Transcription
Bu salondaki herkes ölecek! Hepinize şimdiden Allah'tan rahmet diliyorum, sonra görüşemiyoruz, ayıp oluyor. Bugün meselemiz ölüm ama Haşim, evvela doğumdan başlayacağız ölüme. 120 milyon spermden bir tanesi anne karnına girip, şekillenmeye başlıyor.
Fatih abi, anne karnında birkaç ay sonra şekillenen bebeğin eli var, peki eli işe yarayıp kullanıyor mu anne karnında? Kullanamıyor. Anne karnındaki bebeğin ayağı var Mert, ayağını kullanıyor mu bebek? Kullanmıyor, çok ilginç. Sinan abi, anne karnındaki bebeğin ağzı var, kullanıyor mu ağzını? Kullanmıyor.
Anne karnındaki bebeği Seyit abi, nereden besliyorlar? Hortumundan besleniyor, sonra ne yapıyorlar, o hortumu söküyorlar, ağzıyla beslenmeye geçiyor. Anne karnındaki bebek, anne karnındayken o uzuvlarını kullanmıyor, sadece dünyaya geldiğinde onları kullanabiliyor, doğru mu Haşim?
Bak, biz dünya alemindeyiz ve içimizde kullanamadığımız hissiyat ve organlara bakalım. Ben yüzmek istiyorum ama ıslanmak istemiyorum, ben çilek yemek istiyorum ama tantuni tadı gelsin istiyorum. Öyle bir tane tankı alayım, parmağımın ucunda top gibi çevireyim, ben mermiye kafa atmak istiyorum, öyle bir eş istiyorum ki abi, çok az konuşsun. Bu dünyada olmayacak işler bunlar, öyle değil mi? İmkansıza yakın.
Dikkat burada mı? Nasıl anne karnındaki bebeğin kullanmadığı organları bir sonraki aleme geldiğinde kullanacağına delildir, senin bu içindeki bu dünyada olamayacak hissiyat ve organlar da, bir sonraki alemde bunları kullanacağına delildir. Yani öleceksin. Dünya denen bir hadise var. Şimdi konumuz ölüm, anlaşıldı herhalde değil mi?
Rüyalar; misal alemi denir Abdurrahim abi, bizim ruhumuz, o rüya var ya, orası gerçek, sadece adı farklı; misal alemi deniyor o rüyalara. Yalnız, o rüya denen alem, çok gerçekçi Fatih abi. Birden korkarak uyandığınızı hatırlayın, yani rüya o kadar korkulu oluyor ki, birden uyanmak istiyorsunuz. Rüya, inanılmaz hissiyatı gerçek, diri tutan bir hadise. Ben bütün dikkatlerinizi tekrar istiyorum, bu konu çok önemli Fatih abi.
Ben rüyamda Muhammed abi, bir baktım çocuğum, büyümüşüm, evlenmişim, Londra'ya gitmişim, Fransa'ya gitmişim, Elbistan'a gitmişim, Mersin'e dönmüşüm, tantuni yemişim, ölmüşüm, apartman dikmişim, öğretmen olmuşum, bir uyanıyorum, üç dakika geçmiş. Misal alemi değil mi rüya? Misal aleminde 50-60 yıl geçen o dipdiri, hissiyatlı olgu, uyandığımda şehadet alemi denen dünyada, üç dakika geçmiş oluyor ve uyandığımda anlıyorum ki, çok önemli, 60 yıllık yaşadığım rüya alemi, meğer bir yalanmış. 3 dakikalık dünyaymış. Aynı olayın, bu 60 yıllık dünyada da olmayacağını kim garanti edebilir? Resulullah (s.a.v): "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar." Bizim gördüğümüz rüyalar dahi, başka bir aleme işarettir. Yani senin öleceğine, öldükten sonra da senin dirileceğine, anlıyor musun? Bu rüya dünyayı küçümsetiyor, çok az bir zaman kaldı diyor abi, ölüm sürekli bunları gösteriyor bize. Ölümün çağrıştırdığı işaretlere bak Seydi abi. Şurada kaç yıl daha yaşayabiliriz? Ölüm çok yaklaştı.
