu Fransa bunu nasıl çekiyor? Bir sonraki slayt, çok ilginç bir slayt. Herhangi birisini ülkesine gittiğinde onun lisanını konuşmaya çalıştığında nasıl reaksiyon veriliyor? Türkiye'den Yunanistan'a, oradan İtalya'ya, İspanya'ya kadar hemen millet arkadaş oluyor. Oo ne güzel, bak. Merhaba dedin, vesaire falan diye. Fakat İskandinav ülkelerinin bir kısmı, Almanya'dı vesaire'di falan filan diyorlar ki: "Ya boş ver, sen konuşma, İngilizce konuşalım biz." Diyor. Eee, Rusya vesaire ve Doğu Bloku ülkelerinde, "Ya güzel bir şeyler söylemeye çalışıyorsun ama zorlama kendini, boş ver" diyor. İngiltere'de kesinlikle tepkisiz. Yani konuşsun, daha fark etmez zaten, biz İngilizce falan diye. >> Ama Fransa'da Allah aşkına konuşma diyor. Fransızca bize çok kötü konuşuyoruz zaten. Doğru. Ondan sonra ve Fransızlar ne diyor? Fransızlar bizimle İngilizce konuşun. Diyor. Ben ne zaman Fransa'ya gitsem, Fransızca, ben çok iyi biliyorum, ikimiz de iyi Fransızca konuşuyoruz. Onlar bizle İngilizce konuşmaya çalışıyorlar ilginç bir şekilde. Ya Fransızca konuş, yok biz İngilizce konuşalım. Fakat enteresandır. Dünyanın herhangi bir yerinde bir Fransız rastladığımız zaman benimle Fransızca konuşuyorum. Bu çok, bunu anlayamadım. Paris'e gidiyorum. Çeşitli şey, Bordo'ya gidiyoruz. Oradaki Fransız bizimle İngilizce konuşmaya çalışıyor ama dünyanın herhangi bir yerinde palo Fransa falan diyorsun, falan böyle bir şey oluyor. Hemen orada Fransıza, Fransız herhalde kendilerini şey hissediyorlar, yalnız hissediyorlar, vesaire de kendi lisanları konuşan da bir şey demi ama Fransa'da iyi Fransızca bilmiyorsa, konuşma kardeşim diyor yani. Ve buna rağmen Fransızlar Avrupa'nın hani olimpiyatlara da tabii dahil edersek 2024 yılında en çok insan çek. Ben 2025'te bu kadar olduğunu zannetmiyorum. Fransa'ya gelecek. Şimdi tabii, eee, hani orada büyükelçilik görevi de yapmış olmam itibariyle kaç sene, 3,5 sene orada, eee, şöyle ifade etmekte yarar var. Avrupa'nın, eee, dünya turizm, eee, destinasyonu olarak, eee, önemli ölçüde ilgi çekmesinin, eee, bazı önemli parametreleri var. Bir kere toplu taşımanın çok güçlü olduğu bir, eee, coğrafya. Avrupa kıtasına, >> havalimanından indin, metroya binebiliyorsun. Eee, trenle, e, Avrupa'nın birçok yerinde çok rahatlıkla seyahat edebiliyorsun. Birinci avantaj bu. İçi, >> tabii, tabii. Bir de şey var. Uber var, vesaire var, o var, bu var. Farklı seçenekler var.
>> Çok doğru. İki, eee, yani Asya, Asya'yla o konuda yarışır. Avrupa'da çok ciddi bir tarih hikayesi var. Yani mesela, eee, Kuzey Amerika bu anlamda baktığında, eee, aslında arkeoloji ve tarih açısından görecel olarak daha zayıf. Eee, dolayısıyla oralara arkeolojik amaçla gidilmiyor ama Türkiye'miz dahil olmak üzere, eee, bu bölgede aynı zamanda tarih turizmi anlamında da büyük bir potansiyel var.
