Transcription
Her şey yolunda mı, Efendi kaptan? Yolunda kaptan, yolunda.
Yorgun gibisin. Ee, üç ay oldu evi ayak basmayalı. Hem yorgunluk, hem özlem. Özlemez mi insan? Yola çıktığımızda daha on günlüktü kızın, değil mi? Öyle ya. Zaten her şeyi onlar için yapıyoruz. Merak etme. Az kaldı memlekete.
Ben... Ulan ben sana öyle mi sık dedim, Turgut? He? Elleşme bana. Senin o elindekini tamir edebildin mi de bakayım? Turgut! Benim şu ana kadar tamir edemediğim sen neyi gördün? Sen söyle bakayım bana.
E daha da bitirmediniz mi? Ya ortağım şu hamsi kafalı susarsa... bir yani karışmazsa bana, bitecek de bitmiyor ya.
Hamsi kafalı dedin de... ha şöyle bir hamsi tava olsa, tereyağını... bakır bir tavanın dibine atacaksın. Cıss. Cıss. Ondan sonra mısır ununda böyle horon vurduracaksın hamsilere. Dizeceksin, tek tek. İnci kolye dizer gibi. Ondan sonra çıkar tepsiyi... yap böyle mısır ekmeğini kaşık gibi elinde.
E ne oldu? Karnınız mı acıktı? Ortağım yerinde duramıyor eleman ya.
E hadi o zaman. Tamir edin. Evimize varalım. Emret kaptan. Emret kaptanım.
Bak bu işin şakası yok. Anladın mı lan? Hata yok. Bu parti malı indirtmeyeceksin. Acentenin de haberi olmayacak. Bunun alıcısı acente değil. Diğerleri indikten sonra bunu almaya başka bir tır gelecek. Anladın mı? Kaptanın da haberi olmayacak. Bak bu işin şakası yok. Anladın mı lan?
E ama kaptanın haberi oldu bile, Salih.
Kaptan. Ben gemimde ne olur, ne biter? Mürettebatımdan kimin canı sıkkındır? Kimin yardıma ihtiyacı vardır? Kimin burnu akar? Kimin burnu boka bulaşmıştır? Bilirim Salih. Bunlar bildiğin işler değil. Zaten bilsem... böyle bir iş olmazdı.
Bir gemi batmaya başlarsa... ilk ne yaparsın Salih? Bir gemiyi batıracak yükü denize atarsın ki... Ki? Batıp da ölmeyelim. Şimdi seni de... Omzundaki yüklerden kurtaralım ki... batıp da ölme.
Dursun! Ortağım! Gel buraya! Bak bunlar bildiğin adamlar değiller. Bırak görme, bu sefer yakarlar seni.
İlk yanışma olmaz, Salih. Malları ne yapacaksın? Hangi malları?
Hadi. Hadi. Hadi Salih. Dursun. Anladın sen, ortağım.
Anam! Hoş geldin aslanım. Hoş geldin ilk göz ağrım. Oh, geçti gitti çok şükür. Geçti. Geçti. Her gün dua ettim sana.
Biliyorum. Sayende buradayım ve sayende hep burada olacağım. İnşallah. Aslanım benim, aslanım. Hadi geç, geç.
Geçmiş olsun yeğenim. Eyvallah dayı. Hoş geldin Mehmet, çok özledik. Eyvallah. Ee, sarılmak yok mu abiye? Gel buraya. Hoş geldin ağam. Hoş bulduk.
Aa. Gitmiş kaslar. Allah Allah. İçeride iyi bakmadılar mı sana? Anneciğim, ayarlamıştır bir şeyler. Bu var ya, bu hep aynı. Bu arada bana hep baktılar. Bir tek kuş sütü eksikti içeride. Sporumu da gayet iyi yaptım, merak etme.
Bakacaklar tabi ya. Otele çevirdik orayı yeğenim için. Eyvallah dayı. Babam? Odasında.
Mehmet. Mehmet, yeğenim hoş geldin. Geçmiş olsun. Eyvallah Kınalı, sağ ol.
Beklesin dışarıda, göreceğim zaman onu çağırırım dedi. Geldi o ha? Geldi dayı kapıda.
Ne oldu? Belli ki doktor düşürmüş canını dara. Anlat bakayım.
Ya dayı... doktor tedaviye hemen başlamak lazım diyor. Üçüncü evrenin sonuymuş. He. Hâlâ *** yani ha? Ya Allah geçinden versin dayı. Benim nefesimden alsın, senin nefesine eklesin.
Ula deme öyle. Dayı, demeye dilim varmıyor da... Durum ciddi. Sen böyle kalpti, tansiyondu derken hastalığını geçiştiriyorsun. Hastalığının ciddiyetini aileye de demek lazım. Ha bir de... helallik alman gerekenler var, bunu sen de bilirsin.
Dedin ha? He. Bakalım. Ya şimdi her şey tamam değil mi? Tamam. Dolma? Tamam. Sütlaç tamam. Tamam. Hamsi? E burada tamamdır. Hepsi tamam. Oldu tamam hadi.
Asiye anne. He, söyle. Ya iyi değil diyorlar. Ya Osman Bey’i diyorum. Anladım Sabriye. Kim olduğunu. Ay kestin mi? Dur, dur, dur. Pamuk falan getireyim. İstemem ya. Bir damla kan. Çocuk muyum ben? He, değilsin, değilsin. Aman burnunu yere düşse almazsın ha. Almam tabi. Ne demeye eğileyim yere? Sendeki inadın yarısı bende olacak var ya… Karadeniz önümde dalgalanmaya korkardı. Göl olurdu, göl.
Uy benim uşaklarım gelmiş, torunlarım gelmiş. Nene, özlediniz mi bizi? Özledim. Hem de nasıl. E varsa yoksa nineniz ha. Ya ben? Ya sen? Ee, biz tatlıyı sona sakladık. Ee, gel ha böyle. Oy! Oy benim oğullarım, oy kokularına kurban olsun. Ee, hadi hadi sofraya. Hadi.
Hele şuna bak ya. Hele şuna bak. Özüne daha bir farklı sarılır. Hih! Sizin aranızda öz, üvey mi vardır? Ben senin kanına kurban ortağım. Canına kurban, canına. Çok çalıştık ha sizin için. He. Sabriye'yle. Maşallah. Al bakayım. Sen zayıfladın mı ha? Ben? He. Dursun? Evet, yüzü çökmüş. Dursun'un? Dursun gemide yemek bırakmaz.
Hoş geldiniz Güneş Hanım. Hoş buldum. Teşekkürler. Zahmet etmeyin. Ben kendim giderim.
-Müsaadenizle.
-Olmaz efendim. Yani müsaadem olmaz değil. Estağfurullah. Olur olur. Daha önce de kendim gittim. Yine kendim giderim. Yani patronlarıma ne derim diye düşünmeyin. Deneyecek bir şey varsa ben söylerim. Arabada. Tamam. Tamam. Evet. Memleketime ilk kez gelmiyorum ya, merak etmeyin.
