Transcription
İsim neydi? Muharrem. Haset'i biliyor musun? Sadece zanda değil, bir kıskançlık var ortada. Yani bir çekememe var. Miraç abi, yani Allah'ın yarattığı hadiseden tatmin olmama durumu var ortada.
Bak, bu olay şimdi abi. Bugün etrafta bizim çözemediğimiz birçok olayın altında bu hâdiseyi kazın. Biraz çıkarılabilirsiniz Abdurrahim abi, çünkü tâ Habil'den Kabil'den kalma bir hadise bu. Yani kolay bir hadise değil. Bize böyle basit bir kelime kalmış ya, bu adamların arası neden açık olur? Çünkü aralarında Haset var. He, tamam o zaman. Ya tamam o zaman değil! Habil ile Kabil'in yadigârı bıraktığı bir savaş bu Haset dediğin olay.
Bak şimdi. Şeytan, Allah'ın varlığını kabul ediyor mu? Mahsun kabul ediyor. Yani Fatih, uluhiyet noktasında problem var mı? Bir problem yok. Şeytan Allah'ın uluhiyetini kabul ediyor abi, ama rububiyetini kabul etmiyor. Yani onun terbiye ediciliği, idare ediciliği, yarattığı vakalarda, Seydi abi, onun tasarrufu. Şeytan bunu kabul etmiyor, sevmiyor, hoşuna gitmiyor.
Haset eden adamların birçoğu da bir Allah'ın varlığı noktasında zaten sorunu olan adamlar değil. Evet, bir Allah var diyor ama bu yarattığı şu anki tasarrufu uygun olmamış, böyle yapsa daha iyi olurdu diye rububiyetini gizli bir şekilde ilan ediyor aslında. Tabii ki Estağfurullah abi. Tabii ki Estağfurullahlık bir mesele. Yani çok sinsi bir olay. Bak, bugün masada oturduğumuz insanların ağzından bir Allah varı duyuyoruz, doğru mu kardeşim? Duyuyoruz ama hal hareket tavırlarına baktığında yani Kur'an'a çok münâfi hareketlerde bulunuyor. Yani yaptığı Kur'an'ın ikamelerinden çok bağımsız. E ben diyorum ki, bak Şeytan da Allah'ın varlığını kabul ediyor. Şeytanın uluhiyet noktasında bir problemi yok ki. Şeytan Allah'ın rububiyetini kabul etmiyor. O zaman bugün Allah var diyen insanların birçoğu şeytanın kankası olabilir. Burada problem yok. İşin devamında problem var. Çünkü kişi sevdiği ile beraberdir. Madem ona benzedin, onu seviyorsun, ahirette karşına o çıkacak. Bak, bir çok bugün günlük hayatta Abdurrahim abi, psikolojik bozuklukların, eş dost aile sorunlarını. Yani burada birçok abimin hanımı var, rica ediyorum. Yani hanım hanım, eğer Kur'an dersleri yapmıyorlarsa, başka bir şeylerle uğraşmıyorlarsa, sadece boş duruyorlarsa, yoksa hepsi çok kıymetli ablalarımız, annelerimiz. Ama boş durduklarında kurban olayım, yani dedikodu yaptıkları sahneleri görmüyor musunuz? Haset ettikleri sahneleri görmüyoruz. Yani bir gün eve geliyorsunuz, birden icat çıkmış, "Bey, bunu istiyoruz ya!" Allah vermiş 3+1 ev, yani ne var? 4+1 ama olur mu? Komşuyla illa 5+1 almış, biz 7+1 alacağız. Bu böyle gider, 16+1. Şimdi bu matematik işlemine dönüyor. Ben hocayım, ben çıkamıyorum işin içinden. Sizin çıkmanız için çok para var işte ya! Bu Haset'in dibi yok abi. Birçok meselenin altında çıkan hadiseye Bediüzzaman ince kelimelerle başlıyor. Lütfen dikkat edin. Ahiret yakabilir bu mesele. 50 kin ve adavet hem nefsine hem mümin kardeşine hem rahmeti ilahiyeye zulmeder, tecavüz eder. Miraç abi, tecavüz eden başrolde kim var? Haset eden bir adam. Biz ona hasit diyeceğiz, doğru mu abi? Başrolde kim var? Hasit adam var, doğru mu? Ne yapıyor? Rahmet-i ilahiyeye tecavüz ediyor. Çünkü kin ve adâvet ile nefsini bir azabı elimde bırakır.
