Transcription
Bismillahirrahmanirrahim. Değerli kardeşlerim, hepinizi Yüce Allah'ın selamıyla selamlıyorum. Allah nasip ederse, Müslüman görünümlü mürtedleri, yani münafıkları tanımaya bu programımıza da devam edeceğiz. Allahu Teala onlar hakkında bize çok fazla bilgi veriyor. Neden? Çünkü bu insanlar hayatın her alanında, her anında, her an karşımıza çıkabilir, bizi kandırıp aldatmaya çalışabilir. Müslümanlar hakkında yanlış bilgiler verip insanları İslam ve Müslümanlar aleyhine kışkırtabilir. Bizden görünüp bizi istismar edebilirler. Dolayısıyla onları tanımak görevimiz. Şerden uzak durmanın bir numaralı, eee, şeyi, tedbiri onu tanımaktır. Kötülükten uzak durmak için önce onu tanımak gerekir.
Bakınız arkadaşlar, Allahu Teala Aziz Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de ne buyuruyor: "İki yüzlüler ile kalplerinde hastalık olanlar ise şöyle diyorlardı: 'Allah ve elçisinin verdiği söz bizi aldatmaktan başka bir işe yaramadı.'" Bakın, görüyor musunuz? Münafıklar ile kalplerinde hastalık bulunanlar, "Allah ve elçisi verdiği sözle bizi aldattılar." Yani münafıklar moral bozarlar. Mesela bir yere bir hayır yapacaksın, bak bu savaşta olduğu gibi savaş esnasında askerin moralini bozuyor. Bu suçtur. Moral bozmak suçtur. Hatta Türk Ceza Kanunu'nda, askeri kanunlarda insanları askerlikten soğutma suçu vardır. Siz askeri, askeri aleyhine olumsuz bir propaganda yapamazsınız, yapmamalısınız da zaten. İşte bu suçu işliyorlar ya, "Onlar bizi kandırdı, Allah ve Resulü bizi aldatıyor. Hani nerede? İşte daha iyi olacaktık, yok efendim geçimimiz daha iyi olacaktı, şuyum daha iyi olacaktı, buyumu daha iyi olacaktı? Kandırıyorlar bizi," diyor. Moral bozuyor.
Bugün bunu nasıl yapıyorlar peki? "Paranı verdin de ne oldu? O seninle beraber mi çalışmıştı? Bak, onun oldu işte." Bu şekilde insanları infak etmekten, Allah yolunda mallarını harcamaktan alıkoyan aşağılık tiplerdir. Bir iş yapacaksın, Müslümanların faydasına, insanların lehine, insanlık aleminin faydasına. Ya boş ver, ne gerek var. Bir şey ortaya koyuyorsun, o zaten biliniyordu. Senin moralini bozup canını sıkmak için uğraşır. Zaten arkadaşlar, bakın mantıken şöyle olması gerekir. Duygusal açıdan da, akli açıdan da. Lütfen hedeflerinizden, amaçlarınızdan, sizinle aynı duyguları paylaşmayan, sizinle aynı yolda gitmeyen, sizinle aynı hedefe koşmayan, sizinle aynı coşkuyu ve heyecanı yaşamayan insanlara bahsetmeyin. Moraliniz bozulur. Bunlar sıfırdan, sıfır var ya, yutan eleman, onun gibidirler. Anlatırsa senin moralini de yutar, yok eder. İşte münafıklar böyle insanlardır. Kendileri sıfır, değersiz oldukları gibi başkalarını da değersiz hale getirmek için uğraşırlar. Allah yolunda her herhangi bir faaliyeti engellemekle iftihar ederler. Hani şöyle olacaktı, hani böyle olacaktı. İşin ucundan tutmaz, başarısız olmanı ister ki kendisini haklı gösterebilen. İşte bunlar böyle insanlar.