Nasıl ki, soğuk demir işlenir mi, işlenmez, dövülemez değil mi? Ne lazım, sıcak lazım, har lazım, alev lazım. Benim amacım da bu, sizi şu an konuda tutabilmek için biraz alevlendirmeye çalışıyorum. Bu çok vahim bir konu ama biraz samimi olalım, evden, işten, çekten, yeni bir araba alayımdan, hangimiz günlük hayatta samimane Turgay abi, iş yerinde de ki, benim aklıma ölüm geliyor, de. Delikanlı gibi de. Ben müşteriyle konuşurken, hemen öleceğimi kutlayabiliyorum de. Baksanıza, kaç yaşına geldik, kaç yıl daha yaşayacaksınız? Zaten üçte biri uykuda, misal aleminde geçen dünya. Ne var abi elinizde, ne var? Kaç yaşına geldin, soruyorum; Resulullah'ın (s.a.v) karşısına çıkmaya hazır mısın? Hazır mısın Umut? Okulda baktığın haram kızları hatırla, soruyorum; hazır mısın? Geçinme imkanı varken girdiğin faizleri hatırla, hazır mısın? Kaç yıl kaldı?
Bu ölümün neden bu kadar ciddi bir şekilde farkında değiliz? Bu neyin alameti biliyor musun? Deliliğin alameti, bildiğiniz delilik. Yalnız bir deli, kendisine gelen zarardan korunmaz Ersin. Bizlerde de delilik emareleri başlamış demek, ölüm gibi bir hakikati, çekirdek çitler gibi konuşuyoruz, yani hiç hissiyatımız coşmuyor Sinan abi.
Geçen bir arkadaşla konuştum, özür diliyorum hayatını da biliyorum, yani böyle biraz rahat bir hayat. Dedim abi ölüm var, dedi ki: 'Ben Seyyidim.' Resulullah (s.a.v) diyor ki: "Hiç kimse, ameliyle cennete gidemeyecek." Sahabe soruyor: 'Sen de mi ya Resulallah?' "Evet, ben de giremeyeceğim" diyor. O da cennete öyle gidemeyecekse, herkes o amelini alsın başına çalsın.
Sedat abi, İstanbul'da, benim ehl-i tarik bir abim bu olaydan bahsetti, beni o gün çok etkiledi. İstanbul'da, isim vermeyeyim, din büyüklerimizden birinin talebesi vefat ediyor. İstanbul'da, talebesinin cenazesine gidiyor. Turgay abi, tabii yani çok yaşlı insanlar bunlar, öyle herkesin cenazesine çat çat gidemezler abi. Demek ki, kıymetli bir talebesi. Tadil-i erkanla namazını kılan, Kur'an'ını esirgemeyen, sürekli okuyan, etraflara koşturan birisi, düşünün abi, öyle bir zatın. Neyse, tam adım atıyor, biliyorsunuz böyle zatlar ehli keşf-er kubur olur, yani, kabrin altını hissedebilmek demek bu. Gidiyor Muhammed abi mezarının başına, tam dua edecek, bir fenalaşıyor böyle, tabii giriyorlar, ya Efendi Hazretleri, ne oldu falan, odaya çekiyorlar. Ne oldu, niye böyle oldunuz? 'Yazık oldu, kurtulamadı!' diyor. Yanında yıllarca talebelik etmiş, namazını dahi, tadil-i erkanla kılmış bir insanın kurtulamamasının bir sebebi vardır; iman hakikatlerinden virüs girmiş, problem yaşıyor, kanser olmuş, metastaz yapmış, vücudu ele geçirmiş demektir. Bu işin temeli bir kelimeden çıkıyor; ölüm. Ölüm. Yazık oldu diyor abi, kurtulamadı diyor. Bizim ölüme bakışımız çok uygun değil.
Ölümün iki veçhi var, bir hayırlı bir tebessümü var, Bediüzzaman diyor ki; 'Azrail bana çok letafetli göründü.' Çok şirin göründü diyor. Bir de Gökhan, dünya namına her adımında Allah'ın rızasını köşeye atan adamlar için gözükmesi var. Bugün iki veçhine de bakacağız. Ama önce, Bediüzzaman hazretlerinin cümleleri ile girmemiz lazım ölüme; 'Mevt', mevt ne demek Ömer? Ölüm. "Mevt dahi, hayat gibi bir mahluktur." Ne demek istiyor Fatih abi? Allah yarattı diyor işte, mahluk. "Hem bir nimettir" Bak Sedat abi, ölüme nimet dedi, demek ki; bir nimet boyutu var. "diye ifham ediliyor (açıklanıyor). Halbuki zahiren mevt, inhilaldir, ademdir" yani yokluktur, tefessüldür, hayatın sönmesidir, öyle görüyoruz değil mi ölümü? Nasıl görüyoruz ölümü? Kötü görüyoruz şerli görüyoruz, öyle değil mi abi? Çünkü bizim ölüme bakışımız yanlış, sebebi ne? Sen, ölüm dediğin hadiseyi magazinden öğrenirsen, Kur'an'ın bahsettiği ölümü öğrenmezsen böyle olur.
