Transcription
Bu [Müzik] Türkiye'de önemle ilgili bir söz söylendiği zaman, o cümlenin içerisinde yok mutlaka geçiyor. Aslında bu benim değil, YouTube insanlara dokunması, YouTube insanlara verdiği şifa. Çünkü birçok kişi yıllardır çaresini aradığını bulamadığı, sıkıntısı yaşadığı, birçok problemi bir damla yoğurtla çözme imkânına kavuştu. Bu aslında yurtta gönül öğren, YouTube kullanan ve kullandığı yurdun iyiliğini çevresindekilerle paylaşan, kısacası iyilik hareketini Türkiye'de başlatan herkesin duyacağı güzel, haklı bir gurur. Bu iyilik halini, yoğurdun bir iyilik hareketine dönüşmesini sağlayan tüm herkese ben teşekkür ediyorum.
Ben yaklaşık 30 yıllık hekimim. Kendimin bunun üçte ikilik bölümünü cahiliye dönemi diye tanımladığım, tıbbın dışındaki ünsel yaklaşımlarla ilgili değil, evet, almaya başladığımda o bize tıp fakültesinde üretilen modern tıp diye anlatılan birimin dışında insanlara şifa veren farklı yaklaşımlar olduğunu gördükten sonra başlayan yolculuğu yoğurtla devam ediyor. Bu yolculukta yurtta fayda gören, YouTube Türkiye'de kendi kullanımından sonra herkes kullansın, herkes fayda bulsun diye anlatan, dile getiren birçok insanla yurt hareketi başladı. Biz bir grup arkadaş, diyorduk daha bilimsel temele oturtulması büyük değildi, doğru gerçeklerin bilinmesi, olan saldırıları birlikte göstermek amacıyla bir de dernek kurduk. Derneğimiz bu amaçlı faaliyete başladı. İnşallah önümüzdeki günlerde yurt konusunda yapacağı çalışmalarla şu anki noktadan daha iyi bir noktada, diyot bilimsel temellere oturmuş şekilde anlatmaya devam edeceğiz. Ve bu benim de mi tiyatrosu sahneye konulduğundan bu yana ben özellikle takipçilerime, hastalarıma, herkese şunu kaydediyorum ve altını özellikle çiziyorum: Biz insanlık var olduğundan bu yana bu işlerle birlikte yaşıyoruz ve bu üste bizi var olduğumuzdan bu yana alt edemediler, bugünden sonra da alt edemeyecekler. Ama bu virüsün bir farklılığı, bize bu virüs korku da yaptı, buyuz aracılığıyla korku verdi ve sanki buyuz bizim vücudumuza temas ettiğinde hayatımızı kaybedeceğimiz, korkusuyla evlerimizden çıkamaz, birbirlerimize, ilişkilerimize mesafe koyan bireyler haline dönüştük. Oysa bu böyle değil. Değerli, güçlü bir bağışıklık sistemimiz varsa bu virüsün bizi alt etmesi, bize zarar vermesi mümkün değil. Bunu defalarca dile getirdim, bunun çok basit yolları olduğunu anlattım. Fakat bu kadınların her birisi karşı taraf tarafından itibarsızlaştırıldı, değersizleştirildi, birer madde haline dönüştürüldü. D vitamini dedik, faydası yok dediler. C vitamini dedik, hiçbir şey yok dediler. Yoğurt dedik, korkuttular. Aslında bunların hepsi bizim vücudumuzun çalışması için ihtiyaç duyduğumuz maddeler.
