📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Prof. Dr. Mehmet Azimli - Tarihin Kötüleri

Ankara Us Atölyesi1:35:22

Transcription

[Müzik] Değerli katılımcılar, sevgili dostlar, Ankara Us Atölyesi Felsefe ve Düşünce Platformu olarak düzenlediğimiz bu akşamki teoloji konferansımıza hepiniz hoş geldiniz.

Bugün ülkemizin tarih, teoloji, felsefe alanında önemli çalışmalarıyla tanıdığımız çok değerli bir akademisyen, çok değerli bir düşünürü ağırlıyoruz. Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Profesör Doktor Mehmet Azimli hocamız, İslam tarihi üzerine yaptığı titiz araştırmalarıyla akademik çevrelerde büyük yankı uyandırmış, hem bilim dünyasına hem de geniş okuyucu kitlesine kıymetli katkılar sunmuş bir hocamız, düşünürümüzdür.

Kendisinin özellikle siyer, İslam'ın ilk dönemleri ve tarih yazıcılığı üzerine çalışmaları bize sadece geçmişi değil, bugünü anlamak için de güçlü bir bakış açısı kazandırır. Bu bağlamda hocamızın kaleme aldığı, editörlüğünü yaptığı Tarihin Kötüleri adlı eseri sizlere tanıtmak istiyorum. Bugünkü programımızın da, konferansımızın da başlığı. Ben de bu hafta edindim. Gerçekten birçok tarihte ismini duyduğumuz kişinin, kendi adıma söyleyeyim, zihnimde okuduktan sonra bakış açımın diktiğini, hatta bugün Ankara İlahiyattan bir hocamla üzerine muhabbet etmiştik. Çok kıymetli bir eser. Ben herkese de tavsiye ederim.

Elimizdeki kitap, İslam tarihi boyunca kötülenmiş kişilerin gerçekten anlatıldığı gibi olup olmadığını sorgulayan analitik çalışmalardan oluşan bir eser. Hocamız burada özellikle seçilmiş 37 ismin neden kötülenmiş olduklarını inceler. Bu ithamların ne kadarının doğru olduğunu araştırır eserde. Yani gerçekten tarihin anlattığı gibi mi kötüydüler, yoksa perdelenmiş bir tarih anlatısının kurbanları mıydılar? Bu soruya yanıt arıyor.

Ankara Okulu yayınlarından çıkan Tarihin Kötüleri adlı eser. Eserde Ebrehe'den Cengiz Han'a, Museylim'den Ekberşah'a, Kaab Eşref'ten Şah Kuluna kadar çok farklı isimleri içine alan bir çalışma. 37 kişilik kısa ama çarpıcı bir tarih yolculuğuna çıkartan bir çalışma. Amaç olaylara başka bir cepheden bakmak, bildiklerimizi yeniden düşünmek ve tarihin karanlık sayfalarını daha yakından görmemizi sağlayacak bir eser.

Bu kıymetli eseri bizlere kazandırdığı için Profesör Doktor Mehmet Azimli hocama çok teşekkür ediyorum. Aynı zamanda Ankara US Atölyemize online konferansımıza kıymetli vaktini ayırıp bizlerle olduğu için de ayrıca teşekkür ediyorum. Umarım gerçekleşir. Gelecek ayda Ekim'de de Mehmet Azimli hocamızı Ankara'da yüz yüze Ankara US Atölyemizde kıymetli bir konferansta ağırlayacağız inşallah. Ben hocama şimdiden her iki konferansımız için de teşekkür ediyorum.

Şu an bizim Zoom platformunda bizlerle olan değerli katılımcılarımıza bizi vakit ayırdıkları için teşekkür ediyor, Ankara Us Atölyesi YouTube kanalımızda bizleri izleyecek olan izleyicilerimize hoş geldiniz diyorum ve sözü bugünkü konuğumuz kıymetli hocamız Profesör Doktor Mehmet Azimli hocama bırakıyorum. Buyurun hocam.

>> İbrahim Bey çok teşekkür ediyorum. Bütün katılımcılara da selam ediyorum. Şimdi tabii ki siz burada bugün konuşacağımız, kitap hakkında benim son çıkan kitabım bu. Bu bir serinin bir tarafı diyelim. Genelde böyle bir seriler halinde bazı kitaplar yapıyorum. Bahsetmiş olduğunuz siyer farklı okumak serisi 11 kitaptı. Farklı okumak serisi. Tabii burada biraz da kuru bir İslam tarihinden öte İslam tarihinin usulü, anlatışı nasıl olacak, nasıl anlamalıyız, gelen rivayetleri biz nasıl değerlendirmeliyiz şeklinde bir anlatım tarzı içine girmiştik. Sonra İslam tarihindeki yapılan zulümleri anlatan bir serimiz oldu. Müslümanların Engizisyonu. Tabii ben bu farklı okuma serisinden dolayı tabii sıkıntı çektim. 2014'lerde bilgince uğradım. Engizisyon serisinden dolayı da 2022'de bilgince uğradım. Fakat tabii ki vazgeçecek değiliz. Bu da bir serinin bir parçası. Bu elimizdeki kitap, tarihin kötüleri. Şimdi de bu sene 2025'in sonunda tarihin iyilerini çıkartıyoruz. Orada yaklaşık 30 küsur tane tarihte iyi bilinen ama aslında çok da kötü olan şahıslar anlatacağız. Bu iki parçalı bir kitabın bir parçası diyebiliriz.

Şimdi tabii ki tarih böyle bize anlatıldığı gibi kuru önümüze gelen her şeyi inanmak, her şeyi kabullenmek şeklinde olacak bir şey değil. Çünkü tarih böyle seçmece getirilmiş. Şimdi geçen gün Ali Bardakoğlu hocayla iki gün önce oturduk. O da benden bir söz aldı. Bir usul kitabı yazıyordum. İlla onu biz çıkartalım dedi. Ona vereceğiz. Kur'an nereden çıkacak artık? Hatta böyle yazarlık hayatımın sonuna doğru bir usul kitabı düşünüyordum. Yazmaya da başladım. Onun başına şöyle bir ifade koydum. İslam tarihinin en büyük yazarlarından birisi Zehebi'dir. Türkmen asıllıdır. Silvanlıdır ve ama selefi bir zihniyete sahiptir. Siyer Alamun Nebela diye 25 ciltlik bir eseri var. 55 ciltlik bir Tarihül İslam diye bir eseri var. Daha birçok eser, 100 ciltlik eser yazmış. Kitap makinesi gibi bir adam. Diyor ki Siyer Alamı Nebelain bir yerinde bize gelen haberlerden diyor, sahabenin aleyhine, peygamberin ve sahabenin aleyhine, ashabın aleyhine olan bütün rivayetleri ortadan kaldırmalıyız, yok etmeliyiz. Yani düzeltelim falan da demiyor. Tamamen kazıyıp yok etmeliyiz diyor. Tamamen sahabeyi öven, onları güzel gösteren rivayetleri biz sunmalıyız diyor. Yani şimdi bu tarih algısına göre tarihi kazmak istiyor. Ha bunu kendisi de yapmış zaten. Bunun gibi yapanlar da çok. Tamamen bir övgü merkezli bir anlatım tarzı. Hem peygamberin hayatı için, ben siyeri farklı okumakta bunu anlatmıştım. Hem de sahabe için, daha sonraki dört halifeyi farklı okuma serisinde bunları anlatmıştım. Tamamen övgü merkezli, aleyhlerinde bütün şeylerin yok edildiği bir tarih algısı. Biz elimizdeki rivayetlerden böyle etrafta kaçan, efendim böyle unuttukları rivayetler üzerinden yola çıkarak farklı okuma serileri oluşturmaya çalışıyoruz. Değilse omurga olarak, tarih omurgası, siyer omurgası olarak tamamen övgü merkezli, tamamen övgüye dahil edilen her şey toplanmış bir araya, yergi olabilecek, yanlışla anlaşılabilecek, onların hatalarını gösterebilecek her şey yok edilmiş. Bunu bazen öyle şeylerde rastlıyoruz ki insan çok oluyor. İşte bu usul kitabında bunları biraz değineceğim. Yani ta 5-6 asır sonraki kaynaklarda bazı rivayetleri buluyoruz ki ondan önceki kaynakların hepsinde yok edilmiş ama onlara bir şekilde ulaşmış. İşte bu kitapta biz elimizde bulduğumuz küçük küçük çekirdek şeylerle tarih kötü diye anlatılan ama aslında kötü olmayan, kötülenmiş kişileri anlatmaya çalıştık. Ve kitabın başına tarihin kötüleri dedik. İlk başta kitap çıktığında insanlar anlamadılar. Ya kötü insanlar anlatıyor galiba dediler. Sonra sonra ses getirmeye başladı. Ya bu kötüleri değil de aslında iyileri anlatıyormuş filan diye bir merak uyandırdı. Bunu da yayıncı böyle istemişti. Ben aslında tarihin kötülenmişleri diyecektim. Biraz belli edecektim ama niyetimi yayıncı böyle bir sürpriz yapalım dedi. Tamam dedim. Burada dediğiniz gibi 37 tane isimden bahsediyoruz. Tabii İslam tarihini biz peygamberle başlıyoruz. Cahiliye dönemi ve peygamberle başladığımız için de benim daha çok alanımda ilk dönem olduğu için daha çok onlarla ilgili şahısları toparladık. Ama tabii ki içinde İslam tarihi boyunca yaşamış, gelmiş ve bize çok böyle kötü anlatılan nice insanların bir kısmının örneklerini veriyoruz. Değilse böyle anlatılmayan yığınla insan daha bulabiliriz. Ben bunu şeyde yaşamıştım bu duyguyu. Müslümanların Engizisyonu'nu çıkartırken işte ya çok da işi bulamayacağız galiba falan diye yola çıkmıştım. Sonra 4. ciltte şeyi kapattım. Dedim ki İslam tarihinde şey bitmez. Engizisyon bitmez yani. Baktım olacak gibi değil. Sonu yok bu işin. Onun için bundan sonrasını artık araştırmayalım. Bu kadarla kalsın. İsteyen bundan sonrası başka işlere bakabilir dedi. Burada da böyle yani tarihte kötülenmiş, aslında iyi olduğu halde kötülenmiş, bize kötü anlatılmış yığınla insan var. Bizim önümüze getirilen, bize öğretilenleri biliyoruz. Onun için kesin inançlı bir toplumuz. Müslüman topluluklar. Bize öğretildiğine göre öğreniyoruz. Onu öyle öğretiyoruz. İçimizde din kültürü öğretmenlerimiz var, tarihçilerimiz var. Hepimiz bize öğretilenleri öğretiyoruz. Şunlar kötüdür, bunlar da iyidir. Bu öğretilen şeklinde. Ama gerçekten öyle midir? Ben bir İslam tarihçi olarak itiraf ediyorum. Ben hayatımın bazı bölümlerinde hakikaten bize öğretildiği şekilde öğrettim. Sonra baktım ki öyle değilmiş. Çünkü ilim denen şey mezara kadar olan bir şeydir. Ben de bu yolda öğreniyorum birçok şeyi. Mesela ilk akademik hayata girdiğim yıllarda hocalarımızın bize öğrettikleri şeklinde sınıflarda da derslerde anlattığım şeyler oldu. Şimdi düşünüyorum, onlar yanlış şeyler anlatmışım ama ben de öyle biliyordum. Çünkü şunları okumayın, şu kadarını okuyun, bu kadarını bakın, geri kalanını da dokunmayın. Şuralar cız, buralar dokunulmaz şeklinde öğrettiler. Ama ben genelde Türkiye'de muhalif şeyleri bir araştırmak lazım diye düşünen bir insanım. Onu da nereden öğrendim? Doçentliğe çalışırken hiç kimsenin tanımadığı bir isyanı çalışıyordum. Babek isyanını Azerbaycan bölgesine isyan etmiş. Bizim Arap kitaplarının hepsi bu adamı böyle dünyanın en kötü adamı olarak anlatıyordu. Hani mesela İbn Kesir söze şöyle başlıyor. İşte İbnir zındık Babek bu sene şuraya saldırdı. Yani başa zındık koyunca artık o adam belli. Yani o adam hakkında kararını vermiş. Yazmış tarih kitabı. Zındık Babek bu sene şu kadar insan öldürdü aynı şekilde. Fakat araştırdıkça şunu gördüm ki ya kardeşim bunu hep bir tarafın gözüyle okuyoruz. Birilerinin gözüyle okuyoruz. Karşı taraftan bir şeye bakmıyoruz. Ötekinin gözüyle bir İslam tarihini okumak gerekiyor. Ötekinin gözüyle. Ötekiler ne yap, nasıl anlıyorlar? Bakın yakında bir kitap derlemesi yaptık. Çıkaracağız inşallah. Ötekinin gözüyle Müslümanlar, İslam, Kabe, Peygamber, Sahabe. Bütün Kıbdilerin, Süryanilerin, Hristiyanların peygamber döneminden Emevilerin sonuna kadar bütün gayrimüslimlerin yazdıkları kitaplardaki bilgileri topladık, neşredeceğiz. Yani İslam tarihini bir de ötekinin gözüyle bakmak lazım. Yani biz böyle hani fütuhat diye anlatıyoruz da onlar nasıl bir şey anlatıyorlar? Ona bakmak gerekiyor. Onun için ben o tarihten sonra sürekli karşıdakinin gözüyle empati yaparak ya karşıdaki bunu nasıl algılıyor, bu nasıl bir şeydir diye yapmaya çalıştım ve bu şekilde kitaplarımı oluşturmaya çalıştım.

