Transcription
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun inşallah. Yolunuz Allah'ın gösterdiği yol olsun. Onun gösterdiği yol sadece kitabıdır. Kitabı dışında bütün yollar batıldır. Şeytanların, tahutların yoludur.
Evet arkadaşlar, yine köyümdeyim. Yağmur var. Hava çiseliyor. Tabii biz adeti yerine getirelim dedik. Yine bu hafta bir sohbet yapalım ve paylaşalım. Ahzap suresi üzerinde çalışırken tabii Ahzap suresinde suistimal edilen, sağa sola çekilen eee ayetler var. Yani mesela geleneğin evlatlık dediği aslında evlatlık olmayan, işte yok peygambere sınırsız eş istediği kadını alıp alabiliyor, boşayabiliyor, istediği kadınla evlenebiliyor gibi eee gerçek dışı ithamların yapıldığı Ahzap 50, 51, 52, işte evlatlık mevzusu dedikleri Ahzap 37. Bunun yanında eee yine yamultan Ahzap 21, işte "Elçi size sizin için bir örnektir" mevzusu. Yani bu elçilikten hadislere kapı aralıyorlar. Eee, halbuki onun elçiliğinin hadis denilen rivayetlerle bir ilgisi yok.
Eee, bunun yanında "Allah ve melekleri nebiye salat eder. Ey iman edenler, siz de salat edin" mevzusunu salavat zincirlerine bağlayanlar. Yani "Allahümme salli ala Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem aleyhissalatu vesselam" gibi. Yani Allah'ın bizden istediği şey Allah'a geri havale etmek. Yani Allah'ın bize yap dediği şey biz Allah'a "Allah'ım sen yap" dediğimiz eylemler. Eee, tabii bu hepsi için ayrı bir video yapmaya değer konular. Eee, baktığım zaman ben geçmişte bu konularla ilgili videolar yaptığımı fark ettim. Yani Ahzap 21 hakkında da, Ahzap 37 hakkında da, Ahzap 50 hakkında da, Ahzap 56 hakkında da videolarım var kanalımda. Fakat yanlış anlaşılan bir mevzu var. Ahzap 72. ayet. Yani, eee, çevirilerin çoğuna baktığım zaman hep eee yanlış çevrildiğini ve konunun gerçek anlamından farklı anlamlara çekildiğini mi diyeyim, yamultulduğunu mu diyeyim, veya yanlış anlaşıldığını mı diyeyim? Eee, gerçeği yansıtmayan çeviriler olduğunu gördüm. Büyük bir çoğunluğu öyleydi. Bu sefer düşündüm ki ben bu ayet hakkında bir sunum yapayım. Kendi fikirlerimi ortaya koyayım. Eee, yanılıyorsam da daha iyi bilenler, her bilenden daha iyi bir bilen vardır. Kanıtını ortaya koyarak benim yanılgım varsa yanılgumu buyursun düzeltsin. Ek katkı sunacak olanlar varsa ek katkılarını sunsunlar. Ben kısacası Ahzap 72 hakkındaki kendi inancımı, doğru olduğuna inandığım fikrimi bu videoda ortaya koymak istiyorum ve sizinle paylaşmak istiyorum.
Şimdi Ahzap 72. ayete baktığımız zaman geleneksel çeviriler ne diyor? "Biz emaneti göklere, yere, dağlara verdik. Onlar bu emaneti üstlenmekten kaçındılar. Ama onu insan üstlendi. İnsan nankördür. İnsan cahildir." Şimdi böyle okuduğunuz zaman bu ayetin gerçek ruhunu anlayamıyorsunuz. Aslında bu ayet öyle iki üç cümleyle izah edilecek bir ayet değil. Konu da bu değil. Yani sanki insan bu emaneti üstlenmiş de nankörlük etmiş bu emaneti üstlenerek. Yani dağlar, yeryüzü, gökyüzü bu emaneti üstlenmedikleri için iyi. Ama insan üstlendiği için insan kötü. Acaba insan bu emaneti üstlendiği için mi kötü? Yani geleneksel çevirilere baktığınız zaman böyle bir anlam çıkıyor. Ama mevzu o değil. İşte şimdi emanet nedir? Önce biz ayeti doğru anlamamız için önce emanetin ne olduğunu bilmemiz lazım. Emanet nedir? Ben şimdi burada elimde bir şey var. Dedim ki "Yusuf abi bunu sana emanet ediyorum" dedi. Tamam mı? Bu sefer ne demektir bu? Bunun bütünlüğünü, bütünlüğüne hiçbir zarar verilmeden, çizilmeden, kırılmadan, eksilmeden, çıkartılmadan aynı şekilde bunu zamanı gelince senden geri alırım demektir. Bu yani emanetin anlamı bütünlüğü, düzeni, mükemmelliği, kusursuzluğu korumaktır. Emanetin anlamı odur. Öyleyse Ahzap 72'ye göre mevzu nedir? Kusursuzluğu, bütünlüğü. Biz oradaki arz kelimesi var. Arz kelimesini "sunmak" diye çeviriyorlar. Hayır efendim. Arz kelimesi yaymak demektir. Hani yeryüzüne biz arz diyoruz ya. Arz yeryüzü nereden geliyor? Yaymaktan, uzatmaktan. Yani dikinenin zıttıdır. Enine uzatmak, yaymak. Emaneti de az önce izah ettim. Nedir? Korumamız gereken, mükemmelliğini, kusursuzluğunu muhafaza etmemiz gereken bir düzendir arz. Gökyüzünde, yeryüzünde, dağlarda Allah bu mükemmelliği, kusursuzluğu, bütünlüğü yaydığını söylüyor Ahzap 72. ayette. Ve burada mecazi bir anlatım var. Nedir? Yeryüzü, dağlar. Gökler bu bütünlüğü, bu kusursuzluğu bozmadılar. Bozmaya yanaşmadılar. Ürperdiler, titrediler. Fakat ne oldu? Bu kusursuzluğu, bütünlüğü, yayılmış olan bu kusursuzluğu, bütünlüğü o insan ne yaptı? Üstlendi. Ne yaptı? Bu kusursuzluğu, bütünlüğü ne yaptı? Bozdu. İşte o insan cahildir. O insan nedir? Zalimdir. Zalim olan o. Çünkü zalim ne demek? Zalim yanlış yapan demek. O zalim insan, o cahil insan ne yapmıştır? Yeryüzündeki bu düzeni, kusursuzluğu, bütünlüğü ne yapmıştır? O cahil insan, o zalim insan ne yapmıştır? Bozmuştur.
