📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

TYT BİYOLOJİ FULLETEN SON TEKRAR! 🔥| KESİN GELECEK KONULAR

Yusuf Mert Arslan56:59

Transcription

Canlar selamlar merhabalar. Hepiniz tekrardan hoş geldiniz. 2025 TYT Biyoloji özel efsanevi bir full tekrar videosuyla sizlerleyim. Anlatımı bitirdim arkadaşlar. Vallahi inanılmaz keyif alarak anlattım. Çok da güzel bence bir anlatım oldu. Zaten TYT sosyal kısmında bitirmiştik. TYT biyoloji de şu anda geldi. Kimya ve fizik de gelecek. Geri kalan dersleri de zamanım yettiğince, boğazım el verdiğince sizlere anlatmaya çalışacağım.

Sizlerden de yine gençler destek bekliyorum. Her videoda söylüyorum. Sıkılıyorum, siz de sıkılıyorsunuz biliyorum ama unutmayın diye söylüyorum. Eğer ki video faydalı olursa, hoşunuza giderse "Abi ben seni desteklemek istiyorum, temiz yüzlü bir kardeşimsin." diyorsan videomuza bir beğeni bırakmayı lütfen unutma canım arkadaşım. Bir de beni 500.000 abone hedefime biraz daha yaklaştırmak istiyorsan, abi sen de mutlu ol, sen de gariban adamsın, senin de yüzün gülsün diyorsanız bir de abone olmayı unutmayın. Bu isteklerim benim için çok önemli. Şimdiden abone olan kardeşlerime, destek veren kardeşlerime çok teşekkür ediyorum diyorum ve artık zaman da kaybetmeden o efsane anlatıma doğru geçiyorum.

İlk olarak da gençler ücretsiz ders notlarımıza nereden ulaşacağımıza bir bakalım. Başlangıçta aktifzeka.com web sitemize giriyoruz. Ardından da sağ yukarıda bulunan hesabım butonuna tıklıyoruz ve hesabımıza giriş yapıyoruz. Hesabımıza giriş yaptıktan sonra da sol tarafta bulunan ücretsiz paketler kısmına tıkladıktan sonra videonun yayınlandığı tarihte buradaki butonlardan bir tanesinde TYT Biyoloji Full Tekrar PDF'ini göreceksiniz.

Şimdi TYT Biyolojide ilk işleyeceğimiz konuda canlıların ortak özellikleri konuları. Burada tüm canlılarda ortak olarak bulunan özellikleri sırasıyla işleyeceğiz arkadaşlar. Direktle başlayalım. İlk olarak da hücresel yapıyı bir görelim. İlk olarak gençler hücresel yapıya bakacak olursak tüm canlıların hücrelerden oluştuğunu söyleyebiliriz. Yine hücreler de canlıların yapısal ve işlevsel özelliklerinin tamamını yerine götürüyor ve yapısal olarak da prokaryot ve ökaryot hücreler olmak üzere ikiye ayrılıyor. Gençler prokaryat yapı biraz daha az gelişmiş canlılarda görülüyor. Mesela bakterilerde görülüyor. Ökaryot yapıysa daha gelişmiş canlılarda, mesela insanlarda, bitkilerde bu tarz daha gelişmiş canlılarda görülüyor.

Yine tüm canlılar hücresel yapıların içerisinde nükleik asitleri yani DNA ve RNA'ları kesin barındırıyor. Ribozomları kesin barındırıyor. Aynı zamanda protein sentezi de bunlar dolayısıyla kesinlikle yapıyorlar. Yine aynı şekilde tüm canlılar arkadaşlar yağ sentezi kesinlikle yapıyor. Zaten bunu şuradan düşünelim. Tüm canlıların bir hücre zarı var ve bu zarlar da lipitlerden oluşuyor.

Aynı zamanda yine tüm canlıların arkadaşlar beslenmesi gerekiyor. Beslenme ise ototrof, heterotrof, hem ototrof hem de heterotrof olmak üzere üç kısma ayrılıyor. Ototrof beslenme dediğimiz şey kendin üret kendin ye kardeşim. Yani kendin pişiriyorsun, kendin yiyorsun. Heterotroftaysa dışarıda üretilmiş herhangi bir besini veya herhangi bir canlı yağa bir gidiyorsun, yiyorsun. Bunun neticesinde beslenmiş oluyorsun. Hem ototrof hem heterotroftaysa hem kendin üretiyorsun, üretme kabiliyetinde var hem de dışarıdan hazır bir şey de yiyebiliyorsun. Ve yine hem üreten hem de tüketen canlılara bir örnek verebiliriz. Bu da öglena olur arkadaşlar. Öglena dediğimiz canlı hem karbondioksit özümlemesi yaparak kendi besinlerini oluşturabiliyorlar. Aynı zamanda dışarıda hazır olarak bulunan besinleri tüketebiliyorlar.

Yine burada beslenmenin türleri var. İlk olarak holozoik beslenme var gençler. Holozoik beslenme katı olarak beslenme anlamına geliyor ve genellikle tüm hayvanlarda holozoik beslenme görülüyor. Burada itçilliler yani karnivorlar, otçullar yani herbivorlar, hepçiler bir de omnivorlar var.

İkinci olarak da simbiyotik yaşam var. Bu da türler arası ilişki anlamına geliyor gençler. Türlerin birbiri arasında böyle ilişkileri oluyor. Birbirlerini karşılıklı fayda sağladığı ilişkiler var veya birisinin fayda görüp diğerinin zarar gördüğü ilişkiler var. Bunlara bir bakalım. İlk olarak burada mutualizm var. Mutualizm iki türde birbirinden mutlu olduğunda gençler mutualizm yaşanıyor. Komensalizmde ise bir tür olumlu etkilenirken diğer tür hiçbir şekilde zarar falan görmüyor. Mesela abi gitti bir tane kuş ağacın birine yuva kurdu tamam mı? Burada kuş olumlu bir şekilde etkilendi yani bir yuvaya sahip oldu ama ağaç hiçbir şekilde etkilenmedi. Ağacın umurunda bile değil. Yine parazit ilişkisinde ise bir tür faydalanırken diğer tür zarar görüyor. Mesela burada şöyle bir durum var. Senin abi bağırsağına bir tane parazit bakteri yerleşiyor ondan sonra bu parazit bakteri seni sömürüyor abi sürekli senin işte etinden sütünden faydalanıyor. Senin de etinin sütünü tükettiği için sen zarar görüyorsun ama bakteri fayda görüyor. Bu da parazit ilişkisi anlamına geliyor. Ha mensalizmde ise bir tür zarar görürken diğer tür hiçbir şekilde etkilenmiyor. Mesela abi bir tane inek gitti tamam mı karıncanın birini ezdi. Karınca orada meftah oldu. Karınca orada öteki dünyaya gitti yani adam öldü ama buradaki ineğe veya onu ezen sığıra hiçbir şey olmuyor. Onu kendi haline takılıyor. Nötralizmde ise arkadaşlar türler birbirini etkilemez. Mesela bir tane balık yüzüyor abi onun yanından bir balık daha geçiyor. A hiçbirinin birbirine şeyi yok. Selam bile birbirlerine vermediler. E ne oldu abi burada nötralizm oldu? Hiçbir ilişki yok yani aralarında doğru düzgün.

Sapropit beslenme var bir de gençler. Bu da çürükçül beslenme anlamına geliyor. Genellikle bu canlılar salgıladıkları enzimlerle birlikte ölüleri ve atıkları sindiriyorlar ve bu sindirme sayesinde de bunları daha küçük parçalara parçalıyorlar. Bunlar da genellikle mantarlar ve bakteriler gerçekleştiriyor.

Yine bir de solunum var. Tüm canlılar yine solunum da gerçekleştiriyor. Bu oksijenli solunum veya oksijensiz olmak üzere ikiye ayrılıyor. Oksijenli sonunumu genellikle daha gelişmiş canlılar yapar arkadaşlar. Oksijensiz solunumu eğer ki bir canlı yapıyorsa daha az gelişmiş bir canlıdır. Bu da aklınızda dursun.

Yine boşaltım var. Boşaltımı da tüm canlılar yapıyor. Çünkü abi tüm canlılar bir şekilde ATP ürettiği için karbondioksit ortaya çıkarıyorlar. Boşaltıma giriyor.

Yine hareket. Tüm canlılar hareket etmesi gerekiyor. Bazı canlılar arkadaşlar pasif hareket ederken bazıları aktif hareket ediyor. Mesela örnek verelim abi. Pasif hareketi kim yapar? Bitkiler yapar. Bitkiler gider kafasını sağa çevirir, sola çevirir. Bunun neticesinde pasif hareket yapmış olur. 12 sınıfta bitki gördünüz zaten oradan biliyorsunuz. Bir de bizim aktif hareketimiz var. Aktif harekette benim mesela şu anda kolumu kaldırmam veya ayağımı şuradan göremiyorsun tabii ama ayağımı ileri doğru itmem. Bunlar nedir aktif harekettir.

Üç tane dönemde prokaryot canlımız var. Paramesyum, ögnana ve amip arkadaşlar. Bunların hareket yöntemleri önemli. Paramesumuun mesela hareket yöntemi sildir. Bu adamın böyle sil diye minik minik çıkıntıları var. Bu adam bunlarla hareket ediyor. Ögnalarda ise arkadaşlar kamçı var. Bu kamçıyla birlikte bu adam hareket ediyor. Amipse yalancı ayaklarıyla yani dışarıya doğru çıkarttığı yalancı ayaklarıyla hareket ediyor. Bunları da bilmemiz lazım. Sorusu gelme ihtimali var.

Yine aynı şekilde uyarılara tepki verme de tüm canlıların ortak özelliğidir. Her canlı çevresinde oluşan uyaranlara bir tepki oluşturur.

Yine metabolizma gençler. Tüm canlılar bir metabolizmaya sahiptir. Yani her canlıda bir yapım ve yıkım tepkimesi gerçekleşir. Biz bu yapım tepkimelerine anabolik tepkimeler diyoruz. Yıkım tepkimelerine ise katabolik tepkimeler diyoruz. Ve genellikle bir insan doğduğu zaman anabolik tepkimeleri çok daha fazladır. Niye? Çünkü o daha bebek abi, küçük, büyümesi lazım, organlarının gelişmesi lazım. Bu yüzden de bir sürü yapım faaliyeti gerçekleşiyor. Ama bir insan yaklaştıkça, özellikle ölmeye yaklaştıkça 70-80 yaşlarına geldikçe katabolik faaliyet artıyor. Yani vücut ürettiğinden daha çok tüketmeye başlıyor.

Yine bir de bizim bazal metabolizmamız var gençler. Bir kişinin canlılığını sürdürebilmesi için tükettiği bazal enerjidir. Mesela abi sen tüm gün boyu şöyle yatakta yat tamam mı? Tüm gün böyle yat. O zaman sen bazal enerji tüketmiş olursun. Yani hiçbir şekilde kaslarını kullanma, sadece iç organların çalışsın. Yine her türlü bir enerji tüketirsin. Biz de buna bazal metabolizma diyoruz.

Yine aynı şekilde homeostazi de tüm canlıların ortak özelliğidir. Peki homeostazi ne? İç dengeyi kurma anlamına geliyor. Yani her canlı kendi pH'ını düzenler, kendi boşaltımını düzenler, kendi su alma dengesini düzenler.

Yine aynı şekilde uyum da tüm canlıların ortak özelliğidir. Tüm canlılar çevresine uyum göstermeye çalışırlar arkadaşlar.

Aynı zamanda organizasyon var gençler. Tüm canlılar yine bir organizasyon şemasına sahiptir. Bu organizasyonda şöyle ilerliyor. Mesela insanlarda hücreler var değil mi gençler? Hücrelerden sonra dokular oluşuyor. Ondan sonrası kalp oluşuyor yani bir organ oluşuyor. Sonrasında bir sistem oluşuyor yani dolaşım sistemi oluşuyor. Burada at var. İnsan demeyelim ama at diyelim hadi. Atla mesela dolaşım sistemi oluşuyor. Ondan sonra da sistemler bir araya gelerek organizmayı oluşturuyor.