İşte bu kitaba da ilk Ebrehe ile başlıyoruz. Ebrehe'yi ben Siyeri Farklı Okumakta da anlatmıştım. Yani niye kötüleniyor bu adam? Eğer İslam'a göre düşüneceksek bu adam Hristiyan bir mümin. Yaptığı görevde iyi bir şey. Müşrik bir mabedi yok etmeye geliyor. Ne kadar güzel bir şey yapıyor. Niye biz bu İslam tarihleri bunu kötülüyor diye baktığım zaman hep böyle Arap aklına göre, Kureyş aklına göre, Kureyş'e göre bir algı oluşturulduğunu, Kureyş'in müşrik bile haklıdır şeklinde düşünülerek bir Arap edebiyatı içerisinde bu gelen adamın ne kadar kötü bir adam olduğunu anlatmaya çalışmışlar. Halbuki biz ve ondan sonra işte Allah şöyle mucize, Allah bu adamla savaştı, ordular gönderdi, şunu yapıldı, bunu gibi şeyler, safsatalar. Halbuki o Siyeri Farklı Okumakta anlattım. Adam çöle sokmuş şeyi. Çölde ordusu hastalıktan yok şey olmuş. Sıkıntıya girmiş. Sonra bir anlaşma yaparak çekmiş gitmiş. Helak melak gibi bir şeyler de yok. Toplu helak gibi hikayeler. Onları orada anlatmıştık. Ama bize öyle bir anlatıldı ki tamamen bir Kureyşlilerin gözüyle bu adam çok kötü bir adam. Düşman. Çünkü Kureyşlileri kötü olan bize de kötü olur. Niye kötü olacak? Adam aslında kendine göre siyasi bir kavganın içerisinde gelip kendine göre bir şey yapıyor. Biz niye bir tarafın gözüyle bir tarafa bakacağız? Niye Kureyşli gözüyle adamı değerlendireceğiz? İşte İslam'dan önce başlayan bu tek taraflı bakış açısı İslam'dan sonra da devam ediyor. Yani biz İslam tarihinde Mekke döneminde Müslümanlara zulmetti diye anlatılan birçok ismi burada anlattık. Bu insanlar hep böyle İslam tarihçileri Duaka çok kötü insanlar anlattılar. Hani İslam tarihçileri genelde cahiliye dönemini farklı okuma kitabında da bunu verdim. Cahiliye dönemini böyle en kötü dönemi olarak anlatıp İslam'ın ne kadar güzel bir dönem olduğunu anlatmak için yapıyorlar. Bu her devlet eskiyi kötüler, kendini güzel göstermek için. Bu normaldir. İşte bunu yaptılar. Cahiliye dönemi öyle bir kötü anlattılar ki halbuki baktığınız zaman cahiliye döneminde öyle bir kötülük göremiyoruz. Yani mesela sadece kadın meselesine baktığınız zaman bile cahiliye dönemi kadın algısı, kadın değeri mesela bir Hatice gibi bir kadın, bir Hint, bir Hutbe, bir kadın İslam döneminde çıkmamıştır. Kadın hakları açısından da böyledir. Yani o dönemde kadın ikili birli miras alıyordu. İslam döneminde de miras aynı alı şey. Hatta İslam döneminde bunlar tahkim edilmiş, hukuk metni haline getirilmiş, daha da şey hale getirilmiş. Onun için cahiliye dönemini İslam tarihçileri sürekli kötüleyip daha sonrakini parlatmak, köpürtmek gibi bir algıları var.

İşte bu kitapta ilk başlarda Velid bin Mugire, Ebu Cehil, Ebu Leheb, Kaab bin Eşref, Nadir bin Haris, Utbe bin Rebia, Huy bin Ahtab, Ümeyye bin Ebi Saad, Abdullah bin Ubey, Abdullah Ebu Amir elfasık, Müseyleme gibi yani sadece siyer döneminde olan özellikle bu şahısların hepsini burada anlattık. Bunların siyer kitaplarında ne kadar kötülendiğini, ne kadar aşağılandığını ama aslında bu insanların bu insanların kendi dönemleri içerisinde bir şey oluşturmaya çalıştıklarını görüyoruz. Yani başlarına gelen yeni olaya karşı bir refleks oluşturmaya çalıştıklarını görüyoruz. Yani Velid bin Mugire mesela Kur'an'da da çok ağır ifadelerle anlatılır. Hatta işte 9 tane sıfatı sayılır. Soysuz gibi ifadeler kullanılır. Ama o dönemde Mekke'de bakıldığında Mekke'de çok etkin ve peygambere karşı tavırlarında hani zorbalığa başvurmayan, suhuletle meseleleri çözmeye çalışan, Mekke toplumun başından yeni gelen bu olay karşısında Mekke toplumunu toplumun kargaşalığını önlemeye çalışan bir adam olarak görüyoruz. Baştan sona sona kadar da toplumsal barış için çalışan ve zorbalıklar, fiziksel zorbalıklara asla başvurmayan biri olarak görüyoruz. Yine benzeri Utbe bin Rebia, peygamber kendi diline insanların en şereflisi olarak anlatıyor. Öyle diyor onun hakkında. Hakikaten akıllı uslu Mekke'nin en önemli adamlarından bir tanesi. Sürekli barışı koruyan, sürekli konuşmaya çalışan, meseleleri konuşarak halletmeye çalışan, Mekke toplumunun başına yeni gelen bu olayla ilgili toplumsal kargaşalıkları önlemeye çalışan ama bunda da başarısız olan bir şahs olduğunu görüyoruz. Ama bunun hakkında da böyle kitaplar yığınla şeyler anlatırlar. Özellikle Kur'an-ı Kerim'de Mekke'de üç tane kabile var biliyorsunuz. Önemli. Birisi Haşimoğulları, birisi Ümeyye oğulları, bir tanesi Mahsumoğulları. Yani Mahsum olan Ebu Cehil, Velid bin Mugire gibi şahıslar çıkmış. İşte Ümeyye oğullarından Ebu Süfyan veyahut da şey gibi Utbe bin Rebia gibi şahıslar çıkmış. Haşimoğullarını biliyorsun Ebu Leheb gibi Ebu Talip gibi san çıkmış. Ama nedendir bilemiyorum. Belki Kur'an'ın toplanması aşamasında Hazreti Osman döneminin mushafı oluşturulurken veya daha sonraki aşamalarda Haccac'ın Kur'an'daki bazı düzenlemeler yaptığından olabilir. Kur'an'da genellikle Ebu Cehil'in ve Velid bin Mugire kabilesi aleyhine çok ağır ithamlar varken ve Haşimoğulları aleyhine de Ebu Leheb, Ebu Leheb'in bizzat ismi verilerek çok büyük sert ifadeler varken Ümeyye oğulları aleyhine çok ağır ifadeler bulunmaz. Yani sonuçta o dönemdeki yaşayan peygambere karşı gelen, peygambere tavır koyan veyahut da Müslüman topluluğa karşı kendine bir mevzi arayan insanlarla ilgili bizim siyercilerimiz çok ağır ifadeler kullanır. Mesela Nadir bin Haris'i düşünelim. Nadir bin Haris başından sonuna kadar peygambere zerre miktarı sert muamele yapmamış birisidir. Tamamen düşünceyle karşı çıkmış. Peygamberi sorularla sıkıştırmış birisidir. Hatta soruları mesela meşhur hepinizin bildiği üç soru meselesi. Ashab-ı Kehf, ashab-ı Kehf nedir? Ruh nedir? Hızır nedir? Biliyorsunuz Kur'an'da Kehf suresinde belirtilmeye çalışılır. Üçüne de tam cevap verilmez Kur'an-ı Kerim'de. Biliyorsunuz ruh, ruh size bilgi verilmemiştir denilir. Ashab-ı Kehf tam bir cevap verilmez. Çünkü 3 kişi, 5 kişi işte net belli değil denilir. Yeri yeri verilmez. Hızır kıssası da çok muğlak anlatılır. Hatta işte İslam tarihinin en problemli konusudur kelamcıların. Kelamcılar bir türlü çözememişlerdir. İçinden çıkamamışlardır. Çünkü Musa Hazreti Musa'nın yanındaki gelen insanın bir çocuğu gemide öldürmesi bu ileride kötü insan olacaktı şeklindeki ayetlerde yer almaz. Mesela bu soruları soran Nadir bin Haris'tir ve peygamber onun karşısında daralmıştır, bunalmıştır. Ve bu adamın düşünce olarak yaptıkları sorular dışarısında çünkü Hire bölgesine gidip orada sorular edinip peygambere sorduğunu biliyoruz. Bu sorular karşısında peygamberin bunaldığını da biliyoruz. Ve Kur'an-ı Kerim'de bu o dönemdeki yani Mekke'nin böyle hani üst tabakası, melei grubu dediğimiz grupla peygamberin mücadelesinde hep bu Kur'an-ı Kerim'e yansır. Baktığınızda bu kavgalar, bu tartışmalar Kur'an-ı Kerim'e yansır. Bunlar aslında Mekke'de zenadi Kureyş diye ifade edilen Mekke'nin zındıkları diye ifade edilmiyor Mekke'de. Yani böyle artık şey aşamasını geçmişler. O putlara filan tapan bir grup da değil bunlar. Yani ne diyebiliriz? Günümüz tabiriyle ateist diyebilirsiniz belki. Bir grup bunlar. Çünkü ahirete de inanmıyorlar. Peygamberi sıkıştırıyorlar. Yasin suresinde falan belirtilir. Bu grupla ilgili mücadeleleri Mekke Mekke dönemine yansır. Bunlar siyerde de yansır. İşte bu mücadele işte onlardan biri Nadir bin Haris. Hiç fiziki bir müdahale yapmamıştır. Tamamen düşüncesiyle peygamberle mücadele etmişti. Ama Bedir Savaşı'nda biliyorsunuz 70 esir alındığı zaman bu esirlerde fidye para karşılığı bunlar serbest bırakılmışlardır. Okuma yazma bilenler okuma yazma öğretme karşı serbest bırakılmıştır. Ama iki kişi bizzat peygamberin emriyle öldürülmüştür. Birisini Hz. Ali öldürmüştür. Ukbe bin Ebi Muayt'ı. Bir tanesi de Nadir bin Haris'tir. Bizzat diyor İbn Kuteybe'nin El-Me'arifi kitabında bizzat peygamber kendi eliyle öldürdü. Bunu peygamber kendi eliyle öldürdü. Demiş ki niye bize ayrı muamele yapıyorsun ey Muhammed? Yani herkese fidye karşılığı serbest bırakırken sen bizi neden öldürüyorsun? Siz Allah ve resulüne karşı geldiniz diyerek bizzat kendileriyle öldürdüğünü görüyoruz. O dönemde yığınla birçok insanın anlatılabilir. Siyercilerin kötü olarak anlattıkları, tarihçilerin kötü olarak anlattıkları birçok insandan bahsedilebilir. Mesela Abdullah bin Ubey bunlardan bir tanesidir. Medine toplumunda aslında Abdullah bin Ubey bir barış içerisinde yaşamayı için uğraşan bir iştir. Mesela peygamberin sürekli Yahudilerle problemlerine müdahale eden birisidir. Yapma, etme, öldürme. Mesela Kurayzalılar sana bir şey yapmadılar. Şey, pardon, Kaynukalılar sana bir şey yapmadılar. Anlaşmayı niye bozuyorsun diye. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de ayetle de sabittir. Kaynuka Yahudileriyle yapılan anlaşmayı Müslümanlar bozmuştur. Ayet vardır. Çünkü diyor ki, "Anlaşmayı bozun." diyor ay. Anlaşmayı da Müslümanlar bozmuştu. Ben Siyeri Farklı Okumakta anlaşmayı kim bozdu diye bir başlık attım. İtiraz etti bazı İslam tarihçileri. Dedim ayet var. Ayet diyor ki, "Şüphelendiğin zaman birisine karşı anlaşmayı sen boz." diyor. Ve bozdu peygamber ve Kaynukalıları öldürecekti. İbn Ubey araya girerek onların canlarını kurtardı ve Şam'a gitmelerini sağladı. Arkasından Nadiriler de yine aynı şekilde bir suikast bahanesiyle onları da kuşattı. Orada da mesela İbn Ubey'i çok faal görüyoruz. Hepsini öldürmeye niyetliydi peygamber. Onu da açık açık söyledi. Fakat İbn Ubey araya girerek onların da Hayber'e gitmesini sağladı. Yani kendi içerisinde Medine toplumunun eski sistemini, dizaynını aslında korumaya çalıştığını görüyoruz. Ama bunda da başarısız olmuştur. Şu da var tabii ki İbn Ubey de entelektüel bir insan. Yahudilerin önemli insanlarıyla da görüşüyor. Medine'nin öncü öncü insanlarından bir tanesi. Ama bu Beni Nadir Yahudilerin sürgün günü sırasında Müslümanlardan Ubade bin Samit diyor ki ya diyor hala karnınızda işte işte onların verdiği yemekler, etler var. Neden bozdunuz? Bu kadar iyiliklerini gördünüz bunların. Deyince Ubade bin Samit der ki, "İslam anlaşmaları yok eder." diyor ve bunlar bu şekilde sürüldüğünü görüyoruz. Ama başarısız olmuştur bir anlamda. Yani sonuçta ama bize öyle bir anlatılır ki Abdullah bin Ubey münafıkların başı olarak anlatılır. Üstelik her olayda, her kötülükte o vardır diye anlatılır. Ama diyelim ki if olayında mesela adı geçer ama şey ceza uygulanmamıştır. Diğer bazı kişilere uygulanırken ona uygulanmamıştır. Sonuçta bir gücü vardır, bir kuvveti vardır ama bununla da başarısız olmuştur.

