📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Çirkin Bir Bedenim Var - Kesin Çözüm - Güzel Çirkin @Mehmedyildiz

Hayalhanem39:51

Transcription

Hepimiz hayatımızda farkında olalım ya da olmayalım çirkin ve kusurlu gördüğünüz şeyler oluyor. Hiç yok mu? Günlük hayatında bu niye böyle dediğin. Çok oluyor değil mi?

Kimisi bir insanla münasebetine bunu söylüyor. Kimisi boyunu beğenmiyor, bunu söylüyor. Niye ben böyleyim diyor. Biz bir ara öyle birini tanımıştık yani boyundan memnun değildi. Daha sonra agnostik oldu yani Allah'ın varlığı bilinebilir bilinemez oradan beğenmedi yani onu kusur olarak saydı. Kimisi dostları noktasında, kimisi yaşadığı hayat noktasında hiç maddi durumu olmayan bir insanın bunu komple beğenmediğini görmediniz mi? Durumum yok ya istemiyorum böyle bir yaşantı.

Yada evliliği denk gelmiştir, eşini beğenmiyordur. Köyü beğenmiyordur. Dağları taşları beğenmiyor ve bunu bir kusur olarak sayıyor. Kimisi yeryüzünü komple adaletsiz olarak düşünmüyor mu? Kimisi ormanlara laf söylüyor, kimisi yıldızlara laf söylüyor. Şimdi baktığında bunların her birisi Haşa kusur olarak gözüküyor ve bunlar kusur olarak görüldükten ve dayanılmaz bir seviyeye geldikten sonra sizce kimin kusuru olarak gözüküyor? Nazarlarda Haşa Allah azze ve celle'nin kusuru olarak gözüküyor.

Peki ondan sonra kişi ne yapıyor? Sizce bu kusurdan dolayı Allah'a düşman oluyor ve Allah'ı inkar ediyor. Ara başlığımız şu: Kusursuz Allah kusurlu eşyayı yaratır mı?

Şimdi burada insanların yaşantısında memnun olmadığı bir şey mutlaka denk geliyor. Ya az önce bahsettiğimiz manada bir kötülük problemine rastlıyor. Sakat çocuk, çift başlı insan, adaletsiz dünya, arkadaşlarım benim hoşuma gitmiyor, yaşadığım imtihanlar ağrıma gidiyor, neden küçüğüm? Niye nasıl sevsinler ya? Şimdi insan bir şeylerden memnun olmuyor ki düzeltmeye çalışıyor.

Yada bir çiftlik kurmuş kendisine 50 tane malı var. Bizim köylerde mal derler o ineğe, dana'ya vesair. Bir mikrop giriyor hepsini birden talan ediyor. Adam memnuniyetsizlik duyuyor bundan, niye başıma bu geldi diyor. Başlıyor imtihandan sonra ne oluyor? Adam bütün sermayesi buydu, isyana çıkıyor yani. Bu mikrop nereden geldi de beni buldu. Bu bir kusur olarak geliyor. Öyle değil mi yani bu mükemmel düzenin içerisinde bu da bir düzenin parçası olarak bize gelmiyor. Bu aksine bir düzensizlik olarak bize geliyor.

Şimdi böyle olunca ne oluyor biliyor musun? İnsanlar bir delile iman etmiyor. Ama bir kusurla inkar ediyor. Bu arada onlar hakikaten kusur demiyorum. Bizim bakış açımızla söylüyorum. Bizim nazarımızda ne bunlar kusur gözüküyor öyle değil mi? Daha sonra insan şunu merak ediyor: Ya Allah madem kusursuz, niye kusurlu eşya yaratıyor? Kusursuz bir Allah kusurlu bir eşya yaratır mı? Haşa... Sonra ne diyor? Eşya kusurluysa yaratanda kusurlu diyor. Bak bak bak konu nerelere gidiyor görüyor musun? Bunca zulümler oluyor. Küçük çocuklar parçalanarak ölüyor. Madem bu kusurlar varsa, Haşa Allah nerede? Allah yoktur.

Siz kendinize baktığınızda bir sağlık probleminden bunu görebilirsiniz. Erken yaşta annenizi, babanızı kaybetmişsinizdir. Haşa bunu kusur olarak görebilirsiniz. İsyana sizi sürükler. Vücudunuzda fiziksel olarak bir beğenmişsinizdir. Maddi durumunuz bir yanınızdaki arkadaşa göre daha kötü seviyededir. Yıllarca böyle yaşamak artık size bıkkınlık vermiştir. Ve bunu bir kusur olarak görmüşsünüzdür. Ve bu eşyada kusur olarak gördüğünüz şeyler en son size birleşir ve dersiniz ki: Eşya kusurluysa, Haşa... Demek yaratanı da kusurlu ve bu nereye götürüyor insanı? İnkâra götürüyor.

Şimdi öncelikle mükemmel kelimesini bizim bir anlamamız lazım ki zıttı olan kusur kelimesinde anlayalım. Dünyada sorunsuz çalışan şeye mükemmel diyorlar. Halbuki mükemmelliğin tanımı bu değildir. Mükemmelliğin tanımı şudur; Bir şey gayesine, amacına hizmet ediyorsa o mükemmeldir. O zaman Talip sorunsuz çalışan şey mükemmel midir? Sorunsuz çalışıyorsa mükemmeldir diyemez. Bir şey gayesine hizmet ediyorsa mükemmeldir. Yani yerine göre bazen altın mükemmeldir. Yerine göre bazen affedersiniz gübre mükemmeldir. O çiçeği besliyorsa eğer. Demek bir şey mükemmel olması için gayesine amacına hizmet etmesi gerekiyor.

Hiç hastalanmamak mükemmellik midir? Değildir. Neden? Çünkü benim kâinattaki varoluş amacım Allah'ı tanımak. Şimdi biri bana diyor ki; bizim Rabbimiz Şafi'dir. Yani şifa edicidir. Ama ben de hiç hastalanmayan biriyim. Şifa edicilik ne demek bilebilir miyim? Hayır bilemem. Demek ki hastalanmak amacına hizmet edip Şafi'yi bana tanıttırıyorsa, hastalanmak mükemmelliktir.

