📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Boşuna Yorulma Allah’ın Dediği Oluyor - Cüzi İrade

Hayalhanem46:37

Transcription

Benim istemem bir hayrı seçmem, bir şerri seçmem. Bunu haşa ve kella içimde ben mi yaratıyorum? Yoksa bu da Allah'ın ilmi ve kudretinin içerisinde midir? Musibetleri anlamlandıramamızın sebebi bu. Allah azze ve celle benim kaderimde benden ne istiyor? Bunu yorumlayamamızın sebebi bu. Dünyevileşmemizin sebebi bu. Birçok meselede tokat yememizin Evet. Birçok meselede derin derin tokatlar yememizin sebebi bu. Şimdi doğruları görüyorum burada. Niyetim de bu ama sahaya çıkmıyor, meydana çıkmıyor bir türlü. Bizde irade yerine geçen gizli niyetler var. İrade yerine geçen gizli niyetler var.

Şimdi bu dersler güzel izleniyor. Çok da istifade ediliyor. Bununla ilgili çok güzel dönütler de alıyoruz da. Ama şunu fark ettik. YouTube'da abone olmadan izleyici sayısı çok yüksek. Biz geçen hafta bununla ilgili toplantı yaptık. Tek verileri, analizleri yansıttık. Yani ortalama %25 normal abone olarak takip edenler var. %75 de abone olmadan dersleri takip edenler var. Ama farkında değiller. Çünkü sürekli videolar karşısına çıkıyor, izliyor, aboneyim zannediyor. O yüzden bir bakmaları lazım. Yani abone miyim değil miyim diye kontrol etmek gerekiyor. Aynı zamanda abone olduktan sonra bildirimleri de açmak gerekiyor. Abone olduktan sonra yorum yapma da bizim için çok önemli. Çünkü bu videolardan dönütleri de öyle alıyoruz. YouTube da buna çok önem veriyor. Diyor ki, "Ha bu video izlenmiş. Bu video insana tesir etmiş, kendine bir değişiklik oluşturmuş. Ondan dolayı da duygularını bize aktarmış diye YouTube buna çok ehemmiyet veriyor. O yüzden yani videoyu izledikten sonra video ile ilgili gerçek yorumlar tam böyle etki ettiği yerler yazılsa çok güzel olur. YouTube buna da çok önem veriyor. Böyle olunca ne oluyor? Biz zaten buradaki maksadımız hayalem olarak YouTube kanalı ya da sosyal medya mecrasını kullanmaktaki amacımız daha çok insana ulaşmak olduğu için bir insan evinde otururken bu videoları izlediği zaman abone olup altına da yorum yazdığı zaman aslında o videoyu daha çok kişiye ulaştırmasına o evde oturan arkadaş vesile olmuş oluyor. Buradaki belki sevaba da ortak olmuş oluyor. O yüzden beğenip yorum yapmak isteyen katıla da abone olabilir. Katıla abone olduğu zaman da buradaki sosyal medya giderlerine de destekte bulunmuş oluyor.

Şimdi normalde kalabalık olduğunda biraz rahat anlaşılır yerler yapıyorum ama bugün biraz kafaları zorlayalım istedim. Çünkü İslam'ın çok derin meseleleri var ve sathi nazar çoğu zaman zulüm oluyor. Üstat hazretlerin dediği gibi insanda dünya yaşantısında kendi işleri, evrakları, kafasındaki matematikler çok önemli ve derin ama İslam meselesi işte camiye girdiğimde sonlanacak bir mesele gibi görüyor. Burada sonsuz mertebe olduğunu anlayamıyor. Yani dünyada mertebe sınırlı. Dünyadaki en pahalı araba desek bunun bir üst mertebesi var. En çok odalı ev desek bunun bir üst mertebesi var. En sevdiğin gömlekleri koç satın al desek bunun bir üst sınırı var. Ama ahiretin mertebesinde sınır yok. Esfel-i safilinden alay iliine kadar bu kadar mertebe varsa demek ki ruhta bu kadar mesele anlayacak derinlikler var demektir. Doğru mu? Şimdi o yüzden bugün belki konuşacağımız şeyin bir kısmı anlaşılır, bir kısmı anlaşılmaz ama bazen de bu derinliği göstermek icap ediyor. Çünkü insan okyanusa dalıp elinde bir mücevher bulduğunda okyanustaki bütün mücevherlerin en büyüğü kendi bulduğu mücevher zannediyor. Ama başka bir gavvas dalgıç dalıp daha kıymetli bir mücevher gösterirse o zaman anlıyor ki hım demek ki okyanusun derinliği bu kadar değilmiş. diyor. Bilmem anlatabildim mi? Yani biraz İslam'ın derinlikleri var ve bu derinlikleri [müzik] aslında ruhumuzda günlük hayatlarda yaşıyoruz da daha okumayı öğrenemedik.

Musibetleri anlamlandıramamızın sebebi bu. Allah Azze ve Celle benim kaderimde benden ne istiyor? Bunu yorumlayamamızın sebebi bu. Dünyevileşmemizin sebebi bu. Birçok meselede tokat yememizin Evet. birçok meselede derin derin tokat yememizin sebebi bu. Özellikle ben şuna şahitlik ediyorum. Ahirette de edeceğim. Belki kimisi de benim için edecektir. Kendi zekasına ve dünyevi olarak uğraştığı işlere bakıyorum. Binler parametreyi zihninde çevirebiliyor ama aynı derin zihin yapısını Kur'an'ı anlamak için kullanmıyor. Bu zaten dünya birileştiğinin alametidir. O yüzden biraz göstermek lazım. Yani İslam'da çok ince meseleler var ve bunlar bizden uzak uç şeyler değil. Biz anlayalım, biz yaşayalım, biz hissedebilelim diye.

Şimdi Allah Azze ve Celle'nin ilmi haricinde hiçbir şey yok. Biz bunu biliyoruz değil mi? Allah Azze ve Celle'nin kudreti haricinde de bir şey yok. Bunları da biliriz, değil mi? Peki ya dilememiz, benim istemem, bir hayrı seçmem, bir şerri seçmem. Bunu haşa ve kella içimde ben mi yaratıyorum? Yoksa bu da Allah'ın ilmi ve kudretinin içerisinde midir? Şimdi buraları da yorumlamamız gerekiyor. Kainatta içine irade girmeyen meselelerde uyumu görüp bunu Allah'a bağlayabiliyoruz. Doğru mu? Bu bir tevhit mertebesi. Şu gezegenleri kusursuz çeviren Allah aynen öyle de benim hücrelerimi de idare ediyor. Ama örneklediğimiz ve betimlediğimiz şeylerde irade mevcut değil. Kainat ve gezegenlerdeki uyumun aynısı irade kullandığımız günlük hayatlarda da mevcut. Yani o kainat ve gezegene baktığında büyük resimde mükemmel bir desen var ya. Günlük hayatta bize tesadüf gibi gelen yanımdan geçen araba korna çaldı. Bir gittiğim yerde 50 lira dolandırıldım. İş yerine gittim. Biriyle kavga ettim. Eve gittim çocuk düştü kafasını yardı. Çok tesadüfi gözüküyor. Ama aynı desen burada da var. Demek ki tevhidin aslı içine irade girmeyen şeylerde Allah Azze ve Celle'nin muradını okumak değil de aslında günlük yaşadığımız hadiselerde Allah Azze ve Celle'nin o çizdiği kader dokusunu ve muradını okumak. Tevhidin aslı burası. Yoksa gezegen gezegen yerinde duruyor. Yani bir kez ona tevhit mührünü vurduktan sonra problem yok. Ama sen geçen havuza daldığında burnunu neden kırdın? Aynı uyum iradeni kullandığın yerlerde de var. Nasıl o gezegenlerin, yıldızların ve hücrelerimin idaresi Allah'ın ilmi ve kudretinin dahilindeyse bugün ayakkabımı giyerken önce neden sağ giydim? Pantolonum neden yırtıldı bir anda? Gömleğimin düğmesi neden düştü? Aynı uyum, aynı doku, aynı desen. Tam bu hadiselerde de var. Dün dükkanıma 13 müşteri girmişken bugün neden 27 tane birden girdi? Aynısı, aynısı buralarda da var. İşte bu dokuyu okuyabilmek bizi tam iman sahibi yapacaktır. Yoksa şekilcilikten çıkamıyoruz.

