Transcription
Kavram kazıcı dostlar merhaba. Hayırlı sabahlar, hayırlı Ramazanlar. Son haftaya girdik. İçinde Kadir Gecesi'ni barındıran son haftaya. Allah Subhanahu ve Teala sıyamınızı, Kur'an okumalarınızı mübarek kılsın. Sıyamınızı kabul buyursun.
Evet, hemen konuya geçiyoruz. Hiç vakit kaybetmeden füze bombardımanı koydum bu tür konuların ismini. Eee, neden cahil liderlerin milyonlarca takipçisi oluyor?
Giriş, birinci kısım: İnsanlığın garip paradoksu. Bazen insan şu soruyu kendi kendine sormadan edemiyor. Hayatımızdan eee, bir Adnan Oktar geçti. Şimdi içeride olduğunu söylüyorlar. Vallahi ben artık her türlü haberden kuşku içindeyim. Bilmiyorum içeride mi, yoksa İsrail'e bir yere gidip gizlendi mi? O bir tane bir kız cağızı eee böyle satanist duygularla kesip öldürdü bir zengin oğlan. Onun da içeride olduğu, yani içeride intihar ettiğine inanmıyorum. Yani bilmiyorum. Öyle bir duygu var içimde.
Eee, adamı dinliyorsunuz. Dil bilmiyor. Ciddi bir akademik birikimi yok. Ciddi yok. Hiç yok. Konuşmalarında eee çok basit hatalar var. Mesela canlı yayında böyle o onlarca kitap yazmış ama bir tane kitabını eee, hadi bunu özetle desen özetleyemez. Eee, ama çünkü o konulardan haberi yok. Ama onlarca kitap yazmış görünüyor şey Harun Yahya adıyla. Eee, peki bu nasıl oluyor? Çünkü etrafında yetişmiş eee bir sürü insan var. Mesela Oktar Baba, o Cevat Babuna profesör, entelektüel birikimli çok yüksek bir adamdı galiba. Vefat etti. Onun oğludur. Oğlunu Burağa kaptırdı. İşte kurtaramadı. Babasına da düşman oldu. Böyle zengin eee oğlanları elde ediyor ve babalarının servetini ele geçiriyordu. Böyle birtakım şantajlarla, şununla bununla. Amerika'da okumuş, su gibi İngilizce konuşan eee insanlar. Yani Oktar Babuna gibi uluslararası görüşmeler yapıyor. Direkt gidip Netanyahu ile görüşüyor. Anlat bakalım doktor diyor. Dün böyle bir şeyini izledim eee videosunu. Ben diyor gittim diyor Netenyahu ile görüştüm diyor. Çok üst düzey bakanlarla görüştüm diyor. Senden bahsettim. Seni çok seviyorlar. Sana selam gönderiyorlar. E niye sevmesinler ya? Yahudiliğe hizmet ediyor adam. İsrail'e gidip eee hahamlarla ve siyasetçilerle böyle rahatça görüşebilen adamlar bunlar.
Ama asıl soru şu: Eee, nasıl oluyor da bu kadar sınırlı bilgiye sahip eee bir liderin peşinden insanlar yıllarca gidiyor? Ya bir şey Mehdi anlatısı vardı zaten. Mehdi uyduruk bir kavram ve bu uydurun da uyduruğu. Onun anlattığı daha önce yani böyle Harun Yahya kitaplarında en azından bir kaynak veriyordu. Eee, "Fi Kavlil Muhtasar Kavlü Muhtasar Fi Mehdi'yi Muntazar" diye bir kitap. Muhtemelen Şii tandanslı. Böyle alt alta dizmiş. İşte Mehdi böyle olacak. Aslında Mehdi ile ilgili sahih hadiste yani Buhari ve Müslim'de hiçbir hadis yok. Kur'an'da zaten hiçbir şey yok. Eee, diğer hadis kitaplarından özellikle Ebu Davut'ta filan böyle Mehdi ile ilgili birkaç rivayet var. İşte çok absürt, uçuk rivayetler. Mehdi çıkacak, işte benim akrabam olacak, babası benim babamın adı, annesi benim annemin adı, bilmem falan filan. Bir sürü işte çıkıp bütün ülke bolluk bereket yağacak. E ya Mehdi bana ver diyecek. Sadece bir çingene çıkacak, onun deveğinin dolacağı kadar verecek. Böyle absürt, olması mümkün olmayan, sünnetullaha aykırı bir sürü ıvır zıvır şeyler. Eee, zaten yani bu Ebu Davut'ta olanları söylüyorum. Bu kadar ıvır zıvır şeyler.