Aslında bu tezinden ortomoleküler tıp temelli yazıcı, vücudumuzda bir şeyler bozuksa bu biyokimyasal olarak işleyişi bozar, mikro besin eksiklikleri yani vitamin, mineral eksikliğinden kaynaklanır. Çünkü vücudumuzda oluşan metabolik süreçler de vitamin ve minerallere çok ihtiyaç vardır. Mineraller kendilerine göre farklı işlerde, farklı işlerde kullanılır. Örneğin bir magnezyum, çok basit değiştiriyoruz magnezyum deyip geçiyoruz, ama vücudumuzda aşağı yukarı 350 tane reaksiyonda görev alıyor. Bir magnezyum eksikliği demek bu 350 tane reaksiyonun olmaması demek. İşte bağışıklık sistemimize düştükten belli başlı mineraller, vitaminler var, kısaca mikro besinler diyoruz biz bunlara. Aslında bunları biz besinlerimizden düzenli olarak alıyoruz, almak zorundayız. Çünkü bunları vücudumuzda üretemiyoruz, birçoğunu dışarıdan alınması zorunlu. Fakat sizin de ifade ettiğiniz gibi beslenme şekliniz değişir, beslenme maddelerini bozarak bu fikre besinlerin vücudumuza alınmasını azaltılarak, bunların farkında olmadan vücudumuzda yaşadığımız eksikliği bize hastalık olarak, bağışıklık sisteminizin zayıflaması olarak geldi. İşte bağışıklık sistemimizin özellikle bugünlerde virüsün yoğun olarak yaşandığı bugünlerde güçlü olması bizim sağlıklı olmamız anlamına geliyor. Bunun için bunun mikro besinlerini belli düzeyde almamız lazım. Nedir bunlar? En basitinden D vitamini, vücudun koordinatör müdürü, bu gelen vücudumuza zarar verecek bir şey algılar ve bağışıklık sistemi hücrelerinin bunu yok etmesi için onları koordine eder. Diyorlar ki D vitamininin önemi yok. İlk pandemi başladığında bu dile getirildi, daha sonra ilerleyen günlerde anlaşıldı ki D vitamini çok önemliymiş. Bu çeşitli makalelerde ortaya çıkartıldı. Bizim söylediğimiz doğru çıkınca insanlar D vitamininin yüksek olduğunda vücudun bağışıklık sisteminin güçlü olduğu, hastalığa zor yakalandığı, yakalanırsa kolay atlatıldığı, hastanede kalış süresinin kısaldığı, virüsün daha çabuk atıldığı gibi makaleleri, yayınları görünce D vitamini kullanma yönünde sıfırdan insanları D vitamininden korkuttular; birden fazla kullanmayın, fazlası zarar. Oysa vitaminin şu ana kadar toksik etki gösterdiği bir tane vaka yok. Bunu anlatan bir tane mı kalıyor ama amaç korkuyu yaygınlaştırmak, korkuyu ayakta tutmak olunca maalesef bu söylemlerin temelde doğru olsa da yaygın bir şekilde karşımıza getiriliyor ve maalesef burada görsel ve yazılı basın kullanıldığı için. Pandemi başladığında ilginç bir şekilde D vitamini testleri sağlık ocaklarında yapılamaz hale geldi, kaldırıldı. Pandeminin ortalarında hastanelerde dev simli tahlilleri yapılamaz oldu ve D vitamini tahlilleri için yılda iki defa yapılabilir şartı getirildi. Hatta değişen ne alıp almanız kolay değil; özel bir doktora yazılmadan devletinden alamaz hale getirildi. Şimdi durum böyle olunca karşımızdaki tabloyu öyle çok masumane olarak okumak mümkün değil. Bu yapılan tüm yaklaşımlar özellikle bağışıklık sistemimizi ayakta tutmak için ihtiyaç duyduğumuz mikro besinleri itibarsızlaştırmak, insanların sanki bağışıklık sistemlerini güçlendirememeleri için her şey yapıldı ve insanlar tek bir yolu öğrencilerin ettiğine iğne. Bunun için mikro besinlerin altını çizmek, mikro besinlerle ilgili doğruları söylemek, mikro besinlerle vücudumuzdaki bağışıklık sisteminizi doğal yollardan güçlü tutmanın önemi hep ifade edilmesi gereken, bana göre her doktorun ettiği yeminin gereğidir ve herkesin bu bilgileri alarak, duyarak