Transcription
Buyur hocam. Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
Sayın hocam, inşallah bugünkü dersimizde üç konuyu, önemli üç konuyu işlemek istiyorum. Birincisi, yani arkadaşlar, insanlar şunu bilsinler: Din olarak, din olarak Kur'an'dan başka kaynak yoktur. Din olarak bizi bağlayan, insanların sorumlu olduğu tek bir şey vardır, o da Kur'an'dır. Kur'an'dan öte hiçbir şey yok.
İkincisi, insanlar neden doğruya ulaşamıyor? İnsanların doğruya ulaşmasında engel olan nelerdir? Burada birkaç madde halinde yazmışım.
Üçüncüsü, hocam, Kur'an'a göre inanılmaması gereken şeyler. Yani Kur'an'da olmadığı için insanların üzerinde yük olan inançlar, uygulamalar, ibadetler. İnsanlar bunları yapmaktan asla sorumlu değillerdir. Bunlar insanlar üzerinde bir yüktür. Yani din adamlarının koyduğu yükler. İnsanlar bunları yapmaması gerekir. Çünkü Yüce Allah der ki: "Sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Sen Kur'an sayesinde sıratı müstakim üzerindesin." Nebi'ye söylüyor. "Bu Kur'an sana ve kavmine bir öğüttür. İleride bundan sorumlu tutulacaksınız." Yani insanlar sadece Allah'ın indirmiş olduğu vahiyden sorumludurlar. Dolayısıyla, eee, Kur'an'da olmayan şeyler insanlar yapmaması gerekir. Bunlar insanlar üzerinde birer yüktür, birer ağırlıktır.
Evet, Yüce Allah Kur'an'da şöyle buyurur. Sayın hocam, şimdi dinde tek hüküm kaynağının Kur'an olduğuyla alakalı birkaç tane ayet almışım. Bir, Yüce Allah Maide Suresi 3. ayette der ki: "Bugün" yani "bugün" dediği zaman Allah Resulü hayatta, Kur'an ona nazil oluyor, "bugün sizin dininizi mükemmelleştirdim. İslam dini Allah katında tek geçerli din İslam'dır. Allah'ın indirmiş olduğu vahyin getirmiş olduğu İslam dininden başka bir şeyin peşinde koşarsa, bu ondan asla kabul edilmeyecek. O ahirette hüsrana uğrayanlardan olacak."
Şimdi bir sefer daha okumuş oldum. Başka bir ayet, sayın hocam, En'am Suresi 115. ayet: "Senin Rabbinin mesajı, senin Rabbinin kelimatı adalet ve doğruluk, tevhit ve güzel ahlak bakımından tamamlanmıştır."
Başka bir ayet, hocam, [Müzik] Enbiya Suresi 45. ayet: "Ey Nebi, ey Resul, de ki: Ben sizi sadece vahiyle uyarıyorum, vahiyle ikaz ediyorum."
Diğer bir ayet, Enbiya Suresi 112. ayet: "Ey Nebi, ey Resul, onların sana neler söylediğini andolsun ki biliyoruz. Sen onların üzerinde bir sorgulayıcı, bir zorlayıcı, bir zorba değilsin. Vaadim korkanlara, bana iman edenlere, ahirette karşılarına neler çıkacağına iman edenlere Kur'an ile uyar. Benim mimden çekenlere, ahirete iman edenlere Kur'an ile uyar."
Başka bir ayet, demin okuduğum ayet, Kaf Suresi 45. ayetti. Yüce Allah der ki: "Ey Nebi, Yahudiler de, Hristiyanlar da, onların dinine, inancına, imanına tabi olmadıkça asla senden razı olmayacaklar. Hiçbir zaman müşrikler, muvahhidler razı olmayacaklardır." O zaman, o zaman muvahhidler de hiçbir zaman müşriklerden razı olmamaları gerekiyor. Yani Kur'an ile, ilim ile her zaman vahiy ehli, müminler, Müslümanlar şirk ehline karşı mücadele etmeleri gerekir, savaş vermeleri gerekir. Kur'an'la. Mesela Yüce Allah Furkan Suresi 61. ayette der ki, sayın hocam: "Ve cid bihi cihad-ı kebîr." Bu Kur'an ile onlara karşı büyük bir cihat. Cihadın en önemlisi, en büyüğü, en mükemmeli Kur'an ile, vahiy ile, ilim ile, mantık ile, delil ile yapılandır. Asla kaba kuvvete yer yok, zorlamaya yer yok. Gerek yok, gerek yok.
İnned-dîne indallâhil-islâm. Ey de ki onlara, de ki o Yahudi din adamlarına, Hristiyan din adamlarına, Şii din adamlarına, Sünni din adamlarına: "Kul inne hudallâhi hüvel-hüdâ." De ki: "Allah tarafından indirilen hidayetten başka hidayet yoktur. Hidayet, doğru yol, hak sadece Allah tarafından gelendir. Allah tarafından indirilen beşerin ortaya koymuş olduğu şeyler asla hidayet, asla rahmet olamaz."
Şimdi burada Yüce Allah Nebi'ye diyor ki, hocam: "Eğer bırakı sana gelen bu vahiyden, sana gelen bu gerçek ilimden sonra onlar ve heveslerine uyarsan, senin Allah'tan başka hiçbir yardımcın, hiçbir dostun, hiçbir velin yoktur."
Başka bir ayet, demin okuduğum ayet, Bakara Suresi 120. ayet. Hocam, şimdi okuduğum bu pasaj Ahzab Suresi 4. ayette bulunan bir cümledir. Ve Allah daha ne buyursun. Allah sadece hakkı söyler. Hakkı sadece Allah söyler. Yani doğruya sadece Allah ulaştırır. Allah'tan başka vahiyden hiç kimse doğru yola, hidayete ulaştıramaz. Sayın hocam.
Evet, sayın hocam, buyurun devam edin hocam.
Hocam, başka bir ayette Yüce Allah der ki, bu da Nisa Suresi 176. ayette bulunan bir cümledir: "Sapıtan için yanlış yollara gitmemeniz için yanlış inançlara sapmamak" açıklama yapıyor.
Başka bir ayet, En'am Suresi 106. ayet. Yüce Allah der ki: "Ey Nebi, ey Nebi, tabi ol rabbinden sana vahiy edilene. Çünkü çünkü ondan başka ilah yoktur. Çünkü ondan başka ilah yoktur. Hüküm koyan ilahtır. Dolayısıyla eğer yüce Allah'tan başkasına, yüce Allah'ın kitabından indirmiş olduğu vahiyden başka hüküm olarak bir şeyi kabul edeceksek, kaynak olarak kabul edeceksek, din olarak uyacaksak, çıkarmış oluruz." Hocam ayete dikkat edelim: "Rabbinden sana vahyedilene tabi ol." Neden? Neden? "Lâ ilâhe illâ hu." "Lâ ilâhe illâ hu." Çünkü ondan başka ilah yoktur. Yani, yani müşriklerden yüz çek. Müşriklerden yüz çek. En'am 106.