Yine aynı şekilde üreme de tüm canlıların ortak özelliğidir. Lakin şunu unutmayın. Daha yeni saydığımız tüm maddeler canlıların yaşamını devam ettirmek için yaptığı maddelerdir ama üreme arkadaşlar neslin devamı için gereklidir. Abi mesela insan üremek mi zorunda? Yani sen üremeyince ölüyor musun? Ölmüyorsun, yaşıyorsun tabii ki. Üreme burada neslin devamı için gerekli, yaşamak için bir şart değil.

Yine büyüme ve gelişme de tüm canlıların ortak özellikleridir. Mesela tek hücreli canlılar ne yapıyor? Hücrelerinin boyutunu büyütüyor. Aynı şekilde insanlar ne yapıyor abi? Gidiyor kolu büyüyor, işte bacağı büyüyor, vücudu büyüyor. Bu şekilde her canlı büyüyüp gelişiyor.

Canlıların ortak güzelliği konumuzu bitirdik. Önemli bir konuydu. Tüm konuların bence temelinde yatan bir konudur. Geliyoruz şimdi canlıların temel bileşenlerine. Yine garanti bir sorunun geleceği bir kısım gençler. Direktle başlayalım. İlk olarak canlıların temel bileşenleri iki parçaya ayrılıyor. Bunlar nedir? İnorganikler bir de organikler. İnorganikler gençler doğada hazır olarak bulunan ve tüm canlıların tüketmesi gereken yapıya sahiplerdir ve genellikle içlerinde karbon yapısı göstermezler. Organiklerse genelde içlerinde karbon yapısı gösterirler.

İnorganikleri sıralayacak olursak su, asit, baz, tuz ve mineraller. Bunları tüm canlıların dışarıdan alması gerekiyor arkadaşlar. İnorganikleri hiçbir şekilde canlılar üretemiyor. Organiklerse karbonhidratlar, lipitler, proteinler, enzimler, hormonlar, vitaminler, ATP. Bunlar canlılar tarafından üretilebiliyor, sentezlenebiliyor ve de gençler içerisinde karbon, hidrojen, oksijen gibi temel bileşenler barındırıyor. Gelin direkte bunları işlemeye başlayalım.

İlk olarak da inorganik bileşenlerden başlıyoruz. Suyu hiç işlememize gerek yok çünkü su arkadaşlar hani çok ekstra bir şey yok. Asit, baz, tuzdan başlayalım. Asit, baz, tuzda gençler asitler suda çözünürken hidrojen iyonu veriyorlar. Bazlarsa gençler suda çözünürken OH iyonu veriyorlar. Bunların en temel farkı bu. Aynı zamanda asit ve bazlar tepkimeye girdiklerinde de genellikle tuz ve suyu uçuğa çıkarıyorlar. Uçuğa. Yine minerallerse enerji elde etmek için kesinlikle kullanılmaz gençler. Minerallerin en temel amacı düzenleyici bir görev görmeleridir ve genellikle enzimlerin yapısına katılarak işlev gösterirler. Hatta şey olur ya böyle senin çok uykun gelir mesela demir takviyesi alırsın. Niye abi? Çünkü demir minerali senin işte biraz daha enerjini, onun bunun dengeliyor. Yani bu minerallerin görevi tamamen dengeleyici ve düzenleyici bir görev.

Şimdi gelelim asıl babanın olduğu yere organik bileşiklere. Organik bileşiklerde ilk olarak karbonhidratlarla başlayalım gençler. Karbonhidratlar toplamda üç kısma ayrılıyor. İlk olarak monosakkaritler, sonrasında disakkaritler, sonrasında polisakkaritler. Monosakaritlerse kendi içinde 3 karbonlular, 5 karbonlular ve 6 karbonlar olmak üzere üç parçaya ayrılıyor. Üç karbonları şu anda bilmemize gerek yok. 12 sınıf canlılık enerji konusu. 5 karbonlar zaten riboz ve dioksiriboz şekerleri arkadaşlar. Bunlar nükleik asitlerin yapısına katılıyor. 6 karbonlu şekerlerse besin olarak tüketilen şekerlerdir genellikle ve bunlar glikoz, galaktoz ve fruktoz olmak üzere üç kısma ayrılıyor. Bizim buradaki glikozumuzsa kan şekeridir arkadaşlar. Direkt olarak kanda en temelde bulunan şekerimizdir. Sonrasında galaktoz süt şekeri anlamına gelir. Fruktozsa meyve şekeridir. Monosakkaritler arkadaşlar tek bir sakkarite sahip yani tek bir şekerden oluşuyor. Disakkaritler de iki şekerden oluşuyor. Mesela gidiyor abi glikozla glikoz tepkimeye giriyor. İki tane yani monosakkarit tepkimeye girdi, disakkarit oluşturdu. Glikoz glikoz tepkimeye girdiği zaman da maltoz yani malt şekerini oluşturuyorlar. Glikozla galaktoz tepkimeye girdiğinde ise laktozu oluşturuyorlar. Biz bunu süt şekeri olarak da bilebiliriz. Aynı zamanda glikoz ve fruktoz tepkimeye girdiklerinde ise sakkarozu oluşturuyorlar. Bu da çay şekeri olarak da biliniyor arkadaşlar. Ve yine burada glikoz ve fruktoz tepkimeye girerken bir dehidrasyon tepkimesi gerçekleşiyor. Yani bir oluşum tepkimesi gerçekleşiyor. Sakkaroz da su ile birlikte tepkimeye girdiği zaman fruktoz ve glikoz oluşturduğu zaman da biz bu tepkimeye hidroliz yani yıkım tepkimesi diyoruz.

Polisakkaritlere bakacak olursak da gençler polisakkaritlerde bizim en tane glikozumuz farklı şekillerde dehidrasyon tepkimesiyle bir araya gelerek polisakkaritleri oluşturuyor ve N -1 kadar da HQ'yu oluşturuyor. Bizim burada selüloz, nişasta, glikojen ve kitinimiz var. Kitin ve selüloz genellikle yapıya katılıyor. Yani canlıların yapısında görev alıyor. Nişasta ve glikojense genellikle depo polisakkarit olarak kullanılıyor. Örneğin glikojeni mantarlar ve hayvanlar depo ediyorlar. Sonrasında gerektiği zaman da yani glikoza ihtiyaçları olduğu zamanda da glikojeni yıkıyorlar abi bu adamlar glikozu kullanmış oluyor. Yine aynı şekilde bitkiler de glikojeni nişasta olarak depoluyorlar ve bu sayede ihtiyaçları olduğu zaman da nişastayı tüketiyorlar. Selüloz da arkadaşlar bitkilerin hücre çeperi yapısına katılıyor. Yani yapısal olarak görev alıyor. Nişasta veya glikojen gibi direkt olarak depo olarak kullanılmıyor. Kitinse gençler yine bir yapısal polisakaritimizdir. Kendisinin yapısında azot bulunur. Bu da selüloz, nişasta ve glikojende bulunmayan bir özellik. Yalnızca kitinde bulunuyor. Aynı zamanda kitin eklem bacakların dış iskeletinin yapısında bulunuyor. Bakın hücre ceperinin yapısında bulunmaz. Bu yanlış bir bilgidir. Direkt olarak kitin dış iskeletlerinin yapısına katılır. Eklem bacaklılarda aynı zamanda mantarlarında hücre çeper yapılarına katılıyor. Bunu da unutmamamız lazım. Önemli bir bilgidir diyorum ve geliyorum şimdi lipitlere.

Lipitler gençler bizim için üç tane kısma ayrılıyor. İlk olarak trigliseritler var yani nötral yağlarımız var. Sonrasında fosfolipitlerimiz var. En sona steroidlerimiz var. Gelin teker teker işleyelim. İlk olarak trigliseritler bir tane gliserol ve üç tane yağ asitinin birbirlerine ester bağıyla bağlanması sonucunda oluşuyor ki esterleşme de bir dehidrasyon tepkimesi olduğu için burada üç tane de su açığı çıkıyor. Yani bağ sayısı kadar su açığı çıkıyor ve biz genellikle trigliseritleri enerji oluşturucu olarak veya depo olarak kullanıyoruz. Aynı zamanda trigliseritler polis akkarit değildir gençler. Geçen sene üzerine basa basa söyledim sorusu geldi. Niye polisakkarit değildir? Çünkü burada gliserol ve yağ asitinden oluşuyor. Yani tek bir yapıdan oluşmuyor. Yani sadece glikozdan oluşsa mesela polisakkaritler gibi ne olurdu? Bir polimer yapı gösterirdi ama burada hem gliserol hem de yağ asiti bulunduğu için ne oluyor? Bir polimer yapı göstermiyor çünkü iki farklı madde var.

Fosfolipitlere bakacak olursak da hücre zarının temel bileşeni gençler fosfolipitler. Yani direkt olarak hücre zarında en temel ve en çok olarak bulunan maddemiz. İkinci kısımsa suyu sevmeyen kısım yani hidrofob kısım. Burada bizim suyu seven yani suya doğru bakan kısmımız nedir arkadaşlar? Gliseroldür. Suya bakmayan yani tutan nefret eden adamlar kimdir arkadaşlar? Yağ asitleridir. Bunu da unutmayalım.

Aynı zamanda bir de bizim steroidlerimiz var. Steroitlerse monomer bir yapıya sahip. Yani tek bir madden oluşuyor. Bunlar direkt olarak monomer yapısı gösteriyor. Aynı zamanda hücre zarından doğrudan geçebiliyorlar ve steroidlerin en temel özelliği de kolesterol ve eşey ormanlarının yapısına katılıyorlar. Kolesterol ise gençler hücre zarına sağlamlık veriyor. Yani kolesterol bir hücrede ne kadar varsa o kadar sertleşiyor hücre. Mesela kolesterol çok fazla arttığı zaman ne olur? Yaşlılarda mesela damar sertliği olur değil mi? Bunun da en temel sebebi bu adamın hücreyi sertleştirmesidir.

Proteinlere geldik şimdi. Proteinlerse arkadaşlar hem enerji olarak kullanılabiliyor hem de yapıya katılıyor. Enerji olarak da en son sırada kullanılıyor. Enerji olarak kullanım sırasında bu arada başta karbondioksitler kullanılır, sonrasında yağlar kullanılır, en son proteinler kullanılır. Enerji verme sırası yani kim daha çok enerji veriyor diye soracak olursanız da başta yağlar en çok enerji verir, ardından proteinler, en kötü enerji verense karbonhidratlardır. En kötü enerjiyi veren de en başta kullanılıyor. Bunu unutmayalım.

Şimdi proteinlerin monomerleri arkadaşlar aminoasitlerdir. Aminoasitler de bir araya gelerek protein yapısını oluştururlar. Aynı zamanda azot arkadaşlar bütün proteinlerin yapısında bulunur. Yine burada amino asitler de birbirlerine peptit bağıyla bağlanarak proteini oluştururlar. Proteinin ekstrem koşullar altında temel yapıya bozulması ise arkadaşlar denaturasyon olarak adlandırılır. Bazen de proteinler yeniden eski yapılarına kavuşabilirler. Buna da renatürasyon denir. Mesela sen abi gittin bir yumurtayı pişirdin. O zaman yumurtanın ne oldu? Protein yapısı bozuldu. Yani denatıra durumuna uğradı. Bunu da bu şekilde hatırlayabilirsiniz. Yine aynı şekilde bakın denatürasyondan dolayı besin değeri proteinin kaybolmuyor. Yalnızca yumurta pişirilince şekli değişiyor. Normalde mesela protein ağı arkadaşlar şöyle görünüyorken pişirdiğin zaman senin böyle bir görüntüye o sahip oluyor. Yani yalnızca şekli değişiyor, besin değeri kaybolmuyor. Yine bazı temel esansiyel veya zorunlu amino asitlerimiz var. Bunlar insan vücudunda üretilemiyor. Direkt olarak da besinlerle dışarıdan almamız gerekiyor bu aminoasitleri.