Otur. İyi gördüm seni. İyiyim baba, şükür. Şükür. On ay. On ay içeride yatmama müsaade ettin. Çıkarabilirdin. Ama çıkaramadın. Ama iyiliğim için yaptım, biliyorum. Adam olayım diye. Aklımı başıma toplayayım diye. Aklımı başıma topladım baba. Merak etme.
Merak etmiyorum.
Baba. Güven bana. Ben değiştim. Aklımı başıma topladım. Her şey istediğin gibi olacak. On ay içeride yatman... akıllandırır mı seni? Evvelinde yaptıklarını değiştirir mi?
Ne yapmışım baba? Evladın olmaktan başka ne yaptım? Bir helal olsundan başka beklentim yok benim.
Helal olsun. Helal olsun, ha? Helal kimden alınır? Biliyor musun? Kimden baba? Kimden alınır helallik? Hakkını yediğinden. Hakkının geçtiğinden. Hakkına göz diktiğinden. Mehmet Paşa... sen helallik almayı değil... haleli getirmeyi biliyorsun.
Eyvallah. Bana bak. Değiştir o kafayı. Olduğun gibi değil, olman gerektiği gibi ol. Ailen varmış gibi etme. Aile ol. Çık.
Allah'ım nasıl olur? Mehmet! Mehmet! Oğlum! Sakin olur musun biraz? Bak, beni dinle. Yakında her şeyden elini eteğini çekecek zaten. Orası senin yerin. Hak ettiğini alacaksın. Merak etme. Sadece sabırlı ol. Tamam? Beklemeyi bil.
Alo. Mallar yerine ulaşmamış. Ne demek o? Sen hemen gel.
Ne oldu? Mehmet! Hay Allah ya. Ulan Garip Ağa. Ulan Garip Ağa. Hadi bakalım. Hay ben senin yapacağın işe... Şey. Kusura bakmayın. Size sövmüşüm gibi oldu ama... tanımadıklarıma sövmem.
Tanıdıklarınıza küfür kıyamet yani? Yok canım. Anladım.
Yolda heyelan olmuş da yol kapanmış. Evet. Ama benim acelem var. Nereye gideceksiniz ki? Nazlıköy'e. Ya başka yol yok mu? Benim en geç bir saate orada olmam lazım. Gerçekten. Yani başka bir yol var ama dağlık. Ya şimdi bu yol kapandıysa diğer bütün yollarda kapanmıştır. Ya üç, dört, belki beş saat bile sürebilir. Dağlık yol olmaz. Çok mu önemli? Çok. Bir yol daha var. Ama karadan değil. O ne demek? Tekneyle yarım saate gideriz buradan. Yok, yok. Asla. Tekneyle hayatta olmaz. Benim için hava hoş. Acelesi olan sensin. Evet, ben ama denize açılamam. Yani binemem de, gelemem de, gidemem de. Olmaz, yok. Olamaz, olmaz. Neden? Korkuyorum. Denizden? Denizden, denize bu kadar yaklaşmaktan, denize bakmaktan, denizle ilgili hikayelerden.
Ne gülüyorsun? Çok mu komik? Yoo. Hiç komik değil aslında. Mesela ben de çok korkarım. Ben de karadan korkarım mesela. Keşke hep denizde olsam. Anladım.
Alo. Güneş abla neredesin? Seni bekliyoruz hadi. Garip Ağa. Yok lan, melek düştü. Hem de buraya gelmiş. Ne yapacağız? İnanamıyorum. Ee, geleceğim. Geleceğim ben, yoldayım da. Ufak bir pürüz çıktı ama halledeceğim. Ya yok, halledeceğim diyorum. Hadi bekleyin beni. Öpüyorum.
Hava durgun. İstersen gideriz buradan. Sakin sakin. Öyle mi diyorsun? E tabii. Hava bozacak gibi değil. Anlarım ben biraz bu işlerden de. Birkaç sefer denize çıkmışlığımız var elbet. Yok işte, yok. Başka çaren yok. Başka çaren yok. Ee şey o zaman, bir gelmeyi deneyeyim mi? Hı... Tabii hemen ben şey yapayım. Yardımcı olayım sana hatta. Yapabilirsin. Bismillahirrahmanirrahim. Bırak kendini. Ben neden güvendim ki şimdi sana bu kadar? Bismillahirrahmanirrahim. Aa! Aa! Aa! Güvenmek güzeldir. Güneş ben bu arada. Azil. Tamam. İyi misin? Bak biz ne yapalım biliyor musun? Gel seni içeri oturtalım, daha rahat edersin. Gel. Hazır mısın? Batmaz değil mi bu tekne? Karadeniz'de bundan iyisi yok. Evet. Evet, bak oraya da tutun. Şükür.
Döndü Mehmet'im. Artık bu kadar yorulmana da gerek yok. Oğlumuz burada. Yükün çoğunu alır. He, alır. Alır tabii. İmkan versen, neler yapar benim oğlum. Hem zaten başkası mı var? Tabii ki Mehmet'i yetiştireceksin yerine. Yanlış yapıyorsun Osman. Mehmet senin evladın. Üstelik ilk göz ağrın. Ama onun tek suçu... ilk çocuk olmak değil zaten, değil mi? Ne demeye getirdin şimdi onu? Bizi aile yapan... seninle beni karı koca yapan... Mehmet. He. Sen bu evden çekip gitmek istediğinde... seni bu eve zincirleyen o. Hep öyle gördüm. Değil mi? Kendi zaaflarını, suçunu... yaşayamadığın hayatının bütün ağırlığını onun omuzlarına yükledin. Yalan mı? Şu çocuğa güven artık. Senin ve ailesinin güveninden başka hiçbir şey eksik değil çünkü.
Hani çalışıyordu? Çalışıyor. Çok da iyi çalışıyor da... böyle çalışmıyor. Tamam, ben ne kadar istersen veririm. Vallahi söz ya. Sen yeter ki sağ salim yetiştir beni, hadi. Ne kadar verebilirsin mesela? Yirmi bin. Kırk bin. Ben parayla çalışıyor demedim ki sana. Ne demek o, neyle çalışıyor? E şimdi sen benimle konuştun, beni ikna ettin değil mi? Garip aile de konuşacaksın. Onu da ikna edeceksin. Tekneyle mi konuşayım? Evet. Hayır, tabii ki tekneyle konuşmayacağım. İyi. Sen bilirsin. Ya tekneyle konuşur mu insan Allah aşkına? Niye siz şehirde akıllı evlerle konuşuyorsunuz, sorun yok. Navigasyonla konuşuyorsunuz, sorun yok. Şimdi tekneyle konuşunca sorun mu olacak gerçekten? Hadi. Tatlı dilinle ikna et. Sevgili tekne. Garip Ağa. Bak Garip Ağa. Benim Nazlıköy'e gitmem lazım. Gidince sen de anlayacaksın. Ne kadar önemli, ne kadar hayırlı bir iş için olduğunu. Hayırlı iş mi? Girme aramıza, konuşuyoruz bir dakika. Ben hayatımda hiç tekneye binmedim. Bırak tekneyi... Denize ayağımı bile sokamadım. Ama sana güvendim be Garip Ağa. Hadi. Hadi beni yarı yolda bırakma. Aha! Ah! Bismillahirahmanirahim. Bak. Bak ben dedim sana. Garip Ağa, anlar insanın halinden.