bağışıklık sistemini güçlendirmenin önem vermesi gerekiyor. Bir saptanarak korkarak birbirimizden uzaklaşarak, yüzümüze attığımız maskelerle bu yüzden konuşamayız, kurtulamayız. Biz bu virüsü yeneceğiz. Yemek için de bağışıklık sisteminizi güçlendirin. Bunun başka bir çaresi yok. Virüs sürücü domuza girecek ama hastalık yapmayacak; biz güçlü olacağız, güçlü olmak için de bunun gereğini yerine getireceğiz. O [Müzik] öncelikli olarak çocuklarımızın bu korkuya esir edilmesi lazım. Biz çocuklarımıza okula giderken bir eğitim yuvasına gittiği fikrini vererek göndermemiz lazım. Biz çocuklarımıza korku vererek, orada hastalık kapacak korkusu vererek okullara göndermemeliyiz. Çünkü stres hastalıkta en önemli bozucu faktördür. Bunun dışında bağışıklık sisteminin güçlü tutulması için yapılması gereken en temel şey beslenmenin düzgün olması. Yani biz de biraz önce bahsettiğimiz mikro besinleri besinlerimiz aracılığıyla alıyoruz, birçoğunu almadığımızı, eksik olanı dışarıdan takviyelerle tamamlıyoruz, ama temel yaklaşım besinlerle bunların alınması ve vücudumuzun bağışıklık sistemini beslenmemizde güçlendirilmesi. Bunun için bazı yaptığımız yanlışlardan vazgeçmemiz lazım ve en çok yaptığımız, en önemli yanlış şu: Çocuklarımızı maalesef batı tipi beslenme dediğimiz karbonhidrat ağırlıklı besinlerle besliyoruz; çikolatalarla, şekerlerle, hamburgerle, pizzalarla bunların yeme alışkanlıklarını maalesef bozuk. Bu tür besinler özellikle karbonhidratta kolay besinlerdir, vücutta kolayca yağa dönüşür ve besin değeri çok düşüktür, içerisindeki mikro besinler çok eksiktir. Bu nedenle bu çocukların bağışıklık sistemi veya vücudundaki süreçte ihtiyaç duydukları mikro besinleri bu beslenmeden alamazlar. Bunun için biz çocuklarımızı gene bizim bildiğimiz, hatalarımızdan öğrendiğimiz tencere yemekleriyle, sebze yemekleriyle tanıştırmak zorundayız. Eğer onların bağışıklıklarını güçlü kurmak, güçlü tutmak istiyorsak beslenme alışkanlıklarını değiştirerek bu işe başlamamız lazım. Özellikle bu dönemde okul kantinlerinde ve ben de baskısıyla, ısrarıyla gazlı içecekler, şekerli çikolatalar, şekerler, cipsler gibi şeker içeren gıdaların satılmaması sağlanmalı ve bu çocuklar doğal besinlerle beslenmeye başlamalı. Bu bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için önemli çünkü biz yeşil sebzelerden, doğal besinlerden aldığımız mikro besinlerle bağışıklık sistemimizi, vücudumuzu sağlıklı tutmasını sağlıyoruz. Peki dışarıda bir virüs sorunu var, çocuklarımız okula gidiyorlar, bu virüslere dönüyorlar, nasıl bunları korumamız lazım? Ben basit bir yol tarif ettim, kaybettim. Yol basit ama hakikaten çocukların sağlıklarını korumada önemli bir adım. Dedim ki bir damla, iki damla yoğurtlu suya damlatıp çocuklarınıza gargara yaptırın okula gönderirken, dönüşte gargara yaptırın. Hatta çocuğunuz bu işi yapabilecek yaşta değilse bir su şişesine bu suyu verin, iki saatte bir, üç saatte bir çocuğunuzun gargara yapmasını sağlayın. Bu maske takmaktan daha güvenlidir, maskeyle çocuklarınızı nefessiz bırakmayın diye öğütlerim. Bu öğüdümü sosyal medyada