Bak şimdi. İsim neydi? Said. Hasit adamı düşün mesela. Ben sana haset ediyorum. Sen belki olayın bir çoğundan haberin yok Said. Ama ben yanıyorum. Miraç abi, o adam görecek gününü. Benim gibi adama yani evvela ne oluyor abi? Benim nefsim ciddi bir probleme giriyor, bir zulme giriyor. Hasmına gelen nimetlerden, hasmına ne geliyor abi? Örnek ver, ev gelir, araba gelir. Bak şimdi kelimeyi yakalım. Miraç abi, hasmına gelen nimetlerden haset ediyorsun değil mi abi? Onu Allah ne veriyor? Seyit abi, nimet veriyor. Azabı ve korkusundan gelen elemi nefsine çektirir, nefsine zulmeder. Bak şimdi Seyit abi, ben hasit adamım, sen de mazlum bir adamsın. Ben haset ediyorum sana. Bak bir hikaye oluşturalım mı abi? Tefekkür penceresi. Bir ateş mi? Haşa. Allah bir meleğine emretse, gönderse de ki: "Ey meleğim, Mehmet'in yanına git. Ben Mehmet'e ne isterse vereceğim. Aman vermedim. Verirsem, haset ettiyse hediyede iki katını vereceğim." Var mı problem? Böyle bir melek gönderiyor. Melek geliyor. "Ya Mehmet, ne istersin?" Seydi'ye iki tane. Şimdi haset eden adamın problemi malda değil ki, öyle değil mi? O adamın onlar elde etmesinde. E ben ne istesem Seydi abi, sana iki tanesi geliyor mu? Geliyor. En son derim ki: "Ya Rab, benim bir gözümü al." Benim bir gözüm alınırsa, sevdiğinin iki gözü alınacak. Çünkü... Haset eden adamın, haset ettiği kişiye karşı ne kadar nimet gelir se, Allah'ın o mevzudaki takdirini beğenmediğinden içi yangın yerine döner. En son kendine zarar verme pahasına o adamı bitirmek ister. Bu dizilerde, filmlerde görmüyor musunuz? Öyle bir kıskançlık oluyor ki, kendisini bitiriyor. Ama adam da bir illa bir çizik alıyor abi. Bak tekrar ediyorum, bu Haset tehlikeli mesele. "Ay kıskandım." İki dedikodu, öyle mesele değil. Adamın ahiretine oynar bu haset. Lütfen dikkati iyi verin. Eğer düşmanlık hasetten gelse, o bütün bütün azaptır. Şimdi Miraç abi, kerizliğe bak. Haset eden adamın, çünkü Haset evvela haside ezer. Şimdi ben Seydi ağabeye haset ediyorum, doğru mu? Seydi abinin bir haberi var mı bu işten? Yok. Ben ne yapıyorum? İçim yangın yeri. Adamı nerede görsem, bir ortama giriyoruz, onu daha çok seviyorlar. Gökhan, beni daha az seviyorlar. Onun yemeğe davet ediyorlar, ben haset adamım. Kimse benle yemek yemek istemiyor, beni çıkarmıyorlar. Gitgide gitgide ne gece uyku kalıyor, ne gündüz yürüyüş kalıyor. Sürekli içim içimi yiyor. Peki Seyit abi, hayatına normal devam ediyor mu? Devam ediyor. Bu yüzden abi, Haset evvela haside ezer. Yani en büyük zararı kim alıyor? Haset eden adam alıyor. Yani bu ciddi bir kerizlik değil mi abi? Bak olaya bak. Mahveder, yandırır. Mahsûd hakkında zararı azdır, çoktur.