Başka bir ayette Yüce Allah der ki: "Muhakkak ki bu benim vahim, benim indirdiğim vahiy, kitap sıratım benim yolum, müstakim, dost doğru bir yol." En'am Suresi 153. ayet. "Sadece ve sadece ona tabi ol, ona uyun. Sakın başka yollara kaymayın, başka yollara gitmeyin. Yoksa bu yollar sizi Allah'ın yolundan engeller, Allah'ın yolundan uzaklaştırır." Hocam, yol tektir. Yol birdir. O yol, o yola uyulmadığı zaman, kitap tek kaynak edinilmediği zaman, sapma olduğu zaman, İslam'dan sapma, hidayetten sapma, Allah'ın rahmetinden sapma, Allah elçilerinin yolundan sapma olduğu zaman, eee, kesinlikle başka yollara gidilecek. Yani başka yollara insan... Mesela Yüce Allah der ki: "Onlar ki dinlerini fırka fırka yaptılar, mezhep mezhep yaptılar, Şia Şia yaptılar, parça parça oldular. Hiçbir şeyde, ey Nebi, senin onlarla hiçbir şeyde ortaklığın yoktur." İlgin ve alakan yoktur.
Hocam, şöyle bir şey var. Ya Allah'ın dini olacak, ya İslam dini olacak, Allah'ın elçiler indirmiş olduğu din olacak, veyahut da sapkınlık olacak, şirk olacak, küfür olacak, dağılma olacak, bölünme olacak. Başka bunun alternatifi yoktur. Budur. Yani başka bir şey olmaz, asla olmaz.
Hocam, En'am Suresi 155. ayette Yüce Allah der ki: "Ve ve bu öyle bir kitaptır ki, onu indirdik, çok bereketli bir kitap, mübarek bir kitaptır. Sadece ona tabi ol, sadece ona tabi olun, bilinç sahibi olun. O zaman Allah size merhamet eder." Demek ki hocam, yani merhamete ulaşman, merhametten kopmamanın, hidayete ulaşmanın, rahat ve huzurlu bir hayat yaşamanın tek şeyi Allah tarafından indirilen vahye tabi olmak, vahyi tek kaynak olarak kabul etmek. Yüce Allah böyledir. Aynı zamanda Yüce Allah iman edenlere, hocam, emri de bu. Allah'ın iman edenlere en önemli emirlerinden bir tanesi budur. Hocam, Yüce Allah 3. ayeti oku: "Tâbi'û mâ unzile ileykum min rabbikum ve lâ tettebi'û min dûnihi evliyâ'." "Ey iman edenler, ins rabbinizden size indirilene tabi ol." Yani onun peşi sıra, onun yanı sıra, onun altında başka evliyanın peşinden gitmeyin, tabi olmayın. Araf Suresi 3.
Bir ayet daha okuyacağım. Yüce Allah Casiye Suresi 6. ayette der ki: "Casiye Suresi 6. ayet, bu önemli ayetlerden bir tanesidir." [Müzik] "İşte bunlar Allah'ın ayetleridir, net. Ey Nebi, bunları sana bir amaca yönelik olarak tilavet ediyoruz, bunları okuyoruz. Allah'ın hadisinden, Allah'ın sözünden ve Allah'ın sözünden ve ayetlerinden başka hangi söze iman edecek?" "Fe bi eyyi hadîsin ba'deAllâhi ve âyâtihî yu'minûn." "Allah'ın hadisinden sonra, Allah'ın hadisinden başka, ayetlerinden sonra hangi hadise iman et?" Yani din olarak Kur'an'dan başka bir kaynağın olmadığı ile ilgili hocam yüzlerce ayet var. Belki de Kur'an'ın en önemli konusu budur. Hocam, bu o kadar önemli ki, insanların doğru yolu bulmaları, şirkten korunmaları için Kur'an'da o kadar üzerinde durulmuş ki, benim inancıma göre, benim Kur'an'da gördüğüm şey, Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğünden, kavramlarından, Kur'an'ın en önemli konusu budur. Hocam, yani din olarak Kur'an'dan başka kaynak kabul etmeyin. Çünkü din Allah'a özel kılınması gerekir. İhlas. Din Allah'a özel kılınması gerekir.
Tabii, şimdi biz bu ayetler neden okuyoruz? Arkadaşlar şunu anlamaları gerekir. Bizim bu ayetlerin üzerinde bu derece canlı, bu derece yani ısrarlı bir şekilde durmamızın sebebi, gelecek konularımız ne kadar zor olduğuyla ilgilidir. Kur'an anlaşılmadığı zaman, Kur'an bilinmediği zaman, Kur'an bilinmediği zaman bizim anlatacaklarımız ne kadar zor olduğu görülecektir. Ama eğer Kur'an bilinirse, eğer Kur'an bilinirse her şey bilinmiş. Kur'an bilinmezse, Kur'an bilinmezse her türlü cehalet, her türlü ahmaklık, her türlü absürt fikirler ve inançlar normal hale gelir. Onun için Yüce Allah der ki: "De ki: Ben dini Allah'a özel kılarak kulluk yapmakla emrolunduğum." Zümer Suresi 11. ayet, o civarlarda olacak. "Yani, yani Müslümanların ilki olmakla emrolunduğum." Hocam, insanlık... Hocam, bu bir şey mi söyleyeceksin? Yok, yok, sen devam et. Şeyde zannediyorum, Beyyine Suresi 5. ayette olacağım.