Bir deprem oluyor Sinan abi, çok affedersiniz, bir Allah'a isyan etmedikleri kalıyor haberde. Haşa, Allah yanlış yapmış demedikleri kalıyor. Deprem haberi, şok, şok, onlar kahroldu, onlar çöktü, mahvoldu vs. Böyle deprem haberi, mümince bir haber değil, ölümün hakikatini bilen bir adam deprem haberini böyle vermez. Muhammed abi, der ki: "Bugün Erzincan'da, 50'si 15 yaş altı, 100 kişinin vefat ettiği bir deprem oldu. O 50 tane 15 yaş altı genç kardeşimiz otomatikman, otomatikman cennete gittiğinden dolayı, onları tebrik eder, ailelerine sabır ihsan ederken, cennette kavuşmalarını niyaz ederiz." Ne güzel oldu değil mi? Diğer 15 yaş üstü 50 kişinin birçoklarının o deprem, günahlarına kefaret olurken, bir çoklarını şehitlik gibi bir mertebeye çıkardığı için onları tebrik eder, ailelerinin orada buluşmasını niyaz ederiz." Hiç ilişkisi var mı bizim ölüm haberiyle, bunun? Biz de televizyondan öğrenirsek dini, böyle olur kardeşim. En ufak şeyde bütün psikolojimiz altüst olur. Neden? Öbür tarafı düşünerek hareket etmiyoruz Fatih abi, ahiret için değil, temelli dünyaya kök salmış, burası için yaratıldık gibi düşünüyoruz Turgay abi. Problem var.
Bediüzzaman, inanılmaz bir açıklama yapıyor: "Mevt, yani ölüm vazife-i hayattan bir terhistir." Turgay abi, askerlik yaptın, ne kadar yaptın? 18 ay, askerliğin zahmeti çoktur. Benim tanıdığım arkadaşlar var, terhisten sonra şunu diyor Fatih abi: 'Dolmuşa bindik terhis günü, biri adımı seslenmesin diye, kafamı böyle eğip gittim eve' diyor. Bu, askerlik kötü olduğundan olur mu? Askerlik yoğun, sancılı bir süreç, bu yüzden. Yani o kadar yükleniliyor ki. Katılıyor musun bu görüşlere? Peki askerliğin 18 ay, bitti diye üzüldün mü, sevindin mi? Sevinir insan. Peki ölüm gibi bu dünyanın debdebeli hayatları terhis olsa, insan üzülür mü, sevinir mi? Ölüme bakışı görüyor musun Ömer?
1- Terhistir, kelimeleri unutmayacağız, tekrar et, birinci kelime ne? Terhistir. Ne demekti terhis? Askerliğin bitmesi, tamam mı? İkinci kelimeye geçiyorum, ölüm bir paydostur, ne demek Ömer? Çok güzel, yanlış söyledin. Paydos, duraklama demek değil abi, paydos, bitmek demek. Bak yanlış biliyoruz, ara vermek demek değil. Ölüm bir paydostur. Kenan birinci kelimeyi söyle; ölüm bir terhistir. İkinciyi söyle; ölüm bir paydostur. Böyle bir şeye insan sevinir, sevinir. Ben gencecik bir adamım, bu yıl tonla hastalık geçirdim. Yani ben şikayet etmiyorum, Rabbime şükür. Ama bugün Allah dese ki, ben günahlarını affediyorum, gel, şu sürekli bir yerleri yırtılan bedeni bırak, sürekli uyumak zorunda olan, sürekli gıdasını almak zorunda kalan, özür diliyorum para verip aldığım gıdasını çıkarmak zorunda olan bu bedeni bırak, günahlarını affediyorum dese, dönüp babamı tanımam ben ya. Paydos abi, paydos. Dert, tasa, çile, hepsi bitiyor. Sinan abi, böyle bir ölüm tarifi bize yapıldı mı, soruyorum.
