📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Zülkarneyn Kıssası Bizi İlgilendirir mi? Kur'an'ın Zülkarneyn'i

Mustafa Öztürk Arşivi42:30

Transcription

Merhabalar değerli dostlar. Bu videoda Zülkarneyn kimdir konusunu anlatmaya çalışacağım. Eee, benim alanımla, yani tefsir alanı ile ilgili sorular arasında birkaç defa tekrar edildi. "Hocam bu Zülkarneyn'i anlatır mısınız? Eee, şeytan ve iblis hakkında eee düşüncelerinizi paylaşır mısınız? Yüç ve M3 hakkında işte başka eee daha çok böyle fiten edebiyatı, kıyamete dair sorular." Bunlar, bunların önemli bir kısmı Kur'an'da yer aldığı için bunları eee müstakil videolar olarak çeker misiniz diye öneriler geliyor, sorular geliyor. Ben de bu vesileyle Zülkarneyn'i anlatayım istedim.

Zülkarneyn kıssasına benim bakış açım aslında Kur'an'a ve tefsire nasıl baktığımı da büyük ölçüde eee ifade eder nitelikte. Biliyorsunuz benim Kur'an perspektifim veyahut Kur'an'a bakışım tarihselci bir bakış olarak değerlendirilir. Eee, tarihselciliğin iddialarını şimdi burada sayıp dökecek durumda değilim ama bu kıssaya nasıl baktığımı, nasıl yorumladığımı anlatırken perspektifim de kendisini ele vermiş olacaktır diye düşünüyorum.

Eee, Diyanet Vakfının İslam Ansiklopedisinin son cildi. Eee, Zülkarneyn maddesi orada. O maddeyi hasbel kader ben yazmıştım. Tabii ki eee ansiklopedinin yayın politikasını da dikkate alarak bu videoda kullanacağım radikallikte ifadeler kullanmadım. O maddeyi yazarken daha çok deskriptif olarak yazdım ve Zülkarneyn'in tarihsel bir şahsiyet olarak kim olabileceğine dair ihtimaller arasında bence en makul, en müdellel olanını e belirtmiştim. Oradan bakabilirsiniz. İnternetten de ulaşabilirsiniz. Linkinden Zülkarneyn maddesini okuyabilirsiniz. Ama bu videoda tabii ki daha rahat ve daha radikal konuşmak imkanım var.

Zülkarneyn Kur'an-ı Kerim'de bir kıssa olarak yer alır. Kehf suresi, yani mushaf sıralamasında 18. surenin 83 ila 96. ayetleri yanlış hatırlamıyorsam bu bütünlük içerisinde ve başlangıcı ilginç bir ifadeyle başlar. "Ve yes'elûneke an zîlkarneyn" sana Zülkarneyn hakkında soruyorlar. Bu "sana" dediği kişi Hazreti Muhammed. E soran kişi kim? Kişiler ya da eee o dönemdeki muhatapları. Kaynakları incelediğimizde bu soruyu soranların tek soru sormadıkları, eee ruh hakkında soru sordukları, keza Ashab-ı Kehf, bu yedi uyurlar hakkında soru sordukları ve bir de Zülkarneyn hakkında soru sorduklarına dair bilgilerle karşılaşıyoruz.

Soruyu soranlar kim? Kureyş, yani Mekke'de yaşayan müşriklerden bir grup. Fakat onların böyle ruh, Ashab-ı Kehf, Zülkarneyn hakkında soru sormak konusunda eee yeterli donanım sahibi olduklarını söylemek biraz zor. O yüzden bunların eline soruyu tutuşturan birilerinin olduğu düşünülüyor. Bunların da Medine Yahudileri ki Kureyş'in müşrik eşrafıyla Medine Yahudilerinin şairleri veya önde gelen isimleri arasında eee Hazreti Peygamber'in peygamberlik süreci başladıktan sonra bir iletişimin, bir işbirliğinin olduğunu biz biliyoruz. Medine hicretten sonra bu iletişim ve işbirliği devam edecek. Bunun birtakım radikal sonuçları, neticeleri de olacak. Mesela Ka'b bin Eşref'in Yahudi şairinin öldürülme gerekçelerinden birisi eee Kureyşli müşrikleri Müslümanlara karşı savaşa kışkırtmak şeklinde bir gerekçeyle ifade edilecektir. Şimdi bunlar dikkate alındığında Yahudi-Kureyşli müşrik işbirliği eee kuvvetle muhtemel. Dolayısıyla Muhammed'i bir testten geçirin bakalım, gerçekten Tanrı tarafından bilgilendiriliyor mu, yoksa öyle üfürme bir peygamberlik iddiasında mı bulunuyor? Eee, ona tırnak içinde amiyane tabirle birkaç kazık soru hazırlayalım. Siz gidin onlara sorun. Eee, o şey Hazreti Muhammed'e sorun şeklinde bir arka plan var gibi görünüyor. Nitekim kaynaklarımız da Kureyşli müşriklerin bu soruları sordukları ama soruları Yahudilerden aldıkları, onlar tarafından bilgilendirildikleri belirtilir.