Beyyine Suresi 5. ayet. Yüce Allah'ın bu ayette, Yüce Allah'ın insanlık tarihindeki bütün insanlara, Nebi ve elçilerle beraber bütün insanlara en önemli emri, en önemli emri şudur: "Onlara Allah tarafından emredilen şey ne oldu? İllâ en ya'budullâhe muhlisîne lehud-dîne hunefâ'." "Ancak Allah'a kulluk edecekler, sadece Allah'a kulluk edecekler, nasıl? Hanif olarak, şirkten uzaklaşmış olarak, dini ona özel kılarak, sadece ona kulluk etmekle emrolundu insanlık tarihindeki gelen bütün insan, dünya tarihinde gelen bütün insanlara Allah'ın en önemli emri budur. İhlas. İhlas. Dolayısıyla bütün kötülüklerin anası şirktir. Hocam, bütün kötülüklerin anası şirktir. Yani dinden, Kur'an'da, yani dinde Kur'an'dan başka kitaplara ve kaynaklara iman etmektir. Bundan dolayı Musa Aleyhisselam şöyle der, hocam. Bu Musa Aleyhisselam'ın bu ayeti o kadar muhteşem ki. Musa Aleyhisselam der ki: [Müzik] Hocam, o kadar güzel ki bu ayeti bir daha okuyacağım. Şöyle de okumuştur, okumuştur: "Hakîka li'l-hakîk" de okumuştur, "ale'l-hakîk" de okumuştur. Anlamı şudur, hocam: "Allah hakkında gerçeklerden başkasını söylememek benim üzerime bir borçtur. Allah hakkında gerçeklerden başka bir şey söyleyemem." O zaman, o zaman Allah'tan korkun. O zaman Allah'tan korkun. Arkadaş, ya siz dinde, siz dinden konuşurken, İslam'dan konuşurken, Allah'ın elçilerinden imandan konuşurken, Allah'ın indirmiş olduğu vahiyden başka bir şey anlatmayın, başka bir şey söylemeyin. Kardeşim, Allah'tan korkun ya. Siz Allah'a iftira ediyorsunuz. Ne kadar Kur'an haricine çıkarsanız, ne kadar Kur'an haricindeki kaynaklara giderseniz, o derece Allah'a iftira ediyorsunuz. Allah'ın üzerine yalan yere konuşuyorsunuz. Kardeşim, bunun vebali, bunun sorumluluğunu nasıl göreceksin?
Evet, sayın hocam.
Hocam, şimdi geldik "İnsanlar neden doğruya ulaşamıyor?" İnsanlar bilgiye, bilgiyi işleme süreçlerinde ön yargılara sahiptirler. Hocam, en doğrusunu Allah bilir. Bunu bir arkadaşın da tavsiyesiyle, arkadaşız biliyorsunuz, ön yargının arkadaş çok güzel bir şey söylemişti. Gerçekten ön yargının küfür bile olabileceğini söylemişti. Aslında hocam baktığımız zaman küfür kavramlarının birçok yerde ön yargı anlamına geldiğini görüyoruz. Ön yargı varsa, ön yargı varsa o ön yargılar insanlara gerçekler ulaşmaktan engeller. İnsanlar gerçeğe ulaşamıyor. İnsanlar artık atalarının dinini bırakamıyor. Ön yargı, mesela doğrulama önyargısı nedeniyle mevcut inançlarına uygun bilgileri tercih edip diğer bilgileri göz ardı edebilirler. Şimdi hocam, 1400 yıldan beri kendilerine gelmiş bilgiler var, kaynaklar var, devasa kitaplar var. Bütün yurtlarda, camilerde, televizyonlarda, meydanlarda, bütün platformlarda bu din anlatılıyor. Hocam, bu yalanlar, bu iftiralar, bu bu bu Allah'a olan bu Allah'a olan iftiralar anlatılıyor. İnsanlar hocam, doğruya nasıl ulaşacak?
İki, hocam, bilgi eksikliği. Doğruyu anlamak için gerekli bilgi ve beceriye sahip olmamak. Ümmi insanların, herkesin bir işi var, bir gücü var, bir şeyle uğraşıyor. Fabrikada çalışıyor, tarlada çalışıyor, tezgahta çalışıyor, esnaftır, üreticidir, öğretmendir, hocam, memurdur, amirdir. İnsanların hepsi dinle, Allah'ın indirdiği vahiyle meşgul olamazlar. Dolayısıyla yanlış anlamalar yol açabilir. Doğruyu anlamak için gerekli bilgi ve beceriye sahip olmamak yanlış anlamalara yol açabilir. Eğitimsiz veya bilgiye erişimin kısıtlı olması ya da inanç ve fikir özgürlüğünün bulunmaması durumu işi daha da kötüleştirir.
Hocam, ortak, hocam, ortak bir şey yok. Ortak bir mücadele alanı yok. Yani hani ekonomide kullananlar derler, zengin daha zengin olmuş, fakir daha fakir olmuş. İlimde de hocam böyledir. Yani bazı insanlar gerçekten araştırıcıdır, vahyi araştırıyor, merak ediyor, kitaplar okuyor, Kur'an'ı okuyor, diyor, sürekli. Ama bazıları da asla hiçbir şey okumuyor, dinlemiyor. Sadece alışkanlık haline gelmiş, anasından babasından bir gelenek olarak cuma günleri camiye gidiyor, bayram günleri, eee, işte camide Diyanet'in görevlisini dinlemeye gidiyor. Bu kadar. Dolayısıyla, eee, küfrü anlatanlar, şirki anlatanlar, uydurma dini anlatanlar, la hakkı anlatan arasında büyük bir uçurum var. Hocam, bütün, eee, yani propaganda malzemelerinin büyük çoğunluğu, %99'u onların elinde. Muvahhitlerin elinde, hocam, hiçbir şey yok. Nasıl olacak? İnsanlar doğruya nasıl ulaşacak? Hocam, her taraftan zehir aktarıyor, her taraftan kanalizasyonlar var. Muvahhit tek kalmış, tek başlarına kalmış. Yani inanmış olduğu, çözmüş, andan çözmüş oldukları şeyleri bile doğru dürüst, özgür bir şekilde insanlara anlatamıyor. İnsanlar doğruya nasıl ulaşır? En ahmakça inançlar ve fikirler televizyonlarda anlatılıyor, bütün platformlarda anlatılıyor, her yerde kırılan gidiyor. Ama muvahhit, vahiye ait olan, vahiye bağlantılı olan, akıl ve mantık içeren, hikmet dolu fikirlerini insanlara ulaştırıyor. Böyle bir toplum, böyle bir ortam, böyle bir dünya olabilir mi, hocam? Biz Kur'an'dan edindiğimiz bilgileri akıl ve mantığa anlatmaktan korkarken, onlar her türlü rezilliği, her türlü pisliği, her türlü iğrençliği hiç çekinmeden anlatıyorlar ve hiç kimse onlara bir şey demiyor. Tek bir kelime bile onlara kimse karşı gelmiyor. Tek bir kelimeyle "Sen ne diyorsun kardeşim?" demiyor. Akıl ve mantık çağında, teknoloji çağında, teknoloji çağında, ilim çağında kimse, "Kardeşim, sen 20. asırda nasıl bu inancı, nasıl bu fikri söyleyebilirsin?" Asla demiyor. Neden? Çünkü onun, hocam, kalabalığı var. Onun kalabalığı var. Onun arkasında oy veren kitle çok güçlüdür, hükümetleri bile düşürebilecek bir güce sahiptir.