Bakın, bir başka ayeti kerimede Allahu Teala ne buyuruyor: "Kendilerine güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki o haberi elçiye ve kendi yetkililerine götürseler, yorum yapabilenler gerçeği anlarlardı. Allah'ın lütuf ve ikramı olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardı." Bakın arkadaşlar, çok önemli bir uyarı. Hayatın her alanına dair uyarı. "Kendilerine güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde onu yayarlar." Birisi bir şey anlattı, hemen onu yayıyor. Kışkırtıcı bir haber, tahrik edici bir haber. Mesela savaşta komutan öldü diye haber yaymak çok yanlıştır. Orduyu dağıtırsın. Tamam, savaş bitti, galip geldik, biz perişan ettik. Bu da çok yanlıştır. Asker bu sefer savaşmaz, "bitti zaten," diye. Yine bu şekilde toplum içerisinde her ağzına geleni yaymak. Bakın münafık karakteriymiş. "Kendilerine güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde onu yayarlar," diyor ya. Bir yayma, bir bakmışsın felaket tellallığı yapıyor. Bir bakmışsın işler iyi gitmediği halde sanki her şey çok güzelmiş, cennette yaşıyormuş gibi yapıyor haber yapıyor. İşte münafık karakteridir bu. Halbuki onu bir, onu bir uzmana götürsene. Hangi alanda, insanlarla neyi paylaşmak istiyorsan, onu bir uzmanla götür de bir danış bakalım. Adam da aynı şeyi söyleyecek mi? Gerçekten senin anladığın gibi mi? Yani çok korkunç şeyler bunlar. İnsanlar, insanlar bilgisizce başkalarının peşine takılıp giderler, maalesef zarar eder. Basit bir örneğini verelim. Bilmem nerede bir ilaç çıkmış, herkes onu kullansın, iyi olur. Mesela bir tanesi öyleydi. Adam, "Zakkum ağacından mı ne kanser ilacını yaptım," dedi. Millet de inandı. İçenlerin hepsi öldüler. Niye ya? Niye uzmanla tanışmıyor? İşte bu aynı zihniyet. Biz yalan haber yapanlara, pat diye inananlara, hemen peşinden gidenlere münafık demiyoruz ama münafıkların karakteri budur diyoruz. Münafıklar bunu yaparlar diyoruz. Ne yapar münafıklar? İnsanlarda korku ya da endişe ya da güven duygusu aşılamak için, efendim işte olmadık hayallerin peşinden koşturmak için gerçekleşmemiş olayları anlatırlar ya da gerçekleşmiş olayları olduğundan çok daha büyük göstererek anlatırlar. Olayları mecrasından çıkarırlar, yalan haber yaparlar. Buna asparagas denir. Müslümanların moralini bozmak için propaganda yaparlar. Allah buyuruyor ki, "Onu yetkililere götürseler, işin aslı, hasarını bilenlere götürseler, bir konuşsalardı daha iyi olmaz mıydı?" Deprem zamanlarında bu çok yaygındır. "Falan saatte deprem olacak, millet sokaklara dökülür, falan yerde böyle olacak, filan yerde böyle olacak." Çok korkunç şeylerdir. Deprem uzmanlarını, onların bile bilmediği bir şey yayarlar. İşin garip tarafı, deprem falan olur, artı artılar, "falan gelecek." Deprem uzmanları, "evinize girmeyin," derler. Bunlar bu sefer, "sıkıntı yok, bir şey yok, deprem hepsi geçti, buyurun evimize," derler. İnsanlar ölür giderler. Sonra bu tür olaylarda da yaşandı. Yani aziz dostlar. Hatta bakın Maraş depreminde ne oldu? Koskocaman bir site yıkıldı. Siteyi yapanlar ne dediler? Ne dediler? "İşte deprem olduğu zaman dışarıya çıkmayın." Bin kişi kadar öldü. İşte yarı yarı münafık karakteri. Adam malzemeden çalmış, malzemeden çalmış, sahtekarlık yapmış. Bir de insanları ölüme mahkum ediyor, ölüme itiyor. "Çıkmayın, burası sağlamdır," diyor. Bunlar korkunç şeyler arkadaşlar, bunlar korkunç şeyler. Allahu Teala olayların tevilini, yorumunu, "gidin uzmanlarından dinleyin," diyor. İşin gerçeğini anlamadan gelişigüzel yapamazsın. Bir yaygara yapamazsın. Bu ahlaksızlıktır arkadaşlar. Bu korkunç felaketler doğurur.