Babamın haberi olmayacak. Ama bizim mallar ortada yok. Gemi limanında, bizim mallar nerede? Öğreneceğim. Onu zaten yapacaksın. Bak ben senin yerinde olsam var ya... bir an önce atlar Rize'ye gider, bu işi hallederim. Yani yoksa... Yoksa? Babamın haberi olmayacak. Böyle anlaştık hâlâ. Ona bakacağız Mehmet. Ona bakacağız. Sen hele git Rize'de şu işleri bir hallet gel de... hayatta kal Mehmet. Biliyorsun hayatta olmayanlar borcunu ödeyemiyor. Hayatta kal Mehmet. Hayatta kal.
Evet abi, ne yapıyoruz? Teslimatta sıkıntı var. Rize’ye gidiyoruz. Biz gidene kadar öğren. Bu işin arkasında kim varmış, bulsunlar. Bir de gittiğimizden kimsenin haberi olmasın. Tamam abi, merak etme. Bende o iş.
İş mi? İş için mi gidiyoruz Nazlıköy'e? Ya gerçi orada yapacak pek bir iş de yok. Oralı mısın sen? Tarla iş falan mı? Hı hı. Tarla, tarla. Gitmek zorundayım. Bekliyorlar beni. Yoksa hayatta gelmezdim, tekneye de binmezdim. Tamam. Tamam. Sorun yok. Hayırlı bir iş demiştin. Hayırdır? Gönül işi diyelim.
Ben... Ben hiç iyi değilim hiç. Konuşabilecek durumda da değilim, tamam mı? Tamam? Tamam. Ben de korkardım eskiden. Dalga geçme ne olur. Dalga geçme. Gerçekten çok korku. Baksana. Korkulmayacak gibi mi? Uçsuz bucaksız. Git git gitmez. Dalsan dibi görünmez. Ne yapacağını kestiremezsin. Elinden gelen tek şey... saygı duymak. Onu anlamaya çalışmaktır. Ve ne yapar biliyor musun? Sen neyi hak ediyorsan, sana verir. Sen saygı duydukça tabii. Ama yine de kork. Bilinmez bir kere. Sonra? Kapa gözlerini. Ya kapa gözlerini. Ya Deniz'e güvenmiyorsun, bari kaptanına güven.
Nazlı köy, limanına hoş geldiniz. Neden o türkü? Yani sen denizden korkunca, ninen niye o türküyü söyledi sana? Bilmem. Bana iyi gelen şeylerin sebebini sormam. Esas senin bilmen garip ya. Ya o türküyü kimse bilmez. Eğer buralı değilsen. Bir yanım buralı sanırım. Diğer yarın? Ben beklerim. Seni burada yani. Yok bekleme, ben kendim dönerim. Nasıl? İşte dağlık yoldan yani. Ben dedim ya sana. Üç dört saat, belki beş saat sürer burada. Beklerim ya ben. Sorun değil. Sen de gel istersen yan... Tamam.
Kınalı, bak buraya. Bana mı seslendin dayı? He. Dedin ya, helallik almamız lazım diye. Doğru dedin. Hazırlan. Rize'ye gidiyoruz. Sadece ikimiz. Arabayı hazırlasınlar. Anamın elini öpmeye gidelim. Tamamdır dayı.
Sen tabii hayırlı iş falan deyince... bende bir gönül işi var sandım. Ben öyle bir şey demedim. Öyle bir şey dedin gibi değil de... biz şimdi gidiyoruz ya mesela bu dolmuşla oraya... o kadar iş adamına ayıp olmasın? Olmaz, olmaz. Peki. Ya pardon, bu kapalı yollar ne zaman açılır sizce tahminen? Yo, kapalı değil ki yollar. Kapalı ya yollar. Görmüyor musunuz? Ya kapalı ya yolların hepsi. Yalancı, önüne baksana. Yollar açık şu anda. Abi kapalı ya diğer yolların hepsi. Açık ya. Ya sen geç. Ya bunun bir şey bildiği yok. Önüne bak. Konuşma. Yoluma bakıyorum. E bakmaya devam et o zaman. Sus artık.
- Geldik zaten.
-Devam ediyorum. İmremiz lazım. İmremiz lazım. Biz gelmişiz zaten. Çek sağa, biz ineceğiz. İki dakika sonra buraya araba durmaz. Ya tamam çek. Biz ineceğiz, yürüyeceğiz ya kalanını. Ha böyle birazdan duruyorum. Ne yaparsan yap be. Hayırlı işler. Allah'a emanet ol. Sen de Allah'a emanet ol.
Geldik. Vay be. Demek anlattığın iş adamları bunlardı. Güneş abla! Güneş abla! Güneş abla!
-Kocaman olmuşsunuz.
-Güneş abla hoş geldin. Canım benim. Hoş buldum. Siz kocaman olmuşsunuz ya. Büyümüşsünüz, inanamıyorum. Hoş geldiniz Güneş Hanım. Hoş buldum. Güneş abla hoş geldin, hoş geldin. Geleceğim demiştin. İyi ki geldin. Geldim tabii ki de. Ben verdiğim sözü tutarım. Kim bu? Sevgilin mi yoksa? Ne sevgilisi uşak? Arkadaşıyım. Bu okulu Güneş abla yaptırdı bize. O bizim kıymetlimiz. Sakın üzme onu. Sağ olsun iki sene önce tanıştık Güneş Hanım'la. Okulumuzu o yaptırdı. Annemle babamın adı. Nilgün, Kadir. O zaman oyun zamanı. Merak etme. Üzmem Güneş ablanı. Hadi.
Hani gelirken bir şaka yapmıştım ya. Hava bozuyor diye. Evet, ben de gülmemiştim. Bak şimdi o şaka gerçek oluyor. Nasıl ne gerçek oluyor? Ne olacak yani? Batar mı tekne? Ne olur dönmeyiz değil mi? Geri dönmez, ters dönmez değil mi tekne? Sakin ol. Benim daha kıyıya yanaştıramadığım tekne olmadı. Ayrıca sen bugün yaptığın şeyle gurur duy. Çünkü annenle baban seninle gurur duyuyordur. Hayatta olsalardı duyarlardı belki. Yani... Hayatta olsalardı da... Gurur duymasalar da olurdu. Başımız sağ olsun. Başımız? Sen de mi kaybettin annenle babanı? Bilmem ki. Bir şeyi kaybetmek için galiba, önce sahip olmak gerekiyor. Ben hiç tanımadım annemle babamı. Ben, daha bebekken vefat etmişler. Çok üzgünüm. Ben bu denizle kaybettim annemle babamı. Yazları hep buraya gelirdik. Gezmeye çıktık öyle hep beraber. Sonra araba denize yuvarlandı. Bir tek kardeşimle ben sağ çıktık içinden. Korkma. Çünkü... deniz senin korkman gereken bir şey değil. Bu deniz aslında senin ailen. Annenle baban burada. Bilmem ki. Ben bilmek isterdim biliyor musun? Annemle babamın yani. Varsa mezarı bilmek isterdim. İkimiz de yetim ve öksüzüz yani. Ama bak sen şu işe ki... bu deniz... iki tane yetimi bir araya getirdi. Sağ olsun. Da... İn istersen. Getirdiği gibi de götürmesin.