>> Kültür anlamında da yeni ülkelerde öyle tarih marif bir şey yok. Tabi konu da tabii, eee, şehirlerin genel tasarımının, eee, turizm açısından, eee, dolaşmaya, yürümeye, işte mesela her seferinde şey oluyor ya, işte Avrupa'ya gittik, falanca şehirde her gün 25.000 adım attık. Bazı ülkeler var ki, o ülkeler genel yaşam standardı, işte Amerika Birleşik Devletleri, evet, bir iki ülke, bir iki şehir dışında Amerika Birleşik Devletleri'nde, >> ben o gün 25.000 adım gibi bir şey söyleyemezsin. Amerika'daki yaşam tamamıyla otomobile binmeye müsait gibi.
>> Doğru, çok doğru. Yani şöyle, eee, anlatayım. Ben mesela Fransa, İtalya, tabii bunlar eski, eski, eski dünya. Mesela şey, Endülüs, muazzam şey ama Barcelona Airbnb'i yasaklıyor. Belediye başkanı açıkladı: "Yeter artık" diyor.
>> Çünkü,
>> yani artık ağzımıza kadar turist olduk biz de. Hem o var hem de aynı zamanda da biraz, eee, Barcelona'daki kira artışlarına da sebep oluyor.
>> Tab,
>> eee, normal İspanyol vatandaşı, orada yaşayan insanlar, kendileri ev kiralamakta zorlanıyorlar gibi konular var.
>> Hocam şimdi muhteşem bir yere geliyoruz. Dan Brown'ın kitaplarını herkes okuyor. Dan Brown biliyorsun bir tane kitabında bir ruh hastası adamın dünyaya bir virüs bulaştırarak pandemiden önce yazmış bunu, milyar mertebesinde insanın ölümüne sebep olacak bir eylemi hazırlığında.
>> Filmi de bu arada İstanbul'da çektiler.
>> Yerebatan Sarnıcı'nda çekildi.
>> Hatırlar mısın? Kitabın içerisinde veya filmin içerisinde şöyle anlatıyor bilim adamı. O zaman ekrana gelsin. Dünyanın nüfus artış hızı adlı sanat olayı. Hiç böyle bir şey gördünüz mü? Bunun nasıl olduğunu anlatmak için şöyle yapıyor. Diyor ki: "Şu beyaz kağıdı aldım. Gördünüz mü?" Diyor. "Önce ikiye böldüm. Sonra bir daha böldüm. Sonra bir daha böldüm. Sonra bir daha böldüm. Sonra say istersen" diyor. Ondan sonra bunu diyor, öyle bir hale geldi ki, böl böl böl. En baştaki artış hızından her seferinde daha eksponansiyel bir yere doğru geliyorsun. Bunu diyor sabaha kadar yapsan, yerden tavana başarabilirsen eğer diyor kağıdı yırtmayı, bak ben burada, yani neredeyse kaldı, hani. Ondan sonra şöyle şurayı saydığım zaman herhalde 100'den fazla oldu. 4 parçadan 100 parça. Aynen nüfus artışı bu şekilde artıyor diyor. Dolayısıyla diyor, nüfus artış hızını durdurmak çok mümkün değil. Ha bu arada her ne kadar, eee, bu doğurganlık bütün dünyada alarm verecek şekilde de azalsa da, gelişmiş olan ülkelerde, vallahi gelişmekte olan ülkeler ve fakir ülkelerde doğurganlık son sürat devam ediyor. Özellikle Afrika'yı söylemek istiyorum. Yani ne kadar çok fakir fukara ülke var ise, o ülkelerde muazzam bir nüfus artışı var. Şimdi biz çok farklı, yani 2026 içerisinde bunları da çok tartışıyor olacağız. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri'ne geldiğimizde, peki 300 milyon herhalde değil mi hocam insan yaşıyor diye tahmin ediyorum. Hatta 330 diyen de var. Amerika Birleşik Devletleri'nde şöyle diyeyim size. Prodaktivite, yani verimlilik, saatlik işçi ödemeleri veya saatlik ücretlere baktığımız zaman ilginç olan şey ne biliyor musunuz? Amerikan rüyası aslında Amerikan kabusu. Şirketler inanılmaz bir verimlilik içerisindeler. İnanılmaz ama fakat bu verimliliği sağlayan emekçiye o derecede para ödemiyorlar. Yani şirketlerin karlılığında tarihi sıçrama var, >> tabii, >> ama bu elde edilen net karlılıktan, >> eee, istihdam, eee, istihdamı anlat, >> emeği yeterince besleme noktasında, >> bir OECD datasıydı hocam, buraya getirmedim. Çok ilginç. Özellikle 2008 krizinden sonra sürekli artan şirket karından %1'lik en üst düzey, en üst kademe personel yararlanırken, çok ciddi bir kısmına geri kalan, ondan sonra saha elemanlarına neredeyse hiçbir şey verilmemiş. Yani şu şunu gösteriyor. Şirketler büyüyor, gelişiyor, verimlilik artıyor, kar vesaire ama aynı şey işçiye, emekçiye, personele yansıtılmıyor.