Adnan Oktar'ın bahsettiği "Kavl Muhtasar Fi Mehdi'yi Muntazar". Yani Türkçeye çevirirsek "Beklenen Mehdi hakkında kısa bilgiler" gibi bir anlamı var bu kitabın. Ben o kitabı ele geçirdim, okudum. Yani o kadar absürt şeyler var ki, işte poposundaki bene kadar tarif eden şeyler eee eee var yani. Ama Adnan Oktar bunun üzerine o kitapta bile olmayan o kadar ıvır zıvır şeyler ekliyordu ki, işte efendime söyleyeyim, işte o benim demeye getiriyordu. İşte eee böyle etrafında dinleyen kıkır kıkır gülen kedicikleri, e korkunç bir dekolte, çırıl çıplak, yarı çıplak çıkarıp onları oynatıyor. Karşısında göbek atıyor. İşte biliyorsunuz o sahneleri. Bu aziz mübarek günde tekrarlamaya gerek yok.
Ama şimdi soru şu: Eee, bu bu kadar absürt adamların peşinde bu adamlar nasıl bu kadar inanmış bir kitle tutuyor arkalarında? Bu bu konuyu inceleyeceğiz. Eee, sadece bu örnek de değil, bir örnek daha vereyim. Türkiye'de Kur'an yorumlarıyla, Kur'an merkezli yorumlarıyla tanınan Hakkı Yılmaz. Adam şey ya, imam hatip ortaokul okulunu dışarıdan bitirmiş. Yani bir üniversite tahsili yok. Akademik hiçbir kariyeri yok. Ya akademik kariyeri olmayabilir, diploması olmayabilir. Bir birikimi de yok. İsimleri, bu isimleri dinlediğinizde benzer bir tablo görüyorsunuz. Onu dinlerken yani eee Hakkı Yılmaz'ı ben birkaç kere denedim dinlemeyi. Eee, ortalama bir entelektüel birikime eğer sahipseniz, e bir süre eee birkaç dakika dinledikten sonra sıkılıyorsunuz. Yani bu ne anlatıyor diyorsunuz ya. Eee, bir de ağır ağır böyle konuşuyor, temposuz. Eee, hızlandırdığınız zaman, mesela benim şu konuşmamı hızlandırsanız da diksiyonum bozulmuyor. Sözlerim anlaşılıyor. Onların anlaşılmıyor. Mecburen hızlandırmadan izliyorsunuz. O da sıkıyor insanı. Ama bazı eee takipçileri inanılmaz derecede bağlılar kendilerine. Fanatikler gelip böyle çöpünü döküyor. Mesela dün bir tanesi geldi. Hemen direkt hakaretle başlıyor. O siz putperestler, namaz mı kılıyorsunuz mesela? İnanılmaz bir şey yani. O nasıl bir özgüven yani? Nasıl işte o böyle bir şey veriyor o müntesiplerine, bağlılarına böyle bir cahil bir özgüven veriyor. Yani cahil her şeyi bilir ya.
Ya kardeşim dedim, "Menasik" ritüel yoktur diyor. Ritüel putçuluktur diyor. Ritüelin dedim Arapçası "menasik". Bak işte aynı aynı kelime oyununu namazda da kullanıyorlar. Kur'an'da namaz yok. E namaz olmaz tabii. Namaz farsça bir kelime. "Salat" var. Eee, "salatın" asla namaz değil. Namaz anlamı yoktur. E söylüyorum. Yani "salatın" diyelim ki %99'u namaz anlamında değil. O kadar, e biraz abartır bir oran oldu ama %1'i eee ritüel namaz anlamında. %1 de mi yok? Peki yok diyor. Peki yoksa eee diğer anlamlarda ritüel yok mu? Şey, "menasik". Ritüelin Arapçası "menasik". "Nüsük" tekili, "menasik" çoğulu. E peki sana hemen oradan tak tak. Çünkü yani herhangi bir basit bir Kur'an analizatörüne "nüs", "menasik" yazdığınız zaman size onlarca ayet çıkar. Peki bu ayetleri inkar etmiş, üzerine örtmüş. Bu ayetlerin kafir olmuş olmuyor musunuz? Haccın menasiki var. İşte eee savmın menasiki var. Efendime söyleyeyim, salatın menasiki var. Bir sürü menasik ayetleri var. Nüfuk yani ritüel ayetleri var. Yok yani öyle öyle öyle bir inandırmış ki cahil, ondan da haberi yok. Sadece o Hakkı Yılmaz'ı dinlemiş, ona iman etmiş. Yani buna hiçbir şey yapamıyorsunuz. Özellikle işte böyle konularda ritüel yok, namaz yok, oruç yok gibi konularda uzmandırlar. Şey, ünlem işareti koydum parantez içine, uzman. Bu konuların uzmanıdırlar. Eee, başka da bir şey yapmazlar. Han namaz yok. Hadi başka ne yapıyorsunuz? Yok. Namaz yok diye vaaz yapıyoruz, yazı yazıyoruz, eee, klavye oynatıyoruz. Daha ne