Benim Kur'an perspektifimin ayırt edici özelliklerinden biri tam bu noktada kendini gösterir. Bu Zülkarneyn kıssası o günkü eee konjonktür ve sosyolojik bağlam içerisinde Hazreti Peygamber'in peygamberliğini sınamak. Dolayısıyla bir bakıma onu halkın nazarında gözden düşürmek. Çünkü bu sorulara cevap veremeyecek, bilemez. Nereden bilsin ki Zülkarneyn'in kim olduğunu düşüncesiyle peygamberi bir bakıma köşeye sıkıştırmak için tezgahlanmış, kurgulanmış bir soru paketinin bir cüzü bu. Dolayısıyla soruyu soranlar eee herhalde bugünkü hani evrenselci Kur'an algısı ve anlayışı nazarı itibari alındığında 2025 yılında yaşayan dünya Müslümanları Zülkarneyn hakkında bilgisiz kalmasınlar. Önemli bir mesele bu. Mutlaka Zülkarneyn hakkında, ruh hakkında veyahut Ashab-ı Kehf hakkında bilgi ve donanım sahibi olsunlar diye iyi niyetle bizi düşünerek sonraki müstakbel Müslümanların eee dikkate alarak onların namına, yani bizim namımıza sorulmuş sorular değil. Yani ister Kureyşli müşrikler, ister Yahudiler, bu üç soruyu Hazreti Muhammed'e sorarken Kur'an'ın evrensel mesajı Zülkarneyn, Ashab-ı Kehf üzerinden gelecekte kıyamete kadarki tüm dünya Müslümanları için eee baki kalsın. Dolayısıyla şu iki önemli, üç önemli konu boş geçinmesin. Biz gelecek Müslümanların anlama, anlayış sorunlarını çözmek için bu soruları da bu arada sormuş olalım diyerek hayırhah niyetlerle bizi düşünerekten sormamışlar. E bu çok belli olduğuna göre Zülkarneyn'in kıssası eee Mustafa Öztürk'ün veyahut bugün yaşayan başka bir Müslüman evladının Zülkarneyn ile ilgili merakı ortadan kalksın. O konudaki bilgi eee eksikliği giderilsin diye Kur'an'da yer almamıştır. Dolayısıyla o kıssanın bana bugüne doğrudan "Ayetler inerken size bu Zülkarneyn üzerinden epeyce bir mesaj eee eee koydum. Bu kıssanın içine. Lütfen kıyamete kadar yorumlayın, yorumlayın, yeniden mesajları yeniden anlayın" diye vahyedilmemiştir. Kısacası Zülkarneyn'in kıssası inerken sonraki Müslümanların eee o konuyla ilgili bir ihtiyaçlarını gidermek gibi bir amaç gözetilmemiştir. Orada Hazreti Peygamber'le muhalifleri arasında yaşanan süreçte, kontekst, bağlam öyle bir pasajın indirilmesini gerektirmiştir. Hepsi bu kadar.

Ama bizde anlayış şu: Ya hepimize indi. Zülkarneyn de bana indi. Yani "an zîlkarneyn" ve "yes'elûne an zîlkarneyn" ayetini "sana" deyince "bana" diye anlamak eğiliminde olduğumuz için oturup "Bu kıssa bana bir şey söylüyor. Niye söylüyor? E canım evrensel ya Kur'an, ondan söylüyor. E o zaman evrensel ve Kur'an bu amaçla bu kıssayı indirmişse demek ki Allah da Yahudilere veyahut müşriklere bizim namımıza, bizim eee Kur'an'dan daha fazla istifade etmemiz için onlara böyle bir mübarek soruyu sordurmuş" diye düşünmek durumundayız. Çok safça, çok naifçe, daha bir aslında yakışır ama biraz daha ağır bir ifade olacağı için hani "çok" deyip gerisini söylememek istiyorum. Evet. Böyle bir anlayış sahibiiz genel olarak Kur'an konusunda. Yani bu bu kıssa mutlaka bize bir şey söylemek için indirilmiştir. Bizi dikkate alan var mı ya? O gün sen misin derdi? Yani Hazreti Muhammed'e bu soru sorulurken, ya Zülkarneyn konusunda sonraki Müslümanlar bilgisiz kalmasınlar, ya bu kıssayı da bu araya bu arada sıkıştıralım diye indiğini düşünmek. Öyle düşünülüyor genellikle. Ama ben öyle düşünmeyenlerdenim. Oradaki sosyal süreç neyi gerektiriyorsa, durumun muktezası dediğimiz şey neyse o söylenmiş.