>> OECD'nin çatısı altında iki tane ilginç e yapılanma var. Bunlardan bir tanesi, eee, ki, eee, işte Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimiz başta olmak üzere, eee, önemli, eee, bazı iş dünyası sivil toplum kuruluşlarımız da bunun bir parçası. Aynı şekilde diğer OECD ülkelerdeki, eee, iş dünyası STK'ları da, eee, bunun adı BİAK. Eee, orada, eee, işte iş dünyasındaki gelişmeler nereye doğru şekilleniyor gibi konuşmalar, eee, yürüyor. Eee, bir diğer, eee, yapı ise, sendikalardan oluşan TUAK. Eee, şimdi tabii BİAK'la Tuhakaki gündem, eee, bütünüyle değişik ve, eee, son dönemde benim katıldığım toplantılarda, işçi sendikaları tarafındaki toplantılarda, eee, bu mevcut kapitalizmin, eee, eee, bu katma değeri, eee, üretim girdileri arasında bu kadar adaletsiz bir şekilde dağıtmasının artık yönetilecek bir noktası olmadığına dair tartışmalar alevlenmişti. Ben orada, eee, işte bir büyükelçi olarak conscious capitalizm, yani daha bilinçli bir kapitalizm, ortaya konan katma değerin daha hakkaniyetli dağıtıldığı bir kapitalizmden bahsettiğimde, bir büyükelçiden çok böyle şeyler duymaya alışık değiliz anlamında kalat kapitalizm, bu vahşet tarafıyla alakalı çok ciddi eleştirileri var. Özellikle el yazılarında hani bahsetmiş. Yani bu bu derecede hani sadece, eee, söylediğim size şahsi menfaatlerle örülü bir rekabet ortamına ekonomiyi teslim etmenin çok tehlikeli bir şey olduğunu söylüyor. Neden? Çünkü devlet aygıtı karşısında bir kere diyor, e fertler oldukça zayıftır. Ama diyor, özel tekelleri de diyor yaratırsanız, özel tekerler de bu sefer diyor ezmeye başlar diyor. Güçlü zayıfı ezer diyor. O yüzden yani kapitalizmin de bu hani demokrasiyi aslında öldüren, özgür iradeyi öldüren, siyaseti fonlayan, kendi istediğini söylettiren tarzından da çok hoşlanmamış. Şimdi bunlar olurken bir de emekçi zaten eziliyor. E de ortaya yapay zeka çıktı. Eyvah. Yani kimlerin işini alacak diye. Yapay zeka alakalı endişelerin ne olduğunu anlatan Statistan'ın bir bize tablosu, eee, bu hafta önümüze.
Düştü. Diyor ki eee yapay zeka insanları diyor kesin manipüle eder diyor. Bir numara. Ondan sonra kes yani edecek diyor.
>> İnsanları manipüle etmek amacıyla rahat kesinlikle kullanılabilir diyor.
>> Kilab yanlış bilgi ve dezenformasyon için kullanılabilir diyor. Ondan sonra eee üçüncü en büyük endişe işlerimizi diyor alacak diyor. Yani iş alma endişesinden daha üste manipülasyon ve dezenformasyon bahsediliyor. Eee ve diyor insanların birbiriyle iletişimine mutlaka diyor menfi etkisi olacak diyor.
eee otonomun yani kendi kendine hareket eden ve tehlikeli bir hale >> ben bunu şuradan gözlemliyorum Emre Hocam.