Şimdi her şey Allah Azze ve Celle'nin ilmi ve kudretinin dahilinde. Doğru mu? Peki benim meylim yani benim hayrı istemem veyahut benim şerri istemem acaba bunu da yaratan Allah mı? Şimdi bunu yaratan Allahsa benim kendi hayatımın cennete ya da cehenneme gitmesindeki payım nerede olacak? O zaman bir gariplik var değil mi ortada? İki direksiyonlu bir araba düşünelim. Ben burada güçsüz bir insanım. Yanımda da dev gibi çok güçlü bir adam oturuyor. İkimizde de direksiyon var. Ben buradaki güçsüz insan, insanın iradesini temsil ediyorum. Yanımda çok güçlü, dev gibi bir adam neyi temsil ediyor? Kaderi temsil ediyor. Ben direksiyonu sağa çevirirken o güçlü adam da direksiyonu sağa çevirse araba nereye gider? >> Sağa gider. Ben direksiyonu sola çevirirken o güçlü dev gibi adam direksiyonu sağa çevirse araba nereye gider? Yine sağa gider. O zaman durum şöyle. Benim istemem Allah Azze ve Celle'nin meşiyetiyle, istemesiyle uyumlu ise evet o ortaya gelip vücut buluyor. Ama benim istemem, kaderin istemesinin, meşiyet-i ilahiyenin istemesinin haricinde bir isteme olursa o hayır veya şer vücuda gelmiyor. Dediğim gibi bugün biraz zihinleri zorlayalım. Kainatta Allah'ın meşiyeti haricinde bir şey olmadı. Benim hayatımdaki istemelerim de bunun içerisine dahildir.