yapalım? Namaz yok. Bütün dinleri, imanları namaz yok demek. Başka bir şey yok. Namaz yok. El yoksa yok. Hadi buyurun o zaman "salatı" siz bir "salat" örneği gösterin. Bir teoloji örneği kurun. Vallahi sizinki ise size gelelim yani. Baba işte namazı kaldırıyoruz. Hele bir namazı kaldıralım. Orucu kaldıralım. Haccı kaldıralım. O kara taşın altında putperestçe bir dolaşmayın. Sonra düşünürüz. Tamam. [kahkaha] Din iman diye bir şey bırakmayacaklar. Halkın içindeki o iyi kötü bir manevi duygu var. Onu da yok edecekler. Sonra düşünecekler acaba ne koyalım yerine? Biz onları bekleyeceğiz. İnsanları dinsiz, imansız yapacaklar. Sonra ne koyacaklar? Ne koyacaklar? Ne koyacaklar? Ne biliyorlar ki? Ne koysunlar?
E bu sorunun cevabı sadece dinle ilgili değil. Yani bunların arkasında neden bu kadar insan var? E bu soru insanın nasıl bir varlık olduğu ile ilgili. E ve ilginçtir ki bu sorunun cevabı eee Kur'an'da da var, psikolojide de, sosyolojide de, felsefede de. Bunların cevabını kovalayacağız. İpucu bulacağız.
İki: İnsan hakikat değil, otoriteyi takip eder. İnsanın yapısı böyledir. Modern psikoloji bize çok çarpıcı bir eee gerçeği gösterdi. İnsanların büyük çoğunluğu hakikati araştırarak karar vermez. Onlar otoriteyi takip ederek karar verir. Herkes bağlı olduğu otoriteyi takip eder. Hani Kur'an bunu der ki: "Dinlerini parça parça etmişlerdir. Herkes kendi parçasından memnundur." Herkes kendi ikonundan, kendi ar Allah'la araya koyduğu tapındığı liderinden, dini eee önderinden, din baronundan memnundur. Hiç onun onu onun sırtını yere vermez. Bu gerçeği ortaya koyan en meşhur deneylerden birisi. Birisi Stanley Milgram eee adamın yaptığı deney. İtaat deneyi. Eee, bu deneyde sıradan insanlar bir otorite kendilerine söylediği için başka insanlara elektrik şoku verdiklerini sanarak düğmeye basabiliyorlar. Yani insan şu soruyu sormuyor: "Bu doğru mu?" Şu soruyu soruyor: "Bunu söyleyen kişi güçlü mü?" İlginç bir yani Pavlov'un köpeklere yaptığı şartlı refleks deneyi gibi bir şey yani. Aman Allah'ım ya.
Üç: Kur'an'ın çok sert bir tespiti var bu konuda. Kur'an insan psikolojisini çok erken bir dönemde teşhis etmişti. Yani erken dediğimiz zaten Allahu Teala için önü de sonu da birdir. İnsanlar açısından, zaman açısından, zamanın oku, termodinamiğinin oku böyle ileri doğru akar. Yani yani 1450 sene önceden modern bilimden önce tespit etmişti demek istiyorum. Bir ayette şöyle denir: "Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar." (Enam 116). Demek ki çoğunluk hak sebebi değildir Kur'an'da. Eee, özellikle Kur'an çoğunluğu şey eder, telin eder. Yani eee kötüler, insanların çoğu akletmez, çoğu iman etmezler. İman edenlerin de çoğu şirk katmadan iman etmez. Dün eee bu konuyu işlemiştim. (Yusuf 106) "İnsanlar iman edenlerin de çok şirk katmadan iman etmez." İlla Arabi şirk koyacak. "Yeryüzündekinin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırır." (Enam 116). Bu ayet aslında çok radikal bir şey söylüyor. Çoğunluk hakikatin ölçüsü değildir. Çoğunluk hak sebebi değildir. Hatta hatta çoğu zaman çoğunluk eee yanılır. Bir başka ayet: "Onların çoğu sadece zannına uyar." Aklımda orijinali: "Onlar çoğu zanna uyarlar." Oysa zan gerçeğin karşısında hiçbir şey ifade etmez. İnsanların çoğunluğu devrim yapmamıştır. Az bir insan, tek bir insanla başlamıştır devrim. Muhammed Nebi'nin Aleyhisselam devrimi gibi. Musa Aleyhisselam ve bütün nebilerin, resullerin devrimi gibi hep az insanla başlamıştır. Hiçbir zaman çoğunluk eee hakkın yanında değildir. Eee, evet. Eee, bu Yunus 36 idi. "Çoğunluk zanına uyar." Yani insanlık çoğu zaman bilgiye değil, zanna, tahmine dayanarak konuşur.