paylaştım, tıpkı da soruşturma açtı ve bu bilimsel bir temele dayanmıyor diyerek soruşturma açtı. Oysa Japonya'da yapılan bir araştırmada bir kişi yoğurtlu suyla gargara yaptığı zaman üç saat boyunca virüs bulaştırmıyor bu gösterilmiş, yapılan çalışmayla güvenle diyorum ki vücut ağzınızı, yüzünüzü kapamak, evlerden çıkmamak, birbirinizde dip dibe olmaktan kaçmak yerine bir damla yoğurtla üç saatte bir gargara yapın. Bu eski sıcak yaşantımız, birbiriyle olan sıcak temasımız, bu gülümsemelerimiz yüzümüzde görünsün, maskeli maskeli dolaşmayalım. Bizler suçlu değiliz, bir şeyleri saklanmıyoruz, bir şeylerden kaçmıyoruz. Bir damla yoğurtla tekrar bu günlerimize dönelim dedim, ama maalesef bütün bu paylaşımlar, bütün bu söylenenler sosyal medyada ifade ettiği yerlerde sansür oluyor, siliniyor, kaldırılıyor. Tabi amaç insanların sağlığına çabuk kavuşmaları veya sağlığını korumaları olmadığı için doğru ifade edilen, kolayca sağlıklarını muhafaza edebilecekleri yöntemler insanlardan alabildiğince saklanıyor. [Müzik]
Şimdi traş sıraya koyma, hastaneye falan gittiğimizde görürsünüz acillerde orada önünde bir doktor gelen hastayı değerlendiren, acil hangisi ise onu öncelikle, en sonda gelmiş olsa bile ediyor. Aslında bir sıra sıraya koymak ne demektir? Vücudumuzda triyaj uygulanır, nasıl uygulanır? Vücudumuz bir mikro besini birden fazla fonksiyon için kullanacaksa, örnek magnezyum 350 tane vücudumuzda fonksiyonda görev alıyor. Evet, şimdi vücut bunu birden 350'ye kadar önem sırasına göre sıralar. Birincisinde ufuk su yerine gelmezse kişiler hayatını kaybedeceksin, hayat çok risk altında girecekse bir sıra uygulanır. Daha sonra önem sırası hazırlayarak bu aşağıya doğru gider. Dışarıda eğer siz bir mikro besini yetersiz alıyorsanız en önemli, en önemlisi doğru yettiği kadar kullanılmış, 20 tanesinde kullandığı 330 tanesi kullanamaz. Ama bunlar hayati olmadığı için biz bunun farkına varmalıyız. Bu eksiklikler zaman içerisinde böyle yavaş yavaş yavaş oluşan hasarlarla karşımıza hastalık olarak gelir, hayatta kalırız ama sağlıklı kalamayız. İşte vücutta mikro besinler için böyle triyaj uygulanır. Somut bir örnek vereyim: K vitamini vücutta kanama ile ilgili fonksiyonlarda görev alır. Eğer vücut K vitaminini öncelikli olarak kanama ve pıhtılaşma ile ilgili fonksiyonlarda kullanmaz ise hayatınız mümkün değildir. Yetersiz alınan K vitamini öncelikli olarak bu fonksiyonda kullanılır. Ama K vitamini aynı zamanda vücudumuzda farklı fonksiyonlar için de gereklidir. Örneğin osteoporoz eksikliğinde gelişir, örneğin kalp krizi gelişir, örneğin kanser gelişir. Bunlar bu eksiklikler yavaş yavaş birikerek gelişir. İşte vücut mikro besinler için böyle triyaj uygular. Eğer siz bütün fonksiyonlarını yerine getirecek kadar yeterlilikte mikro besin almazsanız hayatta kalırsınız ama sağlıklı kalamazsınız, bir süre sonra yaşlanırsınız. Aslında mikro besin eksiklikleri vücutta yaşlanma demektir. Siz mikro besinleri, vitaminleri, mineralleri eksik alıyorsanız hızlı yaşlanırsınız. Hatta çevremizde bununla ilgili örnekler çoktur. 