Şimdi geldik enzimlere. Yine çok önemli bir konu gençler. Direktle başlayalım. İlk olarak bakın canlıların vücudunda kimyasal tepkimelerin başlayabilmesi için verilmesi gereken yani tepkimeyi aktifleştiren enerjiye biz aktivasyon enerjisi diyoruz. Yani bir tepkimenin başlayabilmesi için senin o tepkimeye başta ufak bir enerji vermen lazım. Ufak bir kıvılcım çakman lazım. Ardından da enzim bir katalizör görevi görüyor arkadaşlar. Yani aktivasyon enerjisini düşürüyor. Tepkimelerin daha kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleşmesini sağlıyor. Yani sen gittin tepkimeye bir ufak aktivasyon enerjisini verdin tamam mı? Yani kıvılcım yaktın. Enzimlerse giriyor abi bu kıvılcımı harlıyor, kocaman bir ateş yapıyor. Uzun lafın kısası enzimler bir tepkime başlatmaz gençler. Enzimler başlamış bir tepkimeyi daha da hızlandırır. Aynı zamanda enzim ve substrat yani substratta etki edilen madde yani enzimin etki ettiği ham madde olarak düşünebilirsiniz. Arasında bir anahtar kilit uyumu vardır. Yine enzimin de substrata bağlandığı yere biz aktif merkez diyoruz. Buradaki şemayede görüyorsunuz gençler. Bizim bir tane serbest enzimiz var. Subsurata gidiyor bu adam bağlanıyor. Ondan sonra bağlandıktan sonra bakın anahtar kilit uyumu var. Yani cukuya buraya oturdu. Ondan sonrasında substratımızı iki parçaya ayırdığı ve ürünleri oluşturmuş olduğu mekanizma tamamen bu şekilde işliyor.

Gelin şimdi enzimlerin biraz detaylarına bakalım. Enzimler gençler basit enzimler ve bileşik enzimler yani holo enzimler olmak üzere ikiye ayrılıyor. Basit enzimler de yalnızca protein yapısından oluşuyor. Bileşik enzimler yani holoenzimlerde gençler protein yapılı bir apoenzim kısmı bulunuyor. Aynı zamanda basit enzimlerin üzerine bir de inorganik veya organik olabilen kofaktör yani yardımcı kısımları bulunuyor. Bileşik enzimlerde protein yapılı apoenzim kısmı da substrat tanıyor arkadaşlar. Aynı zamanda bizim kofaktörümüz eğer ki inorganikse biz buna mineral diyoruz. Eğer ki organikse de bunun vitaminlerden oluştuğunu söylüyoruz. Yine bakın her yerde bulamayacağınız bir bilgi. Müfredatın son halinde gençler kofaktörün organik yapılı kısmına biz koenzim diyoruz.

Yine enzimlerin genel özelliklerine bakacak olursak enzimler tersinir çalışabilir. Yani bir substratı yıkmışken bir substratta oluşturabilir. Aynı zamanda enzimler hem hücre içinde hem de hücre dışında çalışabiliyorlar ve enzimler tepkimeye girdikten sonra tepkimeden değişmeden çıkıyorlar. Bakın substratı her türlü değiştiriyor enzimler yani yıkıyor ama enzimlerin kendisi değişmeden çıkıyor. Yani tekrar tekrar kullanılabiliyor. Yine aynı şekilde bir enzimin ürünü yani bir enzimin oluşturduğu ürün farklı bir enzimin substratı olabiliyor.

Enzimleri etki eden faktörlere bakacak olursak da sıcaklık faktörümüz var gençler. Her enzimin çalıştığı bir optimum sıcaklık vardır ve bu genellikle 30 ile 40 derecenin arasındadır. Yani 0 ile 10 derece arasında az çalışıyor abi enzim, yavaş çalışıyor. 10-20'ye gelince arttı, sonra arttı, arttı, 30-40 aralığına geldi, pik noktasını yaşadı. 30-40 alanında en maksimum verimi alıyorsunuz. Sonra sıcaklığı sen abi 40-50 aralığına getirdin, azaldı. 50-60'a getirdiğin zaten azaldı, azaldı iyice sonra sıfıra indi.

Ardından pH derecesinde her enzimin optimum çalıştığı bir pH aralığı var. Örneğin mesela pepsin enzimi biraz daha astik ortamlarda çalışıyor yani 1 ila 2 pH aralığında çalışırken tilipsin enzimi ise 7 ila 8 arasında biraz daha basit bir ortama dahi çalışıyor. Yani her enzimin kendine uygun bir pH derecesi var.

Ardından enzim ile substrat miktarının değişimine göre yorum yapalım gençler. Şimdi enzimle substrat yani ham madde ile tepkimeyi hızlandıran adamın miktarını artırdıkça tepkimenin hızı sürekli artıyor. Buradaki mantık şöyle gençler. Sen enzimi işçi olarak düşüneceksin, substraturatı isa işçinin çalıştığı hammadde olarak düşüneceksin. Buradaysa sen gidiyorsun hem işçi sayısını artırıyorsun hem de işçinin üzerinde çalıştığı hammadde sayısını artırıyorsun. Bunun neticesinde de yapılan iş büyüyor yani işin hızı büyüyor. Aynı zamanda sen işçinin sayısını sabit tutarsan ve bu işçinin üzerinde çalıştığı hammadde yani substratın sayısını artırırsan ne olur abi? Tepkime bir süre boyunca hızlanır tamam mı? Hızlanır, hızlanır, hızlanır ondan sonra doygunluk noktasına ulaşır ve tepkime hızı sabit kalır. Çünkü bir tane işçi belli sayıda substrat işleyebiliyor. E sen bu adama 100 tane substrat da versen 10 tanesini kullanacak. 1000 tane substrat da versen 10 tanesini kullanacak. Yani belli bir doygunluk noktası var. Aynı zamanda enzim miktarını yani işçi miktarını sürekli artırırsan ne olur? Bu adamlar sürekli gider substrat tüketir yani hammaddeyi tüketir. Hammadde düşer, düşer, düşer. En sona hammadde miktarı sıfıra iner. E bu durumda ne olmuş olur abi? Tepkime durur.

Su miktarına bakacak olursak da ortamda en az %15'lik bir su bulunması gerekiyor enzimlerin çalışması için ve su miktarı arttıkça enzimin çalışma hızı artıyor. Belli bir noktaya kadar mesela %70'e kadar artıyor arkadaşlar. %70'ten sonra da artık enzimin çalışma hızı değişmiyor.

Yine substratın yüzeyi yani ham maddenin yüzeyi arttıkça enzim daha rahat bir şekilde hammaddeye bağlanabileceği için de tepkime hızımız da artıyor. Enzimleri bitirdik. Geldik şimdi hormonlara.

Hormonlar gençler özel bir yapıya sahip. Özellikle de insanlarda kana salgılanıyor ve direkt olarak da düzenleyici bir görev yapıyorlar. Yani homeostaziyi sağlıyorlar. Mesela abi senin su miktarın düşüyor. Gidiyorsun sen bir ADH enzimi salgılıyorsun. Sonra senin vücudun daha fazla su emmeye başlıyor. Yine aynı şekilde büyüme hormonu salgılıyorsun. Sonra büyümeye başlıyorsun falan gibisinden hormonlar canlıları düzenliyor.

Yine vitaminlerse gençler aynı şekilde düzenleyici bir görev görüyorlar. Hücre zarından doğrudan geçebiliyorlar. Aynı zamanda vitaminler kesinlikle enerji verici olarak kullanılmıyorlar. Yine burada A, B, C, D, E, K vitaminlerimiz var. A vitaminin eksikliğinde gece körlüğü yaşanıyor. B vitaminin eksikliğinde beriberi hastalığı yaşanıyor. C vitaminin eksikliğinde skorbüt yani dişlerde kanama veya böyle kanama dediğimiz sorun yaşanıyor. Aynı zamanda D vitamini eksikliğinde raşitizm veya osteomalazi dediğimiz böyle kas veya kemik erimesi dediğimiz hastalıklar yaşanıyor. K vitaminin eksikliğinde de kanın pıhtılaşmasında gecikme görülüyor. Çünkü K vitamini direkt olarak kanın pıhtılaşma mekanizmasını etki ediyor.

Nükleik asitlere bakacak olursak da gençler nükleik asitler direkt olarak bizim DNA ve RNA gibi yönetici moleküllerimizin sentezindeki temel maddelerimiz oluyor. RNA arkadaşlar burada deoksiribonükleik asit olarak adlandırılıyor. RNA ise ribonükleik asitlik olarak adlandırılıyor. Bir nükleik asitin yapısına bakacak olursak da gençler her nükleik asitte ister bu nükleotit DNA'nın yapısına ister RNA'nın yapısına katılsın garanti bir şekilde fosfat grubu bulunuyor. Aynı şekilde yine garanti bir şekilde 5 karbonlu şeker de bulunuyor. Yalnız bu beş karbonlu şeker eğer ki nükleotit DNA'nın yapısındaysa deoksiriboz oluyor. Eğer ki DNA'nın yapısındaysa ribonükleotit asit oluyor. Zaten DNA ve RNA'nın farkında burada bu belirliyor. Organik bazımız isa arkadaşlar DNA'larda adenin, timin, guanin ve sitozindir. Adenin ve timin birbiri arasında bağ yapar. Guaninle sitozin de birbiri arasında bağ yapar. RNA'nın yapısındaysa adenin, urasil, guanin ve sitozin bulunur. Yani timinin yerine geldi burada RNA'da urasil. Adeninle de urasil bağ yapıyor. Guaninle de yine sitozin bağı yapıyor. Nükleik asitler de genel olarak bu şekilde arkadaşlar.

Geliyorum şimdi ATP'nin yapısına. ATP canlının enerji taşıma yoludur ve her canlı ATP'yi garanti bir şekilde kullanır. Örneğin mesela insanlar mitokondrilerinde glikozu yattıklarında ATP açığa çıkıyor ve biz bu ATP sayesinde enerji üretmiş hasta oluyoruz. Aynı zamanda bu molekül hücrenin içerisinde üretiliyor ve anında kullanılıyor. Yani üretiliyor, kullanılıyor, üretiliyor, kullanılıyor. Aynı zamanda ATP'yi biz kesinlikle depo etmiyoruz. ATP'yi depo etmektense glikozu depo ediyoruz. İhtiyacımız olduğu zaman da glikozlarımızı yakıyoruz ve hücrede depo edilmediği ve anında kullanıldığı için de sürekli olarak üretiliyor ve ATP'nin üretildiği tepkimelere biz fosforilasyon diyoruz. Tüketildiği tepkimelere ise defosforilasyon tepkimeleri diyoruz.

ATP'nin yapısına bakacak olursak da gençler ATP'de bir tane adenin bazı bulunuyor. Sonrasında bir de riboz şekeri bulunuyor. Bunların arasında glikozit bağı var. Bir de bizim üç tane fosfatımız bulunuyor arkadaşlar. Fosfatların bir tanesi riboza ester bağıyla bağlanıyor. Yine iki tane fosfatın arasında da yüksek enerjili fosfat bağları bulunuyor. Zaten biz ATP'yi tüketirken yani ATP sayesinde enerji açığa çıkartırken de bu iki tane fosfat arasındaki yüksek enerji bağlarını yıkıyoruz. Adenin, riboz ve bir tane fosfatın bir araya gelerek oluşturduğu yapıyor adenozin monofosfat yani AMP, sonra ADP, sonra ATP diyoruz. Yani adenozin trifosfat anlamına geliyor zaten. Yani burada üç tane fosfat var.

Evet gençler canlıların temel bileşenlerini bitirdik. Garanti bir sorunun geleceği bir kısımdı. Biraz o yüzden uzun anlattım ama anlattığımız yer haricinde bir yerin çıkma ihtimali çok düşük. O yüzden 1 neti cebe koydunuz diyorum ve geliyorum şimdi bir diğer çok önemli konuya yani hücre ve organeller konumuza.

Bu konuya geçmeden önce gençler ufak bir hatırlatma ve ricam olacak sizden. Eğer ki videomuz güzel ve faydalı bir şekilde ilerliyorsa bir beğeni bırakmayı unutmayın ve de 500.000 abone hedefime beni bir adım daha yaklaştırmak için de abone olmayı lütfen unutmayın arkadaşlar. Benim için gerçekten çok önemli. Sizler için ciddi bir emek sarf ediyorum. Şu anda gecenin neredeyse biri ve konu anlatıyorum sizlere. Oturacağım sabaha kadar da bunun editini yapacağım. Yani bayağı bir efor sarf ediyorum. Ücretsiz bir şekilde sizlerle paylaşıyorum. Sizlerden de tek bir ricam var. Beğenip abone olmanız. Yapan arkadaşlarıma da buradan çok teşekkür ediyorum diyorum ve artık geliyorum hücre ve organeller konuma.