Münafıkların bir diğer özelliği de İslami kurum ve kuruluşları istismar etmeleri, İslam'ın kavramlarını kullanmaları. E tabii senden görünmek için, sanki sanki senin, efendim, yanındaymış gibi görünmek için, senin safındayım gibi görünmek için doğal olarak Müslümanlara ait kurumları, kuruluşları, simge ve sembolleri kullanacak. Mesela bakın, Kur'an'da Allah bunun bir örneğini veriyor. "Bir de zararlı faaliyetlerde bulunma, gerçekleri örtme, müminlerin arasını açma ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaş açanlar için gözetleme merkezi olması amacıyla bir mescit yaptılar." Görüyor musunuz şunu? Adamlar mescidi yapıyor. Niye? İşte bu bir fitne, fesadı yaymak için, zararlı faaliyetlerde bulunmak, gerçekleri gizlemek. Demek ki arkadaşlar, demek ki arkadaşlar, ya münafıkları kötü yerlerde aramayın. Münafıkları kendisini Müslümanmış gibi gösteren bu tipleri özellikle, özellikle dini merkezlerde, dini yapı, karakteri ağır basan kurum ve kuruluşlarda arayın. Biz demiyoruz ki buraya giden herkes münafıktır. Buralardan çıkar, denetlenmesi gerekir diyoruz. Burası istismara müsait. Diyoruz. Bunlar sana çok güzel şeyler yapma dışında bir niyetimiz yok. Yani biz iyi niyetliyiz, biz sadece iyi şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bunu irade ediyoruz, bunu istiyoruz, derler, yemin ederler. "Bu konuda Allah şahit ki onlar kesinlikle yalancıdır." Peki biz Allah'ın şahitliğini nasıl öğreneceğiz? Yani Allah'la mı konuşalım? Şimdi bu adam yalancı mı değil mi? Hayır. Buna gerek yok. Kur'an'la konuşman yeterli. Zaten bu şekilde Allah'la da konuşmuş olacaksın. Allah münafıkların yalancı karakterlerinin nerelerden, nasıl belirdiğini anlatıyor. Adamların genel çizgisine baktığın zaman, Müslümanlara, insanlara hizmet etmeye mi çalışıyor, yoksa bir sahtekarlığın peşinden mi koşuyor? Bunu yakalarsın, bunu öğrenirsin. Bu yüzden Kur'an-ı Kerim'in şehadetiyle bu adamların yalancı olduğunu öğreniyoruz, öğrenebiliriz. Asla orada bulunma, asla orada durma, orada ibadet etme. Çünkü meşruiyet kazandırırsın. Olan mescit, ilk günden itibaren takva ve yanlışlardan sakınma temeli üzerine kurulmuş olan mescittir. Bir Müslümanın ibadet hanesi, temellerinde ilk böyle müessese haline geldiğinden bugüne kadar Allah rızası için, Allahu Teala'nın kullarına yardım etmek için, İslam dinini en iyi şekilde yaşamak için o mantıkla, o mantalite, o zihniyetle müessese haline gelmiş yerlerdir. Yoksa camiler, efendim, işte, eee, başka dergahlar, şunlar bunlar bir anda münafıkların yatağı ve yuvası haline gelebilir. Orada temiz kalmaktan hoşlananlar vardır. Allah temiz olanları sever. Bir kere insan şirk karakterinden, münafıklıktan temizlenmek zorundadır. Ondan kurtulmalıyız. Bu adamlar, bu adamlar İslam dininin simge ve sembollerini kullanarak insanları aldatıyor, kandırıyor, yalan söylüyor, diyorlar. Günümüzde de çeşitli İslam ülkelerinde, çeşitli yerlerde dergahlar, bilmem neler, dini kurum ve kuruluşlar, bir bakmışsınız ki bazı İslam karşıtlarının