Şimdi hiç acıkmamak mükemmellik midir? Hayır. Birisi bana diyorsa bizim Rabbimiz Rezzak, rızık vericidir. Ama ben de hiç yemek yememişim. Çünkü hiç acıkmıyorum. Rızık vermek ne demek bunun farkında değilim. Sizce bu hal amacına hizmet etmiş olur mu? Hayır. Demek ki benim acıkmam amacına hizmet ederekten Rezzak'ı bana tanıtıyorsa mükemmelliktir. Demek mükemmellik kavramını artık zihnimizde değiştirmemiz lazım. Bir şey amacına hizmet ediyorsa o mükemmeldir.

Şimdi Allah azze ve celle'nin dünyayı yaratma gayesi dünyada hiç hastalık olmasın, savaş olmasın, ayrılıklar olmasın, firaklar olmasın değildir. Dünyayı bir imtihan yurdu olarak yaratmıştır. İmtihanda sorun çıkar mı? Evet. İmtihanın gereği bazı sorunlar yaşaman lazım. Bazen zulme maruz kalman, bazen adaletsizliğe uğraman, bazen yanındaki en sevdiğin insan tarafından satılman, yalnız bırakılman, terkedilmen, bazen bir anda hastaneye yatman. Belki de bir kansere yakalanman. Allah hepsine şifa versin inşallah.

Şimdi bunlar amacına hizmet ediyorsa, dünyanın içerisinde bunlar varsa, o zaman amacına hizmet ettiği ölçüde bunlar tabi ki de mükemmeldir. Kütüphanede sessizlik mükemmeldir. Spor salonunda ise acı çekmek mükemmeldir. İmtihanda sorunları içinde barındırması gerekiyorsa, demek imtihan nedir? Mükemmeldir.

Siz üniversite sınavına girdiğinizde bir doğru dört tane de çeldirici yanlış şık vardı. O dört çeldirici amacına hizmet ettiği için mükemmel midir? Değil midir? Mükemmeldir. Demek o dört tane çeldirici yanlış şıkkı bir öğretmenin oraya koyması hata ve yanlış değildir. Bizim dersimize çalışmayarak o yanlış şıkkı seçmemiz hata ve kusurdur. Demek dünyada başımıza gelen imtihana medar olaylar canımızı sıkıyorsa bizi üzüyorsa bunları hocanın buraya koyması kusur değildir. Talebenin dersine iyi çalışmayarak yanlış şıkkı seçmesi yanlış ve kusurdur.

Şimdi kainatın demek ki yaratılış amacı bilinmezse, imtihan nedir bilinmezse, mükemmellik nedir bilinmezse, bu dünya cennet değil imtihan yeri. Bunlar bilinmezse güzellik kavramının ne olduğunu biz de bilinmez. O yüzden her gördüğümüz aykırı şeye ne deriz? Kusur deriz, çirkinlik deriz. Saçımız dökülür çirkinlik kusur deriz. Bir arkadaşla üzücü bir olay yaşarız çirkinlik kusur deriz. Fakirlik yaşarız, bir hastalık yaşarız çirkinlik kusur deriz. Demek ki bunların amacına nasıl hizmet ettiğini bizim bilmemiz lazım. Hani biz hoşumuza gitmeyen şeylere ne ediyoruz dedik. Kusur diyoruz dedik. Daha sonra da bunun zıttı açıkladık mükemmellik kavramını, onun için ne demiştik. Bir şey amacına hizmet ediyorsa mükemmeldir demiştik ve kusurun ne diyoruz? Allah'ın yokluğuna delil sayıyoruz.

Şimdi bakın burada da mantıki olarak bir çelişki var. Senin Allah azze ve celle'nin yarattığı sistemi beğenmemen, Allah'ın yokluğuna delil olamaz. Bir gün bir arkadaşla muhabbet ediyorum. İnanç noktasında problemi var. Ta bu bizim TC taraflarında bir yeri vardı, aradı beni bastım gittim çay içtik. Konu döndü dolaştı yeryüzündeki savaşlar, çocukların ölümü ve bu yüzden Allah zalime gitti Haşa.. Dedim ki kardeşim, sen Allah'a inanmıyorsun ki inanmadığın Allah'ı bu konuya niye dahil ediyorsun dedim. Şimdi sen madem Allah'a inanmıyorsan, Haşa yeryüzünde zulümler, adaletsizlikler kimler yüzünden oluyor dedim. Kimler yüzünden oluyor? Zalim insanlar yüzünden oluyor. İmtihan gereği. E şimdi o inanmadığın Allah azze ve celle, Haşa tekrar koysak yerine, gene imtihan gereği Allah bunlara müdahil olmuyor ki, gene o zalim insanlar yüzünden oluyor. Sen inanmadığın bir Allah'ı neden suçlu ilan ediyorsun? Yani bir mantık çelişkisi var burada. İnsanlar sistemi beğenmediğinden sistemi yaratanı inkar ediyor.

Şimdi biz sizinle bir resim sergisine gitsek, resmi beğenmezsek ressamı inkar edemeyiz? Ya resmi beğenmemek başka, ressamı inkar etmek bambaşka bir konu. Bunların alakası yok ki. Şimdi ben Osmanlı zamanında yaşasam bir padişahın hükümlerini beğenmesem. Demiş ki bir padişah sekizden sonra dışarı çıkmayacak. Demiş ki bir padişah artık tavuk eti yenilmeyecek. Öyle örnek olsun diye anlatıyorum. Ben de bunlardan razı değilim. Arkadaşımı alıp diyorum ki ya böyle kural olur mu? Olur mu? Sekizden sonra niye dışarı çıkmayayım? Tavuk etini niye yemeyeyim? Demek ki padişah yok. Hayır canım yani senin hükmünden memnun olmamanla sultanın olup olmaması bambaşka konular. Bunlar da birbirine karışıyor.

Şöyle bin katlı bir bina geziyoruz. Bir mühendis bu binayı yapmış. Mühendiste kendisi, müteahhit de kendisi, malzemeci, yapıcısı da kendisi hepsi kendisi. Mükemmel bir bina çıkarmış ortaya. Gittim bir yerde lavabonun hiç beklemediğim bir yerinde su akıtıyor. Şimdi ben orada şunu demem lazım. Ya bak burada düzensizlik var. Demek mühendis yok. Olur mu? Şimdi o bin katlı binada bin tane delil mühendisin varlığına işaret ediyorken, senin sebebini anlamadığın bir tane kusur, mühendisin yokluğuna delil olur mu hiç? Bin katlı binada mühendis olduğuna bin tane delil varken sen onun mühendisliğini kabul etmiyorsun da bir yerde sebebini anlamadığım bir kusur, bir su akıntısı var. Mühendisin varlığını inkar ediyoruz. Çok mantıksız bir olay öyle değil mi?