30 yaşında birisine bakarsınız altmış yaşında görünüyor, altmış yaşında birisine bakarsınız 25 yaşında gönül şaşırırsınız. Aslında bu şaşılacak bir durum değil, bir tanesi beslenmesiyle ve mikro besin ihtiyacıyla yetersiz olmuş, genç olmasına rağmen yaşlı görünüyor, hızlı yaşlanmış. Bu sadece görüntü anlamında yaşlılık değil, organlarında yaşlanması anlamına gelir ve tanım yerindeyse hızlı ölüme yaklaşmıştır. Ama bir tanesi de bütün bu dengeyi sağlıklı beslenmeyi yaparak ileri yaşta olduğu halde genç kalmıştır. İşte vücuttaki triyaj buna yarar, size vücuttaki bu triyajı yeterli ince uygulayabilmeniz sağlıklı kalabilmenin, ilerleyen dönemde hasta olmamanız için yeterli mikro besin almamız lazım. İşte altını çizdiğim, benim sürekli mikro besinleri yüksek alın diye ısrarla ifade ettiğim şeyin temeli bu. Şimdi maalesef konvensiyonel tıbbın bir mikro besinlerle ilgili ve daha dediğimiz günlük alım tavsiyesi var. Bunlar o kadar eski, şimdi bir tanesine bakıyorsunuz, yetersiz, tespit edildi, yanlışlık yapıldığı. İkincisine bakıyorsunuz yetersiz, tekli yanlış yapıldı. Üçüncüsüne bakıyorsunuz, o da yetersiz. O zaman işte aklınızda soru işaretleri geliyor. Bizim mikro besin alma gereği ilmimiz azaltılarak ileride sağlığımızı kaybedecek şekilde yaşamamız mı sağlanıyor bu ret değerleriyle diye bir soru geliyor ağzınıza. Şimdi orta bakıyorsunuz, diyorlar 250 mikrogram koya günlük iyot ihtiyacımız. Belki bizim bunu 100 katı, 200 katı… D vitamini ne bakıyorsunuz? Günlük 400 ünite. Oysa bir kişi günde 3-4 bin ünite D vitamini harcıyor. Bakıyorsunuz bir C vitamini için bir portakal büyüklüğünde 60 miligram C vitamini geliyor. Oysa karşılaştırmalı çalışmalarda görülüyor ki 5000 miligram, 10.000 miligram günlük C vitamini ihtiyacımız var. Yani o ihtiyacınız olan dozlar aşağılara çekilmiş ve bu dozları o kadar az almamız sağlanmış ki bu zaman içerisinde sağlığı kaybetmemize neden oluyor. İşte ortomoleküler tıp yaklaşımı burada farklılaşıyor. Burada o triyajda ihtiyaç duyulan her basamak için kişilerin yeterli mikro besin alması öğütlenir ve alması sağlanıyor. Siz bunu yaptığınızda sağlıklı kalıyorsunuz. Eğer sağlığınızı kaybetmişsiniz bu mikro besinleri vücuda vererek bağışıklık sistemini bu hatayı, bu bozukluğu düzeltmesini sağlıyorsunuz. Onun için Mukaddes Hanım mikro besinler çok önemli, beslenmemizden alamıyorsak takviye olarak bu mikro besinleri yeterli miktarda almamız şart. İşte iyot bunun güzel bir örneği, yıllarca iyotu attılar bize, iyottan korkuttular, yok şunu yapar diyot, bunu yapar dedi. Ama benim gözlemlediğim ve tahmin ettiğim Türkiye'de 1 milyondan fazla kişi yoğurt kullanıyor ve bu insanların iyot dediğimiz sonucu elde ettikleri o kadar kıymetli deneyimler var ki içinde bu 1 milyon kişi. Siz artık diyot senin için zehir deseniz bile içeceğim diyor çünkü onun faydasını, onun vücuduna sağladığı katkıyı birebir yaşayarak gördü. Yurt hareketini bu kadar hızlı yapması, insanların YouTube'a bu kadar hazır sahip çıkmasının temelinde o var. Bizi yurtta uzak tutarak depresyonlu yaşamamız, algımızın, sevginin kapandığını, enerjimizin düşük olması, tiroidimizin