Evet, cevaben peygamber de diyor ki, ayete göre "Ben size ondan bir anı, bir anlatı aktarayım." Bir fragman. Özetlersek Zülkarneyn isim mi, sıfat mı? Yani unvan mı, lakap mı? İsim olmama ihtimali %95. Hani Zünnun, Zinnar, Hazreti Yunus'un unvanı, lakabı balık sahibi. Burada da işte Zülkarneyn, iki karn. "Zü" sahip anlamına gelir. "Karın" da çağ, dönem anlamına da gelir. Kakül anlamına da gelir. Boynuz anlamına da gelir. Tabii seçeceğiniz anlama, bu farklı anlam ihtimallerine göre tercih ettiğinize göre Zülkarneyn'in anlamı da değişecektir. Tefsirlerde yok yok. İşte karanlıklar, aydınlıklar onun emrine verildi, onun için iki boynuz sahibi dendi. İki çağ sahibi dendi. Hani devir açtı, devir kapattı diye. Veyahut işte saçlarının iki örgüsü vardı veyahut tacının üzerinde iki tane böyle boynuz vardı falan filan. Ne ararsan var. Fakat anlaşılan o ki kıssanın bütününden de çıkan cihan cihangir, yani eee bütün dünya üzerinde ün ve nam sahibi olan bir hükümdar. Çok kudretli, güçlü, eee, büyük cihan padişahı diyelim, hükümdarı gibi bir anlam ifade ediyor Zülkarneyn. Çünkü "karın" kelimesi eee Zülkarneyn'in anlatısının bütünü içerisinde baktığınızda çok geniş bir kudreti, kuvveti ve imkanı eee tarif eder gibi görünüyor. Dolayısıyla biz bunu büyük cihan sultanı, hükümdarı anlamında bir lakap olarak değerlendirmenin daha makul olduğunu düşünüyoruz.

İsimleriyle özel ismine dair birçok hikaye var. Ama Kur'an-ı Kerim'de yer, zaman, mekan, eee, kıssalar da %90'ın üstündeki bir oranda müphem bırakılır. Dolayısıyla tarihsel çerçeve belirlemek çoğu kıssada çok zor görünür. Zülkarneyn kıssasında bu daha da muğlak bir vaziyettedir. Zülkarneyn'e bir tarihsel dönem tayin, tespit etmek eee oldukça zor. Eee, kimilerini kıssanın genel yapısı, karakteristiği eee "ya bu tarihi değil, temsili bir kıssadır" noktasına götürmüştür. Mesela eee Muhammed Esed bu bakış açısına sahiptir. E peki kıssada ne anlatılıyor? Temsili deyince ona güncel, dolayısıyla bizi de ilgilendiren bir mesaj yükleyebilirsiniz. Öyle metaforlarla süslenmiş, işte dünyada sahip olunan bütün imkanların geçici olduğunu unutmamak falan gibi. Eset böyle söyler. Tabii bu tarihsel çerçeveyi belirleyememek onu son derece uçuk fantezilere de konu kılmıştır. E İskender Türe diye birisi vardı. Vakti zamanda bir kitabı vardı. Uzaylı Zülkarneyn, yani galaksiler arası yolculuk yapmış. Nereden vardın bu sonuca? Solar, apex, bilmem neler gırla gidiyor. Sebep var ya, Zülkarneyn'e bir sebep verdik. Sebep eee ip demek, tutamak demek, imkan demek. Aslında amaca götüren, ulaştıran her türlü imkana, kuvvete, kudrete, ilme, irfana, bilgiye, her şeye, silaha sebep denir. Yani vesile adı üstünde. Yani bir şeyi bir şeye ulaştıran şey demek. O açıdan bakıldığında biz Zülkarneyn'e her türlü kudreti, imkanı bahşetmiştir diye anladık. Ama o sebebi, ip, ip anlamı da olduğu için uzay mekiği yapmış arkadaş. Uzaya göndermiş. Uzayda dolaştırıyor. Şimdi burada rahmetli olan babaannem, "Ve yes'elûne an zîlkarneyn" diye böyle güzel bir edayla bir hoca efendi Kur'an okuduğunda gözyaşı dökerken, bir bilse ki içeriğinde Zülkarneyn, Solar Apex'ten bilmem ne, Samanyolu'ndan çıktı, bilmem nereye girdi diye bir şeylerden bahsediyor. Manasını verseniz ne diye ne düşünür diye çok merak ediyorum. Böyle zırvalıklara da konu oldu kıssanın o sembolik görünen anlatım biçimi, ifade eee işte yapısı.