Yine şeyde bu dönemle ilgili artık son olarak siyerle ilgili Müseyleme'den bahsedelim. Müseylemetül Kezzap diyebiliriz. Yalancı deriz. Ve kendisine peygamberin vahiy katiplerinin bazı da yardımcı olmuştur. Onun inancına geçmiştir. Ve Müseylime hakkında tabii ki biz hep siyercilerin anlattığıyla biliyoruz. Çok ağır ifadeler kullanırlar. Cinsel içerikli ifadeler kullanırlar. Onun hakkında filan. Fakat adam on Müseylime'nin taraftarlarının bir tanesinden bir risale günümüze ulaştı. Onu da arkadaşımız Hamdi Tayfur çevirdi. Ve daha sonra bu kitapta da o bölümler yer aldı. Mesela birkaç şey söyleyeyim. Tek eşliliği savunuyor. Mesela kadınların mirasla ilgili haklarına savunuyor. Kadın haklarıyla ilgili yani daha şey üst düzey şeyler savunduğunu görüyoruz. Tek eşliliği savunduğunu görüyoruz filan. Ama gel ondan gelebilen sadece bir risaledir. Bir risale gelebilmiş. O bir taraftarının birilerine yazdırdığı bir risale ulaşabilmiştir sonuçta. Ama tabii İslam tarihlerine bakarsanız, peygamberden sonraki Ebubekir dönemindeki olayları okursanız yalancı peygamberler bölümünün en başa adı Müseyleme'dir. Ve Müseylime çok böyle şey anlatılır. Yani böyle çok kötü, vahşi, her türlü ileb işte mucize göstermeyi beceremeyen filan gibi anlatılır. Halbuki ben Siyeri Farklı Okumakta peygamberin de hiçbir mucizesinin olmadığını orada detaylıca anlattım. Yani Müseylime'nin mucizesinin olmamasını ayıplayarak söylerler ama peygamberin de hiçbir mucizesi yoktur. Olağanüstü bir olay getirmemiştir.

Burada İslam tarihçilerinin böyle tkaka dedikleri, aşağıladıkları birçok insan var. Tabii ki hepsini burada anlatmadık ama bazılarına değinelim. Mesela İslam tarihinde bazen de şöyle bir şeyler yapılmış. Suçlar bir insanın üzerine yüklenerek bazıları temize çıkartılmış. Mesela Osmanlı döneminde İbn Sebe'yi bir adam üretilmiş. İbn Sebe'yi bir adam yaşamadı aslında. Muhayyel bir kişilik. Ama o dönemdeki sahabeyi kurtarmak için İbn Sebe'yi Yahudi asıllı bir adamdır. Şöyle yapmış, böyle yapmıştır diyerek üretilmiş muhayyel bir şahıs. Bütün suç onun üzerine yıkılmış bir suç geçisi olarak o dönemdeki bütün sahabiler, Talha, Zübeyir, işte Ali, Ayşe bunların birbirini kavgaları, birbirini katletmeleri, birbirini öldürmeleri, savaş açışmaları, birbirin aleyhinde hakaretleri, birbirini yaftalamaların hepsi bu anlamda temiz temize çıkarılmaya çalışılmıştır. Bunlardan bir tanesi de işte Ebu Lülu'dür. Ebu Lülu Hazreti Ömer'i öldüren bir şahıstır. Bunu biliyoruz. Ama var ya işte pis İranlı geldin işte Ömer'i öldürdün şeklinde bir anlatım tarzı çok da şeyi yansıtmıyor. Doğruluğu yansıtmıyor. Yani olayları iyi deşelediğiniz zaman İbn Ebu Lülu aslında o noktaya getiren, tahrik eden ve onu Ömer'e saldırtan aslında Kureyş aristokrasisidir. Kureyş aristokrasisi böyle tereyağından kıl çeker gibi işi halletmiştir. Yani şöyle yaptılar. Hani Kenedi'nin öldürülmesi gibi katili de öldürdüler. İşi bitirdiler. Kapattılar konuyu. Amerika'da olduğu gibi burada da öyle olmuştur. Bunun başında bir Murevin Şube diye İslam tarihinin belki de böyle en hilebaz insanların yalan söylediği sahabe tarafından tespit edilen yalancı diye suçlanan bir şey var. bir şahıs var. Bunun efendisi. Baskı yapıyor, zulmediyor, tahrik ediyor. İşte yaptığı tahrikleri de ben yapmadım, Ömer böyle istiyor gibilerden bu şahsı şey yapıyor, tahrik ediyor. Zaten yaralı, zaten esir edilmiş. Koskoca bir İran devleti yıkılmış. Oradan getirilmiş köle olarak. Oradaki İranlı çocukları görerek ağlayan birisi. Duygusal bir adam. Bir de böyle bir zulümler yapınca Ömer işte diyor. Ömer sana Ömer'e şikayet ediyor işte diyor ki Ömer bunları yaptırdı. Deyince adam da gidip bu şekilde Ömer'i kaldırıyor ortadan. Ama aslında ondan sonra da hemen şey öldürtülüyor. Katil öldürtülüyor şeyde mescitte ve olay kapanıyor. Ama aslında Ömer'i öldürten isim Kureyş aristokrasisidir. Çünkü Kureyş aristokrasisi bizim yağmalamıza engel oluyor. Bu Ömer az yağmalayabiliyor. Daha çok fazla yağmalamamız gerekiyor. Şam bölgesine bizi salmıyor. Oralarda daha çok yağmalama yapmamız gerekiyor diyerek Ömer'in artık ortadan kaldırılmasını ve Kureyş'in önünü açan bir liderin gelmesini işte o da Osman olacaktır istiyorlar ve nitekim Ömer'i öldürtüp yerine Osman'ı getirip Kureyş tamamen aristokrasinin bütün dünyayı böyle ganimetleri yağmalayan makam mevkili bürokrasiyi yağmalayan şeylerin önünü açtığını görüyoruz. Ve ama tarihçiler olayı gayet basitleştirip bir tane İranlı esir canı sıkıldı işte kızdı geldi Ömer'i öldürdü. Ama olayları burada da detaylıca arkadaşımız anlattı. Tabii bu bir editör kitabı. Editörlük kitabım benim. Benim hepsini ben yazmadım. Buradaki bölümleri arkadaşlarımıza yazdırdık. Benim editörlüğümde geçti. Bunları burada bu şekilde şey yaptık, sunduk. Sonuçta bu bu şekilde tarihte kötü diye anlatılan ama aslında öyle olmayan yani tek taraflı anlatılan şahıslar burada toplandı.