Dört: İnsanlar neden bir lidere bağlanma ihtiyacı duyar? İnsan sosyal bir varlıktır. Yalnız kalmak istemez. Bir bağlılık arar. Eee, bu yüzden yani tabi olacağı bir yer arar. Bu yüzden ait olacağı bir aidiyet eee kaynağı arar. Bu yüzden insanlar çoğu zaman hakikati aramaz. Bir gruba ait olmak ister. Eee, sosyolog Max Weber eee buna eee karizmatik otorite der. Karizmatik liderlerde bilgi çok önemli değildir. Önemli olan şey şudur: güçlü görünmek, kendinden emin konuşmak, farklı bir dünya sunmak. Bu özellikler bilgi eksikliğini gizleyebiliyor. Siyasette de dikkat edin. Ben siyasi siyasi konular mayınlı arazi olduğu için çok girmiyorum ama sizin aklınıza gelir hemen tiplemeler.
Beş: Fanatik takipçinin psikolojisi. Fanatiklik bir anda oluşmaz. Bir süreçtir. Önce insan bir gruba girer. Sonra o grup için emek verir. Ciddi bir emek sarf eder. Sonra kimliği o grupla bütünleşir. Bundan sonra kişi artık gerçeği aramaz. Grubun bir sözcüsüdür. Bir operatörüdür. Mega fonudur. Çünkü gerçeği kabul etmek kendi kimliğini yıkmak anlamına gelir. Bu durumu açıklayan psikolojik teori bilişsel uyumsuzluk teorisi. Bu teoriyi geliştiren psikolog Leon Festinger. Bu teoriye göre insan yanlış olduğunu fark etse bile inandığı sistemi eee savunmaya devam eder. Sorgulayı reddeder. Gerçekten öyle. Yani adamlar uğraşmış, teorilerini geliştirmişler. Yani onun için bu adamlardan örnek veriyorum. Ya bu gavurları niye söylüyorsunuz ya? Bu gavur lafını zaten ben sevmiyorum. Kimin gavur küffarı olduğu akşamki maçta hakemlerden belli oldu. Adam ne kadar adil bir maç yönetti. Galatasaray Liverpool maçında sadece bir tane sarı kart gösterdi. Aslında onu da göstermesi olurdu yani. E çok da belirgin bir sarı değildi. Ama bir hafta önce Galatasaray Beşiktaş'la oynadığında 11 tane kart çıktı. Yani aynı takım ve İngiltere'nin takımı gibi Avrupa'nın en iyi takımlarından birisine karşı oynuyor ve sadece bir sarı görüyor. Niye? E burada çelmelemeye çalışıyorlar. Burada şeyi, başarıyı sevmezler Türkiye'de. Bu hakemler belli bir mihraka bağlıdır. Ayağına çelmeleyeceksin bu takımı derler. Öbür takım da peşinden gelecek ki eee işte yarış kızışsın ve sektör para kazansın. Yani en masumane eee sebep budur. Diğer sebepler de bilmiyorum. Siyasi sebepler de olabilir işin içinde.
Altı: Kur'an'ın en büyük eleştirisi. E şimdi eee hani şu cümleyi eee söyleyeyim. Öyle geçeyim altıncı gruba. Yani şimdi bu durumda o İspanyol mu Müslüman, yoksa bizim sahtekar hakemler mi? Ya inanılmaz insanın kan beynine sıçıyor ya. Yani bu ya sen hakemsin, hakimsin ya. Orada adaleti temsil ediyorsun ya arkadaş ya. Ya bu kadar da olmaz yani. O zaman nüfus kağıdındaki Müslüman ismini sil götür o İspanyol'a ver ya. Ona daha çok yakışıyor ya. Vallahi bak ya. Yani bu bu dini mahvettiler ya böyle bir yani adında Müslüman olan, kimliğinde Müslüman olan bir insan bu kadar adi ve aşağılık bir şekilde hakemlik pay, hakimlik kararları eee böyle yargı kararı verebilir mi ya?