Dikkat edin, insanın olmadığı yerde düzen tıkır tıkır işler. Ama nerede bir insanın müdahalesi varsa orada düzen bozuluyor. Yani eee olur olmaz yerlerde fabrikalar veya savaşlar veya bugün insanlar daha çok ürün alayım diye domatesine biberine hormonlu hormon veriyor. Daha çok ürün almak için ilaçlama yapıyor. Böyle GDO'lu ilaçlarla ne yapıyor? Bu bütünlüğü, bu kusursuzluğu insan bozuyor. Yani bugün insan eli değmeyen doğadaki meyveler olsun veya tarım yapan insanlar hiç eee doğanın gerçek, yani doğa dışı herhangi bir katkı ilaç kullanmadan ürettiğiniz el değmemiş doğadaki yaylalarda yüksek yerlerde kirliliğin olmadığı yerlerde elde edilen tarım ürünleri nedir? Sağlıklıdır. Fakat insan eli doğa, doğanın dışında insan elinin değdiği domatese bakıyorsunuz domates değil. Salatalığa bakıyorsunuz salatalık değil. Bibere bakıyorsunuz biber değil. Ne oluyor? İnsanın müdahalesi olduğu yerde denge bozuluyor. Bütünlük, kusursuzluk ne oluyor? Bozuluyor. Pandemi döneminde 17 gün sokağa çıkma yasağı vardı. 17 gün sonra şehir merkezindeki parke taşların içerisinden çıkan otlarla neredeyse şehir merkezi yeşillenmişti. Yani bu neden işte insanın olmadığı yer. İnsan bir yere girdi. Orayı bozdu. Daha sonra oradan çıktığı zaman bile o doğa Allah'ın koyduğu yasayla o doğa kendini onarıyor. Allah'ın izniyle, Allah'ın koyduğu kurallar çerçevesinde. Bakın insanın olmadığı yer. İnsan bir yeri bozmuşsa insan oradan çekildiği zaman o doğa ne yapıyor? Tekrar kendini onarıyor. Evet. İnsanın olmadığı yerde sorun yoktur.
Bir de işin şöyle bir ilginç tarafı var. Yeryüzündeki her şey insana boyun eğdirilmiştir. Lokman suresi 20. ayet, Fussilet suresi, eee, Casiye suresi 13. ayet. İnsanın emrine boyun eğdirilmiştir. Yeryüzünde ve gökyüzündekiler. Doğadaki güçler, güç sahibi varlıklar insana secde ettirilmiş. Yani insana, insanın emrine verilmiş. Bakara 34, Araf 11, İsra 61, Kehf 50, Taha 116. Her şey insanın emrinde, insanın hizmetine sunulmuş ve sistem bu yeryüzünde ve gökyüzündeki bu sistem insanın huzuru için işliyor. İnsan için işliyor. Fakat bu insan için işleyen bu sistem bizzat insan tarafından bozulmaktadır. Bir de işin ilginç tarafı budur. Bütün sistem, yeryüzündeki sistem insan için işliyor. Her şey insanın emrine verilmiş. Fakat insanın hizmetine sunulmuş olan sistemi bizzat insan ne yapıyor? Kendisi için verilen bu sistemi bizzat insan kendisi bozuyor. Bakara suresi 29. ayeti de bu bilgilerin yanına koyalım.