Ben burada kendi yazdığım bir bölümden de biraz bahsetmek istiyorum. Yezid bin Muaviye. Bununla ilgili bir kitap çıkarttım. Hüseyin Yezid. Orayı da okuyabilirsiniz. Aslında biz biraz da Şiaya karşı Ehl-i Sünnet olarak bizim toplumumuz işte onlar onlara karşı ya biz vallahi sizden fazla Ali'yi severiz, biz sizden fazla Hüseyin'i severiz duygusuyla biraz da onlara da yaranmak için belki Yezid'i sürekli kötüleme, Muaviye'yi sürekli kötüleme, bütün suçları bunlara yükleme gibi bir şeyin içinde. Bunları övmek makamında değilim. Savunma makamında da değilim ama çıkıp da tarihin şeytanlaştırdığı en büyük kötülükler annesi anası olarak bunları görmenin de bir alemi yok. Çünkü tek taraflı bir okumadır bu. Sürekli Hüseyin'in haklılığını, Yezid'in haksızlığını, Yezid'in sürekli katil olduğunu, Hüseyin'in de dünya tarihinin en büyük şehidi olduğunu sürekli pompalayan işte İran, Irak neyse bu bölgede Şia'nın Hüseyin'in tuz varana düşmemek gerekiyor. Yani Şia nedense Hüseyin'in şehadeti ile ilgili sürekli olaylar çıkartıyor. İşte Suriye'deki köylere saldıran Haçlı Şabililer ya Hüseyin diyerek Sünni kadınlara tecavüz edebiliyor, öldürüyor, katliamlar yapabiliyor. Halbuki o çocuk, o kadın, o insan ne bilsin ne yaptı? Hüseyin'e ne yaptılar? Kaldı ki Hüseyin'i hiçbir Emevi de öldürmedi. Tamamen Iraklılar öldürdü. Ama Ali'nin Ali Ali için hiç kıyamet kalkmıyorlar. Ali'yi çok seviyorlarsa Ali için de yapmalılar. Çünkü Ali'yi de birileri öldürdü sonuçta. Ama niye? Ali'yi öldüren Haricilerdir. Haricilerin dünyada esamesi yok. 3 be yerde kalmış. Umman'da, Uganda'da ve Cezayir'in arkada çöl bölgesinde kalmıştı. Ne uğraşmaya değmez. Onların derdi siyaseten Sünnilerle uğraşmak. O zaman bunu Sünniler öldürdü şeyini ortaya koyarak halbuki Sünnelik denen şey de yok. Sünnelik ta oradan kaç yıl sonra ortaya çıkarmış şeydir. Bunu Sünniler öldürdü diyerek bunu tamamen siyaset malzemesi kullanmak istiyorum. Yezid gerçekten tarihi mağdur ettiği insanlardan bir tanesidir. Yani iktidara geldiği zaman Hüseyin kıyam kalkıyor. Niye bu zalime karşı ihsan et? Niye ihsan ediyorsun? Ne yaptı Yezid? Daha sıfır icraat. Yezid'in daha sıfır icraatı var. Hiçbir şey yapmamış. Ve Hüseyin birçok suçu sabit olan, 20 yıldır iktidarda olan, babasını yenen, abisini zehirleyerek öldüren, Muaviye'ye karşı hiç kıyam etmeyen Hüseyin ve onun döneminde Ali taraftarların Ucubbi Adi gibileri öldüren Muaviye zehirleyen zehirleyerek işte eşleri zehirleyerek öldüren Muaviye'ye karşı hiç isyan etmeyen sürekli Muaviye'den maaş alan, parasını alıp yaşayan Hüseyin. Daha Yezid gelmiş. Hiç suçu yok. Hiçbir icraatı yok. Sıfır icraattayken isyan ediyor. Ben seni indireceğim aşağıya. Niye indiriyorsun arkadaş? Ben geçmeliyim. Niye sen geçiyorsun? E bu bizim hakkımız. Niye senin hakkın oluyor? E ben peygamberin torunuyum. Bununla böyle yaparak yola çıktı ve işte toplam 70 kişiyle filan ve Yezid gerçekten o kitapta da okursanız göreceksiniz. Suhuletle bir devlet adamı tavrıyla dikkat ederek öldürülmemesi için uğraşarak çok çırpındı. Mekke valisine yazdı. İbn Abbas'a yazdı. Sizin sülaleniz, sizin bir ağırlığınız var. Durdurun yapmasın diye. Sahabenin tamamı, tamamı diyorum. Bakın bir tane İbn Zübeyr hariç, "Hüseyin fitne çıkartma. Hüseyin yanlış yapıyorsun. Hüseyin doğru değilsin." dedi. Hiçbirini dinlemedi ve yola çıktı. Bu sefer Medine valisine görev verdi. Dur dur gelmesin. Bu sefer Kufe valisine görev verdi. Sokma. Çünkü şimdi siz bir adam çıkıp geliyor. Bir yerde Kufe'de de 30.000-40.000 kişi bekliyor silahlarıyla. O Hüseyin gelsin de isyan edeceğiz. Hangi devlet buna izin verir? Hangi devlet birileri isyan edecek? Hadi hazırlanıyor. Ben izin vereyim der. Buna izin verir mi? Ha öldürür ama Yezid öldürmeyi de söyleme. Öldürmeyin dedi. Tutun engelleyin dedi. İşte o aşamada bu kadar haberleşmenin az olduğu bir dönemde Kufe valisi inisiyatif kullanarak Kufe'den oluşturduğu Kufelilerden oluşturduğu hiçbir Şamlı yok. Hiçbir Ümeyye oğullarının kimse yok. Kufelilerden oluşturduğu bunu Haz'in kızı söylüyor. Bizi bu Kufeliler öldürdü. Bizi bunlar esir aldı diyor. Hiçbir Şamlılardan bir şey yok ki. Ve o Kufelilerden 4.000 kişiyle kuşatarak sonra öldürüldü ve başı şeye götürüldü. Şam'a götürüldü. Şimdi burada ama tarih boyunca Yezid dünyanın en şey adamı, kötü adamı. Hüseyin ise dünyanın en iyi adamı olarak anlatıldı. Bu tarihin çarptırılmasından başka bir şey değildir gerçekten. Yani burada Hüseyin'i suçlamak, geri savunmak için de yola çıkmış değilim. Kitabımı okursanız göreceksiniz. Ben birilerini savunmak, birilerini kötülemek derdinde olan bir insan değilim. Bana ne? 1400 sene önce yaşamış olaylardan niye tarafkir olacağım ben? Tarafkir İslam Tarihçiliği diye bir kitap yazdım. Orada göreceksiniz. Orada söyledim yani editörlük yaptım, yazdırdım. Yani bu taraf kirliliği bir kenara bırak bana ne oradaki olaylardan. Ben bu sene bu dönemde yaşayan bir insanım. Savunmak veya kötülemek gibi derdin değilim. Onun için burada ne Yezid'i savunmak ne Hüseyin'i kötülemek gibi değerde bilmek ama gerçekten Yezid şey olmuştur. Bu anlamda İslam tarihçileri tarafından böyle tukaka edilerek sürekli hatta böyle Anadolu'da pis Yezid diyerek insanlar artık ne Muaviye'nin ismini koyarlar ne Yezid'in ismini koyun. Halbuki koyun demiyorum ama bütün koyduğunuz isimler Arap isimleridir. Muaviye'yi niye koymuyorsunuz? Yani Talhası da Arap ismidir. Ebu Süfyan'ı da Arap isimlidir. İşte Muaviye'si de Arap isimlidir. Hepsi Arap isim ama koyuyorlar. Hatta anlamlarını bilmiyorum. Bir ara Twitter'da yazdım bunların ne anlama geldiğini. Şimdi insanlar şaşırdılar. Çok gülünç anlamları, çok kötü anlamları da var ama insanlar o İslami isim diye koyuyorlar. Ha illa koyun demiyorum. Muaviye ismi, müyaz isim ama yani şey nedir buradaki? Çünkü öğretilen hani kesin inançlık var ya bu böyle öğretilmiş. Hüseyin kesin haklıdır. Yezid de kesin haksızdır. 3 saniyenizi şey yapacağım. Bir >> Evet. Tabii hocam. Şimdi birazdan Mehmet hocam tekrar bağlanacak arkadaşlar. Gerçekten kitabı okuyan arkadaşlar soru kısmında Evet geldim. Evet, soru kısmında kitaptan ilginizi çeken bölümleri ve isimleri de paylaşabilirsiniz ikinci kısmımızda. Gerçekten çok Buyurun hocam. >> Kusura bakmayın bulun evimde değilim. Başka bir yerden katılıyorum. >> Estullah >> Orada bir gürültü geliyor. Beni de benim konsantremi bozdu. Onları uyarmak istedim. Tabii kitabımızda Emeviler döneminde hani son dönem biraz da çok moda oldu Türkiye'de. Rahmetli Yaşar Nuri Hocadan da Emevi İslam'ı, Emevi dini, Emevi yani bütün suçlar Emevilerin ondan sonrakiler hiç kötü şey. Halbuki ben İslam tarihçiyim. İslam tarihini bilirim. Emeviler döneminde yazılan bir tane kitap yok neredeyse. Bütün tefsir kitapları Abbasilerle başladı. Bütün hadis kitapların tamamı Abbasiler dönemindedir. Bütün İslam tarihleri Abbasiler dönemindedir. Yani Emeviler döneminde yazılmış bir tane kitap bulmak. Belki haricilerle ilgili kitap var. Onun dışında diğerlerde yoktur. 3 be tane harici kroniği var. Onları da ben neşrediyorum yavaş yavaş. Sonuçta ama suç bütün Emevilere çıkmıştır. Haccac en büyük zalimdir. Yezid en büyük zalimdir. Muaviye en büyük zalim. Bunları asla savunma adına söylemiyorum. Ama tarih kendine göre çünkü yazılan kitaplar İslam tarihleri Abbas döneminde yazılmıştı. Abbas dönemi yazıldığı için bir düşman belirleyecektir. Mesela İbn İbn Esir Musul'da oturuyor. Onun döneminde Moğollar geliyorlar. Duyduklarını yazıyor. Moğollar hakkında neler yazmış adam ya? Gerçekten yapmış mı bunlar? Baktığın zaman öyle çıkmıyor. Çünkü kulağına gelen bütün iftiralar da yaz. Burada Moğolları savunmuyorum ama öyle bir anlatıyor. Dünyanın en büyük katliamcısı Moğollar çıkıyor ortaya. İşte bütün kitapları yaktılar. Dicle Nehri günlerce mürekkep renginde aktı. Kırmızı renkte aktı filan. Halbuki öyle değil. Adamlar dürüst bir savaşçılık yapıyor. İhanet edenleri yok ediyorlar. Kitap filan da öyle çok yok ettikleri filan da yok yani. Şimdi bir tez yap, doktora tezi yaptırıyorum. Moğolların İslam dünyasına katkıları diye. İşte öyle çıkmıyor. Ama biz Arap tarihçiler gözüyle okuduk. Arap tarihçiler gözüyle bakınca işte onların düşman olan, herkes düşman oldu. Biraz evvel anlattığım gibi Babek hakkında anlattığım gibi adam Arapların Azerbaycan bölgesinde yaptıkları katliam mesela tecavüz etmişler kadınları. Cami şey kiliselere insanlar doğrayıp yakmışlar. Ya insan yakılır mı? Yakmışlar. E bu adam da buna göre isyan etmiş. İsyan vay zındık asi diyerek Babek'i şeyin en dönemin en kötü isyancısı olarak görüyorum. E sen bir zulüm yapam hakkını aramaya çalışmış ama onu anlatmıyorlar. Gayet normal yani Allah'ın bize verdiği bir yetki biz oraları gaspedeceğiz. Bütün paralarını alacağız. Kadınları cariyemiz, erkekleri kölemiz. Bize hizmet edecekler. İsyan mı ettin o zaman? İşte kitaplar başlıyorlar. Bunlar şöyle kötüdür. İbn Kesir'e bakarsanız, İbn Esir'e bakarsanız daha birçok kitaplarda bunların ne kadar kötü isyanları anlatılır. Halbuki öyledir. Veyahut da o dönemde çıkan mesela Zenc isyanları ya Afrika'dan getirdikleri yığınla binlerce zenciyi Basra bataklıklarında karın tokluğuna açlıktan ölmüş insanlar pirinç tarlada çalışıyorlar ve karınlar doymadığı için yok oluyor. Niye? Bağdat'taki sarayda oturan efendiler, Arap efendiler rahat yaşasın diye. Adamlar isyan edince bu sefer işte zındık, işte din rafizi alçak bilmem ne isyan etti. 20 yıl sürmüş bataklıklarda savaş. Ama biz hep böyle tarihi anlatanın tarafında görmüşüz. Bu zencilerin yanına oturup da ya bu gerçekten bunlar niçin isyan etti düşünmemişiz. Ve hatta mesela Karmati isyanları var. Bu kitapta o Karmati bölümünü de tavsiye ederim. Çünkü o kitabı o bölüme bir arkadaş yazdı ama çok katkım oldu. Çok uğraştım. Kaynakların düzeltilmesinde özellikle yani bu insanlar haksızlığa karşı diyor ya yapmayın bunu. Kaç defa uyar hep barışla müdahale etmeye çalışıyor. Ama sürekli Bağdat'ta oturan Abbasiler sürekli böyle tersine hareket ve katliamlarla uğraşıyor. Ama öyle bir anlatır ki kitaplar işte böyle çölleri ölülerle doldurdular. Hac yolunu kestiler, şunu yaptılar, bunu yaptılar diye. Tarihin en kötü adamlarından. Halbuki adam Ahsa bölgesi, bugün Bahreyn bölgesinde o dönem sosyal devletini kurmuş, ürettiği fabrika, değirmenler kurmuş. İnsanlara ücretsiz un dağıtmış. Bütün evlere eşit imkanlar sağlamış. Kazandıklarını bütün insanlar eşit dağıtılması sağlamış. Bir koalisyonla devletini yönetmeye çalışmış. Ama işte diktatör Abbasilere kendini tabii ki anlatamamış. İşte bunları hep böyle tarihi tek taraflı okuyunca, tek taraftan bakınca biz onların gözüyle okuyunca bakın şeyi söyleyeceğim size. Tarafkir İslam Tarihçi kitabında da verdim. Bir örnek vereyim size. İki tarihçiyi arka arkaya verdim. Bir tanesi Tihrani, bir tanesi İbn Arapşah. Timur'un yanına gidip orada kalan birisi İbn Arapşah öyle bir anlatıyor ki Timur'u dünyanın en katliamcı, en kötü, en vahşi böyle ağır çok ağır kelimeler kullanıyor. Aynı tarihteki Timur tarafındaki Tihrani ise neredeyse peygamber gibi anlatıyor. Timur. İkisi de tarihçi. Şimdi bizim Osmanlılar Mısır fethimizi büyük bir fütuhat diye anlatırlar. Ama Memlük tarihçisi İbn Yas'a baksanız okusanız onunla ilgili doktora tezi yaptırıyorum ya. Osmanlı askerlerinin Kahire'ye girdikleri zaman ne vahşilikler yaptıklarını ne biçim anlatıyor? Sokakların kan gölüne döndüğünü nasıl işkenceler yaptıklarını anlıyor. Çünkü bize göre fetih ama onlara göre işgaldir. Hangi tarafta durup da bakacağız biz? Ben Memlük tarafında mı duracağım? Osmanlı tarafından mı duracağım? Yani biz hep böyle kendimize göre bir tarih Türkiye'de de öyle yapıyoruz. Hani hep Arapları şey yapmayayım. Kendimize göre de öyle yapıyoruz. Yani mesela Şah Kulu isyanı diyoruz. Büyük bir suçlu adam. Burada kitapta anlattık ya. Adam yalvarmış devlete. Bak şu zulümleri yapıyor valilerimiz. İnsanları gasp ediyorlar. Kadınlara tecavüz ediyorlar. Malları gasp ediyorlar. Yemedikleri rüşvet kalmadı. Ulaştırmaya çalışıyor saraya. Dinleyen yok. En ufak şeyde asker gönderiyorlar. Adam sonunda patlıyor, isyan ediyor. Ha saldırmıyor da isyan etmiş. Üzerine gönderen 6 tane nizami düzenli Osmanlı ordusunu yenmiş. Osmanlı paşalarını öldürmüş. Osmanlı Genelkurmay Başkanını öldürmüş. Sürekli ve bakıyor çaresiz ondan sonra İran'a kaçıyor. Ta Antalya'dan sürülerle, yığınlarla insan ve Osmanlı bir şey yapamıyor. Ama bize buna çok büyük bir kötü bir isyanı veyahut da Şah İsmail hani biz Yavuz'un tarafındayız ya Yavuz'un tarafındaysa karşı taraf çok kötüdür. Çırpınmış adam ya. Bir şey yapmayalım senin işine bak. Hatta yı babasının için hürmetli şeyler kullanıyor ama kafayı takmış Yavuz diyor ki ben bu bölgeye gideceğim. Bunu yapacağım. Şunu yapacağım. Bunu yapacağım. Adam hani Türklükçe mesela adam Yavuz'dan fazla Türk. Adam Türkçe.