düzgün çalışmaması, hormonal sistemimizin düzgün çalışmaması gibi sonuçları yaşattılar ve maalesef insanlar sebebini bilmediği, bulamadığı çok önemli hayatını, yaşam kalitesini düşüren birçok problemde yoğurt aracılığıyla kurtuldu. İşi böyle olunca artık insanlara oraya bu da yapmak, oraya dağların üzerine çıkmaz, şöyle olur, bunu yapar diye korkutmak mümkün değil, olmayacak da. Ve bu yoğurt hareketi özellikle mikro besinlerin önemi anlamında da bir öncülük yaparak insanları daha sağlıklı olmak için ne yapabiliriz sorularıyla yüzleşmeye sevk ediyor. Bu da oluyor ve güzel oluyor. [Müzik]
D vitamini aslında bir vitamin değil, hormon. Vücutta hormon gibi işte görüyor, ücret çekirdeği ne kadar nüfus ederek bize katkı sağlıyor. E vitamini birçok fonksiyon için önemli, kanser için önemli, astım hastası için önemli, otoimmün hastalığı olanlar için önemli, enfeksiyon hastalıkları için önemli, ruh sağlığımız için önemli, belirtilen ile ilgili yapılmış o kadar çalışmalar var ki bunlar ve vitamin etkilendiği hangi mekanizmalar üzerinden olduğu, o insanlara nasıl faydalı olduğunu gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor. Ama maalesef görüyoruz ki D vitamini bu kadar faydalı olmasına, bu kadar çok faydası olmasına rağmen bir türlü birer cümleyle, ikişer cümle yine itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. D vitamini kullanmayın diyenlere 30 doktor deniyor, bunlar çıkardı deniyor. O sedef ilaçları insanlara sağlığını vermek o kadar ucuza, maliyetsiz ki eğer çıkardıysa keşke herkesin çıkarı D vitamini kadar olsa. D vitamini biraz önce de söyledim, vücudun bağışıklık sistemi için olmazsa olmazdır. Bağışıklık sistemi hücrelerinin düzgün çalışması, bağışıklık sistemi hücrelerinin yeterli üretilebilmesi, virüse karşı koyabilmesi için D vitamini şarttır. Şimdi maalesef D vitamini dünyada olduğu gibi Türkiye'de yaşayan insanlarda çok eksik, gizli bir salgın gibi neredeyse toplumun yüzde yetmiş, yüzde seksen'i çok düşük D vitamini oranlarına sahip ve maalesef D vitamininin normal sınırlarda, yani test yaptırdığınızda normal sınırları olarak belirtilen değerler bizim için çok yeterli değil. Bununla ilgili birçok makale var, yayın var ve ben hep şunun altını çizdim, dedim ki pandemi döneminde virüse karşı güçlü bir bağışıklık sisteminiz olacaksa D vitamini düzeyinizi 60-80 arasında olması lazım. Bunun için D vitaminini bu düzeye yükseltmek için imkanınız varsa gidin güneşlenin, yükseltebilirsiniz. Ama doğru güneşlenme, doğru şeyleri yaparak de ekleminin hali yoksa D vitamini takviyesi kullanmanız demek sizin korkularınızın azalması, virüse karşı bir şeyler yapılması anlamına gelir diye ifade ettim, halen de bunu söylüyorum. Maalesef gün içerisinde çok hastam geliyor, bakıyorum o kadar çok beni dinleyen insanlar var ki o öyle devletten çok düşük, nedense bir türlü biz kendimiz için doğru şeyleri yapamıyoruz, doğru şeyleri yapmak için harekete geçemiyoruz. Bunun bedelini sağlığımızı kaybederek ödüyoruz. İşte Instagram'dan, sosyal medyadan, telefonlardan, her yerden birçok insan sıkıntılarını ifade