Altı: Kur'an'ın en büyük eleştirisi: Atalar Dini. Kur'an'da sürekli tekrar eden bir ifade vardır: "Biz atalarımızı bir yol üzerinde bulduk. Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız." Kur'an'da bunu bu ayeti hatırladınız. Bu cümle birçok ayette geçer. Kur'an'ın eleştirdiği şey şudur: İnsanların hakikati aramak, araştırmak yerine ataları taklit etmesi, liderleri, baronları taklit etmesi. Bu psikoloji bugün de değişmedi. Bugün insanlar şöyle diyor: "Bizim hoca böyle diyor. Bizim cemaat böyle diyor. Bizim şeyh böyle diyor." Ama şey ha sorduğun zaman da sen hakkıcı mısın diyorsam inkar ediyor. Yani hem tamam videolarını izliyorum ama işte işin nasıl güneş Hakkı Yılmaz, işte Ali Aydın ya bunların videolarını. Ya ben Ali Aydın benim de arkadaşım. Ben hiçbir zaman onun müridi olmadım. Yanlış söylediği yerde "Hocam sen yanlış yapıyorsun" dedim ya. Onlar öyle değil yani. Bağlıyorlar ve bir getto oluşturuyorlar. Yok ya kardeşim haşa benim de öyle bir iddiam yok yani. Ben kimim yahu? Ben günahkar bir insanım ya. Ben Kur'an'dan anlatıyorum. Siz de siz de açın Kur'an'a bakın. Ben yanlış söylüyorsam Kur'an'a uyun. Bana uymayın diyorum.
O ahirette gösterdiği sahne. Kur'an bu psikolojinin eee sonunu da anlatır. Ahirette insanlar şöyle diyecek: "Bunların sonu bu. Rabbimiz biz büyüklerimize, liderlerimize, din baronlarımıza uyduk. Onlar bizi saptırdı." O din baronları da onları suçlayacaktı: "Siz de bizi saptırdınız. E bu kadar insan peşimizden gelince biz de kendimizi doğru zannettik." Tabii eee bu siyasi liderler için de böyledir, dini liderler için de böyledir. Sebe Suresi 31-33'e ara açın bakın. Diyor ki: "O kafirler dediler ki: 'Biz bir Kur'an'a ve bu Kur'an'ın iki el arasındaki hiçbir hakikate inanmayacağız.' Ey Resulüm, ey inanan mümin kullarım, onların Rablerinin huzurunda hasımlaştığını, birbirlerine suçu birbirlerine attığını, lafı birbirlerine çevirip tartıştıklarını bir görsen. Zayıflar derler ki ona uyanlara, o din baronlarına derler ki: 'Siz olmasaydınız biz Allah'a iman etmiş müminler olacaktık. Cennetlik müminler olacaktık. Siz bizi yoldan çevirdiniz.' Böyle tartışma uzayıp gidiyor. Şeyler de diyor ki müstekbirler, müstazaflara, yönettiklerine: 'Size hakikat geldikten sonra biz mi sizi yoldan saptırdık? Bilakis de bizim gibi suçlularız. Siz bizi emzirdiniz, biz sizi emzirdik. Siz bizi yoldan çıkardınız. Kalabalıkları görünce biz hak yolda zannettik kendimizi. E siz de bizi yoldan çıkardınız. Biz de sizi yoldan çıkardık.' Hani şeytan bile diyor ki: 'Birbirinizi beni suçlayıp durmayın. Biz bu suçu birlikte işledik.' Devamını siz okuyun. Sebe 31-33." E Kur'an'ın eee ahirette gösterdiği sahne. Kur'an bu psikolojinin sonunu da anlatıyor. Eee, ve bu Sebe 32-33 arası gibi Ahzab'da da 67'de: "Rabbimiz biz büyüklerimize uyduk. Onlar bizi eee yoldan çıkardı, yoldan saptırdı." Bu ayet aslında insanlığın trajedisidir. Eee, insanlar çoğu zaman hakikate değil lidere bağlanır. E şimdi peki Allah ne diyor? Bu böyle birbirlerine suç atıyorlar. Allah onları duyuyor. Mahkemede, duruşmada bunlar kendilerini savunuyorlar. Allah Subhanahu ve Teala diyor ki: "Hepsini sürün cehenneme atın. Hiçbirisi masum değil." 33. ayet böyle bitiyor: "Onların kafirlerin boynuna yaptıkları suçu boyunlarına asarız. Bunu ne yapıyorlar? Toplumdan bir sürü haksız yere mal mülk para çalmak için o çaldıklarını boynuna dolarız. Onların hepsini cehenneme atarız. Onlar yaptıklarının dışında bir şeyle mi cezalandırılıyorlar zannediyorsunuz? Hayır. Ne yapmışlarsa onun karşılığını görüyorlar."