Ama eee eski tefsirler eee bu tarihsel belirsizliğe rağmen Zülkarneyn'e bir tarih biçme, bir tarihsel şahsiyet belirleme konusunda geri durmamışlar. İhtimalleri sıralamışlar. İşte bu genellikle Yemen hükümdarlarının hep böyle "Zülkarneyn" gibi sıfatlarla anılmasından dolayı bu Yemenli bir hükümdar olabilir den başlayın. Eee Makedonyalı Büyük İskender'den devam edin. Akkad Kralı Naramsin'den geçin. Eee efendime söyleyeyim, Darius'tan gelin. Eee işte Ahameniş Pers hükümdarlıklarından Ahameniş hanedanının kurucu babası Büyük Kiros'a, Kiros ya da Oğuz Kağan hatta veya İran'ın eski efsanevi hükümdarlarından Feridun'a varıncaya kadar bin bir çeşit ihtimalden söz edilir. Peki dönem Hazreti Muhammed, İsa arasında bir yere konumlandıran da var. Yok canım ya. Çok eski, işte milattan önce 2000'ler, İbrahim dönemine kadar götüren var. Hızır'la birlikte yaşatan var. E Hızır'la yaşadıysa Musa ile aynı dönem. O da 1200'ler o zaman milattan önce yaklaşık. Yani orada da kim bu Zülkarneyn diye sorduğunuzda tefsirlerimiz yok yok. İşte Kısas-ı Enbiya kitaplarımızda bin bir çeşit ihtimal. Çoğu üfleme. Derveze'nin dediği gibi sallama da diyebiliriz. Eee, bu çağdaş dönemde özellikle Hint alt kıtasındaki bu Müslüman eee, ilim fikir adamları bu konulara fazlaca yormuşlar. Eee, işte Muhammed Ali Lahuri gibi bazı isimler, galiba Şibli Numani de var bunların arasında. Bunlar bu Persallerinden Darius üzerinde duruyorlar. Büyük hükümdar. Ama bizim kitaplarımızda ağırlıklı olarak Büyük İskender, Makedonya Kralı, Büyük İskender, hatta İskendername türü eserlerde Büyük İskender eşittir Kur'an-ı Kerim'deki Zülkarneyn özdeşliğini bile kurabilirsiniz. Fakat selefi çizgideki alimlerimiz, İbn Teymiye, İbn Teymiye gibi bazı alimler, "Kardeşim, Büyük İskender'in pagan olduğunda zerre miskal şüphe yok. Kur'an-ı Kerim bu Zülkarneyn'in ilk işte batıya seferinde anlatımına bakarsan Allah'a iman, zulümden sakınma, salih amel, mükafat bunlardan söz ediyor. Ya burada basbayağı bir peygamber rolünde bir adam var. Yani Büyük İskender kim? Zülkarneyn kim? Eee, saçmalamayı bırakın" şeklinde bir yaklaşım ortaya koyarlar. İbn Kesir de aynı çizginin yolcusu. O İskender'den tam da vazgeçemez. O zaman der ki, "Ya bir İskender daha vardı." O ne? O da eee, bu tamam bu Makedonya Kralı pagandı. Bunu saf dışı ettik. Ama öbürü de Hazreti İbrahim döneminde yaşamıştı. Onunla çağdaştı. Hatta onun tebliğiyle İslamiyet'le tanışmıştı, tevhit'le tanışmıştı falan. Bunun hiçbir delili falan yok. Yani bu varsayımdan öteye gitmeyen bir şey. O İskender yorumunun baskısı altında üretilmiş ama o müşrik, pagan olması sorunu da böyle giderilmiş kendince. Yok, iler tutar bir tarafı görünmüyor. Eee, Darius ön plana çıkıyor son dönemdeki araştırmacılar tarafından ama ben Darius'un da çok şablona uymadığını. Ama birisi var ki o ihtimalleri çok ön plana çıkarıyor. İşte biraz önce bahsini ettiğim milattan önce 559-530 zaman aralığında İran'da o coğrafyada işte Pers krallığının eee efsane isimlerinden Ahameniş hanedanlığının kurucusu Büyük Kiros, eee Kiros diye de geçer. Öyle de okunuyor galiba. Bu ismin Kur'an-ı Kerim'de anlatılan eee Zülkarneyn olma ihtimali mevcut ihtimaller arasında en güçlüsü gibi görünüyor. Hayali bir figür değil. Öyle anlaşılıyor. Soranlar biliyor kim o. Soranların arka planda bir Yahudi faktörünü dikkate aldığımızda bu ihtimal çok daha ön plana çıkıyor. Ebül Kelam Azad, gene Hint alt kıtası menşeli bir Müslüman düşünür. O bu görüşte galiba. Taha Tabatabai, Derveze de bu görüşte. Ben de aynı görüşteyim. Zira şimdi Yahudi eee eee unsurunu dikkate aldığımızda bu sorunun Hazreti Peygambere sorulması sürecinde eee bu Büyük Kiros'un Yahudilikle irtibatı neydi sorusu gündeme gelir. İşte bu ismin Zülkarneyn olma ihtimali burada güçlenmektedir. Çünkü bu Büyük Kiros Babil İmparatorluğu'nu sona erdirmiştir. Kim Babil İmparatorluğu? İşte bu Nebukadnezar ya da Buhtunnasır bizim İslami kaynaklarda geçen, işte Yahudilerin Kudüs'ünü tahrip eden, onları o meşhur Babil sürgününe götüren ve orada sürgünde yaşamaya mecbur eden krallık. O krallığı sonlandırmış. Sonlandırmakla kalmamış. Ne yapmış? Yahudileri kendi dinlerini tekrar özgürce yaşamak için serbest bırakmış ve kendi yurtlarına, Filistin diyarına geri dönmelerine müsaade etmiştir. O işte tam o dönemde eee Ezra'nın ortaya çıkışı, Tevrat'ın yeniden yazılışı, ortaya konuluşu, eee yeni eee Musevi şeriatının, yani Yahudiliğin yeni kurallarının vaz' edilişi, yani ikinci bahar diye anılan dönem. O dönem ikinci baharını Kiros sayesinde yaşamıştır Yahudiler. Sürgünden kurtuluş. O yüzden eski Ahid'in İşaya kitabına bakarsanız, oradaki pasajlarda Kiros'un Rabbin çobanı ve Mesih'i diye anıldığını, övgüyle anıldığını görürsünüz Yahudi kutsal metinlerinde bu Kiros'un. Çünkü kendilerine dini inançlarını özgürce yaşama imkanı sağlamış, karışmamış, esaretten kurtarmış bir bakıma. Hatta Ezra kitabının, yani Tanah'ta Eski Ahit'deki Ezra kitabının şiirsel yorumu niteliğindeki Ezraname'ye bakın. Orada neredeyse Tanrı'nın armağanı, ilahi bir lütuf olarak gösterilir Kiros. Bir de gene Tanah'ta Danyal kitabının içerisinde bir vizyon, bir rüya vardır. O rüya, "iki uzun boynuzlu bir koç" rüya, diyelim. O rüyanın yorumuna bakarsanız, Med ve Pers imparatorluklarının birleştirilmesi şeklinde bir tabirle karşılaşırsınız. Bu Kiros, Med ve Pers imparatorluklarını birleştiren hükümdardır aynı zamanda.