odağı haline gelmiş, yatağı haline gelmiş. Tabii orada İslam düşmanlığını "Ben İslam düşmanıyım" diyerek yapamazsın. Ne yapacaksın? Uydurma hadisleri yayacak, insanları Kur'an-ı Kerim'den uzaklaştıracak, insanlara Allah'ın hükümlerini anlatmayacaksın, insanlara Kur'an-ı Kerim'in bir kısmını anlatıp bir kısmını anlatmayacaksın. Kur'an'danmış gibi yapacaksın, anlatıyormuş gibi yapacaksın. Bir bakmışsın cami, cami olmaktan çıkmış, herhangi bir İslam karşıtı yapılanmanın şubesi haline gelmiş. Bunu hissettiğiniz ve fark ettiğiniz an oradan uzaklaşın. Allahu Teala orada bulunmayacak diyor. Müslümanların aleyhine, İslam dini aleyhine yayınlar, yaygara ve propaganda yapan yerler mescide dardır, zararlı mescittir. Allahu Teala mescitleri ikiye ayırıyor: Mescid-i Takva, Mescid-i Dırar. Mescid-i Takva dediğiniz yer korunmuş mescit. Yani haramlardan, şirkten, küfürden, riyadan. Tabii burada binanın kendisinden bahsetmiyoruz, cemaat itibariyle, yönetim itibariyle, anlayış itibariyle bu pisliklerden kendini arındırmış müminlerin inşa ettikleri ve içinde ibadet ettikleri mescitlerdir. Mescid-i Dırar ise, bunlar dırar kelimesi Türkçeye zarar olarak geçmiştir, zararlı mescitlerdir. Yani temellerinde iyi niyet vardır ama daha sonra, daha sonra "çünkü itteku edindiler," diyor. Demek ki en baştan bu mescit kötü bir yer değildi ama daha sonra burayı şirk, hurafe, putperestlik yuvasına çevirdiler. Hatta zalim iktidar ve siyasetçilerin şubesi, yatağı, propaganda aracı haline dönüştü. İşte buralarda mescit, buralarda ibadet etmek uygun değildir. Arkadaşlar, bunlar çok önemlidir. Bunları unutmayalım. Herhangi bir ibadet merkezi ki, herhangi bir ideolojinin, İslam dışı anlayışın propagandasını yapıyor. Öyleyse oralardan uzak durmak zorundayız. Biz Müslümanız. Camiler, bakın, Cin suresinin ayetleri şimdi geldi aklıma. Cin suresi 18 ve 23 ayetleri okuyun. Diyor ki: "Ben yalnız Rabbime dua ederim, ona hiç kimseyi ortak koşmam." Bu aynı zamanda dua kelimesi çağırmak demektir. Camilerde Allah'a çağırılır, Allah'ın hükümlerine, Allah'ın kitabına, Allahu Teala'nın biz kullarına vermiş olduğu nizama, Allahu Teala'nın bize tavsiye ettiği esaslara davet edilir. Ama bunun dışında herhangi dini ya da siyasi grubun propagandasını yapıyorsa, oraya davet ediyor. "Bizim şeyh, bizim parti, bizim tarikat, bizim grup, bizim vakıf, bizim cemaat, bizim bilmem ne," çağırıyorsa, orası artık İslam'ın mabedi değildir. Orası artık Allah'ın gitmemizi yasakladığı yerdir. Uzak durmamız gerekir. Hatta medar mescitleri, zararlı mescitler, Müslümanların içerisinde turu atı gibi, kuzu kılığında kurt gibi olan bu yerler, inanın fuhşiyat işlenen yerlerden daha vahşi, daha aşağılık, daha melun yerlerdir. Çünkü günah işlenen yerleri zaten bilir ve uzak durursunuz. Ama Kur'an bilginiz eksikse, Kur'an'dan haberiniz yoksa, kötülük yayan mescitlere çoluk çocuğunuzu da yollarsınız, kendinizle gidersiniz. Dolayısıyla mescid-i dırarı tanımak son derece önemlidir. Allah bu tehlikeye dikkat çekmiştir.