Senin için ta Rize'ye kadar geldik Salih Kaptan. Seninle bir iş yapalım dedik. Ama yapamadık. Niye? Cevap versene lan! Ben elimden geleni yaptım abi! Ya nasıl yaptın Salih elinden geleni? Elinden geleni yapsan biz burada mı oluruz şimdi? Pardon abi. Sen dürüstlük nedir bilir misin? Bilirim. Bilirim abi. Ben bilmem. Umurumda değil. Salih mallar nerede? Mallar denizde abi. Dalga mı geçiyorsun lan sen benimle? Ne demek denizden? Kim döktü? Kaptan döktü. Kim ulan bu kaptan? Azil diye biri abi. Delidir biraz. Azil. Benden daha mı deli? Nerede buluruz biz bu Azil’i? Damların orada, teknesi var. Kime sorarsan gösterir abi. Beyler, alın götürün bunu.
Mehmet, oğlum neredesin? İşim var anne, ne oldu? Sesin gene bir kurtlu geliyor. Baban Rize'ye gidiyor. Gece yola çıkacaklar. Ne? Ne oluyor orada? Ne bileyim bir kurtlu kaç zamandır. Otuz senenin sonunda ne olduysa anasına gidiyor. Otuz yıl sonra mı? Sana bana otuz yıl oğlum. Onun için geçti mi zaman? Otuz sene öncesine takıldı kaldı. Anne sen emin misin Rize'ye gittiğinden babamın? Yani anası onu evin sınırına yaklaştırmaz ki. Konuştukları bile yok. Vallahi daha önceki gidişinde tüfek doğrulttu demişlerdi. Şimdi kesin vurur herhalde. Allah korusun. Neyse ben kapatıyorum şimdi. İşim var. Ne işin var? Allah korusunmuş.
Abi hayırdır? Bir sıkıntı mı var? Babam Rize'ye geliyormuş. Bizim bu işle bir alakamız olduğunu sence çözmüş müdür? Ha Sancar? Sanmıyorum abi. Babam gelmeden şu Azil’i bulalım. Eşeği sağlam kazığa bağlayalım. Tamam? Tamam. Sen nasıl istersen. Uşaklardan ikisini yanına al. Doktor da arabada olacak. Bizi takip edersiniz. Ama dayı takip ettiğinizi görmesin. Tamam abi. Rize’ye yolculuk var demek.
Öyle. Hatırlar mısın Kınalı? Böyle yirmili yaşlarınızda falandınız. Bir gün sen bıçaklanmıştın da Osman seni alıp eve getirmişti. Bir hafta bakmıştım sana evde. Çorba bile yapmıştım. Allah razı olsun. Amin. Hepimizden. Daha sonra da neler geldi başınıza... ama benim kapım sana hep açıktı. Sen sadece Osman'ın değil, benim de kardeşim oldun. Demem o ki... düştüğünüzde sana uzanan el, benimkiydi. Asiye'nin değil. Yaralarınızı saran hep ben oldum. Osman'ın anası değil. Yani siz şimdi güzel güzel Rize'ye gidin. İşinizi, gücünüzü halledin. Ve sağ salim geri dönün. Eğer istenmedik bir sürprizle gelirseniz... seni de yakarım, Osman'ı da. Ve bir saniye bile düşünmem. Tamam? Hayırlı yolculuklar.
Müdür Bey. Gel bakalım Sado. Nasılsın? Eyvallah sağ olasın, iyiyim. Gece vakti sana rahatsızlık verdik he. Dersen ki gece görüş olmaz... boynumuz kıldan ince. Sana var. Ama yalnızca sana. Eyvallah. Hoş geldin ömrüm. Havva’m geç böyle. Ömrüm gel. Geç. Gene konuşuruz. Tamam. Ömrüm. Özledim seni. Ne oldu? Anlat, ne oldu? Mallar ortada yok. Nasıl yok? Bayağı. Gemi limana indi, mallar inmedi. Öyle çok da şaşırmadın. O Mehmet yok mu o Mehmet. O Mehmet, daha kıvılcım olmadan... ateş olayım, yakayım, kavurayım dedi gene. Bak, boş. Şimdi ne olacak? Ne olacak? Rize'ye gitti. Ya halledecek, ya halledecek. Bak. Gideyim... onu yapayım, bunu yapayım, yanayım, kavrulayım derken... seni yakmasın sakın. Bak, dikkat et ha. Sado. Benim kaynağıma düşen hangi ateş sönmedi bugüne kadar? Hı? Hem Mehmet'in o sularda bir nefeslik ömrü var, merak etme sen. Hem yakında onun ipini kendi elleriyle abim... Osman çekecek. Üvey abin, Osman. Üvey abin. Üvey abin.
Ben de gelseydim baba. Oraları seninle gezmek başka olurdu. Şimdi gezmek için değil güzel kızım. Ama sana söz. Seninle oraları gezeceğiz beraber. Hem ilaçlarını da takip ederdim. İçim rahat ederdi. Ulan sen yok musun ha? İlaç işleri Kınalı’da. Merak etme. Hem ben babaannemi de hiç görmedim. O iş için biraz sabır. Göreceğiz inşallah. Ver bakayım bir tospa. Mehmet abim nerede? Olması gereken yerde Yunuscuğum. İşinin başında. Enişte bu arada merak etmeyin. Siz yokken evde, iş de kontrol altında olacak. Her şey bana emanet. Eyvallah Haki. Mehmet de zaten işinin başındaymış. Gözüm arkada kalmayacak. Haki. Aslında daha önceden haberimiz olsaydı... belki Haki de sizinle gelirdi enişteciğim. Ama malum işleri çok yoğun. Hadi tamam. Neyse daha fazla meşgul etmeyelim. Yolcu yolunda gerek, değil mi? Gidelim.
Birader, Azil kaptan nerede? Kaptan burada değil. Sabah denize açıldı. Ee, ne zaman döner? Yarından önce dönmez. Bu fırtına da bir yere demirlemiştir o. Kesin dönmez diyorsun yani he? Dönmez. Abi, yarından önce dönmez dediler. Gidelim Sancar. Yarın sabah ilk işimiz belli. Azil Kaptan. He. Ulan ben de diyorum ki, ha bu havada hangi deli açıkta diye. Ha senden başka kim olabilir? Kaptan, niye çıktın denize? Ya var bir sebebi işte. He he he. Kaynanan seviyorsan ha. O niye? Akşama Hasan'ın düğünü var, tanırsın. Ya beraber gidelim mi ona? Deli mi o? Olur, gidelim. Geliyoruz, hadi! Hadi bakalım.
Bize bakıp ne konuşuyor bu insanlar? Yakıştırdılar bizi. O ne demek? İşte seni bana, beni sana. Manita gibi yani. Yok artık, daha neler. Niye? Beğenemedin mi? Yok yani beğenmemekten değil de. Saçma çok. Yersiz bir şeyle ne alaka anlamında ben şey olarak... demek istedim. Su. Ben... Susadım mı? Su içer misin? Susadım. Ben ne istiyorum biliyor musun? Aylardır şöyle horon vurmadım. Bir horon vurayım istiyorum. De hadi! De hadi! Çok iyiydi. Yok, yok lütfen. Hadi, hadi. Hadi bakalım, alkış. Hadi, hadi.