ediyorlar. En çok da şu korku oldu: Ne yapmalıyım? Korunmadan önce yapmanız gereken şeyler var, o artık geç kalmış bir soru. Korunmadan önce vücudunuzda bu virüsün size sıkıntı vermeyecek şekilde sisteminizi denge getirmeniz lazım. İşte biraz önce söyledik beslenmenize dikkat edin, kötü alışkanlıklarını sigara, alkol, çimen. Eğer bu virüsten korkuyorsanız virüsü besleyecek şeylerden uzak durun ve mikro besin değerlerini, düzeyinizi yükseltin. Basit bir şey bu, çok zor değil, kolayca yapabileceğiniz, birisinin yardımına ihtiyaç duymadan tek başınıza çözebileceğiniz bir durum. Yapmıyoruz ama suçlu yapmayan insanlar değil, suçlu D vitamini o insanlardan uzak tutmaya çalışan grup. Ben bu gruba meslektaşım diyemiyorum maalesef, çünkü bir doktor bu kadar iyi çok yayın varken bu kadar D vitamininin öneminin altı çizilirken insanları eğer D vitamininden uzak tutacak söylemler içerisinde oluyorsa etmiş olduğu yemine ihanet ediyor demektir. Bunun için D vitaminini ya gidin yazın son günleri güneşlenin, çoğaltın ve ek olarak takviye edin. Başka türlü alamıyoruz çünkü bu bağışıklık sisteminiz için çok önemli. Ben tahmin ediyorum ki 25 bine yaklaştı izleyiciler, bunun büyük bir kısmı bayanlar. Bayanlara C vitamini kullandırtmak için bunun çok önemli bir yerden gireceğim. Vücudumuzda C vitamini eksikse biraz önce söylediğim o triyajı yapar, gücü kendini sağlıklı tutmak için orada kullanımı işte virüs varsa virüse karşı silah olarak kullanırız. E vitamini ama C vitamini sadece virüs için değil, vücutta birçok şeye ihtiyaçtır, en önemlisi de C vitamini eksikse vücudumuz kollajen yapamaz ve çabuk yaşlanır, bildiğiniz ayda kırışıklık resim yaşlanmamak için, genç kalmak için bağışıklık sistemi hücrelerinin çoğalması, güçlenmesi için çok ihtiyaç duyduğumuz bir ihmal edilen vücudu virüslere karşı korunması için uygulanan çok pahalı bir bilirsiniz. Oysa C vitamini bu vücudunuz bunu ücretsiz yapıyor, karşılığında bir bedel istemiyor, bir bedel beklemiyor. İşte nötrofillerimiz, iz yok o seatlerimiz bunlar C vitamini kullanarak virüslere karşı savaş veriyor ve C vitamini bizim savunma hücrelerimizde, normal hücrelerimize kadar aşağı yukarı seksenler, yüz kat daha fazla birikiyor. Bu da gösteriyor ki bu savunma hücrelerimiz C vitaminini virüslere karşı kurşun gibi, silah gibi kullanıyor. Eğer yetersiz C vitamini, cephaneniz yok demektir. Eğer virüse karşı savaşmak istiyorsanız C vitamini yüksek olması lazım, özellikle bir enfeksiyonlar olduğunda ben vücudun bu enfeksiyonuna başa çıkabilmesi için D vitamini yoğun miktarda öneriyorum kullanmalarını, C vitamini yoğunlukları öneriyorum kullanmalarını. Ve şimdi bu üç tane şeyi söylediğimiz zaman diyorlar ki onlar çıkar için bunu söylüyorlar. Üç tane şeyin toplamı onların bize önerdiği bir açının belki de 3, 14, 15, 1 belki de onu da bir fiyatı yani sağlığımızı koruma ucuz, kolay ama maalesef bu kolay şeyleri çok kolay geldiği için faydalı değilmiş gibi düşünüyoruz. Oysa güzel bir Çin atasözü var: En karmaşık problemin çözümü en basit olanıdır. Sizi virüsü yok etmek için işte milyonlarca dolarlık