Hasedi anladık mı? Fatih, hasette sorun var mı? Gökhan, ne kadar sinsi bir şey olduğunu anladın. Şimdi bugünün insanları birbirine koyunca, haset edebilir, doğru mu? Mesela bir çok tüccar var, rekabete giriyor. Adam o rekabeti ederken tutamıyor kendisini. E şimdi biz Hasedi çözdük. Bunun bir reçetesi yok mu? Bilal abi, reçetesi de olmak zorunda. Hasedin çaresi, dikkatleri iyi ver abi. Hasit adam, haset ettiği şeylerin akıbetini düşünsün. Tâ anlasın ki rakibinde olan dünyevi güzellik ve kuvvet ve mertebe ve servet fanidir, muvakkat yani geçicidir. Hasedin çaresi, üzerindeki fani mührünü göreceğiz. Şimdi bak, koyuncu sende bir tane araba var. Ben ama nasıl kıskanıyorum, arabası o kadar güzel ki! Vay, tekeri patlasın, egzosuna patates kaçsın, ters şeritten Lamborginiye dalsın. Böyle kıskanıp duruyorum. Yani ne yapacağım? Arabanın üzerine bir tane fani mühür koyacağım. Hop, 20 yıl sonra ne oldu? O araba hurdalıkta. E şimdi 20 yıl için kıskanmaya değer mi? Yok ya. Ya tuttum, Fatih Cicinin kotunu kıskandım. Koy fani mührünü. Hop, beş yıl sonra nerede? Anamın çamaşır mezarı. Öyle değil mi abi? Üzerine fani mührü koyduğunda ne oluyor? Miraç abi, her şey bitiyor. Yani boşu boşuna bir kıskanma serüvenine girdiğini görüyor. Çok dikkat. Bir daha soruyorum Kaşyar, bana Hasetin çaresini söyle. Fani mührü vuracaksın, doğru mu? Ne yapacağız? Onun akıbetini düşüreceğiz. Bir tane adamın motorsikletine haset ediyorsun, koy fani mührünü. 10 yıl sonraya koy. Ne oldu? Hurdalıkta bitti mi? Olay bitti. Şimdi bir tane yeni evli çift var, sen de deli gibi haset ediyorum. Ay ne güzeller, ay ne yakışıklılar! Koy fani mührünü. Koy 50 yıl sonra ne oldu? Mezarda yan yanalar. Anlatabiliyor muyum meseleyi? Yani fani mührünü koyduğunda, meseleyi ahirete intikal ettirdiğinde, akıllı bir adam haset eder mi baba? Artık hakkzı haset etmez. Çok iyi dinle. Hasedin çaresini okuduk. Devam ediyorum. Faidesi az, zahmeti çoktur bu hasedin. Eğer uhrevi meziyetler ise, zaten onlarda haset olmalı. Uhrevi meselede ise haset olamaz. Eğer onlarda dahi haset yapsa, bak az önce olmaz diyor, şimdi yapsa diyor. Demek çok tehlikeli olay. Miraç abi, onlarda da haset yapsa, neyde? Seyid abi, uhrevi meselede. Ya kendisi riyakardır. Çok ince dinle. Riyakar adam karşısındakini riyakar zanneder. Tekrarlar mısın? Çok önemli. Sebebi ne? Haset. Haset dünyanın da altında çıktı, dedikodunun da altında çıktı, gıybetin de altında çıktı. Konuyu görüyor musun? Ahiret malını dünyada mahvetmek ister. Hakkız neyde? Haset eden adam uhrevi meselede. Mesela biri hizmet ediyor, onu kıskanıyor. Biri namaz kılıyor, onu kıskanıyor. Veyahut mahsûd'u riyakar zanneder, haksızlık eder, zulmeder.