Sekiz: Ritüeller neden kimlik savaşına dönüşüyor? Yahu kardeşim senin işin gücün yok mu ya? Namaz yok da namaz yok. Ya bir tanesi Faruk Fidan diye birisi, ismi de vereyim, benim de ekli arkadaştı. Y aman Allah'ım daha gına geldi ya. Y her paylaşıma namaz yok. Her paylaşıma istisnasız. Namaz yok da namaz yok ya. Yeter ark kardeşim ya. Yeter y siz 1000 tane yazı yazmanız gerekmez. Bir tane yazı yazarım. Namaz yok diye inanıyorsanız bir tane yazı yazın yeter. Demek ki siz de bu dediğiniz hakkında kuşku içindesiniz. Aynen mezarlığın yanından geçen yalancı gibi, korkudan ıslık çalan yalancılar gibisiniz. Sürekli bunu tekrarlamak ihtiyacı duyuyorsunuz. Sürekli kendi kendinizi şeytanca telkin altına alıyorsunuz. Namaz yoksa namaz yok. Yoksa yok kardeşim ya. İnsanların ritüeline ne karışıyorsun ya? Kur'an bile insanların ritüeline karışmamıştır. Ya Kur'an'ın getirdiği bütün ritüeller "menasik" daha önceden gelenlerdir. Ya Kur'an haccın menasikini vallahi Kur'an getirmedi ya. Müşrikler de tavaf ediyorlardı, ihrama giriyorlardı. Kur'an onun içini doldurdu. Kardeşim siz insanların ritüelinde ne istiyorsunuz ya? Namazı kaldır, orucu kaldır, hacı kaldır. Sana ne kardeşim ya? Ya sen yerine bir şey koyuyor musun? Onu anlat. Ne konuyorsun ya? Siz siz toplanıp dedim sabahın köründe Kur'an diyor ki sabah eee "salatında" kalktığınızda fecirde işte hizmetçiler filan odanızı tıklatmadan içeri girmesin dedim. İşte bu burada bir kalkıştan söz ediyor. Burada ne yapıyorsunuz? Biz kalkıp namaz kılıyoruz iki rekat. A Kur'an çalışması yapıyoruz. İşte bu sohbetimi hazırlıyorum. Kur'an ayetlerini çalışıyorum. Eee, işte bu da bir "salat"tır toplu halde. Bu arada da iki rekat namaz kılıyorum. E peki dedim siz ne yapıyorsunuz kardeşim? Sabah kalkıp çoluk çocuğunuz evde karınız kızınız uyurken arkadaşlarınızı çağırıp destekleşme mi yapıyorsunuz? Namaz Hakkı Yılmaz'a göre destekleşmemiş. Şey, "salat". "Salat" destekleşmemiş. Yani tamam gelenek namaza tahsis etmiş. Bu yanlış olmuş. Bunu söylüyoruz ama sen de destekleşme diye bir safsataya tahsis ettin. Destekleşme ne ya? Sabahın köründe siz toplanıp destekleşme mi yapıyorsunuz? E tamam. Toplumsal bir sosyoekonomik, adil bir sosyoekonomik düzenin kurulması için çalışmak. Bir akşam Kur'an okuyorum. E bir yoğun ayet var bu konuyla ilgili. Şimdi "salat" da bunun bunun toplu olarak icrasıdır. Eyvallah. Eee, tamam da kardeşim sen şimdi destekleşme diye bir saçma sapan bir Türkçe bir kavrama hapsettin bu sefer de "salatı". Destekleşme, destekleşme, köstekleşme. Niye bu ya? Niye bu ya? Bunun şekli nasıl? Şemaili nasıl? Eee, bunun [kahkaha] yöntemi nasıl? Ne yapıyorsunuz sabah, sabahın köründe arkadaşlarınızı çağırıp destekleşme mi yapıyorsunuz? Deyince kızıyorlar. Bu sefer de iş kopuyor.