laboratuvarlarda üretilmiş bir şeylerden medet ummak yerine doğanın size sunduğu doğal şifalardan ne de tutulmak, ondan fayda beklemek zorundasınız ki doğru olanı da bu zaten. Çünkü vücudumuza doğal olmayan bir şey verdiğinizde vücut öncelikli olarak ona karşı koyuyor. İlaçların hepsi böyle, yüzünüze girdim, onlar kimyasal. Ona karşı savaşıyor vücudumuzun savaşığı, vücudumuzun karşı durduğu maddelerle siz şifanızı kazanmaya, sağlığınızı kazanmaya çalışıyorsunuz. Çok büyük bir çelişki, bunu iyi düşünmek lazım. A, B, C vitamini de böyle. Şimdi Güney'den hep böyle planda niye görürüz olduğu için hepimiz sistemle ilgili faydalarını deniyoruz ama size dediğim gibi kollajen yapımından bağışıklık sistemini düştüğü olmasına, antioksidan etkisine, işte seratonin üretimindeki görevi ne kadar ceviz tabi çok önemli. C vitamini eksikse mutluluk hormonu üretiyorsunuz. Bu algı oluşturuldu insanlar mesela iyi otu 30'dan alabileceği algısı oluşturuldu. D vitamini portakaldan alabileceği oluşturuldu, D vitamini güneşin altında yürümekle yeterli miktarda üretebilecek algısı oluşturulduğu bir kişinin günlük C vitamini ihtiyacını karşılayabilmesi için belki bir kasa portakal yemesi lazım. Hükmü C vitamininin ilginç bir özelliği var, yeryüzünde canlılarda C vitamini üretimini üç tane canlı var: Birisi bir domuz türü, birisi bir yarasa türü, biriside insanlar. Aslında bizim C vitamini üreten sistemimiz var, en son gelişmiş, kapanmış. O noktada C vitamini glikozu C vitaminine dönüştürür biliyoruz ama hayvanlar bunu yapıyorlar. İhtiyaç duydukları anda bir anda fazla C vitamini üreterek özellikle birer rahatsızlıklarda, enfeksiyon hastalıklarında kendilerini koruyorlar. C vitamini stres buluştuğu zaman yükselterek serotonin salgılar atıyorlar, damarlarını daha sağlıklı hale getiriyorlar. Biliyorsunuz hayvanlar kalp krizi geçirmiyorlar, C vitamini üretebildikleri için. Ama biz işte sağlığımızı koruyabilmek için biraz önce saydığımız o başlıklarda C vitamini kullanabilmemiz için bunu yeterli almamız lazım. Hep C vitamini bir portakaldan alıyorum algısına kalkarsanız o vücudun uyguladığı triyajda sizin C vitamini eksikliğine dolayı bölümlerinize engeller. Bu aldığınız bir tane portakal kollajen yapamazsınız, bırakın cildinizin güzel görünmesini ama varlığınız sağlığını yitirir. Bu organlarınızı birbirinde tutan, o vücudunuzdaki dengeyi oluşturan kollajen yapı vücudumuzun yüzde yetmişi yaklaşık olarak edendir, sağlıklı olamaz, bu olamadığı zamanda siz ne kadar geç olursanız olun, ister misiniz işte bunun için burada önemli olan mikro besinlerin ne anlama geldiğini iyi anlamamız. Evet, az miktarda aldığınızda sizin fark ettiğiniz herhangi bir olumsuz olmuyor, hayatta kalıyorsunuz ama ya ben kendimi çok yorgun hissediyorum, elimi kolumu kaldıracak gücüm olmuyor, depresyondan çıkamıyorum, yaşım geç ama sanki 2 kat, 3 kat yaşlı görünüyorum, ruhum yaşlandı gibi cümleleri kuruyorsanız bile ki mikro besin dengeniz programınız dışında, yeterli mikro besin alamıyorsunuzdur. Onun için bunu bu şekilde düşünmek yeniden ve iyi düşünmek lazım. Abone ol.