Günaydın. Günaydın. Bıcır. Su var eğer yüzümü yıkamak istersen. Evet, yani deniz suyuyla başka ne zaman yıkayabilirim kim bilir, değil mi? En iyisi de öyle olur biliyor musun? Bu havlu herhalde, değil mi? Havlumuz yani. Kullanabilirim. Evet, evet. Yeni. Senin için çıkardım. Teşekkürler. Vallahi çok güzel gözüküyor. Gel bakalım, gel. Bak, bak bunu kaçırma ha. Rize tereyağından. Soğumadan ya bir daha bulamazsın. Bayılacaksın. Bıcır. Al şunu. Al şunu. Git, zamanı değil. Bu var ya bu... yani hep böyle zamansız gelir. Hiç ne zaman geleceğini bilmez yani. Bir şey söyleyeyim mi? Yani... Bıcır'dan, bağımsız... bayağı iyi olmuş. Rica ederim, ne demek. Biraz domates vereyim sana. Tamam yeter. Teşekkür ederim. Azıcık daha vereyim, azıcık daha vereyim. Bulamazsın, doğal bahçeden getirdim. Güzelmiş bu manzara da kahvaltı yapmakta. Tabii. Karadeniz böyle bunlarla dolu. Ee, kim büyüttü seni? Beni nenem büyüttü. Bir de Sabriye anam var. Bıcır al. Süt anam o benim. Onun evlatlığıyım ben daha doğrusu. Bir de Dursun var. Onun öz oğlu. Ama ortağım derim ben ona. Ninen, Sabriye anam, Dursun. Tamam, aynen. Bağladım şu an. Aynen. Ortağın mı bu arada? Ortağım derken? Aynı kandan değiliz ama, aynı anadan olduğumuz için yani. Aynı ana bizi yetiştirdiği için, ortağım deriz birbirimize. Anladım. Kötü bir hayatın olmamış yani? Yok hiç olmadı. Al bıcır. Zaten başımızda nenem vardı ya. O senin kötü olmana izin vermez. Döver seni. Aynen bu kadar yani. Ama soracak olursan, nereliyim, köküm neresidir? Bilmiyorum. Ama galiba, seni seven insanlar neredeyse... oralısın. Öyle galiba. Bir şey söyleyeceğim ama… Biz artık... Dönsek mi? Çünkü benim gitmem gereken başka yerler de var. Başka okullar, başka çocuklar mı? Yani. Biraz çocuklar. Biraz iş. Biraz başka şeyler. Diyeyim. Buradan İzmir, sonra hemen İstanbul. Haa. E tamam, kahvaltımızı yapalım. Sonra gideriz o zaman. Olur. Dikkat et. Teşekkür ederim. Arkadaşlığın için. Esas ben teşekkür ederim. Sen olmasaydın eğer çocuklara verdiğim sözü tutamazdım. E Rize'ye gelirsen beni nerede bulacağını biliyorsun. Ama ben ancak senede böyle bir kez geliyorum. Da... Belki sen İstanbul'a gelirsin. Yok canım. Hiç sanmam. Ee, bunu da iade edeyim sahibine. Yok, kalabilir gömlek. Yok yok, alabilirsin. Teşekkür ederim. Gerçekten kalabilir. İhtiyacım yok, araba şurada zaten. Teşekkür ederim. Ya yok, hava bozacak gibi, ondan. Teşekkür ederim. Ben... Gideyim o zaman, hadi. Hoşça kal. Hoşça kal. Teşekkür ederim tekrardan. Ne demek.
Ortağım. Sen kime bakıyorsun ya öyle güzel güzel? Kime bakmışım ya? Yengeye mi? Ne yengesi oğlum? Bak sana bir şey söyleyeyim mi? Samimi söylüyorum abi. Biri bana dese ki, Azil birinin peşinden böyle güzel güzel bakacak. Vallahi de inanmazdım biliyor musun? Bak samimi söylüyorum sana. Oğlum şu hallerine bak ya. Oğlum Dursun. Bak yemin ediyorum sana. Bak ortak mortak dinlemem, girerim sana. Tamam oğlum. Bir şey söylemiyorum ki. Sen de hemen parlıyorsun ya. Lan. Ortağım boşuna koşma, yenge gitti çoktan. Ya Dursun. He? Ne yengesi oğlum? Oğlum yenge değil mi? Yanlış mı söylüyorum? Değil oğlum yenge menge. Kolyesini unutmuş. Yenge mi? Sen niye geldin? Niye geldin oğlum? Ya ortağıma bakamayacak mıyım ki ben? Ortağım. Şimdi bak delikanlı gibi. Yenge midir, değil midir? He? Yenge midir sence? Yengedir. Bence değildir. Gidin bakın bakalım arkasında kim varmış. Sonra gerekeni yapın.
Selamünaleyküm beyler. Aleykümselam. Aleykümselam. Azil hanginiz? Hayırdır, kime lazım? Ben bunların niye geldiğini biliyorum ortağım. Söyleyeceğiniz ne varsa söyleyin. Sonra da *** gidin. Konuşacağız. Azil de sensin belli ki. Silahtan korktuğumuzdan değil ha. Merakımdan konuşacağız. Anlat bakayım. Sen döktüğün malların kime ait olduğunu biliyor musun lan? Umurumda da değil. Ama kimse benim gemimde pis iş yapamaz. Oğlum. Sen kime güvenerek böyle konuşuyorsun lan? Senin arkanda kim var lan? Allah var lan. İtirazın mı var? He. Sen düz manyaksın yani. He. Öyleyim yani. Sen şimdi diyorsun ki... kendi irademle döktüm, değil mi? Senin kafan biraz kalı. Ama anladın sonunda. Aynen öyle. Diyeceğin bittiyse... hadi yallah.
Hayırdır kaptan? Sıkıntı mı var? Canını mı yaktılar Azil'im? Kaptanım, Karadeniz'de kim korkmuş ya o silahtan? Bak lan. Burası Karadeniz ha. Burada silahı çıkarıyorsan... sıkacaksın. Gidiyoruz. Ya ne ettiniz kaptanlar ya? Korkuttunuz adamları. Yaylanma, yaylanma, hop! Şöyle güzel bir kahvaltı yapalım. Var mı yiyecek bir şeyler? Olmaz, olur mu kaptan? Mangalımız var. Buyurun gidelim. Hadi o zaman.
Geri bas Osman! Vururum! Oğlumu almadan gitmem ana. Senin bir oğlun yok. Var ana. Mercan'dan bana kalan tek emanet o. Senin o kıza ettiğini iblis etmez. Ana. Bırak alayım oğlumu. Ben nefes aldığım sürece... o çocuğun yanına yaklaşmaya kalkarsan vururum seni. Ardıma bile dönüp batmam. Bundan sonra... ne ölüne... ne ölümüze.