Şimdi bu aslında bizim mezhepte amel olarak uygulamalarımız var değil mi? Hanefi mezhebi, Şafi, Hanbeli, Malik. Bunlar amele bakan taklidi mezheplerdir. Bir de bunların altında bu mezheplerin felsefesini oluşturan itikadi mezhepler vardır. Birisi Eşari, diğeri >> Maturudi. Şimdi az önce konuştuğumuz konu biraz Eşari mezhebinin konusu. Genelde Şafii arkadaşlar Eşari olur. Hanefi arkadaşlar Maturidi olur. Bu Eşari mezhebinde cebri mutebassıt diye geçer. Yani normalde ben cebriye ekolündeki gibi her şeyi yaratan Allah'tır. Hayır da Allah'tan. Şer de Allah'tan. Benim dilemelerimin tamamı Allah'tan. Benim niyetim yani en derine kadar tamamı Allah'tan desem ben nereden mesul olacağım? Mesul olamıyorum. O yüzden cebriye dememişler de cebri mütevassı demişler. Yani cebriye olmaksızın ehl sünnetin içinde bir çizgi. Niyetlerin de Allah'a bakan kaderi bir boyutunun olduğunu gösteren çizgi. Mesela bu hayalanemimin içerisine girdik. Allah Azze ve Celle bize bir hayır kapısı açtı. Bu mezhep diyor ki ya bende zaten çok güzel niyetler vardı. Allah da bana bu kapıyı açtı diyemezsin. Diyor. O güzel niyetlerini [müzik] de yaratan Allah'tır diyor. Konu derinleşiyor. Farkında mısınız? Bu ekol diyor ki güzel niyet nerede? Ben nerede? Zaten bu güzel niyetler benim zati malım olsaydı bunları yapmak için bugün beklemezdim. Ben bunları 20 yıl önce de yapardım. Onu da kalbime koyan ve yaratan Allah'tır." diyor. Bakın bizim günlük konuşmalarda sürekli ben iyi niyetliyim falan. Ya bunlar havacıva diyor. Anladınız mı? Burası da gitti. Yani bize bakan çok daha derinde bir yer var. Ama güzel niyet bize bakmıyor. Güzel niyetleri de yaratan Allah Azze ve Celle'dir. O güzel niyetlerden habersiz yaşayanlarda bu manalar nasıl oldu? Allah Azze ve Celle yarattı. Madem o yarattı bunları sahiplenemezsin. Üstat hazretleri bir yerde diyor ki, "Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri kuru çubuğunda aranılmaz." Risal Nuru kastediyor, değil mi? Yani böyle inanılmaz bir Hisan Nur eseri bende çok güzel niyetler verdi de ben o yüzden bunu yazdım diye üstüne almıyor. O güzel niyeti de tamamen Allah'ın yarattığına işaret ediyor. Evet. Lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim. Yani üstat nurları kendi emeği ve gayreti görmüyor. Bakın biraz muhabbet edelim. Burada olmamızın sebebini aramızda bir çay eşliğinde konuşalım. Ya bende iyi niyetler vardı. Allah da bu kapıları açtı deriz. Der miyiz? Ama işin aslına göre o iyi niyet nerede? Ben nerede? Yani benim irademe bakan kısım yine iyi niyet değil. Çok daha altında bir kısım. Üstat hazretleri nurları kendi iyi niyetine, gayretine vermiyorsa neye veriyor? Aczine, fakrına, muhtaçlığına binaen hediye olarak geldiğini söylüyor. Yani niyetini kendisi sahiplenmiyor. Deme halk arasında ben intihap edildim. Bu nimetler benim elim ile gösteriliyor. Hayır. Haşa. Evvel sana verildi. Çünkü sen herkesten ziyade muhtaç, >> müteellim ve müflissin. Yani aczini. Ama teorideki bir acizlik değil. Şuur olarak acizlik. İşte ben deniz de biliyorsunuz ya öyle değil. Teorisyenliğini yapmıyor. Gerçekten o hali öyle bir yaşıyor ki onu gören ondan onun ifadelerini duyma ihtiyacı hissetmiyor. O acizliğine sen elimden tutmazsan ben iflas etmişim. Yani iflas eden adam sıfırda kalmaz. Sermayem diplerdedir ve çok muhtacım. Yardım etmezsen bu elemler içerisinde kalacağım. Yani şöyle Allah'ım beni sevk ediyorsan etmiyorsan ben karizma bir kişiliğim. Dünyada istediğimi yaparım zaten. Ya zaten namazımızı da kılıyoruz yani. Daha ne istiyorsun? Bak bunları demiyor. Bunları kendine mal edenlerin hayatlarına dikkat edin. Hep kulluğun özünden uzaklaştırılıp şekilciliğe hapsedilmiş adamlar. Ama Allah azze ve celle hayırlı bir yere sevk ettikten sonra Allah'ım kurban olayım bunları elimden alma diye acizliğini hisseden adamlara da bu hissiyat sekebi olmuş. Ana konuma geleyim. Üstat hazretleri bende Risale-i Nur'un özü vardı demiyor. Çok iyi niyetlerim vardı. Kader de beni oraya çevirdi demiyor. Acizdim, muhtaçtım, müfristim, iflas etmiş durumdaydım. Ve bunlardan dolayı bu eserin niyetini Allah bana yaratıp ikram etti diyor. Ana konu şu. Yani bizim hayırdaki hissemiz çok çok küçük. Yani en derinlerde bir ufacık hissemiz var. Geleceğim oraya. Ama ortaya çıkan sonuçlarla hiç alakamız yok. İşte niyet de ortaya çıkan sonuçlardan bir tanesi. Kocaman bir bahçe var ortada. Bir muz bahçesi. 10 milyon hasılat kaldırıyor. 10 milyon ciddi para. Ben de sadece suyunu ve vanasını açmakla görevli birisiyim. Kaç kişi çalışır bu bahçede? Çok adamın hissesi var. Bahçe sahibi, gübreyi satan, tohumlarını koyan, sulayan, eden çok adamda hisse var. Şimdi biz bu kadar kişi ortak kolektif şuurla çalışsak ve yıl sonu 10 milyon para kaldırsak. Ben de desem ki suyu açmasaydım bu muzları satıp 10 milyon alamazdınız. Verin bana 10 milyonu desem oluyor mu? Olmuyor. Çünkü hayırdaki hissem sadece su açma kadar. Yani benim aylık 10 lira hakkım var. Doğru mu? Peki suyu açmadığımdan dolayı 10 milyonluk muziyan olsa bahçe sahibi diyebilir mi? 10 milyonun suçlusu sadece sensin diye diyebilir. İşte o yüzden hayırdaki hissem çok küçükken, bir namaz kılmaktaki hissem çok küçükken, oruç tutmaktaki hissem çok küçükken, infak yapabilmekteki hissem çok küçükken ama çok çok küçükken niyet bile değil. Onun da altı, bugün yaptığım bir kötülükte mesela namaz kılmamak çok büyük bir şerdir. Anamın ak sütü gibi bu şer bana aittir diyebilirim. Ana konuyu tekrar deşmek istedim. Bu iyiliklerdeki hissemiz niyet boyutunda bile değil. Zaten o niyet zati malım olsaydı niye bugün yani neden 10 yıl önce bunu yapıp da ahiret servetine, ahiret parasına niye çevirmeyeyim? Doğru mu? Niyet kim? İyi niyet kim? Ben kim? Üstat hazretleri o iyi niyetlerin ikram edilmesini, acizliğine, fakirliğine, müstani durmamasına çok büyük bir günah. Allah'a karşı böyle gani, zengin, varlıklı gibi durmak. Ben iflas ettim, bittim. Yani sen yardım etmesen böyle bir kul yok. Yani bu hissiyatlar içerisinde olduğundan bu işi yapmanın niyeti ikram ediliyor. Bu niyetler onun zati malı değil. Acayip bir mesele değil mi? Dediğim gibi biraz derin ama İslam'ın bu inceliklerini görmemiz lazım. Eşariye göre iyilik benden değilse ben bu iyi yola sevk edilmeye nasıl sahip oldum? Mesela zahiren bakalım. İşte bu topluluk namaz kılıyor, içki içmiyor, oruç tutuyor değil mi? Kimse hakkında gıybet etmiyor vesaire. Misal olarak veriyoruz. Şimdi rabbimle razı olup iyi yola sevk etmiş bizi. Yani biz bunu zahirde bilemeyiz ama inşallah öyledir. Velev diyelim çok iyi bir yolda sevk olunuyoruz. O zaman niyet de bana ait değilse ben niye sevk olunuyorum? Yani ben hiçbir şey yapmadan sevk olunuyorsam şurada çok kötü yoldaki bir adam gelip bana der ki yani haşa ve kelle Allah azze ve celle bunu iyi yapayım bunu kötü yapayım dedi. Benim hiçbir suçum yok diyebilir mi? Demek altında bana ait bir şey var ama o şey niyet >> değil. Eşariye göre iyilik benden değilse ben nasıl iyi yola sevk oluldum? Yani benden ne var da buraya sevk olundum? İşte ortaya koyduğumuz şey ne biliyor musunuz? Cüzzi meylan dediğimiz emri itibari. Ufacık bir meyil. Ama o meyille ortaya çıkan sonuçların niyet dahil hiçbir alakası yok. Hem de itibari dediğimiz bizim kader cihetindeki asıl meylimiz o kadar. Cüzi irade diyoruz ya. O aslında emri itibari yani itibar gördüğü için var. Mesela şu yerde bir gölge var. Görüyor musunuz? O gölge asıl mı? Yani onun harici bir vücudu var mı? Mesela Arda çekilse o gölge harici vücut olarak orada devam eder mi? Gölge itibari olarak var. Arda'nın varlığı ile var. Ve o gölgenin aslı ne biliyor musunuz? Oraya ışığın düşmemesine gölge diyoruz. Yani hiçbir vücudu yok gölgenin. Aynı böyle bir emri itibari mi var? Vücudu bile yok. Hissemi görüyor musun? Ya yok hükmünde. Anladın mı? Gölge meselesi biraz oturdu mu? İtibari ama bir şeyin varlığıyla var ortada. Ve o da ne biliyor musun? Oraya ışığın düşmemesi. Bu kadar. Yani aslında varlığı yok. Bu kadar küçük bir tasarruf meyil hakkı vermiş Allah Azze ve Celle. En derinlerde barındırdığımız meyiller, meylanlar. İşte kader önümüze çıkan birçok şeyleri ona göre yaratıyor. Eşariye göre iyilik benden değilse ben iyi yola sevk edilmeye nasıl sahip oldum? Ortaya bir şey koyuyoruz. O koyduğumuz şeyin adı meyelan. Yani emri itibari. Cüzi irade dediğimizin aslı emri itibaridir. Yani aslında varlığı kendi başına müstakil olarak yoktur. Az önceki gölge gibi. O bir şeyin varlığıyla itibari olarak vardır. Ama koyduktan sonraki olaylar çok büyük. Niyet de o büyük olaylardan birisi mi? Ya şimdi benim kafamda şu an planlı kendime göre hayırda niyetler var. Yani bu iman meselesini halka halka böyle nasıl yapabiliriz? İnsanları yetiştirelim. Onlar da bazı halka ya çok planlı. İşte bu böyle planlı bir şey değil. Çok ufak bir meyelan. Şimdi üstat hazretleri 26. sözde diyor ki o meyil nasıl oluşuyor? Onu anlatıyorum. İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile, rıza ile onlara sahip olur diyor. Metin biraz uzun. Metinde şerri kendisine veriyor ama konu hayra gelince o hayırdaki niyeti kendisine vermiyor. Be diyor ki insan nasıl sahip olacak bu niyete? Çünkü bakıyoruz mesela insanlar hayır yolunda mı şu an? Evet. E buraya bu niyeti kim yarattı onlara hayra sevk eden? Onu da Allah yarattı. Peki ne oldu da Allah azze ve celle yarattı? İnsan yalnız dua ile çok istemiş Allah'tan. Yani konuyu bilmiyor. Nereye gideceğini de bilmiyor ama buradan değil. Çok derinlerden bir meyille. Allah'ım yani ben sensiz yapamam diyor. Yani belki bunu elini yıkarken yapıyor. Peçeteyle yüzünü silerken yapıyor. Ya çok iradesiz bir zamanda inanılmaz bir meil. Ama kelimelere dökülen tarzda da değil. Çok derinlerde üstat hazretleri tarç hayatta diyor ya o inceler akla görünmez diye. İnsan yalnız dua ile iman ile yani şu derslerle imanımızı takviye ediyoruz ve bu o iyi niyetleri Allah'ın yaratmasına