Peki bu hükümdarın hükümdarlık dönemindeki faaliyetlerine baktığınızda Ege sahillerine kadar bir sefere çıktığını ve ülkesinin sınırlarını oraya kadar genişlettiğini görürüz. Kur'an'da Zülkarneyn, "Tamam ona bir sebep verdik" yani güç, imkan, her türlü imkanı verdik. Bu Zülkarneyn bir "maribe'ş-şems" seferi yaptı. "Maribe'ş-şems" güneşin battığı yer. Bir de "matla'a'ş-şems" güneşin doğduğu yer. Güneşin doğduğu ya da battığı yer diye bir eee şey yok, gerçeklik yok. Ama muhayyilede, işteyahut işte halkın ifade dilinde öyle karşılığı bulduğu için işte batıya gidebildiği son noktaya kadar gitti, doğuya gidebildiği kadar gitti diye anlamak gerekiyor. Güneşi orada bir kara balçıkta batıyor şekilde gördü. E güneşin öyle kara balçıkta batması bir kozmografi tarif değil elbette. O işte puslu bir gün batımı sahnesinin çıplak gözle müşahedesini anlatıyor gibi. Fakat bunlar önemli değil. Batıya sefer. Kiros ne yaptı? Ege sahillerine kadar imparatorluğun sınırlarını genişletti. Başka ne yaptı? Doğuya yaptı. Kur'an bir doğu seferinden de bahseder. O seferde güneşten kendilerini koruyacak hiçbir şeyleri bulunmayan bir halkla karşılaştı. Bunu y çok ilkel şartlarda yaşayan avcı-toplayıcı dönemin bir halkıyla karşılaştı değil. Belli ki bir ima, bir işaret, bir kinaye yoluyla belki yani bozkır, yani bildiğiniz Orta Asya bozkırları, steplerine benzer bir coğrafyada yaşayan halk şeklinde anlamak gerekir ki eee doğuya seferlerini dikkate aldığımızda Kiros'un işte Asya'nın içlerine ortalarına kadar gittiğini, hatta Hindistan okyanusuna kadar mesafe alabildiğini söyleyen tarih kayıtlarına rastlarız.