Şimdi bir iki soru soralım birbirimize. Bin katlı binanın her yerini mükemmel yapan ve yıllardır da kullanıyor. Yani o akan dediğimiz musluk var ya, oradan binlerce kez elde yıkamış. Sizce bin katlı binayı bu kadar güzel yaptı da o musluğu su akıtmaz halde yapmaya ilmi yetmedi mi? Mümkün değil. Bin katlı bina ispat ediyor bunu. Gücü mü yetmedi? Mümkün değil. Bin katlı binaya gücü yetmiş. Şimdi o mühendisin o suyu akıtmasına ilmi yetiyorsa, gücü de yetiyorsa o zaman bize düşen başka bir olay var. Neden burada su akıtıyor? 7 milyar insanı bu kadar güzel yaratmış. Neden birkaç bin insanı kör, sağır, dilsiz yaratıyor? Gücümü yetmemiş Allah'ın Haşa? İlmimi yetmemiş Allah'ın Haşa? Dünya'yı bu kadar güneşlerle süslerken bu kadar intizamlı yaratmışken neden senin maddi durumunu biraz kötü yaratıyor? Herkese layığını istediğini verirken. Ben de şu sevdayı istemiştim bana neden vermiyor Allah? Gücümü yetmedi Haşa? Demek sormam gereken başka bir şey var: Mühendis bu musluğun şu su akıntısını neden yaptı? Dersimizin ana konusu burası işte. Kainata bu kadar masraf yapılmış. Bu kadar muazzam bir düzen içerisinde devam ederken, bizim gözümüze çarpan ufak yerler var. O bin katlı binada su akan bir musluk gibi. O mühendisin bu musluğun akmamasına gücümü yetmemiş Haşa? İlmimi yetmemiş Haşa? Parası mı yetmemiş Haşa? Demek bana düşen başka bir şey. Ya bu mühendis istese bunu akıtmaz arkadaş. O zaman başka bir soru sormam lazım. Sebebi ne ya bunun? Neden o suyun oradan akmasına izin vermiş. Kainatı bu kadar intizamlı yaratan Allah insanlığı da belli ölçülerde serbest bırakmış. Ve serbest bıraktığı insanlık arasında neler olmuş? Karışıklık olmuş, savaşlar olmuş, zulümler olmuş, öyle mi? İstese güneşe emri ilahi de muhalefet ettirmediği gibi, sana da zulüm ettirmez. Doğru mu? Hayatında hiç hata yapmış mısır? Yapmışsındır. Günah işlemiş misindir? Evet. İstese bunların ikisini de senden uzaklaştıramaz mı? Allah uzaklaştırır. Ey mühendis bin katlı binayı böyle yapıtında bu buradan niye su akıyor? Sorusunu çevirelim. Ya Rabbi kâinata bu kadar intizamlı yarattın da bu arkadaşım neden kusur işliyor? Allah Allah aynı soru. Yani güneşe bir ferman ile emrini geçiren, yıldızları tespih tanesi gibi çevirten, atmosfere sözü geçen, magma'ya sözü geçen, sulara, okyanuslara sözü geçen Allah istese sana da kusur işlettirmez halde yaratamaz mıydı? Mesela sen on tane arkadaşa zalimlik ediyorsun. İstese sana da söz geçiremez miydi? Geçirirdi. O suyu neden akıtıyor o mühendis? Bizim bunu sormamız lazım. Çünkü sana ilmi yetiyor mu? Yetiyor. Gücü yetiyor mu? Yetiyor. İradesi yetiyor mu? Söz geçirebiliyor mu sana? Geçiriyor. O zaman seni neden serbest bıraktı da yer yüzünde zulümler oluyor arkadaş. Geçen bir şey alırken kazıklandım. Bu adam niye adaletsizlik ediyor. Anlıyor musunuz? Bak soruları bağlayalım birbirine. Geçen hayatımı birisiyle birleştirdim hayatım perişan oldu. Neden Allah buna müsaade etti. Bak.. bak.. İnanın sorular buradan, bunları kusur görüyoruz. Yani bir insanın neden canım böyle dediği her şey Haşa.. kusur gibi görüyoruz. Bak bunları bir çözümleyelim. Daha nereleri gezecektim bak sağlığımı kaybettim. Neden böyle oluyor? Haşa.. Yani neden o su akmış. Bin katlı binada o su niye akıtıyor mühendis ilmimi yetmiyor? Haşa.. gücümü yetmiyor? Haşa.. Demek nedeni var bunun. Sana düşen ne? Nedenini bulmak. İnsanlara da söz geçirebilirdi Allah. Güneşe gücü yeten sana gücü yetmez mi? Böyle komik soru olur mu? Neden bizi serbest bıraktı? Bizi serbest bırakınca neler doğdu? Zulümler doğdu mu? Hırsızlıklar doğdu mu? Adaletsizlikler doğdu mu? Çocuklara zulüm ediliyor mu? Ediliyor. Bunun bide sebebini anlamamız lazım yani neden acaba Allah azze ve celle bunları serbest bıraktı. İstese bizi asla isyan etmez bir halde de yaratabilirdi. Beşer dünyasında zulümlerin olma sebebi, zalim kısmın şeytana ve nefse ittiba etmesi. Çünkü Allah imtihanı böyle serbest yaratıyor. İmtihanın gereği bu serbestliktir. Ben çocuğu matematik sınavı haricinde ne sorarsa cevaplarım. Matematik sınavı yaparken bana soru sorarsa orada cevaplayamam. Niye sırr-ı imtihan'a aykırı olur çünkü.