Bak şimdi abi, burası çok ince mesele. Hani dinliyor musun? Bak şimdi, mesela şimdi biz burada bir hizmet ediyoruz, değil mi? Turgay abi, yani hizmet ediyor. Biri kürsüye çıkacak, mecbur. Yani bugün mesela filanca yerde sohbet yapıp YouTube'a atan filanca kişi, ya birileri izlesin diye zaten yapıyor, değil mi bunu? Birilerine ulaşmak için. E tabi burası tehlikeli bölge. Yani buraya çıkan adama çok dua etmeniz lazım. Miraç abi, yani ben burada şimdi çıkıp anlatıyorum ya, ben buradaki teveccühü maalesef burası hasede de vesile olabilecek bir yer. Bu yüzden bunu çözmek için ne yapıyoruz abi? Gönlünde herkese oturabilecek bir sandalye bırakan kim varsa, aklında zihninde matematik olmayan kim varsa, bir ümmet politikası güzel, bütün ümmete dua eden kim varsa, bu kürsüyü o kardeşlerle ne yapıyoruz abi? Paylaşmaya çalışıyoruz. Yani burası da şeytanın ayrı bir tuzağı. Yani burada da insanın çok haseti oynayabiliyor. Ben bir gün Seydi abi hizmetteyken bir dershanedeyim, mutfağa gittim. İçeride bir kardeş var. Bende sohbeti yaptım, Bilal abi. Gittim mutfağa. Kardeş dedi ki: "Ya dedi, ben çok şükür umut var, çok seviyorum. Allah beni sakın kürsüye koymasın." Dedim ki: "Sen hem haset ediyorsun hem de gizli enaniyet yapıyorsun." Dedim. "Niye abi?" dedi. Dedim: "Kürsüyle tuvaletin bir farkı mı var? Kürsüyle mutfağın bir farkı mı var? Yani birilerini Allah sevk edecek buraya koyacak, birileri sevk edecek kabiliyetine göre mutfağa koyacak. Orayla buranın bir farkı yoksa, eğer bizler de burayı seçmediğimize göre, demek ki ne abi? Allah nereyi sevk ederse, insanın orada hizmeti eder." Bir farkı var mı abi? Bugün bu kardeşin olmaz. Sen olursun, sen. Yani burada bu kürsünün haricinde 50-60 kişilik bir çekirdek ekip var. Seydi abi, yani bir fişimizi çekseler, burada hiçbirimizin sesi çıkmaz. Demek ki ne? Bu bir aile gibi, bir ekip işi. Bunu böyle görmek lazım. Allah nereye sevk ederse. Bak inanın abi, benim eskiden duam şuydu: "Allah'ım, 50-60 yaşıma gelince mahallede 5 kişiyi bulacağım, ölene kadar onlara seni anlatacağım." diyordum. Ne arayış buraya geldi, vallahi bilmiyorum. İnan bilmiyorum. Kafede önüme gelene anlatıyordum, bir baktım hiç buraya geldi. Üstad diyor ya, Mesnevî-i Nûriye'de: "Bizler irade ve iktidarımız." İrade ne demek? Seçim hakkı. İktidar kuvvetimiz olmadan Allah tarafından sevk ediliyoruz." diyor. Yani demek ki mutfak sevk, bura sevk, ora sevk, bir fark yok bunların. Ama işte buralarda şeytan çok fazla geliyor. Yani buralarda hasetten var oynayabilir. Bakın size asrımızın hazreti hastalığının bir örneğini daha vereyim Turgay abi. Dikkatin bendemi? Bir insanın bu asırda hizmet etmesinin, Seyid Abi, iki yolu var. Dinliyor musun? Miraç abi, iki yolumuz var. Birinci yol: Kainat ihtiyarlandıkça Kur'an gençleşiyor, doğru mu? O Kur'an'ın elmas düsturlarını alacaksın, bu kainatın şartlarını okuyacaksın, uygun konjonktüre göre yüreklere nasıl işleyebilirsen, ona göre mücadele edeceksin. Yani her gün kendini yenileyeceksin, sürekli yeniden teceddüt edeceksin, yeni bir yerlere ulaşayım. Caminin önünde broşür dağıttım, yetmez. Barların önünde dağıttım, yetmez. Başka şehirlerde dağıttım, yetmez. İnternette eve gittim, yetmez. Hiçbiri yetmez. Her bilmezsin, hiçbiri