bir sebep oluyor. Şuur ile rıza ile onlara sahip olur diyor. Yani bunu Allah'ın verdiği şuurunda olmak, beni bu yola sevk etme niyetini Allah'ın yarattığı şuurunda olmak o ameli benim yapıyor. Ama amel aslında benim değil. Ya ben Allah yardım etmese perişan haldeydim. Nasip etti böyle bir yola sevk etti. Yani eden Allah, yaratan Allah, o niyeti veren Allah, o enerjiyi veren Allah şuurunda olmak ameli senin yapıyor ahiret için. Ameli Allah'tan bilerek amelin sahibi oldun. Burada iradeyi bir iraden var mı? Var. Ameli Allah'tan bilmek için kullandım o iradeyi. Cüzi irade bu işte. Bu kadar. Hükmü bu kadar. Yoksa iyi planlar, iyi niyetler, iyi projeler nerede? Bunları benden değil. Bunları yaratan Allah. Anlıyor musunuz? Benden olan kısmı çok ufak değil mi? O zaman sevk meselesinde enteresan bir olay var. Bazen insanın arta arta hayra sevk edilmesi bir önceki küçük ameli değerlendire değerlendire olur. Yani mesela bugün şu dersi güzelce yaptık, işledik diyelim. Bu dersi bugün mesela Allah Azze ve Celle'nin biz sevap vereceğine inanıyoruz. Değil mi? Bu dersi birileri anlattı, birileri dinledi. Yani burada bir sevap ortamı var. Bu sevabı kazanmaya sebep belki sabah telefonda dilimi sıkıp etmediğim bir gıybet. Anladınız mı? Küçük zannettiğim iyilik fırsatları Allah Azze ve Celle'nin daha büyüğünü yaratmaya referans oluyor. Anladınız mı? Zıttı da geçerli. Şu an günah çukurunda bir adam düşünün. Çok daha zayıf bir şerde bu kişi evet ben buna giriyorum diyor ve iradesini kullanmıyor. Ve bu gibi küçüklerin birikmesi neticesinde kendi bile anlam veremiyor. Ben böyle pis bir ortama ve hayata nasıl düştüm diye. Çünkü hakkımız o kadar. O meili Allah Azze ve Celle'nin önümüze gönderdiği o küçükleri doğru kullanabilmek. Yani yoksa ben kim? Kafamda ve niyetimde çok büyük projeler vardı demek kim? Doğru mu? İnanılmaz bir olay değil mi? Şimdi efendimiz aleyhisselatu vesselam bir gün imandan sonra eski günahlar silinir der. Şair Ferezdak var biliyorsunuz meşhur. Onun dedesi Sasa bin Naciye de orada efendimiz aleyhisselatü vesselam bu dediğini dinliyor. Sasa bin Naciye neydi Resulullah vesselam söylediği? imandan sonra eski günahlar silinir. O da diyor ki, "Ya Resulallah, ama benim sevaplarım da vardı. Onlar da mı silinecek?" diyor. Soru nasıl? Çok güzel değil mi? Tam günahlar siliniyor da ya ben imandan önce hayır yaptım. Ya bunlar da mı silinecek? Yani efendimiz aleyhisselatü vesselam diyor ki, "Ne yaptın diyor. Kız çocukları gömülürken kurtardım diyor. Kaç tanesini kurtardın?" diyor. 500 çocuğu ben gömülürken kurtardım diyor. Efendimiz diyor ki, "Allah iyiliğini versin. Sen İslam'la şereflenmene neden ne zannediyorsun?" İşte budur diyor. İnsanlar madenler gibidir. Cahiliyeden önce iyi olan cahiliyeden sonra da iyidir diyor Resulullah vesselam. Yani o an çıkan fırsatı değerlendirmesi imanla şereflenmesinin sebebi. Ama ufak geldiği için göze o tam okunmuyor yani. Ama bunları okumak bizi asıl Allah'a muhattap bir mümin haline getirecek. Enteresan olay değil mi? Yine aynı soruyu soracağım. Tamam. Benim ufak bir mailim var. Ben bu mailimi peki şu an için dünyada düzeltebilir miyim? Sorun bu ya. Çok kaderi bir konu yani bir latife buil. Meil bir organ. Doğru mu? Latife hissedebiliyor musunuz şu an? Ben de hissedemiyorum. Yani hissetsem hani şu kolum gibi sağa sola çevirebilsem yani bunu da iktidarım yok. O zaman ben nasıl bunu dünyada düzeltebilirim? Velev şu an kötü bir hayattayım. Yani ben tekrar hayra sevk edilmemi sağlayabilir miyim? Çünkü anladım ki yolun tercihi bende değil. İyi niyeti oluşturmak o da bana ait değil. E ben neyi düzelteceğim de Allah'ın beni doğru yola sevk etmesini, iyi niyetler yaratmasına vesile olacağım? Onun hep doğru tarafa gitmesini nasıl sağlayabilirim? Yoksa o meyil ulaşılmaz bir yerde mi? Takva ve salih amel bu meyilin nitelikli hale gelmesini sağlayan en büyük iki olay. Takva ve salih amel. Şimdi onunla ilgili Risale-i Nur'dan bir yer okuyacağım. Yoruldunuz mu? Dikkatler iyi mi? Dediğim gibi yani bazen böyle derinden almak gerekiyor. Çünkü bence bu konulara bireysel bazda çok ihtiyacımız olan konular. Üstat hazretleri diyor ki demek dua ve tevekkül iki tane kavram söyledi. Dua >> tevekkül >> Allah'tan sürekli istemek her şeyi ve tevekkül başa ne gelse yani onu dayanak bile bilmek. Doğru mu? Meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi. Bak şimdi olaya bak. Senin hayra sevk edilmekteki meylin nasıl? Bakın o içerideki cüzzi meylan var ya şu bile değil. Yani gözü şu kadar oynatmak bile değil. Çok itibari bir değer var içinde. Dua ve tevekkül meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi. Bak elimde olan kısımları bakıyoruz. Şimdi burası daha önemli. İstiğfar ve tövbe dahi yine iki kavram. İstiğfar kusurunu itiraf edebilmek. Tövbe bunu Allah'a yakarmak. Meyelanı şerri keser. Tecavüz kırar. sana tecavüz ediyor. Seni doğruya yönlendirmeyi engelliyor. Şimdi bu meyildeki latifenin olumsuzlukları alınca zaten kendini hayra bırakıyor. Anladınız mı? Herkes İslam fıtratı üzere doğru. Unutmayınız benim mailim zaten hayra. Doğru mu? O yüzden o meyil latifesinin cüzzi meyil dediğimiz, cüzzi irade dediğimiz, emri itibare dediğimiz bu bir latife. Kaderi boyutta bir latife. Bunun kötü yanını aldığında bu zaten kendisini hayra bırakıyor. Yani ana konumuz bu organı kaliteli hale getirmeye bağlı. En çok spor antrenmanını bunun üstüne yapmamız gerekiyor. Takva ve salih amellerle. Bu kaliteli hale gelince zaten Allah Azze ve Celle hangi bahşi işleri vereceğini biliyor, yağdırıyor insana. Doğru mu? Hayırlı dostlar, hayırlı kapılar, hayırlı insanlar, hayırlı işler. Doğru mu? Yani bizim elimizden gelen kısım niyetleri düzeltmek. Oralarda değil. Yani bizim elimizden gelen bu meyli nitelikli bir hale getirmekte. Şimdi bu meyli nitelikli hale getirmek için hayra meyli konuştuk. Dua ve tevekkül. O şerre meyli de kesmeyi konuştuk. >> İstivar ve tövbe. Dört tane kavram var değil mi? Dua, tevekkül, istiğfar, tövbe. İşte bu kavramlar içerisinde dua bir önemliyse istiğfar bir önemli. enaniyet asrı olduğundan insan başı sıkıştığı aralarda yine dua ediyor ama kusurunu açıkça istiğfar edip dillendirip ben böyle ucuz bir adamım işte yani ben bu kusurlar içerisinde bir adamım diyebilmek bu aslında en büyük problemi olduğundan dua adamı bir kez hayra yönlendiriyorsa kusurunu itiraf etmek ona bin değer katar ve burada istiğfardan maksat yani şöyle bir tespih elimize alıp onu istiğfar çekmek değil buradaki mana bu değil yani. Anlatabildim mi? Buradaki asıl mana kusurunu itiraf etme manası. Ve burada kusurunu itiraf etmek şimdi bakın çok hayatın içinden meseleler. Yani biraz kavramlar zor gibi ama mesele çok hayatın içinden meseleler. Çünkü konuşalım birimizle olmayan bir hayrı konuşalım. Arkadaş bizim kusurumuz vardır diyelim ikinci cümle şuna döner. E vardır bir kusurumuz. Bak bu değil. Bunda hiçbir samimiyet emaresi yok. Vardır bir kusurumuz. Burada kusurunu itiraf gerçek tespitlerle yapılan istiğfar yani. Yoksa o şerre doğru giden yolunun önünü kesmen mümkün değil. Anladınız mı? Burada kusurunu itiraf yani vardır bir kusurumuz aldatması değil. Yani işte tekrar edeyim. Dua bir hamleyse istiğfar 1000 hamle yapar. Ahir zaman enaniyet aslı olduğundan hakiki performans buradan çıkıyor. İstiğfardan çıkıyor. Enfal suresi 33'te diyor ki istiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azap edecek değildir. Ana konu burada. Bunu etmeyenler ne olacak? Ahirette yüzleşecek. neyle yüzleşecek? Ben de haşa kusursuz biri değil miydim? Yani Firavun öyle diyor ya rabbik ala yani ben sizin rabbiniz değil miyim diyor. Biz bu tavrı takınıyoruz. Yani benim asıl genetiğim acizlik, fakirlik, garibanlık, muhtaçlıkken ne kusuru benim gibi adamda ya. Namazımızı kılıyoruz, zekatımızı bak bu cümleler insanı hayra sevk etmeyecek. Farkında mısınız? Tekrar edeyim. Yani kavramlar evet biraz ağır. Ağır değil de biz yabanıyız herhalde ama konuların tamamı bizim günlük hayatta yediğimiz, içtiğimiz konular bunlar. Yani bizzat bana bakmıyor mu? Yani arkadaşlarla içki masasındayım ve kurtulmaya çalışıyorum. Yani ne yapayım kurtulayım yani? Çünkü gideyim desem canım çekiyor tekrar. Ya bir şey lazım ki oradan beni Allah çıkarsın. Yani çıkma benim tam elimde değil aslında. Meil benim elimde. Anladın mı? O mailini doğru kullandığında çıkarmayı Allah yaratıyor. Yani oraları çok iyi anlamamız gerekiyor. Büyük direksiyonu tutan başka biri var. İkisinin aynı yerine çevrilmesini nasıl temin edebiliriz? Evet. >> Birine diyorsunuz ki ya işte derslere ya çok niyetim var ama gelemiyorum. Aslında o niyetle bir mail orada farklı ortaya çıkıyor. Niyet projesi ama sen o projeyi yürürlüğe sokman lazım ama maille sok. O yüzden niyet bir işe yaramıyor. Mail olmadığı sürece. >> Tam söylediğinin detayı denk geldi. Tevafuk. >> Koyuncu abi diyor ki dışarıda birisiyle denk geliyoruz. Derse gelsene, namaza gelsene, kendini Kur'an'a versene. Eee, çok niyetin var ama olmuyor diyor. Doğru mu anladım? Orada aslında içinde başka bir şey var. Hinlik var. Sen onu niyet zannediyorsun diyor. Tam konu bu. Meyil kısmı biraz oturdu mu? Orada bir ufak anekdot da gireyim. Yani Maturi dedi diyor ki, "İrade senden ona göre hayır yaratılır." diyor. Mesela bu Maturidilik Osmanlı'yı çok ilerilere götürmüş. Çünkü insanlara diyorsun ki hadi hayır yap Allah hayır kapılarını açsın. Yani bu insanlara bir coşku katmış. Ama manevi cihat sahasında maturidilik değil eşallilik daha geçerli. Anlatabildim mi demek istediğimi? Manevi cihatta iyiliği kendinden bilmeme performansı lazım sende. >> Tabii. Peki maturidilik ve eşaliliğin barıştığı bir saha yok mu? Var. Çok güzel barışmışlar. Demişler ki geçmişe kader de geleceğe irade de demişler. Üstat hazretleri hakikat çekirdeklerinde söylüyor. Çok güzel değil mi? İnce meseleler ama dediğim gibi biraz aklımızı zorlayalım.