Şimdi zahir baksan şeytanda kusur. Niye şeytan çirkin. O zaman birisi şunu da diyebilir mi? Ya Rab sen şeytanı yarattın. E ben buna uyuyorum. E sen nefis yarattın. Ben buna uyuyorum. Bak.. Bak.. Aynı konulara gidiyor öyle mi? Şimdi gitti cehenneme bir insan hesap, sorgu, sual defter kapkara çıktı. E bu sefer bu insan şöyle yırtabilir mi? Yani Allah'ım sen çirkinlik, kusur yarattın. Haşa.. O bin katlı binada Akansu gibi e şeytan, nefis yarattın ben de uyudum yani. Benim ne suçum ne günahım var. Şeytan dediğin çirkindir. Öyle değil işte. Şeytanın yaratılması var olması çirkin değildir. Çünkü nice evliyalar şeytan sayesinde evliya oldu. Şeytanın kullanılması çirkindir. Şeytanın varlığından doğan neticelere bakın, evliyalar nasıl terakki etti. Güzel insanlar nasıl ortaya çıktı. Şeytan sayesinde. E şimdi sen buna çirkin ve kötü diyebilir misin? Bu cihette. Şeytan olmasaydı, insan olur muydu? Nefis olmasaydı, insan olur muydu? Mümkün değil. Bunlar insanların olmazsa olmazı. Yani omlet yapacaksın niye yumurta kırdın demek gibi bir şey bu çünkü yumurtasız omlet olmaz ki. İnsanlığın olmazsa olmazı şeytanın olması. Acaba şeytan olmasaydı, marifet, fazilet, sanat, güzellik, iyilik, delikanlılık, baba yiğitlik ortaya çıkar mıydı? Çıkmazdı. Neden? Çünkü eşya zıttıyla bilinir. Çok önemli, çok önemli kural. Bak şimdi o kusurlar biraz daha oturuyor. Haşa.. Bizim kusur gibi gördüğümüz yani, yoksa kusur olur mu? Allah'ım bu insan bana kötülük etti niye? E güzel insanın mertebesi ortaya çıkmazdı. Çünkü eşya zıddıyla bilinir. Şeytanı çeksen ve onun içimizdeki konsolosluğu olan nefsi çeksen, ben insan olur muyum? Ne olurum? Melek olurum o zaman. İnsan olarak bir imtihanım kalmaz.

Bakın insanla meleğin farkını şöyle anlayabiliriz. Efendimiz aleyhissalatu vesselama bir dönem hocalık eden melek kimdi? Cibril-i Emin. Bir gün geliyor Muhammed'ül Emin'e (S.A.V) "İkra" oku diyor ve yıllarca ona muallimlik ediyor. Bir gün Miraç hadisesi oluyor. İkisi birden nereye geliyor? Sidretü'l-Münteha'ya o sınıra geliyor ve Cibril-i emin Muhammed'ül Emin'e (S.A.V) diyor ki: Bundan sonrasını ben geçemem, sen geçeceksin diyor. Başta hocalık ettiği peygamber aleyhissalatu vesselam'ın daha sonra çok gerisinde kalıyor. Cibril-i Emin neden böyle oluyor? Çünkü Efendimiz aleyhissalatu vesselam'da şeytan ve nefis var ama Cibril'de şeytan ve nefis yok. Bir melekte nefis ve şeytan olmadığı için terakki edemez. Ama bir insanda nefis ve şeytan olduğundan terakki eder.

Şimdi ben Harran ovasına bir kilo altın atsam toprağın içine, bir kiloda buğday atsam aradan geçse on yıl. Benim bir kilo altın ne olur? Sabit bir kilo altın olur işte Cibril-i Emin odur. Peki benim bir kilo attığım buğday ne olur? Onlarca kilo altın alabilecek bir servet olur. Doğru mu? İşte insan da budur. Terakkiyat'a namzettir. Niye? Çünkü şeytan ve nefis var bizde.

Şimdi bu şeytan ve nefse bir insan çirkin diyebilir mi? Diyemez çünkü amacına ve gayesine hizmet ettiği için mükemmeldir.

"Kötülük Problemi"

Ya Rab senin amacın bize kendini sevdirmek ise sakat doğan çocuklar, iki başlı çocuklar, bana zulmeden yan komşum, bana ihanet eden arkadaşım, çok sevdiğim biri vardı nişanı bozdu çekti gitti. Yaralandım, mahvoldum. Ortağım vardı. Ne oldu? Batırdı dükkanı çekti gitti. Ya Rab ben bu şekilde nasıl seveceğim? Soru bu dimi? Bu soruyu soran belli ki yaratılış gayesini bilmiyor demek.

Öncelikle bir noktaya daha geçelim. Her şeye laboratuvar ortamında bakan insanların iş demagojiye geldiğinde bu tür ifadeler kullanması zaten başlı başına hayret verici bir durum. Niye iki başlı çocuğu laboratuvar ortamında sen inceleyeceksen, işte organizma böyle bir evirildi dersin. Bir şey oldu dersin. Organizma böyle farklı bir hale geldi dersin. Ama madem böyle yaratıldı. Allah yok diyemezsin ki yani. Bu bilimin konusu değil. Laboratuvarda böyle bir şey görüyor musun? Fotosentezi inceleyen bir insan buna duygusal bir dokunuş yapabilir mi? Bilim yani bunların sıralamasını anlatacaksa iki başlı doğan bir çocuk ya da savaş ortamında doğan bir çocuk yaratıcının yokluğuna delil olarak kullanılması bilimin içerisinde yer almaz ki. Bu başka bir duygusal ifadedir. Bu başka bir alanı konusudur. İnsanlar bu şekilde dünyada olan yüzde birlik imtihan gereği hadiseleri çekerekten dünyayı bir matemhane gibi gösteriyorlar. Filanca yerde bazı çocuklar ölüyor, vefat ediyor, şehit oluyor. Demek ki yaratıcı Haşa.. Ne diyorlar? Zalim diyorlar. Filanca yerde salgın hastalıklar oluyor demek ki yaratıcı Haşa.. Zulmediyor diyorlar. Yani böyle dünya genelinde yüzdebirlik bile alana, dilime girmeyen hadiselerle insanları dünyanın matemhane olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. Bizim bu şekilde bir kültür problemimiz var. Her yerde çift başlı bebek doğmuyor. Her yerde insanlar dolandırılmıyor. Her yerde çocuklara zulüm de edilmiyor. Tüm hayatı kötülük gibi algılatmak, bizim başlı başına başka bir problemimiz. Bizim bunları konuşmadan önce tek başlı yaratılmış mükemmel bebekleri de konuşmamız lazım. İnsanların ne kadar güzel ahlaka sahip olduğunu da konuşmamız lazım. Özellikle bizim Anadolu topraklarındaki insanların.