Devam edelim. Muhammed Aleyhisselam münafıkları tanımıyordu. Bakın, bir önceki videoda ifadesini okumuştuk. "Onların cisimlerinden etkilenirsin, seni etkilerler, sana tesir ederler," buyuruyor Cenabı Allah. Bu ayette de benzer bir bilgi var. Tövbe suresi 101. ayet: "Çevrenizdeki çöl araplarında hem Medine halkından iki yüzlülükte uzmanlaşmış münafıklar vardır. Adam öyle bir münafık ki, rolünü o kadar güzel oynuyor, kendisini o kadar güzel gizliyor ve öylesine güzel kendisini pazarlıyor ki, sen onları bilmezsin, onları biz biliriz." Bakın, Muhammed Aleyhisselam münafıkları tanımıyor, münafıkları bilmiyor. Onun yanındalar ama emin değil. Ve Medine'de oluyor bunlar. Müslümanların en rahat olduğu ortamda oluyor. "Onları iki defa azaba uğratacak, sonra da büyük bir azaba itilecek. Dünyanın da ahiretin de rezillikler bu adamlar yaşayacaklar." Nasıl? İç yüzleri ortaya dökülerek. Sürekli bir kaygı içerisindeler. Bütün yalancıların yaşadığı kaygıyı yaşar bunlar. "Eyvah, söylediğim yalanlar ortaya çıkacak. Eyvah, birileri bizi tanıyacak diye ödleri patlar." Patlasın da Allah onların o yalanlarını deşifre edip her türlü pisliklerini ortaya çıkartacak. Biz Müslümanları işte bu noktada ferasetli olup Kur'an'ı bilmeye davet ediyor Allah. Neden? Çünkü onun sözlerini bilirseniz, takip etmeniz gereken rotayı da bilirsiniz. Onun sözlerini bilirseniz, onun sözünün dışında hareket edenleri de bilirsiniz. Çok önemli.
Peki, bunların karakterleri aşağılık karakterleri say say bitmiyor. Günaha dalmaktan, yanlışa dalmaktan, yalan söylemekten, ikiyüzlülük yapmaktan, iyiliği engellemekten, kötülüğü emretmekten, Müslümanları kandırmaktan, Müslümanları kandırmak için olay yeri icat etmekten, simgeler, semboller kullanmaktan vazgeçmiyorlar. Bize ait olan kelimeleri, kavramları, her şeyi rahat rahat kullanıyorlar. Neden? Bizden değiller. Ahlak yok, ahirette hesap verme endişesi yok. Elbette ki bu insanlar Allah'ın lanetlediği aşağılık tiplerdir. Peki bu şekilde öldüler diyelim, sonra ne olacak? Bakınız, Allah ne buyuruyor: "Onlar için bağışlanma talebinde bulun veya bulunma, bir şey değişmez. 70 kere bağışlanma talep etsen de Allah onları bağışlamaz." Yani ne kadar çok bağışlanma isterseniz isteyin, Allah onları bağışlamaz. Neden? "Bu, Allah'ı, Resulü'nü görmezlikten direnmeleri sebebiyledir. Allah yoldan çıkmış bir ümmeti yola getirmez." Demek ki küfürde ısrar ettikleri sürece, yani onlar, o münafık dediğimiz insanlar, biraz önce saymış olduğumuz karakterlerde dirayet ettikleri sürece, biz de onlar için af dilememe konusunda kararlı olmalıyız. Bir Müslüman, bir Müslüman, bir münafık için merhamet dilemez.
Arkadaşlar, burada önemli olan bir şey var. Kafamızda şu soru takacak. "Ya münafık diliyle Müslüman, kalbiyle kafir ise, içinde ne küfrünü yaşıyorsa, ben adamın kalbini bilmiyorum ki." Bak, Muhammed Aleyhisselam bile bilmiyormuş. O zaman bunların cenazesine gidelim mi, gitmeyelim mi? Ben ne bileyim, adam münafık mı, değil mi? Af dilenme diyor Cenabı Allah. Tamam, dilenmeyin. Ama kim münafık, kim değil? Bunu nasıl tespit edeceğiz? Dostlar, onların Kur'an-ı Kerim'in değişik ayetlerinden görüyoruz. Hal ve hareketleri, tavırları, onların, onların Kur'an karşıtlığı, Kur'an-ı Kerim'i bilen herkes tarafından ortaya çıkar zaten. Mesela Allah'ın hükümlerine çağırıyorsun, kabul etmiyor. Gelmiyor. Adam, "Dinimizin şöyle bir emri vardır," diyor, "o geride kalmıştır," diyor. "Allah bunu yasaklamıştır," diyor, "öyle yasak mı olur?" diyor. Allah şu hükmü vermiştir, diyor. Mesela kısas