Peki bunun nedeni ne? Kur'an bunun nedeni olarak bize neyi söylüyor? En başında olaya Adem İblis kıssasıyla bakabiliriz. Adem'e yasaklanan şecere vardır. Adem'e yasaklanan şecere yani yaklaşmaması istenen şecereye Adem, hatta bunu biz sadece Adem olarak alamayız. Ademoğlu olarak alabiliriz. Ademoğlu ne yapmıştır? Kendisine yasaklanan bu şecereyi ihlal etmiştir. Niçin ihlal etmiştir? Daha çok çoğaltmak, biriktirmek, daha güçlü olmak ve gücünün de kalıcı olması için. Hani İblis Adem'i nasıl kandırmıştı? "Sen daha güçlü olmayasın ve gücün kalıcı olmasın diye Allah sana bu ağaca yaklaşmayı yasakladı." E bugün insanlara bakıyorsunuz daha güçlü olayım diye elindekiyle yetinmiyor. Elindekiyle yetinmiyor veya hakkıyla kazandıkları da kendisine yetmiyor. Ne yapıyor? Başkasınınkine göz dikiyor. Ne yapıyor? Senin Amerika, senin Afrika'da ne işin var? Yani senin Afganistan'da, Irak'ta ne işin var? Suriye'de ne işin var? Sen dünyanın jandarması mısın? Ne işin var? Çünkü yetmiyor ona. Daha çok çoğaltmak istiyor. İşte şecereyi ihlal ediyor. Bugün çevrenize bakın. İnsanlar kendi hakkından daha fazlasına göz dikerek ya komşusuna, komşusunun hakkına tecavüz ediyor. Başkasının hakkına tecavüz ediyor. Çalma, çırpma, dolandırmanın peşine düşüyor. Niçin? Daha çok çoğaltmak için. Ve bunu yaparken bencilliğinden dolayı işte o cahil var ya cahil. Cahillik nedir? Kendi ayağına sıkmaktır aslında. Yani daha güçlü olacağım, çoğaltacağım, daha zengin olacağım diye içinde yaşadığı sistemi, içinde yaşadığı sistemi bozan, bozulmasına katkı sağlayan insan cahildir. Yani gündelik düşünen, uzun vadeli düşünmeyen, sadece kendini düşünen, çoluğunu, çocuğunu, torunlarını düşünmeyen, insanlığı düşünmeyen insan bencil ve cahildir. Bugün insanlıktaki en bariz hastalıklardan biri de işte budur. O zalim olan, Ahzap 72'de belirtilen zalim olan ve cahil olan insan işte bunu yapmaktadır.
Ayrıca insandaki cahilliğin bir ikinci boyutu da şudur. İnsan öldüğü zaman yanında hiçbir şey götüremez. Ne olacaktır? Varlığına kendinden sonrakiler varis olacaktır ve kendisi bir kefenini bile götüremeyecektir. Hani derler ya "yanında sadece bir kefenini götürdü" diye. Kefenini de götüremiyorsun. Kefenin de toprakta çürüyüp gidiyor. Hiçbir şeyini götüremiyorsun. Buna rağmen sana kalmayacak olan şeyler için, kalmayacak şeyleri biriktirmen için hem kendine zarar veriyorsun, hem doğaya zarar veriyorsun, hem çevrene zarar veriyorsun, hem insanlığa zarar veriyorsun. İşte cahil insan, işte nankör insan, işte zalim insan budur. Daha çok çoğaltmak için işte Adem, daha güçlü olayım diye, Ademoğlu daha güçlü olayım diye elindekiyle yetinmeyerek yaptığı bu saldırı, saldırma, biriktirme tutkusu, çoğaltma tutkusu ne yapmıştır? Dünyadaki düzeni ne yapmıştır? Bozmuştur. Evet. Şeytan yani İblis Adem'i, Ademoğlunu kandırdığı gibi o zaman Adem İblis kıssasında anlatıldığı gibi Ademoğlunu da kandırmaya ne yapmaktadır? Devam etmektedir. Nisa suresi 119, İsra suresi 64. ayet.
Adem İblis kıssasının yanında biz bir de Sebe kıssasını koyabiliriz. Sebe kıssası benzerdir. Ne diyordu Sebe kıssası? Sebe suresi 15 ile 20 ayetler arasında bu ayetleri okuyalım biz. Bir bizim için eee örnek almamız, yani örnek almamız derken yaptıkları yanlışı bir daha yapmamamız, bizim yapmamamız adına örnek almamız gereken bir pasaj. O hatayı yapmamamız için Allah'ın bize ibret olarak sunduğu bir pasaj. Yoksa Sebe halkının yaptığının aynısını yapalım değil. Onların yaptığı yanlışı yapmayıp ibret almamız için bir eee güzel bir kıssadır. Sebe kıssası ne diyordu? Sebe 15. ayet. "Sebelilerin meskeninde sizin için bir gösterge vardır. Sağdan ve soldan iki bahçe. Rabbinizin rızkından yiyin ve nimetlerinin karşılığını verin. Tertemiz, faydalı bir belde ve bağışlayan bir Rab." Demek ki Sebelilerin iki bahçeleri var. Demek ki çok yeşil bir coğrafyada yaşıyorlar. İki bahçeleri var. Bahçelerinin yeşil bir alan. Bahçelerinin ortasından nehir akıyor. Tamam mı? Böyle yerleri var. Tertemiz. Hiçbir eksikleri, sıkıntıları, dertleri yok. Fakat ne yapıyorlar? Nankörlük ediyorlar. Allah'ın ayetlerine karşı, Allah'ın yasalarına karşı duyarsız kalıyorlar. Ve Allah da ne yapıyor? "Sedin suyunu gönderdik" diyor. Demek ki bu sed üzerinde bir baraj yapılmış, sulama