Mektupları yazıyor. Yavuz Farsça mektupları yazıyor. Yani kendine göre gerçekten ben şeye de gittim. Onun türbesine de gördüm. Ama tabii bizim eee Anadolu'daki Türk tarihçileri Yavuz tarafında oturup da yazarlar. Kötü bir adam olarak mesela herhalde bildiğim kadarıyla cumhurbaşkanlığı şeyinde bakın tarihçiliğin etkisine bakın hani cumhurbaşkanlığın forsunda Türk devletleri yap var >> şeyler ama eee şey eee Safeviler koyulmuyor oraya. Niye? Benim bildiğim kadarı yok. Memluklar koyulmuyor. Niye? Çünkü düşman devlet. Bizim Anadolu'da Osmanlı'nın düşmanlarını saymıyoruz. Eğer Türklükse mesele memlukler daha Türk. Devletin adı et devlet Türkiye. Osmanlı'dan daha Türkler. Eğer Türklükse mesela Şah İsmail daha Türk ama koymuyor. Ama Osmanlı Türk oluyor. Halbuki Osmanlı padişahlarından iki tanesinin annesi Türk Yergan hepsi başka eee ırktan mesela ırk değil ama yani bakın bakışa bakın bir bakış anlayışına bakın. Yani Türk tarihçileri bile olayı böyle algılıyor. Diyor ki bunlar eee Türk saymıyoruz. Niye saymıyorsun? İşte Osmanlı'ya karşı durdu. Halbuki yani şimdi düşünün ben Osmanlı tarihinin en kötü padişah Yavuz'u bilim. Onu da tarihin iyilerini anlatacağız. Ya bütün derdi eee şeyler Türklerle Türkler katliamı çok büyük Türk katliamı yapmıştır. Hiç yani mesela Avrupa'ya şura bura seferi yoktur. Başarısızdır da. Oğlu Kanuni de öyledir. Mesela haçlıları karşı hiç başarısı yoktur. Hep Türklere karşı bir başarısıdır yani. Ama bizim eee tarihimizde en büyük padişahlar Yavuzdur. Kanunidir. Akıl almaz bir anlatım tarzı. En kötü padişah da belki ikisi de ama tarihçiler öyle anlatırlar. Yani ne kadar önemli adamlar filan diye.

Ya ne duruyor sen ne yapacaksın? Adamlar Mısır'da bir devlet kurmuşta yaşıyorlar ki sana dokunan bir şey yok. Öyle vahşi ki ora giderken kendi dedesini öldürüyor ya. Kendi annesinin babasını öldürüyor. Dulkadiroğullarından bu Yavuz derdine ama yapıyor bunu. Her neyse sonuçta eee istersen konuyu toparlayalım. Saat 9'a gel şey 10'a gelmiş. Eee şöyle toparlayalım ve soru cevap bölümüne geçelim. Sonuçta tarih bize anlatıldığı gibi değil. Tarih değiştirilmiş hatta yakılmış. Kitaplar tahrif edilmiş. Bakın, eee, mesela İbn Haldun der ki, "Bir tane örnek vereyim. Hazreti Ömer döneminde Sasanilerden" diyor, "Yığınlarca, binlerce kitap bulundu. Ömer'e soruldu. Ne yapalım bu kitapları?" Dedi ki, "Bize Kur'an yeter. Yakın hepsini hepsi yakıldı." diyor ve İbn Haldun böyle tam da söyleyemiyor ama böyle üzülerek maalesef diyor Sasani kültürü bu şekilde yok edildi. Buna benzer bir şekilde İslam tarihinde yığınlarca kitap yapıyor. Ve şimdi bir tez yaptıracağım bir öğrencime inşallah. Kitap İslam tarihinde kitap yakmalar. Yani hep şöyle anlatır bizim medeniyetimiz hep kitap medeniyetidir filan diye anlatırız ya. Hiç de öyle değil. Herkes herkesin kitabını yakmış. Endülüs'te Gazali'nin kitapları yakılmış. Bu tarafta felsefecilerin kitapları yakılmış. Herkes herkesin kitabını yok etmeye çalışmış. Elimizde böyle hatta işte bir zaman mesela bir tane örnek vereyim. Eee eee şeyin eee neydi o? Eee 52 tane risaleden oluşan eee neyse aklıma gelmedi. Dünyada tek bir nüsası şeyde bulundu. Endülüs'te bulundu. Doğuda tamamen yok edilmiş. Felsefe kitabı >> hocam. İhvanü Sefa mı? >> İhvanü Safa. Tamamen yok edilmiş. Çünkü eee merkezi anlatıma ters bir şeyler yazıyor. Bir tane şey nüsası bulundu. Endülüste nüsası bulundu. Yani İslam tarihine yığlarca kitap yakma çok vardı. Gazneli Mahmut'un yaktığı, Tahran'da yaktığı, reyde yaktığı, Mutezile, felsefe, e, kitap, matematik, fizik kitapların hepsini yaktım diyor halifeye gönderdiği mektubu övünerek. Ehl sünnet diyor, güç kazandı diyor. İşte bu kitaplarda birçok bilgiler vardı. Şu anda elimizde yok bu bilgiler. Kırıntı bilgiler kaldı. Mutezile ile ilgili yığınla, felsefe ile ilgili yığınla kitap bilgiler yok edildi ve ancak uç tarafla sağda solda kalmış işte bazı nüshalar bulunarak ortaya çıkabiliyor. Mesela şimdi yeni bir nüsa bulduk. İbn Tarha'nın eee siyerini İbn İshak'tan daha önce bir kitabı ben İslam klasiklerinde yakında neşredeceğim şeyde Madrid'teki devlet kütüphanesinde bulundu. Hemen çevirttik ve yakında ve çok ilginç bilgiler var. Abbar döneminde yazan siyerlere girmemiş bazı bilgiler orada görebiliyoruz. Hiç beklemediğim türde bilgiler var ama işte dediğimiz gibi şey yapılmış böyle hani hani resmi tarih lafını pek sevmiyorum ama böyle hani bir tarih oluşturmuş. Bunun dışında hep tukaka şeklinde yapılmış ve bundan hayır gelmez ki. Yani bu mezhepçi tarihçilik, sahabeyi övme üzerine tarihçilik veya kötüleme üzer şanın kitaplarına bakısan hep kötüleme üzerine, sünnet ehli sünnetin kitaplarına bakıyorsun hep övme üzerine. Yani bunlardan bir hayır, bunlardan bir tarih de çıkmaz. Nitekim işte bunun böyle doğru olmadığını biz buradan 37 kişiyle anlatmaya çalıştık. Tabii her şeyi de söylemedik. Hep eee şeyler yani mesela ben çocukluğumda son olarak şunu da söyleyeyim kapatayım. Çocukluğumda Türkiye gazetesi çerçevesinde böyle İmam-ı Rabbani ile ilgili böyle şeyler yapılırdı. Ekber Şah'ı bir anlatırlardı kitaplar. Dünyanın en büyük kafir gibi okurduk biz ama adam aslında yani çok farklıymış. Yani ondan sonra kötüleyenler de var, öğenler de var. E yığınla bilgiler geliyor bize. Fakat adam bunların anlattığı gibi, Rabbanecicilerin anlattığı gibi kötü adam değil. Aslında o bölgede suhuletle, barış insanların yaşamasını sağlamak. Ya demiş ki ya kardeşim namazı kurbanda bu kurban kes inek kesmeyi verin demiş. Bu kötü bir şey mi? Ama büyük kafir olmuş ve adamı öldürtmüşler. Ben burada kapatayım çünkü bitmez bu sünger daha çok su alır. Eee soru cevap bölümüyle devam edelim isterseniz >> hocam. Çok teşekkür ederiz. Gerçekten keşke devam etse de böyle saatlerce dinlesek sizi. Hatta kitabın içinde geçen her ismi tek aslında üzerine konferans yapılması gerekir. Çünkü programın başında dediğim gibi Mehmet hocam benim özellikle bazı isimleri kitapta okuduğumda gerçekten şoka uğradım. Yani iki isim vereceğim öncelikle. Hatta bu ikisi de en son Türk dizilerinde, TRT'nin dizilerinde çok geçmiş iki isimdi. Birisi Saadettin Köpek eee Diriliş Ertuğrul'da eee çok geçen bir isimdi. Selçuklu döneminden. Diğeri de Hülagühan. Kitapta hatta art arda geliyor. E Hülagühan'ı Kübra Gül Özdemir hanımefendi hazırlamış. Saadettin Köpek mesela hocam. eee, Diriliş Ertuğrul'da da aslında birçok kişi oradan duydu Saadettin Köpeği ve sanki böyle bir vatan haini işte Selçuklu'yu yıkan kişiydi Saadettin Köpek. Yani hepimiz için tam bir eee şeydi böyle şeytan yani bütün Selçuklu'yu mahvetmiş işte eee Hristiyanlara ülkeyi eee işgal ettirmiş kendi menfaati. Oysa ki ben eee okuduğumda gerçekten şey yani eee çok çok enteresan bilgiler hiç duymadığımız tam tersi bir Saadettin köpek karşımızda. Aynı şekilde Hülagühan da öyle. Hocam benim sorum şu olacak. İlk soruyu ben başlamak istiyorum. Bu bilgiler ortadayken sizce hani sizin dışınızda bu tarihi bilgileri eee biz niye duymuyoruz ya da neden bunlar? Oysa ki sizin dışınızda da birçok tarihçimiz var. Eee hani mesela Saadettin köpeğin kötü olarak bilinmesi bizim ne işimize yarıyordu sizce? Y niye biz Saadettin köpek düşmanı olduk mesela?