yetmeyecek. Sonuna kadar gideceksin ve bunu yaparken sürekli kendini yenileyeceksin. Bu asırda hizmet etmenin bir yolu bu olur, tamam mı? Geldim ikinci yoluna: O kadar uyuşuk olacaksın ki, oturduğun yerden kalkamayacaksın. E sohbet anlattığın adamları da elinde tutman gerekecek. Ne yapacaksın? Onlar nereye sohbete gidiyorsa, orayı kötüleyeceksin. "Biz sohbete buraya giriyoruz, ay onlar şeyci. Buraya gidiyoruz, onların alayı böyle. Buraya gidiyoruz, onlar onu bilmez. Buraya gidiyoruz, onlar öbürünü bilmez." Böyle olmuyor bu asırda hizmet. Ve iki yolu böyle değil mi? Bakın bunlar yaşanan olaylar. Bazen buraya geliyor arkadaşlar diyor ki: "Ya Mehmet abi diyor, bir abi sizin hakkınızda şöyle dedi. Ne diyeyim diyor?" Delikanlıysan gıybet ettin diyeceksin. Madem ayeti kerimede böyle beyan ediyor. Yani hangi amin ayetten daha büyük senin? Anlatabiliyor muyum meseleyi? Yani meseleler çok ince. Miraç abi, bakın çok çok önemli bir meseleyi daha dokunmak istiyorum. Seyit abi, buralar iyi anlamamız lazım. Şimdi bak, bir adam mesela Hz. Ali'yi şehit eden Hariciler ne yapıyor? Bir tane ayeti alıyor, tevil ede ede ede ede yanlış yorumlaya yorumlaya ne yapıyor? Hz. Ali'yi şehit ediyor, doğru mu? Hazreti Ali ayet için ne diyor? "Bu bâtıl kastedilen halk bir sözdür." diyor. Yani siz o ayeti alıp bâtıl manada kullanıyorsunuz diyor. Ayeti bile istediği insan tevbil edebilirse, bu kitapları bin kere tevbil eder. Ayeti ya da risale dediğin nedir, doğru mu? O zaman Miraç abi, karşınıza çıkan biri bu risalelere biraz hakim, biraz dilinde fazla döndürebiliyorsa, e karşıdaki adam da biraz saf mübarekse, istediği yöne sevk eder onu. O zaman bizim sevk olmamamız lazım. Bunu bir çözümü olması lazım. Çözümü nedir? Çözümü şu: Hizmet rehberinde diyor ki: "Bu risalelerde esas umdet, temel İhlas ve Uhuvvet risaleleridir." diyor. Bir adam bütün külliyata vâkıf olmak değil mi? Biraz zahmetli bir iş ama o adam İhlas risalesini ve Uhuvvet risalesine hakim olacak şekilde elinde tutabilir ve tuttuğu zaman karşısında konuşan bir adam acaba konuştuğu şeyler İhlas risalesine uygun mu değil midir? Bunu anlayabilir. Bakın size diyorum ki abi, karşınızda konuşan allame de olsa, İhlas ve Uhuvvet risalelerine uygun değilse, cebinize koymayın. Karşınıza çıkan küçük kardeşiniz de olsa, İhlas ve Uhuvvet risalelerine uygunsa alın. İnşallah ahirette işinize yarayacaktır. E şimdi diyorlar ki Seydi abi, "biri geldi bunu dedi, biri geldi onu dedi." O düstur böyle, bu dosttur böyle. Ya Risale-i Nur'da her 15 günde bir okunması gereken denilen tek bir yer var, nere abi? İhlas Yasin. İkinci düsturu diyor ki: "Hizmeti kur'aniyedeki kardeşini tenkit etme." Ana düstur bunu diyor. Sen hangi talî meselen bahsediyorsun? Bak içler acısı. Yani bir ümmet politikası güdülemiyor bu şekilde. Miraç abi, yaşadığım bir şey de anlatayım. Belki var. Namazımı kılayım çıktım. Bir kardeş geldi yanıma. Sevdi abi, Mehmet abimi tanıdı. Yani Allah razı olsun. Dedim: "Vay kardeşim, hoş geldin, hoş geldin." Muhabbet. Daha sonra o da Risale okunan başka bir gruptaymış. Konuşurken iyi dedim, "Birader, bize bir çaya gel." "İyi de abi, ben filanca yerdeyim, nasıl geleyim?" dedim. Bardaki adamı Allah'ı anlatsak, kucaklayıp eve götürüyoruz. Doğru