barajı. Muhtemelen bu sulama barajı yıkılıyor ve bu sulama barajının altında kalıyor bunların bağları, bahçeleri, her yeri gidiyor. Tamam mı? "İki bahçelerini yemesi buruk, ılgınlık ve biraz sedir ağacından oluşan iki bahçeyle değiştirdik. Bu nankörlüklerinden dolayı onlara verdiğimiz bir karşılıktır." Evet. "Bu onlara nankörlüklerinden dolayı verdiğimiz bir karşılıktır. Nankörlerin dışındakilere bu karşılığı verir miyiz?" Demek ki Allah nankörlük edenlerin onlara nimet verdiğinde nimetine nankörlük edenlerin elinden ne yapıyor? Bu nimeti alıyor. Bu Allah'ın nedir? Sünnetullah'ıdır. Sünnetullah'ıdır. Evet. 18. ayet. "Onlarla bereketlendirdiğimiz kentler arasında sırt sırta kentler kıldık. Orada dolaşmaya ölçüler koyduk. Orada gecelerce ve günlerce güvende kimseler olarak dolaşın dedik." Sebelilerin yaptığı yanlış anlatılıyor. Tekrar konu oraya dönüyor. Onlar ne diyorlar? Bakın dikkat edin. Diyorlar ki "Rabbimiz yolculuklarımızın arasını uzat" dediler. Yani işlerimizi büyütelim. Burası bize yetmiyor. Yani çoğaltma tutkusu var ya, daha çok çoğaltacağım. Daha çok burası bana yetmiyor. Daha geniş açılmam lazım. Bu biraz da şeye benziyor. Yaşadığın coğrafya sana yetmiyor. Başka toprakları da fethedelim. Daha büyüyelim. Daha genişelim. Genişleyelim. İşte "yolculuklarımın arasını uzat" dediler ve kendilerine yanlış yaptılar ve onları kendinden sonra gelenlere ne yaptık? Gündem yaptık. Ne demektir bu? Biz onlara öyle bir ders verdik ki kendilerinden sonra asırlar sonra yaşayan insanların bile dillerine düşmüşlerdi. Onlara verdiğimiz ders onları dağıttık ve tamamen paramparça ettik. Şüphesiz bunda direnen ve nimetlerin karşılığını verenler için kesinlikle gösterge vardır. Burada uzun yolculuklardan kasıt nedir? Toprağını geliş genişletmek de diyebilirsiniz. Ticareti büyütmek, yollarda konaklama yerleri kurmak ve daha çok kazanmak arzusu. Doyumsuzluk, çoğaltma tutkusu, verilen nimetlere nankörlük ve insanın kendi kendine yanlış yapması. Evet. Ve Allah'ın onlara verdiği ceza kendileri dağıldılar ve başlarına gelenler dilden dile dolaşan bir hadise oldu. Gündem oldu. Müminun suresi 44. ayet. Evet. Veya 20. ayet ne diyor? Dikkat edin. Ben dedim ya Adem İblis kıssasıyla bir bağlantısı var diye. 20. ayet ne diyor? "İblis onların üzerine olan zannını doğruladı." Evet. Yani İblis'in yapmasını istediği, olmasını istediğini yaptılar. İblise uydular. İnanıp güvenenlerden bir kesim dışında hepsi ona uydular. Evet. Maalesef. Araf 15-17, İsra 62, Sad 82-83, Hicr 39-40. İblis'in zannı bu ayetlerde ifade ediliyor. Adem'e yasaklanan şecerenin ne olduğunu Sebe kıssasından da anlayabiliriz. Sebe halkını tarih sahnesinden silip sadece dilden dile, dilden dile dolaşan efsaneye dönüştüren neydi? Doyumsuzluk ve çoğaltmak tutkusuydu. Evet.
İnsanlık aynı hatayı yapmaya ne yapıyor? Devam ediyor. Hümeze suresi. Hümeze suresi neydi? "Veylün li külli hümezeh, lemmezeh. Ellezi ceme'a male ve addedeh. Yahsebu enne malehu ahledah." O ki malı üst üste biriktirir, sayar. Biriktirir, sayar. Adem ne yapmıştı Araf suresinde? Cennetin varaklarını üst üste istifliyordu diyor. Hani geleneksel çeviriler şöyle diyor: "Adem cennetin yaprağıyla kötü yerlerini, avret yerlerini örtmeye çalıştı" diyor. Ya orada cennetin yaprağı değil. Orada şecereden bahsediyor. Cennetin yaprağından falan bahsetmiyor. Altını gümüşü üst üste istiflemeye girişti diyor Adem. Hümeze suresi. Niçin yapıyordu Adem? Bunu daha güçlü olmak için yapıyordu değil mi? Kalıcı olmak için yapıyordu bunu. Kalıcı olmak için. Hümeze suresi ne diyor? "Ellezi ceme'a male ve addedeh" diyor. Malı üst üste biriktirir ve sayar diyor. Tamam mı? Niçin yapar bunu? "Ah malehu ahledah" malının kendini kalıcı kılacağını zanneder diyor. Hesap eder diyor. Aynı aynı yani Adem'in yaptığı hatanın aynısı. Malının kendini kalıcı kılacağını zannederek, gücünün kalıcı olacağını zannederek malını üst üste biriktirip saymak. Yani o kadar bir para ve mal tutkusuna düşmüş ki insan hem biriktiriyor hem ikide bir sayıyor. Hele ne kadar biriktirdim, ne kadar biriktirdim daha çok biriktirmem lazım diye. Allah ne diyor? "Onun malını biz hutamaya atacağız" diyor. Yani hesap günü o mallarını biz cehennem çukurunda yığıp tutuşturacağız diyor Allahu Teala.