Gençler zaten daha ilk konuştuğumuz şey neydi? Her canlı hücresel bir yapıdan oluşuyor. Hücrenin yapısı gençler prokaryot ve ökaryot hücre olmak üzere ikiye ayrılıyor. Prokaryot hücreler zarlı çekirdek ve zarlı organelleri yok. Yani bu adamlar çok basit bir yapı gösteriyor. Bu adamlarda abi ne var biliyor musun? Hücre zarının içerisinde kalan bir sitoplazma kısmı var. Sitoplazmada serbest halde bulunan bir DNA'ları var. Bir de bu adamların ribozomları var. Bu adamlar böyle dımdızlak kalmış, çok da bir şeyleri yok. Ökaryot hücrelerse zarlı organel bulundurabiliyor. Tek katlı, çift katlı. Bir sürü bu adamların zarlı organelleri var. O yüzden okkarlar prokaryatlara göre çok daha gelişmiş yapıya sahipler.

Hücresel yapılarımıza gelelim şimdi. İlk olarak hücre zarı dediğimiz şey gençler esnek, ince, seçici geçirgen bir yapıya sahip. Yine hücre zarının yapısında kolesterol bulunuyor. Aynı zamanda en temelinde zaten fosfolipitler bulunuyor. Karbonhidrat ve proteinin bir araya getirdiği glikoprotein yani hücre zarına seçici geçirgenlik kazandıran yapılarımız bulunuyor. Aynı zamanda yine por dediğimiz açıklıklarımız bulunuyor. Bu açıklıklardan zaten madde geçişleri gerçekleşiyor. Birazdan göreceğiz. Bu şekilde bir yapı gençler yani hücrenin dışındaki yapı olarak düşünebilirsiniz.

Hücre duvarı isa hücre zarı gibi tüm hücrelerde bulunmuyor. Yalnızca bazı hücrelerde bulunuyor. Yine hücre duvarı yani hücre çeperi cansız bir yapı gösterir. Kalın ve dayanıklıdır gençler ve aynı zamanda tam geçirgendir. Yani hücre zarı gibi seçici bir yapısı yoktur. Gel abiciğim geçler yani kapılara çık abi. Gel baba geç, gel baba geç. Ama hücre zarı böyle mi değil? Hücre zarı dur aman sen geçme, sen işte bize uygun değilsin, sen uygunsun gibisinden seçici bir yapı gösterir. Ve hücre duvarı ve hücre duvarı bitkiler ve alklerde selüloz yapısından oluşur. Mantarlarda kitin yapısından oluşur. Bakterilerde peptidoglikan yapısından oluşur. Arkelerde ise pisedoptidoglikan yapısından oluşur arkadaşlar.

Yine sitoplazmaysa içerisinde organelleri barındıran sıvısal bir yapı olarak düşünebilirsiniz.

Şimdi organelleri işlemeye başlıyoruz. Organ için üç temel kısma ayrılıyor. İlk olarak zarsız organeller, ikinci olarak tek zarlı organeller, üçüncü olarak da çift katlı zarlı organeller. Bunların ayrımını mutlaka iyi bilin. Şimdi işlemeye başlayalım.

Zarsız organellerimizde gençler ribozom ve sentrozom var. Bunların yani direkt olarak bir zarı yok. Tek katlı zarı olanlardaya ermiz yani endoplazmik kulumumuz, golgimiz, kufulumuz, lizozomumuz ve pekzomumuz var. Çift katlı zarlardaya mitokondriler ve plastitler var. Plastitler de kendi arasında kloroplast, kromoplast ve lokoplast olmak üzere üçe ayrılıyor.

Şimdi burada zarsız organellerimizden başlayalım. İlk olarak ribozomumuz var gençler. Ribozomun görevi aminoasitleri birleştirerek protein sentezi yapmak. Yani bizim ribozomumuz geliyor abi amino asitleri alıyor, bunların arasında peptit bağı kuruyor ve bunları bir protein haline getiriyor. Aynı zamanda kendisi ökaryot ve prokaryot tüm canlılarda ortaktır ve alt birim ve üst birim olmak üzere iki parçası vardır. Bunu da çok bilmemize gerek yok.

Sentrozom yani sentriollere bakacak olursak da sentrioller gençler hücre bölünmesi sırasında kutuplara çekilir ve iyi ipliklerini oluşturur. Yani bu adamların en temel görevi hücre bölünmesini gerçekleştirmek ve genellikle hayvanlarda sentrozom bulunuyor, bitkilerde bulunmuyor. Bu da önemli bir bilgi.

Şimdi gelelim tek katlı zar olan organellerimize. İlk olarak endoplazmik retikuluma bakalım gençler. Endoplazmik retikulumun görevi çok fazla. Bu adam hücrenin çekirdeği ile hücre zarı arasındaki boşluğu dolduruyor ve görevi depolama yapmak, paketleme, hücrenin içine madde iletimi, aynı zamanda hücreye destek sağlama ve çekirdeği sabit tutma gibi bir sürü görevi var. Ve bizim endoplazmik retikulumlarımızın iki tane türü var. İlki granüllü endoplazmik retikulum, ikincisi ise granülsüz endoplazmik retikulum. Granüllünün üzerinde arkadaşlar ribozom bulunuyor. Granülsüz de bulunmuyor. Yani en temel farkları bu. Granüllü eğri arkadaşlar hücrenin salgılarının çoğunu üretiyor ve zarını üretiyor. Aynı zamanda salgıları paketleyip gol gaygıtına yolluyor. Yani granüllü endoplazmik etikulum bu işe yarıyor. Yine granülsüz yani düz endoplazmik etikulumun görevi ise yağ sentezi yapmaktır. En temel görev budur. Yine kendisi golga aygütü üretir. Aynı zamanda bazı zararlı maddeleri zararsız hale çevirir ve de kaslarda kalsiyum depolanmasından görevlidir. Granüsüzün de görevleri bunlar.

Yine bizim golgimiz var gençler. Golgide endoplazmik etikum tarafından üretilir. Hücrede salgılama, depolama ve paketleme gibi görevleri vardır ve glikolipit, glikoprotein ve lipoproteini direkt olarak golgi sentezler. Bu üçü arkadaşlar hücre zarına özgürlük kazandırıyor. Yani golgde hücre zarına özgürlük kazandıran bu maddeleri sentezliyor.

Kofullarsa arkadaşlar tek katlı zarla çevrili içi dolu sıvı keselerdir ve bu keselerimizin görevleri bakımından dörde ayrılıyor. İlk olarak besin kofulumuz var. Besinlerin hücre içerisine alındığında taşındığı kofuldur. Salgı kofullarımızsa salgı ve atıkların hücre dışına atılmasını sağlar. Depo koumuz hücrenin içerisindeki atıkları arkadaşlar depolar. Yine kontraktil kofulumuzsa tatlı suda yaşayan canlıların hücre içerisine giren fazla suları dışarı atmasını sağlar ve bu fazla suyu dışarı atarken de ATP harcar. Bu yüzden kontraktil koful ATP harcayan koful olarak da bilebilirsiniz. Yine aynı şekilde hayvan hücrelerinde genellikle kofullar arkadaşlar küçük küçük ve parça parçadır. Bitkilerde ise daha az sayıda ve büyük kofullar vardır. Bu da yine önemli.

Ardından peroksizomsa zehirli maddeleri yok eden ve tek katlı zarlı bir organelimizdir. H2O2 diye bir tane zararlı organel var arkadaşlar. Gidiyor bu peroksisom H2O2'yi zararsız bir hale çeviriyor. Bu adamın yaptığı en temel görev bu.

Yani ardından lizozomsa içinde sindirim enzimleri bulunan ve dışında bir zar olan sindirim enzimimizdir ve lizozom gençler bitkilerde bulunmaz, hayvanlarda bulunur. Yine hücre içerisindeki polimerleri ve yaşlanmış organelleri lizozom sindirir ve eğer ki lizozom arkadaşlar patlarsa yani lizozomun zarı yırtılırsa hücre kendini otoriz eder yani hücre kendini yok eder.

Şimdi geldik çift katlılara. Çift katların ilkinde ise mitokondri var. Mitokondride gençler oksijenli solunum yaparak ATP sentezliyor. Aynı zamanda da hücrenin dinamosu yani enerji üretiyor hücreye ve de kıvrımlı bir krista yapısı var gençler. Enerji genellikle bu kıvrımlı krista yapısında üretiliyor ve kıvrımlı krista yapısının içerisinde de matrix adını verdiğimiz bir sıvı var ve hem mitokondride hem de birazdan göreceğimiz plastitlerin kendi RNA'sı, kendi DNA'sı, kendi proteinleri var. Yani bu adamlar direkt olarak mini bir hücre gibi davranıyorlar. Bunları da bilmemiz lazım.

Plastiklere gelecek olursak da bunlar üç çeşide ayrılıyor arkadaşlar. Kloroplast, kromoplast ve lokoplast olmak üzere. Kendisi gençler klorofil taşıyor. Bu sayede ışığı tutabiliyor ve ışık sayesinde aslında ototrof eylemleri gerçekleştiriyor. Yine yeşil bir rengi ver ve fotosentez ile ATP yazmışız. Bu yanlış besin üretiyor arkadaşlar ve içerisinde tilakoid, granum ve gran adını verdiğimiz şöyle pulcuklar var. Bu pulcuklar da arkadaşlar strom adı verilen bir sıvı içerisinde bulunuyor. Yine kloroplastların da kendi ribozomu, DNA'sı, RNA'sı yani bu adamlarda yine mini bir hücre olarak davranıyor.

Kromoplastlarsa arkadaşlar kloroplastların bir süre sonra dönüştüğü versiyonlar ama bu adamlar gidip de besin sentezi yapamıyorlar. Kendileri de arkadaşlar renklerine göre sınıflandırılıyor. Sarı olanlara biz ksantofil diyoruz. Turuncu olanlara karoten diyoruz. Kırmızılara da likopen diyoruz. Bu şekilde verebiliriz.

Lokopilastlarsa bitkilerde nişasta, yağ ve proteinleri kök, yumru, tohum gibi yerlerde depoluyorlar. Yani lokoplastınsa görevi direkt olarak depo yapmak. Organimiz de bu şekildeydi. Geliyoruz şimdi hücre zarından madde geçişlerine. Direktle başlayalım.

İlk olarak gençler bizim madde geçişlerimiz ikiye ayrılıyor. Küçük molekül geçişleri ve büyük molekül geçişleri. Küçük molekül geçişlerini ise biz enerji harcamadığımız pasif taşıma veya enerji harcadığımız aktif taşıma olmak üzere ikiye ayırıyoruz. Pasif taşıma ise difüzyon ve osmos olmak üzere ikiye ayrılıyor. Difüzyon da kolaylaştırılmış ve basit difüzyon olmak üzere ikiye ayrılıyor. Gelin şimdi bunların hepsine birlikte bakalım.

Pasif taşıma küçük boyutlu moleküllerin hücre zarından ATP harcanmadan kendilerinin sahip olduğu kinetik enerjiyle doğrudan geçmesi anlamına geliyor ve bu da basit difüzyon ve kolaylaştırılmış difüzyon olmak üzere ikiye ayrılıyor. Basit difüzyon yağda çözünebilen, yağı çözen ve gaz haldeki maddelerin geçişlerinde görülüyor ve bu maddeler hücre zarından direkt geçebildiği için bu tür de taşıyıcı proteinleri kullanmıyoruz. Yine kolaylaştırılmış difüzyondaysa suda çözünen ve su arkadaşlar zardan direkt olarak geçemiyor. Bu yüzden de biz taşıyıcı proteinler kullanıyoruz. Yani basit difüzyonla aralarındaki en temel fark basit difüzyonda taşıyıcı protein kullanılmıyor, kolaylaştırılmış difüzyondaysa taşıyıcı proteinler kullanılıyor. Bakın şemasında görüyorsunuz arkadaşlar. Basit difüzyon direkt olarak fosfolipitlerin arasından geçerken kolaylaştırılmış difüzyonda bir poran geçiyor ve taşıyıcı proteinler kullanılıyor.