Şimdi e televizyon dizilerinden bahsettin ya işte mesela Abdülhamid'i anlatıyorlar. Yani bildiğin tamamen tersini anlatıyorlar. Ya onu da tarihin iyilerinde vereceğiz. Yani tamamen tersini anlatıyorlar. Böyle bir şeyimiz var. Kalıbımız var bizim dediğimiz gibi. Tarih şöyle anlatılacak. Şunlar iyidir, bunlar da kötüdür şeklinde. Şimdi her dönemde bir günah keçisi bulunması lazım. İbrahim işte Selçuklu dönem günah keçilerden birisi de şeydir işte eee Saadetli köpektir veyahut da arkadaş sormuş herhalde Çandarlı Halil Paşa'dır. Çünkü biz esas olarak Fatih'e salacağız. Onu öveceğiz. Çandarlıyı da ne yapacağız? Kötüleyeceğiz. Yani şimdi tamam Fatih'i sevdiğimiz şeyler filan var ama yani ben eee Müslümanların engüsonunu eee anlatırken Hurufiler yaptığı katliamları orada anlattım. Yani adamları ellerini bağlayıp da koca devasa çukurlara canlı canlı diri diri yaktığını biliyoruz. Ya böyle bir insanlık olur mu? Hangi dinde var? Eğer İslamsa nerede var bu? Ama deri deri yaktığını görüyoruz. Yani onun için ama biz laf bile edemeyiz. Şimdi şurada çıksanız bir sosyal med Fatih'e hakaret etseniz hemen dertesterler içeri. O noktaya geldik artık yani. Çünkü şunlar doğrudur. Şunlar da eleştirilemez. yanlıştır. Abdülhamit de bunlardan bir tanesi veyahut da şeyler süel çikolataada bellidir. Bazı şeyler tarihin her döneminde günah keçileri var, iyiler var, kötüler var. Öğret ama inanın ben artık şu noktaya geldim. Birileri bir şey iyi diyorsa bir soru işareti koymaya başladım. Yani burada bir şey var. Niye bu adam çok övülüyor veyahut da niye bu adam çok kötülüyor, yükleniyor gerçekten? Yani birilerine göre mi öğreneceğiz? Gerçeği gerçeği bulmaya çalışacağız. Ama işte araştırdıkça, deşdikçe bunu görebiliyorsun. Sürekli mesela küçüklüğümde işte ikinci Mahmut için sürekli böyle şey yavru padişah şunu yani bizim ailemizde de sürekli mesela burada aldık yani ama kendine göre bir şey yapmaya çalışan bir insan ama sürekli dediğimiz gibi tarihte birileri kötülenecek, tokaka edilecek öbürleri de çok iyi insanlar gibi. Halbuki öyle değil. tarihteki yaptıkları eee hani kitabın başında dedik gerçeğin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi huyu vardır. İstediğiniz kadar örtmeye çalışın, kıp batmaya çalışın, tuaka yapın. İşte mesela Hulagu hanı iyiden ya adam uğraşıyor. Diyor ki yani bir şey yapayım yani konuşalım şunu yapalım ama görüyor ihaneti. İhaneti gördüğü zaman son Abbasi halifesinin ihanetlerini görüyor. Öldürtüyor onu. Yok efendim çocukluğumda bana ilk öğretilen Moğollarla ilgili şuydu. Öyle zalimler ki bütün kitapları Dicile Nehr Dicle Nehri günlerce mürekkep rengi aldı. İlk duyduğum benim buydu. Ya istediğin kadar o kadar mürekkep renge akmaz bu Dicle. Ben Dicle'yi gitmiş görmüş. Kaç defa görmüş? Bağdat'taki Dicle'yi de görmüş bir insanım yani. Ama öyle anlattılar yani. Ama sonradan bakıyorsunuz ki öyle değil. Yani anlatıldığı gibi değil. O dönem içinde insanlar birbirlerine bir şeyler yapmış, savaşmış olabilirler. bir tarafın adamı olarak eee karşı tarafı sürekli suçlamanın ve abartarak kötülemenin hiçbir alemi yok. Beni ilgilendirmiyor. Beni hiç ilgendirmez. Ben burada Yavuz'un niye savunacağım da Yavuz'un bir sürü zulümleri var. Hatta torunu kesmiş, dedesini kesmiş bir adam. Neresini savunacağım ben bu adamın? Ama bugün Yavuz'a laf etmek bile suçi. Çünkü böyle öğretiliyor tarih. Böyle öğrenecek. kitaplarda böyle gidin Milli Eğitim bütün kitaplarında işte tarih bölümünün kitaplarında Yavuz en önemli bir şeydir adamdır. Laff edemezsiniz. Mesela Kanuni dünyanın en başarılı adamı. Halbuki Kanuni bakın belki en başarısız sultanlardan bir tanesidir. Başarıları sadece Türklere karşıtır. Muhaştahunlara galip gelmiştir. Ondan sonra eee şeyde eee bu İranı'a karşı şeyleri vardı. Halbuki üç tane büyük mağlubiyeti vardır. Viyana bakın Viyana Osmanlı bitmişti durmuştu. Viyana'da rezil bir durumda geri dönmüştür. Malta ya Malta gibi bir yerde koskoca devleti alien rezil olmuştu. Bir de Basra'da yani haçlılara karşı her yerde rezil olmuştu. Basra'da koskoş donanma yok olmuş. Ve onu kapatmak için de dünyanın en önemli bilim adamı, en büyük coğrafyacılarından biri olan Piri Paşa'yı 90 yaşlılarında kafasını koparttı kendi açığını kapatmak için. Yani Piri Paşa'yı gidip orada getir dedi. O da getiremedi şeyde. Çünkü Portekiz gemileri çok güçlü o dönemde hemen olayı kapatmak için suçlu buldular. Hemen idam etti. Halbuk ondan sonra bakın Osmanlı'da bir daha coğrafya çıkmadı ve en son onun haritaları kaldı işte yani zulüm dolu şeyleri hayatları ama geldi anlat bizim tarihimizde kanuni muhteşem Süleyman işte hiç de öyle değil torunlarını Rodosa torunlarını yakalayıp torunlarını kesiyor adam ya kesiyor Mustafa'nın çocuklarını Norodos'tan bir yerde yakalıyor kesiyor dünya yani bir insan yani herhalde Acı içinde ölmüştür diye düşünüyor insan. Torunu kez nasıl yaşayacaksın ya? Ya o vicda, o azap sana yeter. Ama işte büyük şey olarak anlatılıyor. Hoşca filmler çek. Sonuçta tarih bize öğretildiği gibi değildir. Tarih gizlenmiş, saklanmış, eee, kapatılmış, örtülmüş, perdelenmiş ve anlatım tarih bu İslam tarihinde, hele ilk dönem İslam tarihinde bu daha çok yoğundur. Tek taraflı anlatım ve ondan dolayı işte ben ilk farklı okumak serisinde bunların bir kısmının perdesini açtım diye de bir sürü şey yedim. Eee, işte hakaret yedim. Ama eee hepsi öyledir. İlk dönemde de sierde de dört halife döneminde de dört halife dönemindeki birbir vahşilikleri, birbirine hilekarlıkları, zulümleri, katliamları hepsini yapmışlar. Bunları saklamanın, gizlemenin bir alemi yok. Bunu da yazanlar ilk kaynaklar. Yani kendi kaynaklarını yazıyor. Ben ne yapayım şimdi? Ben bunlar uygurmuyorum ama anlatırken seçmeci seçiyorlar işte şey yapmayalım. Laf sözü olmasın sadece şunları anlatalım. Böyle şey mi olur? Mesela ben Haz Ali bak çok itiraf ettim. Haz Ali kitabında o yazarken öğrendim haricilerin ne kadar haklı olduklarını. Ama yıllarca haricilere suçu atarak tahkim olayını anlattım. Meğere hiç onların bir suçu yokmuş. Yeni kitaplar çıktı. Yeni kronikler bulundu. Haricilerle ilgili baktık ki suç onlarda değil. Suç Ali'nin ordusundaki diğer insanlarda. Sonuçta o bölüm onlar da orada yazdım. O bölümde de haricilerin aslında hiç de öyle anlatıldığı gibi değil. Çünkü İslam tarihinde bu bir adettir. Bir suçlu bulacaksın. Suçu ona yükleyeceksin. İşte yalancı peygamberle yükle. İşte döneminde Ebubekir döneminde Osmanlı döneminde İbn Sebi'ye yükle. Ali döneminde Haricilere yükle. Çünkü Muaviye'yi laf edemiyorlar. Ali'ye laf edemiyorlar. İkisi de sahabedir. Çünkü o zaman hariciler buldular. Hariciler dünyanın en katliamcı insanları. Her türlü iftira yaptılar. İşte bu kadar. Mesela bize İMAT'ta şunu öğrettiler. İslam tarihi dersinde. Hariciler işte hamile kadının karnını deştiler diyor. Ya bu böyle öğrettikten sonra ben bu adamlara nasıl bakacağım? Sonra öğrendi ki sünni alanıymış adamlar ama anlatamamışlar kendilerini. Biz böyle yapmadık diye anlatamıyor. Bunu ben imatla öğrendim. Hocalarımız bizi böyle anlat diyor. İlah da böyle anlattılar. Sonradan öğrendik. Ben Hazreti Ali kitabını yazarken öğrendim. Düşünün yani durumumuza bakın. bir ilahiyat hocası olarak bunu itiraf ediyorum.