Şimdi az önceki soru üstünden devam edelim. O da tevafuk etti. Ya benim iyi niyetlerim var ama olmuyor yani. Değil mi? Şimdi doğruları görüyorum burada. Niyetim de bu ama sahaya çıkmıyor, meydana çıkmıyor bir türlü. Bizde irade yerine geçen gizli niyetler var. İrade yerine geçen >> gizli niyetler var. Ünlemli not alıyorsanız ünlemli alın. Kişinin bundan haberi bile yok. Şimdi üstat hazretleri hissi kablel vuku ile ilgili bir yerde şöyle diyor. Şimdi bir ihtar ile kati kanaatim geldi. İhtar demek ilham demek yani değil mi? Sünat tülat. O talebe arkadaşlarım, o üstatlar hükmünde hocalarım, o mürşitlerim, evliya ve şeyhlerim bir hissi-i kblel vuku ile ruh hissedip akıl bilmeyerek, ruh hissedip akıl bilmeyerek, en lüzumlu bir zamanda o talebeler içinde ve o hocaların şakirleri içinde, o mürşitlerin müritleri içinde parlak bir nur çıkacak diye hissetmişler diyor. Ruhları bunu hissetmiş mi 40 yıl önce bu mektuba göre? Akılları biliyor mu bunu? Özet anlatayım. Üstat diyor ki ya ben küçükken bundan 44 yıl önce ya böyle çok zengin bir aile çocuğu değildik. Çok soylu her yerde bilinen bir aile çocuğu da değildik ama kimseye minnet etmiyordum ve çok cesaretliydim diyor. Aynısı bizim köyde de vardı diyor. Aynısı bizim nahiye de vardı diyor. Bak hem köylerinde var. kendi köydeki insanları bahsediyor. Hem de Nahiye'yi bahsediyor. Norin'i bahsediyor. Diyor ki o meşhur Seyda Şeyh Tai Hazretleri diyor o kadar çok ilim talebesi yetiştirdi ki o dönem diyor. Ve köyde sürekli münazaralar oluyor. Hadi gel bu konuyu münazara edelim. Akıllı bir talebe çıkınca işte bu dünyayı kurtaracak. Halbuki yan köylerde hiç ilmi faaliyet yok diyor. 44 yıl sonra Risale-i Nur'un yani bir nurun çıkacağını hem benim ruhum hissetmiş hem bizim köy hissetmiş hem bizim nahiye hissetmiş diyor. Ruhları hissetmiş ama akla haber >> vermemiş. >> Vermemiş diyor. Olay nasıl? O yüzden çocukluktan beri cesaretli, korkusuz, daha bıyıkları tellemediği yaşlarda üstat hazretleri Miran Aşiret reisi yani Hamidiye Alayları komutanlarından birisi. Abdülhamit zamanında Mustafa Paşa Cizre'ye gidiyor. Namaz kıl yoksa seni öldürürüm diyor. Yani nasıl bir cesaret bu o yaşlarda bir insanda? Kendi de anlam veremiyor. Neden böyleyim? Ben de anlamadım diyor. Sebebi anladınız mı? Yani ruhlar bunu hissetmiş ama akla haber vermemiş. Bizde böyle bir olay var. Yani işte bu irade yerine geçen böyle niyetler var. Kişinin bunda haberi bile yoktur. Yine bir hatırayla anlatayım. Üstat hazretleri hediye istemiyor bir dönem ama insanlar sürekli ona hediye getirmeye devam ediyor. En son talebelerini topluyor. Diyor ki ben hediye istemiyorum. Ağzımla da istemiyorum. Kalbimle de istemiyorum ama siz kalbinizle istiyorsunuz ki bu hediyeler geliyor diyor. Garip bir olay değil mi? Bu beni dehşete düşüren bir hatıra. Üstat hazretleri döneminde Risale Nurlar gizli saklı okunuyor biliyorsunuz. Sürekli baskınlar olduğundan dolayı öyle toplanılan bir günde bir abi her derse geliyor ama o gün derse gelmiyor. Eve baskın yapılıyor. Herkesi alıyorlar karakola götürüyorlar. İçeri atıyorlar. O filanca o gün derse gelmemiş. Derse gelmeyen abi üstat hazretlerini ziyarete gidiyor. Nezaretteler. Üstat hazretleri o gelir gelmez diyor ki sen hainlik yaptın kaçtın. Diyor abi diyor ki üstadım benim nereden haberim olur diyor. Ben yani sürekli derse gelen adamım. Bugün baskın olacağını ben nereden bilebilirim diyor. İşim vardı o yüzden derse gelmedim diyor. Üstat hazretleri diyor ki, "Hayır" diyor, "Ruhum bilmiş ama aklına haber vermemiş." diyor. Çünkü akıl şimdiki zamana bağlı. Kalp biraz daha yukarıda. 3 gün önce, 3 gün sonrasını hissediyor. Ruh daha da yukarıda. 3 yıl önce, 3 yıl sonrasını bile hissediyor. Ruh akıl düzeyine inmeyen bir hissi kabilel vuku ile o gün baskın olacağını hissetmiş ve kendini geri çekmeye karar vermiş. O kararın adı mail. İşte çok enteresan. Bu cihette görünmez niyetlerimiz var. Yani insanın ruhunda film dönüyor ama kendisinin haberi bile yok. Derinleşse bulacak. Bir meşverete girse bulacak. İnsanlar ona, "Azizim senin bu yaptığın hiç okuduklarımıza uymuyor." dese bulacak ama en derinlerde bastırılan ona da müsaade etmiyor. Hakiki niyet ortaya çıkmasın diye. Risale diyor ki dili kulağına itiraz etmez. Kalp ruhun ayıbını görmez. Çok enteresan bir cümle. Kalp ruhun ayıbını görmez. Yani ruhta kötü niyetler var ama kalp bunlara haber vermiyor. Çünkü kalp ruhun üstüne inşa edildi. Onu ezmek istemiyor. Vicdanda geçen bu olaylardan aklın ise haberi yok. Ama sadece aklın haberi yok. Peki mesuliyetin var mı? Annenin ak sütü gibi buradaki bütün şerler sana aittir. Çok enteresan değil mi? Mesela kimi insanlarda kötü meyiller var. Yani en içeride meyil dediğimiz yerde şu kelimelerle ifade edilmeyen o latifelerde dünyevileşmeye karar vermiş. En içeride geliyor, gidiyor, ediyor. Böyle dilinde bir şeyler var. Niyetinde de olduğunu beyan ediyor. Ama asıl mailinde kendi tasarruf hakkı olan yerde dünyevileşmeye karar vermiş. Bir gün bunlar üst üste keçilse benim seçeceğim yer dünyamdır diye bunun kararını vermiş ama aklına bildirmemiş. Nefsiyle örtmüş. Vicdanı biliyor ama aklı hala bilmiyor. Çünkü nefsiyle örtüyor onu. Kişi meşverete bu noktalarda girmiyor. Hani üç arkadaşın yanına gidip ya bende bir eksik görüyor musunuz? Kusur görüyor musunuz? Bunları demiyor. Hakiki niyeti ortaya çıkmasın diye. Allah da ona göre karşısına sıkıntılı şeyler çıkarıyor. Yani niyetinin cezasını çekiyor. Ama kendisine sorsan ya benim hiç niyetim böyle değildi diyecek ama mailin öyleydi. Yani mailin doğruydu da Allah sana yanlış kader mi yarattı? Görüyor musunuz? bize kalıyor. Yani oradaki olumsuz netice bize kalıyor. Niyet alemi içinde karara dönüştürmesiyle ortaya bir fiil çıkıyor. O yüzden insanlar niyetlerinden içinden geçenlerden mesul değildir sözü her yerde doğru değil. Çünkü burada içinden geçenleri karara dönüştürmekle ortaya fiil çıktı. Yani meyandaki tercih, kader hep bunları karşımıza çıkarıyor. Yine bir örnek vereyim aklımıza otursun. 10 lema şefkat tokatları meselesi. İçinde gerçekten çok derin duyguların barındırıldığı meseleler mevcut. Bunlardan bir tanesi de üstat hazretlerinin abisi Abdülmecid. Üstat hazretlerinin gelmemesi için bir rey kullanıyor. Bir okuyayım mı şu kadar ufak bir paragraf? Üstünden konuşalım. Öz kardeşim burada yediği tokadı anlatıyor. Abdülmecid abinin. Öz kardeşim ve en birinci ve yüksek ve fedakar bir talebem olan Abdülmecid'in Van'da güzel bir evi vardı. Nerede yaşıyor Abdülmecid abi? >> Van'da. Evi var mı? Var. İdaresi yerinde. Hem muallim idi. Düzeni kurulu mu? muallimlik de yapıyor. Hizmet-i Kur'aniye'nin daha revaçlı bir yeri olan hududa gitmekliğim için hudut dediği van yani arzumun hilafına olarak teşebbüs edenlere içtihadınca güya menfaatim için iştirak etmedi. Rey vermedi. Yani üstat hazretleri buraya gelmesin rahat edemez diyor reyinde. Belki %99 niyeti de böyle üstat hazretlerinin niyeti gelmek. Ahalinin niyeti gelmesi. Abdülmecid abi diyor ki, "Hayır, o gelirse burada ona rahat vermezler." diyor. Niyetinin görünen yüzü bu şekilde. %99'u bu şekilde. Güya ben hududa gitseydim hem hizmet-i Kur'aniye siyasetsiz safi olmayacak hem onu Van'dan çıkaracak idiler diye iştirak etmedi. Güya demesi de üstat hazretleri asıl asıl niyeti okuyor. Yani Abdülmecid abinin belki dediğimiz gibi %99 niyeti şu: Üstat gelirse zarar görür. Ama arka planda üstat hazretleri diyor ki, "Evi vardı, geçimi de iyiydi. Ben buraya gelirsem bunlar bozulacaktı diye gelmemi istemedi." diyor. Abdülmecid abinin farkında olduğu niyeti bu mu? Bu değil. Diplerden başka bir niyet çıkıyor. Yani bundan dolayı dikkat edin tokat yiyor, hanesini kaybediyor ve başka yere sürülüyor. Okuyayım orayı da. Güya ben hududa gitseydim hem hizmet-i Kur'aniye siyasetsiz safi olmayacak hem onu Van'dan çıkaracak idiler diye iştirak etmedi. Maksadın naksiyle şefkatli bir tokat yedi. Hem Van'dan hem o güzel evinden hem memleketinden ayrıldı. Ergani'ye gitmeye mecbur kaldı diyor. Abdülmecid abi dediğimiz insan çok büyük bir insan. Yani Hasan sende bu niyetin olmama ihtimali yok. Bende bu iç pazarlığın olmama ihtimali yok. Kazım abi de sakladığı bu niyetlerin olmama ihtimali yok. Mümkün değil. Sen onları ortaya çıkaracak yollar bulman gerekiyor. Asıl olayımız orada. Kişi bu meylinden dolayı tokat yediği gibi mükafatta alır mı? Alır. Mesela ben çok şahit oldum hizmetler içerisinde ya adamın samimi hizmete meyli var. Bir bakıyorum biri 1000 olmuş. Hatta gören diyor ki ya Allah çalışmadan bu kadar rahat nasıl yaşıyor? Yani dokunduğu Allah azze ve celle bereket vermiş. Belki büyük işi var iş yerine gitmeye ihtiyaç kalmıyor. Belki küçücük ticaret yapıyor. Oo her istediğini alabiliyor. İnsan çok şaşırıyor değil mi? Ya da miras kalıyor. Hiç beklenmedik bir zamanda. Dedesi vefat ediyor, babası vefat ediyor. Bir bakıyorsun büyük bir sermaye kalmış kendisine.