Onu şimdi Tekasür suresine geliyoruz. Tekasür suresinde ne diyor? "Elhakümüt tekasür. Çoğaltma yarışı sizi oyalayıp durdu." Çoğaltma yarışı yani nokta nokta nokta yarıştırmak argo tabiriyle. Tamam mı? Tekasürün anlamı o. Eee, tabii insanlar işte falancada o var bende de olması lazım. Onda o var bende daha çok olması lazım. Tamam mı? Yani tekasürün anlamı bu. Başkasının malına göz dikerek, "Onda var bende niye yok" diyerek ondakini veya ondakinden daha iyisini elde etmek için saldırmak. Tekasürün anlamı o. Hatta "zur tumul makabir" kabirlere ziyaret edene kadar yani siz kabre girene kadar bu çoğaltma yarışı sizi oyalayıp durdu. "Kella, sandığınız gibi değil. İleride bileceksiniz. Sandığınız gibi değil. İleride bileceksiniz. Hayır. Hayır. Kesinlikle defalarca hayır. Sandığınız gibi değil. İleride bileceksiniz. Kella, sandığınız gibi değil. Şayet öyle olmadığını kesin olarak bilseydiniz, içinde bulunduğumuz durumu kesin olarak fark etmiş olsaydınız, cahim cehennemi görürdünüz." Yani kat ateşi görürdünüz. Bu ayet ahiretteki ateşten bahsetmiyor. Dünyadaki ateşten, kat ateşten bahsediyor. Ne demek istiyor? "Çoğaltma yarışıyla ortalığı kat ateşe döndürdünüz. Cehenneme döndürdünüz. Ortalığı yakıp yıkıyorsunuz. Ama bu bu çoğaltma yarışına girdiniz ya bunu görmüyorsunuz" diyor Allah. Görmüyorsunuz. Çoğaltmaktan dolayı dünyayı cehenneme çevirdiniz. Yani Afrika'da Afrika'da insanlar açlıktan kırılıyor. Öteki tarafta Filistin'de masum insanlar, çocuklar, kadınlar öldürülüyor. Afganistan'da öldürülüyor. Suriye'de öldürüldü, öldürülüyor. Irak'ta öldürülüyor. Öteki tarafta Çin'de Türkmen kardeşlerimize zulmediliyor. Hep çoğaltma yarışı, daha güçlü olma yarışı. Her tarafta kan, savaş, gözyaşı. Niye? Çoğaltma yarışı. Ne yaptık? Dünyayı cehenneme çevirdik. Ama bu yarışın içerisine insan öyle bir dalmış ki kendinden başka kimseyi düşünmüyor ya. Bunu görmüyor. Empati kurmuyor insan. Etrafına bakmıyor. Ben ne yapıyorum diye ne şey yapmıyor. Bakmıyor insan çoğaltma yarışına tutulmuş. Bakmıyor. Evet.
Adiyat suresi mesela ne diyor? "Adiyat suresi soluk soluğa koşan atlar." Atları. O zaman attı. Bugün ne? Bu ayetleri güncelleyelim biz şimdi. Soluk soluğa koşan atları güncelleyelim ayeti. Tankları, savaş uçaklarını, roketleri, bombaları size kanıt olarak gösteriyorum. Bakın Allah tankları, savaş uçaklarının roketleri, bombaları bize kanıt olarak gösteriyor. "Çarparak kıvılcım saçanları" yani her tarafı yakıp yıkanları, "sabahleyin akın edenleri, baskın yapanları." Dikkat edin baskınlar genelde sabaha karşı olur. Evet. "Onunla tozu kaldıranları" yani ortalığı tozu dumana katanları, "onunla bir topluluğun ortasına dalanları" ben size kanıt gösteriyorum. Yani şu an etrafınıza bakın. Yeryüzünü cehenneme çeviren tanklarla, savaş uçaklarıyla, bombalarla ortalığı yakıp yıkanları size kanıt gösteriyorum diyor Allah. Adiyat suresinde "Şüphesiz o insan, bunu yapan o insan rabbi için bir iyilik bilmezdir. Nankördür, zalimdir ve kendisi de buna şahittir. O hayrı sevme konusunda çok şiddetlidir." Bakın hayrı yani kendi menfaatini, kendi çıkarını sevme konusunda o iyilik bilmez insan, o nankör insan nedir? Çok hırslıdır, çok şiddetlidir. Fakat Rabbimiz uyarıyor bu insanları. Ne diyor? "Kabirde olanlar dışarı atıldığında ve göğüslerde olanlar derlenip toplandığında şüphesiz o gün Rableri onlara her şeyi kendilerine haber vereceğini bilmiyor mu?" Ama insan kör olduğu zaman, bu çoğaltma yarışına tutulduğu zaman görmüyor işte. Evet.