Şimdi Risale-i Nur'dan devam edelim. Konuları birleştirelim birbirine. Bismihi subhanehu Mesnevi-i Nuriye onuncu Risale: İ'lem eyyühe'l-aziz! Tâbiatları latif, ince ve latif san'atlara meftun bazı insanlar. Şimdi insanların mahiyeti çok geniş, bundan bahsediyor. Hatta hayvanların nevinden daha fazla bizim fıtrat çeşidimiz var. Kimileri aslan gibi kahraman. Kimileri tilki gibi kurnaz. Kimilerinin tabiatları da çok latif, çok hassas, çok ince. Evet. Bilhassa has bahçelerinde pek güzel hendesevâri bir şekilde şekilleri, arkları, havuzları, şadırvanları yaptırmakla bahçelerine pek muntazam bir manzara verirler. Köyde inşaat yapıyorsun değil mi? Düşün ki sen bu adamsın. Nasıl inşaat yapıyorsun köyde; Havuzlar, arklar, çiçekler her birisi matematiksel bir hesaptan çıkmış gibi hendesevâri dimi? Geometriden çıkmış gibi mükemmel ölçülerde yapılmış. Bir insanın göz almayacak büyüklükte bahçesi olsa ve her tarafı bu kadar mükemmel ve kusursuz olsa, o kusursuzluğun ve mükemmelliğin tadını alabilir mi? Alamaz. Neden alamaz? Onu gösterecek bir zıt yok. Doğru mu? Mutlak güzel olursa güzelliğin derecesini anlayamam. Yeryüzünde her insan mutlak iyi olursa, iyiliğin kıymetini anlayamam. Yeryüzünde her insan sarışın, mavi gözlü, mutlak yakışıklı olursa, yakışıklılığın derecesini anlayamam. Demek ki ben bir eşyanın mertebesini almam için ve anlamam için zıttının da olması lazım. Her şey mükemmel olursa kendisini hissettirmez. Neden? Şiddet-i zuhurundan.

Şimdi şu ışık bin lümen olduğunda beni iyi görüyorsunuz. Peki bu ışık, ışığın kaynağında yine suyumuz düşünelim. Şöyle bin lümenlik ışık veriyor, ortamı güzel aydınlatır. On bin lümen veriyor, her şeyi görürsünüz ama biraz gözler kamaşır. Yüz bin lümen olduğunda artık böyle görmeye başlarsınız. Peki şu kaynak bir milyar lümen ışık verirse, içeride bir ışık olup olmadığını anlayabilir misiniz? Anlayamazsınız imkanı yok. Neden anlayamazsınız? Şiddet-i zuhurundan, fazla güzelliğinden, fazla mükemmelliğinden bir şey bu kadar mükemmelse kendisini hissettirmez. Peki onu hissettirmek için ne lazım Salih? Zıttı lazım. Onun zıttı nedir? Işığın zıttı? Gölge. Demek ki şurada bir milyar lümen ışık geliyor. Ben ortamda ışık var mı yok mu anlayabiliyor muyum? Anlayamıyorum. Ne zaman ki ışığın önüne elim geldi. Bir gölge geldi. O gölge sonucu aa gölge varsa ışıkta var diyebildim. Ayın ışığının kendisine ait olmadığını ne zaman anladınız? Ay ile güneşin arasına dünya girdi ve ay karanlıkta kaldı. Ay gölgede yani karanlıkta kalıyorsa bu ışık buna ait değildir diyebildik.