Şimdi Kur'an'da kuzey istikameti demese bile bir Zülkarneyn'in bir şeyi daha var. Bir seferi daha var. O da bu sefer sırasında bir başka halkla karşılaşıyor. Bu halk da başka bir halktan şikayetçi, illallah etmiş, yaka silkmiş. O şikayet ettikleri halkın adı Ye'cuc ve Me'cuc. Bu da ben bana sorulan "Hocam bunu bir anlatır mısın?" denilen bir konulardan biri. Bir gün olursa sıra gelirse onu da anlatırım. Şimdi Ye'cuc ve Me'cuc'dan illallah etmiş, bıkmış. Zülkarneyn'in işte güçlü bir hükümdar karşılarına çıkınca yardım istemiş. "Ya bizim bunlardan, yani bunların tacizinden, baskısından, talanından kurtar." Eee, Zülkarneyn de bunun üzerine o bu Ye'cuc ve Me'cuc'un istilasını önlemek için orada bu yardım isteyen halkın isteği üzerine bir set yapmış. Bunun karşılığında bir ödül, mükafat veyahut bir bedel yok. Yok. "Benim Allah katında aldığım bedel bunlardan daha hayırlıdır" diyor. Yani Zülkarneyn adeta Kur'an'ın din dili gereğince peygamber üslubuyla konuşuyor. Nitekim bu Kur'an'ın yani iyiliğin, adaletin, vicdanın, insanlığın yanında olan figürleri tarihte kendi terminolojisi içinde hayırdan, ihsandan, amel-i salih'ten bahsetmesi hemen bizi Müslüman mı? Yok daha da ötesi salih, yok canım daha peygamberdi ya melek diye kadar götürtürüyor ya Kur'an-ı Kerim. Kendi terminolojisi içerisinde iyiden, adaletten, insaftan, vicdandan, insanlıktan yana olana amel-i salih diyor. Ya illa bunlara hemen bir Musa, İsa, İbrahim gibi peygamber patenti gere eee atfetmeye gerek yok ki. Ama biz öyle bir alışkanlığımız var. Şimdi peygamber diyeceğiz ya iyi bir insan. Yani orada mazlum bir halk var, canı yanmış, onlara sahip çıkıyor. Ve Kur'an bunu bu iyi insanı kendi dilinin iyilik kavramlarıyla konuşturuyor. Ama biz bunu hemen bir algı yanılgı, peygamber yapıyoruz ya. Kiros peygamber diye gidiyor eşi. E tamam monoteist olduğu biliniyor. Zerdüşt'ü oğlu. Tamam illa peygamber diyeceksek de diyelim ama gerek yok yani. Eee ama siz bana bir beden gücüyle yardım edin. Yani bu seti yapmak için bakır eritiyor, demir eritiyor. Oraya bir set çekiyor ve bak bu set yıkılamayacak. Bunlar geçemeyecek. Allah'ın belirlediği vakte kadar hemen oraya Allah'ın belirlediği vakte kadar hemen Kur'an gene kendi din dilini ifade kalıbıyla eee Zülkarneyn'in diline bir dini eee ifade daha oturtuyor.