Devam ediyorum: "Ölüm bir tebdil-i mekandır" yani mekan değişikliği. Kenan birinci kelimeyi söyle, ölüm nedir? Terhistir. İkinci nedir, paydostur. Üçüncü nedir? Tebdil-i mekan; mekan değişikliğidir. Toprağın altında, çok affedersiniz özür diliyorum, keçi pisliğine benzeyen küçücük bir gül tohumu düşünün, değil mi, tipi ona benziyor. Toprağın altından nevş-ü nema bulup canlanmadan önceki evresine; ölüm diyorlar abi. Toprağın altında daracık, kapkaranlık, sıkışık bir alemdeyken o tohum öldü ve öldükten sonra güneşle arkadaş olduğu, yağmurlarla hasbihal ettiği, çimenlerle ahbaplık ettiği bir diyara geçti, yani mekan değiştirdi. Daracık, küçücük bir bedeni vardı, kuvvetsiz güçsüz, keçi pisliğine benzeyen bedeni, şiirler ve kasideler yazılası, onu dikenlerin koruduğu bir gül haline geçti. O tohumun gül oluşu, bugün divan edebiyatını oluşturuyor, üzerine şiirler yazıldı, bülbüller kondu, kasideler oluşturuldu. Birçokları dedi ki: 'Zayi olmaz gül temennisi ile vermek hara su.' Bu tohumun ölümü hayır mı oldu, şer mi oldu, soruyorum. Bir mekan değiştirdi, bir vücut değiştirdi, aynı şeyi sende istemez misin? Daracık, senin ruhunu zindan gibi sıkan bu dünyadan Gökhan, birden seni öldürüp daha geniş, ruhunun genişliğinde bir mekana gitmek istemez misin Sedat abi? İstemez misin Fatih abi, 150 kilodan 50 kiloya düşmeyi, bir anda? İstiyorsan; ölmen lazım hacı. Dur şimdi değil, dersten sonra. Siz biliyor musunuz sohbette ölen var, ya. Biliyor musun abi, ilim talebesi, bahsediyor ya sohbette, yazarken çat gidiyor adam.
"Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekan; mekan değişikliğidir, bir tahvil-i vücuttur" Kenan oturuyor değil mi? "Hayatı bakiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bakiyenin; sonsuz, yeni başlayacak olan hayatın mukaddemesi, yani başlangıcıdır." Bir insan eğer, abiciğim ben gerçekten ölüme iman edebiliyorum diyorsa, bunun yolu şudur; bütün mevcudatta Seydi abi, fani mührünü görmek zorundadır. Bütün mevcudatta fani mührünü gören bir adam, bizler gibi betonlara, demir parçalarına tapmaz Seydi abi. Rabbine tapar, Resulü (s.a.v) nasıl amel etmişse öyle amel etmeye çalışır. Ama Burak abi bizlerin gayesi farklı, yani ölüm bizde, böyle arada sırada sohbetlerde biri naklederse, onun haricinde ölüm çok uzak, gayelerimiz farklı, uzaklaşıyoruz. Beton yığınlarından, demir yığınlarından gaye mi olur abi? Tek gayesi bir eş alayım, evleneyim, çocuk yapayım, çocukları yurt dışında frengi mekteplere göndereyim, orada okutayım. Okutuyorsun da, nasıl okutuyorsun? Çocuğu okutmak için faize giriyorsun, günde 10 takla atan esnaf arkadaşlar bilir. Kusura bakmayın yapmıyorsanız söylüyorsam, ama yapıyorsanız ders olsun abi. Bin bir yalan, bin bir faiz var mı, yok mu? Sonra ne oluyor o çocuk? Üniversiteye gittiğinde ilk yaptığı iş zina, ikinci içki, üçüncü içkiyle zina aynı anda. Ürperticiliği görmüyor musun abi, ne kadar sancılı bir hadise. Sonra sebebine bakıyorlar, neden böyle oluyor diye.
Bakın bir menkıbe var, zamanın birinde bir kadının çocuğunun ahlakı bozuluyor. Çok mazbut bir aile, sebep bulamıyorlar. Kadın düşünüyor, diyor ki Ali abi:'' Bir gün aşeriyordum, elimde dantel vardı, komşunun portakalına batırdım da bir damla ağzıma koydum, demek bu çocuğun ahlakı bundan bozuldu'' diyor. Şu hassasiyete bakar mısın? Biz niye bu hassasiyetlerimizi yıkıyoruz Fatih? Görmüyor musun ahir zaman çocuğuyuz, ölümü de hatırlamasak neyi hatırlayacağız? Baba, yapmadığı kalmasın, anne dizilerde, sonra o çocuk ne olacak? O kardeşlerle burada biz muhabbet ediyoruz, O anne babalar cehenneme giderse başka sebep aramasın. Başka sebebe ihtiyaç yok Gökhan. Kendi yaptığı amelleri evlatlarının taklit etmesi kafidir.