İnsanın doyumsuzluğunu ve bu yüzden yeryüzündeki düzeni neden ve nasıl bozduğunu bu az önceki okuduğumuz ayetler mevzuyu anlatmak için yeter de artar. Kur'an'ın en çok eleştirdiği sınıflar nedir? Mütref. Mütref nedir? Varlık içerisinde şımarmış zenginler, zengin kısım varlık içerisinde şımaran hani para var onların, IMF gibi veya dünyayı yöneten bilmem ne aileleri, işte dünyanın para babaları diyorlar ya para var onların. Dünyaya hükmeden parasıyla bugün maalesef hani kapitalizmin ruhbanları diyelim biz onlara. Yani kapitalizm dininin ruhbanları diyorum ben onlara. Onlar işte mütref, varlık içerisinde şımarmış, güçlerini insanları sömürmek için kullanan o insanlar. Kur'an'ın düşmanlarıdır bunlar. Ekabir, toplumun büyükleri, ileri gelenleri, yöneticileri ve bu yöneticilerle işbirliği yapan ruhbanlar yani yönetici kesimini ruhbanlar meşruiyetini sağlıyor onların. Onlar da ruhbanların meşruiyetini sağlıyor. İnsanları da en iyi kandırmanın yolu dini argümanlar kullanmaktır. İnsanları kontrol etmenin, sömürmenin, uyuşturmanın en kestirme yolu dindir. Bu sefer ne yapar? İnsanları kontrol altında tutmak için yöneticiler din adamlarını kullanır. Din adamları insanların insanları uyuşturarak yöneticilerin meşruiyetini sağlar. Yani size öyle bir din sunarlar ki başına gelene sabret. Uyuşuk, sabrın anlamını da bozdular. Uyuşuk uyuşuk bekle. Bir sıkıntın, bir derdin varsa Allah seni imtihan ediyor. Allah sevdiği kuluna sıkıntı verir diye seni uyuşturuyor. Sana yapılan zulme ses çıkarma diyor sana. Bunu kim yapıyor? Din sınıfı yapıyor. Ne yapıyorsun sen? Uyuşuyorsun ve sana zulmedene sesini çıkarmıyorsun. Kur'an ne diyor? Mazlumlar için niye savaşmıyorsun? diyor. Savaş ki o zalimlere Allah sizin elinizle ceza versin diyor. "Zulmedenlere eğilim göstermeyin. Yoksa ateş size de dokunur" diyor. Enfal suresinde ne diyor? Sadece zalim olanları, zalim olanlara tesir edecek değil, mazlum olanlara da tesir edecek olan fitneden sakının. Ne demektir bu? Bazen öyle ateş vardır ki toplumu yakar. Sadece zalimleri değil mazlumları da yakar. Bu fitneden sakının diyor. Nedir buradaki fitne? Toplumun ateşe atılması. Toplumun sıkıntıya düşmesi. Ali İmran suresinde ayet numarası aklıma gelmedi. Allah diyor ki, "Kafirler birbirinin velisidir" diyor. Kafirler birbirinin velisidir. Eğer mümin olarak siz de birbirinizin velisi olmazsanız yeryüzünde düzen bozulur" diyor ya. Muhteşem bir uyarı. Muhteşem bir uyarı. Şimdi kafirler birbirinin velisi değil mi? Aynen. Bakın bugün İsrail Filistin'de zulm ediyor, değil mi? Nasıl yapabiliyor bunu? Amerika, Batı, İngiliz İsrail'in arkasında. Birbirinin velisi. Çünkü birbirine arka çıkıyorlar. Birbirlerine destek oluyorlar. Peki müminler birbirinin velisi mi? Yani bugün sözüm ona, Müslüman ülkelerin birliktelik kurduğu, dayanışma yaptığı ülke var mı ya? Müminler birbirinin velisi olsa bugün İsrail Filistin'deki kardeşlerimize zulmedebilir miydi? Edemezdi. Bak Allah ne diyor. Siz de birbirinizin velisi olmazsanız yeryüzünde düzen bozulur diyor. Bozuldu mu? Bozuldu. Niye bozuldu? Çünkü biz birbirimize veli olmadık. Kafirler birbirine veli oldular. Ama müminler birbirinin velisi olmadığı için ne oldu? Kafirler galip geldi. Sözüm bana kafirler. Y ortada mümin de yok aslında da ortada mümin de yok. Yani bugün kendisini mümin diye sınıflandıran insanlara baktığınız zaman ortada mümin yok zaten. Tamam mı? Dolayısıyla ne oldu bu sefer? Yine Enfal suresindeki ayete geliyorum. Masumları da yakan bir fitnenin içerisine düşmüş durumdayız şu an. Yani sözüm ona Müslümanlar öyle bir fitnenin içerisinde ve ne oluyor? Masum insanlar da zarar görüyor bu fitneden. Evet. Kim yapıyor bunu? İşte para babaları. Kapitalizm dininin ruhbanları ve yöneticiler, ileri gelenler, ileri gelenlerin güdümündeki ruhbanlar insanları uyuşturarak ne oluyor? Olan dine oluyor ve masum insanlara oluyor.