Şimdi bu Ye'cuc ve Me'cuc kim? Şimdi Kur'an'da başka bir bilgi yok. Eee ama Kiros'a baktığımızda Kiros'un bir üçüncü seferi, büyük seferi kuzeye İskitler ve Sakalar üzerine yapılıyor. Peki set nerede? Set deyince aklınıza Çin Seddi geliyor. Marib Barajı geliyor. Marib Seti geliyor. Bunlar söylenmiş ama baktığımızda tarih kayıtlarına, Ermeni yazıtlarına, eski Ermeni yazıtlarını bugün işte Viladi Kafkas'ı Tiflis'e bağlayan yol güzergahı üzerinde bir Daryal geçidi var. Bu Ermeni kitabelerinde eskiden Kiros geçidi olarak anılır. Yani Kafkas coğrafyasında bir set inşa ediyor. İskitlerin, Sakaların galiba İskitler Rusların ataları belki de bilmiyorum. Veya biz Türklerle de hısımlıkları var. Bu arada Ye'cuc ve Me'cuc ile ilgili olarak Türklerle ilişkilendirilmesini de dikkate aldığınızda, yani bir Asya kavmi, saldırgan, hırçın, belki tırnak içinde barbar, o istila şeylerini engelleyici bir set kuruyor. Kiros'un da tarihte bu kuzey seferi yaptığını dikkate aldığımızda oradaki Kafkas coğrafyasındaki işte eee Set'in Daryal geçidi diye bilinen bölgede olma ihtimali güçlük kazanıyor diyebilirim ama onun Çin Seddi ile Marib Seti ile bir alakası olmadığı %1 milyon kesin gibi.

Sonuç itibariyle Zülkarneyn kıssası, peygambere entelektüel bilgi donanım açısından test edip halkın nazarında "Şu soracağımız soruları cevaplayamaz nasıl olsa" deyip küçük düşürmek için tezgahlanmış, planlanmış, art niyetle sorulmuş bir soruya cevaben gelmiş. Oldukça muğlak, müphem eee bir anlatı. Yahudiler tarafından eee bu işin organize edildiğini, arka planda onların parmağının bulunduğunu dikkate aldığımızda Zülkarneyn'in tarihsel kimliğine dair ihtimaller üzerinde en güçlü olanı, eee eski Ahid'de de Yahudilere yaptığı iyiliklerden dolayı "Rabbin Mesih'i ve çobanı" diye anılacak kadar dikkat çeken birisi olarak, Büyük Kiros'un Med ve Pers imparatorluklarını birleştiren, Yahudileri Babil sürgününden kurtarıp kendi memleketlerine özgürce eee dinlerini yaşamak için gönderen Büyük Kiros olma ihtimali büyük bir eee haklılık ve isabetlilik kazanıyor diye düşünüyorum.