cezasını uygulayalım, hadi diyorsun, "Ya o çözüm değil," diyor. Yüz çevirip uzaklaşıp kaçıyorlar. Biz böyle insanların cenazelerine gidemeyiz. Bunları tanırız, biliriz de. Hiç tanımayacağı kadar küfrünü gizliyorsa zaten mükellef değilsin. Bakın ne diyor Allah, "Onlardan ölen birinin," (Tövbe Suresi 80 ve 84'ü okuyoruz) "asla namazını kılma, kabri başında durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulü'nü, elçisinin getirdiğini görmezlikte direnmiş, küfür etmişlerdir. Onlar yoldan çıkmış olarak ölmüşlerdir." Neden? Çünkü küfürde, isyanda, ikiyüzlülükle diretti. Ömürlerini de bu şekilde tamamladılar. Öyleyse bu insanlar için af dileme söz konusu olamaz. İstediği yere gitsin ahirette. Biz Müslümanlar açısından bu durum niye önemli? Mesela birinin cenazesine katılırsanız, onun yaşantısını onaylamış olursunuz. "Hoca efendi, nasıl bilirdiniz?" diye sorduğunuz zaman, sorduğu zaman cemaatin kayır ekseriyeti, "iyi bilirdik," diyor. İyi bir yaşantıya sahip olmadığı halde bu onaya siz katılmayın. İkincisi, münafık bir kimse Allah'la arası bozuk olarak bu dünyadan ayrılmıştır. Allah'ın ayetlerini inkar eden kimse, Allah'ın cennetine girme hakkını kaybetmiştir. Onun kaybetmiş olduğu hakkı Allah'a dua ederek, buradan yalvara yalvara, dilekçe göndererek tekrar geri iade edemeyiz. Bir üçüncüsü, neden kafirler için affedilmiyor? Çünkü adamlar hayat boyu bir kere affedilmeyi istemediler ki. Allah'ın indirdiği kitaba uygun yaşayıp da, "Ya bu işin sonunda bu filmin sonunda Allah bize ne der?" diye düşünmediler ki. Bu adamlar Allah'a, Resulü'ne isyan ettiler. İsyan bir şekilde bu dünyadan ayrıldılar. Öyleyse onlar için af dileme söz konusu olamaz. Arkadaşlar, münafıklar için af dilemek son derece yanlış, faydasız, çaresiz bir girişimdir. Hatta hatırlayın, yine Tövbe Suresi'nin 111. ayet, 113. ayeti olacak. Diyor ki Allahu Teala: "Cehennem halkı oldukları apaçık belli olduktan sonra kendi akrabaları için bile nebinin ve müminlerin af dilemiyor." Bakın, kendi akrabaları dahi olsa. Neden? Şimdi cenazelerine gitmeyin diyor Allah. Onların cenazelerde insanların en fazla duygusal oldukları andır da o anlardan bir tanesidir. Cenazelerde insanlar, efendim, işte neredeyse akli düşünme şeylerini kaybederler. Mesela, "Ya vaktiyle şöyle bir şey yapmıştı," diyorsun ama, "bu çok zarar verdi. Biz bundan tövbe ettiğini de bilmiyoruz," diyorsun. İnsanlar umursamıyorlar. İnsanlar umursamıyorlar. Hatta bakın, bir cenaze kılındığını düşünün. Hoca efendi soruyor, "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Birisi çıkıp diyor ki, "Ben etmiyorum. Bana borcu vardı." Adam haklı olduğu halde onu provokasyon görüyorlar. Çok acı bir şey. Yani acı olan ne? Acı olan şu, bu ufak bir örnekti. İnsanların birbirine borcu olabilir, bir takım alacak verecek olayları kapanmadan bu dünyadan ayrılmış olabilir. Ama kötü bir yaşantıya sahip olduğu halde, nasıl oluyor da kötü insanların cenaze namazlarında biz onları iyi bilirdik diye biliyoruz? Türkiye'de, Türkiye'de ben hatırlıyorum, biraz kurcalayınca adam intihar etti. Benzer olaylar çok. Konunun özü şu: Müslüman olmadığı halde, Allah'a ve ahiret gününe iman etmediği halde intihar ettiği adamın cenaze namazını kıldılar. Yahu niye kılıyorsun? İstemiyor adam. Onun zihin dünyasına, hayata bakışına da aykırı, seninkine de aykırı. İşte bu duygusallıktan kopmam lazım. Allahu Teala defalarca uyarıyor. Allah'a ve Resulü'ne iman etmemiş insanların cenazelerine katılmayın, onlar için af dilemeyin. Hele hele münafıklar bunu hiç hak etmiyorlar.