Aynı zamanda osmosa suyun bakın şurada gördüğünüz yarı geçirgen zarda seyreltik ortamdan yani ahanda bakın bu ortamdan derişik olan yani madde sayısının çok olduğu ortama doğru geçmesi anlamına geliyor ve geçerken de derişik ve seyreltik ortamın derişimlerini eşitliyor. Ve gençler şunu hiçbir zaman unutmayın, aklınızdan çıkmasın. Pasif taşıma dediğimiz şey enerjinin kullanılmadığı taşımadır ve bu yüzden de madde yoğunluğunun çok olduğu ortamdan az olduğu ortama doğru bir geçiş gerçekleşir. Ama eğer ki sen madde yoğunluğunun az olduğu ortamdan çok olduğu ortama bir madde geçirmek istiyorsan yani üç maddenin olduğu yerden beş maddenin olduğu yere madde geçirmek istiyorsan senin burada enerji taşıman gerekir. Çünkü üç tane madde naz yapar abi ben gelmem der, ben işte oraya gelmek istemiyorum der. Bu yüzden sen o naz yapan adamlara biraz para verirsin ki gelsinler. Mantık bu.

Aktif taşımada daha yeni dediğimiz gibi canlı hücrelerde enerji harcanarak zardan geçebilen moleküllerin az olduğu ortamdan çok olduğu ortama doğru geçmesi anlamına geliyor ve bakın şunu da asla unutmayın. Aktif taşımada arkadaşlar ATP kullanıldığı için bizim canlımız kesinlikle canlı olmak zorunda. Ama pasif taşımada canlı illa canlı olmak zorunda değil. Ölü olsa da enerji kullanılmadığı için madde geçişi gerçekleşebiliyor.

Ardından büyük moleküllerin taşınması var. Burada endositoz ve egzositoz olmak üzere ikiye ayrılıyor. Endositoz içeriye doğru endo yapmak yani içeriye madde almak anlamına geliyor. Ekzositoz da büyük molekülleri dışarıya atmak anlamına geliyor. Endositozda gençler bizim hücremiz geliyor bir tane şöyle dışarıdan madde alacağı zaman içeriye doğru girinti yapıyor. Sonrasında maddeyi içeriye alıyor. Ardından hücre zarı gençler kapanıyor. Sonrasında bu kapandıktan sonra içeride kalan kısım bir koful oluşturuyor. Bu da taşıyıcı koful görevi görüyor. Yeni endositozla katı bir madde içeriye alıyorsak biz buna fagositoz diyoruz. Sıvı

Bir madde içeri alıyorsak pinositoz diyoruz. Yine aynı şekilde akyuvarlar bakterileri sindirirken fagositoz yapıyor. Yani katı bir yapıyı içeri alıyor. Egzositoz da hücre zarından kendiliğinden dışarıya çıkamayan büyük yapılı moleküllerin dışarıya atılmasıdır arkadaşlar. Burada yine kofular görev alır. Bunlar bilmemiz yeterli.

Evet geldik şimdi canlılar alemi konumuza. Yine aşırı önemli bir konu gençler, o yüzden dikkatli dinleyin. Direktle başlayalım gençler. İlk olarak canlıların sınıflandırılmasını biz şöyle yapıyoruz. En temel çatıya biz alemi koyuyoruz. Yani canlı alemini koyuyoruz. Canlı aleminden sonra canlının şubesi geliyor, sonra sınıfı, sonra takımı, sonra familyası, sonra cinsi, en sona türü geliyor. Yani en temel çatıda alem var, alemden sonra şube, sonra sınıf, takım, familya, cins, tür olarak aşağı doğru iniyor. Ve sınıflandırma basamaklarını küçükten büyüğe akılda tutmak için de Türkiye Cumhuriyeti Futbol Takımı Sahada Şut Attı olarak kodlayabilirsiniz.

Yine alemden, yani en temel çatıdan türe doğru gidildikçe arkadaşlar kalıtsal benzerlik artıyor. Yani bir tür içerisinde, yani insan türü içerisinde çok daha fazla benzerlik var, değil mi? İnsan bir solucana mı daha çok benzer, insan bir insana mı daha çok benzer? Tabii ki insan insana daha çok benzer. Bu yüzden alemden türe doğru gidildikçe kalıtsal benzerlik artıyor, yapısal benzerlik artıyor, canlıların birbirine her türlü benzerliği artıyor.

Türden aleme doğru gidildikçe ise arkadaşlar bunun tam tersi gerçekleşiyor. Yine burada canlıların adlandırmasını yaparken de arkadaşlar biz başlangıçta canlının cins ismini söylüyoruz, sonrasında tamamlayıcı ismini söylüyoruz. Cins ismi ise bu adamın türden bir önceki basamağını tabir ediyor. Yani cinsini tabir ediyor. Felis cinsi mesela. Felis nedir arkadaşlar? Kedi gillerdir. Atıyorum. Yani sen Felis söyleyerek başlangıçta bu adamın kedi gillerden olduğunu söyledin. Ondan sonra başına Leo koydun. Ha bak bu kedi gillerden aslan oldu. Yani sen burada Felis'in kedi gilleri olduğunu belirttin, sonra Leo'yu koydun. Ne oldu abi bu adam kedi gillilerden aslan oldu? Yani türünü belirtmiş oldu. Sen burada Leo yerine Tigris yazsaydın kedi gillilerden kaplan olurdu. Atıyorum. Genel olarak burada adlandırma ve sınıflandırma bu şekilde. Soru gelir size anlattığım yerden gelir gençler.

Geliyorum şimdi asıl mevzunun döndüğü yere. Canlıların prokaryot, ökaryot olarak ayrılması. Bunların türleri, o su, busu özellikleri. Canlar, ben burayı sizlere tek bir tablo halinde verdim. Şimdi bu tablo üzerinden teker teker yorumlarımı yaparak sizlere anlatacağım. Sizler de lütfen ben canlıları anlatırken bir yandan kağıtla kalemle not alın arkadaşlar. Burası gerçekten çok önemli. Benim sizlere ücretsiz vereceğim notta da ben bunların detaylarını yazıyorum ama anlatım biraz daha özet bir anlatım olacağı için genel detaylarını verip geçeceğiz.

Şimdi direkle başlayalım. İlk olarak gençler canlılar en temel yapıda hücrelerine göre sınıflandırılıyor. İlk hücre yapımız daha öğrendiğimiz gibi prokaryotlar, sonrasında ikinci hücre yapımız ökaryotlar. Prokaryotlar biraz daha az gelişmiş canlılarda gözlemleniyor. Ökaryotlar da daha gelişmiş canlılarda gözlemleniyor. Prokaryotlar sonra kendi içerisinde bakteriler ve arkeler olmak üzere ikiye ayrılıyor.

İlk olarak bakteriler tek hücreli bir yapı gösterir. Aynı zamanda sitoplazma içerisinde DNA'sı dağınık bir şekilde bulunur ve DNA'sı halkasal bir yapı gösterir. Haploid bir yapı gösterir. Yani N kromozomlu bir yapısı vardır. Yine bakterilerin hücre duvarları bulunur arkadaşlar ve peptidoglikan yapıya sahiptir hücre duvarları. Yine bakterilerin depopolisakkaritleri ise glikojendir, nişasta değildir. Bakın glikojendir. Daha yeni anlattıklarım tüm bakterilerde bulunuyor.

Bazı bakterilerde bulunan özelliklere geçelim gençler. Bazı bakterilerde kapsül adını verdiğimiz bir yapı bulunuyor ve bu kapsül dediğimiz yapıda bakterileri fagositozdan koruyor. Yani sindirilmekten koruyor. Bu yüzden de kapsüllü bakteriler biraz daha hastalık yapıcıdır diye bilebiliriz. Aynı zamanda bazı bakterilerde hareket işini sağlayan kamçı vardır arkadaşlar. Yani bazı bakteriler han da şöyle bir kamçıyla birlikte hareket ederler. Yine hareket etmenin yanında bazı bakterilerde pilus adı verilen ve sağa sola tutunmalarını sağlayan minik böyle tüycükler de vardır. Ve yine bazı bakterilerin sitoplazmasında DNA'nın yanında plazmit adını verdiğimiz ve gen aktarımını sağlayan minik DNA gibi parçacıklar vardır. Bu plazmitler sayesinde bakteriler arasında böyle gen aktarımı gerçekleşir. Yine oksijenli solunum yapan bakterilerde mezozom adı verilen bizdeki mitokondri ile çok benzer özellik gösteren bir yapı vardır. Bu da genellikle hücre zarının üzerinde böyle tırtıklı şekilde bulunur. Ve yine fotosentez yapan bazı bakteriler de var gençler. Bu bakterilerde kloroplast bulunmuyor çünkü kloroplast yalnızca ökaryot canlılarda bulunuyordu. Bu bakterilerde yalnızca klorofil pigmenti bulunuyor ve bu sayede fotosentez yapmış oluyorlar. Yine bazı bakteriler çevre şartları olumsuz bir hale geldiklerinde kendilerini endospor konumuna alıyorlar. Endospor konumunu aldıklarındaysa bazal metabolizmaya düşüyorlar arkadaşlar ve ölümden korunuyorlar. Yine bakteriler bölünerek çoğalıyor. Heterotrof ve ototrof olmak üzere iki farklı şekilde beslenebiliyorlar.

Arkelere gelecek olursak da arkeler bakterilere çok benzer bir yapı gösteriyor. Aralarındaki en temel fark arkeler çok ekstrem koşullara dayanabilen canlılar. Bakterilerse biraz daha böyle gevşek, biraz daha arkelerin az gelişmiş versiyonu gibi düşünebilirsiniz. Yine arkelerde hücre duvarı ve histon proteinleri vardır DNA'larında ortak çalışan. Yine güncel müfredata göre de arkeler fotosentez ve kemosentez yapabilir arkadaşlar. Güncel müfredat bunu söyler. Yine bakterilerde olduğu gibi plazmit DNA'lara, yani gen aktarımı yapabilecekleri DNA'lara sahiplerdir. Ribozom yapıları da bakterilerden farklı, ökaryotlara benzer oldukları için genellikle antibiyotiklerden etkilenmezler. Yine bakterilerin aksine arkeler endospor konumuna geçemezler ve hastalık yapıcı bir özellikleri yoktur arkelerin. Yani zararsız adamlardır. Aynı zamanda arkeler dört türe ayrılıyor. Metanojenik arkeler var, başta bu adamlar metan gazı üretiyor. Termofilik arkeler var, bu adamlar ekstrem sıcaklıklara dayanabiliyor. Ekstrem böyle üst derece yüksek 100 derece, 200 dereceye dayanabiliyor. Halofilik arkeler var, bunlar çok tuzlu ortamlara dayanabiliyorlar. Psikofilik arkelerse arkadaşlar kafaları bozuk psikopat adamlar ve çok soğuk ortamlarda bile yaşayabiliyorlar. Prokaryot canlıları bu şekilde tamamladık.

Geliyoruz şimdi ökaryot canlılara. Ökaryotlardaysa gençler ilk olarak protistaları işlemeye başlayalım. Protistalarda gençler ilk olarak amip dediğimiz adamlar var. Bu amipler gençler heterotrof besleniyorlar. Yani dışarıdan alıp besinleri tüketiyorlar. Aynı zamanda tatlı sularda yaşıyorlar ve kontraktil kofullara sahipler ve kendileri yalancı ayak veya kök ayak üreterek hareket edebiliyorlar. Ve yine amiplerin patojen, yani hastalık yapıcı formları da vardır. Ardından paramesyumlar yine heterotrof besleniyorlar. Yine kendileri silleri sayesinde hareket edebiliyorlar. Yine biri büyük, biri küçük olmak üzere iki tane çekirdekleri var bu adamların. Büyük çekirdeği hücrelerini yönetirken, küçük çekirdekleri ise gen aktarımında kullanılıyor. Yine öglananlarsa arkadaşlar diğerlerinden ayrışıyor. Hem ototrof hem heterotrof beslenebiliyorlar. Yani bu adamlar ışıklı ortama girdiklerinde kloroplastları sayesinde ototrof bir şekilde besin üretiyorlar. Işıksız ortama geldiklerinde ise dışarıdan aldıkları besinleri tüketiyorlar. Ve yine gençler kendilerinin böyle kamçıları var. Bu kamçı sayesinde hareket ediyorlar. Böyle de bitirebiliriz bu kısmı. Geri kalan plazmodyum, cıvık mantar, algler çok çıkma ihtimali yok arkadaşlar. Yalnızca burada cıvık mantarların protista olduğunu bilelim. Adı cıvık mantar değil, bu adamlar mantar değil, protista. Aynı zamanda alglerse yine bizler için önemli çünkü oksijen üretiyor bu adamlar. Fotosentez yapıyor. Bunlar bilmemiz bizler için yeterli.