Altı: Ritüeller neden kimlik savaşına dönüştü? İşte bunu bunu anlatacağım. Din tartışmalarında en büyük kavgalardan biri ritüeller üzerine eee oluşuyor. Tabii insanlar seviyorlar. Yani ritüel madem ki dinin çok önemli bir kısmı değilse, ritüel hakkında tartışma da çok önemli bir kısmı olmaması lazım. Ritüel yoksa antiritüel de yoktur. Ya ritüel yoksa dinde, o zaman siz neyi eleştiriyorsunuz? Antiritüel. Antiritüelcilik de bir nevi ritüelcilik değil mi? Yani hero, antihero. Fantoma bir antiherodur biliyor musunuz? Fantoma diye bir çizgi film vardı. Yani bu şey putlar da anti tanrıdır, hepsi aslında. Hani şeytan da bir antiherodur, anti tanrıdır yani. E şeytana tapanlar da var biliyor musunuz? Bununla ilgili bir video video yaptım. Vallahi bak şeytan kendisine tapanları Allah'a ortak koşanları reddediyor. Şeytan bile bunlardan kaçıyor. Çünkü şeytanın bir ilahi gücü yok. Allah izin vermiş ona. E insandaki hür irade gereği şeytan metaforu insanlara saptırmak istiyor. İnsan Allah'ın, Allahu Teala da insana akıl vermiş ve vahiy vermiş. E sen yolunu bul diyor insana. Özgür irade vermiş. Y bu bu kadar basit bir metaforu, yani insanın içindeki bir dürtü mü, dışsal bir ontolojik varlık mı? O bile tartışılıyor. Şeytanı getirmiş tanrı yapmış ya. Meleke tavus heykeli yapmış tapınıyor ya. Tamam. E şey ezidiler, ezidiler gibi. Ezidiler gibi öyle yapmıyor. Yani belki bir melek tavus olarak şeytanı resmedip heykel yapıp önünde secde etmiyor belki. Ama ama işte ona da tanrısal vasıflar veriyor. Antiritüelcilik de böyle bir şeytan tapıcılığına dönüştü. Ya bu antiritüel, antiritüel diye bir din uydurdular. Antiritüel, hakkıcılık. Bu ne ya? Bu ne yana? Ne insanın namazından, niyazından kardeşim bırak sen işine bak.
Ş: Ritüeller neden kimlik savaşına dönüştü? Din tartışmalarında en büyük kavgalardan biri ritüel üzerine. Bunu seviyorlar böyle şeyi. Eee, ritüeller olmadan din olmaz bir kısmı diyor. Başka bir kısmı da hiç ritüel yoktur. İslam'da ritüel. Ritüel namaz kılmak falan. Oruç tutmak, hacca gitmek, taşı dönelmek putperestliktir diyor. Taşı dolanmak putperestliktir diyor ya resmen ya. Ama çoğu zaman bu tartışmalar hakikat tartışması değil, kimlik savaşına dönüşmüştür. Kur'an'ın istediği şey ise şudur: "Onlar sözü dinler ve en güzeline uyarlar." (Zümer 18). Yani herkesi dinle, delilleri tart, delilini getir. En doğrusunu seç.
Dokuz: Hakikat arayan insan azdır. Kur'an'da çok çarpıcı sebeplerinden dokuzuncusu: İnsan neden bu cahillerin peşinden gidiyor? Dokuzuncu sebep: Hakikati arayan insan azdır. Onun adamın derdi hakikat değil. Kur'an'da çok çarpıcı bir ifade vardır: "Kullarımda şükreden çok azdır." (Sebe 13). Bu ayet sadece şükürle ilgili değildir. Aynı zamanda insanlık gerçeğini anlatır. Hakikati gerçekten arayan insan azdır. Çoğu insan rahatını bozmak istemez.