>> Evet. >> Evet hocam çok teşekkür ederim. Kıymetli arkadaşlar Zoom platformunda bizlerle olan arkadaşlarımız soru veya düşünce ifade etmek isteyen arkadaşlarımız mikrofonlarını açabilir söz isteyerek ya da sohbet kısmına yazı olarak yazabilirsiniz. Ben okuyarak hocama iletebilirim. Mustafa Bey buyurun. >> Eee merhabalar. Öncelikle İbrahim Bey size çok geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Eee, çok sevindik sizi böyle eee, gördüğümüze. >> Eee, bilmiyorum daha ne desem. Hocama geçeyim isterseniz. >> Eyvallah. >> Eee, hocam öncelikle yeni linciniz hayırlı olsun diyeyim. Eee, Yezit'le ilgili söylediklerinizden dolayı. Eee, ama Allah'tan hani, eee, şükretmek mi lazım? Böyle çoğu kesim bu süreleri okumadığı için birçok şeyden habersiz oluyorlar ama bir şekilde eee birileri bahsettiği zaman böyle kısacık videolardan kesip ondan sonra bir linç ortamına girerler. İnşallah öyle bir şey yine olmaz. Ama ben farklı bir şey söyleyeceğim. Hani eee soru olarak değil de eee ben felsefe öğretmeniyim. Eee önceki yıl okulumuzda tarih öğretmenimiz gitmişti. eee yerine ben girmiştim eee tarih dersine kısa bir müddet. Tam da böyle İslam tarihi 9. sınıf şeyleri. E hocamın da eee siyeri farklı okumak kitaplarını okuduk falan böyle eee ders kitabına bakıyoruz anlatacağız. Hocam bize çok acı çektirdiniz ama teşekkür ediyoruz. Çok sağ olun. Çok teşekkür ederim. >> Evet. >> Evet. Yani bizim anlattığımız tarzda bir eee siyeri veyahut da İslam tarihini anlatmak zor. Biz ilahiyatlarda bile anlatamıyoruz bunu. Hele liselerde, imam hatipl anlatmak bir suçtur. Yani suç teşkil eder. Çünkü hocalar buna benzer şeyler daha söylerken müdürler tarafından çekilip uyarıldıklarını biliyoruz. >> Öyle bir dönem yaşıyoruz işte. Yapacak bir şey yok. Bilime değil. bilime değil, >> eee, sünnii akliyenin, eee, menfaatine göre bir bilim anlayışı ve da eğitim anlayışı içerisindeler. Buradan da bir şey çıkmaz, çıkmayacak da. Eee, bu kadar dijital çağda birçok şey de kapatamazlar çocuklar. Çünkü bunları hep sağdan soldan ön hep hocalara soruyorlar. Şu anda en sıkıntılı hocalar ben size söyleyeyim din kültürü hocalarıdır. >> En sıkıntılı onlar çünkü >> eee çok yoğun sorular geliyor artık. Dijital çağın çocukları hocalara her türlü soruyu soruyor. Hocaların yaptığı tek şey de yapacakları da bir şey de yok. Ben de olsam muhtemelen öyle yapacağım. Susturmak, konuyu değiştirmek veya cevap vermemek şeklinde olacaktır. Yapacak bir şey kalmıyor. Evet. >> Teşekkürler. >> Evet. Teşekkür ederiz hocam. Hocam tabii şunu da kaçırmamak gerekir galiba. Evet. Sizler gerçekten önemli bir misyon, eee, hakikat adına önemli bir misyonla bu kıymetli eserleri kaleme alıyorsunuz. Konferanslarınızda ya da derslerinizde bu hakikatleri dile getiriyorsunuz. Fakat yaptığınız şeyin aslında bir olumlu veya olumsuz bir eee nitelemeden ziyade hakikat neyse ya da sahabeler dahi olsa aslında onları siz insanlaştırıyorsunuz değil mi? Yani bunlar insandır ve eee insan olduklarından dolayı da kimi zaman intikamla, kimi zaman hırsla, kimi zaman hınçla bazı bize anlatılmayan şeyler yapmışlardır. İşte bunu da eee bir nevi insanın yapabileceği eee kötülük potansiyeli eee nezdinde sunuyorsunuz. Bunu böyle de düşünebilme eee kapasitesini bize bence sizler gibi hocalarımız artık eee aşılamaya başladı. Bu da çok kıymetli oluyor tarihe böyle bakmak. Yoksa hani örnek veriyorum sizin aslında biraz önce dediğiniz gibi Profesör Doktor Mehmet Azimli'nin bütün derdi ya işte şu kişileri ben bir kötüleyeyim de tarihte artık kötü bilinsinler değil elbette ama burada bir bunlar bir insandır. Biz tarihteki bir kişilere insan olarak bakıp bunların iyiliklerini veya kötülüklerini bu şekilde algılayalım mı? Bence aşıladınız. Bu da çok kıymetli. Eee yani artık bambaşka bakabiliyoruz en azından. Evet. Teşekkür ederim. Ben yani şeyde de siyeri farklı okumakla başlarken de o zaman da söyledim. Yani beşer insan hepsini bunu öyle anlattım. Yani o ilk halifelerden de itibaren bunlar insandır. Yanlış şeyler yaparlar, hata ederler. Kapristleri vardır. Saltanat duyguları vardır. İşte sahabe içinde hatta yalan söyleyenler var. İşte zina edenler var. Hırçlık yapanlar var. Birbirini öldürenler var. Var var. Hepsi var. Bunların hepsini belgeli mülleler. Yani delirse hiçbir şey söylemem ben zaten. Zaten öyle bir şey yapsam şimdi diye beni tefe koyarlar. Hepsi kaynaklara geçiyor. Yani kardeşim Buhari bir sahabenin yalan söylediğini söylüyorsa ben de onu tekrar ediyorum. Suç bendim mi? Gidin Buhari ile kavga edin ya. Gidin taberiyle kavga edin yani. Yani ama ona diyorlar ki hep diyorlar azimle işte bu rivayetleri buluyor. E siz de hep diğerlerini buluyorsunuz. yıllarca bize diğerlerini kapatan sadece işte övgü merkezli şeyleri aktardınız ve böyle bir tarihçilik öğrettiniz. Eee, bu doğru bir şey değil ki. Yani geriye kalanları söylediğin zaman biz suçlu oluyoruz. Halbuki bunlar var. Bunları uydurmuyoruz hiçbir yerden. Bana şu ana kadar azimli, şunu da uydurdu diye bir şey gelemedi. Bak ben yaklaşık işte 30 yıldır hocalık yapıyorum üniversitelerde. Yani akademinin içindeyim. 30 tane telif var. 150 tane neşr yap 150 tane kitap çıkartmışım belki de 160 sayısını da unuttum yani çıkıp da birisi azimli şurada uydurdu, şurada yanlış çevirdi, şurada iftira etti diyemez. Varsa çıksınlar hepsine hepsi burada bütün her şeyde. Hatta ben eee bundan önceki editörlüklerimde eee dipnotsuz veriyordum. Arkaya bibliografada kitap olarak veriyordum. Dedim ki ya dipnot verelim. Bu tehlikeli bir konu çünkü eee nerede iftira atıyorsun deyiverirler. Hepsinin dip notunu verdik. Bunu yazan arkadaşlar ama ne yaptılar? Bu kitapta yazan arkadaşları sıkıştırmaya başladılar. Sağdan sola. Sen o kitapta nasıl yazarsın? Ya akademide birisi yazmış. Yani sen çıkıp diyeceksin ki ona bak bu yazdığın şeyde şu yanlış var de. Onu de. Sen o kitapta nasıl yazarsın? Veyahut da demiş ki diyorlar ki işte azimlein bu editörlük kitabında nasıl yazıyorsun? E sen yapacağın iş şu kitabın içindeki yanlış varsa çık bütün dünyaya beni rezil etmen lazım veyahut da o yazar arkadaşı rezil etmen lazım. Onu yapmıyorlar. Diyorlar ki işte orada yaz nasıl yazar? Bunu söyleyebiliyor ve bunlar deve dişi gibi piyasada dolaşan ilahiyat camiasında dolaşan İslamcı camiada büyük büyük adamlar. Hiç şey değil yani bunlar. Yapacak bir şey yok. Biz işimize devam edeceğiz.

>> Teşekkür ederiz hocam. Evet arkadaşlar var mı söz isteyen? E yoksa sohbet kısmından eee devam etmek istiyorum. Hocam eee Fesih Taşkaya isimli katılımcımız e Hüseyin'in Yezit'e karşı çıkmasının yegane sebebi halifelik hakkının kendisinin olması mı başka sebepte var mı hocam demiş. >> Yezit eee Yezit'e karşı çıkarken şunu söylüyor. Bu benim hakkım diyor. Niye senin hakkın? İşte dedesinin hakkı olduğunu düşünüyor. Bunlar gaspettiler diyor. Tamam gaspettiler diyelim. Niye Muaviye'ye isyan etmedi? Muaviye'nin bir sürü zulümleri var. Bir sürü yaptıkları şey var. Yani abisini zehirlemesi var. Eşleri zehirlemesi var. Babasını babasına karşı yaptıkları var. Ama eee bu bir bahane tabii ki. Eee bir de onun hakkı olduğunu kim söylüyor? Yani tabii bugün Şia 3ünc imam olduğu için onun kesin hakkı olduğunu düşünerek eee bir tarih korkusu içine giriyor. Ama Huin'in eee devletin başında olmasıyla ilgili ne ayet var ne hadis var. Ama eee Şia'ya bakarsan bütün ayet hadisler onu gösteriyor. Ama Hüseyin'in baş şey hiçbir şeyi yoktur. Yani sadece ben o saltanattan inmeli. Ben saltanata geçmeliyim. Şimdi Şia günümüzde sürekli Emevilerin saltanatçı mantığına laf ediyor. Bizim Türkiye'deki İslamcılar da bu laf ediyorlar. Saltanatçı saltanatı kurdular. Tamam da ya Şia'nın teklif ettiği sistem 12 imam sistemi. Babadan oğula bir sistem saltanat-ı imam meselesi yapmış. Yani Allah'a eee şey imamete inanmak Şanın ilk şartıdır. Yani o da nedir? Birinci imam Ali, ikinci imam Hasan, 3üncü imam Hüseyin, on çocuk çocuk 12 tane gidiyor. Yani saltanat imana girmiş zaten. Şek yani kafalarındaki getirdikleri sistem zat saltanatın en alası. Bu taraf tamam Emevileri laf edelim ama Emeviler yıkanmış şey değil ama yani bu karşıdaki grubun da Hüseyin'in de getirdiği şey bu benim hakkım olacak. Niye senin hakkın oluyor? İşte şey ben dedemin dedemin bu şeyler şeyin havasıyla yola çıkıyor. Çok şey çalışmayan eee laf söz dinlemeyen böyle hani eee peygamberin torunuyum diye böyle eee ne bileyim böyle şey yapan, kendini sürekli ön plana tutmaya çalışan bir şey yapıyla çıkıyor. O da işte şey oluyor maalesef. Çok uğraşmış Yezit. Yani bu sonucun böyle bitmemesi için çok uğraşmış ama bu hale getirmiş maalesef dinletememiş. Yani çok şeyleri var, uğraşları var. Ben onu kitapta yazdım. Kaç defa eee Mekke'den çıkmaması, yolda devam etmemesi için birçok aracıları bulmaya çalışıyor ama dinletemiyor. Eee sonuçta böyle bir olay ve kıyamete kadar da bu şeyi Kerbela olayı üzerinden eee katliamlar, kan dökmeler devam edecek. Şimdi gidin adamlar sırtlarını kanatıyorlar. Ne olacak? İşte Hüseyin'in acısını yaşıyorlarmış. Yah şu Gazze'de, Suriye'de yüz binlerce insan perişan şekilde ölüyor. Hiç onları düşünen yok.

>> Var >> maalesef. Evet hocam teşekkür ederiz. Hocam eee bugün programda konuşma sırasında bir isimden daha bahsettiniz. O da benim kendi adıma eee tarihte eee gerçeğini okuduktan sonra fikrimin değiştiği bir isimdi. Timur'la Yıldırım Beyazıt örneğini vereceğim hocam. Eee bunların mektuplaşmaları yayınlanmıştı yıllar önce kitap olarak. Kitabı alıp okudum. Tabii öncesinde biz Timur'u koskoca bizim ecdadımız Osmanlı'yı işte yerle bir etmiş eee bir yağmacı grup olarak bilirdik. İşte burada Yıldırım Beyazıtta büyük bir zulüm edilmiş. Osmanlı darmadağan olmuş Ankara Savaşı sonrasında falan. Ben mektuplaşmalarını okudum hocam. Kitaplaştırılmıştı Türkçeye çevrilmiş. Ya Timur gerçekten çok bilge, çok böyle hatta entelektüel seviyesi yüksek bir babacan tavırla Yıldırım Beyazıt'ı aslında ikna etmeye çalışıyor. Ama mektuplarda Yıldırım Beyazıt'ın Timur'a yani topallığından tutun da ağza alınmayacak hakaretler falan. Hatta Timur diyor ki bak ikimiz de Müslümanız işte. yapma bunu falan işte İslam'ı bölme. Ama Yıldırım Beyazıt sen kimsin be Topal işte ben ki Osmanoğlu bilmem ne falan sözün ödü. Şimdi ben okuduktan sonra dedim ki ya gerçekten Timur'a insanın bakış açısı değişiyor ama şu an hala değil mi hocam çoğunlukla Timur dediğimizde işte Osmanlı'nın ilerleyişini durdurmuş. Bu Moğol yağmacıları gelmiş Ankara'da Yıldırım Bey da bir de esir almışlar üzerine falan. İşte Osmanlı'nın geri duraklama dönemine neden olmuş. Anadolu'yu bölmüş falan bir şey işte. Bunları bilmediğimizde hocam işte garip bir gerçekten şeye gidiyoruz. Oysa ki mektuplaşmalar ikisinin de mektuplaşmaları şeyde de saklanıyor. Arşivlerde de var yani. Çok rahat ulaşılabilecek bir şey. Orada Timur'un tavrı ne? Yıldırım Beyazıt'ın tavrı ne gibi. Ama dediğiniz gibi bu daha kolay geliyor. İşte burada Yıldırım Timur'u e bir yağmacı işte bir de çoğu kişi Timur'un Müslüman olduğunu bile bilmiyor. Yani Timur sanki Müslüman Yıldırım Beyazıt'ı ve Osmanlı'yı durdurmak için and itmiş bir kişi gibi algıladık yıllarca