3. Duygular karar verme süreçlerini etkileyebilir. Ön yargılar, korkular, alışkanlıklar, gelenekler, saplantılar, umutlar veya diğer duygusal durumlar objektif bir değerlendirme yapmayı zorlaştırabilir.
4. Sosyal etkiler. İnsanlar çevrelerindeki teşkilat ve kurumların, kurumların görüşlerinden etkilenirler. Toplumun veya tarikat ve cemaatlerin baskısı altında doğru bilgiye ulaşmak veya kabul etmek imkansız olur. Hocam, bir şey söyleyeyim. Uydurma, Allah'a iftira olan dinin propagandası sabahtan akşama kadar, gece gündüz televizyonlardan, radyolardan, gazetelerden, dergilerden insanlara ulaştırılırken, insanlara anlatılırken, camilerde 100 bin tane imam, 150.000 camide bu uydurma ve iftira dinini anlatırken, insanlar nasıl doğruya ulaşır? İnsanlar nasıl, nasıl bu propagandayı geçecek? Ayet olacak, "İllâ dediler ki: Sakın Kur'an'ı dinlemeyin, ona karşı propaganda yapın, gürültü yapın, o zaman galip gelirsiniz." Devasa iftira dine nasıl bu dini aşıp bu dinden kurtulup insanların doğruya, hakka, hidayete, rahmete, akıl ve mantığa ulaşacaklar? Hocam, bu da son derece zor bir meseledir. Büyük bir baskı var. Hocam, Diyanet'in baskısı var, ilahiyatların baskısı var, cemaatlerin baskısı var, tarikatların baskısı var. Bir tane gariban, bir tane gariban Ramazan Koca vardı, Diyarbakırlı. Yani Kur'an'ı da doğru dürüst bilmiyordu, bildiği kadar anlatıyordu. Biraz akıl ve mantık, yani semtine de gidiyordu. Yani rivayetleri de kesin olarak reddetmiyorlardı. O kadar bütün o miskinliğe, o ğına, o garibanlığına rağmen, o yumuşaklığına rağmen, tek başına bir adam, tek başına bir adam, "Allah'tan korkun" tek başına bir adam, onu bile hocam yaşatmadılar biliyor musun? Ya ona bile özgürlük sağlayamadılar, onu bile koruyamadı ya, onu bile öldürdüler ya. Tek bir kişi ya, Allah'ın bir kulu ya. Ya kardeşim, sizin, sizin Diyanet'iniz var, sizin yurtlarınızdan, Diyanet, cami, binlerce, milyonlarca bu fakir ümmetin, fakir ümmetin vergileriyle besleniyorsunuz. Tek bir kişiye tahammül edemediniz ya. Diyanet, kendi bünyesinde, kurumda, Diyanet kurumunda doğruları söyleyen tek bir kişiye, hocam, tek bir kişiye dayanamaz. Özgür, tek bir kişiyi bile o kurumda barındırmaz. Ne olur ya? 5. Hocam, karmaşıklık ve bilgi kirliliği. Hocam, bu çok önemli. Modern dünyada bilgiye erişim çok kolaydır. Ancak bu bilgi miktarı bazen kafa karıştırıcı olabilir. Karmaşık veya çelişkili bilgiler arasında doğruyu seçmek zor olabilir. Hocam, bu o kadar önemli ki. Sayın hocam, buyurun, bir şey söylemek istiyorsanız, buyurun. Yok hocam.
Hocam, şimdi 1400 seneden gelip beri, hatta 1400 sene demek doğru değil, 2000 seneden beri, 3.000 seneden beri, 4.000 seneden beri son vahyin tarihinde buna dahil edelim, binlerce seneden beri gelen bir din var. Uydurma, şirk, batıl, batıl, şeytanların dini. Bir tarafta sürekli o hakimiyette kalmış, sürekli zirvede kalmış. İnsanlar sadece bunu, sadece bunu dinlemiş. Ama öbür tarafta da bazı insanlar, bazı garibanlar, bazı fakir insanlar çıkmış demişler ki: "Ya bu, bu din ahlaki değildir, bu din imani değildir, bu din ilahi değildir, bu, bu din şeytanidir, bu din gayri ahlakı, bu din şirktir, batıldır. Allah'ın indirdiğine gelin, Allah'ın indirdiğine gelin." Bu sefer hocam, insanlar bir tarafta devletlerin, imparatorların, kralların, halifelerin, devletlerin, cumhuriyetlerin dini var. Müesses nizam, yüzlerce, binlerce camide anlatılıyor. Ona devasa bütçeler ayrılıyor, muhteşem bir ekonomi var, arkasında son derece karşı konulamaz bir güç var. Bir tarafta bu din, bu batıl şirk dini var, Allah'a iftira dini var. Bir tarafta 3-5 tane garibanın anlattığı vahiy dini, Tevhid dini, Allah'ın dini, İslam. Hocam, insanlar ne yapacaklar? Bu nasıl karar verecekler? Ne yapacaklar? İnsanlar hocam, o kadar da kolay değil. Onun için ben ümmi insanların, bu iki arada bir derede kalan, ümmi insanların kesinlikle hiçbir yere bağlantı olmayanlar, ortada olanlar, cami cemaatı, havra cemaatı, kilise cemaatı, Cemevi cemaatı, cami, kim, hangisi olursa olsun, bunlar, bu ümmi insanlar, ortada kalanlar, güzel ahlak sahibi olduktan sonra, infak ettikten sonra, çevrelerine faydalı olduktan sonra, salih ameller işledikten sonra, hocam, bunlar cennete girerler. Cehennemden korkacak olanlar, din ve devlet adamı olmaları gerekir. Cehenneme girecek olan din ve devlet adamları.
Evet. 6. İdeolojik ve kültürel faktörler. İdeolojik ve kültürel faktörler kişinin ideolojisi veya kültürel arka planı en önemli doğruları bile kabul etmesini zorlaştırabilir. Bu tür inanç sistemleri bilgi değerlendirme süreçlerinde büyük rol oynar. Hocam, bu da enteresan bir şey. Adamın bir inancı varsa, bir atalardan gelme bir, eee, kültürü varsa, bir geleneği varsa, bu da onun doğruya ulaşmasını engelleyebilir, engeller. Bu faktörlerin kombinasyonu insanların doğruyu anlamasını zorlaştırabilir. Eğitim ve özgürlük, eleştiriler, düşünme becerilerinin geliştirilmesi ve açık iletişim yollarının desteklenmesi bu engellerin aşılmasına yardımcı olur. Sayın hocam.