Ya şuna bak. Çalıştığı 40 yıllık hayatında bu kadar biriktirdi. Bir miras kaldı. 5.000 yıl hizmet etse buna yeter diyor. İç aleminde. İnsan öyle diyor. Ya ne oldu şimdi ya? Nasıl çalışmadı etmedi bu kadar nasıl kaldı diyor insan. İşte onun kalbindeki niyet karara dönüştü. İçinde dedi ki yani keşke her şeyimle Allah'a daha çok vakit ayırabilseydim dedi. Allah Azze ve Celle de ona göre ip gibi dizdi yarattı. Enteresan değil mi? Yani tokat olduğu gibi mükafatı da var. O zaman mefhumu-üfiyle bakalım. Kimilerinin işleri neden bozuk gidiyor? Altlarda meylin bozukluğundan dolayı öyle gidiyor. Ya öyle işte. Öyle işte.

Bizde içerideki meyillerin birleşip oluşturduğu en önemli kavram ihlas kavramı. Yaptıklarımın Allah için olması. Niyet bana ait değilse bu ihlasa niyet nasıl olacak o zaman? Garip bir hale giriyor ihlas. Farkında mısın? Şimdi ihlasın bir ben ihlas deyince biraz acizliği de düşünebilirsiniz olur mu? Çünkü yani bize bakan yanı orası ya. Dua, salih amel, kendini gariban, aciz hissetmek ama dilde, elde tespih, boynu bükük. Bakın hava cıva bunlar. Tekrar ediyorum. Ha bunu samimi yapan insan var mıdır? Vardır tabii ama şekilci çok daha fazla var. Bunlar havacı var. Havacı var. Ölürüm biterim ora değil.