Baksanıza etrafa, hadi sorun çevirin birini, deyin ki, kardeşim kadere iman nedir, açıklar mısın? Sinan abi, deyin ki, kardeşim meleklere iman nedir, açıklar mısın? Biriniz bahsedin. Ali abi, gelsem, evine arabana çöksem, polise gitsek, onların senin olduğunu ispatlarsın değil mi? Elinde bir tapun var, elinde bir ruhsatın var, belgen var değil mi? Peki hak peygamberin ispatı yoksa nasıl olacak bu iş? Arabanı ispatlayıp, peygamberinin davasını mı ispatlayamıyorsun? Bu Kur'an niye hak kitap, sorsanıza etrafınıza, cevap ne gelecek? Çok vahşet cevaplar göreceksiniz, soruyorum nasıl olacak bu anne babalar? Ölümü görüyor musun, anne, baba, ata, dede; dokunmadığı bir kişiyi bırakmaz bu ölüm.
Size bir yer okuyacağım abi, bugün rahatsız olalım. Şualar var mı burada? Hangisi bu mu? Şualar, abiler çok sinirleriniz bozulsun, perişan olalım, biraz uykularınız kaçsın, yeter, çek için uykun kaçıyor, biraz da bunun için kaçsın. Evet: "Hatta bir ehl-i keşif ve tahkik" bak Muhammed abi, bir yerde ehl-i keşif ve ehl-i tahkik bir adam var, bu şahıs Bediüzzaman oluyor. Osman, böyle insanlarda ehl-i keşf-er kubur var, ne demek; kabrin altını hissedebilme, doğru mu Fatih? Bir yerde bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde 40 vefat'tan, ölümden, yalnız bir tanesinin kazandığını söylüyor! Hamzacığım, olay yeri Kastamonu ve o kırk kişi var ya abi; cami cemaati. Cami cemaatinden gelen kırk kişiden sadece bir tanesi bu davayı kazandı diyor, bir tanesi. Senin daha hala hissiyatın dirilmiyor mu abi? 40 kişiden yalnız bir kişi bu davayı kazandı diyor Fatih abi, şimdi anlıyor musun neden buradayız? Burası neden açıldı anlıyor musun Turgay abi? Bu genç kardeşler, buranın kirası çıkmadığı günler neden telefonlarını sattı, anlıyor musun kardeşim? Daha başkaları saçma sapan işlerle uğraşıyor, bu kadar büyük bir hakikat dururken, geliyor bir tanesi burayı nasıl yaptınız, orayı nasıl yaptınız? Yahu senin belki bir arkadaşının onlarca trilyonu vardır, gidip demiyorsundur; kardeşim sen bu onlarca trilyonu israf mı ediyorsun diye, burada on binlerce adamın girdiği, milyonlarca adamın takip ettiği, kira bir yer. Şuradaki bütün masraf bir araba parası, buraya takılmış beyefendi. Senin kabrine bunun ne faydası var?
Kalplerinizin haşyet duyacağı an gelmedi mi? Resulullah (s.a.v) bir dağın üzerine ayak basıyor, dağ zelzeleye geliyor: "Ya Resulallah! Benim üzerimdeyken sana bir şey olursa, Allah beni helak eder." Kalbin dağdan da mı, taştan da mı katı be adam! Eriyeceğin vakit gelmedi mi? İşine yaramayacak bu işlere niye takılıyorsun? Saçma sapan, nerede küçük mesele var, takılıyorsun. Bir adamın imanı olmazsa, akıbeti sonsuz cehennem. Kırk kişi, namaz kılan 40 kişiden biri diyor, ürkütmüyor mu Seydi abi? Evden çıkarttırmıyor mu hala? Kurnazız be. Beş vakit namazı olmayan var burada, düğüne davet gibi, oğlum namaz niye yok? Nasıl olacak abi? İlk emir oku, kitap okutamıyoruz burada, yani o tabi bizden değil okutmak, biz vesileyiz de, onu yapamıyoruz. Nasıl olacak abi bu iş? Ben soruyorum, siz de etrafınıza sorun. Sorun nerede, kabri mi tam bilmiyoruz? Dur ben anlatayım kabri; böyle en çok susadığın günü hatırla, Ramazan'da, böyle cayır cayır için yanıyor, onu bir milyonla çarp, cehennemin dibinde susayacaksın, sana irin verecekler, irin, iltihap. Diyeceksin ki, kabir çok daraldı, sıkıldım, zinciri daha çok sıkacaklar, bedenin genişleyecek. Seni şurada alsam, iki yüz yıl yaşatsam, her yerini ince ince paramparça etsem, bütün sevdiklerine karşında en pis işkenceleri etsem ve bunu sana seyrettirsem, cehennemin çay molası değil! Kime külhanbeylik ediyorsun? Sanki kulluk emir değil de, lütuf edilmiş. Neden bu KPSS Allah'ın önüne geçiyor Gökhan? Niye bu kızlar buralara gelmeyi engelliyor? Cehennemde yanmana değecek bir haram sevdan mı var? Kabri mi hissedemedin? Böyle bir kabirde sadece Allah yardım edebilir.