Bakın, münafıkların ahiretteki sonu nasıl olacakmış, ona bakalım. "O gün iki yüzlü münafık erkeklerle iki yüzlü kadınlar müminlere şöyle derler: 'Bize bakın da ışığınızdan yararlanalım.' Onlara, 'Arkanıza dönüp kendinize ışık arayın,' denir. Sonra aralarına giriş kapısı olan bir duvar çekilir. İç tarafında her türlü ikram, dış tarafında azap olunur." Bir duvar var, şöyle arka taraf, arka taraf azap, iç taraf nimetlerle dolu. Müminler nimetlerle dolu olan tarafı alınır, münafıklar karanlıkta ve azap içerisinde bırakılır. Bakın, azap içerisinde bırakılır. Sonra münafıklar, "Sizinle beraber değil miydik?" diye bağırırlar. "Ya sen benimle beraberdin, Allah'la beraber değildin ki. Ölüm de geldi bizi birbirimizden ayırdı." Müminler, "Evet, ama siz kendinizi yaktınız. Bizi gözlemlediniz, şüpheye düştünüz, kurgular kurdunuz. Allah'ın ölmenizle ilgili emri gelince, o vakte kadar bu kurguların sizi aldattı." Nasıl kurguları var? Şimdi bir olay oluyor, Müslümanlarla kafirler arasında bir savaş var diyelim, hangisi galip gelecek duruma geliyorsa, ondan sonra savaşa katılıyor. Bir yardım kampanyası var, birilerine yardım dağıtılacak, acaba kendisine de verilecek mi, verilmeyecek mi? Bunu anladıktan sonra tavır alıyor. Yani baştan beri Kur'an-ı Kerim'e uygun bir tavır almıyor. Adam kendi çıkarlarını ön plana götürüyor, ön plana itiyor, sürüyor. Ona uygun davranmam nasıl gerekiyorsa öyle davranayım. Müslümanların yanında olmam gerekiyorsa, Müslümanların yanında olayım. İşte kurguları bu. Bu adamların kurguları bu. "Benim dünya menfaatlerim Kur'an gerçeklerinin önündedir. Benim dünya yaşantım, bu dünyadaki konforum ve rahatım Kur'an-ı Kerim'in önündedir." Zihniyetleri bu. Sonra ne olacak? "E kendi halimde iyi bir adamım. E herhalde Allah beni de affeder." Affetmez. Böyle bir şey olmaz. Senin o dünyanda cimrilik var, kötülüğü emretmek var, iyilikten kaçmak ve başkalarını kaçırmak var. Allah ve Resulü'ne karşı ikiyüzlülük var. Kur'an-ı Kerim hükümlerini inatla uygulamamak var. Ve sen hala iyi bir yere gitmeyi mi planlıyorsun? İkiyüzlü yaşanıp dürüstlerin gittiği yere gidilmez arkadaşlar. Böyle bir şey yoktur. O çok aldatıcı insan ve cin şeytanları diyeceğiz bunlara. "Sizi Allah ile aldattı. Sen doğru yoldasın, sen iyisin. Aslında onlar yanlış yapıyor, sen ahirette de inşallah kar edeceksin. Bak, sen akıllı bir adamsın, Allah aklıyı niye cehennemde yaksın?" gibi vesveselerle kendi çıkarlarınızı Kur'an ayetlerinin önüne aldığınız için kendi kendinizi aldatmış oldunuz. Karşılıklı bir aldatma ilişkisi var şeytanla sizin aranızda. Onu da orada görüşürsünüz. "Bugün sizde sizden de ayetleri görmezlikten gelenlerden de bir can bedeli alınmayacaktır." Allah münafıklara, "Şu kadar fidye verin, sizi serbest bırakayım," demeyecek. Varıp duracağı yer o ateştir. Artık o sizin en yakınınızdaki. Normalde bu kurtuluş akçeleri diyelim, dünyadayken infak olarak verselerdi sorun olmayacaktı. Ama ne oldu? Vermedikleri gibi başkalarının yardım yapmalarına da sorun çıkartıp engel oldular. Allah da ahiret saadetlerinden bu herifleri mahrum bıraktı. Dedik ya, münafık kafirden daha şedittir, daha tehlikelidir, ikiyüzlüdür, daha