Yani senin meyline göre Allah yaratıyor ve niyetlerini de mailine göre yaratıyor. Mailin kötü olduğu için bir anda 60 yıllık dünyayı gözünde çok büyük gösteriyor. Mailin iyi olduğu için bir bakıyorsun ya sonsuz dünyanda 60 yıl 60 saniye gibi diyebiliyorsun onu. Ya bunu birisi diyebilirken öbürü neden diyemiyor? Bizim kendi içimizdeki gizli niyetler bunu sağlıyor. Gizli niyet dediğim meyilleri kastederek söyledim. Yani şimdi bir de bunların yani meyillerin birleştiği en önemli kavram ihlas var. Acizlik, fakirlik. Doğru mu? Kendini o hallerde hissediyorsun ve her yaptığını Allah için yapmaya çalışıyorsun. Doğru mu? İhlas emredildiği için yapmak. Bunun olmazsa olmaz bir kardeşi var. Sadakat emredildiği gibi yapmak. Yani Allah'a bağlılık demek aslında. Sadakat o kadar bağlı ki denildiği gibi yapıyor. Anlıyor musunuz?

Şimdi bu ihlas dediğimiz olay aslında bir teoride kalan kısmı niyettir. Yani ben şu olayı çok yaşadım. Kişi geliyor. Ya geçen böyle bir amel yaptım ama ihlaslı mı diye bir tereddüde düştüm. Yani bütün amelleri ihlaslı. On da tereddüde düşmüş. Yani bu zaten ihlaslı olmadığına delil. Bu şekilde teoride kalan ihlas bir niyettir ve fıtri işlerde niyet onu izale eder, yok eder. Nasıl ki amellerin hayatı niyet iledir. Mesnevi, Nuriye, şemme. Onun gibi niyet bir cihette fıtri ahvalin ölümüdür. Şimdi açıklayacağım. Fıtri şeylerde ikinci niyeti koyduğunda onu yok edersin. Mesela uyudum, uyuyacağım. Bir niyetlensem dur şimdi uyuyum uyu uyuyum diye uyku >> kaçar gider. Mehmet Can belki dokunsalar ağlayacaksın. Hadi emir ver çabuk ağla desen ağlayabilir misin? Fıtri hallerde ikinci niyet onu yok eder. Şahan rica etsem hemen güler misin? Olmuyor. Fıtri bir şey gülmek. İkinci niyet girdiğinde onu yok ediyor. Yani yumurtayı niyetine bıraksan 21 gün sonra ortaya çıkacak. Hemen çıkman lazım diye yumurtayı parçalasam yumurtayı yok ediyorum. Fıtri hallerde niyet devreye girerse o samimiyeti yok eder. Doğru mu? Onun gibi niyet bir cihette fıtri ahvalin ölümüdür. Mesela tevazuya niyet onu ifsat eder. Biliyorsun bir adam yani böyle hareketli bir adam yani. Görmüş ikiü kişiyi böyle mütevazi durmaya çalışıyor. Onu da gerçek tanıyanlar ne der ya? Bu böyle bir adam değil ki. Yani yapmaya çalıştığı tavır tevazu tamamen onu yok etti. Doğru mu? Tekebbüre niyet onu izale eder. Tekebbür kendini büyük görmek demek. Şimdi biliyorsun ki ya bir arkadaş var eline attığı hiçbir şeyde muvaffak olmamış. Hiçbir yerde sözü geçmiyor, namı geçmiyor, adı geçmiyor. Misafirler gelmiş şöyle kendini büyük göstermeye çalışıyor. Göstermeye çalışması onu iyice küçük bir hale sevk eder. Doğru mu? Çünkü büyüklük de fıtri bir hal. Doğru mu? Ona niyetlenmese onu yok etti. Feraha niyet onu uçurur. Ne zaman bir seyahate yemek yemeye gidiyoruz ya? Güzel bir yemek yiyelim şurada. edelim diyoruz. Uçuyor gidiyor. Ne zaman işimizi yaparken bunlara aldırmıyoruz. En güzel yemek, en güzel rahat ayağımıza geliyor. Ona niyet etmek onu uçurur. Gam ve kedere niyet onu tahfif eder. Ya ben şu hizmet yoluna girdim. Ben kimim ki? Allah gam keder de verse ben hak ediyorum dediğin anda hepsi uçar gider. Ve hakesa kıyaset.