Hocam, son dersimizde "Kur'an'a göre inanılmaması gereken şeyler." Kur'an'a göre inanılmaması gereken şeyler. Şimdi bunlar önemlidir. Hocam, burada 20-30 tane madde var. Bundan sonra işleyeceğimiz konuların zorluğu açısından, insanlar yani hayrete düşmemeleri için, kendilerine bu dersler anormal gelmemesi için, dinlerinin aslında ne kadar batıl ve şirk, şirkle yoğun olduğunu bilmeleri lazım. Yaşadıkları dinin Allah'ın dini İslam ile, Allah elçilerinin diniyle, iman ile, vahiy ile hiçbir alakası olmadığını bilmeleri gerekir. Bu dini boşu boşuna sırtlarında bir yük, bir ağırlık olarak taşımasınlar. Yazıktır, günahtır. Rahmet olan dinin yerine azap taşımasın, yük taşımasın, ağırlık taşımasın, rahatlasın, hafiflesin. Din o kadar zor yaşanmayacak bir olgu değil ki kardeşim ya. Ama eğer din organik değilse, orijinal değilse, Allah tarafından indirilmemiş, halis değilse, o din gerçekten bir yüktür, o din gerçekten bir vebadır, o din gerçekten de insanları zora ve nefrete sürükler, insanları dinsiz, ateist yapar.
Kur'an'a ve inanılmaması gereken şeyler. Bir mümin olarak Kur'an'da yer almadıkları için inanmak ve amel etmek zorunda olmadığımız, dolayısıyla dinde yeri olmayanların bir kısmı şunlardır:
1. Kur'an'ın tek başına yetersiz olduğu iddiası. Hocam, kaynaklarına insanları götürmek için bunu sık sık dile getirirler ve Kur'an'ı tek kaynak kabul eden muvahhidler de gavur olarak, kafir olarak, mason olarak, modernist olarak lanse ederler. Bu son derece yanlıştır. Kur'an'ın tek başına yetersiz olduğu iddiası. Güya Kur'an yetersiz demiş. Allah yetersiz bir din, yetersiz bir kitap indirdi. Bunu Nebi Aleyhisselam rivayetlerle, Nebi sözleriyle bunu tamamlıyor.
2. Allah Resulü adına iftira edilen hadislerin dinin ikinci kaynağı olduğu.
3. Mezhep alimlerinin fetvaları ile helal ve haramların belirlenmesi. Halbuki Yüce Allah der ki: "Sakın demeyin ağız alışkanlığı haline getirerek cahilce, ilimsiz bu helaldir, bu haramdır." O kadar basit ki, o kadar basit ki, "Şu helal, şu haram, şu helal, şu haram." Allah'a yalan yere iftira etmiş olursunuz. Allah'a yalan yere iftira edenler asla kurtuluşa eremezler.
4. Rivayet çıkarımların göre bazı Kur'an ayetlerin nes edilmesi.
5. Mezhepleri dine eşit saymak, mezhepleri insanlara tek çıkar yol olarak göstermek.
6. Kur'an'ı tecvit, makam ve tanni ile müzik şeklinde okumak. Hocam, bu da son derece yanlıştır. Kur'an konuşma üslubuyla, konuşma dili, yani insanın konuştuğu gibi fıtri olarak okunması lazım. Tanni yapıldığı zaman, güfte ile müzik gibi seslendirildiği zaman, insanlar onun manasını anlayamazlar. Onu son derece kutsal, mukaddes, ulaşılamaz bir kitap olarak algılarlar. Halbuki Kur'an'ın bir manası var. Allah bu Kur'an'ın anlaşılmasını istiyor. Allah bu Kur'an'ın anlaşılmasını istiyor. Ama din adamları bunu tanni, müzik şeklinde okuyorlar. İnsanlar bu sefer Kur'an'ın böyle okunduğuna iman ediyorlar. Demek ki Kur'an böyle okunuyor. Kur'an demek ki ölülere okunuyor. Demek ki Kur'an teberrüken okunuyor. Kur'an çok kutsal, mukaddes, ulaşılamaz bir şey. Bunun manası yok olarak biliniyor. Hocam, bu sorumluluğun altından kimse kalkamaz. Bu sorumluluğu kimse yüklenemez. Bu ahirette büyük bir vebal olarak karşına çıkacak.
7. Hatim ve mukabele yapmak. Kur'an'ı anlamadan sadece metin olarak telaffuz etmek.
8. Cebrail, Allah Resulünün karşılıklı olarak Kur'an'ı mukabele ettiklerine iman etmek.
9. Kur'an'ı, özellikle Yasin ve Fatiha surelerini ölülerin ruhlarına okumak.
10. Evrenin, kainatın Allah Resulü için yaratıldığına inanmak.
11. Muhammed Aleyhisselam'ın en üstün Resul olduğuna inanmak. Halbuki Kur'an'da Yüce Allah der: [Müzik] "Sakın Allah elçileri arasında ayrım yapmayın." "Allah'ın elçileri arasında ayrım yapmayın."
12. Bazı kimseleri evliya kabul etmek ve türbelerini ziyaret etmek. Hocam, daha önce bunu demiştir. Genel anlamda evliya vardır. Yani kim Allah'tan korkar, güzel ahlak sahibi olur, infak ederse, çevresine faydalı olursa, kesinlikle bunlar Allah'ın veli kullarıdır. Ama birisinin adını vererek, birisinin özellikle adını vererek, adını anarak onu evliya ilan etmek, bu kesinlikle doğru değildir. Bu şirktir.
13. Tarikat şeyhlerinden şifa, şefaat ve yarar beklemek veya onlardan korkmak. Tarikatlardaki bütün ibadetler, fiiller ve diğer uygulamaların hepsi batıldır.
14. Şeyhlerin mürşit olarak, şeyhlerin mürşit olarak kabul edilmeleri, şeyhlerin keramet gösterebileceklerine inanmak. Hocam, şöyle bir şey söyleyeyim. Allah'ın elçileri bile, Nuh Aleyhisselam bütün çalışmasına, ısrarına, tebliğine rağmen çocuğu kendisine iman etmedi. Lut Aleyhisselam'ın hanımı kendisine iman etmedi. Nuh Aleyhisselam'ın hanımı kendisine iman etmedi. Ya bunlar Allah'ın elçileri kardeşim. Allah'ın elçilerine bile insanlar iman etmezken, siz bir, bir Nebi ve resul olmayan birisini nasıl mutlak olarak mürşit kabul edersiniz? Yani insanları bir bakışıyla, bir sözüyle, yani doğru yola, hidayete, İslam'a ulaştırabileceklerine iman ediyorsunuz kardeşim.