Peki sağlık bize mi ait? Değil. Nereden anlayabiliyoruz? Bazen sağlığımız arasına gölge giriyor. Ne gölgesi? Hastalık gölgesi girince, ben sağlığımı bu eşyayı zıttıyla biliyorum ve diyorum ki; aman aman zıttı varsa, gölgesi hastalık varsa, demek ki sağlık var. Bende mükemmel bir sağlık olsaydı o sağlığın kıymetini keyfiyetini anlayamazdım. Güç bize mi ait? Bize ait değil. Bazen ihtiyarlık gölgesi giriyor, gücümüz düşüyor. Gücümüzün düşmesiyle yani zıttıyla, meğer bizde güç varmış diye asıl meseleyi anlıyoruz. Rızık bize mi ait? Bize ait değil. Nasıl anlıyoruz? Bazen fakirlik, yokluk, işlerin kötü gitmesi, işyerinin batması denen o gölgeler araya girdiğinde, gölgesi varsa kendi kuvvetinin de var olduğunu ancak o şekilde anlayabiliyor. Demek ki bizim bahçemiz, az önce saydığımız gibi her yeri mükemmel güzel olsa, biz orada güzelim varlığını anlayamayız. O zaman bahçeye başka bir şey daha lazım. Ne lazım? Bahçedeki o geometriyi, o mükemmelliği, o düzeni, bozacak bahçenin ortasına böyle çat diye bir kaya koymamız lazım. Buyurun okuyalım. Nedir? O kaya. Ve o letâfetin, o güzelliğin derecesini göstermek için, bazı çirkin kaya, kaba, gayr-ı muntazam mağara ve dağ heykelleri gibi şeyleri de ilâve ediyorlar ki... Nasıl bir bahçeye? Her yeri böyle geometrik, matematiksel olarak milim milim yapılmış bir bahçenin ortasına, dağınık yamuk yumuk bir kayayı löp diye koyuyorlar. Sebebi neymiş bakın. Evet. Onların çirkinliğiyle, adem-i intizamıyla bahçenin güzelliği, letâfeti fazlaca parlasın. Baştan alayım. Her yeri mükemmel yapılmış bir bahçe, ortasına löp diye getirmiş dağınık düzensiz bir tane kayayı koymuş. Bu bahçeyi yapanın, gücü o kayayı kırmaya yetmemiş mi? Gücü var belli. Nereden belli? Bahçeyi yapmış ya. Yüz milyar dönüm bahçenin her köşesini yapmış, yani ve yıllardır da geziyor içerisinde. İlmimi yetmemiş? Hayır canım. Yani ilmi yetmezse buraları da yapamaz. Parası mı yetmemiş? Ya olur mu canım harcadığı servete, harcadığı sermayeye bak! O zaman başka bir şey sormam lazım. Bu mükemmel bahçeyi yapan mimar, mühendis kimse, bu kayayı neden koydun? Sebebi ne bunun? Ya Rab bütün kainatı kusursuz mükemmel yaratmışsın. Ben niye duyamıyorum burayı? Neden bu şekilde yarattın? Sebebi ne bunun? Gücün mü yetmedi Ya Rab? Haşa.. ilmin mi yetmedi Ya Rap? Haşa.. Sermayen mi yetmedi Ya Rab? Haşa.. Onun sermayesi yok. Yetmeme ihtimali yok. Onun sermayesi yok. Yoktan var ettiği için senin gibi varlara muhtaç değil Allah. Yoktan yaratanın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Sermayesini etmeme ihtimali yok. Şimdi olay başka bir şey. Biz bigün Sivas'ta bir kafeye gittik. Şaşırdık yani, çok güzel bir kafe yapmışlar. Şimdi bizim bölgeler oralara göre daha kalabalık, daha güzel kafeler olması lazım. Ama Sivas'ta böyle hayran kaldık. Acayip büyük kat kat bir kafe. Neyse en son kafeden çıkarken bir baktık. Kasanın orada bir yerde sıvayı bırakmış adam, sıvanın içerisinde de böyle demir parçası bırakmış. Hani o büktüğünüz, betonun içindeki demirler var ya. O demirleri sıvanın içerisinde bırakmış. Yani görsen dersin ki tadilat devam ediyor herhalde dersin. Dedik ki acaba burayı unuttu mu? Tadilat mı devam ediyor? Şimdi biz adama sorsaydık deseydik ki; abi sen unuttun mu burayı? Tadilat mı devam ediyor? Bize gülerdi. Niye gülerdi biliyor musun? Biz mimar olmadığımızdan, mimar kafasıyla da düşünemiyoruz. Ama o adama sorduğumuzda ne cevap alırız? Milyonlar harcadığım şu kafede yaptığım güzelliklerin patlaması için, bu duvarında bu halde kalması lazım. Niye? Çünkü güzelin güzelliğini artıran çirkin'in çirkinliğidir. Kafede heryeri uzay üssü gibi yapmışsa, o güzelliğin patlaması için bu duvarı da bu şekilde eski halde bırakması lazım. Yani karşı duvarın güzelliği bu sıvalı duvarın çirkinliğin de saklı. Yani güzelin güzelliğini artıran çirkin'in çirkinliğidir. Bazen görüyoruz adam servet harcamış, giyim mağazası yapmış. Servet ya. Milyonlar yetmez. Daha sonra duvardan duvara bir halat koymuş. Kıyafetler onun üzerinde sergilemiş. Ya böyle servet harcanılan bir dükkanda gemi halatının ne işi var ya? Eskiciye gitsen bulamazsın. Ama olması şart neden? Her yeri bu kadar güzel bir şekilde dizayn edilmiş dükkanına, o güzelliklerin patlaması için, onu patlatacak bir de çirkinliğe ihtiyaç var. Yani o güzelin güzelliğini artıran çirkin'in çirkinliğidir. Az önceki bahçeye geri dönelim. O kaya parçası bahçenin güzelliğini kat ve kat arttırmıştır. Bizim burada o düzensizlik gibi gözüken kayanın, düzenin içerisinde amacına hizmet ettiği için mükemmellik olduğunu anlamamız lazım. Bizim burada bu kadar nizam ve intizam içerisinde yaratılmış bir kainatta, bazen gözü görmeyen, bazen ayağı sakat bir insanı bu düzenin bir parçası olduğundan ve amacına hizmet ettiğinden mükemmellik olduğunu anlamamız lazım. Yani sakat doğanlar var. Gözü görmeyenler var. İki başlı çocuklar var. Haşa.. Allah'ın gücü yetmemiş mi? Haşa.. Allah'ın ilmi mi yetmemiş? Haşa.. O zaman başka bir soru sormamız lazım. Nedir? Neden Ya Rab böyle yarattı? Kâinattaki bütün adaleti sağlayan Allah. Nerden belli adaleti sağladığı? Her şey bir nizam ve intizam içerisin de yaratılmış mı? Evet. Güneşe bak. Aya bak. Gözüne bak. Kaşına bak. Her birisinde bu adaleti bu nizam ve intizamı sağlayan Allah, senin üzüldüğün üç, beş tane adaletsizliğe gücü yetmez mi? Yeter. Onu düzeltmeye ilmi yetmez mi? Yeter. Onu düzeltmeye meşiyeti, iradesi yetmez mi? Yeter. O zaman başka bir soru var. Nedir o soru? Ya Rab sen neden buna müsaade ediyorsun? O bahçenin içerisindeki kayayı bırakan insanın neden müsaade ettiğini anladık mı? Çünkü güzelin güzelliğin akması için, çirkin'in çirkinliğine ihtiyaç var. Peki ya Rab bu kadar intizamla yarattığın kainatta, bazen adaletsiz gibi gözüken şeyler, bazen zulüm gibi gözüken şeyler var. Bunların neler olduğunu anladık mı? Çünkü dünyada bir mertebe olması için, Ebubekirlerin olması için çirkinliğe ihtiyaç, yani Ebu Cehillere ihtiyaç var. Ebu Cehil olmadan Ebubekir olur mu? Mümkün değil. Çünkü mertebeler ancak zıtlıkla bilinir. Madem mertebeler zıtlıkla bilinirse, eşyanın hakikati de ancak zıtlıkla bilinir. Gözleri görmeyen bir insan gördüğünde çok üzülürüz. Çünkü olaya parça parça bakıyoruz. Olaya bütün olarak baktığımda ne çıkıyor biliyor musun? Gözleri görmeyen o insanın gayesine ve amacına hizmet ettiği çıkıyor. Bizler amacımıza hizmet etmeye çalışıyoruz. Allah'ı tanımaya, anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Peki sen bunu günde kaç saat yapabiliyorsun? Günde kaç saat Rabbini anlata biliyorsun? Belki üç saat. Belki dört saat. Gözleri görmeyen bir insan, direkt Allah'ın memuru olup, 24 saat amacına hizmet ettiğinden dolayı, ahirette ona verilecek olan o görmenin nimeti başka hiç bilfiil sana verilemeyecek. Çok zorlaşacak bir makam olacak. Kör bir insana bir parça olarak baktığımda üzülüyorsun. Ama bütün olarak baktığımda. Bir; Amacına hizmet ediyor. İki; Bunun karşılığında, bir ecir, bir sevap alacak. Üç; Bunun karşılığında alacağı o cennet sevabını belki birçok insan ömrünü vererek asla ulaşamayacak. Belki birçok görenler ahirette o kör insanın