Ardından bitkilere gelecek olursak da bitkiler gençler ototrof bir yapıya sahipler. Bu adamlar güneşten gelen ışığı alıyorlar. Kloroplastları sayesinde de besin üretiyorlar. Aynı zamanda bitkiler çok hücreli bir hücre yapısına sahiptir gençler ve kendilerinin selüloz yapısından oluşan bir hücre duvarları vardır. Yine yapraklarda su kaybını önlemek için bitkilerin üzerinde böyle mumsu bir yapı vardır. Bunun adı kütin yapısıdır. Yine yapraklardan oksijen ve karbondioksit alabilmek için de stomata adı verilen açıklıkları bulunuyor. Yine depopolisakkaritleri nişastadır ve bunlar kök ve yumrular adına depolanır. Yine bitkiler eşeyli bir şekilde ve eşeysiz bir şekilde, yani döllenmeli ve döllenmesiz olmak üzere iki farklı şekilde üreyebiliyor.

Ardından mantarlara bakacak olursak da gençler bunların bir diğeri adı fungi. Mantarların tek hücrelileri ve çok hücrelileri vardır arkadaşlar. Yani iki farklı çeşitleri bulunuyor. Yine mantarların depopolisakkaritleri glikojenleri ve hücre duvarlarının yapısında kitin bulundururlar. Yine bazı mantarlarda hif ve miselyum yapıları vardır. Bu da işte hif, miselyum da bu adamların organları gibi düşünebilirsiniz. Yine bu adamlar genellikle tomurcuklanmayla ürüyorlar arkadaşlar. Mesela bira mayası diye bir mantar var. Bu adam tomurcuk sayesinde ürüreyebiliyor. Yine mantarlardan antibiyotik üretiliyor. Mesela penisilin gibi birçok antibiyotik mantarlar sayesinde üretiliyor. Mantarlar arkadaşlar heterotrof bir beslenme yapısına sahip ve bazı mantarlarda saprofit bir şekilde besleniyor. Hücre içerisinde bulundurdukları enzimlerini dışarıya salgılıyorlar. Bu dışarıya salgıları enzim dışarıdaki besinleri sindiriyor, ondan sonra geliyor abi bu adamlar içeriye endositozla birlikte besinleri alıyorlar ve bu şekilde beslenmiş oluyorlar. Yine şu bilgide önemli. Mantarlar ve algler kendi arasında liken birliği adı verilen bir yapı oluşturuyorlar. Algler abi gidiyor mantarlardan karbondioksiti, suyu alıyor. Ondan sonra bundan besin sentezliyor, mantarlara da bu besini veriyor. Böyle bir döngü oluşturuyorlar. Yani kendileri arasında mutualist bir ilişki olan liken birliğini oluşturabiliyorlar.

Son olarak geldik şimdi hayvanlara. Hayvanlar gençler asıl olayın koptuğu yer zaten çünkü bu adamlar bir tık sıkıntılı tipler, çok fazlalar çünkü. Hayvanlarsa omurgasızlar ve omurgalılar olmak üzere ikiye ayrılıyor. Bizimse burada işleyeceğimiz kısım omurgalılar kısmı çünkü omurgasızlar ÖSYM'nin şimdiye kadar hiç tercih ettiği bir kısım değil. O yüzden ben sizi boğup yormak istemiyorum burada anlatmak istemiyorum. Yine sizlere ücretsiz verdiğim ders tutumunda omurgasızların da tam hali olacak. Oradan istiyorsanız okuyabilirsiniz. Ben şimdi omurgaları anlatmaya doğru geçiyorum gençler.

Omurgalı canlılar balıklar, amfibiler, sürüngenler, kuşlar, memeliler olmak üzere beş kısma ayrılıyor. Teker teker bunlara bakacağız. İlk olarak da balıklardan başlayalım. Gençler başta balıklar suda yaşıyor. Hiçbirimizin bilmediği çok önemli bir bilgiydi. Aynı zamanda balıkların vücudu pullarla kaplıdır ve solungaç solunumu yaparlar. Yine kalpleri iki odacıklıdır ve soğukkanlı canlılardır. Yani sabit bir vücut sıcaklıkları yoktur. Yine azotlu boşaltım atıkları da amonyaktır gençler. Bu da önemli, bunu mutlaka not edin.

Ardından amfibiler, yani çift yaşamlılar var. Bu canlılar gençler yaşamlarının bir kısmını suda, bir kısmını ise karada geçiren canlılardır. Aynı zamanda derileri çıplak ve nemlidir. Kalpleri de üç odacıklıdır. Yine bunlar da soğukkanlı canlılardır. Yani vücut sıcaklıkları değişkendir. Bu canlılar yine kış uykusuna yatarlar. Dış döllenme ve dış gelişim bu canlılarda görülür. Aynı zamanda bunlara örnek verecek olursak da mesela kurbağayı örnek verebiliriz. Kurbağanın gelişiminde ise gençler iki tane basamağımız var bizim. İlki larva basamağı, ikincisi ise ergin basamak. Bunların hepsinin farklı özellikleri var. İlk olarak larva döneminde suda yaşıyorlar gençler, solungaç solunumu yapıyorlar. Aynı zamanda da azotlu boşaltım atıkları amonyak. Ergin basamağa geçtiklerinde, yani karada yaşamaya başladıklarındaysa akciğer ve deri solunumu yaparlar. Aynı zamanda azotlu boşaltım atıkları da artık amonyak değildir, üreye çevrilir.

Yine sürüngenler gençler akciğer solunumu yaparlar. Aynı zamanda bu adamların dışı keratin pullarla kaplı olan bir ciltleri vardır. Kalpleri timsahlar hariç üç odacığa sahiptir. Timsahlarda yalnızca dört odacık var. Yine bu canlılarda soğuk kanlıdır. Yani vücut ısıları düzenli bir şekilde değişebilir. Kış uykusuna yatabilirler ve azotlu boşaltım atıkları da ürik asittir. Yine bu canlılarda iç döllenme ve dış gelişme gözlemlenir arkadaşlar. Yani bu adamlar içeride dölleniyor, ondan sonrasında canlı yumurtluyor. Yani ana canlı yumurtluyor. Yumurtladıktan sonra da canlı dışarıda gelişimini sürdürüyor. Böyle bir mekanizmaları var.

Kuşlara gelecek olursak da burası önemli çünkü gençler kuşlar memelilerle çok fazla ortak özellik gösteriyorlar. Gençler kuşların vücutları tüylerle kaplıdır. Aynı zamanda kuşlar uçan canlılar oldukları için hafif olmaları lazım. Hafifletmek için de bu adamların kemiklerinin içi boştur ve yine kuşların dişi yoktur hafiflemek için arkadaşlar. Yani hiç hayatınızda bir gagası olup da dişi olan bir kuş gördünüz mü? Böyle hı diye göse bir kuş gördünüz mü? Görmediniz. Yani kuşların dişi yoktur. Aynı zamanda azotlu boşaltım atıkları yine ürik asittir. Yine zar yapısına sahip diyaframları vardır. Memelilerde ise gençler kas yapısına sahip diyaframlar var. Burası da önemli. Yine kuşlar akciğer solunumu yapıyor. Akciğerlerinin altında da hava keseleri bulunuyor gençler. Hava keseleri hem kuşların uçmasını rahatlatıyor hem de solunuma yardımcı oluyor ve kuşlar memelilere benzer şekilde sıcakkanlı canlılardır. Yani vücut sıcaklıkları sabittir. Aynı zamanda sürüngenlerdeki gibi içeride döllenme, dışarıda gelişme görülür.

Memelilere gelecek olursak da hayvanlar ve geri kalan tüm alemlerin en gelişmiş sınıfıdır çünkü etrafa en hızlı şekilde adapte olabilen canlılar genellikle memeliler oluyor. Vücutları yine kendilerine özgü kıllarla kaplıdır. Akciğer solunumu yaparlar ve azotlu boşaltım atıkları da üredir. Kalpleri dört odacığa sahiptir ve temiz ve kirli kanış bir şekilde birbirine karışmaz. Yine memelilerin olgun alyuvar hücrelerinde çekirdek bulunmuyor çünkü alyuvarlar oksijen, karbondioksit gibi kan içerisindeki gazları taşıyordu ve memelilerde daha çok gaz taşınabilmesi için alyuvarlarda çekirdek bulunmuyor. Yine bu canlılarda iç döllenme ve iç gelişme gözlemleniyor. İnsandan düşünebilirsiniz arkadaşlar. İnsan yumurtlamıyor yani çocuğunu. Aynı zamanda memelilerde terzi, süt bezi gibi bezler vardır. Bu da yine memelileri geri kalan canlılardan ayıran bir özelliktir. Aynı zamanda memelilerde yavru bakımı vardır arkadaşlar. Yani ben çocuğumu doğurdum kenara attım diye bir şey yok. Örneğin balık abi 500 tane çocuk doğuruyor tamam mı? Hiçbirine bakmıyor. Doğru düzgün saldığım çayra Mevlam Kayra götürüyor. Ama memelilerde ise yavru bakımı ciddi bir şekilde var. Yine bakın yarasa, balina ve yunus arkadaşlar memeli canlılardır. Balık falan değildir veya yarasa kuş değildir, memelidir bunlar. Sorulursa bayağı bir kişi eder. Siz bilin arkadaşlar. Yine bakın tüy ve kıl kısmı çok karıştırılıyor. Memelilerde gençler kıl bulunur, tüy bulunmaz. Tüy yalnızca kuşlarda bulunur. Bunu lütfen unutmayın. Genel olarak da canlılar alemi bu şekildeydi arkadaşlar. Bu kısımları bilmemiz bizler için yeterli. Zaten daha önce söylediğim gibi sizlere vereceğim ücretsiz PDF'te tüm kısımlar detaylı bir şekilde bulunuyor. Oradan da bakabilirsiniz diyorum ve artık bir diğer konumuz olan hücre bölünmelerine geçiyorum gençler.

Hücre bölünmelerinde başlangıçta kromozomdur, DNA'dır bu tarz yapıların bir mantığını anlayalım arkadaşlar. Bizim DNA gidiyor, özellikle ökaryot canlılarda histon proteinleriyle birleşiyor ve bakın gördüğünüz üzere 1 ton, 1 ton, 1 ton böyle DNA birleşip birleşip kromozomu oluşturuyor. Kromozom yani bizim için aslında birçok DNA'nın birleşip oluşturduğu bir yapı. Aynı zamanda kromozomun detayına inecek olursak da kromozom arkadaşlar iki tane kardeş kromatitten oluşuyor. Yani bizim bir tane solda, bir tane sağda olmak üzere iki tane kromatitimiz var. Bu ikisi birleşip ne oluyor, kromozomu oluşturuyor. Aynı zamanda gençler kromozomun sentromer adı verilen bir kısmı var. Bu sentromer kısmında ise kinetokorlar var. Kinetokorlar i iplikleriyle arkadaşlar kromozomun bağlanmasını sağlıyor. Genel olarak kromozomu tanıdık.

Geliyoruz şimdi hücre döngüsü ve mitoz bölünmeye. Çok önemli bir kısım gençler. Bizim hücre döngümüzde ilk başta mitoz bölünmede interfaz kısmımız var. Bu interfaz kısmında bizim hücremiz bölünmeye hazırlanıyor. Yani biraz büyüyor, olgunlaşıyor, DNA'sını çoğaltıyor. İnterfazdan sonra da mitotik evremiz geliyor. Mitotik evrede ise arkadaşlar profaz, metafaz, anafaz, telofaz ve sitokinez evreleri gerçekleşiyor ve bu sayede bizim hücremiz bölünmüş oluyor. Yani interfaz hazırlık evresi, mitotik evre ise bölünme evresi.

İnterfazda gençler üç evreye ayrılıyor: G1, S ve G2 olmak üzere. G1 evresinde bizim hücremizin büyüklüğü artıyor, başka hiçbir şey olmuyor. S evresi adı da önemli bakın S DNA replikasyonu, yani DNA çoğalması gerçekleşiyor. Normalde atıyorum benim hücremde X tane DNA varsa, DNA replikasyonu sonucunda 2X tane DNA oluyor. G2 evresinde ise replikasyonda, yani DNA çoğaltılmasında bir hata var mı, yok mu bunun kontrolü yapılıyor. Eğer ki herhangi bir hata yoksa da artık mitotik evreye bizim hücremiz geçiyor.