15. Bazı insanların söyledikleri, "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır" sözü batıldır.
16. Sadece Ehl-i Sünnet veya Ehl-i Beyt'in cennetlik olduklarına inanmak. Herkes, hocam, şimdi Yahudilere de baktığımız zaman, Yahudiler de derler ki: "Aslında ben bunu yazmıştım." Derler ki: "Yahudiler dediler ki, bu Hristiyanlar hiçbir şeyin üzerinde değiller, bunların dinleri beş para etmez, bunlar cennete giremezler." Hristiyanlar da aynısını söylediler, söylediler: "Yahudiler hiçbir şeyin üzerinde değiller, onların inançları beş para etmez." Hocam, hepsi birbirini bu şekilde yaftalar. Yani bunların da Allah katında bir değeri yoktur. Yahudi, Hristiyan ve diğer dinlere mensup olanların hepsinin cehennemlik olduklarına inanmak. Bu da doğru bir şey değil. Hocam, yani y din adamlarını, din anlatanlar, yani zulüm yapanlarla, ümmi halkı, ümmi insanları sokakta dolaşanlar, güzel ahlak sahibi olanları birbirinden ayırmak lazım. Yani şöyle, bütün Hristiyanlar veyahut Yahudiler cehennemliktir. Bunlar doğru değildir kardeşim. Böyle şey.
17. Hanefilik, Şafiilik, Hanbelilik, Malikilik, Maturidilik, Eşarilik gibi mezheplerin eleştirilmez olduğuna inanmak. Hiç adam eleştiriyi kabul etmiyor. Din, atalardan gelme hiçbir eleştiri kabul etmiyor. Halbuki Kur'an'a baktığımız zaman, Kur'an'da şunu görüyoruz. Allah bile bazı ayetlerde Nebi Aleyhisselam'a der ki: "Ey Nebi, bunu yapma." Bunu niye yaptı? Evet, Resul eleştirilmez. Elçi eleştirilmez. Allah'ın vahiyini tebliğ eden. Ama Nebi sivil bir hayat olduğu için, sivil bir makam olduğundan dolayı, nebilerin bile Allah'a hataları olmuştur. Yüce Allah Nuh Aleyhisselam'a diyor ki: "Câhilîlerden olmamanı sana nasihat ediyorum." Nebi Aleyhisselam'a der ki: "Eğer der, sana indirilen bu vahiyden sonra, bu ilimden sonra onların heva ve hevalarına, heveslerine uyacak olursan, zalimlerden olursun." Evet, evet.
18. Allah'ı inkar etmek. Ahiret hayatında Allah'ın rahmet ve şefaatinden başka kimseler rahmet ve şefaatine inanmak.
19. Erkekleri kadınlardan üstün gösteren bütün rivayet, ayet uydurmadır. Kadınların cehennemlik olduklarını söyleyen hadislerin hepsi yalandır.
20. Zina eden evli ve dul olanların taşlanarak öldürülmeleri, dul ile evlilerin zina sebebiyle öldürülmelerini söyleyen ayetin bir keçi tarafından yenildiğini iddia eden rivayetler gerçekten de hocam, yani bu enteresan. Yani rivayet kaynaklarında, hadislerde bu gibi şeyler var. Yani enteresan. Arkadaşlar bunu, yani Google'a yazdıkları zaman çıkar karşılarına. O kadar bilgi çıkar ki, hayretler içerisinde.
21. Erkeklerin altın takma ve ipek giymelerinin haram olması. Bu da Kur'an-ı Kerim'deki Araf Suresi 32. ayete aykırıdır. Yüce Allah der ki: "De ki: Ey Nebi, Allah'ın Allah'ın helal kılmış olduğu zineti kim haram kılabilir? Kulları için çıkardığı kim haram kılabilir? Rızıktan temiz, Tayyip olan şeyleri kim haram kılabilir?" Dolayısıyla arkadaşlar şunu bilsinler ki, dinde Allah'tan başka kimse helal ve haram kılamaz, kılmaması gerekir. Bu ağır bir sorumluluktur, ağır bir yüktür. Sadece Allah helal ve haram.
22. Yemekte altın ve gümüş takımlar kullanılmasının haram olması. Bu gibi rivayetler var.
23. Resim yapmanın ve satranç oynamanın haram olması. Hatta hocam, şöyle bir rivayet var, derler ki: "Yani kim satranç oynarsa, satranç oynarsa elini domuzun karnına bulaşmış sayılır." Yani bu gibi enteresan rivayetler var. Halbuki satranç gibi oyunlar, insanın akıllarını, insanların akıllarını, zekalarını açar.
24. Müzik enstrümanları ve müzik dinleme ile ilgili yasaklar. Hocam, gerçekten de genellikle bu tarikatlarda ve cemaatlar oluyor. Sanki müzik dinlemek harammış gibi algılanıyor. Kesinlikle böyle bir şey yoktur. Müzik dinleme son derece tabii, yani fıtri olan bir şeydir.
25. Midye, karides, istakoz gibi deniz ürünlerinin haram olduğu. Bu hocam, bu da çok enteresan. Şimdi açıkça Yüce Allah En'am Suresi'nde der ki, o kadar açık bir ayet ki hocam, "Deniz avı, deniz avı ve yiyeceği size helaldir." Allah buna rağmen böyle buyurduğu halde, gerçekten de sonradan bazıları çıkmış, bazı deniz ürünlerini haram kılmış. Kardeşim, Allah'tan korkun. Allah'ın haram kılmadığı bir şeyi nasıl haram kılarsın? Haram kılma Allah'a ve Resulüne ait olan şeylerdir. O da Resul olduğundan dolayı vahyi tebliğ ettiğinden dolayı.
26. Cinsel ilişkinin örtü altında olmasının gerekli olduğu. Hocam, bu gibi şeyler, bu banyo ile alakalı, hamamla alakalı, cinsel ilişkiler, o kadar zorluk çıkarmışlar ki, işte diyelim ki 2 metrelik yerde çıplak olduğun zaman, işte üstünü örte. O kadar hocam, hepsi bunlar, hepsi yalandır. Hocam, dini son derece zorlaştırmıştır, bir cehenneme çevirmişler. Halbuki Allah ne diyordu? Bakara 256. ayet: "Sakın dinde insanları ikrah ettirmeyin, nefret ettirmeyin, zorlaştırmayın." Çünkü Allah tarafından indirilen vahiyle hak, batıl, küfür, iman, şirk, ihlas birbirinden ayrılmıştır. Doğru ile yanlış birbirinden ayrılmıştır. Allah tarafından indirilen. Siz de artı helaller ve haramlar koyarak dini zorlaştırmayın, insanları dinden nefret ettirmeyin.