>> Şimdi son dönemde mesela etrafımdaki insanlara bakıyorum. Diyelim ki eee yurt içinde ve yurt dışında bir yere seyahate gidilecek veya bir hastalıkla ilgili olarak eee her zaman insanlar birbirlerini arıyorlardı. Ya sen o şehre git mi ne önerirsin vesaire falan diye ya da doktor vesaire. Şimdi bakıyorum çılgıncasına her şeyi e yapay zeka programlarına, platformlarına sorma ile ilgili enteresan bir alışkanlık başladı.
>> Mesela şey yapıyorumız. Ben bazen istemediğim şeyleri söylüyorum. Bol soğanlı bilmem ne falan diye yaptığım oluyor. C diye düşüveriyor. İstemediğim bir şey ama o beni istediğimi zannediyor. Bazıla ufak tefek ara testler yapıyorum.
Diyor ki muazzam derecede yapay zeka enerji kullanacak. 1,5 hocam trilyon kilowat saat elektrik tüketmesi bekleniyor bütün dünyada. Bu arada soruyorlar. Peki milletin işini alacak, senin işini alacak mı? Vallahi insanlar enteresan. çok da fazla takılmıyor. Alabilir diyor. Yani öyle yani benim işimi almaz herhalde diyor.
>> Yani bu yani 100 %41 düzeyinde >> milyonlar gidece işlerin işlerin eee işlerimizi alacak derken kendisine sorduğunda yok diyor. %2 o kadar şey sadece %23 diyor.
>> Da çok enteresan ya. Yani ben psikolojis psikolojis şimdi enteresan dünyayı güya temizliyoruz. Şimdi size küresel plastik üretimi ile alakalı bir dünya datası paylaşayım. OECD'den geldi bu. 2017 eee de hazırlanmış. Sonra da 2022'de bir revizyon görmüş. 1950'den itibaren üretilen plastik nereye gidiyor bu? Eee, bununla ilgili olarak, eee, iki dev toplantı yapıldı OECD'de. Eee, 2022'te. Eee, bu dev toplantıların en önemli gerekçesi de, eee, plastik kullanımının bu tempoyla, eee, gitmesi halinde dolay yani bunun yönetilemez olduğu ve o anlamda da ilgili, eee, plastiklerin eee, yeni nesil eee, ne diyelim? yeni nesil hücrelenmeyle ya da yeni nesil içerikle eee doğada kendi kendine ayrışarak yok olabilecek plastikler. Bununla ilgili ciddi çalışma vesaire.
>> Hazır mısınız? Okyanuslardaki yüzen atık plastiklerin toplamı Fransa kadar.
>> Evet. Yani bunun ne kadar >> değişik bir devlet de bunu temizlemeye yanaşmıyor. Çünkü çok pahalı olduğunuz. Ol, tekrar ediyorum okyanuslardaki serbest serseri gezen plastik atıkların büyüklüğü Fransa kadar. Ya bu inanılmaz bir şey ya.
>> E Pasifik Okyanusunda ve Atlantik Okyanusunda akıntılar nedeniyle sürekli olarak belli bir bölgede toplaşan ve çok rahatlıkla dev bir adaya dönüşmüş olan eee plastik atıklar var. Büyük bir ülke hocam yani korkunç bir şey yani. Şimdi buradan nereye geliyorum >> peki o zaman? Karbondioksit içinde neyiz? Yani 2026'da en çok konuşacağ meselelerde >> valla karbon emisyonu meselesinde >> Hindistan'la Çin kafa kaldırmış gözüküyor. En fazla dünyayı karbondioksitte boğan yine Amerika Birleşik Devletleri Avrupa Birliği aslında en çok boğanlardandı. önemli önemli bir atak yaparak gerçekten tebrik etmek lazım. Bunu Çin'in seviyesinin altına indirdiler. Çin şu an Avrupa Birliği'ni geçti karbondioksit salınımında.
>> Çünkü dünya imalat sanayinin artık tek başına >> eee %25'ini yaptığı için >> doğru. Ama yani Brezilya, Hindistan falan bakıldığında hocam yani dünya bakın burada World diye yazıyor. Ya dünya da tam olarak bunu kontrol altına almış gözükmüyor.