>> ya. Evet. Eee, maalesef Yıldırım Bey böyle deli dolu, aklı pek çalışmayan hani savaşlarda hani Yıldırım adı üstünde laf söz dinlemeyen, istişareye gelmeyen, ufku açık olmayan bir adam. İşte Timur'da dediğiniz gibi ya yapma etme ben gideceğim benim işim var. Ben Çin'e gideceğim, beni oyalama filan gibi çok şeyler söylüyor ama küfrediyor adama. Firavun diyor, bilmem ne diyor. O mektupları okumuşsunuzdur. Ne aşağılayıcı laflar ediyor. E sonunda ben zirveden dramatik sonda onu da aldım. Yıldırım Beyazı yani orada 96 ismi anlattık. Bir zamanlar zirvedeyken daha sonra rezil bir şekilde ölen sultanları e liderlere Taşı'ye kadar Sudan liderine ve Hattafi'ye kadar anlattı. Biri de Yıldırım Beyzıtı işte yani e biraz ses çıkarmasa, yerinde dursa, ufku geniş olsa adam çekip gidecek zaten. Adam buralarda durmak istemiyor ama hakaret hakaret en son adam bunu yapıyor ve çok ilginçtir Yıldırım Beyaz da kendi etraf Türkleri bütün ordusu sadece kim kalıyor biliyor musunuz? Sırp birlikleri kalıyor. Onlar terk etmiyorlar. >> Sırplar. Sırplar sonuna kadar Yıldırım Beyaz'ın yanına direniyorlar. E ama daha sonra işte yakalanıp bir kafeste perişan bir şekilde ölüyor. Bunlara >> Hanım kitabı eee kameraya tam koyar mısınız? Elinizde galiba. Biz de görelim. Evet. >> Hocamın bahsettiği az önce eee üç eee kadın sultandan bahsetmişti ya. bu kitabın içerisinde geçiyor. Eee, az evvel bahsettikleri mesele de yine bu kitabın içerisinde geçiyor. Faydalanmak isteyen arkadaşlar varsa öyle göstermiş olalım. >> Evet, teşekkür ederiz hocam. Senem Hanım demiş ki, "Tarih bir yüktür. Hepimize aşılanıyor ve bizi hasta ediyor." Süleyman Bey demiş ki, "Şey, Evet. Buyurun hocam." >> Evet. eee tarih yani aslında yük değil de böyle tarihin böyle anlatılması insanı perişan ediyor. İnsan ağza açık şekilde Allah Allah böyle bu da mı böyleymiş şeklindeki şey eee insanı şeye sokuyor yani hastalatıyor gerçekten. Ama eee maalesef bu böyle. İslam tarihinin her dönemi bu şekilde. Mesela biz okullarda sürekli sizin anlattığınız Yıldırım tarafından anlatılır. Yıldırım ne kadar mükemmel bir insan ve zalim Timur tarafından neler çektirildiği anlatılır. Halbuki adama yaptığı sataşmalar, adama yaptığı şeyler hiç anlatılmaz. Yavuz çok haklı. Şah İsmail'den işte en kötü anlatılır. Halbuki hangisi haklı? Hangisi haksız? Adam neleri söylemiş Yavuz için? Babasına hürmet etmiş. yıl ikinci beyazıt için ellerinden öperim abimin neyse şey kaç defa mektuplaşmaları var ama gel de anlat adama işte diyor ki ben seni yiyeceğim ve bu şekilde baba dedesinden kalan toplarla teknolojiyle yah o çok başarılı biri değil dedesinden kalan toplarla hem saf beyleri yıktı hem memlukları yıktı dediyse öyle çok da böyle yavuz efendim çok kahramanlığı falan da yoktu teknolojim tamamen >> hocam bir örnek vereyim size bununla ilgili aslında ben Ankara'da Keçören'de oturuyorum hocam. Şimdi burada bir e altgeçit ve böyle bir kavşak yapılmıştı. Melih Gökçek zamanında. Ben Keçöre'nin İncirli semtinde oturuyorum hocam. Burası Ankara'nın çok fazla Alevi nüfusunun olduğu bir semttir. Keçörenin içinde genellikle Alevi nüfus oturur İncirli'de eee ben kendim Alevi değilim ama bütün komşularım ve bu mahalle semt tamamen Alevidir. Şimdi bu köprünün yapıldığı yer hocam tam ana yola bağlanma yoludur İncirli'nin. Yani bütün araçlar İncirli'den çıkar. Otobüs veya şeyler buradan geçerler ve köprülerin girişindeki şey yazar ya. Yeni yapıldı bunlar. İşte Melih Gökçek'in son dönemiydi. Yavuz Sultan Selim Köprüsü. Alt geçidinin adı da şey Çaldıran köprüsü. Alt geçidi. Yani şimdi hatta yapılırken isim verilirken de çok burada tepki topladı. Yani ne alaka keçören yapıyorsun bu altidi ve köprüyü. Dediğiniz gibi burada bizim yani tamam Şah İsmail'i biz kahraman ilan etmeyelim ya da şey yapmayalım ama bu iki olaydan e dediğiniz gibi yani Yavuz'u çıkarıp buradan bir kahraman ilan edip şah İsmail'i kötü işte bir şeytanlaştırmak. soruyu şöyle bağlayacağım hocam. Sizce bu biraz bizim topluma veya kültürümüze ya da coğrafyamıza mı özgü yoksa hani başka toplumlarda ve uygarlıklarda da var mı? Örnek veriyorum. Batıda da bu hala böyle midir sizce? >> Batıda böyle olduğunu zannetmiyorum ama biz de gerçekten bakın İslamcı tarihçi de karşı taraftaki seküler Osmanlıcı ve genel Türk tarihçilerin de aynı hatta var. Bakın bir iki örnek vereyim. Şimdi bizim İslamcılar zaten Yavuz büyük kahraman. E diğer karşıdakileri hem Memlükler kötü hem de Safeviler kötü anlatıyorlar. Tamam. Bakın bir başka örnek vereyim. Bu acınacak bir şeydir gerçekten. Hani İslamcılar böyle abartır yanlış İslam'a göre kendilerine göre yorumlar da Abdülhamitçirirler diğerlerini kürtlerler filan da. Bak genel Türk tarihçilerin Türkiye'de çok dramatik bir şeydir. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren genelde Türklerin Müslüman olmasıyla ilgili Kuteybe ve Müslim'in yaptığı zulümler saklanılmaya çalışılır. Bu Şemsettin Günaltay'ın koyduğu sistemden dolayı da olabilir. Hatta Murat Bardaklıcı'nın bir programında bir Türk tarihçisini çıkarttılar. Orada sordu ısrarla. Kuteybe Türkleri kesmiş midir diye. Ya 50 defa kıvrandı, kıvrandı, kıvrandı. Ya iyi kestiyse de iyi kesmiş noktasına getirdi. İyi ki kesmiş. Bizi Müslüman yapmış. Daha ne olacak? Yani bugün Türkiye'deki bakın İslamcı tarihçileri söylemiyorum. Bunlar yani şey tarihçi, Türkiye Cumhuriyeti'ni yetişi tarihçi. Onlar bile şu noktadalar. Diyorlar ki ya kardeşim Kuteybe kestiçte iyi ki kesmiş. Biz de bu sayede Müslüman olmuşuz noktasına devam ediyorlar. Yani bunu savunabiliyor. Bunu söylüyorlar. Ya öyle şey olur mu ya? Ben şimdi bir tez yaptırıyorum bir öğrenciye. Sadece iki olay yani Kalekan ve Curcan katliamlarının ya bir olayda 40.000 kişiyi kesiyor. Hem de söz verdiği halde. Böyle bir vahşet olur mu? Yani sen diyorsun sizi öldürmeyeceğim. Ondan sonra harpiledir. Ama ya hadistler de güç alıyor. Harpiledir diyor. Kandırdım sizi diyor. Gelin bakalım. hepsini kesiyor. 40.000 kişi. Hangi insanlıktan, hangi şeyden? Vicdandan bahsediyor yani. Kese kese, katlede katledim koymuşlar Orta Asya bölgesine. Sonuçta bu anlayış bizim cenahta y bu bölgede İslamcısı da karşı tarafta da hepsinde bu var. Siraye etmiş. Yani böyle tarihi böyle kendi objektif bir şekilde değil de bir ideolojik olarak okuyarak ideolojik anlatmak. Hani bizim İrfan Aycan'ın bir kitabı var. İdeolojik tarih okumaları diye. Ya Emevileri kötüleyeceğiz işte. Ya işte şunları kötüle ya şunları öveceğiz ya. Böyle bir tarih olmaz. Ya Moğolları kötüleyeceğiz işte ya Timur'u kötüleyeceğiz veyahut da işte isyancıları, Karmatileri kötüleyeceğiz, Babek'i kötüleyeceğiz. Belli bir şeye oturup tarafa oturup o taraftan tarih yazmak. Bu çok doğru bir şey değil. Çok iyi bir şey de değil. Çok kötü bir şey yani. Eee, Osmanlı tarihçilerin biraz evvel dedim ya Mısır'ı ya Mısır bir Türk devleti, Müslüman bir Türk devleti ya. Orayı büyük bir fütuhat diye anlatıyorlar. Bizim Türkiye'deki modern dönemdeki kitaplar da bunu böyle anlatır. Hepsi böyle anlatır. Ama gittim o dönemdeki Mısır'daki tarihçilere baktı. Yani ne zulümler anlatılıyor ama maalesef böyle yazılıyor. Bu çok kötü bir şey. Yani bundan artık şey yapmak gerekiyor. Kurtulmak gerekiyor

>> maalesef. >> Hocam bu arada biz size bağlıyız. Eee sizi de çok yormak istemiyoruz. Eee soru kısmı ne zaman sona ermesini isterseniz sona er >> isterseniz şey yapalım. Şuradaki yazı yazılı soruları bitirelim kapatalım. Ben de artık yavaş yavaş enerjim tükeniyor. >> Eee, onlara bakıverim bir. >> Başka var mı? >> Tarihi insani ve insaflı okumalıyız demiş Senem Hanım. Tam da sizin biraz önce ifade ettiğiniz gibi. Eee, başka iletebileceğimiz soru? Soru yok hocam. Bir tek hocam eee, bu Timur'la eee, Beyazıt'ın mektuplaşmalarını kitap olarak sormuşlar. E, arkadaşlar birçok farklı yayınevinden çıkmıştı bu. Aynı zamanda YouTube'da sesli olarak da bulabilirsiniz. Seslendirilmiş halde de mektuplaşmaları var. Oradan da dinleyebilirsiniz. Eee, farklı yayınevlerinden çıkmış eee, var. Eee, bulabilirsiniz. Bu arada arkadaşlar şeyin de duyurusunu yapalım. Hocam ifade etmişti. eee İslam tarihçiliği, tarafkir İslam tarihçiliği. İnşallah 25 Ekim de Ankara'da Ankara Us Atölyemizde Profesör Doktor Mehmet Azimli hocamızı konuk ederek konu başlığımız da bu olacak. İlk size duyurmuş olalım. Daha duyuru görselimizi yayınlamamıştık. Eee ben hocama da çok teşekkür ediyorum. Eee aynı zamanda Ankara'da da bizlerle olacağı için. Eee, bugünkü konferansımız da gerçekten hocam, eee, çok faydalıydı, çok değerliydi. Yani gerek tarihçilik konusunda, gerek teoloji, ilahiyat ve felsefe konusunda, eee, ülkemizin, coğrafyamızın diyelim çok önemli eee bir ismisiniz. Çünkü yeniden düşünme eee becerimizi artırıyorsunuz diyeyim. Ben kendi adıma en azından sadece eee, bu kitabınızı dahi okuduğumda birçok isim hakkında yeniden düşünme gereği duydum. yeniden bir eee inşa olmuş düşünce sistematiğimizi yıkıp yeniden yapma eee gereği duyuyoruz. Bu da çok önemli bir şey. Alışık olmadığımız bir şey. Eee değerli katılımcılar, sevgili dostlar, Zoom platformunda bizlerle olan katılımcılarımız ve Ankara Usa Atölyesi YouTube kanalımızda bizi izleyecek olan, izlemiş olan eee katılımcılarımız. Bugün Ankara Us Atölyemizde gerçekten çok kıymetli bir ismi Profesör Doktor Mehmet Azimli hocamızı konuk ettik. Kendisine bize vakit ayırdığı için, değerli vakitlerini ayırdığı için çok çok teşekkür ediyorum. Çok kıymetli bir konferanstı. Ben programı kapatırken son sözü Mehmet hocama bırakıyorum. Buyurun hocam. Sizinle kapatabiliriz. >> Evet sizde ilk programımız. Daha önce birçok şeylerinizi duyduk izledik. Ben teşekkür ediyorum. böyle bir imkan olduğu için tarihin kötülerini de eee herhalde benim hatırladığım kadarıyla ilk program olarak tanıtıma geçmiş olduk. Eee buna da vesile oldunuz. Çok teşekkür ediyorum. Katılan arkadaşlara da teşekkür ediyorum. İnşallah bir ay sonra Tarafkir İslam tarih içinde tekrar buluşuruz. Hepinize hayırlı geceler. >> Çok teşekkür ederiz hocam. Arkadaşlar bu konferansımızı Ankara Ulus Atölyesi YouTube kanalında kayıt olarak tekrar izleyebilirsiniz. Hocam saygı ve sevgiler. Herkese iyi akşamlar. Tekrar görüşmek ümmetler. Sağ olun. [Müzik] [Alkış] [Müzik] [Müzik] [Müzik]