Sabriye. Bir gel bakayım, ılındırmışsın. Parmağına koyayım mı? Tamam anne, tamam. Oldu o zaten ha. O zaman tuz ver bana. Ayy! Ay... Şimdi bizimki bunu nasıl kafasına dike dike içer ama ha. Hem de nasıl ya, özlemişlerdir ya. Ah, oh. Ya ben biraz zayıf gördüm onu. Bakmamış kendine. Hiç gitmeseler de keşke ya. Anne, ama nasıl keyfimiz yerinde değil mi, he? Olmaz mı? Olmaz mı? Mutlu olmam mı? Benim oğlum geliyor. Bir kaşık da bana ver de. Ben de tadına bakayım. Eskiden... bana da hazırlardın böyle kahvaltı. Çok özledim ha bu günleri. Sen... Hiç özlemedin mi ana? Konuşmayacak mısın benimle? Bakmayacak mısın yüzüme, he? Otuz sene oldu. Otuz sene. Sen hayattasın ana. Ben... Öksüz kaldım ana. Bari... şu dünyadan öksüz olarak göçüp gitmeme... izin verme. Etme ana. Etme. Çok zamanım kalmadı. Helalliğini almaya geldim. Hem senden. Hem oğlumdan. Oğlumu almaya geldim ana. Öyle olsun. Ne diyelim? Sana karşı boynum kıldan inceler. Sen nasıl istersen... öyle olsun. Benden yana olan haklarım... Helal olsun. Hadi. Kalın sağlıcakla.
Osman! Sakın Azil ile konuşma. Benimle... konuşmayacaksın diye yemin etmiştin. Azil bozdurdu yeminini de... O kadar çok seviyorsun onu demek. Konuşacağım onunla. Nihayetinde o benim oğlum. Her şeyi bilmeye hakkı var. Ben... ölüyorum ana. Sen zaten ölüsün onun için. He. Doğru diyorsun. Ama şimdi... ha buradayım. Nefes alırken... evladıma sarılmak istiyorum. Bunca zaman sonra mı? Bunca sene sonra... çektiğim acıları dindirmek istiyorum. Azille konuşma. Elimi öp. Ben de hakkımı helal edeyim sana. Konuşacağım onunla. O benim oğlum. Ben o hatayı... bir kere yaptım. Daha da yapmam ana. Oğlumu ha buradan almadan... gitmem da. Gitmem.
Anne. Yeminini bozdun. Konuştun onunla. Neden? Azil için. Anne. Azil’e bir şey yapmasınlar. Sabriye. Kimse buna cesaret edemez!
Birini mi bekliyorsunuz? Aleykümselam delikanlı. Ben sorumun cevabını alamadım. Bekliyorum. Neyi? Azil kaptan. Osman Maçari. Hoş geldiniz. Hoş bulduk. Nenem için mi geldiniz? O da var. Ama asıl onun için gelmedim. Senin için buradayım. Az biraz konuşalım mı? Benim için? He. Tabi. Buyurun konuşalım.
Babama mı ötüyor lan bu ***? Ne yapalım abi? Ben İstanbul'a gideyim. Sen burada kalacaksın. Beni her şeyden haberdar ediyorsun. Tamam? Sahil yolunda bir düğün salonu vardır, bildin mi? Yıldız düğün salonu. Evet. Yıllardır kapalı orası. He, kapalı. 20 Mart 1992'den beri. O kadar detaylı hatırlamak da... Benim için özel bir yer. Bundan olsa gerek. Ne için konuşuyoruz biz şu an? Geçmiş zamanı... Keşkeleri konuşacağız bugün seninle. Ben de hayatımda... hep bu yaşta değildim. Bir zamanlar ben de senin gibi... genç bir adamdım. Çakı gibi. Delikanlıydım. Ama hayat... geldi geçti üstümüzden. Yok canım. Maşallahınız var. Neyse. Asıl mevzuya gelelim mi? Çok iyi olur vallahi. Otuz sene önceydi. O sahildeki düğün salonuna gittik. İlk defa orada gördüm onu. İnsanların arasından öyle bir geçişi vardı ki... görmen lazımdı. Sanki dünya onun için yaratılmıştı. Sanki insanlık onun için vardı. Kimi gördünüz Osman Bey? Nenem ile ne alakası var? O zamanlar adettendi. Akrabalardan sesi güzel olanlar... sahneye çıkıp şarkı söylerdi. Bir daha da ikimizin gözleri başka hiçbir şey görmedi. Karınızdan mı bahsediyorsunuz? Hayır. Babam başka bir kadınla evlendirdi beni. Ama benim hayatta... tek sevdiğim kadındı Mercan. Ben gemileri yakmıştım. Ama babam istemedi. Gençtim. Hata ettim. O gün için doğrusunun bu olduğunu düşündüm. Ama değildi. Benim için dünyadaki tek doğru... Mercan'dı. Kimdi bu kadın? Mercan. Çok genç yaşta kaybettik onu. O öldüğü gün... ikimiz de toprağın altına gömüldük. Seni de... çok sonraları öğrendim. Bercan... senin... annen. Mercan. Ne kadar güzelmiş ismi. Ben daha... Sakın. Sakın o kurmayı düşündüğün cümleyi kurma. Haklısın. Allah razı olsun hak verdiğin için. Haklıyım tabii. Hadi eyvallah. Dur hele dur. Diyeceklerim bitmedi. Az biraz daha otur. Ben... ölüyorum... oğlum. Oğlum mu? Fazla zamanım kalmadı. Hayret. İnsan yaşattığını yaşamadan ölmez derler ama... sen paşalar gibi yaşamışsın. Şimdi de paşalar gibi ölüyorsun. Sevenlerinin başı sağ olsun. Senden çok bir şey istemiyorum. Gerçekten. Sen... Sen ne istiyorsun benden? Gerçekleri bil diye geldim. Evvelinde gelirdim ama... anam kadını istemedi. Müsaade vermedi. Ah nenem ah. Keşke yine istemeseymiş. Keşke babam nasıl biridir diye düşünmeye devam etseydim. Sana bir şey söyleyeyim mi? Sen bütün bu olanları unut. Dön o ailenin yanına. Mutlu mesut yaşa onlarla. Sen kabul etsen de... etmesen de... Benim oğlumsun. Müsaade et. Sana olan babalık borcumu ödeyeyim. Bana bir fırsat ver. Benim sana yapamadığımı... Sen bana yap. Bana izin ver. Ölmeden... senin için bir şey yapayım. Etme. Sen bana uzak, Allah'a yakın ol. Osman Maçari.
Azil’im. Neden? Bir konuşsak? Saklamışsın ya otuz sene. Hani gerçek nenemmişsin ya. Annemin de gözlerini biliyorsun ya. Sen nasıl baktın benim gözlerime? Bir... Sakın.
İyi misin dayı? Sence? Gidelim da peşinden. Dalgalandı şimdi Karadeniz gibi. Çıkılmaz karşısına. Yıkar da geçer bizi. Hadi. Gel seninle başka bir yere gidelim.