mu? Mümin diyor, "Çaya gelemem." Ya böyle böyle mantık olur mu? Bilal abi, biz mümin, mümin, mümin, anladın mı? Birler kardeş falan hatırladın mı? Mümin ya. Ya mesleği meşrebi aynı, tabii ki olamaz ama nasıl aynı çay içemeyiz biz ya? Hani biz beraber haşr olmayacak mıyız abi? Biz beraber cennete gitmeye çalışmıyacak mıyız? Bak şöyle bir şey olur mu? Benim vücudumu azalarını Vatan abim müşah-has bi hale getir. Ayağım ayrı bir benlik, elim ayrı bir benlik. Bir gün çat, ayağım kanıyor. Ya biz vücudun azaları gibi değil miyiz? Ona zarar görse, bura görmez mi? Bırakıyoruz sonra görmez mi? Yani biz ahir zamanındayız. Böyle bir asırda dinin temel disiplinlerine dokunulmadığı müddetçe, bir müminin bir mümine bir şey söylemesi çok uygun değildir. Eğer delikanlıysa, götürecek çayını çorbasını içirecek, diyecek ya kardeş, "Senin omuzunda akrep vardır." Ve üstadın dediği gibi, o da cevap verip mukabeleden mi olacağız? Sen o akrebi söyledin ya, omuzunda ki akrebi söyleyene rahmet diyecek. Anlıyor musun Turgay abi? Bundan sonra hangisini söylesen kaypaklıktır abi. Anlatabiliyor muyum? Çok ince meseleler. Temelinde ne çıktı gene? Haset çıktı. Ya bu basit bir mesele değil, bu çok ince bir mesele. Peki o Allah'ı anlatıyor, öbürü Allah'ı anlatıyor. O ona bir şey diyor, o ona niye haset ediyorlar? Mesele Allah'ı anlatmak değil, çünkü. Mesele illa ben Allah'ı anlatacağım cümlesi, o hidayete gelecek değil, benim ağzımla gelmek zorunda. Üstad ne diyor abi? "İhlas ve hakperestlik ise bir müminin nereden ve kimden olursa olsun istifadesine taraftar olmaktır. Yoksa yalnız benden ders alsın düşüncesi nefsin ve enaniyetin bir hilesidir." Eyvallah üstadım. Anlıyoruz ki hasetin de bir hilesiymiş. Bak bunlar ahiret yakar. Ahiret gıybet dediğin olay kolay bir şey değil. Üstad ne ediyor? "Nasıl ateş olduğunu yer bitirir gıybette bütün salih ameli." Şimdi ben burada vursam ateşi, bir tane odun kalır mı? Senin ettiğin gıybette ne kalacak? Peki gıybetin altını kazdın, ne çıktı abi? Gene o ses çıktı. Yav dikkat et, yakma ahireti, otuzun için değmez ya. Hem ona gelen musibetlerden memnun ve nimetlerden mahzun olup, kader ve rahmeti ilahiyeye onun hakkında ettiği iyiliklerden kötüsü yok. Ben Seydi abiye haset ediyordum, kaderde Seydi abiye bir iyilik veriyor mu abi? Ben de kadere küsüyorum, diyorum ki: "Nasıl veriyorsun ya?" Adeta kaderi tenkit verdi, Ahmet'e itiraz ediyor. Doğru mu? Nasıl uyumlu cümleler ya? Kaderi tenkit eden başını örse vurur, kırar, rahmete itiraz eder, rahmetten mahrum kalır. Yani diyor ki: "Allah'ım, tamam Allah'sın ama kime de ne vereceğini bilmiyorsun." Ya bu cümleye geliyor, ya şu sakatlığa baksana hasedin. Ya şimdi ben soruyorum, ahiret yakar mı yakmaz mı? Söyle. Rububiyeti herkes kabul ediyor, Şeytan da ediyor. Rububiyette çok bir problem çıkıyor bazen abi. Habil Kabil davası diyorum ya. Acaba bir gün adavete değmeyen bir şey, o haset edilen olaylar nasıl şeyler? Vatan abi, olay değil ki konuşasın. Bir sene kin ve adavetle mukabele etmeyi hangi insaf kabul eder? Bozulmamış hangi vicdanın sığar? Halbuki mümin kardeşinden sana gelen bir fenalığı bütün bütün ona verip onu mahkum edemezsin. Çünkü evvela şimdi Süleyman, tekrardan bir dikkatleri istiyorum tamam mı? Çok önemli