Bak Haşim, biz bu olayı tam anlayalım kardeşim, bu dünyada benim beş duyum var, birinin bana çektirebileceği azap sınırlı abi. Benim ruh dediğim donanımımda, manevi organımda milyonlarca farklı teçhizat var. Allah bunların en ufağını büktüğü zaman, adam kafayı yiyip intihar ediyor, intihar. Ahirette bayılmadan, ölmeden, azap bitmeden devamlı ve devamlı artan bir şeye, gerçekten yiyor mu ya? Peki sorayım o zaman, sen nasıl bir Allah'a iman ediyorsun? Bana iş yerinden çok açıklayabilir misin? Ali abi, sor, Üstad diyor ki, bazen ateş, sudan da ziyade temizlik eder. Bu dünyada gıcık olalım birbirimize, ahirette olmayalım. Bu film bir kez çekiliyor Ali abi.
Size ölümle ilgili son bir bahis anlatıp bitireceğim. Bütün dikkatleri bana vermenizi istiyorum. Gerçekten Ömer, hayatınız değişecek, lütfen, nefes bile almayın, bir şey olmaz, Allah için almayın. Bir iki dakika buraya verin dikkati, bir tırtılın ölmesi, yok olması olsaydı, bu şerli olurdu, doğru mu? Tırtılın ölmesi kelebek olduğundan, bu hayır oldu. Problem var mı? Bilgisayar kodlamayı biraz biliyorsunuz, doğru mu abi? Sıfıra yokluk diyeceğiz, bire de Gökhan, ne diyeceğiz? Varlık. Sıfır ne kardeşim, yokluk. Bir ne kardeşim, varlık. Sıfırı söylediğimde siz cehennemi, yani ademi düşüneceksiniz, tamam mı? Problem var mı, şerri yani. Bir dediğimde de Gökhan, siz hayrı, yani cenneti, varlığı düşüneceksiniz, tamam mı? Bak şimdi, beni de düşünebilirsiniz, sıfır; Mehmet yok demek, bir ne demek hocam? Mehmet var demek. Mehmet sıfırken, sıfırdım değil mi, yoktan yaratıldım. Benim de ben demem için bile Fatih abi, beni ben yapması gerekiyor, doğru mu? Mehmet sıfırken, sıfırdan varlık sahasına geçebilmesi için, sonsuz bir Allah'a dayanması şarttır. Nasıl bir bebeğin doğması için anneye dayanması şarttır, sıfır olan bir şeyin, bir olan varlık sahasına geçebilmesi için, Allah'a dayanıp -cümle çok önemli- sonsuzu aşması şarttır Ali abi. Şimdi hazır mısın? Cehennem neydi, sıfırdı, yani yokluktu, doğru mu? Var olan, bir olan bir Mehmet'in bütün ihtiyaçları kat ve kat artıp devam ederken, sürekli varlığını korumaya çalışırken, bu var olan bir Mehmet'in bütün varlığını, sıfır olan cehennem yokluğunda devam ettirebilme çabasına; cehennem azabı deniyor. Havada, uzay boşluğunda boş boş adım attığını düşün, çok yüksek bir sevgine karşılık bulamadığını düşün, Anlarsın ne olduğunu.
Hz Yusuf'u bilir misin abi? Yusuf Aleyhisselam hayatının son evresinde Turgay abi, Mısır'a Aziz oluyor, kardeşleriyle buluşuyor doğru mu? Çok mutlu anlar yaşıyor. Peki ben şurayı soruyorum, hayatının son döneminde çok mutlu anlar yaşayan Yusuf Aleyhisselam, bu kadar mutlu anlar yaşarken, neden ölümü istedi? Çünkü; ölüm bir yokluk değildir, tırtılın kelebek oluşudur. Allah rızası için El-Fatiha.