>> Biz Türkiye olarak eee bu konuda >> iyiyiz iyiyiz. eee >> iyi performans gösteren, eee iyi çaba sarf eden, eee bu konuyla ilgili olarak önemli adımlar atan bir ülke konumundayız. Şimdi tabii bu eee Trump efendi eee ve onun eee yolladığı diplomatik misyon üyeleri ne derse desin. Eee bir sonraki slayt Çin'in inovasyon yarışında herkese nasıl geride bıraktığını gayet güzel gösteriyor. Bu patent yani mainşeine göre patent sayısı böyle bir şey gibi değil ha. Ondan sonra ışıkta beklerken yok öyle öyle patentler değil yani bayağı ağır patent mesela yapay zeka patentlerinin %61'i falan şeyde Çinlilerde %21'ile geliyor Amerikalılar. Yani burada gördüğüm kadarıyla eee İngiltere nal toplamış. Almanya Kore'nin altında kalmış. Japonya atak yapmış. Amerikalılar son yaptıkları bir kafa atağıyla 2020 yılından yani pandemiden sonra Japonların önüne geçmiş ama Çinliler böyle eksponansiyel gidiyorlar yukarı. Yani böyle acayip bir >> Evet. Bu aynı zamanda bildiğim kadarıyla uluslararası akademik makale eee sayıları açısından da benzer bir tablo işaret ediyor. Şimdi bilim insanları, akademisyenler aynı zamanda pek çok alandaki araştırma ve makale sayılarıyla da arka arkaya rekor kırmaktalar diye biliyorum.
>> Şimdi bir ik dakika kaldı diye tahmin ediyorum ben de.
>> Evet. Bir son ik dakikamız.
>> Son ik dakika. Yani şimdi şöyle bir şey. Yazılan bilimsel makalelerin yarısından fazlası son ik yılda yapay zekayla yazılıyor.
>> Bu da ayrı bir soru.
>> Yani şöyle bir şey, eee, eğer gerçekten hani doğru düzgün bir literatür taraması yapılıyorsa ve kişi, eee, başkalarının fikirleri kendi fikri gibi anlatmıyorsa ama bu arada hani yapay zeka sayesinde ona formatını hazırladığı, çalışmanın içine kendi fikirleriyle bir katkıda bulunuyorsa e ben söyleyeyim. Çünkü Huawei'nin, ondan sonra dünyanın 10 mega trendi yapay zekayile alakalı çalışmasında 7. madde diyor ki insan ve yapay zeka beraber oturup çalışacak ve sonuç çıkaracaklar diyor. Yani kritik karar alıcı pozisyonda olanlar istişare edecek yapay zekalı ve 9 milyar 9 milyar insan 900 milyar yapay zeka yöntesine bağlanacak diyor. E şimdi dolayısıyla neyine itiraz edeceğiz ki biz bunu? Şimdi itiraz etsek kardeşim bunu yapay zekayla yazmış neyle yazacaktın dese çocuk cevap veremezsiniz.
>> Eee bir de bunun içerisine kuantum bilgisayarlar da eklenecek bir süre sonra. Şimdi son hocam hatırlar mısın 2025'e nasıl başladık? Savaş mı geliyor acaba diye. Acaba bir nükleer savaş bir. Dünya Savaşı bir büyük hesaplaşma olur mu diye. Onu da son yansıtalım. Yani şurada rahat olun. Eskisine göre çok daha az nükleer silah var. Hem Rusya'da hem Amerika'da ama onların toplamı bile dünyayı 200 300 kere >> yok etmeye yetiyor.
>> Yok etmeye yetiyor maalesef. Eee nasıl böyle bir böyle para kazandırmışlar insanlara özellikle bu konuda çalışma yapanlara ama hocam eee bu beni her zaman endişelendiriyor. Yani bunu sıfır görene kadar bizim daha önce yaptığımız eee bütün konuşmalar aslında havada asılı kalıyor diyebilirim. Buradan hem size hem kıymetli e Ekotürk ailesine hem de bizi seyreden kıymetli insanlara, ailelerine iyi bir yıl diliyorum.
>> Çok teşekkür ediyorum Emre hocam. Bir sonraki programda buluşmak üzere şimdilik hoşça kalın diyoruz.