Sonuçta her cümleden mutlaka kendinize bir pay çıkarma başarısı gösterebilirsiniz. Uzaya çıkaran adam olunca siz, "Haydi haydi, yani dünyanın en güçlü kralı da olsam işte Allah'ı unutmamak, salih amelden geri durmamak lazım" diye bir mesaj pekala çıkabilir. Ama bu mesajı sen buradan böyle yorumlayarak "bir gıdım mesaj al" diye böyle 83 ile 96 ayetleri arasına Zülkarneyn metni gönderilmemiştir. Dolayısıyla her ayetin müstakbel Müslümanlara mutlaka içinde bir şeyler saklayarak vahyedilmediği, böyle bir amaç gözetilmediği %1 milyar kesindir. Dolayısıyla Kur'an'daki kimi ayetlerin bizi dikkate alarak, bizim anlama ihtiyaçlarımızı, bilgi eksikliklerimizi kapatmak gibi amaçlarla indirilmediği, bilakis o dönemde Hazreti Peygamber'le muhatapları arasındaki gerginliklerin ortaya çıkardığı sebepler, vesileler üzerine indiği, o da %1 milyar kesindir. Söz gelim Ahzab suresini nazarı itibara aldığınızda, "Ey peygamber, biz sana şu şu şu şu şu şu şu kadınları helal kıldık. Ama yalnız sana, diğer Müslümanlara değil" derken, "Biz erkek Müslümanlara hangi grup kadınların haram, peygambere hangi imtiyazların bu konuda tanındığını bildirmek için inmedi bu." Peygamberin Zeyd-Zeynep evliliğinin akabinde Zeynep'le evlenmesinin hem dışarıdan hem içeriden yarattığı rahatsızlıklar, homurdanmalara karşı "Bir dakika, size ne oluyor? Evlendirdikse biz evlendirdik" deyip peygamberin bu evlilik konusunda, kadın konusunda imtiyazı var kardeşim, kesin sesinize demek için o gün oradaki muhalefeti susturmak içindi. Eşleri arasında birtakım memnuniyetsizler, kıskançlıklar falan olduğunda ayet dedi ki, "İstediğin eşlerini alırsın, onunla geceyi geçirirsin. İstediğini de almazsın" dedi. Şimdi bu ayet-i kerime benim hangi ihtiyacımı 2025'in dünyasında Müslümanlık, insanlık namına dünyadaki hangi sorunu çözmek? Hangi meseleyi halletmek için peygamber "istediği eşini alır, istediğini almaz" ayeti benim neyim? Neyimi çözüyor? Ne hani hangi sorunuma parmak basıyor da kaldı ki böyle bir şeyi hadi kendimize oynayalım. İstediğimiz eşimizin yanında fazla kal. Bunun için çok eşli olman gerek. Şartları oluşmamış yani en azından bizim için. Peygamberin şu kadınlar, "İnnâ ahlelne leke zevceteke" diye başlayan, "haliseten leke" diye biten ayet, Ahzab 50. Evet. Buradaki imtiyazların ona mahsus olduğunu anlatma anlatan ayet bana ne söylüyor? Bana sadece tarihsel bilgi aktarıyor. Ha ha, demek peygamberin böyle bir ayrıcalığı varmış meselesi. Başka başka da bir şey yok. Evet. Eee, peygamberin evine işte Zeynep iç güvenlik yasası gibi bir sure, Ahzab suresi. Zeynep'le evliliğinin işte velimesi yemeye falan davetliler gelmiş, oturmuş, oturmuş, oturmuş, kalkmıyorlar. E peygamber diyor, "Size kalkın demekten hicap duyuyor ama Allah duymuyor. Kalkın gidin." İşte uzun boylu muhabbete dalmayın. E yemeğe çağrıldığınızda gelin, yemeğinizi yiyin, çıkın gidin diyen ayet. Yani şimdi 2025'in Türkiye'sindeki size bize misafirliğe geldiğinizde "Şu saatte girilir, şu saatte çıkılır, çok da uzun boylu oturulmaz" diye bir muaşeret kuralı öğretmek için mi vahyedildi? Böyle mi okuyoruz? Yani biz bunu şimdi böyle mi okumamız lazım? Bunu yani bir misafirliğe gidip oturmanın adabını öğrenmek için Allah'tan bize bir 5 satırlık ayet gelecekse bizim vah halimizde çok işimiz var o zaman bizim. Yani o zaman yani marketten alışveriş yapmak için de ayet beklemek lazım. Araba alım satımında, ev bark, mülk her konuda yani bak misafirlikte nasıl adab muaşeret kuralı öğretmek için ayet geldiyse o zaman adabı muaşete varıncaya kadar hayatın çok yani sayısız önemli meselelerinden de her birine ayet beklemek lazım. Oldu. Böyle mi okumamız lazım? Değil. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim'in birçok ayeti, mesela Ahzab suresinin kâhir ekseriyeti bize sadece tarihi bir malumat veriyor. Başka da bir şey vermiyor. Dolayısıyla ben Kur'an-ı Kerim'i oldum olası çocukluğumda adını koyamıyordum. Bunları bir kavramlaştıramıyorum. Bu tarihselcilik bilmem ne bu perspektifi kafamda bir şeyler dolaşıyor da oturtamıyorum. Çocuğum, gencim, bilgi, donanım yok ama fiilen altını çizer gibi okuyordum. Yani her yerin altını çizmemek gerektiğini düşünüyordum. Ümmet de zaten çizmiş bunun altını. 54 farz diye altı çizdiğin maddeler halinde sıralamış. Gerisinde teberrüken okuyor. Namazda okuyor, hatimde okuyor. Dua niyetiyle okuyor. Okuyor yani. Evet. Bu kadar basit.

Evet dostlar, Zülkarneyn kıssasına ilişkin sohbeti de böylece sonlandırıyorum. Hepinize sağlık, sıhhat diliyorum. Hoşça kalın, sağlıcakla kalın. Yeah.