Mitotik evrede ise gençler profazdan başlayalım. Profazda kromatin iplikler kısalıp kalınlaşarak kromozoma dönüşüyor. Çünkü bizim normalde gençler çekirdeğin içerisinde kromatin iplikler böyle dağınık bir şekilde görünüyor. Ama bölünmede daha rahat bir bölünme gerçekleşsin diye bu adamlar derleniyor, toplanıyor, bu şekilde kromozom halini alıyorlar. Ardından hayvanlarda sentrozom sayesinde i iplikleri oluşuyor. Bu i iplikleri de arkadaşlar kromozomlara tutunuyor. Kromozomların metafaz, anafaz ve telofazdaki hareketlerini sağlıyor. Yine çekirdek zarı ve geri kalan organeller de gençler profaz evresinde eriyor. Tamamen artık hücremiz kromozomlar ve i iplikleriyle baş başa kalıyor.

Ardından metafaz evresinde i ipliklerine bağlanan kromozomlar tek bir sıra halinde diziliyor gençler. Yine kromozomlar da en belirgin şekilde metafaz evresinde görülüyor. Anafaz evresinde ise gençler kardeş kromatitler birbirinden ayrılıyor. Bakın metafazda neydi bunlar sıra şeklinde duruyorlardı. Anafaz evresinde ise artık i iplikleri kısalmaya başlıyor ve kardeş kromatitler, yani kromozomun minik parçaları, bakın şu bir parçası, şu da diğer parçası, bunlar iki ayrı tarafa ayrılmaya başlıyor. Bakın anafaz evresindeki en önemli mevzuya gençler, kromozom sayımız burada iki katına çıkıyor çünkü biz her bir kardeş kromatidi, her bir ayrı kardeş kromatidi bir kromozom olarak kabul ediyoruz anafaz evresinde. Bunu lütfen unutmayın.

Telofaz evresine gelecek olursak da bu arkadaşlar profazın tam tersi. Çekirdek zarı ve organeller tekrardan oluşmaya başlıyor. Aynı şekilde her bir kardeş kromatit de burada ayrı bir şekilde gördüğünüz gibi duruyor. Yani profazın tam tersi olan evre gerçekleşiyor. Sitokinez evresi ise arkadaşlar telofazdan sonra gerçekleşiyor. Bizim hücrelerimizin birleşik olan kısımların ayrıldığı evredir bu da. Sitoplazma bölünmesi ise arkadaşlar hayvan hücrelerinde boğumlanmayla gerçekleşiyor. Yani dışarıdan içeriye doğru bir boğumlanma gerçekleşiyor. Bitkilerde ise ara lamel veya orta lamelle gerçekleşiyor. Orta kısımdan başlayıp dışarıya doğru bizim bitki hücremiz bölünmeye başlıyor. Bitkilerde ise lütfen bakın bu ayrımı da unutmayın arkadaşlar. ÖSYM'nin böyle bitki ve hayvan hücresini ayırırken sorduğu kısımlardan bir tanesidir. Aklınızda ve kulağınızda küpe olsun.

Şimdi gelelim eşeyli üremeye, yani mitozla üreme kısmına. Gelin birlikte bir bakalım. İlk olarak burada tomurcuklanma var. Tomurcuklanmada gençler yeni bir birey ana bireyden çıkıntı oluşturarak oluşuyor. Bakın burada bir tane bizim hücremiz var. Bu hücremizden ne olmuş bir tane birey böyle minik bir çıkıntı yapmış, sonra bu çıkıntı büyümüş, çıkıntı zamanla ayrılmış. Aha ne olmuş abi tomurcuklanmalar üreme gerçekleşmiş ve buradaki en temel faktör mitoz. Geri kalan bütün eşeyli üremelerin de gençler temelinde mitoz bölünme vardır. Bu da aklımızda dursun.

Sporla üremede ise gençler spor adı verilen özelleşmiş hücrelerimiz var. Burada dayanıklı ve korunaklı bir yapıya sahip bu hücrelerimiz ve uygun koşullar altında spor hücreleri gençler gidiyor çimleniyor ve bunun neticesinde yeni bir canlı oluşmuş oluyor. Bakın mesela mantarlar sporla çoğuluyordu değil mi? Mantar gidiyor abi bir tane sporu yanına atıyor. Bu adam uygun bir ortam bulunca burada çimleniyor, büyüyor ve yeni bir canlı oluşuyor.

Partenogenez ise özel bir yapı. Lütfen dikkat dinleyin, ÖSYM'yi sormayı çok seviyor. Hemen direktle başlayalım gençler. Partenogenez genelde arılarda gözlemleniyor ki ÖSYM sonrası da arı üzerinde bir şematize sorar. Arının üreme mekanizmasına başlangıçta abi kraliçe arımız gidiyor mayoz bölünme ile birlikte yumurta oluşturuyor. Yani 2n'den bizim kalıtsal materyalimiz n'e düşüyor. Ondan sonrasında bizim erkek aramızda mitoz bölünmeyle sperm oluşturuyor. Eğer ki yumurta ve sperm döllenirse dişi arı oluşuyor arkadaşlar ve bu dişi arıda özel beslendirilirse kraliçe arıya dönüşüyor. Normal bir şekilde beslendirilirse de işçi arı, yani kısır arıya dönüşüyor. Ama eğer ki yumurta ve spermimiz döllenmezse, yani burada bir eşeyli üreme mekanizması gerçekleşmezse partenogenez gerçekleşiyor. Yumurta kendi kendine arkadaşlar çoğalıyor, bölünüyor, bir şeyler oluyor ve erkek arı oluşuyor. Yani yumurtanın hiçbir şekilde döllenmeye uğramadan mitoz bölünme ile birlikte erkek arıya dönüşmesi bizim için partenogenezdir. Partenogenez basamakları içerisinde mayoz bölünme de bir yerde geçiyor çünkü kraliçe arı yumurtayı oluştururken mecburen 2n'den düşürmesi lazım. Bu yüzden de mayoz bölünme gerçekleşiyor. Partenogenez de anlattığım şekilde çok önemli arkadaşlar. Mekanizmayı mutlaka anlattığım şekilde bilin. Önemli bir kısımdır diyorum ve geliyorum ikiye bölünmeye. Çok basit, mitoz ve amitoz gibi yollarla ayrılmadır arkadaşlar. Bakteri, amip, paramesyum ve öglena sıklıkla görülür. Bu tarz canlılar direkt olarak kendilerini pat diye ikiye bölüyor ve bu şekilde ürüyorlar. Mantık tamamen bu.

Ardından bir de bizim rejenerasyonumuz var. Rejenerasyon mevzusu detaylı bir mevzu çünkü rejenerasyon hem doku bazında, hem organ bazında, hem de canlı bazında gerçekleşebiliyor. Mesela abi senin gitti küçük parmağın kesildi, tamam mı? Minik bir kesik oldu küçük parmağında. Senin bu küçük parmağının yenilenmesi doku bazında bir rejenerasyondur. Organda ise mesela kertenkelenin kuyruğu kopuyor arkadaşlar. Bazen kertenkele gidiyor kendine kuyruk üretiyor. Bu da organ bazında bir rejenerasyon anlamına geliyor. Bir de rejenerasyonun üremeye, yani bir yeni bir canlı oluşturan yöntemi var arkadaşlar. Bu da deniz yıldızlarında genellikle gözlemleniyor. Deniz yıldızının bir tane kolu kopuyor abi, ondan sonra bu kol kendi kendine büyüyor, kendi kendine büyüyüp yeni bir kısım oluşturuyor. Bu kısımla birlikte yeni bir canlı oluşuyor. E kopan kol da kendisini doku bazında rejenerasyon yapıyor. Bu kopan kol da kendi yarına kendisini tamamlıyor.

Yine vejetatif üremeye bakacak olursak da bitkilerde görülen bir eşeyli üremedir arkadaşlar. Bunun çelik, sürünücü gövde, yumru gövde, soğan, rizom, daldırma ve aşılama olmak üzere farklı çeşitleri bulunuyor. Sürünücü gövdede bir tane atıyorum çilek düşünün. Çilekler genelde sürünücüyle ürer. Ondan sonra toprak üzerinde abi bu çilek sürünüyor, sürünüyor, yeni bir çilek oluşturuyor. Sonra bu gidiyor, gidiyor, sürünüyor, sürünüyor, yeni bir çilek oluşturuyor. Sürünücü gövde budur. Yumru gövde arkadaşlar genelde patateslerde görülür. Patatesler böyle yumru gövde oluşturur kendi etrafında. Farklı patatesler de üretir. Yine soğanla üremede arkadaşlar genelde lalede görülen bir üreme çeşidi. Lale kendi yanına gidiyor, bir tane daha soğan oluşturuyor. Bu da soğanla üremeye giriyor. Daldırma yönteminde ise sen gidiyorsun abi bir tane ağacın dalını ahanla şöyle daldırıyorsun tamam mı? Daldırdıktan sonra bir kısma toprak dışına çıkarıyorsun. Bir süre sonra o daldırdığın kısım apayrı bir ağaca dönüşüyor. Aşılama yönteminde ise arkadaşlar sen gidiyorsun bir tane ağacı abi diğer bir ağaca çakıyorsun. Sonra bunu birleştiriyorsun. Yani bu ağaçla diğer ağacı aşıyorsun. Yeni bir tane orada ağaç türetiyorsun. Yani bu da yine mitozla üremeye girmiş oluyor.

Ardından bir de burada önemli olan doku kültürü var gençler, onu ayrı olarak yazdım çünkü burada biraz maliyetli ve önemli bir yöntem. Bir bitkiden alınan bölünebilme yeteneğindeki hücrelerin laboratuvar ortamında çoğaltılması. Bu yöntemle bitkiler klonlanabiliyor. Aynı zamanda doku kültürü yöntemi gözlem altına olup biyolojik bir süreç olduğu için ciddi maliyetli de bir süreç.

Şimdi geldik artık mayoz bölünmeye. Eşeyli üremeyi bitirdik. Geldik şimdi mayoz bölünmeye. Mayoz bölünme gençler önemli bir kısım. Direkt de hatta mantığını sizlerle işlemeye başlayalım. İlk olarak bizim bir tane eşey ana hücremiz var, 2n kromozomlu. Bu adam abi gidiyor mayoz bölünmeyle, yani mayoz 1 ile birlikte, mayoz 1 ile birlikte iki tane yavru hücre oluşturuyor. Bunlar da n kromozomlu hücreler oluyor. Ardından da gençler bir de bizim mayoz 2 basamağımız gerçekleşiyor. Bakın mayoz 2 basamağımız gerçekleşiyor. Burada da n kromozomlu hücrelerimiz aynı mitozda olduğu gibi iki farklı yeni hücre oluşturuyor ve bunların da yine kromozom sayısı n, n olmak üzere ikiye ayrılıyor. Bakın yine aynı şekilde bu da mayoz 2'yi geçirdi, n kromozomun iki tane hücre oluşturdu. Yani mayoz bölünmenin tamamının neticesinde ne oluyor? Toplam 4 hücre oluşuyor.

Gelin de mayoz 1'den işlemeye başlayalım gençler. Mayoz 1'de aynı mitozda olduğu gibi bir interfaz basamağımız var. İnterfazda başta G1 evresinde hücre büyüdü, S evresinde hücremiz ne yaptı, DNA'sını eşledi. G2 evresinde eşlenmenin doğru olup olmadığı kontrol edildi. Onay verildiği gibi de artık mitotik evreye geçildi. Burada da profaz 1 ile başladık arkadaşlar. Profaz 1'de tetrat, sinapsis ve crossing over olayları gözlemleniyor. Kromozomların homolog kromozom çiftleri halinde bir araya gelmiş haline biz tetrat diyoruz. Bu tetrat halindeyken arkadaşlar profaz 1'de ne oluyor? Bu adamlar çaprazlanıyor, yani sinapsis yapıyorlar. Sinapsisle birlikte bu adamlar arkadaşlar gen aktarımı, yani gen değişimi yapıyorlar. Bu da kalıtsal çeşitliliği sağlıyor. Zaten mayoz bölünmedeki en temel kalıtsal çeşitliliği sağlayan şeylerden bir tanesi tetrat, sinapsis ve crossing over olaylarıdır. Bu gen aktarımına da biz arkadaşlar crossing over diyoruz. Mantık tamamen burada bu. Aynı zamanda sarılmış hallerine biz sinapsis yapısı diyoruz arkadaşlar ve birbirlerine değme noktalarına da kiyazma noktaları diyoruz. Bu kavramlarda bilin, önemli kavramlardır. Bakın gördüğünüz gibi arkadaşlar profaz 1 evresinde yine geri kalan basamaklar aynı. Hücre zarımız bizim burada eriyor, organellerimiz yine eriyor. Bu şekilde bir basamak.