Yine ben. Ben aslında... İyi misin sen? Azil, ne oldu? Ne mi oldu? Bombok oldu hayatım. Ben ne güzel yaşayıp gidiyordum. Ne etliye karışıyordum, ne sütlüye karışıyordum. Kim yaktı canını? Babam. Baban mı? Hani sana demiştim ya... Ben nereliyim... köküm neresi bilmiyorum diye. Burasıymış ya. Rizeliymiş. Kimsesizlik kötü diyorlar ya Güneş. Kimsesizlik kötü falan değil ya. Değil yani. Bir bağın yok. Bir bağın yok. Kafan rahat bir kere. Babanla tanıştın. Yani? Babanla tanıştın Azil. Bunun güzelliğini anlasana. Ya, daha dün demiyor muydun en azından mezarlarını bilseydim diye? Yaşıyormuş. Yaşıyormuş, hayattaymış. Hiç kavuşamamaktan iyi değil mi? Ben kimsesiz geride bırakılmış bir çocuğum Güneş. Günahsızken günah sayılmış bir çocuğum. Bunu nasıl affeder insan? İnsan affetmezse yaşayamaz Azil. Bu hayattan alacağım var. Alacağını al o zaman. Hayattayken sarılabileceğin kim varsa sarıl. İyi ki tanıdım seni. İyi ki. Bir dakika ya. Gidiyordun sen. Ee, gidiyordum. Ben gittim zaten yani. Gidiyorum da... ee, şey... ben, benim için çok değerli bir şeyi kaybettim. Yani onu almak için sadece geldim. Yani zaten başka bir şey için geri dönmedim yani. Hani bak, sormaya geldim ama iyi ki de dönmüşüm. Hani uçağı da kaçırdım ama önemli değil. Zaten senin de ihtiyacın varmış. Yani böyle de iyi oldu konuşmak. Hani... Bana da ee, ne diyorum ya çok... Kolyem, kolyemi gördün mü? Allah'ım şükürler olsun. Şükürler olsun. Çok teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim, bir bilsen ne kadar değerli olduğunu. Tahmin ederim. Artık gidebilirim. Peki. Teşekkür ederim. Rica ederim. Kendine iyi bak. Sen de.
Bugün oğlumuzu gördüm. Tam bir delikanlı. Kimseye eyvallahı yok. Onu yanıma alacağım. Sana söz. Ne pahasına olursa olsun... ne kaybedersem kaybedeyim. Onu yanıma alacağım. Doktoru getirin.
Dayı. Alo. Ben. Asiye. Tanıdım. Hiç değişmemiş sesiniz. Diyeceklerimi iyi dinle gelin. Bir kere konuşacağım. Buyurun, siz aradınız zaten. Bin düşün, bir eyle. Eğer benim evlatlarıma... sırtımdakilere zeval gelirse... Ben gerçekten ne demek istediğinizi anlayamıyorum. Başka bir şey yoksa... Zaman gelince anlarsın gelin. Zamanı gelince. Anlayalım bakalım. Hodri meydan.
Abla iyi misin? Abla. Sana bir gün izin verdim ailenle hasret gideresin diye. Ama saat kaç oldu? Hep böyle peşinden mi koşturacaksın beni Mehmet Maçari? Şu an müsait değilim Peri. Sonra konuşalım. Sürekli beni geçiştiriyorsun. O ne mümkün? Burnumda tütüyorsun lan. O zaman bekliyorum. Ortalık karışık biraz. Şimdi eve geçmem lazım. Ben seni sonra arayacağım. Peki. Sen bilirsin. Telefonu yüzüme kapatacak kadar ne yaptın? Ne yapmış olabilirsin? Hı? Mallar mı kayıp? Mallar kayıp zaten. Ama sorun mallar değil. Ne olacaktı sorun? Anlamadım, ne olacaktı başka? O adamlar seni, bizi öldürürler. Babam. Babamın bu işin benimle bağlantısı olduğunu anlamaması lazım. Yani sen bir salaklık yapıp açık vermediysen anlamaz. Ya anlatsana bir artık ne olduğunu. Bu malları denize döken kaptanla babamı konuşurken gördüm. Ee? Ne alakaları var bilmiyorum ama o it babama ötmüş olabilir. İyi de mallar sizin geminizle taşınmadı ki. Yani sen limanda doğru adamı bulduysan bir şey olmaz. Göreceğiz. Ne oldu? Çok mu korkuyorsun? Baban öğrenecek diye? Korkunun ecele faydası yok hâlâ. Ben yolumun çıkmaz olduğunu biliyordum. Yolumdan da asla dönmem. Önüne çıkan baban olsa da... Olsa da. Olsa da. Yakar geçerim. Hadi bakalım. Göreceğiz. Ha, bu arada. Eğer babam öğrenirse de, gerekeni yaparım. İçini ferah tut. Malların sahiplerine de söylersin. Zararlarını karşılayacağım.
Efendim dayı? Enişteden fenalaşmışsınız Rize’de. Ne? Tansiyonu çok yükselmiş de. Neyse gitmişler doktora. İyi şimdi yani, endişelenecek bir şey yok. Allah'a çok şükür. Uçakta dönecekler şimdi Kınalı’yla. Tamam ben de geliyorum eve. Hayır yanında belli etmedim. Üzülmesin diye ama. Ya orada babama bir şey olsaydı? Ya tansiyonu on dokuza çıkmış. Güzelim gördün işte, tamam. Sakin, iyi. Ya vallahi Rize’de hastanede hemen müdahale ettiler. Dayı iyi, merak etme. Niye gitti ki babam oraya? Hayır, bir şey de söylemediniz. Yani bir gizemler, bir şeyler. Kınalı'ya sormak lazım. Neden gitmiş diye. Yeğenim, dayı isterse anlatır niye gittiğini. Bu ailenin başına kötü ne geliyorsa o topraklardan geliyor zaten. Asiye Osman'ın canını sıkacak ne söyledi Kınalı? Asiye anayla yalnız konuştular, duymadım. He duysam da bunu diyecek olan ben değilim. Anladım. Osman'ın yalnızca iki kulağı olmadığını hepimiz biliyoruz. Sen görür kör olursun, duyar lâl olursun malum. Şimdi söyle bakalım. Kocamı nasıl devirdi o kadın? Hayır derdi neymiş de bunca yıl sonra ayağına kadar gitti Osman? Bir şey olduğu yok. Gitmek lüzumdaydı, gittik. Peki. Yorgunsun, sonra mı konuşsan? Şimdi konuşmanın tam zamanıdır. Demir tavında dövülür. Bu yükü omuzumuzda taşıdığımız yeter da. Oturun. Gitmeyecektin Osman Bey. Hayır senin tansiyonun var. Kalbinde iki tane stent var. Kalkıp Rize'ye gidiyorsun. Üstelik arabayla. Kime ne anlatıyorum ki? O kadar da söyledim yani. Aa. Kendi ellerinle yolculadın ya abla. Nasıl söyledin anlamadım. Bu arada geçmiş olsun baba. Sağ olasın. Size diyeceğim bir şey var. Ne sebeple Rize'ye gittiğimi... merak edenleriniz vardır. Onu anlatacağım size. Benim bu dünyada... yapmam gereken bir şey kalmıştı. Onu halletmeye