Şimdi teoride olanı anladınız mı? Teoride olan ihlasta e dur ben bugün bir ihlaslı olayım. Böyle bir şey olabiliyor mu? Ya bu çok komedi mi mesela? Bir de bunun teorisi olmayan, ruhunda tattığın ihlas var. Yani bilgisi değil şuuru var sende ihlasın. Ruhunda ihlas var. Bu çok üst bir mertebedir. Çok üst bir mertebe. Velayet-i kübra yolu bunlardır. Anladın mı? Velayet-i kübra yolu ihlastır, uhuvettir. Normal velayet yollarının çok üstü neticeleri vardır. Hem de çok üstü neticeleri vardır. [müzik] Bunlar velayet-i kübra yoldur. Bilginiz olsun. Bu içinde şuur olarak hücrelerine işlemiş olan ihlasta ne var biliyor musunuz? Niyetin terki var. Yani ihlaslı olayım diye niyet bu makamda yoktur. Şimdi bazısı çıkar der ki ya bendeniz aciz bir kul. Bazısı da onun teorisyenliğini yapmaz. O duyguda yaşıyordur ve onun cümlelerini de kurmaya ihtiyaç hissetmez. İşte insanın samimiyeti, ihlası tabiata olduysa bunu da kadere vermesi gerekiyor. Haydi bakalım. Başa geri döndük. Farkında mısınız? [kahkaha] Ortaya bir sürü güzellikler söyledik. Doğru mu? Samimi ihlas gibi bir mertebe dünyada yok, ahirette de yok. En büyük velayet yolu, en büyük keramet yolu samimi ihlas. Buyurun. En son dedim ki bu bir insanın tabiatı olduysa en büyük mertebe budur. Ama bu da Allah'tandır dedim. Garip [müzik] oldu yine değil mi? Acizliğime binaen Allah bu şuuru bana verdi. Acizliğime binaen Allah bu ilmi bana verdi demek lazım. Yani ben de bu şuur ve ilim olduğundan dolayı ihlaslı değilim. Altyapısı gereken her şeyi veren Allah. Ama neye binaen? Acizlik, dua, o meyelandaki şerri kesmek. Doğru mu? Kusurlarını delikanlı gibi itiraf edebilmek çok zordur. Çok zor hepimiz için. Eşari konu iyilikse hepsini Allah'a veriyor. Cebri mütevassıt yapıyor. Bunu ihlas da dahil mi? Bak o da dahil. İmam Gazali ne diyordu? Kaderi ne kadar kazarsam kazayım altından >> cebir çıkıyor dediği burası. İşte Ehl sünnet dışı cebir değil burası. Yani Allah.

Osmanlı'nın son dönemlerinde gazetelerde tartışmalar çıkmış. Artık askerler şehitlik için cihata gitmiyorlar. Ganimet için cihata gidiyorlar diye çok tartışmalar çıkmış. Artık niyetleri o değil. Yani ana konu niyet. Yine üstat hazretleri de onlara cevap veriyor. Asar-ı bediye şimdi farzı aynı olmuş belki muzaaf bir farz. Hac ve zekat gibi cihattaki niyetin tasarrufu pek az idi. Yani buralarda senin niyetinin çok derin olmasına da gerek yok. Yap diyor. Yani onlara cevap vermiş. Çok ilginç değil mi? Hatta ademi niyet de niyet hükmünde olur. Asıl ihlası anlatıyor. Yani ona bile gerek yok. Bu yapılması gereken şuuru sana yükleniyor. Zira asıl hakimdir. Asıl olan mesele buysa o sana hükmediyor. Demek niyetin zıttı kat an süut bulmazsa intaç eder cihadı. Hakiki bir şehadet diyor buna. Zira vücup tezaufüf etse taayyün eder. İhtiyari niyetin tesiri de azalır. Olmaz. fiilin mesnedi yani baktığında cümleler kelimeler ya biz yabanileştik yoksa cümle kelimelerde bir şey yok da ama harfi harfine ahirette bize en çok lazım olacak dünyada da en çok yorumlamaya muhtaç olduğumuz günlük hayat akışındaki konular doğru mu bu tokat neden bu mükafat neden yani ama ben bu topluma ve kendime çok dua ediyorum o şekilciliği bırakabilelim diye. Üst hazretleri zahirde müttakiler diyor. Böyle görüntüde, dilde oo öyle böyle. Yani sen olsan Allah seni öyle istihdam edecek. Zaten buralarda samimi yüzleşmemiz lazım ölmeden önce. Ve çok kısa vakti ölüp gideceğiz. Çok kısa. Çok kısa ölüp gideceğiz. Yani bir rüzgar gibi uçup gidecek bu dünya hayat. Bu üç aylar başlangıcında bu regga Allah azze ve celle bu şuuru inşallah nasip etsin. >> Çünkü teorisyenliğile olmuyor. Yani o zaman ihlas siyasetini neden okuyoruz diye bir soru geliyor insanın aklına. Doğru meyilleri düstur olarak öğrenmek için okuyoruz. Yani ihlasa niyet etmek için okumuyoruz. Az önceki cihat kavramı gibi sadece doğruyu yapmaya odaklanarak. Anlatabildiniz mi demek istediğimi? Doğru oydu ve sen doğruyu yapacaktın. Altına derinlere inmeye gerek yok. Yani orası dua hükmüne geçiyor. Evet. fiili dua hükmüne, istidatlı lisanıyla dua hükmüne, ihtiyaç lisanıyla dua hükmüne geçiyor. Çok dediğim gibi derin mesele ama aslına baksan yani namaz günlük hayatımda bir saatimi dolduruyor. Bunlar 10 saatimi dolduran mesele benim. Öyle değil mi? Günlük hayatımda yani aslında baktığında çok daha yüksek bir yer tutuyor yani günlük hayatımda. Çünkü iman meseleleri bunlar. Evet. Güzel değil mi? Acayip meseleler ya. Günlük hayatta tevhide bağlamak asıl orası çok önemli. Yani galaksileri denk getiriyor da senle beni denk getiren başka bir desen mi İbrahim abi? Yani o deseni görebilmek, okuyabilmek. [müzik] Biz işte hücre gezegen demeyi tevhidin üst mertebesi zannediyoruz. Öyle değil aslında. Hadiselerdeki Allah Azze ve Celle'nin ilmini okuyabilmek tevhitteki olay o. Yani senle beni neden karşı karşıya getirdi? Ve biz burada ahirette çok büyük hesaba çekileceğiz. Yani burada ahirette bu deseni gördüğümüzde çok şaşıracağız. Yani mesela bir önceki kandil burada diyelim ki 50 kişi vardı. Bu kandil 100 kişi var. Ama ahirette bakacağız. İki kandilde de saç sayılarının adetleri eşitmiş meer. Ya böyle dekorlar ve desenler ahirette görüp çok hayret edeceğiz. Yani o Allah'ı biz yeterince marifet ufk o marifet eksik yani onu tanımıyoruz.