Ardından geliyoruz metafaz 1'e. Metafaz 1'de arkadaşlar homolog kromozomlar karşılıklı olarak diziliyor. Normalde mitozda ne oluyordu arkadaşlar? Bakın en temel farklı zaten budur. Mitozda alt alta diziliyorlardı değil mi? Bu adamdaysa ne oluyor? Karşılıklı bir şekilde homolog kromozomlar diziliyor. Anafaz 1'de arkadaşlar bu karşılıklı dizilen homolog kromozomlar birbirinden ayrılıyorlar ve yine bu olay gerçekleşirken de gençler kalıtsal çeşitlilik sağlanıyor. Anafaz 1'in kalıtsal çeşitlilik sağlattığını unutmayalım. Bakın önemlidir, lütfen unutmayalım diyorum.

Telofaz 1'e bakalım bir de. Telofaz 1'de ise arkadaşlar kromozomlarımız artık kromatin ipliklere dönüşmeye başlıyor. Yine organellerimiz, hücre zarlarımız oluşuyor ve artık hücremiz bölünüyor. Mayoz 2'ye bakacak olursak da interfaz yapılmadan yeniden bölünme gerçekleşiyor. Yani burada hiçbir hazırlık evresi yok abi, bam diye bölünüyor ve mitozun basamaklarıyla aynı yapıya sahip. Bakın mitozla mayoz 2 çok benziyor arkadaşlar. Yalnızca anafaz 2'de kardeş kromatitler ayrılıyor ve kromozom sayısı anafaz 2'de 2 katına çıkıyor. Bakın bunu da lütfen unutmayın. Ve metafaz 2'de n adet kromozom diziliyor. Normalde metafaz 1'de 2n kromozom diziliyordu değil mi? Ama ben gittim artık bu hücreleri iki eşit parçaya ayırdığım için ne oluyor? n tane burada, n tane burada kalıyor. O yüzden n tane kromozomum diziliyor. Çekirdek zarı kayboldu, organeller eridi, i iplikleri oluştu. Ardından bu adam, ardından bu adamlar aynı mitozda olduğu gibi metafaza ne yaptı, alt alta dizildiler. Ardından da anafaz 2'de kardeş kromatitler birbirinden ayrıldı ve kromozom sayımız iki katına çıktı. Telofazdaysa gençler yine aynı şekilde tekrardan çekirdek zarımız oluşuyor, i ipliklerimiz kayboluyor, kromozomlarımız kromatin iplik halini alıyor ve artık sonuncunda hücremiz bölünmüş oluyor. Bu şekilde hücre bölünmelerini de bitirdik. Genel olarak bilmeniz gereken yerler tamamen bu şekildeydi. Benim soru gelirse tahminim bunların görsellerini size verir, hangisi hangi evreye aittir diye sorar. O yüzden görselleri lütfen anlattığım şekilde bilin. Rica ediyorum, önemli, soru kaçırmayın buradan diyorum ve ekosisteme geliyorum.

Ufak da bir araya gireyim. Normalde gençler burada kalıtım konumuza geçmemiz gerekiyordu ama bana göre kalıtım özetinden ziyade biraz daha soru çözümü ile birlikte ilerlenmesi gereken bir kısım. Ben de bu sebeple kalıtımı yapacağımız soru tahmin serisinin içerisinde anlatacağım. Geçen sene bu seriyi fen dersleri için yapmıştık. Bu sene de yine elimden geldiğince tüm dersler için yapacağım ama biyolojiden yine kesin gelecek. Burada 4-5 farklı soru çözerek sorular üzerinden kalıtımı sizlere anlatmayı düşünüyorum. Çok daha verimli olacağına inanıyorum. Geçen sene de ben bunun etkisini gördüm, bir sürü soru zaten oradaki soru tahmininden tutturdum. Yani soru tahmin serisinde kalıtımın da anlatımı olacak diyorum ve zaman kaybetmeden direkt bir diğer konumuza geçiyorum. Yine garanti bir sorunun geldiği bir konudur gençler. Direktle işlemeye birlikte başlayalım.

İlk olarak burada ekosistemde ben sizlere besin piramidini göstereceğim çünkü ÖSYM'nin gençler özür diliyorum ama buraya net fetişi var. Açık ve net. Adamlar burayı çok seviyor abi. O yüzden buradan soru gelme ihtimali çok yüksek. Gelin birlikte bakalım gençler. Besin piramidinde ilk başta biz ne yapıyoruz? En alt basamağa üreticileri koyuyoruz. Üstüne birincil tüketiciler, bakın ikincil değil, birincil tüketicileri koyduk. Sonrasında ikincil tüketicilere geçtik, sonrasında üçüncül tüketicilere geçtik ve bu şekilde piramidimizi tamamladık. Ve burada bir de piramidin tüm basamaklarına etki eden kimler var? Saprofit adamlar var. Bu da çürükçüler. Bu piramidin de mantığı şu arkadaşlar: Birincil tüketiciler gidiyor, üreticileri yiyor. İkincil tüketiciler gidiyor, birincil tüketicileri yiyor. Üçüncüler de gidiyor, ikincileri yiyor. Yani abi çekirge gitti burada ot yedi, tamam mı? Fare gitti çekirgeyi yedi. Yılan gitti fareyi yedi. Sistem her zaman böyle ilerliyor.

Yine besin piramidinde aşağıdan yukarıya doğru gidildikçe canlı sayısı azalıyor. Çünkü ottan atıyorum 1 milyon tane varken, yılandan 5 tane var. Yine zehirli madde birikimi artıyor. Yani biyolojik birikim oluyor. Atıyorum bir çimende bir tane zehirli madde varken, yılanda milyonlarca, belki milyarlarca zehirli madde var. Yine biyokütle azalıyor arkadaşlar. Bakın burası önemli. Canlı kütlesi azalıyor demiyoruz, burada biyokütle azalıyor diyoruz. Çünkü senin abi otundan milyonlarca var, tamam mı? Senin otunun oradaki işte ekosistemindeki otun toplam kütlesi 100 ton. E senin yılanının toplam kütlesi abi ne? 1 ton. E o yüzden ne oldu? Biyokütle en fazla altta, yukarıya doğru gittikçe de azalan versiyonda oldu. Yine canlıların vücut büyüklüğü yukarıya doğru çıktıkça artıyor. Canlıların üreme hızı azalıyor. Çünkü çimen mesela niye çarpı attım lan ben buna? Çimen mesela çok hızlı bir şekilde üreyebiliyor değil mi arkadaşlar? Hızlı bir şekilde çoğalıyor ama yılan abi 5 ay bekliyor, 4 ay bekliyor, 3 ay bekliyor, yavaş çoğalıyor. Yine aktarılan enerji de büyük bir miktarda azalır. Çünkü ne oluyor bakın? Güneşten ben 1 milyon J, güneşten ben, güneşten enerjiyi aldım abi, tamam mı? Ondan sonra benim elimde toplamda 10.000 jou enerji oldu üreticilerimde. Sonra ben gittim %10'unu yalnızca yukarıya aktarabildim. Geri kalan 9.000 jou kısmı ne oldu? Isı enerjisi olarak etrafa yayıldı. Her zaman %10'luk bir kısmını ben yukarı aktarıyorum. Geri kalan %90'lık kısmını çevreye ısı olarak yayıyorum.

Simbiyotik beslenmeyi daha yeni gördük, o yüzden bir daha işlemeyeceğim arkadaşlar. Kafanızı ağrıtmayacağım. Bir diğer kısmımıza gelelim. Şimdi madde döngüleri. Özellikle ben size burada azot döngüsünü anlatacağım çünkü su döngüsü ve karbon döngüsü çok basit abi, çok temel bir mantığı var. Su buharlaşıyor, yağış oluyor, sonra tekrar buharlaşıyor, tekrar yağış alıyor. Karbon döngüsünde işte insanlar, fabrikalar veya farklı canlılar karbonu üretiyor. Bitkiler karbonu alıyor, oksijen yapıyor. Sonra biz oksijeni tüketiyoruz, karbon yapıyoruz. Sonra bitkiler karbondioksit alıyor, tekrardan oksijen üretiyor falan. Hep böyle bir döngü var. Yani azot döngüsü ama bunların arasında en böyle bilgi içeren, en kıymetli kısmı. Gelin birlikte bakalım gençler. Basitçe mantığını sizlere anlatacağım.

Şimdi bizim ölü veya organik atıklarımız var değil mi arkadaşlar? Saprofitler geliyor bu ölü veya organik atıkları ne yapıyorlar, çürütüyorlar ve NH3'e dönüştürüyorlar. Saprofitler, yani aldı abi ölü bir bedeni çürüttüler ve bunu NH3'e dönüştürdüler. Sonrasında bu NH3, yani amonyağı nitrifikasyon bakterileri nitriklüyor arkadaşlar. Nitrik basıyorlar bunlara ve nitrat tuzlarına dönüştürüyorlar. Bu nitrat tuzları, yani NO2 gibi, NO3 gibi tuzlarsa arkadaşlar ne oluyor? Bitkiler tarafından kullanılıyor. Bitkiler bu NO2'yi, NO3'ü alıyor, aminoasit üretiyorlar. Sonrasında hayvanlar bu bitkilerin verdiği ürünleri yiyor abi. Bu adamlara protein geçmiş oluyor hayvanlara. Ve proteinlerde bitkiler öldükten sonra ölmüş veya organik atık olarak çevreye bırakılıyorlar. Saprofitler de geliyor bu ölü veya organik atıkları sindiriyor, en aşağı dönüştürüyor. Sistem hep aynı abi.

Nitrat tuzları yalnızca bakterilerle toprağa bağlanmaz. Bakın burası önemlidir. Yağmur ve şimşeğin etkisiyle havada kendiliğinden bulunan azot gazları da toprağa geçebilir. Bu da ekstra bir yöntemdir. Yine nitrat tuzları eğer ki toprakta çok fazla varsa da denitrifikasyon bakterileri burada görev alıyor. Denitrifikasyon bakterisi de arkadaşlar NO2'yi ve NO3'ü oksijenlerinden arındırıyor. Sadece azot, azot olarak bunları bırakıyorlar. Azotları da havaya karıştırıyorlar. Yani bu adamlar da fazla tuzdan toprağı arındırıyor. Mantık tamamen bu. Lütfen buradaki şemayı güzel bir şekilde öğrenin. Yine bakın şu da önemli. Nitrifikasyon bakterileri nitrifikasyonu kemosentezle gerçekleştirir. Daha da başka anlatacağımız bir şey var mı? Galiba yok diyorum ve bu şekilde TYT biyoloji full tekrarı da bitiriyorum. Vallahi bence çok keyifli bir anlatım oldu. Ben anlatırken çok keyif aldım arkadaşlar açık söyleyeyim. Umarım siz de dinlerken keyif almışsınızdır. Yine geri kalan kimya, fizik, gelecek. Matematikten soru çözümü yapacağız. Muhtemelen dil bilgisinden tekrar yapacağız. AYT'den yapabildiğim, yetiştirebildiğim, kırtlağımın gidebildiği yere kadar onları da anlatmaya çalışacağım arkadaşlar. Eee, bu şekilde bu videomuzda da artık noktayı koyalım. Allah'a emanetsiniz hepiniz. Ha şunu da söyleyeyim, eğer ki video faydalı olduysa unutmayın gençler, bir beğeni bırakın bizim hatırımıza. Bir de kanalımıza abone olursanız beni çok mutlu edersiniz. TYT kimya, fizik, geri kalan derslerde, onlarda bunlarda görüşmek üzere. Allah'a emanetsiniz. Sınavınızda hepinize başarılar diliyorum. Görüşürüz, bye bye.