konuya gelip bırakacağım abi. Birazdan bir adam haset ediyor, fani mührü koyuyor. Fani mührü de çare ediyor mu? Seydi abi, o da etmiyor. Dört tane düsturu ezberleyeceğiz abi, herkes tamam mı? Dikkat buraya ver. İstersen telefonlarına yaz. Bir adama haset ettiğini düşün abi. Miraç abi, aklına getir. Bir tane adamla kötü bir olay yaşadın, ardından haset ediyorsun. Aklına getirdin mi abi? Bir hatıra getir. Bir adama haset ediyorsun, adama kinleniyorsun, iyice dolmuşsun. Akşam evine gidiyorsun, "Lan bu adam bana bunu nasıl yaptı? Şunu nasıl yaptı? Bunu nasıl dedi? Bunu dedi?" Kaderin onda bir hissesi vardır. Haset ettiğimiz adamı kaça böldük? Hamza abi, 4. Hamza abi, 1. Hisse kime aittir? Kaderin hissesi var. Bak abi, kader dediğin olay nasıl incedir biliyor musun? Bak Miraç abi, bir gün hiç olmayacak bir yerde ikimiz bir kavga ederiz. Eve gider deriz ki: "Biz böyle Mehmet'le kavga edecek adam değildik. Bu hisler aklımızı ve latifelerimizi nasıl bürüdüyse, biz nasıl böyle muazzam bir kavga ettik deriz. Bu ikimizin imtihanı mıdır deriz." Halbuki orada hislerimiz örtülmüştür, kader öyle yaratmıştır. Bizim değil, izleyen bin kişinin imtihanıdır. Kader böyle bir şey abi. Bu cebri determinizmi o kadar ince ince örer ki, sen olaya Kur'an'a hakim olmadan çözemezsin. O zaman başına gelen bir olayı, 1.sini kime verdik? Kaderin bu olayda bir hissesi var dedik. Onu çıkarıp o kader ve kaza hisselerine karşı rızayla mukabele etmek gerektirir. Erman abi, 1. Hisse kimin? Kaderin. Bizim olayımızda bir neyi var? Hissesi. Saniyen nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama adavet değil, belki nefsine mağlup olduğundan acımak ve nedamet etmek gerekir. Şimdi ben Seydi abiye haset ediyordum, değil mi? Ya o adam bana yanlış yaptı diyordum. Birincide Seydi, bir kaderin hissesi var mı? Var. İkincide, ya bu Seydi'ye yazıktır ya, acıman lazım diyor. Seydi, Şeytan, Nefis üçü beraber oturmuşlar. Bu nefisle Seydi bu araya almışlar. Seydi'yi şeytanla nefis. Ya bu adamı senin kardeş olarak üzülüp acıman lazım. Haset etmem değil. Dikkat burada, değil mi Sait? Olay çok. Birinci kimin hissesiydi? Emre, kader. Çok güzel. İkincisi neydi? Şeytan ve nefsin hissesi var. Salih, sen ben haset eden adamım. Sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurlarını gör. Bir hissede ona ver. Miraç abi, baştan alalım. Sen de aramızda haset var. Ben hasit adamım, sen mazlum adamsın. Bir kimin hissesi var? Kaderin. İki, sen şeytanların hepsine kandın. Üç, benim bilmediğim kusurlarım var. Belki onu hayal oldum. Anladın mı? Geldik dörde. Sonra baki kalan küçük bir hisseye karşı, ya küçücük bir kusurun var gerçekten. En selametli ve en çabuk hasmını mağlup edecek af ve saf ile ve ululvü cenaplıkla mukabele etsen, zulümden zarardan kurtulursun. Baştan alıyorum. Ömer, senle aramızda haset gitti. Ben hasit adamım, sende mahsut adamsın, mazlum adamsın. Bir kimin hissesi var? Kaderin. İki, Ömer, sen şeytan ve nefsine aldanmışsın. Benim sana acımam lazım. Haset etmem değil. Üç, benim kendimde bilmediğim ve görmediğim kusurlarım var. Dört, senin azıcık bir kusurun var, onu da affet gitsin. Ya bitti mi ders? Bitti. Allah'ım, bizlere doğru diye vehmettiğimiz kusurlarımızın hakikatlerini göster ya Rab.