melundur diye. E tabii ki akıbetleri de aynı olmayacak. Ha, bu arada kafirden daha iyi falan değil, daha kafir. Onlardan daha iyi değil. Küfürde isen Allah'ın cennetine giremezsin. Yani hangisi hangisinden daha iyi değil? Burada tartışmamız gereken hangisi hangisinden daha kötü? El cevap, münafıklar daha kötü. Nereden anlıyoruz bunu? Bakın ne diyor Allah, "Münafıklar ateşin en alt tabakasında olacaklardır. Onlara yardım edilecek birini de bulamazsın." Allah kafirler ateştedir diyor, münafıklar için ise ateşin dibindedir diyor. Münafıklar cehennemin dibindedir arkadaşlar. Onların hak ettikleri yer orasıdır. Bu dünyada ikili oynayıp kafirlere bile dürüst değiller, Müslümanlara bile dürüst değiller. Bizim yanımızda bizim gibi, onların yanında onun gibi. Bu dünyada pek çok fitneyi fesadı yaydılar, karakterlerini iki paralık ettiler. Allah'ın ayetlerine kafa tuttular, mümince bir yaşantıyı reddettiler. Allahu Teala'nın Kur'an-ı Kerim'de bizden istemiş olduğu İslam nizamına sırt çevirdiler ve böylelikle cehennemin en derinliklerini de hak ettiler. En azından, en azından kafir olduklarını söyleselerdi, Müslümanlara daha az zarar verirlerdi. Ama onların dertleri hayat boyu menfaatperestlik. Müslümanların yanında Müslüman gibi, kafirlerin yanında kafir yaşamak oldukları için bu sonu hak ettiler. Bu sadece para ve maddi imkanlar olarak ortaya çıkmaz. Adam Müslüman gibi görünüyordu, seçimi kazanacak. Müslüman gibi görünüyordu, falan hatun kişiyle evlenecek. Müslüman gibi davranıyordu, falan erkekle evlenecek. Müslüman gibi davranıyordu, o ihaleyi alacak. Müslüman gibi bilmem ne yapacak. Menfaat neyse, zihin dünyasında onu tatmin eden menfaat duygusu onu nereye yönlendiriyorsa, tereddütsüz, tartışmasız. Allah'ın dediğini yapacağız. Elbette ki önümüze haram işleme imkanları çıkacak. Allah'tan korktuğumuz için uzak duracağız. Bu dünya geçici bir yer. Bizden önce haramlar içerisinde yüzenler geçip gittiler. Bizden önce farzlarını muntazam bir şekilde yerine getirenler geçip gittiler. Bizden önceki kafirler, münafıklar, müminler hepsi ölüp gittiler. Ölüm herkese eşitledi. Ölüm herkese eşitledi. Öyleyse dostlar, yarın Allah'ın huzuruna nasıl çıkacağız? Nasıl hesap vereceğiz? Yaptıklarımızın hesabını verebilecek miyiz? Bu kaygıyla, bu endişeyle yaşayın. Kötü insanlardan ve kötülükten, karaktersiz insanlardan, iki yüzlü insanlardan, tabii bunların tespitini Kur'an-ı Kerim'e bakarak yapacağız, uzaklaşın. Allah'ın rızasına kavuşursunuz. Ama en başta söylemiş olduğumuz gibi, mutlaka ama mutlaka bilmemiz gereken, kafamıza sokmamız gereken asıl gerçek şu: Biz münafık olmamalıyız. Sen eğer Allah'ın "bu dediği olsun, öbür dediği olmasın" diyorsan, e şurada sayılan münafıklardan hiçbir farkın kalmadı. Sen de infaktan kaçıyorsan, cimrilik ediyorsan, insanları infak etmemeyi öğütlüyorsan, Allah'ın hükümlerinden uzaklaştırıyorsan, insanlara "Allah'ın dediğini yapmayın," getiriyorsan, Kur'an'ın dediği olmasına getiriyorsan lafı, sen de münafıksın. Senin de münafıktan başka bir adın yok. Allahu Teala hepimize mümince bir yaşantı sürmeyi, bu dünyadan mümin olarak ayrılmayı nasip etsin. Allah'a emanet olun değerli kardeşlerim.