gittim Rize’ye. Benim... bir erkek evladım daha var. Adı... Azil. Azil diye biri abi. Delidir biraz. Canını mı yaktılar Azil'im? Ben bu dünyada nefes aldığım sürece... o benim oğlum olacak. Ben de onun babası olacağım. Azil’e... Dedim bunu Rize'de. Şimdi de size diyorum. Kimim oğlum ben? Kim kardeşim bu Azil? Gerçekten soruyorum sana, sen biliyor musun Dursun? Kardeşim, benim umurumda değil kim olduğun. Sen benim kardeşimsin ya. Benim Azilimsin sen. Bu kadar. Azledilen. Ne kadar güzel lan. Kim verdi bana bu ismi peki? Osman Maçari mi verdi? Bilmiyorum ortağım. Ben de bilmiyorum işte. Acaba annem mi koydu lan ismimi? Adı Mercanmış biliyor musun? Mercan. Ne kadar güzel bir ismi var lan annemin. Gencecik yaşında hastalanıp vefat etmiş. Öbürü gibi bile isteye bırakıp çekip gitmemiş beni. Dursun. Bir baba lan. Bir baba nasıl bırakıp gider lan evladını? Bir de gelmiş bana kendini anlatmaya çalışıyor. Yeraltı dünyasının kralı. Küçücük çocuktan korkup kaçıp giden adam nasıl kral olur lan? Şimdi benim anlamadığım bir şey var. Nedir? Bu sürpriz Maçari’n annesi... Benim annem olmadığına göre... hangisi saygıdeğer hanımefendi? Anne! Mehmet yeter, sus! Niye susuyoruz ya? Abim var benim. Fatoş sus dedim! Abim var sonuçta. Sus! Ya Fatoş bir dur ya bir dur. Zamanı gelince eniştem anlatır zaten her şeyi. Susun ulan! Diyeceklerimi... iyice dinleyin. Azil... benim kanım... evladım. ...sizler ne iseniz... o da odur benim için. Bana kalsa... öğrendiğim gün... alır getirirdim onu ha bu eve. Ama anam kadını istemedi. Müsaade vermedi. Ha... dediğimde Azil’de gelmek istemedi bu eve o ayrı. Fark etmez. Gelse de gelmese de... nihayetinde o bir Maçari. Ben öldüğümde de... hakkı neyse alacak. Ve her daim... bu evde bir yeri olacak. Her kim... Azil’e karşı gelirse... onu istemezse... karşısında... beni bulur. Ona göre. Yazın bunu aklınızın bir yerine. Hadi. Allah rahatlık versin.
Lan tam güneş doğmuştu hayatıma. Oğlum... yarın da doğar, sonraki gün de doğar. Dursun onu mu söylüyorum oğlum ben sana? O bambaşkaydı. Yaktı geçti beni. Sen yengeden mi bahsediyorsun ya? Değil mi? Güneş mi adı? He? Hayatımda var ya... hiç böyle kalbim atmamıştı lan birisi için. Bana ne diyor biliyor musun? Ailen var. Sevinsene. Belki biz de aile olurduk. Ya içimden geçmedi desem, yalan söylerim oğlum şimdi. Oğlum ben sana bunu sorduğum zaman, sen niye bana delikanlı gibi söylemiyorsun... Peki, ha? Hani yenge değildi? Ya oğlum sulandırma mevzuyu. Zaten değil. Değil oğlum. Anne. Anne. İyi misin? Gel. Bana bak. Ben babanı bu dünyadaki her şeyden çok sevdim Mehmet. Onunla olmak için dünyayı yak deseler... yakardım. Yaktım da zaten. Ama o bir gün bile bana sevgiyle bakmadı. Hep bekledim. Belki bir gün sever dedim. Ona iki tane pırlanta gibi evlat verdim. Çocuklarının anası oldum. Ama sevdiği kadın olamadım hiç. Sanki bir cezaymışım gibi. O nasıl ana? Sen Osman Maçari’nin başına gelmiş bir lütufsun. Değerini bilemediyse bu onun sorunu. Şimdi gelmiş bana o kadının çocuğu diyor. Ve kabullenmemi bekliyor. Anne hiçbir şey kabullenmeyeceğiz. Öyle bir şey yok, tamam mı? Bak Mehmet. O çocuk hayatımıza girmemeli. Yoksa her şey mahvolur. Bütün hayatımız alt üst olur. Anladın mı? Yardımına ihtiyacım var. Rize’ de bitirmemiz gereken bir iş var.
Lan inadına... Ayıp lan sana. E hadi. Anahtarı içinde bıraktım. Al git, evde seni bekliyorlardır. Sofra da hazırdır. Oğlum sanki insanda yemek yiyecek hal bıraktın ya. Niye? Ha şöyle bir lahana çorbası olsa. Yemez misin? Yemem lan işte. Oğlum gittiğim her yerden haber vereceğim sana. Alırsın Sabriye anamı da gelirsin. Hani sanki ölmüşüm de beni bir daha görmeyecekmiş gibi davranıyorsun. Oğlum neler söylüyorsun ya? Ağzından yel alsın, Allah korusun ya. Dursun. Hadi. Bak döverim ha seni. Hadi. Allah’a emanet ol. Tamam? Sende ortağım. Sende. Hadi. Azil. Sen, ilk gittiğin yerde yaz bana, tamam? Analarım sana emanet.
Osman Maçari hey. Aldığın ilaçlar yüzünden ölü gibi yatıyorsun. İlk defa sana bu kadar yakınım. Ama sen yoksun. Şimdi böyle boş ucunda anlatsaydın ne güzel olurdu. Küçükken beni nereye götürdüğünü. Nasıl öptüğünü. Nasıl kokladığını. Sarıp sarmaladığını. Ama yok. Ulan bir tane öyle anımız yok be. Bir tane. Sen benden hep nefret ettin. Ben ise salak gibi sana hayran hayran büyüdüm. Salak gibi. Ama ben artık bittim. Artık benim yolum, yol nereyeyse oraya. Sakın beni yolumdan çevirmeye kalkışma. Sakın ama sakın benim karşıma çıkma. Artık istesen de çıkamazsın zaten. Dönemem ana, sığmıyorum hiçbir yere. Sığarsın ya. Evimize gel. Yine hepimiz sığarız oraya. Sanki böyle temelli gidiyormuşum gibi davranma. Öyle sonsuza kadar çekip gitmiyorum hayatınızdan. E tamam o zaman. Sen gel, ben sana lahana sarması yaparım. Sütte kaynatırım, gece yatırmadan önce içiririm sana. Çocukken nasıl içerdin böyle? Kafaya dikerdin, böyle bıyık olurdu. Ana derdin ha, ben kocaman erkek oldum artık seni korurum ha. Hatırladın mı? Hiç unutmadım ki. Senin benim için yaptıklarını nasıl unuturum? Ben nereye gidersem gideyim seni hep benimlesin ana. Bak. Buradasın. Oğlum. Anam. Nereye gideceksin peki? Hiç bilemiyorum. Döneceksin ama değil mi? Herkes bir gün evine geri döner değil mi Azil’im? Döner ya. Döner. Oğlum. Anam. De hadi. Hadi. Yolcu yolunda gerek.
Mehmet. Güneş’im. Hoş geldin. Hoş geldin. Hoş bulduk.