On: Sonuç. Bağlıyorum bir cümleyle. Kur'an'ın istediği insan tipi lidere, körü körüne bağlanan insan değil, düşünen insandır. Kur'an'ın en çok sorduğu sorulardan biri şudur: "Aklınızı kullanmaz mısınız?" (Efe la takilun). Bu ifade eee Kur'an'da yaklaşık 50 kez tekrar edilir. Aman Allah'ım ya. Adam ilahiyatçı kalkıyor diyor ki: "Kur'an akletmeyi sevmez. Kur'an kör körüne itaat ister." Allah senin belanı versin, lanet herif ya! Ya ne diyeyim ya? Allah bu aziz mübarek günü kombeim sıçıyor ya. Y 50 yerde Kur'an akledin diyor ya. Ha onu onu görüyor. Adam ilahiyatçı akledin ayetini görmüyor mu zannediyorsun? Görüyor ama şunu söylüyor: "Ya Arapçada akıl ne demek biliyor musun? Deveyi sağlam kazığa bağlamak demek." Gidiyor kelimenin kökenine giriyor. Eee, olabilir. Yani e diller evrimleşirken böyle çölde tamam deveyi kazığa bağlamaktan çıkmış olabilir. Ben etimolojiyi severim. Yani kelimelerin etimolojisiyle ilgilenmeyi. Ben bir kavram kazıcı olarak eyvallah bunu reddetmiyorum. Ama kardeşim bu kavram zamanla ıstılahi olarak birçok anlam yüklenmiştir ve evrimleşmiştir ve bugüne gelmiştir. Akletmek demek sebepleri araştırmak demek. Dibine kadar "efel takilun". Bir de "tedebbür" var Kur'an'da. Ya neler ve ne muhteşem kavramlar var. Kur'an'ı bile araştırın diyor. Dibine kadar araştırın diyor. Kur'an kendisinden emindir. Bunu nasıl bu Kur'an'a ısrar atıyorsun? Ey ilahiyatçı. Ey ilahiyatçı.
Yahudiler dediler ki: "Allah'ın eli mağlulen, Allah'ın iki eli bağlıdır, cimridir." Allah dediler. Yani bunu demek istediler. Allah Subhanahu ve Teala diyor ki: "O dediklerinizi yazıyorum. O dediklerinizi yazıyorum. Ben bütün evreni insan için yarattım. Ey ey Yahudi, bu sözü söylüyorsun bana iftira ediyorsun. Bunun eee cezasını ahirette sana, bunun bunu soracağım sana." Bunları yazıyoruz. Bütün bu evren şu anda kaç milyar insan var dünyada? 7.8 milyar insan var. E bunun 10 katını doyuracak kadar rızık vermişim diyor Cenabı Hak. Bunun rızkı sen çalıyorsun ey Yahudi. Sermayedar Rakafe Rose Child, ondan sonra Elon Musk, ne işte Mark Zuckerberg. Şu hizmeti bize sunan en azından bu adam bir hizmet sunuyor da öyle kazanıyor parayı. Yani bu servetin bunların her birisinin serveti ve İslam alemindeki kutlu liderler, her birisinin milyarlarca dolar serveti var. Ve bir kısmının serveti bir Afrika ülkesinin milli gelirinden veya gayri safi milli hasılasından daha yüksek. Bu bunu siz çalıyorsunuz. Ben cimri değilim. Allah Subhanahu ve Teala diyecek: "Asıl siz kendi suçunuzu Allah'a atıyorsunuz." Aynı şekilde işte bu şeyler de bu bu imanını kaybetmiş münafık ilahiyatçılar da Allah'a iftira atıyorlar. Eee, diyorlar ki: "Allah aklet, Kur'an akletme akıl etmenizi istemez. Kur'an kör körüne bağlanmanızı ister." Rahat vallahi yalan söylüyorlar. Kur'an'da insanı insanı yaratırken ona özgür irade vermiş ve melekler buna itiraz etmiş. Ya Rabbi biz seni robotik olarak dediklerini harfiyen yerine getiriyoruz. Seni hamd ile tesbih edip takdis edip dururken nedeni yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek birisini yaratıyorsun? Bakın fesat çıkarma, kan dökme ihtimalini bile Allah Subhanahu ve Teala göze alıyor ve özgür irade veriyor insana. Seni kör olasıca ilahiyatçı seni kahrolası! Nasıl ölçtün? Nasıl biçtin? Nasıl kaşlarını çattın ve bu Kur'an'a nasıl bu iftirayı yaptın? Kur'an hangi ayetinde körü körüne bana itaat edin diyor? Aklı aklınızı çalıştırmaz mısınız diyerek 50 yerde Kur'an. Kur'an 50 yerde bu ifade geçiyor. "Efe la takilun" aklınızı kullanmaz mısınız? Bu yüzden Kur'an'ın çağrısı nettir: Hakikati kişilerden değil, delillerden aramak. Çünkü hakikat bir hocaya ait değildir. Bir tarikata ait değildir. Bir mezhebe hiç ait değildir. Hakikat yalnızca Allah'a Subhanahu ve Teala'ya aittir. Allah'a emanet olun hakikat yolcusu kardeşlerim, kavram kazıcı dostlarım. Yeah.