Kur'an'da bir de mele sınıfı var. Mele toplumun kaymak tabakası, kanaat önderleri, akıl hocaları, yöneticilerin etrafındakiler, danışmanlar ve bir de bölüşmenler. Benim bir de benim ortaya çıkardığım bir sınıf var. Bölüşmenler. Yani ortada bir pasta var. Bu pastayı halka eşit olarak dağılması gerekirken bu pastanın ne yapıyor? Toplumun %10'luk bir kesimi bu pastayı bölüşüyor. Kim bölüşüyor? Yöneticiler, onun etrafındaki yandaşlar, yalakalar ve onların akıl hocaları, danışmanlar, bölüşmenler, işte birtakım iş adamları ne yapıyorlar? Bu pastayı bölüşüyorlar ve ne oluyor? Bir taraf çok zengin, ihtişamlı bir hayat sürerken öbür taraftakinin hakkını da aldığı için öbür taraf daha yoksul kalıyor ve zenginle yoksul arasındaki makas ne oluyor? Açılıyor. Bakıyorsunuz. Örnek veriyorum. Benim yaşadığım ilçe su yatağı değil mi? Su yatağı. Ne yapıyor? Devlet buraya HES yapıyor, barajlar yapıyor. Çok güzel. Devletin menfaati ne varsa eyvallah. Ben devlet de ben devletçiyim. Devletin menfaatine bir şey varsa ben kendimden de taviz veririm. Çünkü devlet varsa benim ırzımı, namusumu koruyan devlettir. Tamam mı? Ha şunu söyleyeyim. Ya devlet yanlış yönetiliyor, doğru yönetiliyor. Ben ben siyaset yapmıyorum. Ben siyaset yapmıyorum. Ha devlet ha devletin senin istediğin gibi yönetilmesini istiyorsan bu işi bilgiyle yapacaksın. Tamam mı? Sen nasılsan öyle yönetilirsin. Yani ben burada kimseyi yani şey yapmıyorum. Sen nasılsan öyle yönetilirsin. Sen iyi olursan yöneticin de iyi olur. Ya bugün meclis Türkiye Büyük Millet Meclisi toplumun bir aynasıdır. Sen ahlaklı olursan, adil olursan, ahlaklı, adil bir nesil yetiştirirsen mecliste de ahlaklı, adil insanlar olur. Seni de ahlaklı, adil insanlar yetiştirir. Yani ben bu yüzden ne kimseyi kınıyorum ne de kimseyi aklıyorum. Benim demek istediğim şu. Benim yaşadığım coğrafyada devlet HES yaptı, baraj yaptı. Eyvallah. Devletin menfaati neyse eyvallah. Ama bakıyorum bu barajı yapan müteahhit diyelim kazandı. Bir şeyler kazandı elde etti. Devlet de bundan bir şeyler elde ediyor ama ben bakıyorum elektrik faturama astronomik, astronomik kira ücreti gibi elektrik faturaları ödüyorum. Yani kendi yaşadığım coğrafyada yapılan bu şeyin kaymağından iş adamı yiyor. Zengini HES'i işleten, barajı işleten yiyor. Devlet yiyor. Eyvallah ya. Benim bundan hiçbir karım yok. Yani kamunun bu gelirinden bana hiçbir şey aktarılmıyor. Oysa kamu Enfal suresi 1. ayete göre, Haşr suresi 7. ayete göre elde ettiği emeksiz elde ettiği gelirden kamuya, halka paylaşmak zorundadır. Paylaşıyor mu? Paylaşmıyor. Bu haksızlıktır. Yani en azından benden o kadar vergi alma. Hakkını al. Yani ödediğin faturalardan bir iyileştirme yap. Çünkü Allah'ın nehri akıyordu. Sen o nehrin önüne baraj yaptın ve ondan gelir elde ediyorsun. Ve ben bu halk, bu coğrafyanın halkı olarak coğrafyamın iklimini bozdu. Bu barajlar bozdu. Yetiştirdiğim tarım ürünlerinde azalma oldu. Ne yapman gerekiyor? Kur'an'a göre diyorum ben. Haşr suresi 7'ye. Enfal suresi 1'e göre diyorum. Devletin emeksiz elde ettiği gelirleri kamuya eşit olarak paylaşması gerekiyor normalde. Fakat paylaşılıyor mu? Ben paylaşılmadığını düşünüyorum. Yani paylaşılmadığını düşünüyorum. Yani sadece ben eee bu iktidar için demiyorum. Ondan öncekiler de aynıydı. Ondan önce de gelenlerde farklı değildi. Yani bu yüzden ben birini aklama birini suçlama peşinde değilim. Ben ortaya konuşuyorum. Yani daha iyisini yapan olursa başımızın üstünde yeri var. Umarım daha iyisini yapanlar, bu yanlışları yapmayanlar da gelir. Bunun gelmesi de dediğim gibi nasıl olur? Biz insanları bilinçlendirirsek, çocuklarımızı, yeni nesli bilinçlendirirsek, ahlaklı, adil insanlar olarak yetiştirirsek yarın ne olur? O mecliste böyle ahlaklı, adil, eğitimli insanlar oldu mu ne olur? Daha adil bir eee yönetim olur? Yani her zaman dediğimi tekrar ediyorum. Yani meclis bizim aynamızdır. Biz biz neysek oyuz. Hatta şunu da söylüyorum. Oradakiler her şeyi kusursuz yapsalar, adil olsalar, her şeyi mükemmel yapma gayretinde olsalar, halk olarak biz eğer kendimizi düzeltmezsek, biz iyi olmazsak, eee, onların yaptıklarının bir karşılığı da olmaz. Yani anlatabiliyor muyum? Yani diyelim ki hükümet karar alıyor. Diyor ki işte arıcılara şu kadar destek, hayvancılık yapanlara şu kadar destek. Ben gördüğümü söyleyeyim. Mesela para geliyor. Bir bakıyorum hiç arıcılıkla alakası olmayan insanlar bu arıcılık, arıcılığa gelen bu desteği alıyorlar. Hiç arıcılıkla da uğraşmıyorlar. Hayvancılık yapanlara destek veriyor devlet. Bir bakıyorum hiç hayvancılıkla alakası olmayanlar, insanlar bu paraları alıyorlar. Gerçekten arıcılık yapanlar, gerçekten hayvancılık yapanlar bundan faydalanmıyor. Şimdi diyorum ki ya devlet böyle bir destek sundu. Ankara'dan para geldi Artvin'e. Ama Artvin'deki insanlar dürüst olmayınca ne oluyor? İnsanlar bu parayı çarçur ediyor. Şimdi devlet ne yapsın? Bizde ahlak olmayınca burada devlet ne yapsın? Yani demek istediğim bu. Demek istediğim bu. Önce bizim kendimizi düzeltmemiz lazım. Enfal suresi 53, Ra'd suresi 11. Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah o toplum hakkındaki kararını değiştirmez. Evet.