27. Eşlerin cinsel ilişki esnasında bile birbirlerinin organlarına bakamayacak. Halbuki hocam, erkekle kadın arasında yasak olan iki şey var. Bunun haricinde her şey yapılabilir. Bir, pers yondan ilişkiye girmek. Ters yönden ilişkiye girmek. İki, hayız anında ilişkiye girmek. Bunun haricinde hocam, erkekle kadın arasında asla bir yasaktan söz edilmez. Bu mümkün değildir.
28. Yıkanırken bile kişinin cinsel organının açıkta olmasının haram olduğu. Hocam, bu din, bu din nasıl yaşanacak? Meleklerden utanması gerektiği, peştemal ile yıkanmanın şart olduğu ile alakalı bütün söylentiler yalandır, uydurmadır, iftiradır.
29. Kur'an'ın eksik yazıldığı ile alakalı rivayetler yalandır. Hocam, çok ilginç bir şey bu. Bu hocam, çok enteresan bir hocam. İster inan, hocam, ister inanmayın. Hem Sünni kaynaklarda hem de Şii kaynaklarda rivayetlerde var. Bu çok bol rivayetlerde var, çok işlenilen bir şey. Hem Sünni kaynaklarda hem Şii kaynaklarında Kur'an'ın bazı surelerinin eksik yazıldığına dair rivayetler var. Ama kimse bu rivayetlere karşı çıkmaz. Şimdi biz Kur'an'dan konuştuğumuz zaman, Allah'ın kitabını anlattığımız zaman, insanlar tabii yüzyıllardan beri gerçeklerden haberleri olmadığı için bize karşı geliyorlar, bizi tekfir ediyorlar, hakaret ediyorlar. İstediği hakareti yapsınlar, önemli değil. Ama Allah'tan korkun ya. Sizin din, yani en sahih kaynak olarak din olarak gördüğünüz kitaplarda Kur'an'ın eksik yazıldığına dair rivayetler var kardeşim.
30. Kadınların evlerinde bile başlarının kapalı olması gerektiği.
31. Sakal bırakmanın sevap ve sünnet olduğu ile alakalı bütün rivayetler uydurma.
32. Saç ve sakala kına yakmanın sünnet olduğu.
33. Sağ ayakla evden çıkmak, eve girmek, yatağa girmek, sol ayakla tuvalete girmek, sağ ayakla çıkmak.
34. Kıbleye karşı def-i hacet yapmamak, kıbleye karşı yatmak, ayaklarını uzatmamak.
35. Camide yatmanın veya ayakları uzatmanın haram olduğu.
36. Ufak abdestin, abdestin ayaktayken yapılmasının haram olduğu. Hocam, çok enteresan bir şey var. Bu ufak abdestle alakalı bir şey söyleyeceğim. Rivayetlerde vardır. Ben rivayetleri çok iyi biliyorum. Rivayetlerde Allah Resulünün hem otururken hem de ayaktayken ufak abdestine yaptığına dair rivayetler vardır. Bak görüyorsun kardeşim, rivayetlerde ayaktayken de yapmış, otururken de yapmış. Yani tuvalet taşının kıbleye karşı yapılmasının haram olduğu.
37. Sol elle yemek yemenin haram olduğu. Hocam, burada bununla alakalı bir şey anlatacağım. Bu sol elle yemek yeme çok enteresan bir rivayet var. Allah Resulüne öyle bir hakaret yapılmış ki, hocam. Allah Resulüne. Yüce Allah der ki: "İnne-llezîne yu'zûne-llâhe ve resûlehu le'anehumullâhu fîd-dunyâ vel-âhirati ve e'adde lehum 'azâben mehînâ." "Allah'ı ve Resulüne eziyet edenler, Allah'a ve Resulüne eziyet edenler, Ahzab Suresi 57. ayet, dünyada da ahirette de Allah onlara lanet etmiş, onlara alçaltıcı bir azap hazır." Ya kardeşim, Allah'tan korkun. Bu Allah'ın Resulü. Şimdi anlatacağım rivayetten dolayı hocam, bunları söylüyorum. Bu Allah'ın Resulü kardeşim. Allah'ın Resulü. Bir ayette diyor ki: "Allah'tan bir rahmet olarak, ey Nebi, savaştan kaçanlara rahmet ile, yumuşaklıkla davrandı." Ya kardeşim, Kur'an diyor ki Nebi, savaştan kaçanlara bile yumuşaklıkla, merhametle yaklaşmış, onlara azarlamamış, bağırmamış, çağırmamış. Savaştan kaçanlara. Siz diyorsunuz ki, rivayette, bak şimdi rivayette hocam şöyle geçiyor: Bir gün Allah Resulünün sofrasında bir çocuk sol el yemek yiyor. Allah Resulü diyor ki: "Yâ gulâm, yemin-i kul yemin-i." "Sağ elinle." Çocuk diyor ki: "Ben güç getiremiyorum, takat getiremiyorum." Allah Resulü dedi ki: "Bunu mucize olarak anlatıyorlar." Allah Resulünden bir mucize olarak anlatıyorlar. "Takat getiremeyiz, güç getiremeyiz" dedi ve çocuk felç oldu. Ya kardeşim, y kardeşim, şimdi siz Allah Resulünü övmüş mü oldunuz? Y, Allah Resulüne hakaret etmiş oldunuz. Bir gayri müslim, bir Yahudi ve Hristiyan, bir ateist, bir dinsiz sizin kitabınızda bunu gördüğü zaman, Nebi'yi nasıl tanımlar kardeşim? Allah Resulüne hangi gözden bakar der ya? Bu nasıl, nasıl bir Resul'dür kardeşim? Allah nasıl böyle birisini göndermiş? Sol elle yemek yemeyene, dua eden bir kişi ya. Bir Resul, sol elle yemek yemek kadar tabii bir şey var mı ya? Sağ elle yemek yemekle, sol elle yemek yeme arasında ne fark var kardeşim? Siz geri zekalı mısınız? Aptal mısınız?
Evet, evet.