gördüğü kadar güzellik göremeyecekler. Şimdi buna bu cihetle baktığında, o düzensiz gibi gözüken, görmeme eyleminin, aslında büyük düzen içerisinde bir parça olduğunu anlamış oluyoruz. Depremler bile olay anında bizi korkutsa, üzse de daha büyük çapta baktığımızda yerin hep sallanmadığını hissettiren şey, deprem ile arada sallanması oluyor. Peki yerin hep sallanmamasını sağlayan nedir? Allah'ın Kayyum ismidir. Sen Allah'ın Kayyum isminin devamlı tecelli ettiğini nasıl anlayacaksın? Zıttı olan gölgesi olan deprem ile. Deprem arada yeri salladığında diyorsun ki meğer yeri düzenli bir şekilde tutan bir zat ve onun Kayyum ismi varmış diyorsun. Görüyor musun? Deprem ile bütüne baktığımda amacına hizmet ettiği için aslında mükemmellik oluyor. Buyurun devam edelim. اِنَّمَا اْلاَشْيَاۤءُ تُعْرَفُ بِاَضْدَادِهَا. Eşyanın hakikati ancak zıtlarıyla bilinir. Öyle mi? Anladık değil mi? Yerin düzenli bir şekilde sabit tutulduğu, zıttı olan sallanmasıyla. Sağlığın düzenli bir şekilde nimet oluşu, zıttı olan hastalıkla. Gücün düzenli bir şekilde oluşu, zıttı olan ihtiyarlıkla. Bunlar bu şekilde bilinmese biz bunlardan devamlı geldiği için yani şiddet-i zuhurundan dolayı lezzet alamazdık. Evet. Lakin müdakkik bir kimse, o ezdadı cem eden bahçenin manzarasına baktığı zaman anlar ki, o çirkin, kaba şeyler kasten yapılmıştır ki, güzellik, intizam, letâfet artsın. Bir dakika. Furkan kasten yapılan ne? Kasten yapılan kayanın, çirkinliğin oraya konması. Çok güzel. Evet buyurun. Zira güzelin güzelliğini artıran çirkin'in çirkinliğidir. Çirkinlik olmasa güzellik diye bir şey söz konusu mu? Mümkün değil. Devamlı sağlık keyif verir mi? Veremez. Çünkü onun güzel olması için zıttının da yanında olması lazım. Yani hastalığı. Bak bir ameliyat olun. Yani olmayın da. Hani olun. Ya şimdi biz dizden ameliyat olduk. Bizim bir iki kardeş de yanımızdaydı sağ olsun. Revirci olarak, sıhhiyeci olarak. Ya CPM diye bir makineye koydular bacağımı. Ya böyle ameliyatla üç katına gelmiş. Hareket ettiremediğim bir bacağı koydular makinaya. Sonra o görevli hemşire bir düğmeye bastı çıktı gitti odadan. Ben anlamadım yani hemşire arkadaş niye bastın çıktın gittin. Meğer mükemmel bir amacı varmış. O makine bacağımı 20 dakika boyunca böyle düztt.. düztt.. diye o kadar canımı acıtarak kırıp büktü ki.. Ya ben daha bu kadar ciddi bir acı daha yaşamadım hiç bir zaman. Sakatlık anında bile yaşamadım yani. Ama o hal geçtikten sonra, özellikle bir buçuk ayda bastonla gezdim. Bastonunda bıraktıktan sonra belki arkadaşlar şahit olmuştur. Şey diyordum; ya yürümek ne güzelmiş diyordum yani. Böyle bazen gülüyordum. Abi ne oldu diyorlar. Ya benim dizim var çok mutluyum falan diyordum yani. Gerçekten o kadar çok lezzetini arttırdı ki bu hal. Bu hali yaşamasaydım var olan dizimden dolayı hiç mutlu olmamıştım. Bazen fakirlik olmadan var olan maldan dolayı da insan mutlu olmuyor değil mi? Bazen ayrılık olmadan var olan kavuşmalar dan dolayı insan mutlu olmuyor. Demek ki anlamamız lazım ki güzelin güzelliğini artıran çirkin çirkinliğidir. Devamlı üç yıl önce o dostundan o kazığı yemeseydin. Üç yıl sonra bulduğun dostunun kıymetini bu kadar anlamazdın. Nasıl anladın? Bu güzel insanları, ya dışarıda kazık yediğin insanlar sayesinde. Onlar bile amacına hizmet etmiş mi? Muazzam bir olay ya. Buyurun devam edelim. Demek bahçenin tam intizamını ihmal eden o çirkinlerdir. Tamam anlaşıldı mı? Ya bir insan bunu tam anlasa, başına bir kötülük geldiğinde ya ben böyle bir hakikati kalbime nakış etmiştim. Demek bugün üzüldüğüm ve damlattığım bu gözyaşı ileride bana gülmek olarak geri gelecek. Bugün bulunduğum yanlış dostluklar ileride bana salih ve gerçek dostlar olarak geri dönecek. Bugün elimden bazı malların gitmesi ileride bana var olanlardan lezzet almam olarak geri dönecek. Bugün sağlığımda bir yeri kaybetmem, ileride bana oradan mutlu olabilmem olarak geri dönecek. Çünkü güzelin güzelliğini artıran çirkinin çirkinliğidir. Bence muazzam bir ifade ya. Ya muazzam bir ifade insanlar bu hakikatleri bilmeden gerçekten yürümemesi lazım, yaşaması lazım ama dünya çok yer değiştirmiş dimi? Bunlar hiç önemli değil işte arada bir böyle elimizi açıp bir şeyler söylüyoruz ama bu hakikatlere sinemizde yer bırakmıyoruz. Çok anlamsız bir hayat olur. Amacına hizmet etmesi çok müşkül. Devam. Ve o çirkinlerin adem-i intizamı nispetinde bahçenin intizamı artar. Bak bu cümle ne demek biliyor musun? Çirkinliği intizamsız görüyorsun dimi? Kaya intizamsız mı? Öyle görüyoruz. Ama onun intizamsızlığı nispetinde bütünün intizamı artıyor. Yani bir şeyin kötülüğü nispetinde, diğer güzelliğin güzelliği arttığından bütüne baktığında ne görüyorsun biliyor musun? Yüzde doksan dokuzu intizam, yüzde birdeki olayı sen intizamsız gibi anlıyorsun. Demek o intizamsız gibi gördüğün şey o yüzde doksan dokuzu daha kusursuz bir intizam haline getirmekle vazifeli. Ne gibi? Dönüm dönüm bahçe de her yer geometrikken, onun güzelliğini patlatmak için konulan yamuk yumuk kaya gibi. Ya muazzam bir olay ya gerçekten muazzam bir olay. Devam edelim. Kezalik, dünya bahçesinde nizam ve intizamın son sisteminde bulunan mahlukat ve masnuat arasında hayvanlarda olsun, nebatatta olsun, cemâdatta olsun bazı çirkin intizam dan hariç şeyler bulunur. Bizim nazarımızda çirkin ve intizam dışı gözüküyor ama bütüne hizmet ettiğinden mükemmel bir intizamı sağlıyor. Evet bunların çirkinliği intizamsızlıkları, dünya bahçesinin güzelliğine intizamına bir ziynet, bir süs olmak üzere Sâni-i hakim tarafından kasten yapılmış olduğunu, pek yüksek, geniş, şairane bir hayal ile dünyanın o bahçe manzarası nazar altına alabilen adam, görebilir. Mahruti bakan, geniş bakan bu manayı yakalayacaktır. Dar bakan üzülecek, yıkılacaktır. Evet. Maahaza o gibi şeyler kasti olmasaydı, şekillerinde hikmetli tehâlüf olmazdı. Evet tehâlüfte kast ve ihtiyar vardır. Her insanın bütün insanlara simâca muhalefeti buna delildir. Ya şimdi Bursa'da altı yüz yıllık çınar var. Bu çınar'ın yanından geçtiğinde heybetinden korkuyorsun. Eyvah diyorsun ya bu çınar acaba üstüme yıkılır mı? Diyorsun. Bu çınar'ın o kadar uzayan dalları var ki acaba kopar düşer mi diyorsun. Bu çınar'ın o kadar uzakta yaprakları var ki acaba oraya su ulaşıyor mu diyorsun. Hiçbirine endişe etme. Senin gözüne arıza gibi gözüken o olaylar var ya, ta o çınarın altındaki çekirdeğin programın içerisinde derz edilmiş. O ağaç çekirdekte yazılanın dışına çıkamaz. Hiç endişe etme, sana arıza gibi gözüken şey mükemmel bir bütünün parçasıdır. Sadece sen parça olarak, bunun mükemmelliğe hizmet ettiğini anlayamıyoruz. Gördüğün üzücü hadiseler, başına gelen çıkmaz olaylar. Sen dar baktığın için arızalı ve kusurlu gözüküyor. Hiç endişe etme hiçbirisi Allah azze ve celle'nin kader programından hariç olmadığından ve o küçük seni üzen hadiseler, bir bütünün mükemmelliğine hizmet ettiğinden o da mükemmeldir. O da güzeldir. Biraz sabredip dişini sıktığında biiznillah anlayacaksın. Subhaneke la ilme lena illa ma allemtena inneke entel alimul hakim ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn el-fatiha maassalavat.