Tekrar konumuza dönecek olursak işte hani biz bize emanet edildi ya burası emanet ya. Bizim bütünlüğünü korumamız gereken emanete nasıl ihanet ettiğimizi, nasıl ihanet etmekte olduğumuzu anlatıyorum. En son ne demiştik? Mele, toplumun kaymak tabakası, kanaat önderleri, akıl hocaları, yöneticileri, etrafındakiler, danışmanlar ve bölüşmenler. Hepsi daha çok çoğaltmak, daha güçlü olmak, güçleri kalıcı olsun diye ne yaptılar? Emanete ihanet ettiler. Emanete zarar verdiler. Evet. Bakara suresi 11-12. "Onlara yeryüzüne bozgunculuk yapmayın dendiği zaman ne derler? Biz ıslah edicileriz. Biz bozguncular değiliz." Biz buraya demokrasi getirmeye geldik. Yani Amerika Irak'a girdiğinde ne diyordu? Demokrasi getiriyordu. Amerika Afganistan'a girdiğinde ne diyordu? Demokrasi getird getiriyorum diyordu. Bozgunculuk yapma dediğin zaman biz ıslah ediciyiz derler diyor ya. Evet.
Benzer ifadeler de var. Yine Bakara suresinden başladık ya. Bakara suresinde şöyle bir ifade var. "İnsanlardan öyle kimseler vardır ki" Bakara 204, 205, 206. "İnsanlardan öyle kimseler vardır ki dünya hayatı hakkındaki sözü sana hayranlık uyandırır ve kalbinde olan şey Allah'ı şahit tutar. Oysa o hasımların en karşı çıkanıdır." Yani lafına bakarsan o muteber adam, iyi adam, ne güzel konuştu yahu diyorsun adama. Ne güzel konuştu diyorsun. Fakat o konuşması bittiğinde uzaklaştığında yeryüzünde bozgunculuk yapmak, ekini, kültürü ve nesli yıkmak, yok etmek için koşturur durur. Evet. Yani o çok güzel konuşan adam var ya fırsatı ele geçirdiği zaman yakar, yıkar, düzeni bozmak, bozmak için uğraşır. "Allah bozgunculuğu sevmez. Allah'ın sınırlarına uyup korun" dendiğinde "kendini üstün görmesi" hani güçlü ya, bencil güçlü insanlara tepeden bakan ya, hani kapitalizmin ruhbanları ya ne yapar onu zarara neden olan şeylere sürükler. İnsanlara yaptıkları hep insanlara zarar verir. Ona cehennem yeter. Kesinlikle çok sıkıntılı bir beşiktir. Evet.
Yine son olarak Rum suresi 41. ayeti okuyarak konuyu noktalayalım. Allah'ın yasası sünnetullah, daha doğrusu yasa kitaptır. Sünnetullah uygulamadır. Allah'ın uygulamasıdır. Bu nedir? "Dönerler diye" bakın insanlar belki hatalarını fark eder de dönerler diye insanların elleriyle kazandığı şeylerle yani yaptıkları hatalarla bu hataların karşılığının bazısını onlara tattırmak için Allah karada ve düzende bozulma olmasına izin vermiştir. Evet. Bozulma olmasına izin vermiştir. Niye? Çünkü insanlar, insanların yapıp ettikleri şeyler yüzünden karada ve denizde düzen bozulmuştur ki Allah da buna müsaade etmiştir ki insanlar belki hatalarını fark ederler de dönüş yaparlar diye. Peki var mı dönüş? Yok. Kimsenin umursadığı var mı? Yok. Herkes kendi çıkarını, kendi menfaatini düşünüyor. Doğaya zarar vermiş, insanlığa zarar vermiş. Hiç umursamıyor. Ve insanların yapıp ettikleri yüzünden de karada ve denizde düzen bozuluyor. İnsanlar hayatı cehenneme çeviriyorlar. İnsanlar dünyadayken bazılarının yüzünden cehennemi yaşıyor. Halbuki Allah Adem için ne demişti? Bahçe demişti. Cennet demişti. Yeryüzü bir cennettir. Adem'in bahçesi yeryüzüdür. Ademoğlunun bahçesi yani yeryüzü. İnsan yeryüzündeki bütünlüğü korumakla görevliydi. Halife, Bakara 30. Yeryüzüne bir halife atamaktayım diyordu Allahu Teala. Yeryüzünün sorumlusu ne yapacaktı? Yeryüzünün bütünlüğünü yani emaneti koruyacaktı insan. Fakat ne yaptı? Cahil olan insan, nankör olan insan, Ahzap 72'de anlatılan cahil insan, nankör insan bu emanete ne yaptı? İhanet etti.
Evet arkadaşlar, Ahzap 72'de anlatılmak istenen kısaca budur. Umarım faydalı bir ders olmuştur. Umarım fikrinizi açması konusunda bir katkısı olmuştur. Bir sonraki videoda görüşmek üzere. Hepinizi kendisinden başka ilah olmayan Allah'a emanet ediyorum. Hoşça kalın.