38. Sarık sarmak, cübbe giymek, entari ve şalvar giymek, beyaz, yeşil ve siyah renkli giysilerde sevap aramak.
39. Sarı ve kırmızı renkli elbise giymeyi mekruh görmek.
40. Hurma ve kabak gibi yiyeceklerde sevap aramak.
41. Alkollü koku sürmemek, kolonya kullanmamak. Bunlar hepsi hurafe, hepsi yalan.
42. Siyah köpekleri ve kertenkeleleri öldürmeyi emreden rivayetlerin hepsi uydurma. Hocam, çok ilginç. Zaten bugünlerde de tartışılan bir konu var bu sokak köpeklerini öldürmeyle alakalı. Tabii tam olarak ne yaptıklarını bilemiyoruz, takip edemiyoruz. İktidarla muhalefet hangi durumda ama çok enteresan bir rivayet var. Bunu Cübbeli Ahmet de hocam dile getirmiş. Yani dile getirdi, internete yayıldı bu sosyal medyada. Hocam, Buhari'de var. Cübbeli diyor ki: "Kertenkeleyi bir vuruşta güya Allah Resulü böyle söyledi, kertenkeleyi bir vuruşta öldürene 100 sevap, iki vuruşta öldürene 50 sevap var." Halbuki hoc, köpeği de söyleyeyim. Ondan sonra Buhari'de var, birçok rivayette var, birçok kitapta var. Güya Allah Resulü siyah köpeklerin öldürülmesini emretmiş. Allah demiş ki: "Siyah köpekleri öldürün." Rivayetlerde var. Peki hocam, Allah ne diyor? Yüce Allah der ki, hocam: "Gökleri, yeri, aralığıki hiçbir şeyi boşuna, amaçsız olarak yaratmadık." Kardeşim, Allah yılanı boşuna mı yaratmış? Köpeği boşuna mı yaratmış? Çekirgeyi boşuna mı yaratmış? Allah boşuna bir şey yaratır mı? Her şey bu doğal, göklerde, yerde bu doğal ortamda bir dengedir kardeşim. Birisi olmadan öteki asla yaşayamaz. Bu bir zincirin halkaları gibidir. Kardeşim, Allah'tan korkun. Nasıl Allah Resulü adına böyle iftira edersiniz? Nasıl Allah Resulünü, Allah Resulünü gökten, Allah Resulünü Kur'an'dan, vahiyden koparıp yerlere atarsınız? Böyle bir şey olabilir mi? Evet, evet.
43. Muska yazmak ve onu üzerinde taşımak, ondan bir fayda beklemek.
44. Tahtaya vurmaktan, nazar boncuğundan hayır beklemek.
45. Falcı ve sahtekarları birer alim olarak bellemek.
46. Kurşun dökmek veya merdiven altından geçmemek.
47. Hürbeleri ziyaret etmek, orada yatanlara aracı edinerek onlardan şifa, şefaat ve yardım beklemek. Hocam, bu da çok enteresan. Bu da çok yapılan bir şey. İnsanlar tabii ki bilmiyorlar.
48. Çamaşırı belli günlerde yıkamanın gerekli olduğuna inanmak.
49. Cinsel ilişkiye belli günlerde girmenin önemine inanmak.
50. Cahiller arasında mübarek sayılan kandil gecelerinde cinsel ilişkiden kaçınmak.
51. Mevlit Kasidesi, onu okumak, okutmak ve onu dinlemenin ibadet olduğuna inanmak. Mevlit okumadan dolayı sevap beklemek.
52. Ölünün 7, 40, eee, 52. günlerinde mevlit okutmak, törenler icra etmek.
53. Kabir azabı ile ilgili, kabir azabı ile ilgili rivayetler, hikayeler, hadisler, kabir azabının kendisi, kabir hayatı, sırat köprüsü, kesilen kurban üzerinde sıratın geçilecek uydurmaları, kabir azabının çoğunun idrardan olacağı rivayetleri.
54. Vekil olarak hacca gitmek veya bir göndermek.
55. Kan akmaktan ve kadınlara dokunmaktan dolayı abdestin bozulacağı içtihatları.
56. Ölünün arkasından ağlayınca ölüye azap olunacağı rivayetleri.
57. Kıyamet alametleri hakkında bulunan bütün haberler uydurmadır. Mehdi ve Deccal'ın zuhuru, İsa'nın nüzulü ile ilgili bütün rivayetler yalandır.
58. Dabbe'nin fil kulaklı, hınzır gözlü, öküz başlı olduğu.
59. Yecüc ve Mecüc'ün Türkler olduğu ile ilgili hadisler.
60. Arap ırkını ve dilini üstün tutan bütün rivayetler yalandır. Cennet ehlinin dillerinin Arapça olduğu ile ilgili hadisler.
61. Kıyamet alametlerinden birisi olarak inanılan güneşin batıdan doğacağı. Bu uydurma. Yüce Allah'ın yasalarına zaten akıl duracağım. Kıyamet gününe kadar güneş doğrudan doğar, batıdan batar.
62. Zemzem suyunun kutsallığı ve onda aranan özellikler.
63. Okunmuş şeker, tuz gibi maddelerde sevap aramak, onlara okumakla bereketlenir inanmak.
64. Gusül yaparken önce sağ, sonra sol tarafa üçer defa su dökmek gibi teferruatlar hepsi yalandır.
65. Cenabeti olarak gezmenin, yemek yemenin, sohbet etmenin haram olarak görülmesi yalandır.
66. Abdesti gezmenin sevap olduğu, sürekli abdestli olmaya çalışmak sağlık açısından zararlıdır.
67. Cenabetin kötü görülmesi, pis olarak algılanması ile ilgili bütün rivayetler ve içtihatlar batıldır.
68. Bazı amelleri yapabilmek için mezhep değiştirmek veya bir ameli yapmak için değişik mezhebe göre niyet etmek.
Allah dinde aklın esini, derin derin düşünülmesini, araştırılmasını, sadece ve sadece emirlerin uygulanmasını, kitabının tek rehber edinilmesini ister. Bütün bunlardan sonra hocam şunu söylemek mümkündür: Bu ümmetin saf cahilleri alimlerden üstündür. Çünkü ümmi insanların dini rant yapmak ve Allah ile aldatmak gibi kahredici günahları yoktur. Yani cahiller, din için, dini menfaatine alet eden din adamları kadar zararlı olmazlar.
Sayın hocam, sonuç olarak Şia ve Ehl-i Sünnet muhaddisleri ve alimlerinin hurafeleri yüzünden Tevhid dini, Allah'ın dini olan İslam'ın diğer batıl dinlerden bir farkı kalmamıştır. Teşekkür ediyorum hocam.