Yüzde birlik kusurlu kabul eden bir adam. Aslında yüzde doksan dokuzun kusursuz olduğunu kabul etmiş oluyor. Ya bir düzen içerisinde olduğunu kabul etmiş oluyor. Aslında yüzde birlik kusur yüzde doksan dokuza delil oluyor. Evet. Ve düzeni kabul eden de bir düzenleyicide aslında kabul etmesi gerek. Çok güzel. Bunu görmek de cidden çok saçma. Onun matematiğinde yüzde yüz olduğunda biz onu anlayamıyoruz. Evet. Az önceki kuvvetli ışık metaforu gibi. Misal sağlık diye bir kavram bile olmazdı herhalde hastalık olmasa dimi abi? Evet olmazdı. O ortamı Tamam herkes düzgün yaşardı ve sağlıklı olduğunu bile farkına varmazdı yani, hiç kimse böyle bir kavram olmazdı yani. Sağlık kavramı, o kadar önemli yani o anlayabilmemiz için.

Sinan bir şeyden lezzet almanın iki yolu vardır. Birinci yolu; alt yolu az önce konuştuğumuz zıtlık meselesidir. Bununla avam olsun, havası olsun herkes bir nevi lezzet alır. İkinci meselesi; hiçbir zıtlığa ihtiyaç duymadan bizzat esmayı anlar, fehmeder, yaşarsın. İşte bunu yaşayabilen insan çok çok çok azdır. Sadece bu kısım kalsaydı, zıtlık meselesi kalmasaydı. Bizler hiçbirimiz az önce dediğin gibi, sağlık diye bir kavram varmış, lezzetliymiş. Doymak diye bir kavram varmış, lezzetliymiş. Bunların hiçbirisini anlayamazdık. Zira suya en çok lezzet duyduğumuz an, bir antrenmandan sonra en çok hararet yaptığımız an, yemeğe en çok iştah duyduğunuz an, oruçlu bir halden sonra iftar açmaya niyetlendiğimiz an, o zıtlık ne kadar şiddetli olursa öbürünün güzelliğini de o ölçüde arttırıp ona lezzet veriyor. Lezzeti almanın bir yolu budur. Diğer bir yolu bizzat Esma'ya intikal edebilmektir. Ama dediğim gibi zıtlık yolu herkese açıkken, bizzat esmadan beslenip o lezzeti almak çok zordur. Yani Allah'ın Rezzak olduğunu ya aç kalarak anlayabilirsin. Ya da o nimeti yemeye bile ihtiyacın olmaz. Görür görmez içinde Rezzak'ın özel cihazatı çalışır, orada anlayabilirsin. Bu çok müşkül ya. Bizde eşyanın hakikati, zıtlıkla açılıyor. Ben de diyorum ki eşyanın hakikati bir de eşyanın arkasındaki esma ile açılır. Zıtlıkla açmak herkese daha kolay bir yolken. Direkt eşyanın arkasından esma'yı görmek, işte o sahabelere nasip olmuş ve onun yolda yürüyen kimilerine değil mi? Benim bir arkadaşım vardı. Annesi mide kanserinden vefat etti. Bugün de fotoğrafı Facebook'ta önüme düştü. Ya onun böyle bu dünyadan göçüp gitmesi, bana o kadar çok sahici, kalıcı ve bitmeyen bir hayatı ders verdi ki ben bunu zıttıyla anladım. Yani hatıraları olan, yaşamış nefes almış bir insan yok olamaz zaten ama onu bir an görememek, sonsuz görmek nedir? Onu anlatıyor yani. O ahiret meselesi bile bu dünyadaki firaklar ile küçük küçük ayrılıklarla o bütün bütün kavuşma biliniyor. Ya eşyanın hakikati zıtlık. Evet. Allah razı olsun...